ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün490
mod_vvisit_counterDün7165
mod_vvisit_counterBu Hafta7655
mod_vvisit_counterGeçen hafta54641
mod_vvisit_counterBu Ay7655
mod_vvisit_counterGeçen Ay195399
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17335653

IP'niz: 54.236.58.220
Bugün: 02 Mar 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12397517

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

Yeni Haçlı Orduları ve 3. DÜNYA SAVAŞI HAZIRLIĞI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

  • ● Haksızlık ve ahlaksızlık üzerine kurulu Batı emperyalizminin kendisi için en büyük tehdit ve tehlike saydığı İSLAM’ın, İŞİD gibi karanlık ve kiralık örgütler üzerinden karalanması ve etkisiz kılınması… ● BOP istikametinde başta Türkiye, Ortadoğu ve Kuzey Afrika İslam ülkelerinin parçalanması ve Büyük İsrail’e zemin hazırlanması… ● Bütün petrol yataklarının ve enerji kaynaklarının kontrol altına alınması… ● Silah tüccarlarına Pazar alanları açılması… ● Yeni silahların deneme ve geliştirme imkânına kavuşturulması gibi tamamen şeytani amaçlarla, İslam coğrafyasında adı konulmamış bir savaş yaşanıyor ve giderek yaygınlaşıyordu. Çoğu Siyonist Yahudilerin elindeki Amerikan silah savunma şirketlerinin milyonlarca masum Müslümanın canı ve kanı pahasına kazandıkları kârları Arap Baharı ve Suriye savaşıyla birden üçe katlıyordu. Bunlardan Loockheed Martin: (Piyasa değeri 2010 Aralık’ta 25 Milyar Dolar iken 2015 Kasım’ında 69 Milyar Dolara fırlıyordu.), Northrop Grumman: (17 Milyardan 35 Milyara), Raytheon: (16 Milyardan 43 Milyara), Boing: (45 Milyardan 163 Milyara), General Dynamicks: (24 milyardan 73 Milyar dolara yükseliyordu.). Bu arada ABD’nin Nashville kentinde yaşayan ve ünlü bir Kürt model olma yolunda şansı açılan ve Kuzey Irak’taki Barzanilerin yeğeni olduğu saptanan SAZAN BARZANİ, ABD silah tüccarlarına yakınlığı ile bilinen Yahudi asıllı Henrics’le evleniyordu!

  • Amerikan Başkanlık seçimleri yaklaşırken Cumhuriyetçi Başkan adayları: “Suriyeli Müslüman mültecileri ülkeye sokmakla, kuduz köpekleri sokaklara bırakmak aynı ölçüde tehlikelidir.” Bu nedenle “Sadece İŞİD’i yok etmekle sorunun çözülmeyeceğini, Mekke’nin de bombalanıp yıkılması gerektiğini”, “Amerika’daki bütün camilerin kapatılmasını ve Müslümanların fişlemeye tabi tutulmasının kaçınılmaz hale geldiğini” söyleyip küstahça saldırıyor, sözde Demokrat adaylar ise, bunlara yarım ağız karşı çıkıp oyları devşiriyordu. Yahu bizdeki CHP-AKP horoz kavgasına ne kadar da benziyordu.

    Rus uçakları masum Türkmenler'i hunharca vuruyordu!

    Suriye'de rejim güçleri Rusya'nın da desteğiyle Bayırbucak Türkmen bölgesinde korkunç bir katliam yapıyordu! Türkmen Milli Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı Arif Emeç, birçok bölgeyi kaybettiklerini açıklarken, Türkmenler'in bölgede Rusya'nın da desteğiyle acı bir yenilgi aldığını, durumlarının giderek ağırlaştığını söylüyordu. Esed rejiminin Türkmen Dağı'na yönelik başlattığı kara harekâtı Rus savaş uçakları desteğinde yoğun şekilde sürüyordu. Bazı mevziler ve köyler uzaktan atılan füze ve havan toplarıyla aralıklarla vurulurken, Türkmen bölgesinde 4 önemli kasaba kaybediliyordu. Savaşan Türkmen güçleri ellerinde kalan stratejik bölgeyi korumaya çalışıyordu.

    Türkmenlerin kalesi Kızıldağ düşüyor, değerli bir komutan şehit oluyordu!

    Suriye’de Bayırbucak bölgesinde Esad rejimine bağlı güçlerle Türkmen birlikleri arasındaki şiddetli çatışmalar yer yer devam ederken, Türkmenler açısından son derece stratejik öneme sahip Kızıldağ, Esad ordusunun eline geçiyordu. Kızıldağ’ın savunması sırasında Türkmen komutan Zekeriya Abdullah da şehit oluyordu. Bu kahpe baskınlar sonucu yaklaşık 40 bin Türkmen göçe mecbur kalıyordu. Kızıldağ’ın düşmesinde Rusya’ya ait savaş uçaklarının bombardımanı ile Lübnan’daki Hizbullah güçlerinin karadan verdikleri desteğin önemli rol oynadığı anlaşılıyordu. Bombardımandan sonra Suriye ordusunun helikopterle Kızıldağ’a yakın tepelere asker indirdiği, askerlerin topçu ve füze atışları sonrası Kızıldağ’ı ele geçirdiği bildiriliyordu.

    Bu arada sözde Kemalist ulusalcı Aydınlık takımının Rus yandaşlığı mide bulandırıyordu. Onlara göre Amerikan emperyalizmine karşı Rusya bölge halkının çıkarlarını koruyordu! Zaten Komünist Rusya’nın Doğu Türkistan’daki vahşetlerine de buna benzer bahaneler uyduruluyordu. Bu zavallı zırvacılara göre, Komünist Çin ve Rusya mazlum Müslümanlara ve Türk boylarına soykırım uygulasa bile onları haklı çıkarmak gerekiyordu. Ve hele bunlara takılan eski ülkücü militanlarının tavrı ise gerçek ayarlarını ortaya koyuyordu. Oysa Esed’e Rusya ile birlikte İran da yardım ediyordu ve aynı İran Amerika ve Avrupa ile de sıkı fıkı bulunuyordu. Çünkü Kapitalizmin de, Komünizmin de yuları Siyonizm’in elinde bulunuyordu.

    Saldırgan bir Rus uçağı TSK tarafından düşürülüyordu!

    Tacizci Rus uçağının düşürülmesi sonrası TSK'dan yazılı bir açıklama geliyordu. Açıklamada, Rus uçağının 5 dakika içerisinde 10 kez hava ihlali nedeniyle uyarıldığının altı çiziliyordu. TSK, uçağın düşürülmesiyle ilgili "Uçak Türkiye angajman kuralları kapsamında saat 09.24'te düşürüldü" notunu paylaşıyor ve şöyle deniyordu:

    "24 Kasım 2015 tarihinde saat 09.20 civarında Hatay Yayladağı bölgesinde Türk Hava Sahasını ihlal eden milliyeti bilinmeyen bir uçak defalarca (beş dakika içerisinde 10 kez) ikaz edilmesine rağmen Türk Hava Sahasını ihlal edip durmuştur. Söz konusu uçağa angajman kuralları çerçevesinde 24 Kasım 2015 saat 09.24’te bölgede hava devriye görevinde bulunan iki adet F-16 uçağımız tarafından müdahalede bulunulmuştur."

    Putin; “sırtımızdan bıçakladılar” diye yakınıyordu!

    Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Suriye'de Türk jetleri tarafından düşürülen Rus savaş uçağı hakkında talihsiz açıklamalar yapıyordu. Putin, Ürdün Kralı Abdullah ile Soçi'de düzenlediği basın toplantısında Rus uçağının Türkiye sınırının 4 kilometre dışında Suriye topraklarında düşürüldüğünü söylüyordu. Putin açıklamasında, "Rus uçağının düşürülmesini sırtımızdan bıçaklanmak olarak yorumluyoruz. Uçak düşürme olayının Rusya-Türkiye ilişkileri açısından ciddi sonuçları olacaktır” diye tehditler savuruyor ve “sırtımızdan bıçaklandık” diye yakınıyordu. Bu arada Türkiye ile Rusya’nın arasının bozulmasına, İsrail ve ABD’nin özellikle sevindikleri de dikkatlerden kaçmıyordu.

    Akdeniz daha çok ısınacağa benziyordu!

    Rus Genelkurmayı Türk hava sahasını ihlal eden Su-24 savaş uçağının düşürülmesinden sonra Akdeniz'de Türk karasularının hemen dibine Rus donanmasının en büyük hava savunma gemilerinden Moskova'yı konuşlandırma kararı alıyordu. RIA Novosti Ajansı'nın haberine göre, Rusya Genelkurmay Başkanlığı, son olay üzerine bu çerçevede Suriye üzerinde uçuş yapan Rus bombardıman uçaklarına artık avcı uçaklarının da eşlik edeceğini ve her türlü tehdide anında karşılık verileceğini duyuruyordu. Böylece AKP iktidarının marifetiyle komşularla “sıfır sorun”dan “sıfır komşu”ya ulaşan Türkiye, iyice NATO’nun (ABD ve AB’nin) himayesine mahkûm ve mecbur hale sokuluyordu.

    NATO Türkiye'yi kolluyor muydu, kışkırtıyor muydu?

    Ankara'nın talebi üzerine acil olarak toplanan NATO, Türkiye ile dayanışma içinde olduğunu açıklıyor, biraz da kışkırtıyordu. Brüksel'deki toplantının ardından basın toplantısı düzenleyen NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, “Türkiye'den konuya ilişkin değerlendirmeler aldık. Elimizde olan bilgi Türkiye'nin açıklamalarının doğru olduğunu gösteriyor” diye konuşuyordu. Stoltenberg, “Eğer tansiyon yükselirse Rusya ile Türkiye arasında ne yapacaksınız?” sorusuna şu yanıtı veriyordu:

    “Tansiyonun düşürülmesi lazımdır. Çok ciddi bir durum söz konusudur. Hepimiz ihtiyatlı olmalıyız ve Ankara ile Moskova arasında temas kurulmasını destekliyoruz. Bu temas kuruldu, bu olumlu bir aşamadır. Böyle olayların tekrar yaşanmaması için riskleri nasıl indirebiliriz onları düşünüyoruz. Bu çok ciddi bir durumdur. Bu yeni güvenlik ortamına hepimiz ayak uydurmalıyız. IŞİD ortak düşmanımız olmalıdır. Bütün çabalarımız IŞİD’le mücadeleye yoğunlaşmalıdır. Rusya’nın hedefi de IŞİD’i yok etmek olmalıdır. Gördüğümüz şey Rusya’nın operasyonlarının birçoğu IŞİD’in var olmadığı yerlere yönelmiş durumdadır.” Yani Yahudi Stoltenberg’e göre (Amerika, Avrupa ve Rusya) IŞİD bahanesiyle İslam’a karşı birleşmeli ve Türkiye de ya bu şer koalisyonuna katılmalı veya saf dışı bırakılmalıydı.

    Neden Vatikan’ın gündemi 3. dünya savaşı oluyordu?

    Fransa’daki Paris olaylarının hemen ertesinde yapılan açıklamalar arasında Paris’te yapılan saldırıları bile gölgede bırakacak sözler vardı. Papa’nın ağzından; “3. Dünya savaşındayız” sözleri çıkmıştı. Bu bir itiraf mıydı? Katolik dünyasının ruhani lideri Papa Franciscus’un, bölgesel çatışmalara ve terör saldırılarına atıfta bulunarak sıklıkla “3. Dünya Savaşı”nı dile getirmesi endişe ile karşılanırken, Vatikanlı yetkililer ve bir takım uzmanlar; Papa’nın uluslararası topluma yönelik uyarıda bulunduğunu savunmuşlardı. Dünya genelinde yaklaşık 1 milyar 200 milyon Katolik’in ruhani lideri olması sebebiyle sayısal olarak önemli bir nüfuza sahip olan Papa Franciscus, ilk olarak geçen yıl dile getirdiği, “Biz, parça parça üçüncü dünya savaşındayız” ifadelerini, Paris’te eşzamanlı gerçekleştirilen terör saldırılarının ardından tekrar gündeme taşıması anlamlıydı. Haftalık konuşmalarının büyük bölümünde çatışmaların son bulması için barış dileyen bir adamın, “savaş” kelimesini bu şekilde cüretkârca telaffuz etmesi, başta Müslüman dünyası olmak üzere birçok çevre tarafından endişe ile karşılanmıştı. Papa’nın geçen yılki açıklamaları üzerine DAEŞ’in Irak ve Suriye’de, vahşi katliamlarla gündeme oturması, Suriye rejiminin kanlı saldırıları, İsrail’in Gazze’ye baskınlarının azıtması, Ukrayna krizinin yoğunlaşması ve Afrika’dan Avrupa’ya kaçmaya çalışan sığınmacıların Akdeniz’de boğulmaları artmıştı. Geçen yıl yaz aylarında Katolik Kilisesi’nin 6. Asya Gençlik Günleri etkinliklerine katılmak üzere Güney Kore’ye giden Papa Franciscus, o seyahatten dönerken “3. Dünya Savaşı” ifadesini kullanmış ve bunu başta Paris saldırıları sonrası olmak üzere birkaç kez tekrarlamıştı.

    Konunun uzman ve muhatapları, şiddet ve çatışma sarmalının Suriye’den Fransa’nın başkentine kadar uzandığı, sığınmacı krizinin AB’yi bunalttığı bir ortamda, Papa gibi birinin “barış ve sükûnet” ifadeleri yerine neden “savaş” sözcüğünü kullanmasının asla hayra alamet olmadığını vurgulamışlardı. Evet yeni bir Haçlı istilası resmen başlamıştı.

    Eşi görülmemiş savaş uçağı anlaşması, 3. Dünya savaşına hazırlık amacı mı taşıyordu?

    Rusya ile Çin 24 adet 2 milyar dolarlık Su-35 savaş uçağının satışı için anlaşmıştı. Rusya'nın Çin'e satacağı 24 çok fonksiyonlu Su-35 savaş uçağı için Çin 2 milyar doları gözden çıkarmıştı. Rus silah şirketi Rostek Genel Müdürü Sergey Çemezov "Kommersant" gazetesine yaptığı açıklamada, "Çin ile sürdürdüğümüz Su-35 sevkiyatına ilişkin görüşmeler sona erdi. Kontratı imzaladık" ifadesini kullanmıştı. Kontrat koşullarına göre, Rusya Çin'e 2 milyar dolar değerinde 24 uçak yollayacaktı. Çin'in Su-35 sipariş veren ilk ülke olduğu ve bunun tarihte eşi görülmemiş bir anlaşma olduğu vurgulanmıştı.

    Putin, neden İran liderine Kur’an hediye ediyordu!

    Tam böyle bir süreçte Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in, Rusya’daki en eski el yazması Kur’an-ı Kerim’i İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’e hediye etmesi çeşitli yorumlara yol açıyordu. İran’da yapılan Gaz İhracatçısı Ülkeler Forumu 3. Liderler Toplantısı’na katılmak için Tahran’a giden Putin, havaalanına indikten sonra doğrudan Hamaney'le görüşmeye geçiyordu. Beraberindeki heyetle birlikte Hamaney ile görüşen Putin, bir sandık içine konulmuş antika değeri yüksek bir Kur’an-ı Kerim nüshasını İran liderine hediye ediyordu. Acaba Türkiye her yönden kuşatılıyor muydu?

    Rusya dahil, bütün Haçlı ittifakına göre; IŞİD vurulsun ama PKK (PYD) korunsundu!

    Paris art arda düzenlenen terör saldırılarıyla sarsılırken AFP'nin derdi halâ Diyarbakır oluyordu. Sur ilçesine giden Fransız haber ajansı AFP'nin muhabirleri PKK'nın ilçede kazdığı hendekleri ve teröristleri görüntüleyip “bağımsızlık direnişçilerinin” kahramanlığını dünyaya servis ediyordu.

    Tam bu sırada E. Dışişleri Bakanı Siniroğlu’nun PYD yorumu kafa karıştırıyordu!

    Dışişleri E. Bakanı Feridun Sinirlioğlu Suriye, sınır ötesi operasyon, IŞİD ve PKK ile mücadele hakkında önemli açıklamalarda bulunmuştu. “PYD’nin YPG’den farklı işleyen oluşumlar olduğunu ifade eden Sinirlioğlu, PYD’nin silahlı örgüt olmadığını sadece HDP gibi siyasi bir parti olduğunu” söylüyordu. Sinirlioğlu daha sonra yaptığı açıklamada yanlış anlaşıldığını iddia ediyordu. Hürriyet gazetesinden Verda Özer’e konuşan Sinirlioğlu, “YPG ve PYD’yi birbirinden ayırmak lazım. PKK eşittir YPG. PKK bizim ve ABD’nin terör listesinde yer alıyor. PYD ise sadece siyasi bir partiden ibaret. Bizdeki HDP gibi. YPG ise onun silahlı kolunu oluşturuyor. PYD’nin elinde ise silah yok” diyerek ABD ve AB ağzıyla konuşuyordu. Böylece AKP'nin perde arkası da deşifre oluyordu.

    Oysa ABD ve Peşmerge destekli YPG güya stratejik kasabayı IŞİD'den temizliyordu!

    YPG sözcüsü Redur Xelil, kendilerinin de parçası olduğu ABD destekli koalisyon Suriye Demokratik Güçleri'nin Suriye’nin Haseke vilayetinde bulunan El Hul kasabasını IŞİD’den aldığını açıklıyordu. 3500 nüfuslu Hul kasabası, petrol kuyularının bulunduğu bölgede yer alıyordu. Hul ile birlikte güneyde Şeddadi ele geçirilse IŞİD’in Musul-Rakka ve Musul-Haseke arasındaki ikmal hatları kesilmiş oluyordu. 13 örgütün birleşmesiyle kurulan Demokratik Suriye Güçleri, El Hul ve Şeddadi'nin alınması için sözde savaşıyordu. Haseke’nin güneyindeki El Hul ve Şeddadi, 2 yıldır IŞİD işgalinde bulunuyordu.

    Devlet gerçekten Öcalan’a mahkûm muydu?

    HDP Ankara Milletvekili ve İmralı Heyeti’nden Sırrı Süreyya Önder, Abdullah Öcalan’a yönelik tecridin bir savaş ilanı olduğunu belirterek, “Devlet sayın Öcalan’a mahkumdur” derken acaba neyi kastediyordu?

    Yunan Başkanı Çipras: “HDP'nin mücadelesini hayranlıkla izliyoruz!” diye övüyordu!

    HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ ve beraberindeki heyet ile görüşen Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras, HDP'nin zorlu koşullarda amansız bir mücadele yürüttüğünü belirterek, "Sizin mücadelenizi hayranlıkla izliyoruz" diyordu. Ahmet Davutoğlu’nun özel konuğu Çipras bu cesareti kimden alıyordu?

    AKP borazanı ve yandaş yalakacısı eski Fetullahçı Etyen Mahçupyan PKK'nın ne istediğini şöyle açıklıyordu!

    Terör örgütü PKK ilçelere hendek kazıyor, barikat kuruyordu. Peki son bir yıldır terör saldırılarına hız veren PKK, tam olarak neyi amaçlıyordu? Bu kritik sorunun yanıtını Akşam gazetesi yazarı Etyen Mahçupyan veriyordu. "Yapılan tercih Türkiye ile Suriye’nin bire bir bağlantılı hale getirilmesi ve ‘ya hep ya hiç’ mantığıyla sonuna kadar zorlanmasıydı" ifadelerini kullanan yazar, bu amaç doğrultusunda örgütün çözüm sürecini bozduğunu açıklıyordu.

    PKK iç savaş sonrası dış müdahale yoluyla özerklik elde etmeye çalışıyordu!

    Örgütün kendisini tarihsel büyük planın öznesi olduğunu düşündüğünü söyleyen Mahpuçyan, PKK’nın Kandil'in amaçlarına katılmayan herkesi feda etmeye hazır olduğunu belirtiyordu. Yazar yazısının son bölümünde PKK'nın neyi istediğini ve hükümetin buna karşı ne yapması gerektiğini anlatıyordu:

    "Şu an yapılmaya çalışılan devletin büyük katliamlar yapmaya zorlanmasını hedefliyordu. Böylece Kürtlerin son kertede PKK’nın yanında duracağı ve bu iki yılın sonunda Türkiye’nin yönetilemez hale gelmesinin sağlanacağı hesaplanıyordu. Gayet açık olarak bir iç savaş körükleniyordu. Böylece Türkiye ile Suriye’nin aynı evsafta ülkeler olduğu tezi üzerinden dış müdahaleler yoluyla toprak elde etmenin veya yönetim ayrıcalıkları kazanmanın mümkün olabileceği öngörülüyordu. Bu sürede AKP iktidarının sertleşmeye başlayacağı, Kürtlerin kültürel haklarını gasp eden ırkçı bir yaklaşım sergilediği propagandasının yapılacağı, böylece AKP’den hazzetmeyen Batılı bazı ülkelerin yakın desteğinin sağlanacağı düşünülüyordu.” Bunların hepsi maalesef bir bir gerçekleşiyordu. Şimdi soralım, AKP iktidarı bile bile bu şeytani amaca hizmet mi ediyordu?

    İsrail'den Türkiye'ye sürpriz teklif, acaba gizli stratejik işbirliğini açığa mı vuruyordu!

    İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu Kudüs’te konuştuğu bir panelde Türkiye'ye çok önemli bir teklifte bulunuyor ve Netanyahu’dan Türkiye’ye enerjide sürpriz işbirliği mesajı geliyordu. Kudüs'te düzenlenen bir panelde konuşan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail ile Türkiye'nin doğalgaz konusunda işbirliği yapmasının uygunluğunu ve Türkiye ile ekonomik ilişkilerinin şaşılacak derecede güçlü olduğunu belirterek, Suriye meselesine yönelik endişelerin Türkiye ile ortaklaştıkları nokta olabileceğine de dikkat çekiyordu. Siyonist çetenin başının, Türkiye ile ekonomik ilişkilerinin şaşılacak derecede güçlü olduğunu açıklaması dönek İslamcılarda şaşkınlığa yol açıyordu! Oysa Milli Çözüm 14 yıldır bu gerçekleri belgeleriyle yazıp uyarıyordu. Vahşi Gazze saldırılarının ve Mavi Marmara katliamının baş sorumlusu Benyamin Netanyahu, Kudüs’te katıldığı bir panelde ilginç itiraflarda bulunuyordu. Siyonist çetenin başı “Türkiye ile ekonomik ilişkilerinin şaşılacak derecede güçlü” olduğunu açıklarken başka alanlarda da işbirliği önerisinde bulunuyordu. Hatırlanacağı üzere geçtiğimiz Mayıs ayında haklarında “Kırmızı Bülten”le arama kararı çıkartılan İsrailli 4 üst düzey asker hakkındaki karar AKP iktidarının talimatıyla bakanlık raflarında bekletiliyordu!

    “Model Ortaklık” safsatası, gaflet ve ihanet haritası!

    Siyonist lobilerin hazırlayıp ABD Hükümetlerinin uyguladığı ana politikalar, kukla başkanların imajına göre uyarlanmaktadır. ABD derin devleti, önce uygulanacak politikaları belirlemekte sonra bunu en iyi kimin uygulayabileceği üzerinde bir mutabakat sağlamaya ve ona göre kamuoyu oluşturmaya çalışmaktadır. Örneğin Başkan Bill Clinton’ın politikaları ile Başkan Obama’nın politikaları, ABD menfaatleri açısından özünde farksızdır. Bill Clinton, 15 Kasım 1999 tarihinde Türkiye’ye gelip TBMM’de yaptığı konuşmanın muhtevası, kullandığı kavramlar ve vurgu yaptığı noktalar ile Obama’nın 6 Nisan 2009 tarihinde TBMM’nde yaptığı konuşmanın muhtevası, kullandığı kavramlar ve vurgu yaptığı noktalar, neredeyse birebir aynıdır. Bu açıdan ‘21.Yüzyıl ABD Yüzyılı’ projesi, görüntüsü farklı olmakla beraber adım adım uygulanmaktadır. BOP bunun bir aşamasıydı ve en kahraman dindar, bu projenin eş başkanıydı!

    Obama’nın ‘Hıristiyan dünya ile Müslüman dünyanın Türkiye’de buluşması’, ‘Türkiye’nin Model Ülke olması’ pohpohlaması, Bill Clinton’un 8 Kasım 1999 tarihinde Georgetown Üniversitesi’nde ve 15 Kasım 1999 tarihinde TBMM’de yaptığı konuşmalarıyla ortak anlamlıdır.

    “…Türkiye Avrupa, Ortadoğu ve Orta Asya kavşağında bir ülkedir ve eğer Türkiye tümüyle Avrupa’nın bir parçası yapılırsa ve istikrarlı, demokratik, laik bir İslam ülkesi olarak kalırsa gelecek daha iyi şekillenecektir. Avrupa ve Müslüman dünya barış ve uyum içinde Türkiye’de buluşabilir ve yeni bir bin yılda (milenyum) rüyalarımızdaki geleceğin şekillenmesi şansını sağlar.”[1]

    “20’nci Yüzyılı anlamak için, Türkiye’nin tarihi, bir anahtardır. …Türkiye’nin Doğu ile Batı’yı birleştirebilmesindeki başarısı, bu coğrafyayı göz önüne alınca, daha da önem kazanmaktadır... Bu odada başlayan ve halen yükselmekte olan demokratik devrimi derinleştirerek, Türkiye, vatandaşlarına iyi hizmet etmekten daha da fazlasını yapabilir. Sizin örneğinizle ve sizin çabanızla, Türkiye, dünyanın ilham kaynağı olacaktır.”[2]

    Bill Clinton, bu konuşmalarında Türkiye’nin jeopolitik ve jeostratejik öneminden bahsederek Türkiye’yi ‘Stratejik Ortak’ ve ‘Model Ülke’ olarak tanımlamıştır. Buna karşılık Obama, gerek TBMM’de gerekse ilgili devlet ricalı ile yaptığı konuşmalarda, Türkiye’nin jeopolitik ve jeostratejik öneminden pek bahsetmemiş ve eskiden beri çok sık kullanılan “stratejik ortaklık” kavramı üzerinde ise durmamıştır. Bunun yerine Obama, Türkiye ile ilgili ilişkileri, uluslararası ilişkilerde bu güne kadar kullanılmayan yeni bir kavram üzerine oturtmak istemiştir. O kavram da,  ‘Model Ortaklık’ (Model Partnership) kavramıdır.”[3]

    Antalya’daki G20 toplantısında ABD ve koalisyon ortaklarının yaptıkları tüm açıklamaların odak noktasını IŞİD’e karşı mücadelede Türkiye’nin yanlarında yer alması, oluşturmaktaydı. Buna karşılık PKK ve PYD ile mücadele gündemlerine bile alınmamıştı. Türkiye olmadan IŞİD’i yok edemeyecekleri anlamına gelen bu açıklamaları tutarsız ve dayanaksızdı. Çünkü Türkiye olmadan IŞİD’i yok edemeyeceklerine Haçlılar gerçekten inanıyorlarsa, korku ve sömürü imparatorluklarının çöktüğünü ilan ediyorlardı. Oysa Barbar Batılılar için Müslümanlar sadece karın tokluğuna çalıştırılacak ama paylaşılmayacak, sadece sömürülecek varlıklardır. Dünya üzerindeki tüm gelişmeleri bu açıdan okumak durumundayız. Özellikle terör olaylarını sadece bazı Müslümanların vahşiliğini sergileme vesilesi olarak takdim etmenin sömürgecilerin oyununa gelmek olduğunu artık görmek lazımdır. Asıl terörün sebepleri arasında Batılı ülkelerin büyük payı olduğunu anlatmak ve göstermek durumundayız. Çünkü sömürgeciler bir yandan terörü destekliyor, onların gelişmesine zemin hazırlıyor öbür yandan da işlenen cinayetleri İslam’a fatura ediyorlar. Kısacası hem insanımıza hem dinimize iftira atılıyor. Bu noktada son birkaç aydaki açıklamalara kısaca bakmak yeterli olacaktır.

    Obama: Hedefimiz zalim IŞİD örgütünü yok edip ortadan kaldırmaktır.

    Putin: IŞİD 40 ülkeden finansal destek almaktadır. Bunlar arasında G20 ülkeleri de vardır.

    Beyaz Saray Sözcüsü: YPG ile çalışmayı ve dayanışmayı önemli bulmaktadır.

    Reuters: ABD Suriye’nin kuzeyine (PYD’ye) silah sağlamaktadır.

    Bilmeyenler için not: Suriye’nin kuzeyi PYD, yani PKK’nın Suriye kolunun kanton ilan ettiği Kobani ve çevresi olmaktadır. Sonuç olarak bölgemizde terör örgütlerinin kurulması ve kullanılması sömürgeci güçlerin bir planıdır ve sömürülerini sürdürmekte maşa olarak kullanmaktadır.[4]

    Maalesef IŞİD bahanesiyle İslam’a karşı ABD, Türkiye, Fransa ile birlikte Rusya’nın da aynı safta savaşması 3. Dünya savaşı ve yeni bir Haçlı saldırısıdır. Bunun bir diğer anlamı da başını Suudi Arabistan’ın çektiği Körfez Bloğu ile İran’ın ve hatta Hizbullah ile başta ÖSO, PYD olmak üzere birbirleriyle mücadele, rekabet ve savaş içerisinde olan tüm farklı unsurların aynı hedefe doğru birlikte, aynı saf içinde yer alması bir Siyonist planı ve tuzağıdır. Türkiye PYD ile IŞİD’i terörist olarak ilan edip, Esad’lı bir Suriye’yi hiçbir şekilde tasvip etmediğini vurgularken, diğerlerinin aynı fikirde olmadığı açıktır. Örneğin ABD ve Rusya (hatta başta Fransa ve Almanya olmak üzere AB) PYD’ye destek sağlamaktadır. Her biri bölgede kurulacak Kürt devletinin hamisi olmak için adeta sıraya girmiş durumdadır. Esad’lı Suriye noktasında da muallâk bir tutum sergiliyorlar. Suriye Türklerine (Türkmenlere) tek destek Türkiye’den olmaktadır. Diğerlerine kalsa bölgedeki Türkmenlerin hepsini bir kaşık suda boğacaklardır. Dolayısıyla AKP Türkiye’si bu yeni oluşumda mevcut duruşuyla tek farklı aktör durumundadır. Acaba AKP, milletimizi mi yoksa, Dış güçleri mi oyalamaktadır? PYD örneğinde de görüldüğü üzere, IŞİD üzerinden Türkiye’nin kırmızı çizgileri çiğnenmeye çalışılmaktadır.[5]

    Önümüzdeki dönemde ABD’ye başkan olacağına kesin gözüyle bakılan Hillary Clinton, “Terörle mücadele konusunda ABD’nin yanında yer alacak mı almayacak mı Türkiye artık kararını vermek zorundadır” şeklinde örtülü tehdit savurmaktadır! Buna göre; ABD’nin terörle mücadele konusunda yaptığı çalışmalara Türkiye yeterli desteği vermiyormuş! Yani İncirlik Üssü’nün ABD’ye açılması yeterli görülmüyormuş! Ve daha fazlası bekleniyormuş! Mesela Amerika havadan bombalarken Türkiye’nin de karadan savaşa müdahil olması gerekiyormuş! Bunlar yapılmayınca da, “Türkiye artık kararını vermeli” diye adeta rest çekilip sıkıştırılmaktadır! Peki, benzer bir kararı ABD’nin de PKK ve PYD konusunda vermesi gerekmiyor mu? Türkiye’nin başındaki terör belası bunları hiç ilgilendirmiyor mu? Soruları ve saptamaları yerden göğe haklıdır.

    Sivil PKK olan HDP Militan eşbaşkanları, Rusya ağzıyla iktidarı suçlarken, Cumhurbaşkanı “Ya hu bilsek vurur muyduk?” havasıyla uçağın Rusya’ya ait olduğu saptanmadan düşürüldüğünü tekrarlıyor, TSK bu açıklamayı teyit ediyordu. Amerika da sözde sağcı ve milliyetçi takınan Cumhuriyetçi yetkili ve yazarlar “Putin’e haddini bildirdi!” diye Erdoğan’ı okşayıp Rusya’yı kışkırtırken, Putin’in resmen ve alenen PYD ve YPG’yi (Suriye PKK’sı) destekleyeceğini söyleyip seviniyordu. Cengiz Çandar bile “Rus uçağını düşürmek Allah’ın emri miydi?” diye sızlanıp, ayı ile boğuşulur mu? demeye getiriyor ve zaten Halep civarında mağdur kesimlere insani yardım götüren İHH konvoyu Rus jetlerince ve intikam gerekçesiyle vuruluyor, 26 tır yanıyor, 10 kadar görevli ölüyor ve 10’dan fazla insan yaralanıyordu.

    Rus uçağını düşürmesinin ardından Rusya bölgeye "S-400" füzeleri gönderme kararı alıyordu. Rus Savunma Bakanlığı, Lazkiye'deki Hmeymim hava üssüne S-400 füzelerin konuşlandırılacağını açıklıyordu. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise Rusya'nın Hmeymim askeri üssüne S-300 hava savunma sistemi yerleştirileceğini belirtip tehditler savuruyordu. Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov da bu kararın ardından, "Rusya, Suriye'nin Türkiye sınırındaki hava operasyonlarına devam edecek" açıklamasını yapıyordu.

    Putin: "Türkiye yönetimi ülkesini İslamlaştırıyor" diyerek Sn. Erdoğan’a puan mı kazandırıyordu?

    Rusya'nın tüm yönetim kademesi, Hatay sınırımızda SU-24 uçağının düşürülmesiyle ilgili sert açıklamalarda bulunarak Türkiye'ye tepki yağdırıyordu. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin: "Sorun sadece uçağımızın vurulmuş olması değil. Sadece biz değil tüm dünya görüyor ki, mevcut Türkiye yönetimi uzun yıllardır ülkesini kasten 'İslamlaştırmaya' yönelik iç politika izliyor. İslam büyük bir dünya dini ve Rusya'daki geleneksel dinlerden biridir. Biz de İslam'ı destekliyoruz ve buna devam edeceğiz. Ama burada söz konusu olan daha radikal bir İslam'ın desteklenmesi. Bu durum ilk bakışta pek fark edilmese de olumsuz bir atmosfer yaratıyor” sözleriyle gerçekleri çarpıtıyor ve Rusya’nın İslam’a karşı Haçlı ittifakında yer alacağını açığa vuruyordu.

    MHP’li Mehmet Şandır çarpıcı iddialarda bulunuyordu!

    Eski MHP Mersin Milletvekili Mehmet Şandır, 1 Ocak'ta başlayacak ateşkes görüşmeleri öncesi Rusya'nın, Esad'a alan açmak için Bayırbucak bölgesine saldırdığını söyleyerek önemli bir noktaya parmak basıyordu. CNN Türk'te Ahmet Hakan'ın sunduğu "Tarafsız Bölge" programına konuk olan Mehmet Şandır'dan çarpıcı bir iddia geliyordu: "Bayır bölgesinde saldırı yoktu, top ateşi yoktu. Türkmenler de kalabildikleri kadar kendi köylerinde kalabiliyordu. Eli silah tutan kendi çocukları kendi imkânlarıyla köylüleri koruyordu. Hem rejime karşı hem diğer terörist unsurlara karşı çıkılıyordu. Bizim bölgemizde IŞİD yoktu El Nusra da yoktu. Cihatçı gruplar da yoktu. Bir çatışma yaşanmıyordu. Tartışmayı şuraya çekmek gerekiyordu: Niye Rusya dün değil de bugün Bayırbucak bölgesini bombalıyordu? Bunu konuşalım. Viyana toplantılarında bir mutabakat çıkıyordu. 17 ülkenin katılımıyla Rusya ve İran da dâhil bir karar alınıyordu. Bu mutabakata göre 1 Ocak 2016'da ateşkes görüşmelerinin BM gözetiminde başlayacağı belirtiliyordu. Acaba Rusya 1 Ocak 2016 tarihinden önce öteden beri desteklediği Nusayrilere ateşkes silah bırakıldığı andan önce alan mı kazanmaya çalışıyordu? IŞİD'e karşı Halep'in kuzeyinde çok ciddi netice alınmışken, şimdi Rusya yeni bir cephe açarak rejime imkân ve fırsat kazandırıyordu!”

    Netice-i Kelam; Türkiye, ya Erbakan Hoca’nın bütün insanlığın hayrına olan Milli projeleri istikametinde kararlı ve vakarlı bir yola koyulacak ve tarihi hesaplaşmadan asla korkmayacak ve kaçınmayacak; böylece mazlumların dünyasının Lider ülkesi ve yeni Medeniyet Merkezi olacaktı… Veya zalim ve emperyalist güçlerin kuyruğuna takılıp, ucuz dindar kahraman politikacılar elinde, uyuz ve Batıyla uyumlu bir Model Ortaklıkla sürünmeye mahkûm olacaktı.


    [1] 8 Kasım 1999 Georgetown Üniversitesi Konuşması-SAE (stratejik Araştırmalar Enstitüsü Nisan 2009)

    [2] Bill Clinton’un 15 Kasım 1999 TBMM Konuşması.

    [3] Milli Gazete / 20 11 2015 / Prof. Burhanettin Can

    [4] Milli Gazete / 18 11 2015

    [5] Milli Gazete / Prof. Seyfettin Erol / 19 11 2015

Ahmet AKGÜL -

AHMET AKGÜL KİMDİR?

     

Araştırmacı-Yazar, Düşünür ve Siyaset Bilimci olarak tanınan Ahmet Akgül, Milli Görüş çizgisinde önemli bir fikir adamıdır. Olaylara insan eksenli ve İslam endeksli yaklaşmaktadır.

2004 Ocağında, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’da aylık olarak yayınlanan “Milli Çözüm” Dergisini çıkarmaya başlamıştır.

Uzun süreli, ciddi ve çileli bir mücadele dönemi yaşamış ve bu duyarlı, tutarlı ve kararlı tavrını hiç bırakmamıştır. Bu yüzden pek çok sıkıntı ve saldırılara uğramış, defalarca mahkeme açılıp tutuklanmış ve hapis yatmıştır.

İnancımız ve ihtiyacımız olan evrensel hukuk kurallarının; bütün insanlığın ortak değeri ve hayat düzeni haline getirilmesi, “Demokrasi, Laiklik ve özgürlükler” gibi çağdaş kurum ve kavramların; ilmi ve insani temellere göre yeniden şekillenmesi… Ve Türkiye’nin yeni bir barış ve bereket medeniyetine öncülük etmesi konularında yoğunlaşmıştır.

Üstadımızın, başta “İnsanın Yozlaşması”, ardından “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” ve yine “Barış ve Bereket Nizamı “İslam Davası” ve Yozlaştırılan “Cihat Kavramı” gibi birçok kitapları İngilizceye çevrilip merkezi Londra’daki Cagaloglu Yayıncılık organizesiyle; Amazon ve Bornes&Noble (bn.com) gibi dünya genelinde dağıtım yapan yüzlerce online sitesinde ve dijital (e-kitap) sayesinde 120 kadar ülkede yayınlanıp okunmaktadır. Ayrıca Üstadımızın “Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı” başlıklı Meali Kerim yorumları İngilizce ve Rusça tercümeleri ile “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” kitaplarının Rusça, Arapça, Çince, Japonca ve İspanyolca tercümeleri tamamlanıp basılmış olup; Almanca, Fransızca, Kırgızca ve Farsça tercümelerinde de sona yaklaşılmıştır.

Milli siyaset ve sorumluluk düşüncesini farklı bir boyutta ele alan ve yorumlayan Hocamız; yaklaşık 40 yıldır Türkiye’mizin her yerinde, Avrupa’da ve İslam ülkelerinde, önemli seminer ve konferanslara katılmaktadır.

Mili Görüş’e çöreklenmiş bazı şaibeli kişilerin gizli niyet ve tertiplerini haber vermesi, uzun vadeli hedefler ve stratejik tavizler sonucu Partiye girdiklerini sezmesi ve söylemesi nedeniyle, Ahmet Akgül’ün teşkilatlarda ve Milli Görüşçü kuruluşlarda hizmet vermesi engellenmeye çalışılmış; Erbakan Hoca ise, kendisinin daha bağımsız davranabilmesi ve nifak çarkı içinde körletilip kirletilmemesi için bu girişimlere karşı çıkmamış, ama kendisini uzaktan destekleyip yönlendirmekten de geri durmamıştır. Erbakan’ın “Adil Düzen” projeleri, AKP’nin siyasi hileleri ve karanlık ilişkileri, Fetullahçı Cemaatin gizli mahiyeti konularında sayılı uzmanlardandır.

1949 Elazığ doğumlu olan, çeşitli konularda yayınlanmış ve hazırlanmış 80 (seksen) eseri bulunan yazarımız, evli ve beş çocuk babasıdır.

      

Hocamız’ın Başlıca Kitapları:

● Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı (Türkçe Meali Kerim. Abdullah Akgül Yayına Hazırladı.) (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Milli Sorunlarımız ve Sorumluluklarımız (2 Cilt)

Dünyanın Değişimi ve Erbakan Devrimi

Refah-Yol’la Rantiye Savaşı

Cemaatin Cılkı, Erdoğan’ın Çarkı, Erbakan’ın Farkı

Türkiye Kuşatılırken, Kuklaların Kapışması

Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya (İngilizce, Rusça, Çince, Japonca, Arapça ve İspanyolcaya çevrildi.)

Bizim Atatürk

Küresel Fesatçılık ve Fetullahçılık

Dış Politikamız (Cilt-1) Bop’un Temelleri (1988-1998)

Dış Politikamız (Cilt-2) Tarihin En Talihli Dönüşüm Süreci

Siyaset ve Strateji Bilgeliği

Osmanlı Sistemi ve Abdülhamit Siyaseti

İslam Davası ve Cihat Kavramı (İngilizceye çevrildi.)

● “İnsan”ın Yozlaşması (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Ah-u Figan’ım (Şiir)

Başörtüsü İnkârı ve İstismarı

AKP Tahribatının Fotoğrafı: İslamcı Münafıklar

Yeni İstiklal Savaşında Milli Şuur ve Ordu

Bir Dış Proje Olarak AKP Gerçeği ve Akıbeti

Bilge(!) Erdoğan’dan, İlkeli(!) Numan’a AKP Tezgâhı

Cezaevinde Yazdıklarım

Siyonizm-Deccalizm Ortaklığı

Devrim Simsarları ve Din İstismarcıları

Dilin Düğümü Çözüldü (Şiir)

Din Dengedir İslam İlericiliktir

Din – Devlet ve Demokrasi

Ergenekon Senaryosu “At Değiştirme” Operasyonu muydu?

Gönül Seması ve Tasavvuf Kapısı

Medeniyet Mücadelesi ve Mehdiyet Müjdesi

Teşkilatçılık Mesaj ve Metod (İletişim ve İşbirliği Sanatı)

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-1 Milli Görüş’ün Marazlıları

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-2 Sonradan Yamuklaşanlar

ABD’li Siyonistlerin, AKP’li Piyonistleri Bir Devrin Bitişi ve Bir Devrimin Gelişi

İdlib-Amik Ovası ve Yaklaşan Armegeddon Savaşı

BDP’nin Özerklik Ezanı, TC’nin Cenaze Namazı Olacaktı

Bir Devrim Yaşanıyordu!

Dünya Dönüşüme Hazırlanıyordu

Hidayet Kıvılcımı ve Hikmet Kılıcı (Şiir)

Katı Ulusalcıların ve Ilımlı İslamcıların Din Tahribatı

Osmanlı’dan Cumhuriyete Kripto Yahudiler ve Pakraduniler

Yüz Kur'ani Kavram ve Yorumları

Bizden Söylemesi-1 AKP İntihara Gidiyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Bizden Söylemesi-2 Türkiye Uçuruma Sürükleniyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Terör-Masonluk ve Mafia Medeniyeti

Cumhuriyet Türkiye’sinde Nifak Hareketleri

Ruhlar-Sırlar ve Uzaydaki Yaratıklar

Sabah Yakın Değil miydi?

Tarikatların Hizmet Sahası ve Islahı

Tuz Kokarsa…

Türkiye Büyüyor muydu, Bölünüyor muydu?

Türkiye Dağılacak mıydı, Doğrulacak mıydı? (Ahmaklar Okumasındı!)

Türkiye Tarihi Dönemeçte, Ya Yıkılacak Ya Şahlanacaktı!

Yakın Tarihimizde Yüceler ve Cüceler (2 Cilt)

Zafer Müjdeleri ve Fetih Hazırlıkları

Erbakan’dan İntikam Alanlar

Suriye’de Yaklaşan Hilal-Haç Kapışması

Başkanlık Muamması ve Çarkların Tıkanması

15 Temmuz Hıyanetinin Gizemi: Bir Darbe Analizi ve Sistem Krizi

Pazarlık Partisi ve Palavra İktidarı

Kemalizm-Tayyibizm Uyarlaması

Asker Darbesi Değil Devlet Müdahalesi Lazımdı

İslam’dan Uzaklaştıkça, İnsanlıktan Çıkılması

Dert Söyletir Aşk İnletir (Şiir)

● Hainleri Haşlama, Zalimleri Taşlama (Şiir)

İstanbul Sözleşmesi ve Ailenin Çözülmesi

      

Hocamızın Önsözünü Yazdığı Milli Çözüm Yayınları:

● Üstad Ahmet Akgül’ün Özgeçmişi ve Öğretileri (Yakup Gözübüyük)

● Haykırış (Şiir - Ali Çağıl)

AKP Yönetimi ve Tahribat Yöntemi Sistem Tahlili ve Siyaset Tenkidi (Nevzat Gündüz)

● Sözün Çözüme Dönüşmesi (Siyasi Fıkralar) (Osman Eraydın)

● Ayar Aynası ve Nokta Atışı (Sosyal ve Siyasi Fıkralar) (Erdoğan Bişkin)

Milli Çözüm Ekibinden: İlginç Rüyalar ve Manevi Uyarılar (2 Cilt - Hazırlayanlar: Fatma Betül Erişkin – Nail Kızılkan – Neslihan Bayraktar)

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Web Sitesi

Makale Paylaşım Sayısı: 1175

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR