Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün425
mod_vvisit_counterDün3168
mod_vvisit_counterBu Hafta10953
mod_vvisit_counterGeçen hafta24675
mod_vvisit_counterBu Ay108868
mod_vvisit_counterGeçen Ay203059
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16746843

IP'niz: 3.237.66.86
Bugün: 26 Kas 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12182579

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

İNCİRLİKTEN SONRA BOĞAZLAR VE HAZAR MI?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

 

ABD ille de İncirlik diye dayatıyorsa bunun altında bir bit yeniği olup olmadığı akla gelmez mi?

Geliyor elbette.

Sanki İncirlik üssünü başka ülkelere karşı kullanmak için değil de bizzat Türkiye'ye karşı kullanmak istiyor gibi geliyor bize.

Yani İncirlik'e öyle bir yerleşecek ki bir daha onları oradan def etmek başlı başına bir mesele haline gelecek.

 

Bugüne kadar İncirlik üssünün İran, Afganistan ve Suriye'ye karşı yapılacak hareketlerde atlama noktası olarak kullanılacağını düşünüyorduk ama son gelişmelerden sonra ABD'nin bu talebinin tamamen ülkemize yönelik hesaplarıyla ilgili olduğuna inanmaya başladık.

Öyle ya İran ve Suriye ilgili hesapları için Irak'ta faaliyete geçirilecek bir üs daha etkili olmaz mı?

ABD'nin İncirlik ile ilgili taleplerini sorgularken kulağımıza çalınan bir konuyu daha gündeme getirmek istiyoruz.

ABD'nin boğazlarla ilgili bir talebi de olmuş mudur?

Yani ABD boğazlardan istifade ederken özel bir statüye tabi tutulmasını istemiş midir istememiş midir?

Durup dururken bu da nereden çıktı demeyin.

Bir yerlerden kulağımıza çalındı, biz de soruyoruz işte.

ABD'nin böyle bir talebi yoksa "Böyle bir istek yoktur" derler olur biter. Zaten her halükârda verilecek cevabın böyle olacağını biliyoruz ama yine de sormaktan kendimizi alamıyoruz.

Ve diyoruz ki yakında bu talebin de kokusu çıkacaktır.

ABD, Karadeniz'i de kendi denetimi altında tutmaya çalışıyor olamaz mı? Neden olmasın![1]

Artık aklı yatan herkes biliyor ki: Amerika, "üs"ler yoluyla ülkeleri işgal etmektedir. Ve şu anda yeryüzünde tam 300 üsse sahiptir. İşte İncirlik Üssü'nden sonra bir askeri faaliyet daha:

Hazar'da büyük oyun 

ABD'nin, Bakü-Ceyhan petrol boru hattını koruma bahanesiyle Hazar bölgesine yerleşip bölgeyi egemenliğine almak için askeri birlikler oluşturduğu bildirildi. Türkiye'nin de içinde bulunduğu Kafkaslar'dan İran Körfezi'ne kadar ABD çıkarlarını korumayı hedeflediği belirtilen bu birlikler için Washington yönetiminin ilk etapta 100 milyon dolar ayırdığı kaydediliyor. Kayıtlara "Caspian Guard" adıyla geçen "Hazar Koruma Gücü", acil müdahalelerde kullanılabilecek büyük teknik donanımlara sahip olacak.

Siyasi gözlemcilere göre, Azerbaycan'da konuşlandırılması planlanan bu birliklerin İran'a müdahale için de kullanılabileceği belirtiliyor. Hattın Türkiye'den geçmesiyle bölgenin dengelerini değiştireceğini düşünen ve konunun çok önemli olduğunu vurgulayan ABD yönetimi Savunma Bakanı Donald Rumsfeld'i, konuyu görüşmek üzere geçen hafta salı günü Bakü'ye gönderdi. Rumsfeld'in "Caspian Guard" çerçevesinde liman ve havaalanlarıyla ilgili bağlantılar için Azeri yönetimini ikna etmeye çalıştığı belirtiliyor. Edinilen bilgilere göre, Azeri askeri yetkililer plana karşı çıkmadı. Ancak, Bakü yönetiminin ABD'den 10 yıl görev yapması planlanan "Hazar Koruma Gücü"ne, Türkiye, Özbekistan ve Türkmenistan'ın da dahil edilmesini istediği kaydediliyor.

Enerji kaynaklarını koruma iddiası

Hazar Koruma Gücü'nün karargâh merkezinin büyük ihtimalle Azerbaycan'ın başkenti Bakü'ye konuşlandırılacağı belirtiliyor. ABD'nin, Hazar'a kıyısı bulunan Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan sahil güvenlik kuvvetlerini de bu amaçla silahlandırdığı ifade ediliyor. Havzasındaki zengin enerji kaynaklarının paylaşımı ve Hazar'ın statüsünün belirlenmesinde anlaşamayan kıyıdaş 5 ülke, karasularını ayrı ayrı silahlandırıyor. Ancak en güçlü filo Rusya'ya ait. ABD'nin bölgedeki zengin enerji kaynaklarını korumak için İran ve Rusya hariç diğer üyelerle aktif işbirliği yaptığı gözleniyor. Türkmenistan Devlet Başkanı Saparmurat Türkmenbaşı ise 1997 yılında enerji boru hatlarının korunmasının BM tarafından gerçekleştirilmesini teklif etmişti.

Rusya büyük rahatsızlık duyuyor

ABD'nin Hazar havzası ve Orta Asya ile doğrudan ilgilenmesi, Rusya tarafından hoş karşılanmadı. ABD'nin askeri varlığının, havzayı kontrol altına almanın yanı sıra "Rusya sanayisinin kalbi olan Ural bölgesi için son derece tehditkâr olduğunu" düşünen Kremlin yönetimi, son dönemlerde ülkenin güney kesimlerindeki askeri tatbikatlarını daha da sıklaştırma kararı aldı. Bu arada, Hazar'daki Rusya askeri filosuna ait bazı gemiler de "dostluk ilişkileri" kapsamında 4 gün boyunca Bakü yakınlarında demir attı. Ağır roketler fırlatabilen gemiler, Rusya'nın Hitler Almanyası'na karşı kazandığı zaferin 60. yıldönümü dolayısıyla Bakü kıyılarında oldu.

4 trilyon dolarlık petrol rezervi

ABD Dışişleri Bakanlığı raporlarına göre, Hazar'da henüz keşfedilmemiş en az 163 milyar varil petrol var. Beklentiler bu rakamın 200 milyar varile ulaşması yönünde. Hazar Havzası'ndaki petrol, Irak'taki belirlenmiş petrol rezervinden 100 milyar varil daha fazla. Dünyanın bilinen en büyük petrol yatağına sahip Suudi Arabistan'ın 261 milyar varillik petrol rezervinin üçte ikisi civarında. Bugünkü piyasa değeri ise 4 trilyon dolar. Hazar'ın zenginliği beş kıyıdaş ülke arasında eşit dağılmıyor. Yine Amerikan raporlarına göre, en büyük paya Kazakistan sahip. 10 milyar varil belirlenmiş, 85 milyar varil de keşfedilmeyi bekleyen petrol rezervi var. Ardından, Azerbaycan ve Türkmenistan geliyor. Hazar Havzası'ndaki Azeri petrol yataklarında bilinen 2,6 milyar varil petrol yatıyor. Olası rezerv 27 milyar varil. Bilinen petrol rezervi 1,5 milyar varil olan Türkmenistan'ın toplam potansiyeli 33 milyarı aşıyor. Rusya ile İran'ın toplam petrol payları ise, sırasıyla 12 ve 5 milyar varil olarak öngörülüyor. Hazar petrollerinden daha fazla pay almak isteyen ülkeler şu sorunun cevabını arıyorlar: Hazar deniz mi, göl mü? 5 ülke liderleri bu konuya kalıcı bir çözüm bulmak için 10 yıl içinde 3 kez toplandı.[2]

Tam da Millî Egemenlik Bayramı'nda Meclis devre dışı bırakılarak, limanlar ve üsler ABD'ye teslim ediliyor.

İncirlik, ülkemizi ve bölgemizi işgalin ilk adımı!

ABD'nin İran ve Suriye'ye yönelik olası bir harekâtta kullanmak istediği İncirlik Üssü'nde daha esnek hareket etmesine fırsat verecek süre uzatımını onaylayan AKP hükümeti, Meclis'i by-pass ederek anayasal bir suç işledi.

Afganistan ve Irak işgalinin ardından gözlerini İran'a çeviren ABD, Türkiye'den istediği İncirlik Üssü'nün daha esnek kullanılmasına yönelik taleplerini AKP hükümetine sonunda kabul ettirdi. Birleşmiş Milletler kararı kapsamında başta ABD olmak üzere müttefik ülkelerin kullanımına açılan İncirlik Üssü'nde görev süresi, bir yıl daha uzatılıyor. AKP hükümeti, süre dolumuna iki ay kala mevcut karar kapsamında süresini uzatma kararı aldı. Askeri üsle ilgili anlaşma, Bakanlar Kurulunda imzaya açıldı. Anlaşma Resmi Gazetede yayımlanmadan yürürlüğe konulacak. Yürürlüğe girdiğini ABD tarafı bir açıklama ile duyuracak.

İmzaya açılan bu kararın, İncirlik Üssü'nü ABD'nin kullanımına açan 23 Haziran 2003 tarihli "Gizli Bakanlar Kurulu Kararı"na ek olarak hazırlandı. Uluslar arası anlaşmaları TBMM iznine tabi tutan Anayasa'nın 92. maddesine aykırı olması nedeniyle eleştirilen karara ek kararnamenin Resmi Gazetede yayımlanmayacağının ifade edilmesi de ayrı bir tepki konusu oldu. İzlenecek yöntem, "İncirlik Üssü'nün nasıl ve niçin kullanılacağı kamuoyundan gizleniyor" iddialarını gündeme getirdi.

İncirlik Üssü ile ilgili olarak anlaşmanın hazır hale gelmesi TBMM iradesi dışında kararın onaylanması endişesini gündeme taşıdı. Siyasi partiler konunun TBMM'ye getirilmemesine olduğu kadar bu yönde halkın da bilgilendirilmemesine de sert tepki gösterdi. Tartışmalar ise kararnamenin uluslar arası anlaşma kapsamına girip girmemesi noktasında düğümleniyor. Hükümet kararın alınmasında bu noktadan hareket ettiğini ve önceden alınmış kararları öne sürüyor. Ancak BM'nin kararında dayanılan nokta ise, ‘Barışın Tehdidi, Bozulması ve Saldırma Fiili Halinde Yapılacak Hareket'.

AKP Hükümeti'nin 23 Haziran 2003 tarihinde gizli bir kararnameyi imzalayarak ABD'nin İncirlik Üssü'nden transit geçişlerine izin vermişti. Bir yıl uzatılan bu karar şimdi tekrar kapsamı genişletilerek 23 Haziran 2006 tarihine kadar uzatılıyor. İncirlik Üssü'ne yönelik talepler şimdilik sadece Irak ve Afganistan'a lojistik destek niteliğinde gözüküyor. Gelen kargo uçaklarında önceden izin alınmasını kaldıran düzenlemeye göre, ölümcül olmayan malzemelerin İncirlik Üssü'nden geçmesi öngörülüyor.

   Ancak gelecek askeri personel sayısı ile ilgili net bir bilgi bulunmuyor. Çekiç Güç'ün Türkiye'de bulunduğu dönemlerde yetkisini istismar ettiği göz önünde bulundurulduğu için, ABD'nin ve müttefiklerinin İncirlik Üssü'nün esnek kullanımında nasıl hareket edeceği de endişelere neden oldu.

Anayasal suç işleniyor!

AKP hükümeti, İncirlik Üssü'nün kullanım hakkının bir yıl süreyle uzatılma kararını "sadece lojistik hatla ilgili talebin karşılanması" olarak değerlendiriyor ve bunun Birleşmiş Milletler Kararı kapsamında alındığını savunuyor. Ancak, bu savunma gerçeği yansıtmıyor. Çünkü yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunmalarına izin verme yetkisi BM'nin değil, TBMM'ye ait. Bu nedenle, şu anda AKP hükümeti, anayasal bir suç işleyerek meclis'i devre dışı bırakıyor. Diğer taraftan, İncirlik Üssü, 1980 yılında imzalanan ve hukukî statüsünü oluşturan SEİA Anlaşması kapsamında NATO'nun kullanılmasına açık. Şimdi, ABD ve AKP el ele vererek üssü anlaşma statüsünden çıkartarak, TBMM'ye sormadan değiştirmenin önünü açmayı hedefliyor. Bu arada SEİA'nın, TBMM'ce onaylanması bir kanunla uygun bulunmuş bir uluslar arası anlaşma olmadığından, Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına aykırı olabilecek şekilde yorumlanması ve uygulanması da mümkün değil.

Kararı ancak BM değil, TBMM verebilir!

Çankaya Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sadi Çaycı, yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunmalarına izin verme yetkisinin BM'nin değil TBMM'nin olduğuna işaret ederek, "BM Güvenlik Konseyi'nin ancak üye ülkelere yetki vermesi söz konusu olabilir ve bu, muhatap devletlere yönelik bir emir veya kendiliğinden icra edilecek bir karar anlamını taşımamaktadır." diye konuştu.

Çaycı bir barış harekâtında, ne tek BM Güvenlik Konseyi'nin, ne de tek başına TBMM kararının, hukukî meşruluk temelini oluşturmakta yeterli sayılamayacağını belirterek, "Bu temellerden birinden veya ikisinden yoksun bir Bakanlar Kurulu kararının kendisi de yasal dayanaktan yoksun olur. Aynı şekilde, uluslararası hukukun meşru saymadığı hallerde, TBMM'nin de belirtilen konularda kendiliğinden Bakanlar Kuruluna izin verme yetkisi yoktur." şeklinde konuştu. Çaycı, TBMM'nin bu konuda vereceği kararın da, kendiliğinden uygulanması gereken idari bir eylem ve işlem olmadığını ifade ederek, "Verilen yetkiyi kullanıp kullanmamaya ilişkin takdir yetkisi Bakanlar Kurulunundur. Mevzuatımıza göre, verilecek iznin ve kararın belli bir süreyi kapsaması zorunludur; gereği ve uygulama sorumluluğu da, Başkomutan sıfatıyla Cumhurbaşkanı'na ait bulunmaktadır." görüşünü dile getirdi.

ABD neler istiyor?

  • İncirlik Üssü Irak'tan dönen ve Irak'a gidecek askerlerin ‘yığınak merkezi' haline sokulmalı.
  • Üsten istihbarat uçuşları yapılmalı.
  • ABD'nin başka ülkelerdeki askeri birliklerinin yeniden yapılandırılması planı çerçevesinde, İncirlik'e ilave uçak ve personel konuşlanmalı.
  • ABD'nin "küresel terörle mücadele" adını verdiği Müslümanlara karşı savaşında, operasyon amaçlı kullanılabilmeli. Yani Suriye, İran ya da bölge ülkeleri ABD istediği zaman İncirlik'ten kalkan uçaklarla bombalama imkanı tanınmalı..
  • Üsten yapılacak operasyonlarda hukuken var olan TSK komutanından izin alma zorunluluğu kalkmalı. Yani, hukuki olarak "Türk üssü" olarak görülen ama fiili olarak asla böyle olmayan üs, resmi olarak da ABD üssü olmalı.
  • "Terörizme karşı savaş" için İncirlik yetmez, başka hava üsleri ve limanlar tahsis edilmeli. Kafkasya'yı ve Hazar havzasını kontrol için Karadeniz'de üs ve limanlar açılmalı.[3]

Peki, acaba Amerika bu dayatmaları niye yapmakta, niçin böylesine hırçınlaşmaktadır?

Çünkü ABD ekonomisi çöküyor, Süper Güç imajı çürüyor, ve "karşılıksız kağıt para" olan Dolar düşüyor ve topyekün Siyonist sermaye diktatörlüğü can çekişiyor!..

"Dolar"ın sonu yaklaşıyor!

Irak'ın petrol ticaretinde Euro'ya geçmesi, rezerv para olarak da Dolar yerine Euro'yu tercih etmesi Irak'a açılan savaşın en önemli sebebidir. Japonya ve Çin'in Dolar stoklarını azaltmasının "Dolar'ın sonu" olacağı belirtiliyor. En büyük zararı da ABD görecek!

Euro'nun piyasalarda kendini göstermeye başlaması ABD'nin genlerindeki saldırganlığı da gün yüzüne çıkardı. Euro'nun boy göstermesiyle ABD, birinci Körfez Savaşı'ndan sonra ertelediği Irak'ı bütünüyle işgal planı yürürlüğe kondu. Irak OPEC'in (Petrol İhraç Eden Ülkeler Birliği)'nin en önemli ülkelerinden birisiydi. Dünya'nın işlem hacmi en yüksek ticareti olan petrol ticaretinde Euro'yu kullanmaya başlayan ilk ülke Irak'tır. ABD önemli OPEC ülkelerinden olan Irak'ı bu tutumundan dolayı cezalandırdı.

Şu kesin. Dolar uluslararası rezerv para olma özelliğini yitirmeye başladı. Ülkelerin merkez bankaları yavaş yavaş, birer ikişer rezerv para olarak Dolar'ı terk edip Euro'ya geçiyor. Zaman içinde Euro'ya geçen ülkelerin sayısının artması demek Dolar'ın da sonu anlamına geliyor. Dolar'ın bu anlamda sonu aynı zamanda Amerika Birleşik Devletleri'nin de sonu olur. Rakamlar yalan söylemez. Dolar rezervlerini Euro ile değiştiren ülkelerin sayısı her geçen gün artarken Euro'nun rezerv para olarak yükselişi de sürüyor.

Dolar rezervlerinin toplam rezerv içindeki payı 2001'den 2004'ün eylül'üne kadar yüzde 81'den yüzde 67'ye geriledi. Hindistan Merkez Bankası Dolar rezervini yüzde 68'den yüzde 43'e indirdi. Güney Kore, İran gibi bazı ülkeler de rezerv para olarak Doları azaltma yoluna gideceklerini açıkladılar. Özellikle Japonya ve Çin'in Dolar stoklarını azaltmasının Dolar enflasyonunu artıracağı, bununda "Dolar'ın sonu" olacağı belirtiliyor...

İşte rakamlar ve uzman görüşü: "Dolar'ın payı 2002 yılında Dünya'da yüzde 66.9 iken, bugünlerde yüzde 63. Aynı sürede Euro'nun payı 16.7'den 19.7'ye çıktı. Ocak 2001'de Dünya'daki Dolar varlığı 7.2 trilyon Dolar iken, bugünlerde rakam 9.3 trilyon Dolar. Demek ki ABD 3.5 yılda 2 trilyon Dolardan fazla para bastı, bu da dünyadaki Dolar miktarının yüzde 30 artmış olduğunu gösteriyor. Bu artışın 1 trilyon Doları sadece Bush döneminde ABD'nin artan borç stoku. Ve ABD her geçen gün asgari 1 milyar Dolar borçlanıyor!". Dolar daha fazla gözden ve değerden düşmeden biz de kararımızı vermeliyiz, ne dersiniz?[4] 

Amerika Gürcistan'ı kullanıyor

Gürcistan Amerikan ağzı ile konuşuyor:

Gürcistan Parlamentosu, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın geçtiğimiz günlerde isyan çağrısı yaptığı Belarus'taki (Beyaz Rusya) demokrasi adı altındaki işbirlikçi hareketlere destek verdi.

TİFLİS

Gürcistan Parlamentosu, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın geçtiğimiz günlerde isyan çağrısı yaptığı Belarus'taki ( Beyaz Rusya) demokrasi adı altındaki işbirlikçi hareketlere destek verdi.

Parlamento tarafından kabul edilen ortak bildiride, Belarus'ta hükümetin insan haklarını ihlal etmesi ve birçok siyasi kimliği olan kişinin cezaevine konulması kınandı.

Bildiride, Belarus Parlamentosu ve hükümete insan haklarını koruması çağrısında bulunulurken, yasaların diktatörlük rejimine karşı mücadele amaçlı olması gerektiği kaydedildi.

Belarus'ta yaşanan demokrasi hareketlerine destek verildiği belirtilen bildiride ayrıca ‘'Gürcü milletvekilleri, Belarus halkının yanında yer almaktadır'' denildi. ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, Belarus'u (Beyaz Rusya) Avrupa'nın ortasındaki son gerçek diktatörlük olarak niteleyerek, bu ülkede rejim değişikliği çağrısı yapmıştı.

Rice, Vilnius'u ziyareti sırasında Litvanya Devlet Başkanı Valdas Adamkus ile düzenlediği ortak basın toplantısında, ‘'Belarus'ta değişikliğin zamanı geldi'' demişti.

 Saakaşvili: Demokrasiden başka seçenek yok

Öte yandan, ABD tarafından Gürcistan Cumhurbaşkanlığı'na getirilen Mihail Saakaşvili, demokrasi dışında başka seçenekleri olmadığını söyledi.

Saakaşvili, Gürcistan, Ukrayna, Özbekistan, Azerbaycan ve Moldova'nın oluşturduğu GUÖAM teşkilatı liderler zirvesi için bulunduğu Kişinev de gazetecilere yaptığı açıklamada, ülkesinin toprak bütünlüğünü sadece barışçıl yollardan sağlamak istediklerini kaydetti. Moldova ile toprak bütünlüğü konusunda ortak sorunlar yaşadıklarını ifade eden Saakaşvili, bu nedenle tüm sorunlarını birlikte çözmeleri gerektiğini söyledi.[5] 

Saldırgan ABD sadece Asya ve Afrika'da değil, Güney Amerika'da da işgal faaliyetlerini sürdürüyor. Tabi ilk hedefin, Hugo Chavez'in Venezüella'sı olduğu seziliyor. Çünkü Hugo Chavez, Siyonist sermaye lobisinin zapt ettiği çiftlikleri ellerinden alıp halka dağıtmış, petrol kuyularını Yahudi şirketlerden kurtarmış, uyuşturucu ekimini yasaklamış, Mason bürokratları ayıklamış, Çin, Rusya, Hindistan ve D-8 ülkeleriyle işbirliğine başlamış bulunuyor. Şimdi de Hugo Chavez ABD ile askeri işbirliğini durdurunca ABD Venezüella'yı işgal planları yapıyor!

Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez, ülkesini işgal planları yaptığı gerekçesiyle ABD ile askeri işbirliğine son verdiğini açıkladı.

Chavez, eğitim veren az sayıdaki ABD'li subaydan ülkeyi terk etmelerini istedi ve artık ortak bir askeri tatbikat yapılmayacağını vurguladı.

Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez, televizyondan yaptığı açıklamada, Venezüella ordusunda eğitim veren ABD'li subayların, kendisi aleyhinde kampanya yürüttüklerini belirtti. Chavez, bu kişilerden Venezüella'yı terk etmelerini isteyerek, iki ülke arasında 35 yıllık geçmişi bulunan askeri değişim programına askıya aldı.

ABD'nin, Venezüella'yı işgal planları yaptığını söyleyen Chavez, ülkesindeki bir askeri üs ile bir petrol rafinerisinin fotoğraflarını çeken ABD'li bir subay ile bazı gazetecilerin bir dönem gözaltına alındıklarını hatırlattı.

Chavez, "ABD'li subaylardan bazıları Venezüella ordusunda kampanya yürüterek, Venezüellalı askerlerle konuşuyor ve bu ülkenin devlet başkanını eleştiriyor. Değişim programı, bilinmeyen bir tarihe kadar askıya alınmıştır" duyurusunu yaptı.

Venezüella'nın Devlet Başkanı Hugo Chavez'e 2002'de düzenlenen darbe girişiminin ardında da ABD Yönetimi olduğu biliniyor.

Chavez daha önce yaptığı açıklamalarda Washington'un, kendisini öldürme planları yaptığını da açıklamıştı.[6] 

Ama bütün bu şeytani girişimlerin hiçbir yararı olmayacak. Siyonist sömürü saltanatı yıkımdan kurtulamayacak. Çünkü;

Baston çürüyor...

Ve "Baston" çöküyor!...

Bir mülk ve saltanatın, bir hegemonya ve ihtişamlı dönemin sonu geldi mi çöküşünü durduracak hiçbir güç olamaz. Hz. Süleyman'ın ölümüne karar veren Allah, yenilmez gibi görünen güçlerin çöküşüne de karar verir. Onların bastonunu bir kurt kemirir de, haberleri olmaz.

"Süleyman için de, sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay (mesafe) olan rüzgâra (boyun eğdirdik); erimiş bakır madenini ona sel gibi akıttık. Onun eli altında Rabb'inin izniyle iş gören bir kısım cinler vardı. Onlardan kim bizim emrimizden çıkıp-sapacak olsa, ona çılgın ateşin azabından tattırırdık. Ona dilediği şekilde kaleler, heykeller, havuz büyüklüğünde çanaklar ve yerinden sökülmeyen kazanlar yaparlardı. ‘Ey Davud ailesi, şükrederek çalışın.' Kullarımdan şükredenler azdır."[7]

Hz. Süleyman buna rağmen, Allah'ı zikretmeyi unutan, şımaran, gücü ve iktidarı adaletsiz kullanan biri değildi. Allah, Davut ailesine, şükrü unutmamalarını ve bu bilinçle çalışmalarını buyurmuştu. Fakat hiç şüphesiz, bu Süleyman'ınki de olsa, her saltanatın ve gücün bir sonu vardı. Her fani gibi Hz. Süleyman da bu dünyayı terk edip gidecekti. "Böylece onun ölümüne karar verdiğimiz zaman, ölümünü, onlara, asasını yemekte olan bir ağaç kurdundan başkası haber vermedi. Artık o, yere yıkılıp-düşünce, açıkça ortaya çıktı ki, şayet cinler gaybı bilmiş olsalardı böylesine aşağılanıcı bir azap içinde kalıp-yaşamazlardı."[8]

Hz. Süleyman'ın ölümü ilginç bir hadise olarak anlatılır. Kuşların dilini bilen, rüzgâra hükmeden, cinleri istihdam eden ve kendi zamanının en seçkin insanlarının düşüncelerinden yararlanan bu büyük melik/kral-peygamber, Allah'ın karar vermesiyle ölür. Bazı müfessirlere göre mihrapta namaz kılmak üzere bastonuna dayanmıştı, öylece kalakaldı. Belki mecliste veya dinlendiği odada vefat etti; bu önemli değildir. Önemli olan Hz. Süleyman'ın bastonu üzerinde dayanmış vaziyette ölmesidir. Ancak çevresindekilerin hiçbiri, cinler dahi öldüğünün farkına varamamıştır. Bir kurtçuk bastonu yemiş, içten içe kemirmiş ve içi boşalınca ceset yere yığılmıştır. Cinler, istemedikleri halde ve zor işlerde istihdam ediliyorlardı. Hz. Süleyman'ın öldüğünden haberdar olamadı. Belki o güne kadar bazı insanlar cinlerin gaybı bildiklerini düşünüyordu. Ancak bu olay onların gaybı bilmediklerini göstermiş oldu. Çünkü bastonun içini kemiren kurtçuk, onlara göre gayp idi. Bir başka nokta, eğitimli insanlar, danışmanlar, uzmanlar, kendi mesleklerinde zirvede olanlar, cinler ve belki "cin zekalılar" içi çürümekte olan bastonu fark edemediler. Onlara her şey yolundaymış gibi göründü. Bir mülk ve saltanatın, bir hegemonya ve ihtişamlı dönemin sonu geldi mi çöküşünü durduracak hiçbir güç olamaz. Burada ilginç olan çok seçkin zihin, uzman, akademisyen, politikacı ve stratejist de görevde olsa, çöküşün bazen apaçık görülmemesidir. Hz. Süleyman'ın ölümüne karar veren Allah, yenilmez gibi görünen güçlerin çöküşüne de karar verir. Onların bastonunu bir kurt kemirir de, haberleri olmaz.[9] 



[1] Milli Gazete / 23 Nisan 2005 / Zeki Ceyhan

[2] Milli Gazete / 23 Nisan 2005 / s.11

[3] Milli Gazete / 22 Nisan 2005 / s.10

[4] Milli Gazete / 21 Nisan 2005 /  Nuh Gönültaş / Tercüman

[5] Milli Gazete 24 Nisan 2005 s.9

[6] Milli Gazete 26 Nisan 2005 s.9

[7] Sebe: 12-13)

[8] Sebe: 14)

[9] Milli Gazete / 26 Nisan 2005 /  Ali Bulaç / Zaman


Bu yazarin diger makaleleri

AKP "FECRİ KAZİP" Tİ GÜNEŞ MİLLİ DİRİLİŞLE DOĞACAK
  Ya Milli Görüş, Ya Kirli Çöküş Hatırlayınız 2002 yılının...
Devami
KANDİL DAĞINDA SÜPER KARARGÂH
  "PKK'nın ana üssü Kandil Dağı, hava harekâtına karşı 10'dan...
Devami
ÇOCUK KÖYLERİMİ, FUHUŞ YUVASI MI?
  Sos Köyleri SOS Köyü projesinin 120'nin üzerinde ülkede evleri...
Devami
KORKAKLAR HERGÜN ÖLÜR
   Korku, insanın fıtratında (yapısında ve yaratılışında) bulunan bir duygudur. Kötülüklerden...
Devami
BAŞBAKAN ERDOĞAN'IN ABD UMRESİYLE SURİYE OPERASYONU BİRLİKTE BAŞLADI
  Ortadoğu'da işgallerin ikinci dönemini başlatan Bush yönetimi, Lübnan'daki gerilimin...
Devami
GÖRELİM MEVLA NEYLER!
  Her asırda kafirler ve şer güçler Müslümanlara ve masum insanlara...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 3853

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR