Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün7118
mod_vvisit_counterDün5010
mod_vvisit_counterBu Hafta38483
mod_vvisit_counterGeçen hafta28588
mod_vvisit_counterBu Ay28606
mod_vvisit_counterGeçen Ay136380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16802961

IP'niz: 18.234.255.5
Bugün: 05 Ara 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12200456

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

BU ADAMLAR DAVA KURMAYI MI, ? DERT KAYNAĞI MI?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

 

Akıl: mukayese ve muhakeme (karşılaştırma ve doğru karara varma) yeteneğidir. Sebep sonuç ilişkilerine bakarak; sadece vitrinde görüneni değil, perde gerisindeki gerçeği de fark etme ferasetidir. Vicdan ise; bu fark ettiği gizlenmiş gerçekleri savunma samimiyeti ve Hakka sahip çıkma dirayetidir.

Kafasını yormayan, aklını kullanmayan, vicdanına göre davranmayan; olaylara ve şahıslara Kur'an dürbünüyle bakıp, doğru yorum yapamayan insanlar, yüzlerce ayetle yerilmiştir.

Şimdi size; 3-5 Şubat 2005 tarihli Vatan Gazetesinde röportaj olarak yayınlanan ve bu güne kadar yalanlanmayan...

 

Ve yine; 9 Kasım 1997 Milliyette Güneri Civaoğlu tarafından yazılan...

Ardından; 16 Mart 2005 tarihli Zaman Gazetesinde, Mustafa Ünal tarafından kaleme alınan sözler aynen takdim edilecektir.

Bunları, dikkatle okuyup ve üzerinde durup değerlendirdikten sonra:

-Milli Görüş teşkilatını ve camiasını dağıtmadan, Erbakan'ın elinden alıp, Onu sadece hatırası istismar edilen bir vitrin bekçisi halinde bırakıp, RP'yi Tayyip Erdoğan'a aktarmak isteyen Amerika'yla, aynı görüşü paylaşan kurmayımız kimdir?

-Sincan'da tankları yürüten ve 28 Şubatı tetikleyen Emekli Korgeneral İzzet İyigün Paşanın, çocukluktan beri yakın arkadaşı olan ve üstelik buna rağmen; onu Fazilet Partisinin Kilis adayı yapmak için bastıran kurmayımız kimdir? 

-Sincan figüranı Bekir Yıldız'ı bakan olarak cezaevinde ziyarete gitmek, İBDA-C militanlarına, hem de parti amblemli zarfla mektup göndermek, Sivas Olayı sanıklarının avukatlığını üstlenmek, Avrasya feribotunu kaçıranlarla görüşmek gibi; Erbakan'ın başını ağrıtacak ve partilerini kapatacak bu stratejik yanlışları, hep tesadüfen yapan kurmayımız kimdir?

Bekir Yıldız'la helalleşmeye giden, 28 Şubatçılara hakkını helal eden ve davamıza ve vatanımıza bunca iyilikleri(!) dokunan AKP'lilere, Tayyibe ve Abdullah Gül'e hakkını helal ettiğini söyleyen, AKP'nin ayakta kalması için İmam-Hatip ve başörtüsü meselesini, biran evvel çözmesi gerektiğini ve iktidarın bir buçuk yıl, yıkılmadan devam edeceğini bildirip, hala dolaylı destek gönderen,

Ama Milli Çözüm ekibine kin ve düşmanlık kusan bu kurmayımız kimdir?

İşte 3-5 Şubat 2005 tarihli Vatan Gazetesindeki Röportajdan aynen aktarılan bazı bölümler:

Çarpıcı açıklamalar!

Refahyol döneminin bir Bakanı, Vatan gazetesi yazarı Devrim Sevimay'a önemli açıklamalar yapıyor. İşte o röportaj...

"SELANİK DÖNMESİ DEĞİLİM" (Ama Selanik Göçmeniyim!) (Niye şimdiye kadar gizlediniz!?...)

72 yaşında. Adapazarı doğumlu. Ailesinin Selanik göçmeni olması nedeniyle hakkındaki 'Sebetay' iddialarını reddedip, Kazan Türkü olduğunu söylüyor. İlkokul ve ortaokulu birincilikle bitiriyor. İlkokul diplomasını aydınlanmacı Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'in elinden alıyor.

 ABD'nin iki stratejisi:

Soru: Yani Amerika stratejisine uygun davranılmadığını görünce "turuncu" (Ukrayna), "gül" (Gürcistan) ya da "lâle" (Kırgızistan) müdahalelerine benzer bir darbeyi 2005'te de Türkiye'de yapar mı?

"Bir defa AKP nasıl iktidara geldi? Önce bunu bilmemiz lazım. Erdoğan daha belediye başkanıyken, Morton Abramowitz Erdoğan'a, Grossman Gül'e çengel attılar. Görüştüler, konuştular. Sonra biz hükümete geldik ve 8 Temmuz 1996'da güvenoyu aldık. 18 Temmuz'da da ABD'deki Washington Enstitüsü'nde lan Lesser'la birlikte Alan Makovsky bir seminer düzenlediler. Orada söyledikleri sözler şunlar: "Türkiye'de Erbakan'ın başkanlığında kurulan hükümet İsrail ve ABD'nin hedeflerine uygun politikalar takip etmez. Bu yüzden şu iki stratejinin uygulanması lazım: Bir tanesi hükümeti Batı dünyasından aforoz edilmiş gibi desteksiz bırakacağız. Böylece hükümete bir güvensizlik ve çalkantı meydana gelecek. İkinci strateji de Erbakan'ın etrafında yaşlı kadro var. Ama partide çok kabiliyetli gençler de bulunuyor. Bunların vasıtasıyla partide bir yenilikçi hareket başlatacağız.

Soru:"Kapatmak mı, bölmek mi?

"ABD hiçbir zaman Refah Partisi'nin kapatılmasını istemedi. 15 strateji uygulanmıştır, hiçbirinde kapatmak yok. Çünkü araştırmalarında Türkiye'de yükselen değerin Refah'ın çizgisi olduğunu gördüler. Planlarını hep Refah Partisi'ne göre yaptılar.

Soru: Peki 28 Şubat da ABD'nin bu stratejisinin bir parçası mıydı?

"Parçası, çünkü 28 Şubat'tan aşağı yukarı bir hafta önce Çevik Bir ABD'ye gitmişti. O darbe yapmak için gitmişti ama "Hayır" dediler. (Acaba Çevik Bir'in bu maksatla Amerika'ya gittiğini ve red cevabı verildiğini bizimkisi nereden biliyor?) Sivil darbe olsun şeklinde işaret verdiler.

Soru: Size göre asker bu işin tam olarak neresindeydi?

"Arkasında! Bizim hükümetimize kadar ABD askerlere her dediğini yaptırıyordu. Bizim zamanımızda ise bunu "sivil kuvvetler yapsın"a çevirdi. "Siz askerler önde olmayın, arkada olun" denildi.

Soru: O zaman hemen akla gelen iki sağlama sorusu gerekiyor: Birincisi "askeri kasten tahrik ederek 28 Şubat'ı danışıklı dövüş şeklinde sizin yaptırdığınız", "Kudüs gecesi ve tankların yürütülmesi arasında bir işbirliği olduğu" iddiaları?..

"Onu hayal aleminde olan insanlar söylüyorlar. Adalet Bakanı'ydım ve bana karşı çevrilmiş çok oklar vardı. Ama Sincan'daki olay tamamen başkadır. O zaman şu anda oturduğumuz bu bina Refah Partisi'nin genel merkeziydi. O Cumartesi günü buraya geldim ve gazetelere baktığımda bir de gördüm ki, Sincan'da şeriatçı bilmem ne, diye bir manşet. Tabii bunu gördüğüm anda cinlerim tepeme çıktı. Belediye Başkanı (Bekir Yıldız) gitmiş İran Elçisi'ni çağırmış, gitmişler İran Elçiliği'nden aldıkları posterleri asmışlar. Bunlardan partinin hiç haberi yok. Gerçekten yapılacak iş değildi. İki adımlık yerde, şurada parti var, gelip bir sormadı bile.

Soru: Tertip gibi miydi yani?

"Tertip gibi de değil, saflık, işgüzarlık! Tabii ben hemen telefonu açıp bunu buldum; "Neredesin sen? Nedir bu rezalet! Bu ihaneti sen bu partiye nasıl yaparsın? Bu yaptığın hareketin sen nereye varacağını biliyor musun, biz hükümetteyiz! Sen nasıl bizim altımızı oyuyorsun?" Küfür etmem, müstehcen kelime kullanmam, ama çok ağır konuşurum. Bekir Yıldız'a da çok ağır konuştum.

Soru: Peki niye ziyaretine gittiniz?

"İnsan öfkelendiğinde mutlaka haddini aşar. Meselâ Recai Bey'i ne kadar zorlasanız kızdıramazsınız. Ben ise tam tersi. Öfkelenince bağırıp çağırırım, ama ondan sonra da belli bir zaman geçti mi nadim olurum. Yıldız cezaevine girdikten sonra 10-15 gün geçmişti. "Yahu" dedim, "Bu çocuğa bağırıp çağırdık, ağır laf ettik. Şimdi hapse girdi. Gidelim bununla bir helâlleşelim." Ve bir Pazar günü gidip bunu yaptım. Arkamızdan arabayla takip ediliyormuşuz, ama nereden bilebilirdim ki!... (Bütün gazetecilerin kerameti mi var. Aniden karar verdiğin cezaevi ziyaretini nereden bilip peşine takıldılar? Yoksa senin Belediye Başkanı yaptığın İrancı Bekir Yıldız ziyareti; Refah'ın başını ağrıtsın diye mi tezgâhlandı?

Soru: İkinci sağlama sorusu da şu: Bu bir ABD organizasyonu ise 28 Şubat sürecinde andıclanan yazarlar neden hiç de ABD karşıtı olmayan yazarlar oldu? Teori burada çürümüyor mu?

"Tabii onu bilemem. Onları biraz daha... (Burada biraz düşünüyor) Yani aslında Amerikan yanlısı insanlardır onlar."

Soru: İşler burada tıkanıyor ya... ABD yenilikçileri destekliyorsa, adı geçen yazarlar da ABD yanlısı ise niye andıclanan yine onlar oldu?

"Tamam! Çünkü ABD Refah'ın kapatılmasını istemiyor, sadece revizyon istiyordu. Dolayısıyla Refah'a karşı yürütülen bu harekete tepkilerini böyle gösterdiler. Bu da yine ABD'nin politikasıdır. Ortada çelişen bir şey yok.

Soru: 11-12 Haziran (1997) gecesi "Abi darbe hazırlığı varmış" diye sizi arayan Meral Akşener'e "Üç İhlâs, bir Fatiha okuyup yat" demiştiniz.   (yani haberiniz ve parmağınız varmış gibi rahat hareket etmiştiniz!?) Şimdi de (AKP için) duaya başlansın mı, başlanmasın mı?

"Şimdi tabii üniversite giriş imtihanları yaklaşıyor. Büyük bir gençlik kesimi üniversiteye girebilmek için hazırlanıyor. Ama bu üniversiteye girişte bunların verdikleri bir söz vardı. İmam Hatiplilerin ve Meslek liselerinin üniversite imtihanlarında eşit hakka sahip olması için de söz verdiler. Bu sözü iki dönemdir yerine getiremiyorlar. Bu dönem "Artık bunu yapmalıyız" noktasındalar. Onlar bunu yapmadan yolları kesilmek isteniyor!"

Soru: Çok ciddi bir şey söylediniz?

Evet!

Soru: Şu konudaki görüşünüzü gerçekten çok merak ediyorum: Genelkurmay Başkanı Özkök AKP'nin şansı mı?

"Evet, Özkök Paşa Semih Sancar'a benziyor. Semih Sancar çok değerli bir komutandı. CHP-MSP döneminde ve ondan sonra Demirel'le kurduğumuz MC döneminde de o vardı. Mükemmel bir Paşa'ydı. Askeri hiçbir zaman siyasete sokmadı. Özkök Paşa da öyle...

Soru: Tam olarak hangi yönleri birbirlerine benziyor?

"Özkök Paşa'da da o yumuşaklığı görüyoruz. İlkelerine bağlı ama problem çıkartmıyor. Bakın Refahyol zamanındaki haberlerde saydım, 60 yerde "Bir askeri yetkili" lafı geçiyor. Kim bu asker, meçhul! Bizim karşımıza hiçbir hükümet döneminde olmayan "Bir askeri yetkili" diye bir muhalefet çıktı."

Soru: Sizce ABD'nin bu dönemde orduyla ilişkisi nasıl?

"ABD hep AKP hükümetini tercih etti. Şu anda orduda Özkök Paşa'dan başka kimsenin konuşmaması da bu açıdan dikkatimi çekiyor. (Büyük Anıt ve Tolon Paşaların olumlu ve onurlu çıkışları dikkatini çekmiyor mu?) Amerika'nın burada dahli var mı; "Hükümete karşı sesinizi çıkarmayın" diye bir uyarı var mı? Ben böyle olduğunu düşünüyordum. Ama şu son günlerde...

Soru: Yani ara açılıyor mu?

"Yani evet, bazı gelişmeler var."

Hayret:  İBDA-C liderine telgraf çekmesine de, Avrupa Feribotunu kaçıranları cezaevinde ziyaret etmesine de "tesadüf" diyor. Sivas sanıklarının avukatı olması hukuka saygısındanmış... "Mum söndü" lafı da ters anlaşılmış!..

Soru: Yıldız'a yaptığınız ziyaret, sizin belli bir maziniz de olduğu için helalleşme midir, yoksa yüreklendirme midir tartışılabilir. İBDA-C liderine telgraf göndermişliğiniz olduğu için bunun da böyle yorumlanması çok mu yanlış?

"Hepsi yanlış, hepsi yakıştırma. Ben çok net bir adamım. Şu konuşma tarzım var ya, zaten böyle konuşan adamın kafasının içinde başka bir şey olmaz.

Soru: Tayyip Erdoğan gibi mi?

"Yok, o bu kadar açık konuşamaz. Ben açık ve netim. Grup Başkanvekili iken cezaevinden bir mektup gelmiş. Mektupta "3 aydır hakim huzuruna çıkarılmadık" diyor. Bir mahkum yazmış... îşleme koymaları için bunu savcıya verdim ve mahkuma da bir yanıt yazdım. Ama bu adam İBDA-C üyesiymiş. Bana ne! Ben kim olduğunu bilmiyordum ki... (Mektup yazacak, dünürün olan milletvekilini ziyaretine yollayacak kadar ilgilendiğiniz adamın suçunu merak etmediniz mi?)

Soru: Ya peki Avrasya Feribotu'nu kaçıran Muhammed Tokcan ve arkadaşlarını ziyaretiniz?

"Ben Kocaeli milletvekiliydim. Bir bayram günü Vali ve Savcı ile beraber Kocaeli Cezaevi'ndeki mahkûmları ziyarete gittik. Onlar da Kocaeli Cezaevi'ndeymiş. Ee şimdi birtakım tesadüflerin arkasından birtakım şeyler çıkarmaya gerek var mı? (Hayret, partisinin başına bela açacak bütün gayret ve ziyaretleri hep tesadüf!...)

Soru: Sivas sanıklarının avukatlığını niye kabul ettiniz?

(Hiç alakası olmayan hikâyeler anlatıyor)

Soruya gelelim: Peki toplum psikolojisini normal bulduğunuz için mi avukatlıklarını kabul ettiniz?

"Benim 1994'e kadar yazıhanem açıktı. Bu olayların sanığı üç kişi geldi bana. Üçü de beraat ettiler. Ben herkesin davasını almam tabii. Bu davayı almamın asıl sebebi; Önder Sav'ın baştan "Türkiye Barolar Birliği olarak sanıkların avukatlığını üstlenmeme kararı aldık" diye bir açıklama yapmasıdır. Avukatlık nedir? Suçlu olan bir insana beraat kararı çıkarmak değil, ne kadar ceza alması gerekiyorsa o kadar ceza almasını sağlamaktır. Bir katilin, bir caninin de avukat tutma hakkı yok mu?

Soru: Bunun canice bir şey olduğunu düşünüyorsanız ölenler adına üzüldüğünüzü bir kez bile kamuoyuna söylemeniz gerekmez miydi?

"Kaç kez söyledim. Ve ben size şunu samimi olarak söyleyeyim, ben yıllarca Alevilerle yan yana yaşamış bir insanım. Çocukluğum onlarla geçti. Çok severdik birbirimizi.

Soru: O zaman "Mum söndü" lafını nasıl söylediniz Ş.. Bey?

"Yani o kadar kurcalıyorsunuz ki... Bir söz söylüyorsun, birisi alıyor o lafını olmayacak yerlere götürüyor. (Peki, "ağzından çıkanı kulağı duymayan" adam, ya safdiriklik veya fitnecilik yapıyor değil midir?)

Soru: Ama sn. Bakan benim ağzımdan asla öyle bir laf çıkmaz, çünkü aklıma gelmez. Peki, niye sizin ağzınızdan çıkıyor?

"Tamam, nasıl söylediğimi söyleyeyim: Kocaeli'nde parti teşkilatıyla bayramlaşmaya gitmiştim. 20 dakika hükümetin ne yaptığını anlattım. Sonunda da "Peki muhalefet ne yapıyor diye soracaksınız? Cumartesi Pazar günleri çıkmışlar 'hacı-bacımatik' satıyorlar. Işık yakıyorlar, ışık söndürüyorlar. Mum yakıyorlar, mum söndürüyorlar" dedim. Ama bu "mum söndü" oldu.

Soru: Helâllik geleneği olan birisiniz. AKP'lilere ve Erdoğan'a  da hakkınızı helâl eder misiniz?

"Helâl olsun!

Soru: Ne zaman seçim bekliyorsunuz?

"Bir buçuk yıl sonra olacak. (Yine AKP'ye dolaylı destek veriyor!...)

Soru: Siyasi yasak getirilmeseydi Erbakan başkanlığı bırakır mıydı?

"Teşkilat bırakmazdı ki. Hem niye bırakmasın? Bunların hepsini siyasete biz hazırlamadık mı? Ama nereden bileyim başımıza bunların geleceğini!?.. (Evet tiyniyetlerini bile bile siz ikiniz hazırladınız)

....................................................................................

Ve işte 9 Kasım 1997 Milliyette Güneri Civaoğlu'ndan nakiller:

"Birinci Adam (Tayyip Erdoğan!..)"

Necmettin Erbakan'ın en yakınlarında sayılabilecek bir isim. Adının kesinlikle kullanılmamasını isteyerek, şu açıklamayı yapıyor.

"Anayasa Mahkemesi'nin, partimizi yüzde doksan dokuz buçuk kapatmayacağı kanısındayız. Ama kapanırsa... Hocamız için siyaset yapma yasağı konulursa, yeni partimiz derhal bütün Türkiye'de kurulur. Başına geçecek lider de bellidir; Recep Tayyip Erdoğan...!?

Hocamız tarafından da çok sevilir ve takdir edilir"!

Bu RP'li politikacı "ak saçlılar" diyebileceğimiz birinci kuşağın ilk 5'inde yer almaktaydı. Deneyimi, birikimi, kıdemi ve yaşı nedeniyle Recep Tayyip Erdoğan için "sevgili delikanlımız" deyimini sık sık kullanarak anlatıyordu:

"Partinin başına o gelirse iktidarın aksine RP bölünmez.

Delikanlımızın etrafında bütünleşir.

Kasımpaşa'dan gelmenin; belki bazı üslup yadırgamalarını ilk başlarda yaratmıştı. Fakat o dini ve dik üslubu da tabanımız tarafından tutuldu.

Bir yazınızda değindiğiniz - doku uyuşmazlığına - gelince...

Bütün Türkiye'nin gözünün üzerinde olduğu İstanbul'da yıllardır belediye başkanlığı yapıyor. Sivil ya da askeri devlet kademesiyle hiçbir sürtüşmesi olmadı.

Zıtlaşma, çatışma yapmadı.

Alerji yaratabilecek durumlarda ihtiyatlıdır. Mesela bizim Çarşamba manzaraları vardır. Bazı dikkat çekici kıyafetlerle gelenler olur. İşte sarığı, cübbesi, vs... Onları fotoğraflamayı medya sever. Bizler daha yaşlı nesil olarak onlara da hoş görü gösteririz. Toplantılarımıza katılmalarına karşı çıkmayız.

Delikanlımız ise onları pek tasvip etmez. Bir çare bulur. Kırmadan dışarı çıkarttırır..."

Böylece...

RP'nin yeni imajını Recep Tayyip'in çizebileceğini ima ediyordu.

Diğer bir genç prens olan Abdullah Gül'ün Genel Başkanlık şansını sordum.

Cevabı... "Çok değerli bir arkadaşımızdır. Partimizi özellikle dışa karşı çok iyi temsil eder. Medyayla ilişkileri olumludur. Hem partililer tarafından sevilir, hem Hocamız'ın takdirini kazanmıştır. (Bunların hocamız lafı hep istismardır. Tayyip ve Abdullah Gül'ü bu noktalara taşıyan da bunlardır.) Ama Türkiye'yi elektriklendirecek ve RP kapatılırsa yeni partiyi kısa sürede halkla bütünleştirebilecek olan karizma, ancak delikanlımızda var." (Tayyibi işaret ediyor)

.................................................................................................................

Ve son olarak Mustafa Ünal'ın 16 Şubat 2005 Zaman Gazetesindeki tespitleri:

"İyigün Paşa..." (Kimler Maşa?)

"Refahyol hükümetinin Adalet Bakanı Ş... K... önceki gün İstanbul'da Boğaziçi Üniversiteliler Derneği'nde konuşmuş, daha önce Sincan'da tankları yürüttüğünü söyleyen emekli Korgeneral İzzet İyigün Paşa ile çocukluktan beri arkadaş olduklarını söylemiş. Korgeneral İyigün, K..'ın ‘Refahyol Gerçeği' kitabını imzalayarak gönderdiği isimlerden birisi...

K..'ın haberi bana, günün birinde kullanmak üzere not ettiğim başka bir bilgiyi çağrıştırdı. Sizinle de paylaşmak istiyorum.

Önce İyigün Paşa'nın o meşhur röportajından birkaç cümle aktarayım: "28 Şubat'ta Sincan'da tankları yürüten, balans ayarını yapan benim. Öncesinden ne Karadayı'nın ne de Çevik Bir'in haberi vardı. Bizim kelle koltukta yaptıklarımızı sonradan başkaları sahiplendi..." diyor. Paşa kendisini böylesine olayların odağında gösteriyor.

İyigün Paşa, 28 Şubat'ın ardından orgenerallik beklerken korgeneral rütbesiyle emekli edildi. 99 seçimleri öncesinde siyasete meyil eder gibi oldu, son anda vazgeçti. Milletvekili adaylığını hangi partiden düşündü dersiniz? Tahmin etmeniz mümkün değil.

Refah Partisi'nin kapatılmasından sonra kurulan Fazilet Partisi'nin listesinden aday gösterilecekti!?... Konu parti yönetiminde gündeme geldi. Uzun uzun müzakere edildi, Ş.. K..'ın çocukluktan beri arkadaşı ve Sincan Tankları paşası izzet İyigün'e yeşil ışık yakıldı. Önce FP'nin Kilis listesinden adaylığı kararlaştırıldı. Daha sonra İyigün Paşa'nın seçimlere Kilis'ten bağımsız girmesinin daha uygun olacağı düşünüldü.

FP Kilis'te seçimlere katılmayarak İyigün Paşa'ya destek verecekti. DYP yönetimi tarafından İstanbul'a kaydırılmasına kesin gözüyle bakılan Doğan Güreş'in tekrar Kilis'e gönderilmesi sonucu; İyigün Paşa, iki askerin yarışını doğru bulmadığı için milletvekili olma isteğinden son dakikada vazgeçti.

Farkındayım, çok şaşırtıcı, inanması güç; ancak bu bilginin doğruluğunu birkaç kaynaktan test ettim, ilk duyduğumda ben de inanamamıştım, hâlâ anlamlandırmakta zorluk çekiyorum. İyigün Paşa FP'den milletvekili olsaydı acaba yine Sincan'da tankları yürüttüğünü söyler miydi?" (Mustafa Ünal 16.03.2005 Zaman)

Kim Bu? Bu Nasıl Kin?

1-Şu anda Milli Gazete'de yazmaya başlatılan Nasuhi Güngör'ün, geçen ay Yalçın Küçük'le katıldığı Konya Konferansı sonrası; pek çok arkadaşın huzurunda: "AKP'nin perde arkasına projektör tutan "YENİLİKÇİ HAREKET" kitabımızın 3 Kasım genel seçimleri öncesi RP tarafından bütün teşkilatlara dağıtılması öngörülmüşken O... ve M... Beylerce engellendi..." diyerek, AKP'nin kazanmasını ve Milli Görüş oylarının AKP'ye kaymasını kolaylaştıran...

2-ABD destekli AKP'nin seçim zaferi sonrası; SP'deki kuklaları ve eğitim başkanı olan M.Y.'nin, birçok teşkilata telefon edip (Örneğin İnegöl'den yetkili kardeşlerimizin şahadetiyle) "Bu AKP'nin zaferi bizim sayılır.. Bunların aleyhine bulunmamak lazımdır. Başarıları için dua yapılacaktır" şeklinde telkin ve tavsiyelerde bulunan...

3-Daha önce de, Tayyib'in ve yenilikçi ekibin partiden kopup uzaklaşması için her türlü hakareti, hem de Erbakan'a sadakat perdesi altında, bunlara yapan...

4-AKP'ye bu dolaylı destekleri sağlarken, 25 yıldır, davasına ve Hocasına bağlı ve hayırlı hizmetlerde başarılı kişi ve ekipleri sürekli suçlayan, dışlayan, gazete, parti ve vakıf çalışmalarına yasaklar koyan ve camiamızda bu sadık insanlar hakkında suizan oluşturan, iftiralar atan...

5- Böylece Tayip Erdoğan ve AKP eliyle:

a- Türkiye Cumhuriyeti Devletimizin karar organlarının ve egemenlik haklarımızın AB'ye aktarılmasına

b- Kuzey Irak'ta 2. İsrail olacak bir Kürdistan, Kafkaslarda 3. İsrail olan Ermenistan'ın tanınmasına ve ülke bütünlüğümüze yönelik talep ve hedeflerine kolaylık sağlanmasına zemin hazırlayan...

6- Ama bütün bunlara rağmen " muhterem, müttaki ve mücahit..." rolünü mükemmelen oynayan bu "kurmay marazlılar" kim di?

7- "Türkiye Merkezli bir Dünya Değişimi" amacıyla yola çıkan Erbakan Hoca'ya, hazırlıklarını yapması ve harekatını hedefe taşıması için çok gerekli olan "parti imkanından" yararlanabilmesi için; Siyonist merkezlerce: mutlaka yanında bulundurma şartı koşularak, davaya sokulan ve İbni Sebe, Lavrence gibi "dönmüş ve Allah'a yönelmiş mübarek zatlar" rolünü oynayanlar kimlerdi?

8- Bütün bu şüpheli ve şaibeli gelişmeler yaşanmasıydı:

"Aslının Ermeni olması, hatta resmen hala Ermeni vatandaşımız olarak bulunması" asla bir sorun oluşturmayacak ve kimsenin kökeni ve kimliği kafamızı karıştırmayacaktı...

Evet, bu kin'in sebebi ne?

Bu kirli işlerin sahibi kim?


Bu yazarin diger makaleleri

SN. RECEP BEY, GÜCÜN YETİYORSA, KUR’AN’I YASAKLA!
Sn. Başbakan Recep T. Erdoğan’ın büyük bir suçluluk psikolojisi ve...
Devami
BİR DELİNİN SON DİLEKÇESİ VE GÖNÜL FERYADI
  BİR DELİNİN SON DİLEKÇESİ VE GÖNÜL FERYADI        Sosyal medyada oldukça...
Devami
TÜRKİYE ÜZERİNDEKİ KUŞATMA KIRILMALI
VE G.K. BAŞKANLIĞI, BAŞKOMUTANLIĞA, YANİ CUMHURBAŞKANLIĞINA BAĞLANMALI   Türkiye belki de...
Devami
AKP ve Cemaat’in TARAFI aynı; SADECE TARZLARI VE TAVIRLARI FARKLIYDI!
  Hükümetle Cemaat arasındaki seviyesiz ve saygısız çatışmayı bir hayır ve...
Devami
SAADET’TE SADAKAT İMTİHANI
Aşağıdaki tespit ve tahlillerimizi herkes aklına, vicdanına ve Kur’anına göre...
Devami
Şecere-i Hürriyet'ten Ahmet Hakan'a: KAHPELİK VAR, KAHPELİKTEN İÇERİ
Kur'an bize: "Kitap ehliyle (Hıristiyan ve Yahudilerle) -içlerinden zulmedenleri hariç olmak üzere-...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4410

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR