Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün457
mod_vvisit_counterDün3168
mod_vvisit_counterBu Hafta10985
mod_vvisit_counterGeçen hafta24675
mod_vvisit_counterBu Ay108900
mod_vvisit_counterGeçen Ay203059
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16746875

IP'niz: 3.237.66.86
Bugün: 26 Kas 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12182596

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

NECM SURESİ VE "TECELLİ" GERÇEĞİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 14
ZayıfMükemmel 

 

1- "(Karanlıkların ardından ufukta zuhur edip geldiği ve) indiği zamanda, O NECM'e yemin ederim"

2- Ki, Sahibiniz, (Batıla inanmadı, baskılara teslim olmadı) azıtmadı ve sapıtmadı. (Çünkü O, hidayet, istikamet ve saadet rehberidir)

3- (Din yıldızı sayılan ve ahir zaman zulümatları ortasında mehdiyet zuhuruyla; Nübüvvet ve hidayet nuru; bütün âlemi yeniden aydınlatacak olan Hz. Muhammed s.a.v asla) "O ‘heva'dan (kendi kafasından ve nefsi arzularından) konuşmaz!" (Zira O seçilmiş ve görevlendirilmiş yüce peygamberdir)

4- "O (haber verip söyledikleri), ancak; vahyolunmuş (vahyolunacak olan) bir vahiy (Allah kelamı)dir."

5- "O'na, çok üstün bir güç ve kuvvet sahibi öğretmektedir."

6- "(Ki O, tecelli ve temsil zuhuratıyla) çarpıcı bir güzellik ve en kâmil bir özellik sahibidir. Hemen belirdi ve kuşatıverdi..."

 

7- "O' en yüksek ufukta idi (ve inivermişti)"

8- "Sonra yaklaştı, derken sarkıverdi."

9- "Öyle ki, (araları) iki yay kadar; (Hatta) daha yakın hale geldi (sanki ikisi tekleşti)

10- "(Böylece) vahyettiğini kuluna vahyetti"

11- "O'nun gördüğünü, gönül tekzib etmedi (Tasdik etti)

12- "Yine de siz, gördüğü (Gerçek) üzerinde (hala şüphe edip) O'nunla tartışmaya (devam mı edeceksiniz?)

13-"And olsun ki, O'nu bir diğer nüzulünde (inişte) de görüvermişti!"

14- "Sidre-i Münteha'nın (Bütün mahlûkatın ve meleklerin bilgilerinin son bulduğu sınırın) yanında (mekânsızlık ve zamansızlık ikliminin eşiğinde idi)"

15-"Ki Cennetül Me'va da O'nun bitişiğindedir."

16- "O ‘Sidre'yi örten, bürüyüvermişti (Tecelli ve Tezahür edivermişti)"

17- "(O'nu gören) Göz, ne kayıp şaşmış (kamaşmış), ne de (haddini) aşmış değildi."

18- "Yemin olsun ki, O' Rabbi'nin ayet (ve alamet)lerinden en büyüğünü gördü (ve bu gerçeği ve müjdeyi size haber verdi)

Şimdi bu ayetlerde geçen bazı kelime ve kavramları açıklamaya ve daha kolay anlaşılmasına yardımcı olmaya çalışalım:

  • 1.ayetteki "Necm= Yıldız" kelimesi tekil olarak Kur'an'da sadece üç yerde geçmektedir:

Birincisi; yukarıda mealini arz ettiğimiz Necm Suresi'nin birinci ayetidir.

İkincisi: Nahl Suresi 16. ayetidir.

"(Allah Hak yolu bulmamız için işaret) ve alametler... (gönderdi) ki onlar, "Yıldız"la hidayeti bulabilirler"

Üçüncüsü ise: Tarık Suresi'nin 3. ayetidir:

"(Tarık, karanlığı) delen (ve aydınlık veren) "Yıldız"dır.

Rahman Suresi, 6. ayetinde ise, yıldız değil, bitki anlamına gelmektedir.

Her üç ayette de, "Necm" kelimesinin, hem Hz. Peygamber (S.A.V) Efendimize, hem de Hz. Mehdiye işaret edildiği muhtemeldir.

Müfessir Mehmet Vehbi Efendi, bu ayetin tefsirinde, "Necm" kelimesiyle hem Kur'an'a hem de Resulüllah'a işaret edildiğini beyan etmektedir.[1]

  • Bu birinci ayetteki "Heva" kelimesi ise: ikinci babdandır. Masdarı; hüveyyin, heviyyen ve hevyanen gelir.[2]

Buradaki "Heva"nın anlam ise: "Bir kuş misali; yukarıdan aşağıya süzülüp inmek" demektir. "Batmak, kaybolmak" manaları pek uygun düşmemektedir.[3]

Bu nedenle ayette "Miraç'tan indiği zaman Hz. Muhammed'e Yemin ederim ki" anlamı verilmiştir. (Bak. Hulasatül Beyan)

"Ahir zamanda Hz. Muhammed Aleyhisselamın Nübüvvet Yıldızının Mehdiyet meşalesi olarak yeniden zuhur ettiği döneme de bir işaret sezilmektedir."

  • 3. ayetteki "Heva" kelimesi ise: Nefsi arzular ve hayali kurgular demektir.[4] Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin ve "Necm" olarak vasfedilen şahsiyetin, asla beşeri heva ve hevesinden ve hâşâ hayal üretisinden kokuşmadığını ifade etmektedir.
  • 4. ayetteki "Vahiy" ise = Çok süratli hareket etmek, işaret ve ilham yoluyla bildirmek, gizli ve şifreli söz söylemek, bu söylenenleri yazılı hale getirmek anlamlarını içerir.[5]

Cenab-ı Hak'kın, direk veya dolaylı biçimde ve Hz. Cebrail vasıtasıyla, Peygamberlerine bildirdiği ilahi emirleridir.

Bu konuda Seyyid Kutub'un şu tesbitleri oldukça önemlidir:

"Evet, biz de, Hz. Muhammed'in (S.A.V) sayesinde, bütün perdeleri kaldırılıp giderilmiş ve bütün engelleri bertaraf edilmiş mübarek kalbiyle birlikte; birkaç saniyelikte olsa, ilahi vahyin huzur ve heyecanını yaşıyoruz...

O yüceler yücesinin gönlü, öteler ötesinden haber ve emirler alıyor, Rabbani sesler duyuyor, hikmetli işaretler görüyor ve hepsini eksiksiz ve aynen muhafaza ediyor!..

O yüce Nebiye (S.A.V) vahiy olarak gelen ilahi gerçeklerin, işaret ve beşaret cinsinden bazı örneklerini, Cenabı Hak, ihlâs ve istikamet ehli kullarının temiz ve aziz gönüllerine de, ilham cinsinden ihsan buyuruyor"[6]

  • 6. ayetteki "zu mirre": Akıl almaz derecede kuvvet ve kudret sahibi, çok sağlam yapılı, güzel ve görkemli; üstün akıl ve bilgisiyle, her işte hikmetli, ferasetli ve dirayetli demektir.[7]

    Ve aynı ayetteki "festeva" kelimesi: İstiva etti, kapsayıp kuşatıverdi ve hakiki suretine girip, tecelli ve tezahür eyledi, demektir.

  • Dokuzuncu ayetteki "Gabe Gavseyn= İki kavis miktarı" benzetmesi, çok önemli ve gizemli bir tevhid=teklik sırrını izah içindir.

KAVS: Ok atılan yay demektir.

KAB ise; yayın kabzası ile kiriş yeri arasındaki iki köşe parçası anlamına gelir.

Cahiliye Arapları, bir konuda anlaşıp aynılaşmak ve uzlaşmak istedikleri zaman; iki ayrı yay getirip, bunları tek bir yay gibi üst üste bırakır, yani "kab"larını yapıştırır, her ikisiyle, tek bir ok fırlatarak; artık bundan böyle barışta ve savaşta, varlıkta ve darlıkta, kısaca her halükarda, tek bir vücut gibi ittifak bir ve irtibat halinde olacaklarını, temsili bir şekilde ilan ve ifade ederlerdi...[8]

Bu olay dikkate alınarak söylenebilir ki: "Kabe kavseyni ev edna" tıpkı iki yay gibi hatta daha yakına geldi" ayetindeki işte bu, tevhid ve tecelli sırrı ima ve ifşa edilmektedir.

Çünkü, atılan ve hedefine ulaşan bir "ok" un üst üste yapıştırılan ve tek bir yay halini alan , iki yaydan hangisinden çıktığını tartışmak, abestir!..

Ve zaten, Buhari ve Müslim'in ittifaken rivayet ettikleri: Şerik bin Abdullah'ın Hz. Enes'ten (R.A) haber verdiği, Miraç hadisinde şöyle demişler ve:

"Cenabı Rabbi İzzet, öylesine tenezzül ve tedelli buyurdular (Tecelli makamında) Hz. Muhammed'i (S.A.V) öylesine istiva edip kuşattılar ki, iki kavis miktarı, hatta daha yakın oldu"ğunu bildirmişlerdir.

Buna göre "Tedelli" kelimesinin anlamı: Allah azze ve celle Hz.leri, Nebiyyi Zişan Sallallahu Aleyhi Vesellem Efendimize Nüzul etti demektir"[9]

Meşhur ve muteber müfessirlerden Dehhak ise=ayeti celileyi:

"Efendimiz Muhammed (S.A.V) Cenabı Rabbil Âlemin Hz.lerine yaklaştı, daha da yaklaştı... Öyle ki "Kabe kavseyne ve daha ilerisine ulaştı..." şeklinde tefsir etmektedir.

  • 14. ayetteki "Sidretül Münteha"= Zaman ve mekândan münezzeh ve Müberra olan Cenabı Hakkın, İzzet ve Azamet ikliminin sınır bölgesi anlamında bir yüce manevi makam olarak bilinen sırlı bir kavramdır. Kelime karşılığı olarak: Son meyveli ağaç, Ahir zamanın kutlu kurtuluş kapısı, demek münasiptir.

Zaten "Sidre": Meyveleri lezzetli, yaprakları temizleyici ve sabun gibi kir giderici bir ağaç anlamında kullanıla gelmektedir.[10]

Meşhur Osmanlı Şeyhül İslamı Ebus-suud Efendi ise="Sidretül Münteha; Allah'ın Sidresi, anlamında olabilir" demiştir. Bu durumda Sidretül Münteha: Allah'ın son Nebisi veya müjdelenen Ahir Zaman "mehdi"si manasını da içerebilir.

En doğrusunu Allah bilir...

  • İbn-i Mes'ud (RA); 16. ayetteki:

"O vakit Sidreyi bürüyen bürümüştü"

"O sidreyi; altından kelebekler ve nurdan melekler kuşattı" şeklinde tefsir ederken,

Ebu Aliye gibi bazı âlimler ise:

"Bizzat Halıkı Tealanın nuru kapladı. Sidreyi ğaşyedip ihata buyuran, Cenabı Rabbil Âleminin nurundan ve zuhurundan başkası olamazdı" demişlerdir.[11]  

Bu Zat'ın Hz. Cebrail olduğunuı söyleyen tefsirler ve rivayetler de elbette geçerli ve isabetlidir. Ama bizim amacımız daha farklı bir yöne dikkat çekmektir.

  • 17. ayetteki

"Göz kayıp-şaşmadı ve aşmadı (kamaşmadı ve bayılmadı)" ifadeleriyle, Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin diğer peygamberlerden farkı ve fazileti de bildirilmektedir.

Çünkü böyle bir ilahi tecelli halinde, mesela Hz. Musa (A.S) bayılıp kendinden geçtiği halde, Efendimizde (S.A.V) buna benzer bir şaşkınlık ve baygınlık meydana gelmemiştir.

  • 18. ayeti kerimedeki:

"Andolsun ki, Rabbinin ayet ve alametlerinden en büyüğünü gördü" haberi ise; iman, itaat ve cihat ehli sadık müminlerin rüyetullaha erişeceklerine ve Rablerini göreceklerine dair çok mutlu bir müjdedir.

Kadı İyaz, meşhur eseri "Şifa"sında, İbn-i Abbas'tan naklen:

"Allahu Teala, Hz. Musa'yla Kelimullah (Allah'la konuşan) sıfatı ile, Hz. İbrahim'i Halilullah (Allah'ın dostu) sıfatı ile, Hz. Muhammed Aleyhisselam'ı ise Rüyetullah (Allah'ı görmek) sıfatı ile şereflendirmiştir"[12]

İlim ve teknolojinin gelişmesi, bütün âlemlerin sadece gölge ve görüntülerden ibaret olduğunun ispat edilmesi: "Miraç" hadisesini, "Vahdet ve vuslat" gerçeğini artık çok daha rahat anlaşılır hale getirmiştir. Çünkü zaten maddi bir mekân ve mesafe söz konusu değildir. İnsan ve tabiat, dünya ve kâinat, kısaca topyekûn bütün mevcudat ve mahlûkat, hakiki değil, izafidir. Tek ve gerçek mevcut yalnız Cenabı Rabbil Âlemindir. Diğer her şey nuru ilahinin tezahür ve tecellisinden ibarettir.

Allah azze ve celle'nin en güzel tecellisi insan; insanın en mükemmeli, Hz. Peygamberi zi-şan, O'nun Ecmel temsilcisi ise Mehdi-i Ahirzaman'dır.

Yaratılış Sırları.

Cenab-ı Hak kâinat aynasında, hem kendi özelliklerini ve güzelliklerini görmek, hem de rahmet kudret eserlerini göstermek amacıyla âlemleri yarattı.

En son ilmi verilerin ve ciddi teorilerin ortaya koyduğuna göre de, Cenab-ı Hak bu maksatla önce bir "nokta" var etti.

Bu nokta bir kalem ucunun kâğıt üzerinde bıraktığı "iz" den milyarkere milyar derece daha küçük bulunan ve parçalanan atom zerrelerinden her biri demek olan "Kuant=Enerji" şeklindeydi. Belki de Hz.Ali (k.v.) "Ben besmeledeki "Be " harfinin noktasıyım" derken bu gerçeği dile getirmekteydi.

Ancak yaratılışın başlangıcındaki bu "nokta" bu günkü kâinatın/Evrenin toplam sıcaklığına ve toplam ağırlığına eşitti. Yüce Yaratıcının "Kün-Ol!"[13] emriyle ve muazzam bir patlama ile, bu "ilk nokta=Kuant=enerji" ezeli takdir ve tanzim planı gereğince, şişmeğe ve genişlemeğe başladı.

"Nokta" deyip geçmeyelim. Mesela bugün ilmen ispat edilen ve tecrübelerle belirlenen uzaydaki bir "Kara nokta"yı düşünelim. Faraza, ay ve dünyamız böyle bir "kara nokta-karadelik" e yakaladığında çaresi yok, onun korkunç çekim ve cazibesine takılacak ve eriyip yok olacaktır.

Yine bilim adamlarına göre, bilya kadar bir karadeliğe yakalanan insan Ona 100 (yüz) km. uzakta durduğunda ağırlığı, tek başına yüzmilyon insan ağırlığına eşit bir kütleye dönüşmektedir. Bu karadeliğe (on) 10 km yaklaştığında, tam 5 milyar insan ağırlığı kazanmakta,1 km kala ise 150 milyar insan ağırlığına, yani 9 milyar tona ulaşmakta ve bu korkunç ağırlık ve kütle, bilya kadar bir karadeliğin cazibesinde eriyip gitmektedir.

Astrofizik ve kozmolojinin en son konusu olan bu ilmi gerçekler, bir nevi maddeperestlerin ve inkârcı resmi bilimcilerin başbelası ve iflası olmuştur. Geriye sadece İslam'ın haber verdiği hakikatlar kalmıştır.

Evet, önceleri sonsuz bir kudret etkisinde ve "Nur denizinde ","Kün-Ol!" emriyle yaratılan bir "nokta" şişmeğe ve genişlemeğe başlayınca, "maddileşme süreci"de kendiliğinden meydana gelmiş olmaktadır. Zira atom zerrecikleri ve mini enerji tanecikleri olan Kuantlar, soğuma ve yoğunlaşma oranlarına göre çeşitli maddi görünümler almaktadır. Aslında madde yoktur. "Kuant =Enerji tesbihcikleri" vardır. Madde dediğimiz, bu kuantların soğuyup yoğunlaşması sonucu, önce atom altı zerrelere, sonra da atom ve moleküllere dönüşmesi olayıdır.

İşte;

1-Maddenin aslı olan enerji (Ateş unsuru)

2-Gaz ve buhar hali (Hava unsuru)

3-Akıcı ve sıvı hali (Su unsuru)

4-Katı hali ise (Toprak unsuru) dur.

Örneğin bir miktar Katı-buz parçası ısıtılırsa erir ve su-sıvı hale gelir. Biraz daha ısıtılınca buharlaşır gaz-hava şekline girer. Bu ısıtmayı güneş enerjisine eşit derecelere yükselebilirsek o zaman su molekülleri, atomlara ve çekirdeklere çözülür ve geriye sadece çekirdek plazması kalır. Bunun daha da ısıtılması sonucu ise "Kuant" denen enerji noktacıklarına ulaşır. Bu nedenle "enerji, maddenin aslıdır ve onun içinde saklıdır". Örneğin bir gram Uranyum içindeki enerji, atom bombası olarak 100 bin nüfusluk bir kenti yok etmeye yetecek orandadır.

Ve yine koca kentleri ve ülkeleri ısıtan ve aydınlatan muazzam elektrik enerjileri, aslında su veya buhar gücüyle hareket eden ve bir kaç yüz kiloluk bir mıknatıs içerisinde dönen bakır silindirlerdeki gizli kuantların (enerjilerin) açığa çıkmasından başka bir şey değildir. Ve bu kadar enerji vermelerine karşılık, kendi görünen kütlerinden de hiçbir şey kaybetmemektedir.

Bir gram uranyumda, koca bir gemiyi dünyanın çevresi de 10 kere döndürecek enerjiyi saklayan, sonsuz kudret ve hikmet sahibi Rabbimiz:

a - Başta insan diğer bütün yeryüzündeki canlılar dünyasını toprak unsurundan (toprak-su karışımından)

b - Cennet sakinleri olan Huri(kız),ğılman (erkek)leri de su unsurundan;

c - Cin ve şeytanları Ateş unsurundan

d - Diğer varlıkları da, hava unsurundan yaratmıştır.

e - Melekler ise öz enerji diyebileceğimiz Nur'dan yaratılmışlardır. Nur yoğunlaşıp kuantlaşınca bildiğimiz "Nar-Ateş" olmaktadır.

Enerjinin hızı, maddi evrenin en büyük hızı olup, saniyede 300 bin km.dir. Yani "Işık hızı" dediğimiz bu hız, 1 saniyede dünyanın çevresini 7 defa dönebilmektedir. Güneşin ışığı, aynı hızla dünyamıza 8 dakikada gelmektedir. Güneşin aynı ışığı başka güneşlere 4 yılda, komşu bir galaksiye ise 5 milyon yılda ulaşabilmektedir. Bizim bilinen en hızlı roketimiz, güneşin komşusu olan en yakın yıldıza 43 bin yılda varabilecektir. Hemen her komşu güneş arası bu uzaklıktadır ve içinde bulunduğumuz Samanyolu Galaksisinde böyle yaklaşık, yüz milyar güneş bulunmaktadır.

Ve evrende böyle milyonlarca galaksiler vardır. En hızlı roketimizle en yakın galaksiye ulaşmamız için 30 milyar yıl gerektirmektedir. Ve üstelik evren sürekli genişlemektedir. Bu Allah'ın sonsuz kudretinin ve sınırsız hikmetinin alameti değil midir?

Bütün bu gerçeklerden sonra şunu anlıyoruz ki, yerdeki maddi varlıklar atomlardan, Göklerdeki latif(ruhani ve nurani)yaratıklar ise "Kuant" lardan yaratılıp meydana getirilmiştir.

Varlıklar katılıktan sıvı şeklinde geçtikçe, oradan da gaz buhar ve nihayet enerji haline yükseldikçe, hızları ve hareket imkânları büyük ölçüde artmakta ve zaman ve mekânla olan bağımlılıkları azalmaktadır.

Biz zamanı, ışık hızına göre tanımlarız. Yani herhangi bir madde, ışıktan ne kadar yavaş ise, zaman o kadar hızlı akar. Ama ışık hızına yaklaştıkça zaman da o derece yavaşlar.

Mesela ışık hızının % 90'nı kadar sürat yapabilen bir roketle uzayda 1 saat gittiğimizde, dünyada 18 yıl geçmiş olacaktır. Işık hızının %99'una yaklaşırsak oradaki 1 dakikaya karşılık dünyada tam 100 yıl geçmiş olacaktır.

Bu zaman değişkeni Kur'an, hatta bozulmamış Tevrat ve İncil ayetlerinde ortaya koymakta ve şöyle ifade buyrulmaktadır:

"Çünkü senin gözünde BİN YIL, bir gün ve bir gecelik nöbet gibidir"[14]

"Ey sevgili kullar, şunu unutmayın ki Rabbimizin katında bir gün, BİN YILDIR" [15]

"Rabbin yanında bir gün sizin saydıklarınızdan (dünyadaki takvim ve ölçülerinizden) BİN YIL gibidir"[16]  (Allah) Emirleri (işlerini) gökten yere (doğru) tedbir eder (yönetir) sonra (o işle görevli olan varlık) sizin hesabınızla BİN YIL süren bir günde ona yükselir. İşte görülmeyeni (Nurani ve ruhani görevlileri) de, görüneni (maddi cisimleri ve insanın açık amellerini) de bilen izzetli ve merhametli olan O'dur."[17]

Ayetleri, bir noktaya kadar cinlerin ve özellikle meleklerin ve nurani görevlilerin ve ruhaniyet kesp etmiş velilerin, ışık hızını da aşan bir süratle hareket edebileceklerini göstermektedir. Ve bu işi fiilen yaşayanlar ve bizzat şahit olanlar, zaten bilmektedir.

Salâvat okuyan Müslümanların selam ve dualarını, anında Peygamberimize ulaştıran görevli meleklerin, Asırlar önce yaşayan, nefsi ve dünyevi kayıtlardan kurtulup Rabbına yaklaşan ve himmet ve ruhaniyetiyle imdadımıza koşan velilerin, izni ilahi çerçevesinde tasarruf eden gönül erlerinin marifet ve maharetleri de buna delildir.

Yeter ki maddi bağımlılıklardan, beşeri zaaflardan nefsani durumlardan ve şeytani arzulardan uzaklaşmak ve kurtulmak üzere sürekli ve ciddi bir gayret ve cihat üzerinde bulunabilelim. Yeter ki asli değerlerimize ve öz benliğimize yönelerek, kalbi ve ruhi duygularımızı geliştirip güçlendirelim. Yeter ki ibadet, istikamet ve gerekirse ölçülü bir riyazet yoluna girebilelim. O takdirde kalp kulağı işitmeğe, gönül gözü örmeğe ve ruhun kanatları uçmağa ve arz'dan Arş'a doğru yürümeğe ve yükselmeğe başlayacaktır.

"Biz insanı ahseni takvim içinde (cennetlerde ve yüksek mevkilerde ebedi yaşamaya müsait en güzel biçimde) yarattık. Sonrada onu esfeles safiline (eğitilmek, yetiştirilmek ve imtihan edilmek üzere evrenin en aşağı tabakası olan yeryüzüne) gönderdik..." [18]

Ama insan, ruhen yücelmek ve asli vatanına yeniden ve ebediyyen yetişmek mecburiyetindedir. Aksi halde maddileşecek, kıymetten düşecek ve cennetlerden mahrum edilecektir.

"Ki siz mutlaka tabakadan tabakaya binecek (yüksek  katlara ve makamlara yetişecek)siniz "[19]

  "Yükselme derecelerinin sahibi Allah'ta(dır). Öyle ki, melekler ve ruh(aniler) Elli bin yıl süren bir günde Ona çıkarlar[20]

Evet, bizim Elli bin yılda ancak varacağımız makam ve mevkilere melekler ve ruhaniler Bir günde varabiliyorsa, onlar ışık hızını da aşabilen bir mertebenin sahipleri olduğu içindir.

Bu gün de emrinde, çok süratli hareket edebilen cinleri ve ruhani görevlileri istihdam edebilen zat yok mudur?

Her ne ise, bu konuda esrar kabuğunu daha fazla kurcalamaya gelmez.

Anlayana bir damla bile koca bir deryaya alamet olarak yeter.

Bir mısra ile kapatalım:

"Deryaya ulaşmadan, damla'da boğulmayın

Mevla'ya kavuşmadan, dünyada bozulmayın"

Sanal Dünya

Şimdi, beyinleri kurcalayan ve cevabı aranan soru şudur: Yaşadığımız bu hayat, acaba gerçek bir dünyada mı, yoksa bir çeşit rüyada mı geçmektedir?

İnsanlığın belki de en büyük yanılgısı, "içinde yaşadığımız bu dünyanın gerçekten var olduğunu, Cenabı Hakkın ise bu alemi, bir makine gibi yaratıp, çalıştırıp sonra kendi haline bıraktığını ve şimdi sadece kontrol ve kumandasını elinde tuttuğunu" zannetmesidir.

Oysa ayet ve hadislerin açık ifadelerinden, imamı Rabbani[21], Bediüzzaman Said Nursi[22], Abdulkerim Ceyli[23], Muhyiddin Arabî[24] gibi İslam büyüklerinin haber vermelerinden ve Albert Einstein, Lincoln Bernett[25], müstear isimli Cavit Yalçın-Harun Yahya[26] gibi çağdaş bilginlerin ilmi araştırma ve deneyleri sonucu farkına varıp bildirmelerinden anlaşılıyor ki; "VAR ZANNETTİĞİMİZ DÜNYA HAYATI VE OLAYLARI, ASLINDA ALLAH'IN ÇİZDİĞİ TAKDİR PROGRAMININ RUH AYNAMIZDA AKSETTİĞİ GÖLGELERİ VE GÖRÜNTÜLERİDİR."

Bu zatlara göre, zannettiğimiz gibi bir DIŞ DÜNYA mevcut değildir. Dünya ve hayat diye vehmettiğimiz şey, arka arkaya TV ekranına yansıyan çizgi film karelerinin, canlı ve gerçek gibi görünmesine benzemektedir. Ve ruh aynamızda ve gönül ekranımızda seyrettiğimiz dünya ve yaşadığımız olaylar ise, gerçekte var olan ve yerinde sabit duran varlıklar değil, her an ve herkes için yeniden yaratılan ve sonsuz ilim ve kudret sahibi tarafından en ince teferruatına kadar çizilip programlanan milyonlarca görüntü yığınından ibarettir. "Oysa sizi de (bütün) amellerinizi (ve hareketlerinizi) Allah yaratmıştır"[27] ayeti de bu gerçeği bildirmektedir.

"Sen dağları görürsün de onları yerinde (mevcut ve camid) sabit duruyor sanırsın. Hâlbuki onlar bulutların yürümesi gibi gelip geçmektedir."[28] Ayeti ise daha açık olarak, sabit ve yerinde duruyor zannettiğimiz dağların (ovaların ve üzerindeki bütün varlıkların) "film karelerinin arka arkaya gelip geçerek ekrana yansıması gibi" olduğunu haber vermektedir.

"DÜNYA HAYATI (gerçek olmayıp) ALDATMA VE ALDANMA METAINDAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR"[29]

"DÜNYA HAYATI SADECE BİR OYUN VE OYALANMADAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR."[30] Ayetleri üzerinde dikkatle düşünelim ve gerçeği anlayıp kabullenmeye gayret gösterelim.

Ayetlerde geçen GURUR ; "Aldanma, aldatma, hayali gerçek gibi sanma, aslında bulunmayan şeylere sahip olduğu zannına kapılma""anlamlarına gelmektedir. Ve işte bu ayetlerde dünya ""META-ÜL GURUR" olarak vasfedilmektedir.

META ise, satılık eşya ve eldeki emanet sermaye demektir. Zira dünya metaı  verilip karşılığında ahiret satın alınmak içindir.

LAİB ise, boş ve basit oyun ve oyuncak, mizah ve şaka olsun diye yapılan aldatmaca demektir.

LEHV  ise, "Eğlence oyalama ve avunma"[31] anlamlarını içerir.

Öyle ise "Dünya hayatı sadece bir LAİB ve LEHV den ibarettir." Ayeti, zahirde var olduğu zannedilen bu dünyanın, gerçekte bir bilgisayar oyunu veya çizgi film senaryosu gibi "görüntüler dizisinden" başka bir şey olmadığını bildirmektedir.

O halde dünya hayatı gerçek olmayıp bir çeşit RÜ'YA gibidir. Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin "Eddünya hülmün-Dünya rüyalardır." Buyurması da bunun içindir. Hz. Ali'nin (RA) "insanlar uykuda-rüyadadır. Ölünce uyanırlar" anlamındaki sözü de oldukça ilginçtir.

Peki, RÜ'YA NEDİR? Rü'ya Arapça bir kavram olup Türkçesi "görüş, görünüş ve görüntü, görülen şey" demektir. Bütün hadisatın (tüm olayların ve olacakların) mürtesim bulunduğu (resmedilip çizildiği) âlem-i melekûttaki (ilahi bilgi merkezindeki) ruh aynasına akseden bir takım görüntüler, sahih rüyaları meydana getirir."[32]

"Sana gösterdiğimiz rüyaları..."[33] ayetininde açık işaretiyle, rüyaları gösteren bizzat Cenab-ı Haktır.

Şimdi düşünelim. Rüyada görüyoruz, işitiyoruz, yiyip-içiyoruz, evleniyoruz, gezip eğleniyoruz, üzülüyoruz, seviniyoruz... Havalarda uçuyoruz, denizlerde yüzüyoruz, ovalarda koşuyoruz... Ama aslında ne öyle bir dünya, ne öyle bir ova bulunmuyor. O rüyalardaki gibi ne bir bedenimiz, ne elimiz, ne de başka bir yerimiz gerçekte mevcut değildir...

İşte o rüya aleminde tüm yaşadıklarımız sadece bir görüntü olduğu gibi, şu dünya aleminde yaşadıklarımız da yine öyle bir görüntüden ibarettir.

Ne var ki, görülen rüyalar tamamen irademiz dışında cereyan ettiğinden bunlardan dolayı ne bir sevab ne de bir sorumluluk yoktur.

Ancak dünya hayatında cüzi İRADEMİZ VE NİYETİMİZ işin içine karıştığından, neticede sorumluluk ve savab söz konusudur ve bu şekilde imtihan olduğumuz doğrudur. Ve tabi unutulmasın ki, hayır ve şer, güzel ve çirkin, Hak ve Batıl, adalet ve zulüm, Rahmani ve şeytani olarak zuhur eden ve gerçekte var olduğu zannedilen tüm görüntüleri resmedip çizen, en ince teferruatına kadar orijinal olarak şekillendiren ve her an yeniden halk eden  MUSAVVİR (Tasvir edici) olan Allah'tır. (c.c)

"AMELLER NİYETLERE GÖRE (DEĞERLENDİRİLECEK)DİR." Hadisi şerifi de cüz'i irademiz ve niyetimize göre günah ve sevap kazanacağımızı göstermektedir.

"Hipnoz"la bazı insanlar uyutulup dışarıdan yapılan telkinlerle rüya gibi bir çok olaylar yaşatılabildiği gibi, her şeyin tek ve gerçek yaratıcısı ve Rabbı olan Cenab-ı hakda insanların ruh ekranında herkes için takdir ve tanzim edilen kader programı çerçevesinde, çeşitli ve sürekli görüntüler halk edip, bize sanki fiilen yaşıyoruz hissini vermektedir.

Bilgisayar disketi gibi, tüm nebatat ve hayvanatın (otların, ağaçların, hayvanların) tohumlarına, onların hayat programını yerleştiren ve yaratılacak insanların hayat boyu sürecek gelişimini ve serüvenini bir alak (aşılanmış meni hücreleri) içine derceden bütün canlılar için aynı zannedilen, ayrı ayrı dünyaların görüntülerini her an yeniden halkedip-çizen ve ruh ekranlarında şekillendiren sonsuz kudret ve hikmet sahibi Allah'ın (c.c) şanı ne kadar yücedir!...

Yaşadığımız dünyanın aslında bir "şekil ve görüntüler bütünü" olduğunu, ancak imtihanımızın mükemmelliği gereği, bizim bunları gerçekmiş gibi algıladığımızı şu hadisi şerif daha net olarak izah etmektedir.

Abdullah b. Mes'ud R.A den rivayet edildiğine göre, bir keresinde Nebi SAV (toprak ve kum üzerine değnekle) dört köşe bir kare resmetti.

Sonra başlangıç noktası bu karenin ortasında olarak dışarıya uzanan bir hat (doğru) çizdi. Sonra da ortasından itibaren bu hattı dik kesen bir takım küçük ok işaretleri yerleştirdi.

Ve bu resmi bizlere şöyle tarif etti; Şu başlangıç noktası insandır. Şu uzanan hat (doğru çizgi) O'nun emelidir. Şu kare O'nun ecelidir ki insanı dört bir yanından ihata etmiş (çevirmiş)tir. Şu ufak ok çizgilerde insana takdir edilen afet ve musibetlerdir. Bu afetlerden biri olmazsa diğeri ona isabet edecektir. Ve hele ecel okundan ve ölümden kurtulması asla mümkün değildir."[34] Ve hadis kitaplarında bu anlatılanlara uygun şöyle bir resim çizilmiştir.

                  1                                   2                                                 3  Afetler

 
 
 
 

         

                        

                                                                                                                                            Emel

                                                                                                            

                                                                                                                             Ecel   

Şimdi bizim asıl anlatmak istediğimiz konu, Aleyhisselatü Vesselam efendimizin dünya hayatını ve insanın imtihanını,  resimler ve çizgilerle göstermesi ve izah etmesidir. Ve zaten dünya hayatı Allah tarafından devamlı çizilen ve ard arda ruh ekranımıza gösterilen şekiller dizisidir.

Velhasıl, zannedildiği gibi bir dış dünya aslında var/mevcut olmayıp, enerji dalgalanmalarının çeşitli şekillerde tezahür ettirilen görüntüleridir.

Evet, dünya bir nevi hayaldir. Hakikat değildir. Mutlak ve gerçek varlık Allah' tır. "Çünkü Allah, Hak'tır. Ondan başka yalvarılan ve arzulanan şeylerin ise hepsi batıldır."[35]

Gerçek hayat ahirettir, "bu dünya hayatı sadece oyun ve oyalamadan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur. Keşke insanlar bu gerçeği bilmiş olsalardı."[36]

"Servet ve oğullar (her türlü nimet ve lezzetler) dünya hayatının ziyneti (ve süslü görüntüleridir.)

Ölümsüz olan salih ameller ise, Rabbimiz katında hem sevapça daha hayırlı, hem de ümit bağlamaya daha layıktır."[37]

Öyle ise "DÜNYA HAYATININ GELİP-GEÇİÇİ NİMETLERİNE GÖZ DİKMEYİN."[38] Buyruluyor.

Ayette geçen "AREDE" kelimesi bir nesneye (dokunmadan uzaktan) göz önünden geçirilen halinin seyredilmesi ve bir nesnenin nagehan (aniden-birdenbire) zuhura gelmesi demektir.[39]

Ve yine "AREDE" kelimesi Enfal suresi 67. Ayetinde "gelip geçici şeyler" anlamında kullanılmıştır. İşte bu nedenle:

"Aredel heyatid dünya" Dünya hayatı diye zannettiklerimiz: aslında gönül gözlerinize ve ruh ekranlarınıza gösterilen ve hızla gelip geçen resimler ve şekillerden ibarettir, gerçeğini ifade etmektedir.

"Onlar dünya hayatının sadece zahirini (görünen yüzünü) bilirler. Ahiretten ise tamamen ğafildirler."[40]  Ayetinde yine  görüntülere dikkatimiz çekilmektedir.

Mademki hakikat budur. Mademki Dünya hayatı gerçek değil görüntüdür ve kuruntudur. Bir rüya gibidir ve gelip geçicidir. Öyle ise şu kısacık ve karışık rüyalar için, Allah'ın rızasını ve ahiret kazancını terk etmek divaneliktir. Bu dünya, gönül bağlamaya, harama ve haksızlığa başvurmaya değmeyecektir.

"Allah ise kullarını selamet ve ebediyet yurdu olan cennete davet etmektedir."[41]

Yazıklar olsun, bir hayal uğruna hakikat yurduna giremeyenlere!..

Yazıklar olsun, rüya gibi bir dünya için, sonsuzluk diyarı olan cennet hayatını ve Allahın rızasını terk edenlere!...

Haydin... Huzurla ve şuurla yeniden zikre koyulalım:

La ilahe İllellah...

La ma'bude İllellah...

La maksude illellah...

La mevcude illellah... Muhammedün Resülüllah.



[1] Bak. Hulasatul Beyan. C.14. Sh: 5623-5624

[2] Bak. Esbabı Nüzul. H. Tahsin Emiroğlu. C.11. Sh: 290 Ülkü Basımevi. 1978

[3] Bak. Kamusu Okyanus. C.3

[4] Kamusu Okyanus

[5] Kamusu Okyanus

[6] Fizilalil Kur'an. Necm Suresi tefsiri

[7] Esbabı Nüzul C.11 Sh: 292

[8] Esbabı Nüzul. H. Tahsin EMİROĞLU. c.11 Sh. 293

[9] Esbabı Nüzul. Sh: 294 c.11

[10] Ahteri Kebir

[11] H. Tahsin Emiroğlu- Esbabı Nuzul Tefsiri. C.11 Sh: 300

[12] Hakim, Nesei, Tabarani

[13] Yasin:82

[14] Tevrat Mezamir bölümü.

[15] İncil 2. Peter:8.

[16] Kur'an. Hac:47

[17] Secde:5,6

[18] Tin:4,5

[19] İnşikak:19

[20] Mearic:3,4

[21] Mektubat: sh. 517,519

[22] Risale-i Nur Külliyatı.

[23] İnsan-ı Kamil sh. 114,225,229

[24] Fususül Hikem

[25] Evren ve Eniştein sh. 20

[26] Gerçeği Düşündünüzmü? Sh. 76,105

[27] Saffat:96

[28] Neme: 88

[29] Al-i İmran: 185

[30] En'am: 32

[31] Ahteri Kebir

[32] Rüya Tabirleri. Ö. N. Bilmen sh. 23,24

[33] İsra: 60

[34] Sahihi Buhari c. 12 sh. 359 Hadis no: 2164

[35] Hac: 62

[36] Ankebut: 65

[37] Kehf: 46

[38] Nisa: 94

[39] Kamus c.2 sh.437

[40] Rum: 7

[41] Yunus: 25

Ahmet AKGÜL -

AHMET AKGÜL KİMDİR?

     

Araştırmacı-Yazar, Düşünür ve Siyaset Bilimci olarak tanınan Ahmet Akgül, Milli Görüş çizgisinde önemli bir fikir adamıdır. Olaylara insan eksenli ve İslam endeksli yaklaşmaktadır.

2004 Ocağında, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’da aylık olarak yayınlanan “Milli Çözüm” Dergisini çıkarmaya başlamıştır.

Uzun süreli, ciddi ve çileli bir mücadele dönemi yaşamış ve bu duyarlı, tutarlı ve kararlı tavrını hiç bırakmamıştır. Bu yüzden pek çok sıkıntı ve saldırılara uğramış, defalarca mahkeme açılıp tutuklanmış ve hapis yatmıştır.

İnancımız ve ihtiyacımız olan evrensel hukuk kurallarının; bütün insanlığın ortak değeri ve hayat düzeni haline getirilmesi, “Demokrasi, Laiklik ve özgürlükler” gibi çağdaş kurum ve kavramların; ilmi ve insani temellere göre yeniden şekillenmesi… Ve Türkiye’nin yeni bir barış ve bereket medeniyetine öncülük etmesi konularında yoğunlaşmıştır.

Üstadımızın, başta “İnsanın Yozlaşması”, ardından “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” ve yine “Barış ve Bereket Nizamı “İslam Davası” ve Yozlaştırılan “Cihat Kavramı” gibi birçok kitapları İngilizceye çevrilip merkezi Londra’daki Cagaloglu Yayıncılık organizesiyle; Amazon ve Bornes&Noble (bn.com) gibi dünya genelinde dağıtım yapan yüzlerce online sitesinde ve dijital (e-kitap) sayesinde 120 kadar ülkede yayınlanıp okunmaktadır. Ayrıca Üstadımızın “Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı” başlıklı Meali Kerim yorumları İngilizce ve Rusça tercümeleri ile “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” kitaplarının Rusça, Arapça, Çince, Japonca ve İspanyolca tercümeleri tamamlanıp basılmış olup; Almanca, Fransızca, Kırgızca ve Farsça tercümelerinde de sona yaklaşılmıştır.

Milli siyaset ve sorumluluk düşüncesini farklı bir boyutta ele alan ve yorumlayan Hocamız; yaklaşık 40 yıldır Türkiye’mizin her yerinde, Avrupa’da ve İslam ülkelerinde, önemli seminer ve konferanslara katılmaktadır.

Mili Görüş’e çöreklenmiş bazı şaibeli kişilerin gizli niyet ve tertiplerini haber vermesi, uzun vadeli hedefler ve stratejik tavizler sonucu Partiye girdiklerini sezmesi ve söylemesi nedeniyle, Ahmet Akgül’ün teşkilatlarda ve Milli Görüşçü kuruluşlarda hizmet vermesi engellenmeye çalışılmış; Erbakan Hoca ise, kendisinin daha bağımsız davranabilmesi ve nifak çarkı içinde körletilip kirletilmemesi için bu girişimlere karşı çıkmamış, ama kendisini uzaktan destekleyip yönlendirmekten de geri durmamıştır. Erbakan’ın “Adil Düzen” projeleri, AKP’nin siyasi hileleri ve karanlık ilişkileri, Fetullahçı Cemaatin gizli mahiyeti konularında sayılı uzmanlardandır.

1949 Elazığ doğumlu olan, çeşitli konularda yayınlanmış ve hazırlanmış 80 (seksen) eseri bulunan yazarımız, evli ve beş çocuk babasıdır.

      

Hocamız’ın Başlıca Kitapları:

● Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı (Türkçe Meali Kerim. Abdullah Akgül Yayına Hazırladı.) (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Milli Sorunlarımız ve Sorumluluklarımız (2 Cilt)

Dünyanın Değişimi ve Erbakan Devrimi

Refah-Yol’la Rantiye Savaşı

Cemaatin Cılkı, Erdoğan’ın Çarkı, Erbakan’ın Farkı

Türkiye Kuşatılırken, Kuklaların Kapışması

Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya (İngilizce, Rusça, Çince, Japonca, Arapça ve İspanyolcaya çevrildi.)

Bizim Atatürk

Küresel Fesatçılık ve Fetullahçılık

Dış Politikamız (Cilt-1) Bop’un Temelleri (1988-1998)

Dış Politikamız (Cilt-2) Tarihin En Talihli Dönüşüm Süreci

Siyaset ve Strateji Bilgeliği

Osmanlı Sistemi ve Abdülhamit Siyaseti

İslam Davası ve Cihat Kavramı (İngilizceye çevrildi.)

● “İnsan”ın Yozlaşması (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Ah-u Figan’ım (Şiir)

Başörtüsü İnkârı ve İstismarı

AKP Tahribatının Fotoğrafı: İslamcı Münafıklar

Yeni İstiklal Savaşında Milli Şuur ve Ordu

Bir Dış Proje Olarak AKP Gerçeği ve Akıbeti

Bilge(!) Erdoğan’dan, İlkeli(!) Numan’a AKP Tezgâhı

Cezaevinde Yazdıklarım

Siyonizm-Deccalizm Ortaklığı

Devrim Simsarları ve Din İstismarcıları

Dilin Düğümü Çözüldü (Şiir)

Din Dengedir İslam İlericiliktir

Din – Devlet ve Demokrasi

Ergenekon Senaryosu “At Değiştirme” Operasyonu muydu?

Gönül Seması ve Tasavvuf Kapısı

Medeniyet Mücadelesi ve Mehdiyet Müjdesi

Teşkilatçılık Mesaj ve Metod (İletişim ve İşbirliği Sanatı)

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-1 Milli Görüş’ün Marazlıları

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-2 Sonradan Yamuklaşanlar

ABD’li Siyonistlerin, AKP’li Piyonistleri Bir Devrin Bitişi ve Bir Devrimin Gelişi

İdlib-Amik Ovası ve Yaklaşan Armegeddon Savaşı

BDP’nin Özerklik Ezanı, TC’nin Cenaze Namazı Olacaktı

Bir Devrim Yaşanıyordu!

Dünya Dönüşüme Hazırlanıyordu

Hidayet Kıvılcımı ve Hikmet Kılıcı (Şiir)

Katı Ulusalcıların ve Ilımlı İslamcıların Din Tahribatı

Osmanlı’dan Cumhuriyete Kripto Yahudiler ve Pakraduniler

Yetmiş Kur'ani Kavram ve Yorumları (2 Cilt)

Bizden Söylemesi-1 AKP İntihara Gidiyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Bizden Söylemesi-2 Türkiye Uçuruma Sürükleniyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Terör-Masonluk ve Mafia Medeniyeti

Cumhuriyet Türkiye’sinde Nifak Hareketleri

Ruhlar-Sırlar ve Uzaydaki Yaratıklar

Sabah Yakın Değil miydi?

Tarikatların Hizmet Sahası ve Islahı

Tuz Kokarsa…

Türkiye Büyüyor muydu, Bölünüyor muydu?

Türkiye Dağılacak mıydı, Doğrulacak mıydı? (Ahmaklar Okumasındı!)

Türkiye Tarihi Dönemeçte, Ya Yıkılacak Ya Şahlanacaktı!

Yakın Tarihimizde Yüceler ve Cüceler (2 Cilt)

Zafer Müjdeleri ve Fetih Hazırlıkları

Erbakan’dan İntikam Alanlar

Suriye’de Yaklaşan Hilal-Haç Kapışması

Başkanlık Muamması ve Çarkların Tıkanması

15 Temmuz Hıyanetinin Gizemi: Bir Darbe Analizi ve Sistem Krizi

Pazarlık Partisi ve Palavra İktidarı

Kemalizm-Tayyibizm Uyarlaması

Asker Darbesi Değil Devlet Müdahalesi Lazımdı

İslam’dan Uzaklaştıkça, İnsanlıktan Çıkılması

Dert Söyletir Aşk İnletir (Şiir)

● Hainleri Haşlama, Zalimleri Taşlama (Şiir)

İstanbul Sözleşmesi ve Ailenin Çözülmesi

      

Hocamızın Önsözünü Yazdığı Milli Çözüm Yayınları:

● Üstad Ahmet Akgül’ün Özgeçmişi ve Öğretileri (Yakup Gözübüyük)

● Haykırış (Şiir - Ali Çağıl)

AKP Yönetimi ve Tahribat Yöntemi Sistem Tahlili ve Siyaset Tenkidi (Nevzat Gündüz)

● Sözün Çözüme Dönüşmesi (Siyasi Fıkralar) (Osman Eraydın)

● Ayar Aynası ve Nokta Atışı (Sosyal ve Siyasi Fıkralar) (Erdoğan Bişkin)

Milli Çözüm Ekibinden: İlginç Rüyalar ve Manevi Uyarılar (2 Cilt - Hazırlayanlar: Fatma Betül Erişkin – Nail Kızılkan – Neslihan Bayraktar)

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Web Sitesi

Makale Paylaşım Sayısı: 5728

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR