ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün2335
mod_vvisit_counterDün6658
mod_vvisit_counterBu Hafta44487
mod_vvisit_counterGeçen hafta54342
mod_vvisit_counterBu Ay185245
mod_vvisit_counterGeçen Ay208459
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17317844

IP'niz: 3.236.175.108
Bugün: 27 Şub 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12390103

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

SN. ÖNKİBAR’IN ARKA PLANI VE YENİ KİTABI!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

 

1980-2001 Amerikan İslamcısı Enver Ören’in Türkiye Gazetesinde Ankara temsilciliği, 2001–2002 Star, 2002-2004 Posta, 2005–2011 Yeniçağ, 2011-2012 Yeni Mesaj gazetelerinde ve halen 2012’den beri Aydınlık Gazetesinde köşe yazarlığı yapan Bay Sabahattin Önkibar; ayrıca 1993-2001 TGRT, 2001-2002 Star TV., 2002-2004 Kanal D, 2004-2005 Flash TV., 2005-2011 Avrasya TV.’de çalışmıştır ve halen 2011’den beri Ulusal Kanal’da program yapmaktadır.

Sabahattin Önkibar gibi bazı gazeteler ve köşe yazarları, bugün Refah-Yol ve Erbakan aleyhine atıp tutsalar da o günlerde daha insaflı ve isabetli davranarak haklı girişimleri ve hayırlı gelişmeleri takdir ediyorlardı. Ya tutarlı ve tarafsız oldukları zaman bazı gerçekleri görüyor ve yazıyorlardı veya o günlerde, Haktan değil, güçlü taraftan yana tavır takınıyorlardı. Ama “düşene balta vuran çok olur” cinsinden, aynı yazarlar daha sonra, 28 Şubat sürecinden ve ülkenin kaosa sürüklenmesinden, Refah-Yol’u ve Erbakan’ı suçlamaktan ve saçmalamaktan utanmamışlardı.

Örneğin, Türkiye gazetesi yazarlarından Sabahattin Önkibar’ın 14 Aralık 1998 tarihli yazısını okurken şaşırmamak imkânsızdı. Önkibar’ın Ocak 1997’de yazdıklarını hatırlayıp bu hızlı değişikliğin sebebini anlayamamıştık. Çünkü, Sayın Önkibar 14 Aralık 1998 günü aynen şunları yazmıştı:

“Seçime kapağı atıp güya 28 Şubat sürecini aşmak isteyenlere soruyorum: Refahyol zaten çoğunluk iktidarıydı.... O zaman ne yaptınız, ya da yapabildiniz ki seçimden sonra ne yapacaksınız?”

“Seçime kapağı atıp güya 28 Şubat sürecini aşmak isteyenlere soruyorum: Refah-Yol zaten çoğunluk iktidarıydı.... O zaman ne yaptınız, ya da yapabildiniz ki seçimden sonra ne yapacaksınız?”

Evet Sayın Önkibar daha önce övgüler dizdiği ve sahiplik ettiği Refah-Yol için şimdi “hiçbir şey yapmadığını” iddia ediyordu. Oysa Sayın Önkibar 25 Ocak 1997’de bakın neler düşünüyor ve yazıyordu:

“Yorumumuz şudur: Sağduyulu düşünme yeteneği olan hiç kimse Başbakan’ın (Erbakan’ın) bu söylediklerine ve ortaya koyduğu hedeflere dudak bükemez... Bükenlere vereceğimiz cevap, başlangıçta bedelsiz ithalata gülenlere ve diğer kaynaklarla alay edenlere karşı, gerçekleşen kaynak olayıdır... (Hocamızın Havuz Sistemini kast ediyor.) Refah’ı ve onun DYP’li sentezi olan Refah-Yol’u ciddiye almayanlar bıraksınlar onu bunu da var olan verilere baksınlar.

İşte döviz ve ödemeler dengesi, işte düşmeye başlayan faizler ve enflasyon, işte start almaya başlayan üretim, işte oluşmaya başlayan güven tablosu, işte istikrar. “Ayinesi işse kişinin”. Refahyol doğru yoldadır ve yıllar yılı özlenen istikrarı tesis sürecindedir. Erbakan’ı ciddiye almayanlar onu birkaç saat dinlemelidirler. Söyledikleri asla yabana atılacak türden şeyler değildir. Refah-Yol malum jakoben prangalardan da yeni kurtuluyor. Daha ekipleşebilmiş değil.”

Evet bütün bu satırların sahibi Sayın Önkibar hiç utanmadan şimdi: “O zaman ne yaptınız, ya da yapabildiniz ki seçimden sonra ne yapacaksınız?” diye sormaktaydı? Yani bu Bay S. Önkibar, Başbakan iken Erbakan’a övgüler yağdırmakta, ama şimdi vefat etmiş, üstelik hakkın ve hayrın sembolü haline gelmiş bir zat’a iftira atmaktan sakınmamaktaydı. “Yükseklere tükürme, balgamın dönüp yüzüne düşer!” özdeyimini hatırlatmanın tam zamanıydı.

Yani Bay S. Önkibar; Sağcı, Ulusalcı, İslamcı ayırmadan kim kendisine imkân ve fırsat tanıyorsa onun düdüğünü çalan ve herkesin havasına uygun göbek atan tutarlı ve istikrarlı (!) bir fikir ve karakter taşımaktadır. Bir dönemler yıllarca yalakalığını yaptığı ve kerametlerini saydığı Enver (Ören) Abisiyle işi bitince aleyhine yazmaya başlamıştır. Ülkücülük dönemlerinde şiddet ve hiddetle saldırdığı Komünist’lere şimdi Aydınlık’ta yaranmaya çalışmaktadır. Yanında çalışan evli barklı muhabir kadına taciz ve sarkıntılıktan hakkında mahkeme açılacak kadar dürüst ve dengeli (!) Bay Sabahattin Önkibar şimdi de kalkıp İslamiyet’i ve Türklüğü kurtaran kahraman rolüyle “İşte İslam’ın ve Türklüğün katilleri” diye bir kitap yazıp bir sürü safsata, saptırma ve iftirayı alt alta yazmayı bir marifet gibi okuyucuya sunmaktan utanmamıştır.

S. Önkibar’ın bilgiçlik taslayarak yaptığı Din tahribatı!

Sade bir cami cemaati kadar bile İslami bilgisi ve dini gayreti bulunmayan ve Müslümanlık hakkında suizan oluşturmaya çalışan bu Sabahattin Önkibar, “İşte İslam’ın ve Türklüğün Katilleri” kitabının 41-49 sayfalarında, güya 4 Mezhebin birbirinden ayrı ve aykırı dinler uydurdukları kanaatini yaymak üzere, bu mezheplerin bazı konulardaki farklı fetvalarını örnek gösterip kafaları karıştırmaya çalışmaktadır.

Oysa bu mezheplerin: a-İslam’ın iman ve itikat esaslarında, b-İbadet ve istikamet hususlarında, c-Genel farzlar ve haramlar konusunda ç-Temel ahlak kuralları ve insan haklarıyla ilgili buyruklarında hiçbir farklılık ve aykırılık bulunmamaktadır, hepsinde aynıdır. Sadece: 1-Farklı coğrafi koşullarda, 2-Ayrı iklim şartlarında, 3-Değişik kültür ortamında, 4-Farklı hayat tarzlarında, 5-Ayrı ekonomik ve sosyolojik standartlarda yaşayan Müslümanların bazı sıkıntılarını yumuşatmak üzere bir takım teferruat konularında farklı fetvaların verilmesi bu ümmet için bir kolaylık ve ruhsattır ve bizzat Hz. Peygamber Efendimiz “Ümmetimin (ihtiyaçlara bazı ilmi) ihtilaf ve farklılıkları rahmettir” buyurmaktadır.

Sabahattin Önkibar Haddini Aşmaktadır!

Sabahattin Önkibar Ulusal kanalda Ufuk Söylemez’i konuk ettiği programında, yine İmam Hatiplere saldırıyor ve mezunlarının askeri okullara girme tehlikesinden(!) dem vuruyordu. Daha önce Aydınlık’taki yazılarından da aynı kini defalarca kusuyordu. Bunların İmam Hatip düşmanlığı nereden kaynaklanıyordu? İmam-Hatiplerde yetersiz de olsa, Kur’an, Hadis ve Siyer (Hz. Peygamberin hayatı ve ahlakı) öğretiliyordu. Demek ki İmam-Hatip Okulu karşıtlığı aslında Allah, Kur’an ve Resulüllah düşmanlığını yansıtıyordu. Bu kafalara: “bırakın çocuklarımıza dini eğitim ve öğretimlerini kendi özel kurum ve oluşumlarımızla verelim” deseniz hemen “Tevhidi tedrisat kanununa aykırılıktan, gizli ve tehlikeli gericilik yuvalarından” bahsediliyordu.

“Peki, o zaman, bu en temel insan hakkı olan dini eğitimi bizzat devlet kendi resmi okullarında vermeye” kalktığında, bu sefer sanki Kur’an öğrenenler ve İslam’ı bilenler düşman çocuklarıymış gibi yok “polis olamaz”, yok “subay çıkamaz” diye birileri kıçını yırtıyordu! Ve işte bu talihsiz tavırları yüzünden asla rağbet görmüyor, ABD ve AB emperyalizmine, ılımlı ve istismarcı işbirlikçilerin devlet ve ülke tahribine karşı yazıp konuştukları da maalesef samimi bulunmuyor ve etkisiz kalıyordu. Sabahattin Önkibar hızını alamayıp aynı hırsla bu sefer Rahmetli Erbakan’a sataşıyordu. Mesut Yılmaz’ın mecliste, Hoca’ya iftira olsun diye ortaya attığı “Erbakan İmam-Hatipler bizim arka bahçemizdir demişti” iddiasını, aynı mecliste yalancılığı ispatlandığı halde, şimdi tekrar gündeme taşıyordu. Oysa Sn. Önkibar’ın Başbakanlığı döneminde Erbakan’ın başarılarını övdüğü yazılarını da okurlarımız hatırlıyordu.

Bu milletin İmam-Hatip’ine ve başörtüsüne sataşanların AKP gibi istismarcıların ve Amerikancı cemaatlerin ekmeğine yağ sürdüğünü ve halkımızı ürkütüp onların tuzağına düşürdüğünü bunlar bilmiyor muydu? Yoksa “bu Müslüman milletle uzlaşmamız ve siyaseten onlara ulaşmamız zaten mümkün değil, bu nedenle hiç değilse bir avuç din düşmanı kesimi bari elimizden kaçırmayalım” endişesiyle mi böyle davranılıyordu? Velhasıl “yükseklere tükürmeyin yoksa balgamınız dönüp kendi yüzünüze düşüyordu!..”

Asıl din istismarcılığını kendisi yapmaktadır!

AKP’nin, Cemaatin ve başka kesimlerin yaptığı, bizim de karşı çıktığımız bir takım din istismarcılığını bahane ederek, bunlar üzerinden İslam’ı karalamaya ve kafaları karıştırmaya çalışan Sabahattin Önkibar, asıl sahtekârlığı kendisi yapmaktaydı. Bu bahane altında İslam’a ve insanlığa hizmet için çırpınan herkesi suçlayıp saçmalayan bu karanlık kafaların özellikle Erbakan gıcıklıkları sırıtmaktaydı. Yüce İslam’ı Aziz Milletimizin kaynaştırıcı mayası ve fazilet kimyası değil de, ırkçı bir yaklaşımın aksesuarı gören bu zavallı Önkibar “kanımız aksa da zafer İslam’ın!” sloganı attıkları için Ülkücü Müslümanları bile suçlamakta (Bak: Sh. 174), haklı ve hayırlı bir yaklaşımla İslami değer ve dinamiklere sahip çıkan Rahmetli Türkeş’e ve Sn. Devlet Bahçeli’ye bile, Nihal Atsız ağzıyla sataşmaktaydı. (Bak. Sh. 180) Hatta Türkeş’e: “İslam’la harmanlanan Türk Milliyetçiliğini kendisine siyasi malzeme yaptı” (Sh. 209) diye saldırmaktaydı.

Bu arada bazılarınca sakız gibi çiğnenen “ulus” sözcüğü ile “Türk”lerin kast edildiğini sananlar aldanmaktadır. Hatta bunların sahiplendiği, İslam öncesi “Türk ırkçılığı” bile, Ulusalcılar için sadece bir zemin bulma ve taban oluşturma kılıfı ve istismar aracıdır. Ulusalcıların Selçuklu ve Osmanlı Türklerine derin kin ve düşmanlıkları, Anadolu’yu bize vatan yapan Alparslan’ları atlayıp Orta Asya’daki Han’ları, Kağan’ları öne çıkarmaları ve koyu bir İslam ve Türk düşmanı ve yüz binlerce masum insanın kasabı Moğol canisi Cengiz Han’a sahip çıkmaları bu maksatladır. Bunların “ulus” saydıkları, sadece sabataist Yahudi fırkası, bir avuç Darwinist ve komünist tabakasıdır. Sık sık “Ortaçağ gericiliği” diye İslam’a, Kur’an’a ve Resulüllah’a düşmanlıklarını açığa vuran ve dinsizlik kinlerini kusan bu aydınlık yaftalı karanlık kafalıların doğrudan veya dolaylı milyonlarca masumun katilleri olan Mao ve Lenin’i putlaştırıp tapınmaları, onların her lafını ve davranışını, aynen Abdullah Öcalan gibi, kutsal kural sayıp savunmaları, gerçek tiynet ve niyetlerini ortaya koymaktadır. Öyle ki sözde Türk ulusalcısı geçinen bu sahtekârlar komünist katil Mao’nun ve Çin diktatörlerinin Doğu Türkistan’daki (Uygur-Sincan) Türklere yaptıkları zulüm ve cinayetleri bile hoş karşılamakta ve haklı bulmaktadır. Eski, sözde koyu Ülkücü-Türkçü Sabahattin Önkibar’la Leninist-Maoist ulusalcı din düşmanlarını kaynaştırıp kucaklaştıran da İslam ve Müslüman Türk karşıtlığı ve gıcıklığıdır.

Atatürk’ten sonraki Sabataist mason takımı ve Cumhuriyet’in hâkim kadroları, Batı’daki gelişmelere benzer bir şekilde milletimizin kaynaştırıcı unsuru olan İslam’ı dışladıkları için yeni bir ulus yaratma projesini Türkiye’de uygulamaya sokmuşlardı. Heterojen Osmanlı toplumundan miras kalan bir ümmeti, tek bir etnik kimliğe dayanan bir ‘ulus’a dönüştürmeyi, kendi tabirleri ile yaratmayı(!), ana politikaları yapmışlardı. Oysa Kürtlerle Türkler arasındaki kardeşliğin kırılma noktası bu yanlış yıkıcı Laiklik dayatmasıydı. Üstelik bu yeni kimlikte Türk’ün sadece ismi vardı; kültür ve medeniyeti, tarihi, örf ve adetleri, gelenek ve görenekleri ret edilmişti. Tüm yaşantısı batılı değerlere göre şekillendirilmek istenen bir halk, Yeni Türk olarak adlandırılmıştı. Yeni Türk, tarihten bize intikal eden Eski Türk (Müslüman Türk) ile ilgisi olmayan ve fakat kendi tabirleri ile yarattıkları(!) yeni bir ulustan, Türk diye bahsetmek aslında bir sahtekârlıktı. Bunlara göre yanlış Laiklik dinini benimseyen, İslam’la ilişkili tüm tarihi, kültür medeniyeti ret ve inkâr edip Batı kültür medeniyetini özümseyen herkes Türk sayılacaktı. Erbakan Hoca, “sorunun kaynağı asimilasyoncu politikalardır” derken kast ettiği bu tek tipleştirici politikalardı.

Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Salim Dervişoğlu Cumhuriyet döneminde Kürtlerin asimile edilmeye çalışıldığını ve yok varsayıldıklarını itiraf edip vurgulamıştı:  “Onların söyledikleri, istedikleri bir şeyler var, bir de bizim yapmadıklarımız var… Oturalım cesaretle bunları konuşalım, yapılabilecek olanları ertelemeyelim. Ekonomik adımları atmadık, Kürtleri kültürel bakımdan ülkeye entegre edemedik, asimile etmeye çalıştık. Yeni bir entegrasyon politikası belirlemeliyiz. Yapamadık bunları… İşe kendi içimizdeki ekonomik, kültürel, sosyal bölünmüşlüğü ortadan kaldırarak başlamak lazım.”[1]

Eski Kara Kuvvetleri Komutanı Emekli Orgeneral Aytaç Yalman’ın itirafı ise, Cumhuriyet döneminde nesillerin nasıl mankurtlaştırıldığını ortaya koymaktaydı: “Cumhuriyet dönemindeki isyanlardan sonra 1938’den 1970’e kadar terör yok. Sosyal sorun dönemi dediğim, bu dönemdir. Aslında Türkiye’nin sorunu henüz sosyal boyuttayken görmesi ve doğru okuması gerekirdi. Bu açıdan baktığımızda, o aşamada sorunun 'kendini ifade’ olarak tarif edildiğini görüyoruz. Dilini konuşmak, şarkısını, türküsünü dinlemek istiyor, kültürünü yaşamak istiyor. Oysa, bizler o dönemde, 'Kürt yoktur’ diye eğitilmişiz. Kürtleri, Türklerin kolu olarak görüyoruz. Ortalıkta işte dağlarda gezerken, karda yürürken kart-kurt sesleri çıktığı için Kürt denilmiştir, gibi tarifler dolaşıyor. O dönemde sosyal istekleri bile biz 'yıkıcı faaliyetler’ kapsamında görüyoruz.  Biz olayın sosyal yönünü görmemişiz, dolayısıyla sorunu zamanında görmemişiz.”[2]

Sabahattin Önkibar’ın Erbakan takıntısı!

8 Ağustos 2014 Aydınlık Gazetesinde “İşte ihanet listesi” yazısında Sabahattin Önkibar: “Prof. Necmettin Erbakan son İslam’ı politize edenlerin başında gelmesinden ötürü son tahlilde Müslümanlığa zararlar vermiş ve inancımızın ideoloji haline gelmesinin öncülüğünü yapmıştır. Erbakan'ın "Bize oy verenler Müslüman, vermeyenler patates dininden" ifadesi gaflet ve dalaletin ötesidir” diyerek, hem iftira atmış, hem de kinini kusmuşlardı. Aynı zırvalarını ve yalan iddialarını kitabının 28. sayfasına da taşımıştı. Erbakan Hoca’nın: “Hak ve adalet düzeni kurulsun, ülkemiz, bölgemiz ve milletimiz huzura ve refaha kavuşsun diye çalışmayan, bu milli şuuru ve sorumluluğu taşımayan Müslüman patates çuvalından farksızdır” mealindeki sözlerini; “Bize oy verenler Müslüman, vermeyenler patates dininden” şeklinde çarpıtanların ve güya İslam’ı savunma rolü oynayanların sahtekârlığı sırıtmaktaydı. Eski ülkücü-sağcı militanı, şimdi solcu-ulusalcı sığıntısı Sabahattin Önkibar gibilere sormak lazımdı: Bunlar gerçekten İslam’ın, yani Kur’an’ın ve Resulüllah’ın; bütün emir ve yasaklarına, helal ve haramlarına, hüküm ve kurallarına inanmakta mıydı? Eğer inanıyorlarsa, o halde hepsi de Erbakan gibi düşünen insanlardı.

Yok eğer İslam’ın bir kısmına inanıyor, bir kısmını gereksiz ve geçersiz sayıyorlarsa, o zaman, tam bir münafık olarak, savunuyor görüntüsüyle İslam’ı saptırmak ve gerçek mü’minlere saldırmak için bahane kollanıyordu. Yahu, Rahmetli Erbakan’a, bütün Siyonist ve emperyalist gâvurlar, Haçlı ve Barbar Amerikalılar, Avrupalılar, Mason tarikatlılar, paralelci münafıklar, din istismarcıları ve dinsizlik sapkınları hepsi karşıydı, korkuyordu ve düşmanlık ediyordu. Ey arsız ve ayarsız zırtolar, size ne oluyordu? Erbakan’a hıyanet etme ve tarihi projelerini engelleme karşılığı Erdoğan ve ekibini iktidara taşıyan şeytani odaklar, acaba bu zavallıları kaça zırvalatıyordu?

Bir ara Yeniçağ yazarı olan Sabahattin Önkibar, şimdi AKP Genel Başkan yardımcısı olan Numan Kurtulmuş reklamcılarına katılmıştı.[3] Numan Beyi överken:

“Önceden belirlenmiş peşin düşmanları yok” buyurmuşlardı. Oysa Kur’an’ı Kerim; bütün Tağuti güçleri[4] ve Siyonist Yahudileri ve emperyalist müşrikleri (Maide: 82) ve tüm şeytani şahsiyet ve hareketleri[5] peşin ve kesin düşman tanımayı şart koşmaktaydı. O süreçte Numan Beyin ülkemizi ve milletimizi parçalayacak olan Kürt Açılımına değil de; “Bunun şova dönüştürülmesine karşı olduğunu” söyleyen Sn. Önkibar, acaba Kürt Açılımını mı, yoksa şov şımarıklığını mı tehlikeli saymaktaydı? Sabahattin Önkibar; Numan Kurtulmuş’un: “…. rasyonel, yani maceracı olamayan bir anti emperyalist; dolayısıyla dış politikada uçuk bir söylemi ve teklifi olmadığını” vurgulamıştı. Aslında bu iltifatıyla Numan Beyin “Adil Düzen, Yeni Bir Dünya, D-8’ler merkezli İslam Birliği” gibi ilmi, insani ve İslami evrensel projelere sahip çıkmadığını, AKP gibi cıvık ve sırıtan şekilde değil, biraz daha cilalanmış söylem ve eylemlerle Siyonizm’e yamanacağını, dolaylı olarak deşifre edip ortaya koymuşlardı.

Sabahattin Önkibar’ın algılayamadığı!.

Buluştuğu balıkçı lokantasında, üst perdeden Numan Bey’e tavsiyeler buyurarak: “Erbakan Hoca için siyaset, Demirel ve Merhum Türkeş misali, yaşam tarzıdır… (Tavsiyem) Erbakan Hoca inatçılık yapsa bile, tahammül gösterip, onu saygıyla taşımanızdır….”]6] diyen Sabahattin Önkibar’a:

“Yanılıyorsun kuzum, Erbakan için siyaset “yaşam tarzı” değil, Onun ki bir dava aşkı ve imani-insani sorumluluk çabasıdır” gerçeğini anlatmaya uğraşmayacağız. Sadece, “Bir duyguyu inanmayan ve yaşamayan nereden bilecek?..” hikmetini hatırlatmıştık. Erbakan Hoca’nın “taşınması ve hoş tutulması gereken, yaşlı bir inatçı” değil, danışılıp uyulması ve itaat olunması gereken bir lider olduğunu Bay Önkibar’a söylemeyen Numan Kurtulmuş da, akıl hocaları da bilsin ki, Refah-Yol dönemindeki gibi, Erbakan’ı hürmetle övme yarışına gireceğiniz günlere yaklaşmaktayız. Bu sözlerimi not alın, çünkü çok yakında mahcup ve pişman olacaksınız!.. diye uyarmıştık.

Bütün bu gerçeklere rağmen Kanal 99 (Sağlık TV)de Sabahattin Önkibar’ın programına konuk alınan Abdullah Terzi’nin, tam bir terslik ve tereslikle:

“Dinlerarası diyalog safsatalarını, Kelime-i Tevhitten “Muhammedün Resulüllah”ı çıkarma sapkınlığını ve AKP’nin bütün tahribatlarını Erbakan’a ve Milli Görüş’e yamamak için IGMG’nin bazı ferdi ve fevri yanlışlıklarını öne çıkarma, ama Fetullahçıları hiç ağzına almama sahtekârlığını ve Sabahattin Önkibar’ın bu vartaları iştahla dinleyip çanak tutan sorularla önünü açma tavrını izlerken şaşırmıştık, (9 Temmuz 2011 Cumartesi saat: 24-01) haklı ve hayırlı yolda olmanın onurunu ve huzurunu bir kez daha duyup ferahlamıştık. Ve zaten aynen AKP’liler misali Haydar Baş gibi eski Milli Görüş döneği olan çakma profları ve pohpohlayıcıları konuşturup-kusturup Erbakan ve Milli Görüş hıncını tatmine çalışan tavırları ciddiyet ve milli haysiyetle bağdaştıramamıştık. Hem bu Sn. Sabahattin Önkibar bir zamanların çok hızlı ve azılı ülkücülerinin, hatta Rahmetli Türkeş’in prensinin bugün Recep T. Erdoğan’a yalakalık ve yanaşmalık yaptıklarını ve karşılığında milletvekilliği, belediye reisliği ve yüksek bürokrasi kazandıklarını niye hiç konuşmamaktadır? AKP’nin haydi %20’si eski Milli Görüşçü ise, diğer %30’un eski sağcı ve solculardan geldiğini niye hesaba katmamakta ve onları suçlamamaktadır?

Eski hızlı ülkücülerden olup şimdi ulusalcılığa terfi eden Sabahattin Önkibar, 26 Ekim 2012 tarihli Aydınlık’ta “Ciddi, gerçekçi ve güvenilir bir İslam dini düşüncesi bulunmadığı” izlenimi vermek için:

*“Üç İlahiyatçı Profesöre, Borsa, Cem evi, Cariye ve Banka Faizi konusunda sorduklarına ayrı ayrı yanıtlar aldığını… *Türkiye Gazetesi sahibi ve Nakşi Hüseyin Hilmi Işık varisi Enver Ören’in bir zaman banka faizini haram görüp karşı çıkarken, sonraları helal görmeye başladığını… *Fetullahcıların Kelime-i Şahadet’ten “Muhammedün-Resulüllah” kısmını çıkardıklarını… *Seyyid Kutup ve Hasan El Benna’nın İslam’ı bir anayasa olarak tanıdıklarını… (Yoksa Belediye Encümen kararı mı sayacaklardı?..) *Sünni İslamcılığın mandacılığa ve emperyalist Amerikancılığa kılıf yapıldığını… *Sünnilerin bile kendi aralarında birkaç parçaya ayrıldığını…” söyleyerek kendi kafa karışıklığını ve iman kısırlığını, bilimsel bir gerçekmiş gibi sunmaya çalışmaktaydı. Oysa:

1- Faize bulaşmaya zaruriyet ve mecburiyet şartları oluşturan kapitalist sistemlerde, Müslümanların dinen yasak kılınan banka faizine nasıl yaklaşmaları hususundaki ihtilaflar arızi ve geçicidir. Çünkü faizi haram bilmek 1,5 milyar Müslüman’ın ortak inancıdır.

2- O şikâyet ettiğiniz ve örnek verdiğiniz; zulüm merkezleriyle uzlaşan ve din istismarıyla uğraşan bazı Süleymancı, Nurcu, tarikatçı ve Fetullahcı takımının maalesef tamamına yakını, hep sizin de arka çıktığınız ve yalakalığını yaptığınız sağcı ve Amerikancı partilere destek çıkmışlardı…

3- Ve dikkat! Bunların hiçbirisi, her ne hikmetse, aynen sizin gibi, Erbakan’a ve Milli Görüş davasına hiç katılmamışlardı!?.

4- Kur’an klasik anlamıyla, hak ve sorumlulukların, suç ve cezaların, devlet kurum ve kurallarının madde madde ve sıra halinde yazıldığı bir anayasa kitabı değildir. Ancak, Müslümanların her asırda, kendi inançları, ihtiyaçları ve amaçları doğrultusunda ve çağdaş standartlara uygun olarak hazırlayacakları anayasaların ve ortak hayat tarzının, elbette temel kaynaklarından biri de Kur’an’dır. Böyle inanmayan, zaten ya açık kâfirdir veya gizli münafıktır. Bu nedenle Seyyid Kutub’u ve Hasan El-Benna’yı “İslam’ı anayasa olarak benimsemekle” suçlamak, ahmaklık ve saçmalık değilse, mutlaka inkârcılıktır.

Halbuki, Allah’ın varlığı ve Ahed (bir ve ortaksız) olması, her şeyi bizzat yaratması ve kontrol altında tutması, mükemmel esma ve sıfatları, kudret ve sanatı; Hz. Peygamberin örnek ve yüksek ahlakı; namaz, oruç, zekat, hac gibi farz ibadetlerin zamanı, uygulanışı ve makbuliyet şartları; cinayet, zina, içki, kumar ve domuz eti gibi kötülüklerin haramlığı; temel insan haklarının korunma ve saygı duyulması, şeytani ve zalim güçlere karşı uyanık olunması ve her türlü savunma tedbirlerinin hazırlanması, Müslümanlarca adil devletler ve görkemli medeniyetler kurulması gibi konularda ve yine EZAN, KURBAN, TESETTÜR ve TÜRBAN benzeri şeairi İslamiye (İslam’ın şiarı-tanıtıcı ve hatırlatıcı simge ve alametlerinin) önemi ve anlamı hususunda, dünya nüfusunun dörtte birini oluşturan ve 1.5 milyarı aşan Müslümanlar arasında hiçbir ayrılık, farklılık ve aykırılık bulunmamaktadır. Sadece;

a- Bazı ibadetlerin uygulanış biçimindeki cüzi başkalıklar ve farklı iklim kuşaklarında ve ayrı koşullardaki müminlere sağlanan elastiki kolaylıklar,

b- Gayrı İslami dönem ve düzenlerde, bazı mazeret ve mecburiyetler gereği, devletin uyguladığı ve serbest bıraktığı banka faizi gibi olgulara nasıl yaklaşılması konusundaki tartışmalar,

c- Ve yine kimisi safiyet ve gayretle, kimisi de kötü niyet ve hıyanetle, bazı İslami hizmet ve hareketlerce Siyonist ve emperyalist odaklarla uzlaşmalar, asla umumi ve daimi durumlar olmayıp, hususi, cüzi ve geçici arızalardır.

Sn. Sabahattin Önkibar’ın, bu hususi ve istisnai örnekleri genel ve temel gerçeklermiş gibi gösterip, okurlarına “Kalıcı ve kapsamlı değişmez kaideleri belli, tek ve örnek bir İslam yoktur; Müslümanlık kimin neye inanacağı ve nasıl davranacağı konusunda şaşkınlık ve karmaşa yaşanan bir din konumundadır” kanaatini yerleştirmeye çalışması, ya bir yazar ve yorumcu için çok ayıp sayılacak bir (cehalet) bilgi noksanlığındandır veya kasıtlı ve hesaplı bir din tahribatıdır.

Sn. Önkibar’a ve aynı kafadaki Ulusalcılara hatırlatalım:

İslam’ın doğru anlaşılması ve hurafelerden arındırılması için, dönemin en yetkin âlimlerine Kur’an’ı Kerim’i ve Buhari’nin Hadis kitabını Türkçemize tefsir ve tercüme ettirecek kadar samimi bir Mü’min olan rahmetli Atatürk’ün şüpheli ve şaibeli ölümünden sonra uydurulan ve zorla uygulanan Dinsiz Kemalizm safsatasının devlet eliyle ve barbarlık derecesinde bir zulümle tatbik edilmesine ve İslam’ın kökünün kurutulmak istenmesine rağmen, hala aziz milletimizin çok kahır ekseriyetinin yüce Dinimize sadakatle bağlı kalması bile, İslamiyet’in sağlam ve şaşmaz inanç esaslarının, ortak ve mutlak kurallarının en kesin kanıtıdır. Bunun gibi, Sovyet Rusya’da 70 yıl, her türlü gaddarlık ve ahlaksızlıkla uygulanan Komünist rejimin bütün tahribatına rağmen, Türkî Cumhuriyetlerde ve Kafkas ülkelerinde İslam ruhunun ve iman şuurunun bir türlü boğulamaması ve yeniden filizlenip boy atması, Yüce Dinimizin bir mucizesi sayılmalıdır. Siyonizm’in sol kolu olan Komünizme ve Varşova birliğine karşı danışıklı dövüş için kurulan ama Sovyetlerin dağılması ile resmen İslam’ı düşman sayan Şeytan Orduları NATO’nun ve diğer çağdaş Firavunların dışarıdan, bir takım münafık ve masonik figüranların ise içeriden hücumları bile İslam inancını ve Allah yapısı esaslarını sarsamayacaktır. Ve Kur’an mucize olarak 1440 yıldır “Münkirler, Müşrikler ve Mücrimler istemese de Allah nurunu tamamlayacak ve insanlık İslam’ın hayat düsturlarıyla huzura kavuşacaktır” buyurmaktadır. Nasipsiz beyinlerin üfürmeleri ve tükürmeleri, hakikat güneşini söndürmeye yeterli olmamıştır, olmayacaktır.

 


[1] Gündem, M., 16-17.03.2009 Zaman, Salim Derviş oğlu ile Yapılan Röportaj

[2] Bila, F., Komutanlar Cephesi, Detay yayıncılık, İstanbul, 2007,S: 197-211.

[3] Bak. 21 Kasım 2009. Panzehir Numan Kurtulmuş’tur

[4] Bakara: 256

[5] Yasin: 60

[6] Yeniçağ, 13 Tem. 2010


Bu yazarin diger makaleleri

YAŞAR BÜYÜKANIT, HİLMİ ÖZKÖK VE MUSTAFA KEMAL
  12 Nisan 2007 Tarihinde yaptığı basın açıklamasında: PKK terörünün ekonomik,...
Devami
Bu Seçim Hangi Sonuçlara Gebeydi Ve ERDOĞAN’I NASIL BİR AKIBET BEKLEMEKTEYDİ?
Kavganın hedefi yerel seçimlerden öte, kimin Cumhurbaşkanı olacağıydı. Ayrıca bir...
Devami
SİYONİZMİN; ULUSALCI VE İSLAMCI HİZMETÇİLERİ
Siyonizm; bazı sapık Yahudilerin, Şeytani hedef ve prensipleri sistemleştirdikleri bozuk...
Devami
Hakan Albayrak'ın Kafa karışıklığı ve HAÇLI İSLAMCILARIN MUSTAFA KEMAL GICIKLIĞI
15 yıldır her türlü fırsat, imkân ve iktidar ellerinde olmasına...
Devami
SİYONİSTLERİN ERBAKAN KORKULARI VE ERDOĞAN KURGULARI
 Türkiye bulandırılmak, eli kolu bağlanmak ve hatta boğulmak isteniyordu. Ama...
Devami
KİRLİ DERİN DEVLETİN, PİSLİK GELİRLERİ
  Derin Devlet'in "PİSLİK" Kısmının Finans kaynağı? Yer Ankara. Sıhhiye'nin...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1508

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR