Get Adobe Flash player
Reklam

Kemalist Orhan Birgit’in Erbakan’a Yönelik Saçmalıkları ve ULUSAL KANAL’IN SAPTIRMALARI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 22
ZayıfMükemmel 

Ulusal Kanal’da Gülgün Feyman’ın Kıbrıs Harekâtıyla ilgili programına telefonla katılan Ecevit’in Bakanlarından aslı ve ayarı malum Orhan Birgit, Erbakan Hoca’yla ilgili asılsız ve hayâsız ifadeler kullanmışlardı. Her yönden bağımsız ve kalkınmış Büyük Türkiye sevdasından ve 1974 Şanlı Kıbrıs zaferinin gerçek mimarı olmasından dolayı; Yunan Gâvurlarından tüm Haçlı Batılılara, İşgalci ve terörist İsrail küstahından, içimizdeki sabataist ve Kemalist (Atatürkçü değil) uşaklarına tüm şer odakları Erbakan’dan kıcık alırlardı. İşte Orhan Birgit bunamışı da, bu alakasız ve ahlaksız ithamlarıyla Erbakan’a karşı kuyruk acılarını halâ unutamadıklarını ortaya koymaktaydı. Kıbrıs’ta Türklere yönelik barbarlık ve baskılar uzun yıllar öncesinden başlatılmıştı ve maalesef Ada’daki soydaşlarımız sahipsiz bırakılmıştı. İsmet İnönü “Savaş çizmelerimi giyerim…” gibi kof çıkışlar yapmış ama Amerika’dan gelen “Johnson Mektubu” ile geri adım atmıştı. Ve yine Süleyman Demirel, Kıbrıs’a doğru savaş gemilerimizi yola çıkarmış, ama yine ABD talimatıyla, maalesef askerlerimizi geri çağırmıştı. Hatta dönemin GKB rahmetli Semih Sancar Erbakan Hocaya: “Aman ha, daha önceki gibi çıkarma kararından geri dönülüp onurumuzla oynanmasın!” ricasında bulunmuşlardı.

Gülgün Feyman bilgiçlik havasıyla:

“Şimdi bizim medyamızda (bazı şeyler konuşuluyor). Kıbrıs barış harekâtında kimin emri verdiğini biliyoruz. Şifresini biliyoruz. “Ayşe tatile çıksını” biliyoruz... Şimdi birtakım böyle ortalık bulandırıcı yorumlar, sözler dolaşıyor… Yok “Erbakan Emri verdi” de, yok öyle etti de şeklinde… Bunun gerçeğini önce sizden dinleyelim ve o dönemin Turizm Bakanı olarak…” diye sormuşlardı.

Orhan Birgit ise:

“Şimdi önemli olan rahmetli Erbakan, Hürriyet gazetesinde Kıbrıs Fatih’i Ecevit lafı çıkınca Milli Gazete’de Mücahid Erbakan diye dengelemeğe yeltendi… Tabi ki Erbakan da hükümetin yanında yer aldı ve bunu kendi kâr hanesine katmaya heveslendi... Rahmetli Necmettin Bey daha sonra Suudi Arabistan’a gidip bu konuda destek almak istedi. İslam dünyasında birlik yok. Müslümanlar arasında mırın kırın filan edildi. Erbakan destek alamadı ve geri döndü. Kral ile bile görüşemedi. Yanında İsmail Hakkı Bir’ler gitmişti. Birer kol saati aldılar ve döndüler. Söylemekte biraz sıkıntı duyuyorum, Erbakan: “Bana Yunan esirlerinden bir torba kulak kesin, onları götüreyim” dedi.” diye yanıtlamış, Şeytanı bile şaşırtan bir şarlatanlıkla çok çirkin iftiralar uydurmuşlardı.[1]

Daha sonra Orhan Birgit: “Birinci harekâtta biz fazla yürümemişiz. Çünkü beşparmak dağlarında büyük mukavemetle, direnmeyle karşılaştık. Orada bayağı, ciddi bir savaş oldu. Bizim askerlerimiz, hatta kumanda zincirini aşarak, kendi komutanlarının kararıyla alev makinesi bile kullanmışlardı. Bu konu şimdiye kadar açıklanmamıştır. Şimdi asıl önemli olan şu: Bakınız MSP’nin devamı olan AKP Kıbrıs’ı Annan Planı’yla Yunanlılara vermeyi sakınca görmedi. Allah’tan Türkiye “evet” derken Rumlar “hayır” diyerek plana karşı çıktılar. Bunun sorumlusu bugünkü Cumhurbaşkanıdır. sözleriyle gerçekleri çarpıtarak, halâ Erdoğan’ı Erbakan’ın devamı gibi gösterme gayretiyle yalancılığını ve kuyruk acısını açığa vurmuşlardı.

Erbakan’ın şanlı Kıbrıs çıkarması ve kararlılığı!

Bazı küçük beyinlerin, büyük olayları idrak etmesini beklemek boşunadır. Kindar ve kıskanç kimselere, birtakım başarıların kabul ettirilmesi gerçekten kolay olmamaktadır. Bu ba­kımdan, Erbakan Hoca’nın, 74 Kıbrıs Zaferini hafife alanların ve asıl kahramanlığı Ecevit’e yamamaya çalışanların bu tavırları da, ya bu ola­yın boyutlarını kavrayamadıkla­rından veya kıskançlık damarlarındandır. Şimdi Kıbrıs Barış Harekâtı’nın hem stratejik, hem psikolojik, hem de si­yasi ve askeri sahadaki üstün başarılarının ve mutlu sonuçlarının bir kıs­mını hatırlatalım:

Her şeyden önce bilinmesi ve kabul edilmesi gereken gerçek şudur ki, 74 Kıbrıs Harekâtı’nın asıl mimarı ve kahramanı Erbakan'dır. Sadece mu­hale­fet­teki Demirel’in Adalet Partisi değil, koalisyon ortağı Ecevit’in Halk Partisi de böyle bir harekâta kar­şıydı. Çünkü korkuyorlardı ve Amerika ve Avrupa'nın bas­kısı nedeniyle çıkarma yapmaya cesaret edemiyor­lardı. Hükümetin CHP kanadının bu harekâta razı edilmesi için, Erbakan'ın ilk mücadelesini koalisyon içerisinde ve Büyük Millet Meclisi’nde kazandığını belirtmemiz lazımdır. Umuyorum ki pek yakın bir gelecekte, bütün bu gerçekler, belgeleriyle ortaya konulacak ve milletimiz olup bitenleri o zaman daha iyi anlayacaktır. Bilindiği gibi 15 Temmuz 1974’te Samson adlı EOKA’cı, Kıbrıs’ta Makaryos’u devirip darbe yapmış ve adayı Yunanistan’a katacağını ilan etmiş bulunmaktaydı. Artık Kıbrıs’a müdahale etmemiz kaçınılmazdı. Ama maalesef hem Ecevit, hem de başta Demirel olmak üzere bütün muhalefet, askeri çıkarmayı çılgınlık olarak nitelemekte ve karşı çıkmaktaydı.

Sonunda İngiliz Başkanı Callahan’la konuyu görüşmek üzere Ecevit, Oğuzhan Asiltürk’le birlikte Londra’ya gönderiliyor, böylece Erbakan, artık tam yetkili başbakan vekili oluyordu. Havaalanında Ecevit uğurlandıktan hemen sonra, Genel Kurmay Başkanı Semih Sancar ve Kuvvet Komutanları Erbakan’la birlikte özel bir odaya geçiyor ve orada bulunan Süleyman Arif Emre Bey bile içeri alınmıyordu. Bu uzun ve tarihi toplantıda, Kıbrıs’a derhal çıkarma kararı üzerinde anlaşmaya varılıyordu. Kuvvet Komutanları “Yıllardır böylesine onurlu ve olumlu bir karara hasret çektiklerini... Düşmanların dikkatini çekmesin diye, dağıtılarak Dörtyol, İskenderun ve Mersin’de konuşlandırılan birliklerimizin çıkarmaya hazır hale gelmesi için 2–3 gün gerekeceğini” bildiriyordu. Bu arada daha önce İnönü ve Demirel’in yaptığı gibi verilen karardan geri dönülmemesi için, Erbakan’dan özellikle ricada bulunuyorlardı. Ve artık Ecevit, Türkiye’ye döndüğünde alınan bu karar gereği, hazırlıkları tamamlanan ve Kıbrıs’a doğru yola çıkan kahraman Ordu’muza mani olmaya kalkışamıyordu.

Ecevit, Kıbrıs çıkarması ve sonrasında:

1- Önce çıkarmaya çekingen ve ürkek davranmak, kararın alınmasını uzatmak ve Rumlara vakit kazandırmak,

2- Batının baskısıyla, daha çıkarmanın ilk gününde Bakanlar Kurulu’nu toplayarak “ateşkes kararı” için çırpınmak,

3- Bu ateşkes kararını saat 17.00’yi bile beklemeden gündüz 11.00’de açıklamak,

4- “Kanton Çözüm” gibi yanlış ve milli çıkarlarımıza aykırı bir öneriyi karşı tarafa acelecilikle sunmak,

5- 2’nci Harekâta şiddetle karşı çıkmak ve harekâtın durdurulması için koalisyon ortağından habersiz gizli talimatlar yağdırmak,

6- Kıbrıs’ta Ordu’muzun rahatlıkla alabileceği stratejik ve ekonomik bölgelerin ele geçmesine engel olmak,

7- Maraş’ı boş bırakıp pazarlık gücümüzü zayıflatmak,

8- “Federe Devlet” sözünü sakız yapıp Kıbrıs’ta kesin ve kalıcı bir çözümü zora sokmak gibi; 8 tane tarihi ve talihsiz hata yapmıştır. Ama buna rağmen Kıbrıs Fatih’i rolü oynamaktan da geri durmamıştır.

Kıbrıs üzerinde, her ne kadar Yunanistan'ın heves ve hesapları bu­lunduğu ve orayı bütünüyle bir Rum adası yapmayı planladığı biliniyorsa da, Kıbrıs asıl İsrail için önemlidir. Birleşmiş Milletler’in, ABD ve İngiltere’nin Kıbrıs'ı karıştırmak ve Türk Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırmak için çırpınma­ları işte bu yüzdendir. Bir dünya haritasını önünüze alıp baktığınızda görülecektir ki, İsrail'in çevresi hep İslam ül­keleriyle çevrilidir. Bu ülkelerdeki kabuk yönetimler ve kiralık beyinler de, eninde sonunda devrilip gidecektir. İsrail ise, sonunun geldiğini hissetmekte ve bunca yıldır Müslümanlara ve İslam dünyasına yaptığı hıyanet ve hakaretlerin, mutlaka hesabının sorulacağını düşünmekte ve psikolojik bir suçlu­luk korkusu ve kompleksi içinde debe­lenmektedir. Akdeniz dışında, İsrail’in bütün yardım kapıları ve kaçış yolları kapalı­dır. Çünkü Müslümanların kontrolü altındadır. Akdeniz yollarının kalesi ve kapısı ise Kıbrıs'tır. “İşte bu yüzden Kıbrıs’ın Müslüman Türklerden arındırılması, İsrail'in güvenliği ve geleceği açısından hayati bir önem” kazanmaktadır.

Kıbrıs, İslam alemine yeniden lider ve lokomotif olacak bir potan­si­yeli bulunan, ve bu nedenle tarihi ve tabii bir sorumluluğu üzerinde taşıyan Türkiye açısından da oldukça önemlidir. Ege ve Akdeniz'de, burnumuzun dibindeki adalar bile tamamen Yunanlıların ve düşmanların elindedir. Akdeniz'de batmayan bir donanma ko­numundaki Kıbrıs'ın da bütünüyle elimizden çıkması, Türkiye'nin kolunun ka­nadının kırılması demektir. Zaten vaktiyle Sokullu Mehmet Paşa’nın Kıbrıs’ın Fethi’nden sonra İnebahtı'da Osmanlı Donanması’nı yakan Haçlı elçilerine, “Siz bizim gemilerimizi yak­makla sadece saka­lımızı tıraş etmiş oldunuz. Ama biz sizden Kıbrıs'ı al­makla kolunuzu kırmış olduk” de­mesi de bu yüzdendir. Bu durumu çok iyi bilen ve ortaya çıkan fırsatı yerinde değerlendiren Erbakan, “Daha yakın temaslarda bulunmak(!)” üzere Ecevit'i Londra'ya uğurluyor ve resmen bütün yetkileri üstlenmiş Başbakan Yardımcısı sıfatıyla “Ordular ilk hedefiniz Kıbrıs'tır!” komutunu veriyordu.

Nice yıllardır böylesine onurlu ve olumlu bir karara hasret çeken kahra­man Ordu­’muz, hem geçmişte bu Peygamber ocağında şehadet rütbesine ulaşmış ev­liya makamın­daki mücahitlerin manevi duası ve himmeti, hem de yakın bir ge­lecekte yeniden Hak ve adaletin bekçileri olmanın peşin bereke­tiyle, bir nevi imkânsızı başarıyor, Amerika ve Avrupa’sıyla bütün batılıları ve batıl kafalı­ları hayret ve dehşete düşüren bir cesaret ve hareketle, ismini Peygamberle­rinden alan Mehmetçikler Kıbrıs'a çıkıyordu.

Kıbrıs Zaferinin mutlu sonuçlarına gelince:

a- İslam dünyasındaki, pek çoğu danışıklı dövüş şüpheli ve şaibeli bulunan ve maalesef sonunda Müslümanları kültüründen ve kimliğinden uzaklaştırıp emperyalistle­rin yarı sömürgesi du­rumuna sokan, bazı kurtuluş hareketlerini hesaba katmaz­sanız Kıbrıs Barış Harekâtı, yakın tarihte Haçlılara karşı yüzde yüz milli amaç­lar ve yerli im­k­ânlarla kazanılan en önemli zaferlerden biri olma özelliğini ve önemini taşımaktadır. Kıbrıs'ta, Amerika'sı, Avrupa'sı, Rusya'sı, İngiliz'i, Fransız’ı, Yunan’ı, İsrail’i, kısaca Yahudi ve Hıristiyan dünyası yeni bir Haçlı İttifakı ku­rup karşımıza çıktıkları... Sözde müt­tefikimiz olan NATO ülkeleri bile aleyhimize tavır aldıkları... Parasını peşin verdiğimiz silahlara, gemi ve uçaklara el koydukları ve her türlü ambargoyu uyguladıkları halde, Türkiye'nin Kıbrıs'a çıkması ve yarısını kur­tar­ması, yeni bir Kosova'dır, Niğbolu'dur, Mohaç’tır...

b- Şanlı Kurtuluş Mücadelemizden sonraki, en milli ve cesaretli girişim olan Kıbrıs zaferi; Afgan direnişi, Bosna mücadelesi ve Çeçenistan zaferi gibi destanlara dolaylı zemin hazırlamıştır. Zira Kıbrıs’taki bu beklenmedik başarının bereketli ve cesaretli sonuçları, her tarafa yansımıştır. Yeryüzündeki İslami diriliş ve direniş hareketleri Kıbrıs zaferiyle yeni bir hız ve heyecan kazanmıştır. Böylece; “Batı yenilmez, Haçlılara karşı gelinmez” korkusu ve kompleksi yıkılmış­tır.

c- Kıbrıs çıkarması yüzünden ülkemize uygulanan ambargolar sebe­biyle, Türkiye kendi ihtiyaç duyduğu başta savunma sanayiini kurup geliştirmeye, bütün harp silah ve gereçle­rini üretmeye yö­nelmiş ve bu sahada başarılı olabileceğini kanıtlamıştır.

Velhasıl 74 Kıbrıs Harekâtı, Cumhuriyet tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır. Kıbrıs'ın sadece alınmasının değil, o günden bugüne elimizde kal­masının da kahramanı, yine Erbakan'dır.

Bülent Akarcalı’nın “Oturup kalkıp Erbakan’a teşekkür etmek bir vicdan borcu halini almıştır!” itirafları!

20 yıllık siyasi hayatına ANAP’la başlayıp bitiren eski bakan ve milletvekili Bülent Akarcalı, geçen yılların ardından 1974 yılında yapılan Kıbrıs çıkarması ile ilgili çok önemli ve tarihi açıklamalar yapmıştı. Özellikle sol kesimdeki yaygın kanaatin aksine Kıbrıs’a yapılan çıkarmanın eski Başbakanlardan Bülent Ecevit’in değil Necmettin Erbakan’ın ‘ısrarı’ olduğunu vurgulayan Akarcalı, “Kıbrıs’a Türk Ordusu’nun müdahalesindeki en büyük şans Erbakan’ın Başbakan Yardımcısı olmasıdır. Bizim oturup kalkıp Erbakan’a teşekkür etmemiz lazımdır. Gerçek fatih odur. Onun kararlılığı sayesinde Kıbrıs Harekâtı başlatılmıştır.” diyerek tarihi bir gerçeği hatırlatmışlardı. VlP diplomat isimli dergiye önemli açıklamalarda bulunan siyasetin usta isimlerinden Bülent Akarcalı, ANAP’ta siyaset yaparken en çok eleştirdiği 54. Hükümetin Başbakanı Necmettin Erbakan’a yönelik çok önemli tespitlerde bulunmuşlardı. Ecevit’in Başbakanlığı döneminde yapılan Kıbrıs çıkarmasından dolayı yakıştırılan Kıbrıs fatihliğinin tamamen tesadüf olduğunu açıklayan Akarcalı, bu konuda şu önemli bilgileri paylaşmıştı: “Ecevit’in Kıbrıs’la ilgili fatihliği tamamen tesadüfidir bence. O sırada hasbel kader Başbakan olduğu için o işi yüklenmek durumundaydı. Şimdi ben de açıkça ifa edeyim ki Kıbrıs’a Türk Ordusu’nun müdahalesindeki en büyük şans Erbakan’ın Başbakan Yardımcısı olmasıdır. Erbakan’ın ısrarıdır o işi yaptıran. Sayın Ecevit tek başına olsaydı yapmamak için şiirlerine geri dönerdi. Bizim oturup kalkıp Erbakan’a teşekkür etmemiz gerekir. Gerçek Fatih odur, ki ben siyasi açıdan Erbakan’ı en çok eleştiren biriyim.”

TSK, Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında, Erbakan Hocanın cesur ve onurlu kararlarına, Milli bir sorumluluk ve şuurla sahip çıkan ve uygulayan Türkiye'nin 16. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Semih Sancar'a ait madalya, madalyon, plaket ve rozetlerin Ankara'daki bit pazarında çıkması da Siyonist ve Sabataist odakların bir intikam hırsıydı. Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt (ATASE) Daire Başkanlığı, söz konusu eşyaları elinde bulunduran koleksiyoner Necati Doğan ile irtibat kurmuş. Söz konusu eşyaların TSK tarafından alınmasını sağlamıştı.

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), Kıbrıs Barış Harekatı'nı yürüten ve dönemin Başbakan Yardımcısı Prof. Dr. Necmettin Erbakan’a tam destek veren Türkiye'nin 16. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Semih Sancar'a ait madalya, madalyon, plaket ve rozetlerin Ankara'daki bit pazarında çıkması da bir intikam planıydı. Eski Genelkurmay Başkanlarından Sancar'a ait bazı özel eşyaların, İskitler'de haftada bir kez kurulan bit pazarında olduğuna yönelik haberin ardından Genelkurmay Başkanlığı konuya duyarsız kalmamıştı. ATASE Daire Başkanlığı yetkilileri, "Kıbrıs Kahramanı" olarak tarihe geçen Sancar'ın anısına gereken saygının gösterilmesi için eşyaları elinde bulunduran koleksiyoner Doğan ile temas kurmuşlardı. Eşyaların niteliklerine ilişkin bilgi alan yetkililer, Sancar'ın ailesiyle de iletişime geçerek, söz konusu eşyaların TSK tarafından alınması yönünde çalışma başlatmışlardı. Rahmetli Semih Sancar’ın ailesinden kimler, hangi imkân ve şantajlarla bu hatıra emanetleri satmaya razı kılınmıştı? Ve hangi mahfiller bunları tezgâhlamıştı? Soruları üzerine devletin ciddiyetle gitmesi halinde, olaydaki sabataist ve masonik parmağı ortaya çıkarılacaktı.

1955’te İstanbul’da Rumlara yönelik 6-7 Eylül vahşetinin kışkırtıcısı da Orhan Birgit çıkmıştı

"6-7 Eylül 1955'te büyük etkisi olan KTD Bildirisi'ni ben yazdım. Demokrat Parti'ye karşı 28 Nisan 1960'ta yapılan öğrenci ayaklanmasını da ben organize ettim. Hapse bile girdim.” itirafında bulunan Orhan Birgit, fesatçılığı ve fırsatçılığı ile tanınmıştı.

Emekli Tümgeneral İlker Güven, eşini havalimanının VIP salonunda Orhan Birgit’le yakalatmıştı.

Emekli Tümgeneral İlker Güven, boşanmak için davalık olduğu eşini, beraberinde eski bakan Orhan Birgit adına düzenlenmiş uçak bileti ile Esenboğa Havalimanı VIP salonunda yakalatmıştı. Paşanın eşi Sunahanım Güven hakkında tutanak hazırlanmıştı. Emekli paşa, eşinin Birgit’le daha önce Konya’ya da gittiğini hatırlatmıştı. Bayan Güven ise, “Birgit aile büyüğümüz” yalanına sığınmıştı.

Emekli paşadan eşine VIP salonunda baskın yapılmıştı.

Emekli Tümamiral İlker Güven, boşanma davası süren eşini, beraberindeki eski bakan Orhan Birgit’in adına düzenlenmiş uçak bileti ile Esenboğa Havalimanı VIP Salonu’nda polise yakalatmıştı. Eski bakan Orhan Birgit yoluna devam ederken paşanın suçüstü yaptırdığı eşi hakkında tutanak yazılmıştı. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndan 2004 yılında emekliye ayrılan Emekli Tümamiral İlker Güven, 2002 yılında nikâh masasına oturduğu Sunahanım Demirkaya ile 6 yıl evli kalmıştı. 2 yıl önce de “eşinin şeref ve haysiyetini zedeleyici davranışlarda bulunduğu, erkeklik gururunu ayaklar altına aldığı iddiasıyla” boşanma davası açmıştı.

E. General İlker Güven, 8 Mart günü, Esenboğa Havalimanı Polisi’ne eşinin eski Turizm Bakanı Orhan Birgit’in eşiymiş gibi davrandığı ve “Birgit” soyadını kullanarak VIP salonlarından faydalandığı ihbarını yapmıştı. Aynı gün Sunahanım Güven ile eski bakan Orhan Birgit, İstanbul’dan uçakla Esenboğa Havalimanı’na uçmuşlardı. İkili, VIP salonundan çıkmaya hazırlanırken, Emekli Tümamiral İlker Güven, “Yakalayın bu kadını. Sahte kimlikle dolaşıyor. Bir başkasına ait soy ismini kullanıyor” diye bağırmıştı. Eski bakan Orhan Birgit ise, salondan hızla çıkarak havalimanından ayrılırken bir türlü sakinleştirilemeyen ikili, polis merkezine alınmıştı. Burada Sunahanım Güven’in biletinin soyadı bölümünde “Birgit” yazdığı anlaşılmıştı. VIP hizmetlerinden yararlanacaklar listesinde de Sunahanım Birgit’in adının karşısında “Eski Turizm Bakanı eşi” şeklinde ifade bulunduğu saptanmıştı.

Emekli Tümamiral Güven, suçlamasını tekrarlayarak Sunahanım Güven’in Orhan Birgit ile ilişkisi olduğunu vurgulamıştı. Bu iddiaya karşılık Sunahanım Güven, Orhan Birgit ile aynı toplantıya gittikleri için aynı uçakta olduklarını söyleyerek, “Orhan Birgit, aile büyüğümüzdür, kendisini yakinen tanırım” yalanına sığınmıştı. Çiftin karşılıklı şikâyetçi olması üzerine savcılık soruşturma başlatmıştı. Ancak takipsizlik kararı alınmıştı. Bu arada Sunahanım Güven’in daha önceki uçuşlarında da “Birgit” soyadını kullandığı ve eski Turizm Bakanı Orhan Birgit ile birlikte Konya’ya gittiği ortaya çıkmıştı.[2] İşte Erbakan iftiracısı Orhan Birgit, hala başkasının nikahlısı olan bir kadınla gizli ve kirli aşk yaşayacak kadar onurlu ve namuslu bir insandı… Oldukça ilerlemiş ihtiyar yaşına rağmen, aile dostu bir emekli paşanın henüz boşanmayan hanımını, kendi soyadını taşıyan sahte kimlik bilgileriyle dolaştırmaktan utanmayan bu adamın nasıl bir karaktere sahip olduğu anlaşılsın diye bunlar hatırlatılmıştı.

Orhan Birgit’in Masonik bağlantıları: Büyük kulüp’ten evliliğe kapı açılmıştı!

Basın Konseyi Başkanı ve Cumhuriyet Gazetesi Köşe Yazarı Orhan Birgit, Eskişehir’de Gülsen Abacı ile evlendiği anlaşılmıştı. Eskişehir’de Cuma günü yapılan Orhan Birgit ile Gülsen Abacı’nın nikâhlarını CHP’li Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen kıymıştı. Çiftin nikah şahitliğini ise Yılmaz Büyükerşen’in eşi Seyhan Büyükerşen ile CHP’li Eskişehir Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç yapmıştı.[3]

Orhan Birgit; “Eşimin 12 yıl önceki vefatından beri burada yalnız oturuyorum. Akşamları BÜYÜK KULÜP’e gidip, zaman geçiriyordum. Oradaki bir ortak arkadaşımız hem bana hem de Gülsen’e bizi tanıştırmak istediğini söyledi. 4 Mart’ta ilk kez tanıştık. Dört kez yemeğe çıktıktan sonra yalnızlığımı ileri sürerek, kendisine yeni bir hayat kurmak istediğimi bildirdim. Niyetimi açıkladım. O da reddetmedi. Eskişehir’e gittik, evlendik.” diyerek BÜYÜK KULÜP bağlılığını açığa vurmuşlardı.

İngiliz Elçisi Sir Alfered Sandison tarafından 1882 yılında kurulan özel Mason Locası Büyük Kulüp, 21 yıllık başkanı Duran Akbulut'un vefatının ardından yeni yönetimini belirlemişti. Büyük Kulüp'ün başkanlığına Dati Yatırım Holding ve Kaptanoğlu Denizcilik Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Gündüz Kaptanoğlu seçilmişti.

Aralarında iş adamı, siyasetçi, asker, bürokrat, sanatçı ve akademisyenin bulunduğu yaklaşık 8 bin üyenin bulunduğu Büyük Kulüp'te Metin Baylav ve Gündüz Kaptanoğlu arasındaki başkanlık yarışı sonuçlanmıştı. Kulüp'ün yeni başkanı Kaptanoğlu yapılmıştı. Büyük Kulüp'te, 21 yıl başkanlık yapan Duran Akbulut 23 Mart 2017'de vefat etmiş ve ardından yeni başkanı belirlemek üzere olağanüstü genel kurula gidilmişti.

Büyük Kulüp'ün yeni yönetimi şu isimlerden oluştu:

Gündüz Kaptanoğlu - DATİ Yatırım Holding ve Kaptanoğlu Denizcilik Yönetim Kurulu Başkanı

Melih Tavukçuoğlu - Anadolu Yakası İnşaat Müteahhitleri (AYİDER) Başkanı

Atilla Kıyat - Emekli Koramiral

Prof. Dr. Mehveş Emeç Birol - Piyanist, Devlet Sanatçısı

Prof. Dr. Ethem Tolga - Galatasaray Üniversitesi Eski Rektörü

M. Erkan Ülker - Einhell İntratek A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı

Ali Kösedağ - Kösedağ Tel Örme-Çit San. A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı

Murat Asım Kıncal - Sanset A.Ş. Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı

Aslan Gülçiçek - MG Gülçiçek International Fragrance Company CEO'su

Şimla Türker Bayazıt -Türker Proje Yatırım Geliştirme A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi

Nevhan Gündüz - Orge Elektrik Taahhüt A.Ş. CEO'su

1882 Yılında Kurulan özel Mason Locası

Yaklaşık 8 bin üyesi bulunan Büyük Kulüp, 1882 yılında İngiltere Büyükelçisi Sir Alfred Sandison tarafından Cercle a'Pera ismiyle kurulmuştu. Başlangıçta Osmanlı İmparatorluğu'nda görev yapan yabancı elçiler ve ataşelerin üye olduğu bir kulüptü. İttihat ve Terakki döneminde önemli sayıda Türk üye kabul eden yapı, 1944'te Büyük Kulüp adını almıştı.

Büyük Kulüb'ün kurucuları Masonlardı!

1800'lerden beri 'Cemiyet hayatı'ndaki ayrıcalığı ve ağırlığı ile tanınan Büyük Kulüp, 130. yaşını sessiz ve buruk kutladı. Kimileri 'Baronlar Kulübü', kimileri 'Seçkinler Kulübü' der Büyük Kulüp'e... 130 yıllık geçmişi, 150 trilyonluk mal varlığı ile küçük bir imparatorluğu andıran, hükümetlerin kurulduğu ve devrildiği bir 'kapalı kutudur' burası. İttihat Terakki'den Türkiye Cumhuriyeti'ne giden yolların taşlarını döşeyen, yakın zamana kadar derin siyasi-ekonomik kararların alınmasında etkili olduğu düşünülen, Türkiye'nin 'Derin gücü' Büyük Kulüp' bir süredir sessizdi. BÜYÜK KULÜP'ün logosunun altında "1882 Cercle d'Orient" açıklaması var. Türkçesi "Doğu Çevresi" veya "Şark Çemberi" anlamlarına gelir. Circle d'Orient Fransızca bir terim olmasına rağmen onun 1882 yılında kuruculuğunu İngiltere'nin İstanbul Elçisi Sandison yapmıştır. İngiltere Kraliyet ailesinin, Osmanlı ülkesindeki en yetkili temsilcisi ve siyasi misyon şefidir.

Sandison, aynı zamanda Beyoğlu'ndaki "Grand Orient Mason Locasının" da kurucu reisidir. Cercle d'Orient ve Grand Masonlar Locası (yeni ismiyle Büyük Kulüp) uzun yıllar Beyoğlu Abraham Paşa apartmanında çalışmalarını sürdüre gelmiştir. Abraham Paşa'nın tarihi binasında aynı zamanda Osmanlı Masonlar Kulübü de hizmetlerini yürütmüşlerdir. Osmanlı Mason locasının da adı "Grand Orient" (Büyük Doğu) locası idi.

Mason Locası “Büyük Kulüb” Adını Almıştı.

Cercle d'Orient'in çalışmalarına başladığı tarihi bina Osmanlı yönetiminde etkisi olan büyük işadamı Ermeni asıllı Abraham Paşa'ya aitti. 1909 yılında "Grand Orient Mason Locası" Talat Paşa başkanlığında Hür ve Grand Orient (Büyükdoğu) Mason locası diplomasi- Bağımsız Masonlar Locası olarak isim aldı. Talat Paşa aynı zamanda 'Circle d'Orient'in de üyesiydi. Abraham Paşa'nın Büyük Doğu Mason locası ile Cercle d'Orient'in tarihi hizmet binası apartmanında Cercle d'Orient ile "Grand Orient Masonlar locasının" birlikte çalışması tesadüfî olamazdı. Cercle d'Orient'in adı içinde sadece "Masonlar" kelimesi yoktu. Ama kurucuları Masonlar idi. Circle d'Orient, 1936 yılında "Büyük Kulüp" adını almış. 1960'lı yıllardan sonra Mason locaları ile Büyük Kulüp, Kadıköy Havuzlubahçe'ye deniz kıyısına taşınmıştı.

Atatürk’ün “Kökü dışarıda bulunan fesat ve hıyanet odakları” deyip kapattığı Mason Localarına ve Büyük Kulüp gibi ocaklara üye ve hizmetkar olanlar, samimi Atatürkçü olamazlardı, bunlar Kemalist sahtekârlardı.

Doğu Perinçek'e göre Kıbrıs Barış Harekâtı "işgal", Rauf Denktaş da "yağmacı"ydı!?

Doğu Perinçek 12 Mart’tan sonra 24 Mayıs 1972’de girdiği hapisten 1974 Temmuz genel affıyla birlikte dışarı çıkmıştı (16 Temmuz 1974). Hapisten çıktıktan 4 gün sonra Türk Ordusu Rahmetli Erbakan’ın özel kararlılığı sonucu Kıbrıs Barış Harekâtı’na başlamıştı. En solundan en sağına kadar bütün siyasi partilerin desteklediği ve Türk milletinin yekpare bütün olarak kenetlendiği Barış Harekâtı’na her nedense Doğu Perinçek şiddetle karşıydı. Bununla da hep gurur duymuşlardı. O kadar ki, yıllar sonra, 1993’te dahi, İşçi Partisi’nin yayın organı Teori Dergisinde şöyle övünerek anlatmışlardı:

“TİİKP Kıbrıs’a yapılan müdahaleye ilk günden itibaren tek başına karşı çıktı. İşgal gerçekleştiğinde TİİKP önderleri ve kadroları cezaevinden çıkalı henüz 4 gün olmuştu. Faaliyet için zorunlu örgüt, yayın organı vb. araçlar inşa etmeye yeni başlamışlardı. Buna rağmen ellerindeki sınırlı olanaklarla birinci günden itibaren Kıbrıs’ın işgaline karşı en küçük bir tereddüt göstermeden mücadeleye başladılar.”[4]

Perinçek’in Aydınlık hareketi, o dönem “İşgale nihayet, Kıbrıs’a Hürriyet”, “İşgalci Türk Ordusu Kıbrıs’tan çekilsin” gibi sloganlarla bildiriler dağıtmış ve yayınlar yapmıştı. Bu Milli Dava’da Doğru Perinçek Türk Ordusu’nun karşısında ve Rumların yanında yer almıştı.

"Kıbrıs meselesi" kitabında Doğu Perinçek’in zırvaları ve TSK’yı işgalcilikle suçlaması!

Perinçek ilk baskısı Ocak 1976 yılında basılan “Kıbrıs Meselesi” kitabında, birbirinden çirkin ve gerçek dışı ithamlarda bulunmuşlardı. İşte Doğu Perinçek’in yazdığı Kıbrıs Meselesi isimli kitaptan bazı bölümleri şunlardı:

“Askeri müdahale (Barış Harekâtını kastediyor) Esas Olarak ABD işbirlikçisi Büyük Burjuvazinin Eseridir.”[5]

“Türk Ordusu, Rum toplumuna ‘özgürlük götürmedi, tam tersine Rum toplumu içindeki özgürlük düşmanı güçlerle işbirliği yaptı.”[6]

“Bu şartlar altında Türkiye devrimcilerine, yurdunu seven ve emperyalist savaşa karşı olan herkese önemli görevler düşmektedir. İşgalci siyasete ve şovenizme karşı mücadeleyi cesaretle güçlendirmeliyiz. Türkiye hâkim sınıflarının, Kıbrıs’a barış ve özgürlük götürmek perdesi altında yaptıkları NATO jandarmalığını bütün halka açıklamalıyız.”[7]

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek KKTC Eski Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş için de kitabında şunları yazmıştı:

“Nitekim, Türkiye halkının sömürülmesine bekçilik eden devlet, Kıbrıs’ın halkının mallarının talan edilmesine de bekçilik etmektedir. Nasıl Türkiye’deki sömürü, emperyalistlerin ve onların bir avuç işbirlikçisinin kasalarını dolduruyorsa, Kıbrıs’taki durum da hiç farklı değildir. Rauf Denktaş gibi emperyalist işbirlikçisi faşistlerin baskısı altındaki Kıbrıs’ın Türk emekçileri üzerindeki sömürü de devam etmektedir.”[8]

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek yine aynı kitapta, Kıbrıslı Türkleri Rumların zulmünden kurtarmak için yapılan “Barış Harekâtını” Hitler’in saldırılarıyla aynı saymıştı.

“Hitler de, bütün emperyalistler gibi, saldırı savaşlarını yürütürken ‘barış’ kelimesini dilinden düşürmüyordu. Çekoslovakya’ya saldırmadan önce yapılan son Nazi Partisi kongresinin adı ‘barış kongresi’ idi. Hitler’in orduları, Çekoslovakya’yı işgal ederken, bu harekât bütün dünyaya bir ‘barış harekâtı’ olarak ilan ediliyordu.”[9]

“Bugün Kıbrıs Cumhuriyeti’nin topraklarının önemli bir kısmını işgal eden ve Kıbrıs’ın bağımsızlığını yok eden Türkiye hâkim sınıflarının tutumu da farklı değildir. Kıbrıs’ı sonuç olarak bir NATO üssü haline getiren askeri müdahaleye ‘barış harekâtı’ adı verilmiş, kendi ülkesinde faşizm uygulayan ve özgürlüğün baş düşmanı olan Türkiye hâkim sınıfları, Doğu Akdeniz bölgesinde birdenbire ‘özgürlük ve demokrasi’ savunucusu kesilmiştir. Geniş emekçi yığınlar bu suretle aldatılmış, sırtını ABD emperyalistlerine dayayan Osmanlı fetih siyaseti, ‘Kıbrıs’ın bağımsızlığını korumak’ perdesi altında yürütülmüş ve halkımıza ‘yurtsever’ bir politika olarak gösterilmiştir”[10] diyen Doğu Perinçek, acaba o gün mü, komünist hainlerin bir ajanıydı, yoksa bugün mü kapitalist ağalara kiralanmıştı?

“Türk işgalinin devam etmesi, Yunan askerlerinin adada kalmasına da sebep olmakta, yeni katliam ve cinayetler için gerekli ortam yaşatılmaktadır. Katliamların esas sorumlusu, Kıbrıs’ta yangınlar çıkaran iki süper devletle birlikte adadaki yabancı askerlerdir.”[11]

“Türkiye, bu konuda da devrimci tutumun tam tersini uygulamış, anti emperyalist bir tavır alıp Kıbrıs halklarıyla birleşeceği yerde, ABD emperyalistleriyle birleşip Kıbrıs Cumhuriyeti’nin üzerine çullanmış ve Kıbrıs’taki ABD tahakkümüne jandarmalık etmiştir.”[12]

“Türkiye, küçük bir ülkeyi silah zoruyla işgal etmekle, bütün dünyada haksız bir duruma düşürülmüştür.”[13] diyen Doğu Perinçek’in bugünkü, güya Millici ve devletçi tavrı ne denli inandırıcıydı? Aslı karanlık ve ayarı karışık insanların, bu milletin inancıyla ve milli çıkarlarıyla hiç uyuşamadıkları gibi, samimi ve sürekli bir ideolojileri de bulunmazdı. Bir ara azılı komünist (Leninist ve Maoist PKK ile aynı Darwinist çizgide), sonra Kemalist, şimdi de Tayyibist takılmaları bundandı… Bir ara, batıl ve bozuk saplantılarından kurtarmak, gayret ve birikimlerini hayra kaydırmak amacıyla bunlara yaklaştığımız kısa dönemde de; özellikle elebaşı takımının kötü niyetlerinin ve samimiyetsizliklerinin farkına varılmıştı.

“Kıbrıs’ın bir bölümü silah zoruyla Türkiye’ye ilhak edilmiştir. Kıbrıs’ın kendi kaderini tayin hakkı açıkça ayaklar altına alınmıştır. Unutmamak gerekir ki, Kıbrıs’ta yaşayan bir de Rum topluluğu vardır. Ve bunlar, Kıbrıs nüfusunun yüzde seksenini oluşturmaktadır. Bunu hatırlamak, özellikle Türkiye emekçilerinin ve bütün halkımızın menfaatleri açısından önemlidir. Çünkü eğer bir devlet, başka bir ülke halkını eziyor ve onun kaderine silahla müdahale ediyorsa, kendi ülkesinin halklarını da eziyor demektir.”[14]

“Her müdahale gibi, Türkiye’nin silahlı müdahalesi de gerici bir karaktere sahipti ve bu gerçek çok kısa zamanda ortaya çıkmıştır. Türkiye, hangi bahaneyi ileri sürerse sürsün, Kıbrıs’a karşı silahlı bir saldırı ve müdahalede bulunmuştur ve bugün de askerlerini Kıbrıs’tan çekmemekle müdahaleci tutumunda ısrar etmektedir. Hiçbir silahlı müdahale, oportünistlerin iddia ettikleri gibi, ‘bağımsızlıkçı’ veya ‘özgürlükçü’ bir amaç taşımaz. Silahlı müdahale ve saldırı, daima emperyalist ve istilacı bir karakter taşır.”[15]

Ama aynı Doğu Perinçek şimdi, güya Kıbrıs’a ve Rauf Denktaş’a hararetle sahip çıkmakta, yani rüzgârına göre yön değiştirip sahte tavırlar takınmaktaydı. Düne kadar “gerici, işbirlikçi” diye şiddetle karşı çıktığı AKP iktidarına ve Sn. Erdoğan’a da şimdi “ikinci kurtuluş savaşı kahramanı” gibi sahip çıkmakta ve övgüler yağdırmaktaydı.

Sonuç olarak;

İnsani Fazilet ve Asalet şu beş şeyin varlığına ve olgunluğuna dayanır:

1- Hikmet ve ilim: Bunun kaynağı, Kainattaki harika yaratılış eserlerini ibretle seyretmek, Rabbinin yüce sanatını tefekkür etmek ve okuyup bilgi edinmektir.

2- İffet ve hilm: Bunun esası; şehevi isteklerini frenlemek, hissiyatıyla değil, vicdanıyla hareket etmektir.

3- Adalet bilinci: Bunun dayanağı nefsani heveslerini, benlik ve bencillik düşüncelerini değil, merhamet ve hakkaniyeti ölçü edinmek ve herkesin temel insan haklarına saygı gösterip barışı şiar edinmektir.

4- Metanet ve silm (barış): Bunun esası öfkesini dizginlemek ve ğadabını yenmektir.

5- İstikamet: Ahirete ve her hareketinden hesap vereceğine iman edip, haksızlık ve ahlaksızlığın her türlüsünden çekinmektir.

Bu beş temel değer ölçüsünden ve inanç disiplininden yoksun insanlardan doğru ve olumlu davranışlar beklemek yersizdir. Bunların sağcı veya solcu takılmaları da durumu değiştirmeyecektir. Ve hele bu değerleri yozlaşmış din istismarcısı kimseler ve kesimler daha da tehlikelidir, çünkü insanları aldatma yetenekleri gelişmiştir.

Erbakan gibi, her çağdaki kutup şahsiyetler ise “mihenk taşı” gibidir. Herkes Onun aynasında kendi ayarını görecek; övenler de sövenler de, kendi karakterini sergileyecektir ve söyledikleri ile aslında kendilerini ifade etmişlerdir.

 


[1] Bak: Ulusal Kanal – Nasıl Yani Programı – 06.09.2017 (Spiker: Gülgün Feyman Telefon Konuşmacı: Orhan Birgit Eski Turizm Bakanı 32. Dönem Hükümet Sözcüsü)

[2] Kaynak: Habertürk 13-04-2017/Milliyet

[3] Eskişehir, (DHA) / 19.04.2011

[4] Büyükdağlı Yalçın, “Türkiye Sosyalist Hareketinin Tarihi-III, Teori, Sayı 47, Kasım 2993, s.16

[5] Kıbrıs Meselesi Kitabı s.12

[6] Age, s.53

[7] Age, s.87

[8] Age, s. 66

[9] Age, s.26

[10] Age, s.27

[11] Age, s.31-32

[12] Age, s.76-77

[13] Age, s.85

[14] Age, s.90

[15] Age, s.48

Makale Okunma Sayısı: 125

Yorumlar  

 
+1 #4 Kıbrıs FatihiVeysel 17-09-2017 14:20
Aziz Erbakan Hocamız sıklıkla "yaptıklarımız, yapacaklarımızı n teminatıdır!" derlerdi. Aslında bu söz tüm bireyler için geçerlidir. Yaptıkları ettikleri belli olan, hedefleri, niyetleri açık olan tiplerin güya Kıbrıs Fatihi havası atmaları insan aklını hafife almaktan öteye geçebilen bir durum değildir. Her sözü her eylemi zulme karşı durmayı, şerefi, onuru izzeti hatırlatan ve ona göre gerçekleşen bir lider ancak Kıbrıs Fatihi olabilir. Bu bakımdan o dönemde yaşanan olayları isim vermeksizin anlatmamız durumunda ilkokul çocuklarının bile aklına Aziz Erbakan Hocamızın adı gelecektir.
Alıntı
 
 
+3 #3 Apaçık GerçekNecmettin 16-09-2017 03:11
Ağız birliği yapmışçasına tüm şer ve şeytani güçlerin vefatından sonra dahi, sürekli Aziz Erbakan Hocamıza düşmanlık edip durmaları,O'nun en haklı ve hayırlı bir çizgi üzerinde olduğunun ve O'na düşmanlık edenlerin de ,ruh sefaletlerini ve zihniyet bozukluklarını ortaya koyan örneklerdendir.

Zerre izan ve vicdan sahibi herkesçe bilinen apaçık gerçek şudur ki,şanlı Kıbrıs Zaferi'nin mimarı Aziz Erbakan Hocamızdır!Tüm berraklığına rağmen bu gerçeği ört bas etmeye çalışmak güneşi balçıkla sıvamak gibi bir divaneliktir.

Hayatının tüm alan ve dönemlerinde; hem en büyük başarıların,hem en asil duygu ve hedeflerin sahibi olmuş,bu kutlu idealleri yolunda insanüstü bir gayretle en büyük,en kapsamlı mümücadeleleri ortaya koymuş, ender bir lider olan Aziz Hocamızın kutlu Davası mutlaka ve pek yakında hedefine ulaşacaktır!

Her dönem ve devirde farklı bir ideolojinin müntesibi,sürek li birbirini nakseden fikirlerle kafası karmakarışık zavallılardan ,gercek bir Milli-İnsani tavır beklemek en hafif tabirle akıl tutulması halidir!..
Alıntı
 
 
+13 #2 AynaOkan Ekinci 11-09-2017 17:47
Rahmetli Erbakan Hocamız, Siyonizmin baş düşmanıydı, eee siyonizm uşakları da cehennem çukuruna girene kadar efendilerinin izinde düşmanlık edecekler. Ayrıca Hocamız bir ayna, bakan kendini görüyor
Alıntı
 
 
+17 #1 SORDUKa.hakan 11-09-2017 02:58
Bizde soruyoruz!
Bu Erbakan la uğraşanların niye hep bir ŞEREFSİZ tarafı var?
Bunca tarihi vesikaya rağmen, Aptalların bile bildiği bazı gerçekler ortadayken, Dünyasını değişmiş bir şahsiyete hala kin kusarlar?
Doğu Perinçeğin o yıllarda Kıbrıs Zaferine yönelik " Türkiyenin müdahalesi Gerici bir karektere sahipti "sözü bile Onların Islama olan dolayı KIBRIS FATİHİNİN ERBAKAN HOCA olduğunun onların ağzıyla ayrı bir kanıttı.
NOT: Pakradun( Yahudi Asıllı Ermenilerin ) ortak Erbakan düşmanlığı bir kez daha ortaya çıkarken, Milli Görüş içindeki Pakradun Ermeni gerçek adıyla DURMUŞ DURDUYAN ismini değiştirdikten sonraki adıylan OĞUZHAN ASİLTÜRK hakkında Erbakan Hocanın Konyada bir programda Kıbrı Harekatıyla ilgili Eceviti bir bahane ile İngiltereye gönderirken OĞUZHAN ASİLTÜRK ü de ona bi şekil monte edip OĞUZHANI da ekarte edip yapılacak harekatta (ayak bağı olmaktan çıkardığını) Erbakan Hoca imalı konuşmasında Oğuzbanın Kininden dudaklarını kemirmesi ve acı tebessümü kameralara yakalanmıştı.
Alıntı
 

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR