ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1189
mod_vvisit_counterDün4134
mod_vvisit_counterBu Hafta18940
mod_vvisit_counterGeçen hafta54641
mod_vvisit_counterBu Ay18940
mod_vvisit_counterGeçen Ay195399
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17346938

IP'niz: 54.236.62.49
Bugün: 05 Mar 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12401330

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

Sn. Cumhurbaşkanına: 6284’ÜN AİLE FACİALARI VE MAĞDURLARIN FERYADI!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

 

Sn. Cumhurbaşkanına:

6284’ÜN AİLE FACİALARI VE MAĞDURLARIN FERYADI!

        

STAR TV. “Gerçeğin Peşinde” programına çıkan Gökhan Köse; huysuz, uyumsuz ve sorumsuz davranışları yüzünden boşandıkları eşinin, mahkemenin kendi velayetine (babasına) verdiği dokuz yaşındaki kızını alıp kaçırdığı, baskı ve şiddet uyguladığı, şu anda bir başkasıyla resmen evli olduğu halde diğer bir insandan hamile kaldığı... Bütün bunlara rağmen, İstanbul Sözleşmesi diye bilinen 6284 sayılı kanunun “Kadının beyanı esas alınır ve yeterli sayılır” anlamındaki maddesi gereği, kendisinden boşanan ve kızını kaçıran kadının iddia ve isnatları yüzünden kendisine onlarca dava açıldığı ve uzaklaştırma kararları alındığı... Bütün bu sıkıntılar ve kızıyla ilgili kuşkular yüzünden çaresiz kaldığı ve resmi başvurularından hiçbir sonuç alamadığı için feryadı figan edip durmaktaydı.

Bu tür TV Programlarının: Gizemli cinayetlerin çözülüp açığa çıkarılması... Enteresan kayıpların bulunması... Karmaşık boşanmalar ve evden kaçmalarla ilgili konuların perde arkasının aydınlatılması gibi toplumsal sorunların gündeme taşınması ve ilgili makamlara duyurulması... Suçluların ve sorumluların ortaya konulması, mağdur vatandaşların haklarına kavuşturulması ve bu hususlarda Emniyet ve Güvenlik mensuplarına, Yargıya ve Adalet çarkına yardımcı olunması... Böylece toplumda sosyal dayanışma ve sorumluluk kuşanma duyarlılığının arttırılması çabalarından dolayı Serap Paköz, Av. Hasan Kocabay ve Adli Tıp Uzmanı Dr. Taner Güven’e tebrik ve takdirlerimizi iletiyoruz. Ve yine benzer formatlarda programlar yapan Müge Anlı, Didem Arslan Yılmaz ve Esra Erol Hanımefendileri de kutluyoruz.

Ama bir hatırlatmayı da yapmadan geçemiyoruz; bu ahlâki ve ailevi temellerimizi derinden sarsan 6284 Sayılı kanunun kadına şiddeti önleyici tedbirler dışındaki: “Kadının beyanı esastır ve yeterli sayılır” şeklindeki tahrip maddelerinin düzeltilmesi konusunda devlet yetkililerine çağrılar yapılması gibi duyarlı ve tutarlı tavırları da kendilerinden bekliyoruz. Aksi halde bu tür programlar, giderek yaygınlaşan haksızlık ve ahlâksızlıkları azaltmak yerine, bir nevi dolaylı reklamını yapmak anlamını taşıyacaktı. Çünkü sadece ve sürekli kötü sonuçları konuşup tartışmak yerine, öncelikle ve özellikle sorunların asıl sebepleri ve suçluları cesaretlendirici kanun maddeleri üzerinden yoğunlaşmak lazımdı.

STAR TV Gerçeğin Peşinde programına çıkan çaresiz Baba Gökhan Köse’nin, 9 yaşındaki kızını kaçıran, ona şiddet uygulayan ve cinsel tacize uğramasına göz yuman eski eşinin kız kardeşlerinin ve yakın çevresinin bile, Gökhan Köse’yi doğrulayan beyanlarına rağmen, programın avukatı Hasan Kocabay ve Dr. Taner Güven hâlâ yutkunup, 6284 sayılı kanunun “Kadının beyanı esastır” maddesinin mutlaka düzeltilmesi gerektiğini ağızlarına alamamaları da dikkatlerden kaçmamıştı... Ve üstelik buna benzer olayların ve mağdurların sayısı on binlere ulaşmıştı ve giderek yaygınlaşmakta, hatta çıldırma noktasına gelen bazı çaresiz erkeklerin intikam hırsına yol açmaktaydı.

Şimdi Sn. Cumhurbaşkanından Adalet Bakanına... Diyanet Başkanından Meclis Başkanına... Muhalefet Genel Başkanlarından İlahiyat Hocalarına ve Tarikat babalarına... Yandaş yazar ve yorumculardan, sözde karşıt medya mensuplarına sesleniyoruz: Giderek çatırdayan ahlâki ve ailevi yapımızın kırılan bu fay hatlarına... Ve çaresiz kalan mağdur babaların bu feryadına hangi vicdanla, hâlâ sessiz ve tepkisiz kalmaktasınız?..

Gerçeğin Peşinde 239. Bölüm – 23 Kasım 2020

Programın sunumunu Serap Paköz, uzman görüşleriyle Adli Tıp Uzmanı Taner Güven, Avukat Hasan Kocabey ve Polis Eğitmeni-Güvenlik Uzmanı Murat Aydın da katkı sağlamaktaydı.

Serap Paköz: Konuğumuz Gökhan Köse 33 yaşında Isparta’dan programa katılıyor. Aslında her zaman anneler mağdur olmuyor, babaların da mağdur olduğu durumlar var ki işte bunlardan biri olan Gökhan aslında çok ağır birtakım ithamlarla mücadele etmiş. Mesela; yıllarca çocuğuna bakmış ama sonra ayrıldığı karısı, hiç çocuğu aramaz sormazken bir velayet davası açıyor ve babayı istismarla suçluyor, şiddetle suçluyor. Şimdi Gökhan Köse’nin hikayesine geçiyoruz. Gökhan, bu ayrıldığın eşinle ki evliliğiniz bir yıl bile sürmüyor. Ayrı yaşamaya başlıyorsunuz. Eşin gerçekten de 9 yaşında olan kızınla ilgili, 11 ev ve okul, 6 tane de şehir değiştirmiş. Şimdi aslında velayet tekrar babaya geçmiş, ama şu anda eşin çocuk kaçırma eylemi işliyor. Velayeti babada olan bir çocuğu sana göstermediği için.

Gökhan Köse: (Eski eşimle ilgili) “Zorla alıkoymaktan ve 18 yaş altı bireyi cebren kaçırmaktan” hakkında aranması 20 Kasım Cuma günü itibariyle başladı. Şöyle anlatayım; biz 2010 yılında, babasının evinde nişanını taktığım halde kaçarak evlenmiştik. 2010 yılında, ilk gebeliğin 4. ayında eve bir geldim, kaçmıştı. Kaldı ki ben; alkol, gece hayatı, kahvehane, kıraathane gibi alışkanlıkları olan birisi değilim. O dönem bir kozmetik firmasında satış müdürüyüm. İşte bu süreçte eşimin gitgelleri başladı. 2011 yılı 22 Ocak günü kızım doğdu. 15 günlük iken, maalesef kızımı ananeme bırakıp markete gidiyorum deyip evden kaçtı. Eşimle fiili ayrılığımızı kızım 11 aylıkken tamamen sağladık. 2012 Nisan ayı itibariyle hiçbir şekilde iletişimimiz kalmayacak şekilde fiziken ayrılığımız başladı, ama boşanamadık.

Gel zaman git zaman şu anki evli olduğu eşiyle 2015 yılında benim nikâhım dururken, imam nikâhı ve nişan yaptı. 2016 yılının 10. ayında bana bir boşanma protokolü yolladı. Antalya 3. Aile Mahkemesinde açık duruşmaya başlandı, evrakı ibraz etti, evrakta şu yazıyordu. “Şu şu tarihte doğumlu, şu T.C. kimlik numaralı kızım olan Dolunay Köse’nin velayetini babaya vermiş bulunmaktayım. Hiçbir şekilde görüş hakkı dahi talep etmiyorum.” 2016 yılında biz bu ilanla beraber boşandık.

Anne, 2017 yılının sonunda ekim ayında aniden tekrar ortaya çıktı ve kızımı kaçırdı. 2012'den bu yana 90'a yakın soruşturma geçirdim. Bakıyorsun bir gün gece üçte telefon geliyor, ne idüğü belirsiz bir adam; beni, kız kardeşimi, annemi, kuzenlerimi tehdit ediyor telefonda. Bir gün gece 4'te polis geliyor, beni evden alıp götürüyor. Sen İstanbul'a gitmişsin, eski karının kapısına dayanmışsın deniyor. Uzaklaştırma kararları, koruma kararları, bilmem neler, canımdan bezdirildim. Oysa polis diyor ki bu şahsın bu tarihte burada olduğu baz istasyonu ile tespit edilmiş. Bu bir iftiradır. Ya dursun durulsun diye ellemiyorum, gitmiyorum. Avukat buldum dedim ki; bu iftiradan dolayı ben davacı olmak istiyorum. Gına geldi artık. Tabiri caizse bıktım, hayatım adliyede geçiyor, karakolda geçiyor. Bu durumlar beni artık suç işlemeye ve tahrik noktasına getiriyor, sabrediyorum. Gittik savcılığa “iftira davası açılamaz” deniyor. Defalarca kez başvurmama rağmen, “6284 sayılı kanunun gerekli yükümlülükleri gereğince kadının beyanı esasına dayanılarak işlemler yapılmıştır, ceza alınmadığı ortadadır, herhangi bir ceza almadığı için de iftira davası açılamaz” şeklinde buna benzer gerekçelerle tarafımıza redler, redler, redler geliyor!..

2017 sonundan itibaren hayatımız karardı. Ben bu kadar sürede neler yaşadım ama kızımın artık bu bataklıktan kurtulmasını istiyorum. Hayatımın köreldiği, mahvolduğu, ailemin itibarının, kendimin artık neredeyse telafi edilemeyecek noktaya geldiği süreç 2018 yılıdır. Bu süreçte ben Cimer’den, kızımla sosyal medyaya fotoğraflarımı atıyorum, Instagram'a, kızımla yanak yanağa öpüşürken bir fotoğrafımız var. Güya dudağından öpmek suretiyle ve kızımın kalça kısmında...... (ses kesiliyor)... Bu iki kez yapılıyor. Birini Cimer’den yapıyor, Isparta'da soruşturma geçiriyorum. Cumhuriyet Başsavcılığının mütalaayı tamamlama beyanı şu, diyor ki; anne babayı, yani müşteki şüpheliyi, asılsız ithamlarla onlarca kez soyut iddialarla suçlamıştır.

Serap Paköz: Çünkü aynı evde yaşamıyorsunuz. 7 yıldır çocuk sizin yanınızda. 7 yıl boyunca böyle bir şikâyette bulunmamış, yanına almak için bir girişimde bulunmamış. Sadece sosyal medyaya koyduğunuz bu ya da buna benzer fotoğraflarla sizi cinsel istismarla ve şiddet uygulamakla suçluyordu. Dolayısıyla siz mahkemede bunun asılsız olduğunu kanıtlıyorsunuz.

Gökhan Köse: Evet şöyle ki, savcılık dedi ki bu anlatılan hikaye tarafımızca gerçek bulunmadı. Çünkü annenin beyanıyla isnat edilen suçlar asılsızdır... Bir de şunu diyor savcılık. Baba bu fotoğrafları sosyal medya hesabında paylaşıyor, oysa cinsel saikle bunu yapacak bir birey böyle bir paylaşımda bulunmaz. Kaldı ki fotoğrafın açısından, parantez içerisinde söylüyor savcılık bunu, bakıldığı zaman diyor dudak dudağa öpüldüğünün de net bir durumu yoktur, yanak yanağa gibi gözükmektedir, diyor. Bu dosya kapanıyor.

Serap Paköz: Hangi yıl oluyor? (Gökhan Köse: 2018 yılında bu olaylar oldu.) 2020 Kasım ayında bütün bu olaylar yaşandıktan sonra tabi baba ile ilgili böyle asılsız ama ağır iddialarda bulununca anne, önce geçici velayet tekrar anneye veriliyor ve mahkemeye aslında birazcık da sizi gözlemlemek, onu gözlemlemek için geçici velayet veriliyor. Ama 2020 Kasım ayında, yani bu sene 19 Kasım'da, bugün ayın 23'ü, iddiaların asılsız olduğu ortaya çıkıyor ve çocuğun velayeti size veriliyor. Ama çocuk ortada yok.

Gökhan Köse: Bizim davamız 14 celse sürdü. Karşı tarafın avukatı 14 celsenin sadece beşine katıldı. Avukatları sürekli mazeret gönderiyor, bahane gösteriyor. Ya neyin mazereti bu? Üç tane avukatı var dosyada, ikisini arıyorum, “benim kızım nerede?” diye soruyorum. Ben İstanbul'dayım. Biz bakmıyoruz ki bizim sadece velayetten ismimiz var diyor. Ya bu nasıl bir meslektir? Bu nasıl bir şeydir? Kızımın yanık izleriyle ilgili bir olay da yaşanıyor. Haziran ayında, ben 2018’den bu yana kızımı 5 kez görebildim. Sonuncusu da Haziran 2020’dir. Kızımı arıyorum yok, avukatını arıyorum, diyor ki ben en son Antalya'da eski kayınpederinde olduğunu biliyorum... Eski kayınpederimin adreslerini araştırdım, komşularına sordum, Antalya kazan, ben kepçe, 2 milyon nüfuslu memlekette kızımı buldum sonunda, araya araya. Benim kayınpederimle bir husumetim yok. Eski baldızlarım ve kayınbiraderimle de hiçbir husumetim yok ama görüşmüyoruz, etik görmüyoruz. Kızları evlenmiş, ablaları evlenmiş ben ne diye görüşeyim diye düşünüyorum.

Serap Paköz: Çok önemli bir şey olmuş, bu mahkeme esnasında, tekrar bu velayet davasında, senin eski eşinin üvey kardeşleri, senin lehinde, onların aleyhinde, evet şiddet gösteriyor, ilgilenmiyor çocukla diye kadının kardeşleri bile Gökhan'ın lehinde ifade veriyorlar.

Adli Tıp Uzmanı Taner Güven: O açıdan diyorum ben burada meslektaşlarımıza... Çünkü çok teknik bir konu olduğu için sadece hâkim bunu anlayamaz, avukat da anlayamaz, doktor raporundan çıkacak her şey. Yani burada istismar o kadar açık ki yani bu insanlar nasıl tutuklanmamış. Hemen çocuk alınmamış onlardan, isyan etmemek mümkün değil.

Gökhan Köse: Bu olaydan sonra zaten duruşmalara da gelmemeye başladı. 2020’de işte Haziran'da ben kızımı buldum. Kendisine sosyal medyadan ulaşıyorum kızımın annesine. Ayda bir numara değiştiriyor. Avukatı beni arıyor, bende numarası yok diyor. Ne yapabilirim ben şimdi bu kadın için? Kızımı gittim eski kayınpederimin evinde buldum. Onlara da demiş ki siz aşağı inin Gökhan geliyor, çocuğu alacak. Onlar da yazık, aşağıya inmişler beni beklemişler. İki, iki buçuk saat yaz günü sıcakta, bana da hiçbir şey yazmıyor. Oradaki kasıt da şu, “çocuğu görmeye gelmedi. Bekletti gelmedi.” dedirtmek istiyormuş... Velhasıl; ben çocuğu annesi yokmuş, kayınpederimle oturduk; çay, kahve, sohbet, muhabbet. Yine de dedim, kızıma da sor, gelmek istiyorsa götüreyim. Sordular... O ara annesi aradı. İfadelerde var. Tanık beyanları da ortada... “Gitmeyeceksin! Oraya gidersen, bir daha seni almaya gelmem! Görmeye gelmem!” Kendi annelik şeyini kullanarak tehdit ediyor kızımı. Bunların hepsi mahkemeye yansıdı. Velhasıl Serap Hanım biz çocuğu aldık, teslim günü geldi. Mahkeme kararı açık, diyor ki çocuğu görüş günü başladığında bulunduğu yerde anneden alacaksın, görüş günü bitiminde aldığın yere anneye teslim edeceksin. Şimdi... Benim bu karardan anladığım nedir? Annesine vermem lazım bu çocuğu. Peki nereden? Aldığım yerden. Avukatı bana mesaj atıyor. Teslimden iki gün önce. Yalova iline, terminale götür. Ben Antalya'dan aldım. Annesi Yalova'da tatildeymiş. Yalova terminale götürecekmişim. Valiz mi bu çocuk? Yalova ilinde terminalde kime ulaşacağım ben? Ben bilmiyorum.” [Gerçeğin Peşinde 239. Bölüm 23 Kasım 2020] (Yani demek istiyor ki: Sürekli karşıma 6284 no’lu (İstanbul Sözleşmesi diye bilinen) kanunun “Kadının Beyanı Esastır” maddesi çıkarılıyor!.. Artık bunaldım, çaresiz ve şaşkınım. Güya kadına şiddeti önleme gerekçesiyle benim 9 yaşındaki kızım kimlerin eline terk ediliyor?!..)

Gökhan’ın Baldızı: Evet benim kardeşim o zavallı kızına şiddet uyguluyor. Telefonla oynuyor mesela, çocuk diyor ki ‘benimle ilgilen, telefonu bırak’ diyor. Kalkıyor tokat atıyor, bağırıyor. Bu şekilde teması ve şiddet uygulaması oluyor yani çocuğa. [24 Kasım 2020 / 240. Bölüm]

Serap Paköz: Yav bu adamcağız, yani Gökhan, hakikaten evladını öpmelere kıyamamış, bakmalara kıyamamış bir adam. Şimdi kızının, hem de öz anne tarafından tokatladığını filan öğreniyor ve vücudunda birtakım yara bere izlerini görüyor. Şimdi bir de babayla ilgili acayip ve asılsız iddialarda bulunup suçlanıyor. Bir tane üvey baba var, ne olduğu belli olmayan bir insan… Kimse kim yani, ne olduğu belli olsun isterse. Kime güvenebiliyoruz ki bu dönemde yani!? Bir de 9 yaşında yetişme çağında dünya güzeli bir kızdan bahsediyoruz.

Gökhan Köse: Serap Hanım, üvey babanın yanı sıra bir de ilaveten Bursa ilinde şu an gebeliğinin sebebi olan başka bir sevgilisi var. Eski eşimin ondan gebe kaldığına dair ultrason resimlerini kız kardeşinin evinde bırakmış, bunların bütün delilleri var. O adamla çekilmiş fotoğrafları var. Bunları mahkemeye baldızlarım sundular... Ben zaten koptum. Hem başkasıyla evli, hem sevgilisi var... Üstelik sevgilisinden hamile kalıyor. Kocası bunu bir kovuyor bir kabul ediyor. Peki benim çocuğum nerede kalıyor, kimlerin elinde büyüyor? Kahroluyorum. Adam dağa kaldırmış, çocuğunu düşürsün diye dövmüş, eli yüzü mor bir şekilde Antalya’ya gitmiş. Bu olaylar olurken, bunlar yaşanırken benim gözümden sakındığım çocuğum nerelere savruluyor? Lütfen sorun, benim ev düzenimi biliyorlardı. Neyim noksandı? Hangi eksiğimiz vardı? Kayınpederimi de baldızlarımı da ben taşıdım Antalya’ya bize yakın olsunlar, kızının başında dursunlar diye, yanıma taşıdım Kilis’ten 2011 yılında. Hiçbir şeylerini eksik bırakmadım. Hiçbir zaman saygısızlık ve hürmetsizlik yapmadım. Buyurun telefonda kendilerine sorun. Ben dövdüm mü ablalarını kırdım mı vurdum mu ne yaptım? Hadi ben kusurluydum da beni bırakıp gitti. Bu yeni evlendiği adamın ne kusuru var ki başkasına gidiyor? Hocam takdir edersiniz normal insan davranışları değil bunlar. (Ama hâlâ 6284 no’lu kanun gereği beni suçluyorlar!?)

Adli Tıp Uzmanı Taner Güven: Değil, değil. Şimdi çocuğunuzun tokat yediğini duyunca yüzünüz bembeyaz oldu, haklı olarak sinirlendiniz. Sakin olun. Tabi ki çok haklısınız. Yani bu işte şahit, delil de var, fiziksel istismarın şu anda hem de öz kardeşi tarafından. Yani diyecek kelime bulamıyorum. Dün dedim zaten isyan etmemek mümkün değil. Yakalayıp alınması lazım. Niye? Emniyet güçlerimiz nerede?

Gökhan Köse: Yok hocam, 16 aydır sayın avukatıma hiçbir tebligatı ulaşmıyor. Benim dışımda yargılandığı birçok dosyası da var, hiçbirinin tebligatı ulaşmıyor. Tekirdağ’da bir aileden, sosyal medyadan sahte bir hesap güya bunu ölümle tehdit etmiş de oradan gizlilik kararı talep etmiş. Kızıma verilmemiş yalnız. Milli Eğitim Bakanlığının bir uygulaması var. Anne ya da babalardan bir tanesi ölümle tehdit alırsa çocuğa da bu karar süresiz bir şekilde uygulanıyormuş. Ya okul bilgisi alamıyoruz, sağlık bilgisi edinemiyoruz. Mahkemelere gelmiyor, avukatları mahkemeye gelmiyor. Avukatlarından bir adres öğreniyorum, gidiyorum bunca öğrendiğimin üstüne, en son oturdukları ikametine gittim. Perşembe günü, cuma günü polisten müsaade isteyerek. Madem orada değiller, bir gideyim, bir konuya komşuya sorayım belki bilen eden vardır, sokakta kızımı dövdüğü ortaya çıkıyor. Komşular şikâyet etmiş. Orada da bir fiziksel istismar var hocamın dediği gibi. Orada da görsel tanıklar ve artık vicdanın üstünde bir durum var ki komşu bile gidiyor bunu şikâyet ediyor. Sözüm ona Hocam. Şu an doğum yaptı yapacak gayrimeşru bir ilişkiden. Kocası ne iş yapıyor kimse bilmiyor. Yani: Hepsi ve herkes 6284 sayılı kanunun “Kadının Beyanı Esastır.” maddesine sığınıyor!.. Hatta en son savcılığa getirilen kızcağız, güya pedagog gözetimindeki ifadesinde annesini istediği için tekrar ona veriliyor!?

İşte 6284 Kanunu ve Mağdurları

5 yılda 2 milyon erkek evden uzaklaştırılmıştı

“Güya ‘Ailenin korunması ve kadına yönelik şiddetin önlenmesi için’ çıkarılan ama aileleri darmadağın eden 6284 sayılı kanun sebebiyle 5 yılda 2 milyon erkek evden uzaklaştırma cezası almıştı. Adalet Bakanlığı Adli Sicil İstatistik Genel Müdürlüğü'nden aldığımız verilere göre son 5 yılda 1 milyon 973 bin, yani yaklaşık 2 milyon kişinin evden uzaklaştırılması ülkemiz için bir milli güvenlik sorunu, geleceğimiz için bir tehdittir. Buna göre; 2015 yılında 270 bin 218, 2016'da 320 bin 280, 2017'de 413 bin 790, 2018'de 521 bin 434, 2019'da 447 bin 893 kişi için önleyici tedbir ve evden uzaklaştırma cezasına çarptırılmıştı.

Bu rakamlar, sadece evden uzaklaştırılan erkeklerin sayısıydı. Kadınları da saydığımızda 4 milyon, çocuklarını da hesaba katsak 5-6 milyonu bulmaktaydı. Kadın ve erkeğin ailesi ve akrabalarını saymıyoruz. “Bu durum ülkemiz için felaket, geleceğimiz ve ekonomi için bir afettir.” diyenler haklıydı. Bu şekilde devam ederse, aile ile birlikte ekonominin de yara alacağı tespitleri yapılıyordu ve babalar evden uzaklaşınca çocuklar da travma geçirmeye başlamaktaydı. Babasız ortamda büyüyen çocukların bir kısmı uyuşturucu bağımlısı olacaktı. Yapılan araştırmalara göre dağılmış ailelerin çocuklarının bu yollara girdiği saptanmıştı. 6284 Yasası kadına şiddeti önlemek için çıkmıştı ama çıktıktan sonra istatistiklere baktığımızda cinayet sayısı yılda 121 iken, geçen yıl 441'e ulaşmıştı. Bu hiçbir zaman azalmayacak, daha da korkunç rakamlara ulaşabileceği tahminleri yapılmaktaydı.

"Kadını Destekleme Uygulaması (KADES)’e 15 bin 800 ihbar geldiği anlaşılmıştı. Uzaklaştırmada iftiralar atılmakta ve kadının tek taraflı beyanı esas alınmaktaydı. İftiraya ceza verilmemesi korkunç sonuçlara yol açmaktaydı. Adli makamları yanıltma ve iftira suçundan işlem yapılmaması hukuka aykırıydı. Sadece 'kadına yönelik şiddete dur' denilirse burada erkeğe, çocuğa yönelik şiddete evet anlamı çıkardı. Biz şiddetin her türlüsüne karşı çıkmalıyız. Bu; ailesiz, ahlâksız, cinsiyetsiz bir toplum isteyenlerin, küresel şer güçlerinin bir oyunuydu ve bu oyunu bozmamız lazımdı. Erkek ve kadını savaştırmak istiyorlardı ve aile yapımız temelinden sarsılmaktaydı.

Eşinin eve almadığı Covid-19 hastası İstanbul Sözleşmesi kapsamında evden çıkarılmıştı!

İşi nedeniyle İstanbul’dan Ankara’ya gittikten bir süre sonra rahatsızlanarak hastaneye giden H.G., Covid-19 testinin pozitif çıkması sebebiyle eve dönmüş ancak karısı tarafından eve alınmamıştı. Kadının şikâyeti üzerine hasta adam, evden uzaklaştırılmıştı. Edinilen bilgilere göre, İstanbul Bağcılar’da ikamet eden ve yaptığı iş nedeniyle sık sık şehir dışına çıkmak zorunda kalan H.G. isimli şahıs, Ankara’ya gerçekleştirdiği son seyahatinden bir süre sonra rahatsızlanarak hastaneye kaldırılmıştı.

Hastanede yapılan testlerden sonra Corona virus testi pozitif çıkan H.G., karısını arayıp durumu haber vererek eve döneceğini hatırlatmıştı ama “eve gelirsen bile seni eve almayacağım” tehdidiyle karşılaşmıştı. Yaşanan görüşme sonrasında akrabaları tarafından özel araçla İstanbul’a getirilen H.G., dairesinin kapısını çalmasına rağmen karısı kapıyı açmamıştı. Kapı önünde başlayan tartışma sonrasında erkek kardeşlerini çağıran kadın ile kocası H.G. arasında kısa bir arbede yaşanmıştı. Yaşanan arbede sonrasında polisi arayarak kocasından şikâyetçi olan kadının İstanbul Sözleşmesi ve türevi olan kanunlara göre beyanının esas sayılması sebebiyle H.G.’ye evden uzaklaştırma cezası uygulanmıştı.

"Kadının beyanı esas" alındığı ve yeterli sayıldığı için kışın soğuğunda arabada yatmaktaydı!

Malatya'da ikamet eden Sahip Çetkin, çocuklarının kötü alışkanlıklarına karşı çıktığı için eşinin "şiddet uyguluyor" şikâyeti üzerine evden uzaklaştırma cezası aldığını ve kışın soğuğunda arabada yattığını açıklamıştı.

"Çocuklarımın kötü alışkanlıklarına karşı çıktığım için kadının beyanı esas alınarak 6 ay evden uzaklaştırma cezası aldım" diyen Sahip Çetkin, "Allah Resulü (Sallallahu Aleyhi Vesellem) bir hadis-i şerifte 'Hepiniz çobansınız ve hepiniz idare ettiklerinizden sorumlusunuz.' diye buyuruyor. Ben çocuklarıma terbiye amaçlı bir şey söylediğim zaman, anneleri bana destek olacağı yerde hep çocukları savundu. Sorunlar büyüdü ve çığırından çıktı." şeklinde sızlanmıştı.

"Bir baba olarak çocuklarıma terbiye vermek için bir şey söylemeye hakkım yok mu?" diyen baba şaşkındı. Bugüne kadar 10 çocuk büyüten ve düştüğü duruma içerlenen Çetkin, "Bir Müslüman olarak Allah'a yemin ederim ki, eşime tokat vurmadığım ve şiddet uygulamadığım halde eşim; çocuklara arka çıkmak için karakola gidip yalan beyanda bulundu. 'Eşim bana şiddet uyguladı' diyerek şikâyet etti. 2 defa 2-3 ay, en sonunda da 6 ay evden uzaklaştırma cezası aldırdı. Tüm din kardeşlerime sesleniyorum. Bir baba olarak çocuklarıma terbiye vermek amacıyla bir şey söylemeye hakkım yok mu?" diye sormakta ama yanıtı hâlâ havada kalmaktaydı.

Erkeğe Vahşi Muamelesi Yapılmaktaydı!

Türkiye Dağılmış Aileler Derneği Başkan Yardımcısı Mehmet Medeni Kemaloğlu şu değerlendirmede bulunmuştu: “Hiç kimse üzerine atılmış suçla ispat aranmaksızın mahkûm edilerek sokağa atılamaz. Bu muamele hayvana dahi yapılamaz. İşte 6284 bunu yapmaktaydı. Beyan esas alındığı için kadının sözü kesin gerçek sayılmaktaydı: Bu durumun neresi insani, hukuki ve vicdanidir? Erkekleri potansiyel suçlu gören, vahşi hayvan muamelesine, avukatların sömürüsüne tâbi tutulan bu hukuki düzenlemeler bir an evvel değiştirilmelidir. Bu yasanın yol açtığı cinayet vakalarının vebali yetkililerimizin boynundadır.”

6284 bir zulüm aracı olmaktaydı!

Babasız Bırakılan Çocuklar ve Çocuksuz Babalar Derneği Başkanı İbrahim Aksoy da şunları aktarmıştı: “Kadının intikam silahı haline dönüşen 6284, babayı da tahrik etme aracı olmaktadır. Yasa sonucu kovulan erkek artık hayatını idame ettiremez durumdadır. Eşler arasına polis korumasını koymak vakaların meydana gelmesini engellemez, tam tersine körükler. Sokağın ortasında eşini öldüren ardından kendisini vuran bir adamın olayını ‘erkek şiddeti’ olarak okumak ve geçiştirmek yanlıştır. Milletvekilleri artık geç kalmasın, geç kalınmış adalet adalet değildir.”

Bu Kanun Aileyi Temelinden Sarsacaktı!..

Mağdur Babalar Derneği Sözcüsü Murat Ercan ise şöyle konuşmuştu: “Acil önlem alınmazsa ailenin kapısını çalacaktır bu yasa. Yuvaların kanunlar eliyle yıkılmasına tanık oluyoruz, 6284’ün şiddeti önlemeyle alakası yoktur. ‘Yasa yaparak kadını koruyacağız’ denilirse bunun hukuksal çerçevede kalınarak ve yeni bir düzenlemeyle yapılması gerekiyor. 6284 Türkiye’nin dokusuna uymamıştır. Revize edilmelidir, olmuyorsa da tamamen kaldırılmalıdır.”

6284, Cinayetleri Körüklemeye Başlamıştı!

Boşanmış İnsanlar ve Aile Platformu Moderatörü Mesut Arabul şunları dile getirmişti: “2011’de 121 kadın cinayeti işlenmişken 6284’ün ardından bu sayının katlanarak artmasının sorumlusu yasa koyuculardır. Kadını koruma adı altında hazırladıkları kanun, şiddete dönüşüyor. Aileyi korumak sadece kadını değil, ailenin bütünlüğünü korumaktır. Kanun, Türk aile yapısına uygun olarak tekrardan güncellenmeli.”

Kadına yönelik şiddeti önleme amacıyla, Türk aile yapısına dikkat edilmeden hazırlanan 6284 sayılı kanunun aile fertlerini cinnete sürüklediği tescillenmiş durumdadır. Yasanın çıkarıldığı 2012 yılından bu yana kadın cinayeti vakalarının yaklaşık 3 kat artması bunun kanıtıdır.

Cumhurbaşkanı'na Sunulan "İstanbul Sözleşmesi" Değerlendirme Raporunda Önemli Detaylar Vardı.

Türkiye Düşünce Platformu ve Türkiye Hukukçular Meclisi'nin, Mayıs 2020’de hazırlanıp Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a sunduğu "İstanbul Sözleşmesi'ne yönelik hukuki ve psikososyal değerlendirme raporu"nda önemli tespitler yer almıştı. Raporda; İstanbul Sözleşmesi'nde yer alan "Toplumsal Cinsiyet Eşitliği" politikalarının toplumsal yıkımlara yol açması nedeniyle birçok ülke tarafından yürürlükten kaldırıldığı, 11 ülke tarafından ise sözleşmeye "çekince" konulduğu hatırlatılmıştı. Raporda; İstanbul Sözleşmesi'nde, kavramların değersizleştirildiği, her türlü cinsel sapma hareketinin "cinsel yönelim" kavramı ile meşrulaştırıldığı, ahlâki veya toplumsal yaptırımlardan muaf tutulduğu vurgulanmıştı.

Uygulanmaya devamı halinde yol açacağı hukuki, ahlâki ve toplumsal sonuçlar dikkate alındığında İstanbul Sözleşmesi'nin, Türkiye tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği'ne yapılacak bir bildirimle feshedilmesinin yerinde olacağı hatırlatılmıştı.

6284 "İleride ciddi psikososyal ve ahlâki arızalara yol açabilecektir" uyarısı!

Başka ülkelerin sosyal ve kültürel değerlerinin Türkiye'ye empoze edilmesinin büyük sorunları beraberinde getireceği belirtilen raporda, "Sayın Cumhurbaşkanım; sizlerin de malumları olduğu üzere, bir toplumun ailevi, sosyal ve kültürel değerlerini düzenlemede başka bir ülke veya toplum tarafından geliştirilmiş politikaların ülkemize bir bakıma empoze edilmesi ileride ciddi psikososyal ve ahlâki arızalara yol açabilecektir. Takdir yüce makamınızındır. İstanbul Sözleşmesi'nin amacının kadına karşı şiddeti, aile (ev) içi şiddeti önlemek olduğu belirtilse de kadın ve erkeklerin kendi toplumlarının, gelenek ve inançlarının yüklediği rollerden sıyrılarak ele alınması gerektiğine yönelik bir zihniyet değişikliğini de içerdiği sözleşmenin önsözünden, hükümlerinden ve özellikle kullanılan kavramlardan anlaşılmaktadır. İstanbul Sözleşmesi ile 'cinsel yönelim', 'toplumsal cinsiyet', 'ev içi şiddet' ve benzeri kavramlar kabul edilmiş; uluslararası hukukun koruma alanına dahil edilen bu kavramlar üzerinden verilecek hak mücadelesinin önü açılmıştır." ifadeleri yer almaktaydı.

"İstanbul Sözleşmesi'nin feshedilmesi yerinde olacaktır" çağrısı.

Toplumun temelini oluşturan aile hakkında çeşitli düzenlemeler içeren İstanbul Sözleşmesi'nin; toplumun din, dil, inanç, örf, gelenek gibi değerlerini tamamen rafa kaldırdığının vurgulandığı rapordaki şu ifadeler çarpıcıydı:

Kadını ve erkeği içinde bulunduğu toplumun değerlerinden soyutlamakta ve tüm toplumlara bu konuda tek tip bir anlayışı dayatmakta; bu özelliği ile kadın ve erkek ilişkilerinde sonu 'cinsiyetsizliğe' varan bir ideolojiyi, sözleşmeyi imzalayan devletlere kabul ettirmeye çalışmaktadır. Sözleşmenin uygulanmaya devamı halinde yol açacağı hukuki, ahlâki ve toplumsal sonuçlar dikkate alındığında İstanbul Sözleşmesi'nin Türkiye tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine yapılacak bir bildirimle feshedilmesinin yerinde olacağı kanaatindeyiz. Sözleşmenin feshedilmesinin yerinde olduğuna dair kanaatimizi belirtmekle birlikte ülkemizde şiddet olaylarının artmakta olduğunu gözlemlemekte; sözleşmenin feshedilmesi ile birlikte iç hukukumuzda toplumumuzun ahlâki, geleneksel, kültürel yapısı ile uyumlu şekilde dini hassasiyetler de gözetilerek ve gerekli düzenleme yapılarak bu alandaki hukuki boşluğun doldurulması gerektiğini düşünmekteyiz.

"Birçok ülke 'toplumsal cinsiyet eşitliği' politikalarını yürürlükten kaldırmıştır" saptaması!

"Toplumsal Cinsiyet Eşitliği" konusunda toplumun ciddi bir tenkit ve tedirginlik halinde olduğunun altı çizilen raporda şu saptamalar yapılmıştı:

Zira bu projenin kadın-erkek eşitliğini sağlamaktan ziyade toplumun din, sosyal ve kültürel kodlarıyla oynamayı hedeflediğine inanılmaktaydı. Bu bilgilere sahip birçok ülke, toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarını yürürlükten kaldırmıştı. En son Macaristan, Romanya ve Bulgaristan'da bu tür çalışmalar sonlandırılmıştı. Günümüzde global bir proje olan üçüncü cinsiyet oluşturma akımı tüm hızıyla uluslararası çapta devam etmekteyken, toplumsal cinsiyet eşitliğinin ilahiyat fakülteleri ve birçok fakültede seçmeli ders olarak okutulmasına karşı toplumda ciddi bir itiraz başlamıştı. Kadınların giderek daha maskülen, erkeklerin ise daha feminen bir davranış şablonuna doğru kaydırıldığı açıktı, bu ise cinsiyet eşitliğine değil, cinsiyetsizleştirme ve androjen bir insan tipinin ortaya çıkmasına yol açmaktaydı. Bütün bunlar ise önemli bir tepkinin ortaya çıkmasına sebep olmaktaydı.

"İstanbul Sözleşmesi’yle Milli ve Manevi kavramlar değersizleştirilmiştir" çıkışı!..

Raporun devamında; "Yine sözleşmede kavramların tanımlarında, 'ayırımcılık nedenleri' ortaya konulurken, toplum, din, kültür, örf, âdet, gelenek, görenek, töre, namus, edep, ahlâk ve aile gibi kavramların tartışmaya açılması ve bunların değersizleştirilmeye çalışılması da önemli bir eleştiri konusu olmaktadır. Bu Dini ve Milli kavramların cinayet, şiddet ve eşitsizliğin kökeni olarak gösterilmesi, samimiyetten ve gerçeklikten uzaktır ve toplumu köklerinden koparma girişimi olarak algılanmaktadır. Ayrıca töre cinayeti, namus cinayeti gibi kavramsallaştırmaların da iyi niyetli olmaktan çok, toplumu ayakta tutan değerlerin itibarını azaltmaya yönelik olduğunu düşünenler artmaktadır. Sayın Cumhurbaşkanımız, bilindiği üzere İstanbul Sözleşmesi imzalandığı günden bugüne kadar toplumun bir kesimi tarafından koşulsuz şartsız kabul görmüş, ama diğer bir kesimi tarafından ise çok sert eleştirilere uğramıştır. Biz ise bu rapor aracılığı ile sözleşmenin imzalanma sürecinden bu yana ortaya çıkan ve sözleşme ekseninde giderek artan hukuki tartışmaları aydınlatmayı amaçladık. Bu kapsamda sırası ile; sözleşmenin imzalanmasına, sözleşmenin amacına, sözleşmedeki çeviri hatalarına ve hukuki sonuçlarına, sözleşmede yer alan bazı kavram ve hükümlerin yanlışlığına, bunların hukuki sonuçlarına, bir kısım ülkelerin sözleşmeye karşı tavır almalarının haklı gerekçelere dayandığına dikkat çekmeye çalıştık…" ifadeleri yer almaktaydı.

Makale Paylaşım Sayısı: 98

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR