Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1092
mod_vvisit_counterDün3168
mod_vvisit_counterBu Hafta11620
mod_vvisit_counterGeçen hafta24675
mod_vvisit_counterBu Ay109535
mod_vvisit_counterGeçen Ay203059
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16747510

IP'niz: 3.237.67.179
Bugün: 26 Kas 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12182757

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

BU SEFER "MİLLİ DERİN DEVLET" DEVREDE

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

 

"Demirel ve Evren yargılanmalıymış!"

Geçtiğimiz günlerde eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in ve ardından da Kenan Evren'in Sabah Gazetesi'nden Yavuz Donat'a yaptıkları "Derin devlet vardır; zaafiyet görürse müdahale eder" açıklamaları; bazı hukukçular tarafından "suçun itirafı" olarak yorumlandı. Hukukçularca, açıklamaların 28 Şubat'ın bir versiyonu olduğu belirterek, Demirel ve Evren'in yargılanmaları gerektiği vurgulandı... (28 Şubat öncesi, Askeri brifinglere katılıp talimat alan hukukçular, acaba yeni mi akıllandı?) söylediler.

 

Maltepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ülkü Azrak, "Kenan Evren'in sarf ettiği cümlelere bakılacak olursa, ‘derin devlet'i ‘zinde kuvvetler'le eşleştiriyor. O zaman bir mesaj taşıyor bu sözler. Aklınızı başınıza toplayın, "gerekirse yine müdahale edilir" demek istiyorlar. Aba altından sopa gösteriyorlar yani. Çünkü Anayasa'da var olmayan böyle bir kurum varsa, günün birinde devreye girmek için var demektir. Yoksa varlığının bir anlamı kalmaz". diye konuştu.

Azrak, "Ben bu durumu 28 Şubat'ın değişik bir versiyonu olarak yorumluyorum. Eskilerden örnek vermek suretiyle, 28 Şubat sürecinin uzantısını yaşama geçiriyorlar. Demirel bu konuda çok deneyim geçirdi. AKP'ye benim başıma gelenler sizin de başınıza gelmesin, yapılması gerekeni siz yapın, onlara ihtiyaç kalmasın' demek istiyor" dedi.

Prof. Dr. Üskül: "Bu bir suç itirafıdır"

Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zafer Üskül de, atanmış görevlilerin haddini aşıp seçilmiş siyasetçilerin görev alanına müdahale etmesinin kabul edilemez olduğunu belirterek, " Bu bir suç itirafıdır ve yargılanmaları gerekir" dedi. Siyasi yetkiyi elinde bulunduranların, yetki alanını aşan görevliler hakkında (asker ve sivil yetkililer) gerekli işlemleri yapması gerektiğini vurgulayan Üskül "Türkiye'de siyasetçiler bu yetkilerini her zaman kullanamıyorlar. Bunun çok değişik nedenleri olabilir, ama bu siyasetçi açısından büyük bir eksikliktir. Eksiklik hem halka hesap verememe açısından söz konusudur, hem de bir zaaf işareti olarak ortaya çıkar" iddialarını dile getirdi.

Peki, bu sayın Prof.lar, kendi sinsi ve Siyonist hesapları için kullanmak üzere Recep Tayip Erdoğan'a ve Çevik Bir'e madalya takan JINSA gibi Yahudi kuruluşlarının, Amerika'nın "derin devleti" olduğunu acaba hala bilmiyorlar mı, yoksa bile bile gizliyorlar mı?

ABD'nin derin devletine "THİNK THANK - Bilgi Üretme Merkezi", ama bizim Milli Derin Devletimize "DİKTA" demekten biraz olsun utanmıyorlar mı?

Kaldı ki Eski Cumhurbaşkanları Süleyman Demirel'in dış güçlerin güdümündeki "Kirli ve Masonik Derin Devlet"ten", Kenan Evren'in ise "Milli ve Haysiyetli Derin Devletten" bahsettiklerini anlamıyorlar mı?

"Demokrasi, Laiklik, Liberallik" gibi lastikli kavramların birer araç; ama ülke varlığımızın ve bağımsızlığımızın ve bekamızın ise asıl amaç olduğunu fark ve idrak etmiyorlar mı?

"Araç"lar uğruna "amaçların" feda edilmesinin; eğer gaflet ve cehaletten kaynaklanmıyorsa, mutlaka hıyanet olduğunu kavrayamıyorlar mı?

Ütopik bir Ab hayali ve hayranlığı ve dejenere olmuş bir demokrasi ve laiklik taraftarlığı adına Türkiye'nin ekonomikmen çökertilmesine ve siyaseten bölünmesine göz yumanların mı yoksa bu vahim duruma el koyanların mı daha şerefli bir tavır takındığı konusunun tartışılır hale gelmesi bile hayırlı bir gelişmedir.

"Kuzey Irak'ta Kürdistan'ı kurdurmayız" "Irak konusundaki kırmızıçizgilerimizi çiğnetip aşındırmayız" gibi bütün milli iddia ve ideallerini unutan, hatta satan Mason madalyalı ve NATO kafalı kirli cephenin adamları, şimdi bütün Irak'ın Kürdistan'a çevrildiğini, PKK yandaşı bir aşiret reisi olan Celal Talabani'nin, Amerikan kuklası olarak Irak cumhurbaşkanı seçildiğini görüp utanmaları ve bu gafletten kurtulup, uçurumun kenarından bile olsa, akıllı ve haklı bir geri adım atmaları gerekli değil midir?

Bu gafiller niye sormuyor: Amerika ve İsrail'in İncirlik'te Gerçek Niyetleri Nedir?

İncirlik Üssü ile ilgili talepler bir başlangıçtır ve Anadolu'nun doğusunun ABD'nin yeni savunma yapılandırma konseptine göre bir ileri harekât üssüne dönüştürülmesi ile ilgilidir. Benzer bir girişim, 1 Mart tezkeresi sürecinde de denenmiştir. Bu talepler karşılandığında Türkiye, ABD'nin hem bir ileri harekât üssüne ve hem de potansiyel kullanım bölgelerinin yakınlığı dikkate alındığında bir cephe ülkeye dönüşebilecektir. Böylesine bir girişim, kullanılacak coğrafi bölgenin hassasiyetleri (Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı, GAP bölgesi ve kırılgan etnik yapı) dikkate alındığında Türkiye'yi bir hedef ülkeye de dönüştürebilmektedir. En önemlisi, ABD yönetiminin talepleri karşılandığında Türkiye, kimin kazanacağı belli olmayan yenidünya savaşının tarafı da olabilecektir. İncirlik ile ilgili ABD taleplerini karşılanması konusunda oluşturulacak karar, ortaya koyabileceği sonuçlar nedeni ile sorumluluk gerektiren kritik bir karardır. Bu nedenle de ABD'nin İncirlik ile ilgili taleplerinin, gelişen bölgesel ve küresel güvenlik ortamı kapsamında, yüce TBMM'de etraflıca tartışılması ve bu taleplerle ilgili iradenin yine TBMM'de oluşturulması önem kazanmaktadır.

Fukuyama Faraziyesi:

Siyonist Kuklası, Francis Fukuyama'nın büyün İslam dünyasını ve özellikle Anadolu coğrafyasını "Kendi hâkimiyetleri altına almak üzere" şimdi Ortadoğu'da ve BOP sahasında yeni "Devlet inşasına" başladıklarını, bunu da önce mevcut hükümetleri yıkıp yerine Irak modelini koyacaklarını açıkça dile getiren yayınlara başladı.

"Küresel süreçte ulus devletin yeni yapılanması tartışılırken, "tarihin sonu" teziyle epey bir tartışmaya neden olan Siyonist kuklası Francis Fukuyama, bu defa "devlet inşası" teziyle karşımıza çıktı.

Fukuyama işe "ulus inşası" ile başlıyor. Fukuyama, savaş sonrası toplumların yeniden yapılandırılmasında ve terör üreten merkezlerin ortadan kaldırılmasında ulus inşasını kaçınılmaz olarak görüyor. Ulus inşasının ilk aşamasını, "çatışma sonrası yeniden yapılandırma" olarak adlandırıyor. Afganistan, Kosova ve Somali'yi örnek gösteren Fukuyama, "buralarda devlet tamamen çöktüğü için temelden başlayarak yeniden inşa edilmesi gerekir" diyor. Eğer çökmüş olan devlet, Bosna'da olduğu gibi uluslararası yardımla biraz olsun ayakta durabilecek gibiyse, ikinci aşama gündeme geliyor. Fukuyama ikinci aşamanın, birincisinden çok daha zor olduğunu, inşa çalışmasının amacının uluslararası yardım almadan o ülkenin ayakta durabilmesini sağlamak olduğunu söylüyor. Üçüncü aşama, zayıf devletlerin güçlendirilmesini hedefliyor. Temel devlet işlevlerini yerine getirmekte zorlanan ülkelere, "işleyen bir devlet mekanizması kurulması" amaçlanıyor. Fukuyama, Meksika, Peru, Kenya ve Gana'yı zayıf devletlere örnek olarak veriyor.

Fukuyama "Devlet inşası" kitabında küresel ekonomideki büyümenin, bilginin ve sermayenin ulus devletlerin egemenlik yetkisini aşındırdığına dikkat çekerek şu yorumu yapıyor:

11 Eylül sonrası dönem için küresel politikadaki temel mesele, devletin nasıl küçültüleceği değil, nasıl yapılandırılacağıdır. Devletin güçten düşmesi küresel topluluk için bir felaketin başlangıcıdır. Devletler, dünyanın her köşesinde zayıftır. Bu zayıf devletler, uluslararası düzen için tehdit oluşturmaktadır çünkü ciddi çatışmaların kaynağıdırlar. Ayrıca gelişmiş dünyaya etki edebilen yeni tür bir terörizmin potansiyel yaşama alanı haline gelmişlerdir. Bu devletleri, çeşitli ulus inşa şekilleri vasıtasıyla güçlendirmek, uluslararası güvenlik açısından hayati bir görev haline gelmiştir. Dolayısıyla devlet inşasını gerçekleştirmenin daha iyi öğrenilmesi, geleceğin dünya düzeni açısından büyük önem taşımaktadır..."

Fukuyama'nın "zayıf devletten" şikâyet ederek "devletlerin güçlendirilmesini" talep etmesini, Amerika Birleşik Devletleri'nin yeni savunma stratejileriyle birlikte düşündüğümüzde şu değerlendirmeyi yapmak kaçınılmaz oluyor: ABD, kendi küresel hegemonyası için "kontrol edebileceği" yapılanmalar istemektedir. Ulus Devlet yapılanması, bu kontrol mekanizması için uygun bir ortam sağlamaktadır. Gürcistan, Ukrayna ve Kırgızistan'da yaşanan operasyonlar da gözönüne alındığında ABD'nin niçin devletleri yenibaştan "inşa etmek" için çaba harcadığı daha iyi görülmektedir.

ABD, devletleri yeni baştan inşa ederek, çok uluslu şirketlerine uygun pazarlar açmak istemektedir. Kendi politikalarına yönelebilecek olası muhalif hareketleri bastırmayı da amaçlayan ABD, inşa ettiği devletlerde kendi zihniyetine teslim olacak yönetimleri işbaşına getirmektedir.

Kafkaslardaki "kadife devrim" diye nitelenen operasyonların tümü, Fukuyama'nın deyimiyle "devlet inşa etme sanatı"nın açık birer göstergeleridir.

Ayrıca ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi de baştan sona bir "devlet inşa etme" operasyonudur. Amerika, kendince tehdit olarak gördüğü devletleri, inşa operasyonuyla baştan aşağı yeniden "dizayn" etmektedir.

Zaten Fukuyama da kitabında bunun adını koymakta, "eskiden inşa operasyonları bir ülkeyi işgal ederek ve onu idari yönden imparatorluğa dahil ederek yapılırdı, şimdi ise demokrasi, özyönetim ve insan hakları söylemleriyle gerçekleştiriliyor" demektedir.

ABD, Afganistan ve Irak'a demokrasi ve özgürlük söylemleriyle müdahale etmişti; sonuç ortada, yaşanan tam bir insanlık dramı...

Fukuyama, "mevcut dünya düzeninin sürdürülebilmesi için devlet inşa sanatının vazgeçilmez olduğunu" söylüyor... Pentagon'un açıkladığı yeni stratejiler, önümüzdeki günlerde hem bölgemizde hem de dünyanın stratejik açıdan önemli başka yerlerinde ABD'nin "devlet inşa etme" operasyonlarının süreceğini gösteriyor..." (Abdullah Özkan, 6 Nisan 2005, Milli Gazete)

Ama bizdeki gafiller ve de hainler, hala yakında ne hale geleceklerini, hangi bedeller ödeyeceklerini görmüyor!?

Son söz: Kendi düşen ağlamaz.. Aklı olan Amerika'ya bel bağlamaz!.


Bu yazarin diger makaleleri

DERİN DEVLET BADİRESİ VE ÖZEL HARP DAİRESİ
  Böyle, "Yıldız İstihbarat Teşkilatı" yanında "bir çocuk oyuncağı" mesabesinde...
Devami
Kur’an’a Göre Emperyalizme Uşaklık Psikolojisi:KORKAKLIK, KOLAYCILIK VE KAYPAKLIK BELİRTİLERİ
Bugünkü ilmi ve teknolojik gelişmeleri, bilimsel deneylerle kanıtlanan sosyolojik ve...
Devami
CUMHURİYET ÜŞÜYOR
Siyonist Haham Hayim Nahum planı Adım adım işliyor!... Açlık, sefalet Ahlaki yozlaşma, İslam’dan...
Devami
E.Generalin "mai"indeki önemli mesajlar !
  Hatırlanacağı gibi 17 Mart 2004 tarihli Milli Gazetemizin Kulis Ankara...
Devami
JÖN TÜRKLER VE TÜRK YAHUDİLER
  "Kirli ve Gizli Derin Güçler"   Osmanlı'nın yıkılışında ve Cumhuriyetin kuruluşunda çok...
Devami
SİYONİST CANAVAR VE FİLİSTİN HALKINDA GÖRÜNEN KORKUNÇ YARALAR!
 Azgınlıkları ve sapkınlıkları nedeniyle, Allah’ın lanetini ve insanlığın nefretini kazanmış...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 6163

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR