Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün7209
mod_vvisit_counterDün5010
mod_vvisit_counterBu Hafta38574
mod_vvisit_counterGeçen hafta28588
mod_vvisit_counterBu Ay28697
mod_vvisit_counterGeçen Ay136380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16803052

IP'niz: 18.234.255.5
Bugün: 05 Ara 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12200480

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

KİTLERİN ÖZELLEŞTİRİLMESİ Mİ, TÜRKİYENİN TASFİYESİ Mİ?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

 

Bu konunun daha iyi kavranması için Türkiye'den bir örnek ile meseleye girizgâh yapalım. Mâlum olduğu üzere, Petkim satıldı. Peki, Petkim'in özelleştirme hikâyesi nasıldı?

Hatırlanacağı üzere, Petkim daha önce Türk Milletinden milyarlarca dolar hortumlayan Uzanlar'a adeta bedava denebilecek bir paraya satılmıştı...

Allah'tan, Uzan Ailesi o zaman krize girdi de satış şartlarını yerine getiremedi. Böylece milletin malı yine milletin elinde kaldı...

 

Ama AKP Hükümeti aynı "Satarım, kardeşim!" anlayışı ile hareket etmeye devam etti!..

Ve; 13-14-15 Nisan 2005 tarihlerinde gerçekleşen kesin talep toplama işlemlerinin ardından, ek satışla birlikte Petkim'in toplam yüzde 34,5'i satıldı!.. Dev şirketin üçte biri, ‘halka arz' adı altında, yok pahasına ‘yabancılara' aktarıldı!.

Yabancı alıcılar, dev enerji şirketimiz Petkim'e yoğun talepte bulundu. 70 milyon lotluk satışın 50 milyon lotu yabancılara kaptırıldı. Sadece 20 milyon lotluk bölüm yurt içindeki alıcılar tarafından satın alındı. Böylece, yüzde 35'i ‘Halka arz' adıyla ‘Özelleştirilen' dev KİT'imiz Petkim'in üçte biri 267 milyon dolar gibi komik bir rakama elden çıkarılmıştı!.

Bu vesileyle, Petkim'in ‘ilk satışı' günlerinde de inceleyip yazdığımız konuyu, özet olarak da olsa, bir kere daha hatırlayalım.

Petkim, dünyada ekonomik ve stratejik değer taşıyan mamuller üretmektedir. Bu alanda ülkemizdeki tek üreticidir. Halkımızın bu alandaki yurt içi tüketiminin ancak üçte birini karşılamaktadır. Petrol rafinerisindeki artıkları da değerlendirmektedir. Daha önce bu artıklar yakılıp atılıyor ve çevreyi kirletiyordu.

Şimdi Petkim satılınca TÜPRAŞ artıkları satamayacak ve zarar edecektir...

Zaten, tâ başından beri bütün ‘özelleştirmeciler' hep böyle yapıyorlar.

-Önce, bir fabrikayı veya KİT'i satıyorlar...

-Sonra, onun zararlarını başka fabrikaya yükleyip onu da zarar ettiriyorlar...

-Böylece, daha sonra onu da bedava denebilecek bir değerle elden çıkarıyorlar!.

-Tezgâh aynen böyle kurulmuş. Oyun böyle oynanıyor.

Petkim'in gerçek değeri nedir?..

Petkim de 5000 işçi çalıştırmaktadır. Bunun 2500'ü kapanan başka fabrikalardan aktarılan işçilerdir. İstihdam olsun diye bedavadan para dağıtılmaktadır. Buna rağmen Petkim yine de zarar etmeden çalışmaktadır.

Petkim'in yıllık ortalama 100 milyon dolardan fazla vergi ödemesi ve kârı vardır.

Petkim, 2003 yılında Uzan Grubu'na blok olarak satıldığında, fabrikada 125 milyon dolar nakit vardı... 75 milyon dolarlık da mamul vardı... O zaman Petkim blok hâlinde 600 milyon dolara satılmıştı!.. 600 milyon doların içinde bu birikim de satılmıştı!.. Böylece, gerçekte tesisler 400 milyon dolara kapatılmıştı!.

Bir de gerçek bir incelemenin sonuçlarını sunalım:

-Petkim'in Maliyeti ve gerçek değeri 8 (sekiz) milyar dolar kadardır...

-Petkim'in 8 bin metrekarelik imar edilmiş arazisi vardır...

-Petkim'in deniz kenarında iskelesi vardır. Ayrıca barajı bulunmaktadır.

-Petkim'in ara buhardan elde ettiği elektrik santralı çalışır durumdadır. (Bu buhar Petkim satılınca yakılarak havaya uçurulacaktır!..)

-Bu kadar hayati ehemmiyeti ve stratejik değeri olan, kârla çalışan ve 5000 işçiye yani 25000 nüfusa iş veren ve istihdam sağlayan dev bir fabrika, niçin haraç-mezat satılıyor?!. Ne yapılmak isteniyor?!. AKP Hükümeti Türkiye'yi nereye sürüklüyor?

Doğrusu; bu işi yapanları ve yapılanları gördükçe, onları anlamakta zorlanıyor ve yapılanları da bir türlü kabullenemiyoruz...

Peki; Dünyadaki ‘özelleştirme' hikâyesinin aslı nedir?

Aslında, ülkemizde ‘özelleştirme' adı altında yapılanları iyi anlayıp kavramak için bütün dünyadaki ‘özelleştirme' şeytanlığını bilip kavramak gerekiyor.

Bu vesileyle "Dünyadaki özelleştirme hikâyesi"ni yeniden gözden geçirelim.

Muharref Tevrat Yahudilere; "Siz seçkin bir milletsiniz: İnsanları yönetmek üzere Allah sizi görevlendirdi. Dünyaya siz hakim olacaksınız. Tek devlet olarak dünyayı siz idare edeceksiniz." diyor.

Bu amaçlarına ulaşmak için 1500'lü yıllardan, yani Amerika'nın keşfinden beri ‘Yahudi sermayesi' dünyada ‘tek(el) sermaye devleti'ni kurma peşindedir. Engel olarak gördüğü din, mülkiyet, aile ve milliyetçiliği yok edip ‘tek dünya devleti'ni kurma peşindedir. Marx bunun teorisini geliştirmiştir. Derebeylikler ortadan kalkmış, krallıklar yok edilmiş, cumhuriyetler yıkılmış, kilise çökmüştür...

Şimdi yapılmak istenen ulus devletlerin yok edilmesidir. Dünya'daki küçük ve orta sermaye yok edilecek, büyük tekel fabrikalar ‘sömürü sermayesi'nin olacak, bütün insanlar onun işçileri olarak çalışacaklardır. ‘Özelleştirme'nin ardındaki asıl ‘büyük hedef' budur.

Küçük ve orta sermayeyi ortadan kaldırmak için sömürü sermayesi önce sosyalizmi/ komünizmi icat etti ve devlete halkın elinden mallarını zorla aldırdı. KİT'leri oluşturdu. Şimdi onları orta sermayeye peşkeş çekmektedir. Bu orta sermaye şimdilik sadece paravan firmalardır. Hepsinin arkasında Yahudi sermayesi vardır. Özelleştirmeyi tamamladıktan sonra bu orta sermayeyi de yok edecektir. ‘Sömürü sermayesi' eskiden derebeylikleri ortadan kaldırmak için krallıkları destekledi. Sonra cumhuriyetlerle krallıkları yıktı. Sermaye şimdi de insanlığa son oyununu oynamaktadır. Ama bu son oyun onun da sonunu getirecektir.

‘Sömürü sermayesi' bu oyuna yeni başlamadı. 1950'den beri, yani II. Dünya Savaşı sonrasında, Almanya ve Japonya'daki bütün fabrikaları devraldı. Şimdi Almanya ve Japonya'da çalışan fabrikaların tamamı Yahudi sermayesinindir. Görünürde Alman ve Japon adlarını taşıyorlar, ama asıl sahipleri Yahudilerdir.

Şimdi de bu ‘özelleştirme' işini bütün dünyada tamamlamak istiyor. İşte dünyadaki ‘özelleştirme' hikâyesi budur... Devletin imkânlarını ‘sömürü sermayesi'ne aktarma operasyonundan başka bir şey değildir... İnsanlar onun fabrikalarında onun ırgatı olarak çalışacaklardır.

Türkiye için biçilen kader sadece bu da değildir. Başka ülkelerde fabrikalar devralınıyor, birleştiriliyor ve çalıştırılıyor. O ülkelerde fabrikaların sahibi Yahudiler ama, çalışanlar o ülke halkları, dolayısıyla o ülke insanları için istihdam sağlanıyor...

Türkiye'de ise özelleştirildikten sonra bu fabrikalar yani KİT'ler kapatılıyor!..Türkiye fabrikasız, istihdamsız ve işsiz bırakılıyor,

Türkiye ancak iç ve dış borçlarla yaşatılabiliyor!..

İnsanımız İŞSİZLİK sebebiyle perişan oluyor!..

Böyle giderse;

-Bir gün ‘borç vermeyi' de keserek ‘iç isyan' çıkartacak, böylece Türkiye'yi yıkacak, halkı soykırımına uğratacaktır...

-Türkiye'de Bizans ve Pontus imparatorlukları geliştirilecektir... Doğuda Kürt devleti oluşturup İsrail'in sömürgesi yapılacaktır...

-Türk halkı ise: Endülüs örneğinde olduğu gibi imhaya hazırlanmaktadır!

-Türkiye'deki bütün fabrikalar Yahudi taşeronu firmalara satılmaktadır.

Bunun için seçilmiş 10-12 taşeron firmalar vardır. Oyun onlar aracılığıyla oynanmaktadır.

‘Özelleştirme' adı altında Türkiye'nin tasfiyesi hedeflenmiştir.

Türkiye'yi yıkmakla görevlendirilmiş kurumlar teker teker ülkenin varlıklarını yok etmektedir.

Sömürü sermayesi daima bir taşla beş kuş vurmayı amaçlıyor.

Zavallı AKP ise, bunun böyle olduğunu düşünmekten bile aciz bulunuyor.

‘Sömürü sermayesi'nin bu planları devletleri yıkacak, ekonomileri çökertecektir. Çünkü ‘faizli sistem'in yıkılması mukadderdir.

Elbette günü geldiğinde ‘kapitalizm' de aynen ‘komünizm' (yani ‘sosyalizm' ve SSCB/Sovyetler Birliği) gibi yıkılacaktır. Kapitalizm yıkıldığında, onunla birlikte ‘sömürü sermayesi' de yıkılacaktır.

İşte bundan dolayı, iyi bilsin ki; Yahudi sermayesi dünya tekel devletini kuramayacaktır. Büyük sermaye sonunda tekelleşecektir, ama bu durum aynı zamanda onun sonu olacaktır.

Aslında, bunun böyle olduğunu, onlar da herkesten iyi bir şekilde bilmekte ve görmektedirler.

Türkiye'de ve dünyada, ‘faizsiz ortaklık sistemi' çerçevesinde ‘halk sermayesi' ve ‘halk ekonomisi' gelişmektedir. Yarın Türk halkı PETKİM mamullerini küçük küçük atölyelerde üretirse hiç şaşırmayın.

Türkiye'deki ‘halk ekonomisi' tekel ekonomiden çok daha büyüktür... Krizler o sebeple Türkiye'yi yıkmıyor... Türkiye ekonomisi onun için iyi gidiyor. Hükümet götürmüyor, halk götürüyor...

Dünyada da ‘halk ekonomisi' oluşmaktadır. Türkler Almanya'ya ‘halk ekonomisi'ni götürdüler. Almanya'da 100 binlere varan halk teşebbüsleri faaliyettedir... Nitekim Avrupa Birliği de halk ekonomisini ve KOBİ'leri desteklemektedir...

Dünya, her şeye rağmen uyanıyor.![1]

Türkiye, Küreselleşmenin Küreği mi?

Pax Americana'dan Mutlak Hegemonyaya...

Uluslararası sistemin Amerikan değerleri ve sistemi etrafında yeniden şekillendirilmesini amaçlayan Pax Americana düşüncesi, Bush iktidarıyla birlikte Amerikan çıkarlarını tüm dünyaya dayatan mutlak hegemonyacı bir zihniyete bürünmüştür.

Hegemonyacı zihniyetin temelinde ise "yeni muhafazakârlık" ideolojisi yatmaktadır. Yeni muhafazakârların hazırladığı "Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi"nde insanlığın devamı için Amerika'nın mutlak üstünlüğü savunulmaktadır.

Emperyal Zorbalık!

"Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi", Amerikan çıkarlarını dayatmakta, tüm dünyayı ABD'ye bağlamayı amaçlamaktadır. Amerikan sisteminin çıkarları ve değerlerinin, ABD'den tüm dünyaya yayılması istenmektedir.

Küreselleşme sürecinde "karşılıklı bağımlılık" esas iken, Amerika Birleşik Devletleri "tek yanlı" bir bakışaçısıyla Amerikan çıkarlarını küreselleştirmektedir. Amerikan çıkarlarının küreselleşmesi ise beraberinde emperyal zorbalığı getirmektedir.

ABD'nin mutlak hegemonyacı anlayışı uluslararası arenada belirsizliğe neden olmakta, kaos ortamının doğmasına yolaçmaktadır. Bu kaos ve istikrarsız ortam Amerika'nın hegemonyacı zihniyetini beslemektedir.

Tek Kutuplu Dünya

"Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi", sadece ABD'nin hegemon olduğu tek kutuplu bir dünya inşa etmeyi hedeflemektedir. Bu projeyi hazırlayan yeni muhafazakârlar, ‘savunma planlama kılavuzu'nda Amerika'nın mutlak hegemonyacı zihniyetini şu şekilde ifade ediyorlar: "İlk hedefimiz yeni bir rakibin karşımıza çıkmasını engellemektir. Yeni bölgesel savunma stratejisinin temelinde bu olgu yatmaktadır. Herhangi bir düşmanın bir bölgede küresel güç oluşturmasını önlememiz gerekmektedir. ABD, rakiplerinin meşru çıkarlarını korumak için büyük bir role soyunmasını veya saldırgan bir tavır içinde bulunmasını engelleyecek yeni bir düzen tesis etmelidir. ABD, kendisi dışındaki ülkeleri küresel aktör olmaktan alıkoyacak mekanizmalar geliştirmelidir!.."

Yeni muhafazakârların bu düşüncesi, dünyada Amerika'dan başka bir ülkeye küresel güç olarak hayat hakkı tanımamakta, tek kutuplu bir dünya düzeninde tüm ülkeleri ABD'nin yörüngesine oturtmaktadır. "Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi"nde de açıkça belirtildiği gibi dünya yeniden Amerikan çıkarları doğrultusunda inşa edilmek istenmekte, Amerikan hegemonyasına herkesin boyun eğmesi dayatılmaktadır. Bush yönetiminin bu tutumu, "kaotik bir dünya vaad eden paranoya" şeklinde tanımlanmakta, ABD'nin ne yapacağı önceden kestirilemeyen tavrı nedeniyle tüm dünya tedirginlik içinde yaşamaktadır.

Peki Hep Böyle mi Gidecek?

Ama ABD'nin bu hegemonik gücünün uzun süre bu şekilde devam edemeyeceği de açıktır. Amerikan gücünün gerileyişinin kesin olduğunu vurgulayan Immanuel Wallerstein, "Amerika 200 yılı aşkın bir süredir dikkate değer miktarda ideolojik kredi kazanmıştır. Ama bugünlerde ABD bu krediyi 1960'larda altın rezervini tükettiğinden bile daha hızlı biçimde tüketiyor" ifadesini kullanmaktadır.

Hegemon güçlerin çöküşleri "aşırı yük" teziyle açıklanmaktadır. Örneğin, ABD'nin askeri güç için yaptığı dehşet verici harcamaların, aşırı yük tezi bağlamında, zaman içinde hegemon gücün azalmasına yol açacağı belirtilmektedir. Bush yönetimi, kendi ürettiği bir düşmanla savaşmakta, peşinde koştuğu küresel hegemonya uğruna Amerikan halkını da yoksulluğa mahkûm etmektedir. Afganistan ve Irak saldırılarının Amerikan ekonomisine faturası tahmin edilenin çok üzerindedir. Askeri harcamalara aşırı şekilde yüklenen ABD'nin aslında kendi sonunu hazırladığı bilinmelidir.

Joseph Nye ise "yumuşak güç" unsuruna dikkat çekerek, Amerika'nın bu gücü kullanamadığı için emperyal zorbalığının uzun sürmeyeceğini belirtmektedir. Yumuşak güç, "başka ülkelerin beğenisini kazanmak, onlar tarafından taklit edilmek, istediğin şeyin başkalarının da istemesini sağlamak" şeklinde tanımlanmaktadır.

Oysa Amerika'ya karşı beğeni ve taklit hissi değil, dünya genelinde yoğun bir tepki ve nefret hissi mevcuttur. Uluslararası hukuku tanımayan, "gücü hak sebebi sayan" anlayışı benimseyen, baskı ve zorbalığı neredeyse ilke edinen ABD, "kendisinden korunulması gereken" bir ülke haline gelmiştir.

Ne Yeni Amerikan Yüzyılı projesi, ne Büyük Ortadoğu ne de Küresel Balkanlar projeleri... Yeni muhafazakârların hazırladığı bu projelerin tümünün emperyal zorbalığı, baskı, tehdit ve savaşı temel aldığı için hiçbir şekilde uzun dönemli hayat hakları bulunmamaktadır. Çünkü ABD'nin peşinden koştuğu "tek kutuplu bir dünyada" yaşamak, oksijensiz yaşamaya mahkûm edilmekle eşdeğerdedir.[2]

 Açlık sınırı 678 YTL'ye ulaştı

Türkiye Kamu-Sen, çalışan tek kişinin açlık sınırının 678.15 YTL olduğunu bildirdi. Türkiye Kamu-Sen tarafından yapılan araştırmaya göre, geçen ay, çalışan tek kişinin açlık sınırı, bir önceki aya göre yüzde 1.43 oranında artarak, 668.58 YTL'den 678.15 YTL'ye yükseldi. Araştırmaya göre, tek kişinin yoksulluk sınırı geçen ay, 861.15 YTL'den 873.54 YTL'ye, 4 kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı ise yüzde 1.28 oranında artarak, 1780.23 YTL'den 1803 YTL'ye yükseldi. Araştırmada, 4 kişilik bir ailenin, sağlıklı bir biçimde beslenebilmesi için gerekli harcama tutarının 418.41 YTL olduğu belirtilerek, geçen ay itibariyle ortalama 718.28 YTL alan bir memurun ailesi için yaptığı gıda harcamasının, maaşının yüzde 58.25'ini oluşturduğu ifade edildi.

Aygün: Yönümüzü İslam ülkelerine çevirelim

Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün, Türkiye'nin gümrük birliğinden ivedilikle çıkması gerektiğini belirterek, "Yönümüzü İslam ülkelerine dönelim" dedi.

Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün, Avrupa Birliği ile görüşmelerin devam etmesinden yana olduğunu ancak, Türkiye'nin gümrük birliğinden ivedilikle çıkması gerektiğini belirterek, "Yönümüzü İslam ülkelerine dönelim" dedi.

ATO Başkanı Aygün, AB ve Altındağ Belediyesi'nin desteği ile gerçekleştirilen "Sosyal Toplu Oluşum Projesi-STOP" kapsamında eğitim verilen 60 kursiyere ders verdi.

Altındağ Belediyesi Hüseyin Gazi Kültür Merkezi'nde verdiği ders sırasında Aygün, öğrencilerden gelen soruları da yanıtladı. Sorular üzerine Türkiye'de her yıl 700 bin kişiye yeni iş imkânı yaratılması gerektiğini belirten Aygün, işsizliğin temelinde yapılan ithalatın yattığını söyledi. Büyümenin ithalata dayalı olarak gerçekleştiğine dikkat çeken Aygün, her satın alınan yabancı ürün karşısında o ürünün üretildiği ülkedeki insanlara yeni iş imkânları oluşturulduğunu bildirdi. Aygün, "Yabancı ürün kullandıkça yabancılara iş buluyorsunuz" dedi.

AB ile ilgili görüşlerini de dile getiren Aygün, Türkiye'nin AB ile tek taraflı olarak imzaladığı gümrük birliği anlaşmasının aleyhine işlediğini belirterek, "AB ile görüşmeler devam etsin ancak, ivedilikle gümrük birliğinden çıkalım, yönümüzü İslam ülkelerine dönelim" dedi.

Aygün, AB kapısında 40 yıldır bekletilen tek ülkenin Türkiye olduğunu belirterek, bu durumu da eleştirdi.

Hıristiyanlaştırılıyor muyuz?

Türkiye'nin her tarafında kilise ve havra açıldığına da değinen Aygün, misyonerlik faaliyetlerinin de arttığını kaydetti. Aygün bu gelişmelere baktığında "Acaba Türkiye Hıristiyanlaştırılıyor mu" diye düşündüğünü bildirdi. Çocukların din konusundaki bilgilerin eksik olduğunu da belirten Aygün, "Bu yüzden misyonerler cirit atıyorlar" dedi.

İşsizlik sorunu devam edecek

Türkiye'de işsizlik sorununun artarak devam edeceğini de söyleyen Aygün, konuşmasında IMF Birinci Başkan Yardımcısı Anne Krueger'i de asgari ücret ile ilgili söylediği sözlerden dolayı eleştirdi. Aygün, Krueger'e "Gelsin burada bir ev vereyim, 350 milyon lira da para vereyim, gelsin kendisi bu para ile geçinsin" diye konuştu.

Yabancı sermaye konusundaki görüşlerini anlatan Aygün, yabancı sermayeye karşı olmadıklarını ancak yabancı sermayenin Türkiye'de bin bir güçlükle kurulmuş olan işletmeleri satın aldığını, yeni yatırım yapmadığını söyledi.

Türkiye'de büyük yolsuzluk yapanların başına bir şey gelmemesini de eleştiren Aygün, "Götüreceksen büyük götüreceksin. Devlete bir milyon borcun varsa yandın. Bir trilyon götürdüysen senden iyisi yok" dedi.

Şu anda 840 bin kişinin kredi kartı konusunda sıkıntısı bulunduğunu da anlatan Aygün, vatandaşlardan kredi kartı ile taksitli alışveriş yapmamalarını, kartı sadece bir ödeme aracı olarak kullanmalarını istedi.

Krueger gelsin 350 YTL ile Çorum'da yaşasın

Türk-İş Genel Başkanı Salih Kılıç, Uluslararası Para Fonu (IMF) Birinci Başkan Yardımcısı Anne Krueger'in, "Türkiye'de yüksek asgari ücret, kayıtdışılığı tetikliyor" açıklamasına tepki göstererek, "Krueger gelsin 350 YTL ile Çorum'da yaşasın" dedi.

Türk-İş Çorum temsilciliğini ziyaret eden Kılıç, burada gazetecilere yaptığı açıklamada, Türkiye'de açlık sınırının 520 YTL olduğunu, asgari ücretin ise bu rakamın altında kaldığını ifade ederek, bu duruma rağmen Krueger'in asgari ücretin yüksek olduğu yönünde açıklama yapmasının doğru olmadığı söyledi. "Krueger gelsin asgari ücretle Çorum'da yaşasın, asgari ücretin fazla olup olmadığına o zaman karar versin" diyen Kılıç, Krueger'in çalışanların mutfağına müdahale etme hakkının olmadığını söyledi.

Kılıç, hükümetin, Türkiye'nin iç meselelerine yapılan bu müdahaleye sessiz kaldığını öne sürerek, bundan rahatsızlık duyduklarını ifade etti. Kamu işçilerine verilecek ücret konusunda hükümetle yaptıkları görüşmelerin sürdüğünü bildiren Kılıç, "Türk-İş olarak işçinin hakkını sonuna kadar savunacağız" dedi.

           

" Halka arz" adı altında yabancılaştırma yapılıyor

"Varlık nedenini yurtdışına bağlayan AKP hükümeti, Türkiye'nin toplumsal sermayesi olan TÜPRAŞ ve PETKİM'i "Halkımıza gelir sağlıyoruz" reklâmlarıyla aldatarak yabancılara peşkeş çekiyor.

AKP Hükümeti, kamuoyunda özelleştirmeye destek sağlamak amacıyla kamunun dev sanayi kuruluşlarındaki hisselerini, "Halka Arz" adı altında özelleştirerek uluslararası tekellere peşkeş çekiyor.

Toplumu yanıltmak için kullanılan bu hile, son aylarda yapılan TÜPRAŞ ve PETKİM özelleştirmelerinde açıkça ortaya çıktı. Nisan 2000 tarihinde "Türkiye'nin En Büyük Halka Arzı" olarak sunulan TÜPRAŞ'ın halka arz uygulamasında 369 bin 665 kişiye hisse satışı yapılarak yarısı yabancılara devredildi. Bu hisseler ise 3 yılda el değiştirerek hisse sahipleri 15 bine kadar düştü.

3 Mart 2005 tarihinde TÜPRAŞ'ın yüzde 14.76'lık kamu hissesi, İMKB Toptan Satışlar Pazarı'nda yurtdışında yerleşik ve arkalarında kimlerin olduğu bilinmeyen 6 yabancı fona blok olarak devredildi. Bu satıştan gelen 446 milyon dolar ise Hazine'ye aktarılarak borç ödemelerinde kullanıldı. Böylece halka arz edildiği söylenen TÜPRAŞ'ın toplam sermayesinin yüzde 30.16'sı yabancıların eline geçmiş oldu.

PETKİM'in ise yüzde 34,5 kamu payı 15 Nisan 2005 tarihinde "halka arz" edildi. Bu hisselerin yüzde 71.5'i yurtdışı fonlara yüzde 28.5'i yurtiçine toplam 287.7 milyon dolar karşılığında devredildi. Gelen taleplerin yüzde 33'ü İngiltere, yüzde 18.8'i ABD, yüzde 8.2'si Almanya'da yerleşik kurumsal yatırımcılardan toplandı. Böylece PETKİM'in de toplam sermayesinin dörtte biri (yüzde 24,6'sı) yabancıların eline geçti.

Şimdi vatandaş soruyor...

Kamu hisselerinin, kendisine arz edildiğini sanan halk soruyor;

  • Tabana yayılacağı söylenen PETKİM ve TÜPRAŞ hisselerini hangi halk aldı?
  • Toplumsal mirasımızdan "kazanç" sağlayan ‘tavan halk' hangi ülkelerde yaşıyor?
  • Yılların birikimi ve geleceğimiz, bir çırpıda hangi ülkelere ve kimlere aktarıldı?
  • TÜPRAŞ ve PETKİM hisselerinin "satışından" gelen ve halkımıza ait olan bu kaynaklar nerelerde kullanıldı?
  • TÜPRAŞ ve PETKİM'e yatırım olarak mı döndü?
  • Halka hizmet olarak mı döndü?
  • Halkımıza ait olmayan borçların faizlerini ödemek için mi kullanıldı?

Batan geminin fabrikaları bunlarrrr!...

Tüpraş, Seydişehir Alüminyum, Erdemir..

Gündemi tepki toplayan bu özelleştirmeler meş­gul ederken, satılmak istenen tesislerin bulun­duğu şehir halklarda endişeli bekleyişini sürdü­rüyor. Ancak tek dertli şehirler bu büyük tesisle­rin bulunduğu şehirler değil. Kamuoyunun gün­demine gelmese de, irili ufaklı özelleştirmeler do­layısıyla birçok şehir de aynı sıkıntıyı yaşıyor. Bu illerden birisi de Manisa...

 Manisa Et Balık Kurumu'nun özelleştirilmesi üzerinde durulması gereken çok ciddi şaiyaları da bereberinde getirmiş... İddiaların en önemlisi bu tesisin çok önemli bir bakanın yakını bir işadamına satılmış olması. Üstelik de neredey­se, arsa fiyatına. Zira Vestel fabrikasının ya­kınlarındaki tesisin arsası çok kıymetli imiş. Hatta tesisten çıkan tonlarca demir hurdası bile önemli bir meblağ tutuyormuş. Koca tesis; arsasıyla, hurdasıyla 2 milyon doları bile bulmayan bir paraya satılmış. Oysa Hollandalılar Mani­sa'da sadece tavuk kesimi yapan bir tesisi 40 milyon dolara kurmuş..

            Manisalıların büyük çoğunluğu bu özelleştirme­den dolayı hem AKP milletvekillerine hem de Meclis Başkanları Bülent Arınç'a fazlasıyla içer­lemiş.. "Kim Manisa'ya sahip çıkacak?" diye soruyorlar. Şimdi çoğunuzun 'Manisa Et-Balık'ı hangi bakanın yakını-ahbabı almış ola­bilir' diye sorduğunuzu duyar gibiyiz. Bu, şimdi­lik, bize mahsus kalsın. Zaten bu yazımızda akıl­da kalması gereken 'ülkenin fabrikaları neden satılıyor, niçin peşkeş çekiliyor' sorusudur...

            Öyle ki, bir et-balık tesisinin satışında bile bu kadar şiaya ayyuka çıkınca küresel sermayenin iştahını kabartan dünya devi TÜPRAŞ, ERDEMİR ve SEYDİŞEHİR'in perde arkasında neler olabileceğini düşünmek bile can yakıyor...

 



[1] R. Nuri Erol 17/18 Mayıs 2005 Milli Gazete

[2] A. Özkan 21 Mayıs 2005 Milli Gazete


Bu yazarin diger makaleleri

DEMOKRASİ Mİ, MAFYA DÜZENİ Mİ?
  MAFİA'lar, kapitalist sistemlerin ve güdümlü demokrasilerin tabii bir sonucu olarak...
Devami
ZAFER "MARJİNAL"LERİN OLACAKTIR!
  Amerika, siyonizmin kovboyu olarak, Irak'ta vahşet planı uyguluyor... İslam'ı yeryüzünden...
Devami
KÜLTÜR EMPERYALİZMİ: Zihinsel Kölelik ve Beyin Körlenmesi:
Siyonist kültür emperyalizmi, kendi hâkimiyetleri için sadece parayı ve pazarları...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 3670

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR