Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün7330
mod_vvisit_counterDün5010
mod_vvisit_counterBu Hafta38695
mod_vvisit_counterGeçen hafta28588
mod_vvisit_counterBu Ay28818
mod_vvisit_counterGeçen Ay136380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16803173

IP'niz: 18.234.255.5
Bugün: 05 Ara 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12200526

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

FRANSA'DAKİ "HAYIR"; HEM SİYONİZME, HEM DE BİZDEKİ UŞAK ZİHNİYETE BÜYÜK DARBEDİR!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

 

Almanya'da Siyonizm karşıtı Hıristiyan Demokratların eyalet seçimi zaferinden sonra, Fransa'da AB Anayasasına "Hayır" çıkması, Siyonist sömürü saltanatına karşı bir diriliş ve direnişin göstergesidir. Ve çok talihli ve tarihi bir gelişmedir.

Fransa'da haftalardır tartışılan ve Avrupa Birliği'nin kaderini belirleyecek olan anayasa tartışmaları son buldu.. Fransız seçmen, AB ortak anayasası için sandık başına gitti. İçişleri Bakanlığı'ndan verilen ilk tahmini sonuçlara göre "hayır" cephesi yaklaşık yüzde 60, "evet" cephesi ise yüzde 40 oy aldı.

 

AB çevrelerince "Endişe verici" olarak nitelenen sonuç sonrası açıklama yapan Cumhurbaşkanı Jacgues Chirac, "Fransa, anayasayı reddetti. AB aynı koşullarda yoluna devam edecek. Daha iyi bir Avrupa için çalışmalarımızı devam ettirmeliyiz. Bu sonuç Fransa'nın AB içindeki çıkarlarını savunmayı zorlaştıracak"  açıklamasını yaptı...

AB uzmanı siyasilere göre: Fransa halkı, ülkede ve kıta genelinde artan işsizlik, ABD'nin etkisi, sosyal hakların korunması gereği, genişleme süreci ve Türkiye'nin üyeliği gibi nedenlerden ret oyu kullandı.

Referandum, Chirac'ın oynadığı bir kumardı. Çünkü anayasayı, geçtiğimiz yaz, ülke meclisinde oylamaya götürmekle yetinebilirdi. Bu durumda mecliste çoğunluğu elinde bulunduran partisi UMP'yle anayasayı kabul ettirebilirdi. Ancak O; referanduma gitmeyi tercih etti. Çünkü "o dönemde Irak Savaşı'na karşıtlığı nedeniyle popülaritesi yüksekti. Halkın ağzından "evet" alarak 2007'deki cumhurbaşkanlığı seçiminde de konumunu güçlendirecekti." Zanneden çevreler Chirac'ın aslında AB'nin Avrupa'yı sömürgeleştiren Siyonist sermayeden endişe duyduğunu hesap etmemişlerdi. Böylece Fransa, kurucu ülkelerinden olduğu AB'nin tek bir devlet olma yolundaki en önemli dönemeci olan anayasayı reddetti...-

Siyonist sermayenin Mason Komiseri eski Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel: "Fransa değişime ayak sürüyor!" demiş.

"Unutmayalım, Fransa, AB Anayasası'nı referandum sürecine sokan ilk ülke... Bunu diğer bazı ülkeler de takip edecek. Hollandalılar, 1Haziran'da sandık başına gidip reddettiler."

Sorun, bizim üzerinde fazla durduğumuz Türkiye konusu değil. Dünya yönetiminde uzun yıllar etkin rol almış Fransa ve Hollanda gibi ülkeler, neo-klasik (küresel Siyonist sermaye hâkimiyetindeki) ekonomik düzeni istemiyorlar. Bu kadar geniş serbestleşmeye karşılar. Ultra liberalizm taraftarı değiller. Sosyal konuların ağırlıkta olduğu eski dönemleri arıyorlar. Fazla çalışma taraftarı da değiller.  Ama gelirlerinde ortaya çıkabilecek düşüşleri kabullenemiyorlar. "yorulmadan keyifli bir yaşantımız olsun" felsefesini benimsemişler" demiş ve endişelerini dile getirirken kendisini ele vermişti...

Bu arada ABD Dışişleri Bakanı Rice'tan da Avrupa Birliği'ne uyarı gelmişti:

 "Türkiye'yi üyeliğe almazsanız vahim sonuçları olabilir" demişti..

ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, Avrupa Birliği'nin Türkiye'yi üyeliğe kabul etmemesinin vahim sonuçları olabileceği uyarısında bulunarak, Türkiye'nin Avrupa'dan ayrılmasının bedelinin karşılayamayacaklarını ikaz etmişti.

San Francisco'da Commonwealth Club'da, yeni Avrupa Birliği anayasasıyla ilgili bir soruyu cevaplayan Rice, "AB'nin en sonunda Türkiye'yi üyeliğe almakta başarısız olmasının vahim sonuçları olabilir. Türkiye'nin, AB standartlarını karşıladıktan sonra; birliğe kabul edilmesi hayati derecede önemli. Çünkü Türkiye ile Avrupa'nın geri kalanı arasındaki bölünmenin bedelini karşılayamayız diyen" Rice, Türkiye'nin AB'ye alınmamasının, Müslüman Türkiye ile Hıristiyan Avrupa arasında "medeniyetler çatışması" olarak görülebileceği endişesini dile getirmiş ve bunun "korkunç bir şey" olacağını söylemişti.

ABD Dışişleri Bakanı, AB anayasası konusundaki tartışmalara müdahale eder gibi görünmemek için bu konuda bir şey söylemek istemediğini belirterek;  AB'ye üyelik perspektifi verilen orta ve doğu Avrupa ülkelerinin demokrasi yönünde teşvik edilmesinin önemini dile getirmişti. Rice, Avrupa Birliği'nin "istikrar ve umut kaynağı" işlevi gördüğünü kaydetmişti...

ABD Dışişleri Bakanı'nın ağzında gevelediği bakla: Türkiye'yi AB içine alıp eritmezseniz, İslam âlemine lider ve lokomotif rolünü üstlenecektir!

Bu arada Almanya'da da Yahudi sömürü saltanatına karşı hem de iktidar partisinden tepkiler gelmeye başladı..

Alman Sosyal Demokrat Parti'nin Genel Başkanı Franz Muentefering, Alman Başbakanı Gerhard Schöder ile bir toplantıda Yahudilere kin kusmuştu. Schöder ise genel başkanın sözleri karşısında susmuştu.

Shöder'in parti liderinden Yahudilere çok ağır suçlama:

‘Çekirge sürüleri'

Başbakan Gerhard Schöder'in partisi Sosyal Demokrat Parti'nin Başkanı Franz Muentefering, Almanya'da faaliyet gösteren Yahudi şirketlerini "çekirge sürüleri" olarak nitelendirmiş... Muentefering, Stern dergisine "Ekonomiyi bozan bir dizi ‘çekirge şirketlerin' listesi işte budur" diyerek Almanya'daki bütün Yahudi şirketlerinin adını vermişti. Muentefering, "işsizliği körükleyen, gelir dağılımındaki adaletsizliği derinleştiren bu şirketler, vahşi kapitalizmin temsilcileri olarak Alman ekonomisinde çekirge sürüsü etkisi" yapmaktadır diyerek tepkilerini dile getirmişti...

‘Hayır AB projesi için felaket olur' denilmişti!..

"AB'nin başkenti" Brüksel'deki AB Komisyonu sözcüleri, resmi açıklamalarında, "Fransa'daki olumsuz sonucun, sadece Fransa ve Cumhurbaşkanı Jacgues Chirac için değil, AB için de felaket getireceğini" ifade etmişlerdi.

"İkinci Fransız ihtilali"olur denilmişti!..

"Yeni bir Fransız ihtilali" olasılığından söz eden gözlemciler, olumsuz sonuç durumunda "AB projesinin büyük darbe yiyeceğini", Fransa'nın AB bünyesinde itibarını tamamen kaybedeceğini", "AB'nin Fransız-Alman motorunun bozulabileceğini", "Özel sektörün ve liberallerin huzursuz edileceğini" belirtmişlerdi.

Olumsuz sonuç durumunda, "AB ekonomisinin sarsılabileceği", "Euro'nun değer kaybedeceği" görüşü dile getirilip Fransız halkı yönlendirilmişti.

Basın organları "AB'nin karar mekanizmasının bir süre bloke olacağını", bu durumun "Türkiye'nin müzakere sürecine yardımcı olmayacağını" ifade etmişti. Bazı uzmanlar, "olumsuz tavır, anayasanın hukuki açıdan ölümüdür" demişti. AB Komisyonu, bir ‘B Planı' bulunmadığını ısrarla söyleyerek, "Fransızlara, referandum öncesinde bir B planından söz etmek, onları olumsuz oy vermeye teşvik olur" görüşüyle hareket etmişti...

Fransa'nın, 1954'te "Avrupa Savunma Birliği" projesini reddederek "tarihe gömdüğünü" ve büyük bir kriz oluşturduğunu, 1966'da NATO'nun askeri kanadından çekilerek İttifak Genel Merkezi'ni Paris'ten uzaklaştırdığını hatırlatan uzmanlar, "Yeni ve tarihi bir darbe korkusu" içinde bulunduklarını dile getirmişti.

Bu arada AB Komisyon Başkan Yardımcısı Siim Kalas, referandumdan ‘hayır' çıkmasının, "AB üyesi ülkeler arasındaki iş birliğini tehlikeye sokabileceğini" söylemişti... Kalas, Estonya televizyonuna yaptığı açıklamada, "AB üyesi ülkeler arasındaki iş birliği modelinin tek olduğunu ve Fransa'daki referandumdan hayır çıkmasının bu iş birliğini tehlikeye sokabileceğini" belirtmişti.. Kalas, "Hayır'ın AB için alınacak önemli kararların ertelenmesine sebep olabileceğini de söylemişti...

Bu arada, Fransa'nın büyük bir şuur ve sorumlulukla, AB anayasasına hayır demesi Türkiye'deki "AB aşıklarını ve gavur uşakları"nı da şok etmişti..

Zaman Gazetesi:

"Türkiye, fethin yıldönümünü kutlarken, Fransa'nın aşırı sağcıları dün Avrupa'nın tekrar Türkler tarafından "işgal" edilmesini engellemek için Avrupa Birliği (AB) Anayasası'na ‘hayır' oyu veriyorlardı.. Türkiye, Fransa'daki anayasa kampanyası sırasında en fazla tartışılan konulardan biri oldu. Kimi zaman ırkçılık boyutuna ulaşan içeriksiz münazaralar mide bulandırdı, kimi zaman da tartışmaların seviyesi Fransa'ya yakışmadı" diyerek, telaş ve tedirginliğini ifade etmişti...

AB, rüyaydı kâbusa döndü

Fransa'nın referandumda AB Anayasası'nı reddetmesi Türkiye'nin tam üyelik beklentilerini boşa çıkardı. Bundan sonraki süreçte Türkiye'nin tam üyelik değil, özel statülü bir üyelik beklemesi ve buna göre imzalar atması gerektiğine dikkat çekiliyor. Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde daha dikkatli taahhütler vermesi gerektiğine işaret edilirken, referandumdan sonra Türkiye'nin AB'nin mandası olma konumuna sokulmak istendiğine de dikkat çekiliyor.

Avrupa Birliği Anayasası için Fransa'da yapılan referandum AB'nin Türkiye'ye olan bakışını da ortaya koydu. Kısa bir süre sonra Almanya'da yapılacak seçimlerin de Türkiye yandaşı Shröder'in de seçimleri kaybedeceği varsayıldığında Türkiye'nin AB nezdinde destekçisi kalmayacak gibi gözüküyor. Referandum'un Türkiye'nin üyeliğine de hayır anlamına geleceğini vurgulayan uzmanlar, artık Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği beklentisinin boşa çıktığı yorumunu yapıyor.

Bundan sonra Almanya'nın önerdiği Türkiye için özel statülü üyeliğin AB gündeminde değerlendirilmeye alınacağını bildirilirken, bu referandumun Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün görüşlerinin tam tersine tamamen Türkiye'yi etkileyeceği belirtiliyor. Bir üye ülkenin referandumunda bile hayır çıkması halinde AB Anayasası'nın kabul edilmemesinin AB'nin kendi geleceğini etkilemeyeceğini kaydeden uzmanlar, AB'nin sadece AB Anayasası'na bağlı olmadığını, 50'nin üzerinde anlaşma ile kurulmuş bir birlik olduğunu vurgulayarak çözülüşü durdurmaya çalışıyor!..[1]

Netice itibariyle AT'dan Avrupa Birliği'ne(AB) gelindiğinde birliği oluşturan ülkelerin halkları nasıl bir durum ile karşılaştıklarının farkına varmaya başladılar. Ne var ki, bu noktaya gelinene kadar kendilerine hiçbir şey sorulmamış, ülkeleri yönetenler halka sormadan ve onların fikrini almadan kendi başlarına yol almaya devam etmişlerdi.

Sonuçta Avrupa Birliği Anayasası'nın kabulü gündeme geldi. Böyle olunca hiç olmazsa bu noktada halka bir kez olsun sorma ihtiyacı duyuldu ve bu ihtiyaç sonucu Avrupa Anayasası Fransa'da referanduma sunuldu. Hâlbuki referanduma sunulmadan ulusal parlamentoya sunularak burada kabul edilebilirdi. Ancak halkın tepkisini göze alamayan Fransız yönetimi referanduma götürdü Avrupa Anayasası'nı ve işte bu noktada Fransız halkı şimdiye kadar kendine sorulmayışın ve bir emrivaki ile karşı karşıya bırakılışının cevabını Avrupa Anayasası'na yüzde 55 hayır diyerek verdi.

Bize göre Fransız halkının attığı oyların değerlendirmesi öncelikli olarak bu yönde yapılmalıdır.

Dikkat edilirse Türkiye'de de AB yandaşları Birliğe girmek için çırpınırlarken bir defa da halka sormayı hiç düşünmüyorlar. Böylesine önemli bir konuda kararın halk tarafından verilmesi gerekmez mi? Özellikle Türkiye'nin AB'ye girmesi demek bir medeniyeti terk ederek başka bir medeniyeti tercih etmesi ve yerini o çerçevede alması anlamına geliyorken. Buna rağmen dikkat edilirse AB yolundaki gelişmelerin ve çalışmaların hiç birinde halk yok.

Bugün ülkeyi yönetenler yarın şu ya da bu sebeple AB konusunda halka gitmek zorunda kalırlarsa Türk halkının tavrı da Fransız halkının tavrından farklı olmayacaktır.[2]

AB'de ‘hayır' şaşkınlığı

Fransa'nın Anayasayı reddetmesinin ardından büyük bir şok yaşanırken, bundan sonra Avrupa'da hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını vurguladı

Pazar günü Fransa'da yapılan Avrupa Anayasası referandumunda Fransızların yüzde 54,87'si 'hayır' derken evetçiler yüzde 45,13'te kaldı. Bu sonuçların ardından, tüm açıklamalar AB'nin zor bir sürece girdiğini gösteriyor. Fransa'daki referandumunun sonuçlarını değerlendiren AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ve AB Dönem Başkanı Lüksemburg Başbakanı Jean-Claude Juncker, AB'nin zor günler yaşadığını belirterek "politikacıların ve sorumluların kendilerini sorgulayacaklarını" söylediler. Barroso, AB'nin içinde bulunduğu bu zor günlerde siyasi sorumlulardan kararlılık, irade, vizyon, mücadele ve birlik beklendiğini söyledi. Juncker, Fransa'dan gelen "Hayır" yanıtının kalpleri kırdığını ancak saygıyla "not edildiğini" belirtti.[3]

Ölü belge

Bu arada, AB Anayasası'nın, yürürlüğe girmesi için AB ülkelerinin tümü tarafından onaylanması koşulu taşıdığından, Fransa'da referandumun "Hayır" çıkması üzerine, belgenin "ölüp ölmediği" tartışması doğdu. Üzerinde yoğun pazarlıklar yapılan ve 25 ülkenin ulaştığı uzlaşma sonucu geçen Ekim ayında AB liderlerince Roma'da kabul edilen belgenin, planlandığı gibi Kasım 2006'da yürürlüğe girebilmesi için, AB'ye üye 25 ülkenin tümünde onaylanması gerekiyor. AB dönem başkanı Lüksemburg Başbakanı Jean-Claude Juncker, AB Kelerlerinin 16-17 Haziran'da yapacakları olağan toplantıda, "Son durumu ele alalım, bundan sonra ne yapılacağını değerlendirmeleri gerektiğini" söyledi. Anayasa belgesini hazırlayıcılarının başında gelen Fransa eski Cumhurbaşkanı Valery Giscard d'Estaing, "anayasayı reddeden ülkelerden, yeniden oylamalarının istenebileceğini" savunuyor. Ancak Fransa'da ikinci bir referandumun yapılıp yapılmayacağı üzerinde farklı görüşler dile getiriliyor.[4]

AB'in sonu geldi

Referandum Fransa ile Almanya arasındaki stratejik işbirliğine darbe vurdu. Schröeder Fransa Cumhurbaşkanı Chirac'ı arayarak, 'geleceğin çok karanlık olduğunu' söyledi

AB'nin itici gücü olarak gösterilen Almanya ve Fransa'nın bir­liğinin dağılma sürecine girdiği dirildi. Alman basınında bu konu manşetlere taşınırken, Almanya Başbakanı Gerhard Schröeder,  "Referandum sonuçlarını, AB Anayasası'nın kabul edilmesinde geriye gidiştir" dedi. Schrö­eder, Fransa'daki referandum sonucundan duyduğu "üzüntü­yü" dile getirerek, bunun sonuçlarının iyi bir şekilde analiz edilmesini istedi. Referandum so­nuçlarını Fransa Cumhurbaşkanı Chirac ile telefonda görüştüklerini söyleyen Schröeder, Fransa ile stratejik ortaklıklarında bir sorun bulunmadığını iddia etti. Ancak, sızan bilgilere göre Schröeder'in, Chirac'a "Gelecek karanlık" dediği söyleniyor[5]

Avrupa Birliği'nde çöküşün ayak sesi

AVRUPA Birliği, dünyayı kontrol altında tutan küresel gücün, karşısında tehdit unsuru olarak gördüğü ''milli/ulusal'' bilinci ortadan kaldırmak, ''milli/ulus'' devletleri yoketmek amacıyla kurmaya çalıştığı, temeli ''çok kültürlülük'', ''mozayiklik'', ''çiçek bahçeciliği'' esasına dayanan bir oluşumdur!...

İkinci Dünya Savaşı'nın ardından Sovyet tehdidini ''şantaj'' aracı olarak kullanarak Avrupa''da ''dolaylı'' bir hakimiyet kuran ve kendi ''işbirlikçi'' yönetim kadrolarını işbaşına getiren küresel güç, ''milli bilinci'' ve ona dayalı ''milli devletleri'' ortadan kaldırmak için ''sistemli'' bir operasyon başlattı!...

Bu operasyonun en önemli silahı ''ekonomi'' idi!...

Almanya ve Fransa'nın öncülüğünde kurulan ''Ortak Pazar'', kısa zaman içerisinde ''milli'' bilinci ikinci aşamaya iten, içinden çıkılmaz bir ekonomik ilişkiler ağına dönüştü!..

Ekonomik ağ, daha sonra ''milli'' yapıları hedef alan bir ''siyasi organizasyon'' olarak şekillenmeye başladı ve ''Avrupa Birliği'' adını aldı!..

Sürecin ''ekonomik'' olmaktan çıkıp ''karar mekanizmaları'' üzerinde ''vesayet kurumları'' oluşturmaya başlaması ve ''çok kültürlülüğü'' tek seçenek olarak dayatması, milletlerin ''savunma reflekslerini'' yeniden hareket geçirdi!..

Kendi ''dillerinin'', ''kültürlerinin'', ''geleneklerinin'' ortadan kalkması karşısında endişeye kapılan milletler, devletlerini idare eden işbirlikçi yönetim kademelerine karşı ''tepkilerini'' açık bir şekilde ortaya koymaya başladılar!..

Ve beklenen ilk ''ihtilal'', yine Fransa''da gerçekleşti!..

Fransız halkı, iktidarın "Evet" için gösterdiği bütün çabalarına rağmen, Avrupa Birliği anayasasını reddetti!..

Yapılan kamuoyu araştırmalarında Fransız halkının, AB Anayasası''nı reddetme gerekçeleri, oldukça ilgi çekici sonuçlarla dolu!..

Bu gerekçelerden bazıları şöyle:

+ Avrupa''nın geleceği ile ilgili kararlar hep ''seçkinler'' tarafından alınıyor!..Sonra bu kararlar toplumlara ''olmazsa olmaz'' diye empoze ediliyor!..

+ Taslak uluslarüstü bir Avrupa yaratılması yolunda atılan yeni bir adım niteliğinde!..Brüksel''e ''aşırı'' yetkiler tanınacak!.. Üye ülkelerin ulusal bazdaki ''iradesi'' ve ''kararları'' dikkate alınmayacak!..

+ Savunma meselesine herhangi bir açıklık getirilmiyor!.. Avrupa, tamamen ''NATO''ya ve ''dolaylı'' olarak ''Amerika''ya bağımlı hale getirilecek!..

+ Amerikan tarzı bir ''serbest pazar ekonomisi'' öngörülüyor!.. Avrupa Merkez Bankası''nın yetkilerinin artırılması ile ulusal bütçelere doğrudan müdahale edilecek!.. ''Sosyal harcamalar'' ve ''sübvansiyonlar'' kısılacak!..

+ Sosyal haklar bakımından geri adım atılacak!.. ''Özelleştirme'' teşvik edilerek, zaman içerisinde ''kamu hizmetlerinin'' ortadan kaldırılmasına zemin oluşturulacak!..

"Evet" ve "Hayır" oylarının analizinde de çok ilgi çekici noktalar var:

''İş'' dünyası, ''seçkin'' sınıf ve Fransız devleti içinde yer alan bütün ''etnik'' unsurlar, "Evet" yönünde oy kullandılar!...

"Hayır!.." diyenlerin büyük bir çoğunluğunu ise ''işçi'', ''köylü'', ''memur'', ''esnaf'' ve diğer ''dargelirli'' kesimler oluşturuyor!..

Öyle görünüyor ki Fransa''da ortaya çıkan ''milli'' direnç, önümüzdeki yıllarda bütün Avrupa'yı etkisi altına alacak!..

Ve Avrupa Birliği, ''federasyon'' aşamasına ulaşmadan önce dağılacak!..

Fransız halkının Avrupa Birliği Anayasası'na karşı gösterdiği milli refleks, Türkiye''de ''bütün hayallerini Avrupa Birliği''ne endeksleyen'' işbirlikçi çevrelerde büyük bir panik yarattı!.. Avrupa Birliği üyeliğini ''olmazsa olmaz'' olarak gösteren, Türk milletini "Avrupa''ya girince zengin olacaksınız" diye kandıran çevreler, şimdi Türkiye'nin ''Avrupa Birliği üyeliğini askıya almasından'' endişe ediyorlar!..

İşbirlikçi çevrelerin bir kısmı, "Fransa''nın AB anayasasını reddi bizi etkilemez, biz yolumuza devam ederiz!.." diyerek gerçekleri halâ milletten gizlemeye çalışıyorlar!..

Bir kısmı ise, "Türkiye''yi önümüzdeki dönemde zor günler bekliyor!.. Aman her söyleneni yerine getirelim!.. Yoksa yeni bir ekonomik kriz yolda!.." diye ''aba altından sopa'' gösteriyorlar!..

Aslında, Fransa'daki milli başkaldırı, Türkiye için çok önemli bir ''kurtuluş'' aracıdır!...

Bırakın milliyetçiliği, yüreklerinde zerre kadar sorumluluk duygusu olanlar, "Bizi nasıl olsa almayacaklar!.." kolaycılığından kurtularak, "devlet politikası" ya da "onurlu üyelik" çarpıtmalarına karşı meydan okuyarak, gerçekleri millete ''anlaşılır bir lisan ile'' izah etmek zorundadırlar!..

Avrupa Birliği''ne üyelik süreci içerisinde ''geleceği'' karartılan, ''milli kültürü'' taarruza uğrayan, ''yeraltı'' ve ''yerüstü'' kaynakları tamamen ipotek altına alınan Türkiye, ''milli'' duyarlılığın zorlaması ile ''jakoben'' prangalardan kurtularak, kendisine daha akılcı ve daha tutarlı ''yeni bir istikamet'' belirleyecektir!..[6]



[1] 31.05.2005 Milli Gazete

[2] 31.05.2005 A. Özkan Milli Gazete

[3] 31.05.2005 Yeniçağ Gazetesi

[4] 31.05.2005 Yeniçağ Gazetesi

[5] 31.05.2005 Yeniçağ Gazetesi

[6] 31.05.2005 Yeniçağ Gazetesi İsrafil K. Kumbasar


Bu yazarin diger makaleleri

SON UYARI
Haramdan uzak tut, kazanç lokmanı Cana huzur katan, o pis kan...
Devami
AH, NELER GÖRDÜM !
  Bir gram nimete, bin batman minnet İyilikleri başa, kakmalar gördüm!.. Keramet...
Devami
SİYON'DAN PİYON'A MEKTUP
Dinine davana, hıyanet ettin Benim hizmetime, girdin recebim!Hac gibi Lobimiz,...
Devami
ADNAN OKTAR'IN BİLGİÇLİK BUDALALIĞI
  4 Kasım 2007 tarihli Milli Gazetedeki "Osmanlı'yı Materyalizm ve...
Devami
FETULLAH GÜLEN DOSYASIFETULLAH GÜLEN DOSYASI
YENİDEN DÜZENLENMİŞTİR! 29 Haziran 1994 Dedeman Otel. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4100

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR