Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1580
mod_vvisit_counterDün9526
mod_vvisit_counterBu Hafta20983
mod_vvisit_counterGeçen hafta28588
mod_vvisit_counterBu Ay11106
mod_vvisit_counterGeçen Ay136380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16785461

IP'niz: 3.219.31.204
Bugün: 02 Ara 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12194272

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

SN. BAY BAŞ YALAKA; HZ. MUSA İLE NE ALAKA?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

 

Başbakanlık sözcülüğüne ve Başmüşavirliğine getirilen Mehmet Akif Beki, yazdığı kitabında Recep Tayyib Bey'i Hz. Musa'ya, Abdullah Gül'ü ise kardeşi Hz. Harun'a benzetmişti!..

Recep Bey'den pekiyi alan bu Akif Beki kimdi?

Doğu dilleri üzerine eğitim yaptı... (Yahudi dili İbraniceye özel ilgi duyar(mıy)dı...)

 

Sonra Amerika'da, masonluğa uyarlandı ve ayarlandı. Recep Tayyib'le Yahudi Lobi yetkililerini tanıştırmada ve AKP'nin iktidara taşınmasında rol aldı... Kanal 7 de haber müdürlüğü ve sunuculuk yaptırıldı... Ve derken, Recep Tayyib'in tam da Amerika umresi öncesi, başbakanlık sözcülüğü ve baş müşavirliğine atandı...

"Amerika'yla aracılık ve yağcılık hatırına, Amerikan modeli sözcü başı atanan M. Akif Beki, anlaşılıyor ki: Yahudi dostlarından ve Haham üstadlarından kâhinlik dersi de almış!..

Ve "Erdoğan'ın Harfleri" kitabında;

● Recep T. Erdoğan'ın 68 yaşında çok önemli bir olay yaşayacağını (yani o güne kadar ölmeyeceğine dair garanti aldığını)

● 60'ından sonra daha dikkatli davranmasının yararlı olacağını

● Perşembe günlerinin daha şanslı sayılacağı... gibi kehanetler de sıralamıştı.

Baş yalaka Kahin Beki, acaba 3 yıl boyunca Amerika'da, hep Tayyib üzerine mi yoğunlaşmıştı?!

Üstelik, bildiğimiz kadarıyla bu Yahudi Kabbalist Hahamlar, kendi soylarından olmayanlara bu kehanet sırlarını asla öğretmiyorlardı... Sn. Akif Beki'nin acaba ne ayrıcalığı var(mış)tı?...

Akif Beki: Recep Tayyib Erdoğan'ın ruh röntgenini çıkardığı bir kitap yazdı. Bu kitap ta, Sn. Recep Tayyib Bey'in;

● Hz. Musa'nın soyundan geldiğini

● Karakterinin Hz. Musa ile benzeştiğini

● Hatta Abdullah Gül'ün Hz. Musa'nın kardeşi Hz. Harun'u hatıra getirdiğini yazdı!?..

Yani, M. Akif Beki'ye göre Sn. Başbakan ve Abdullah Gül Yahudiliğe çok yakın ve yatkın insanlardı...

Recep Tayyib'i; Hz. Musa, Abdullah Gül'ü ise Hz. Harun yapan M. Akif Beki, herhalde kendisini de Hz. Cebrail sanıyor olmalıydı!?

Milli Çözüm olarak iki sene önce ilk sayımızda; AKP'nin "Arkası Karanlık Parti" diye perde gerisini yazarken Akif Beki'nin bu rolüne değinilmiş ve "Kanal 7'de haber sunuculuğunu yürüten ve Amerika'dan ithal edilen kişi olarak" bahsedilmişti...

Akif Beki'nin Tayyib Erdoğan'ı Hz. Musa'ya, Abdullah Gül'ü ise Harun Aleyhisselama benzetmesi, bizim hatırımıza şu deli fıkrasını getirmişti:

"Akıl hastanesinde geçirdiği uzun bir tedavi sonucu, nihayet artık iyileştiğine kanaat getirilen hasta taburcu edilecekti...

Doktoru, kendisini almaya gelen yakınlarıyla birlikte hastasına, nasihat etmekteydi:

"Kendini hayali kuruntulara kaptırma. Aileni ve çevreni sıkıntıya sokma... Bak iyileştin, artık taburcu oluyorsun..." dedi...

Hasta:

"Evet doktor, ben de bu günü biliyor ve bekliyordum. Çünkü bana peygamberlik verildi. Artık insanları irşat için çıkmalıyım!.." cevabını verdi.

Şaşkınlığa ve hayal kırıklığına uğrayan doktor, hastasını bu yeni saplantısından kurtarsın diye, birbirlerini çok sevdiklerini bildiği, oda arkadaşı olan diğer hastayı çağırır ve arkadaşının yine sapıttığını ve peygamber olmadığının kendisine anlatmasını ister.

İkinci hasta, arkadaşına dönerek:

"Sen peygamber falan değilsin, yalan söylüyorsun ve kafadan uyduruyorsun. Çünkü Allah Benim, hiç senin gibi bir peygamber yarattığımı hatırlamıyorum" der...

-----------------------------------------------------------

"Vatanımıza, inancımıza ve insanlığa hizmet gayretiyle harekete geçen hayırlı ekibin içerisindeki bir gönül eri" anlamındaki ‘mücahit'lik sıfatını bile Erbakan Hoca'ya çok gören ve "Mücahit Erbakan!" sloganını tenkit eden soysuzların; şimdi Recep Bey'in Hz. Musa gibi bir peygambere benzetiliş komikliği karşısındaki suskunlukları da, münafıklığın temel özelliği olan çifte standart'ın tipik bir örneğidir...

Akif Beki, Tayyib Erdoğan'ı Hz. Musa'ya benzetirken, Sn. Oktay Ekşi Menderes'e benzetti.

Bize göre, Oktay Ekşi daha tutarlı, duyarlı ve de uyarıcı bir tavır sergiledi...

Bunların hepsi samimiyetsiz!

Başbakan, Ana Muhalefet Başkanı ve Cumhurbaşkanı: Hem Kur'an öğrenimine engel oluyor, hem de öğretmek isteyeni hapse atıyor...

Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Anamuhalefet Lideri, elele vererek Milli Kültür yerine, kirli gürültü üretirken, milletimiz kendi evladına mukaddes kitabını öğretmemek için çabalayanları ibret ve dehşetle seyrediyor...

Maalesef Sezer de kervana katıldı!

Başbakan Recep Tayyib Erdoğan ile Anamuhalefet Lideri Deniz Baykal'ın Kur'an öğrenimini boğuntuya getirmek için giriştiği horoz dövüşüne, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer de katıldı. Yani TCK'da değişiklik yapan yasayı Meclis'e iade eden Cumhurbaşkanı Sezer, anayasanın din ve inanç özgürlüğünü güvence altına almasına rağmen, yasayı reddetme gerekçesini, kamuoyunun Kur'an öğretimini yasaklayan madde olarak bildiği 29. madde üzerine kurguladı...

Kur'an Kursları ve Dini Eğitim Kurumları: "Temelli Ortadan kaldırılmalı"ymış!

"Devletin görevi yasalara aykırı eğitim kurumlarını yaşatmak değil, temelli ortadan kaldırmaktır" diyen Sezer, "Anılan yasaların hedefinin, ayrılıkçı terör örgütlerinin, misyonerlik etkinlikleriyle uğraşanların ve din devleti yanlısı tarikatların, izin almadan, yasadışı yollarla okul ya da kurs açmalarının önlenmesi; böylece, sapkın yöntemlerle gençlerin çağdışı, bölücü ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesine aykırı biçimde eğitimlerinin önlenmesi olduğu açıktır" bahanesine sığındı...

AKP'nin icraatları karşısında "Polyannacılık" oynamak...

Önce bir saptamayla başlayalım:

14 Mayıs 1950 seçimlerinde iktidarın el değiştirmesi bazı çevrelerce ve siyaset bilimcilerce "beyaz devrim" olarak nitelenir. Oysa 1950 Mayısında DP'nin iktidara gelmesi, "beyaz devrim" değil, ölü bir doğumdur. Çünkü DP döneminde çıkarılıp hala bugün varlığını sürdüren, hatta değiştirilmesi bile akledilmeyen bir takım kanun ve yönetmelikler Demokrat Parti'nin antidemokratik mirasıdır.

Bırakın DP'yi ve icraatlarını, hala Türkiye'deki laiklik anlayışının da; 1947 Ekim ve Kasımında yapılan CHP'nin 7. Büyük Kurultay'ının bir kalıntısı olması bile, yarım asırdan fazla bir demokrasi tecrübesi olduğu söylenen bir ülkenin en büyük açmazıdır.

Diğer taraftan eski CHP başkanlarından Şemsettin Günaltay'ın bile "inşallah hayata geçirilmez, umarım ki icraata dökülmez" dediği, din ve vicdan özgürlüğünün önündeki en büyük engel olan 163. madde yine Menderes'in başbakanlığı döneminde hayata geçirildi ve 40 yıla yakın bir süre milleti canından bezdirdi. Derken bunu 312. madde izledi. Şimdi de basiretsiz ve dirayetsiz AKP iktidarınca 163. Maddeden mülhem olarak 263. Madde ile millet cezalandırılıyor; Milletin her şeyinden üstün tuttuğu kutsal kitabını ve dininin icaplarını çoluk çocuğuna öğretmesi yasaklanırken, üstüne üstlük bir de hapis cezası getiriliyor.

Anlaşılan o ki, AKP ehlileştikçe ve antidemokratik düzene entegre edildikçe 28 Şubat'ın mirasçısı olarak yasakları bir bir hayata geçiriyor...

28 Şubatla AKP'nin bağlantısı

Bilindiği üzere AKP siyaset kulvarında var oluşunu; 28 Şubat'ın dışgüdümlü, antidemokratik ve vurguncu zihniyetine borçlu bulunmaktadır. Bu gerici ve despotik girişim olmasaydı ve Türkiye'de yerli düşüncenin siyasetteki bir tezahürü olan Refah partisi kapatılmasaydı, bu ülkede vurguncu, talancı ve faiz çetesi oluşamayacaktı. Gecede faiz oranları yüzde kaç binleri bulmayacak, DSP, MHP, ANAP gibi partiler, son üç yıllık süreçte de AKP eliyle ülkeyi borç bataklığına, iflasa, kaosa sürüklemeye; geleceğimizi ve güvenliğimizi karanlığa götürmeye çalışan zihniyetler ortaya çıkamayacaktı. Özellikle de Türk siyasetinde, ne yaptığını bilmeyen, sonunun nereye varacağını düşünmeyen ve  "muhafazakârlık" adı altında milleti inim inim inleten AKP gibi siyasi bir kukla başımıza bela olmayacaktı...

"Başbakan'ın bildiği var!" hikâyesini geçiniz...

 Bir takım garip çevrelerin hala "imam-Hatipli" Başbakan avuntularını işin doğrusu oldukça garipsiyorum. Hele aynı çevrelerin "Artık iktidarız. İmam- Hatipli bir Başbakanımız var" ifadeleri "Polyannacılık" oynamaktan öteye gitmiyor ve artık kabak tadı veriyor...

Polyannacılık oynamakta ısrar eden çevrelere küçük bir uyarımız var. Bilindiği üzere evrensel bağlamda bakış açısı, tavır ve davranışlara göre verilir...

O halde!

Başbakanın hiçbir bildiği yok...

Takiyye makıyye hikâyeleri boş laf...

Bir takım şeyh müsveddelerinin AKP'ye keramet hasretmesi de... Onların ki yağdanlıktan biraz da ulufecilikten başka bir şey değil!

Geçiniz Efendim, AKP İktidarda;

● Kuran öğrenmek, öğretmek yasak!

● Dini bilgiler öğretmek yasak!

● Çocukların camilerde eğitim görmesi yasak!

● İmam-Hatiplerin üniversiteye girmesi yasak!

● Başörtüyle üniversiteye girmesi yasak!

Bütün bunlara katlanılmalıymış! Niye, çünkü İmam-Hatip çıkışlı ve eşinin başı türbanlı bir Başbakanımız varmış!!! Ah keşke olmasaymış!...

Demokratik Parti ile AKP'nin örtüştüğü nokta...

Demokrat Parti ölü doğumdu ve beklenenin tersine ülkeye Amerikan hegemonyasından, borçlanmadan ve İsrail'e yanaşmaktan başka bir yararı olmamıştı... AKP de olağanüstü antidemokratik post modern darbenin bir sonucu olarak ortaya çıktı. AKP anti demokratik yasakların devamından yana tavır takındı. Amerikancılık açısından DP'nin açtığı kulvarda yürüyerek, Amerikancılığı ayyuka çıkardı. Bu uğurda Yahudilerin kutsal ateşi bile harlandırıldı. Borçlanma açısından kambur üstüne kambur yığıldı. Bunlar da yetmiyormuş gibi, ülke toprakları yabancılara peşkeş çekilirken AKP'nin hiç sesi soluğu çıkmadı. Daha da beteri, Anayasa Mahkemesi "Yabancılara Toprak Satışını" durdurduğunda, AKP'li Başbakan iş çevrelerine çağrıda bulunarak, satışın serbest bırakılması noktasında kamuoyu oluşturmalarını hatırlattı...

Ya "özelleştirme" adı altında en karlı Devlet Kuruluşlarının yok pahasına satılmasına ne kılıf uydurmalı? Bu düpedüz ülkeyi yabancıların vesayeti altına sokma anlamındaydı... Ama ne yazık ki, şahsi ikbal ve ihtiras hatırına ülke satılığa çıkarılmıştı!..

Bütün bu olmazlıklardan sonra yapılacak bir seçim de AKP varlığını ve ağırlığını hala koruyacak mı?

İşte bu bağlamda maalesef "evet" diyoruz. Çünkü gerek iç borçlanma noktasında rantiyecileri abad eden, gerekse dış borçlanma konusunda IMF'cileri abad eden AKP'ye; arkasındaki medya rüzgarı ve malum güçlerin pohpohlamasıyla yine seçim kazandırılır!..

Sonrası ise hem AKP için hem de Türkiye için karanlıktır... Çünkü AKP'nin tekrar bir dönemlik iktidarına bu ülke kesinlikle katlanamayacaktır.

O yüzden AKP artık bir şekilde siyasi mevta kervanına katılmalıdır.

Bir saptamayla başladık, bir saptamayla bitirelim: Siyasi zeminde ülkeye en çok zarar verenler; masonların güdümündeki muhafazakârlar olmuştur.

Solcular mı? Onlar maalesef, hep ileride gözüken "Türkiye'nin gericileridir"..

Türkiye'nin ilericileri ise; Kuvay-ı Milliyeciler ve Milli Görüşçüler'dir!..

(Fahri Güven - Milli Gazete)

"Kıbrıs'taki statükoyu (mevcut durumu) korumaya kalksaydık, Suriye'nin Lübnan'daki durumuna düşerdik... Birileri "haydi çık artık!" derdi.. Biz de kuzu kuzu çıkardık" diyecek kadar Milli şuur ve hassasiyetini kaybetmiş ve açıkça Amerika'nın güdümüne girmiş olan bir Başbakanla yönetilmek; bugün Türkiye'nin, çözülmesi gereken en acil sorunu haline gelmiştir...

Üstelik aylardır yalvarıp yakardıktan sonra, Bush tarafından kim bilir hangi gizli tavizler karşılığı lütfen kabul edilen bir Amerika ziyareti öncesi, böylesine hamiyetsiz açıklamalar yapan bir kişinin; gittiği yerde nasıl bir ağırlığı ve saygınlığı olabilir!?

Türkiye bunlara layık değildir. Ve Milletimiz bu zilleti hak etmemektedir...


Bu yazarin diger makaleleri

STRATEJİK HEDEF
  Ahmet Hocamızdan dinlemiştik: 1970'li yılların ikinci yarısında katıldığımız Erbakan Hocamızın...
Devami
ENGİN HINÇ VE ARDIÇ KAFASI!..
  Engin Ardıç'ın 27.Ağustos.2005 Akşamdaki "Dünya Türk olsun mu?" yazısı;...
Devami
ABD ÇIRPINDIKÇA BATIYOR
  Nobel ödüllü yazarlar Morrison ve Soyinka Bush'a veryansın etti:...
Devami
ÜLKEMİZDE VE YERYÜZÜNDE YENİ BİR DÜZEN VE DÖNEM KAÇINILMAZDIR!
  Maalesef, ülkemiz ve milletimiz belki de tarihin en sinsi ve...
Devami
BÜYÜK İSRAİL AŞKI VE 3. DÜNYA SAVAŞI
 3. Dünya savaşı için iştahı kabaran ABD, İran ile nükleer...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 5000

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR