Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1476
mod_vvisit_counterDün9526
mod_vvisit_counterBu Hafta20879
mod_vvisit_counterGeçen hafta28588
mod_vvisit_counterBu Ay11002
mod_vvisit_counterGeçen Ay136380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16785357

IP'niz: 3.219.31.204
Bugün: 02 Ara 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12194231

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

SONUNU SEZEN ABD SALDIRGANLAŞIYOR!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

 

ABD'nin, sandıktan ezici zaferle çıkan Chavez'e tahammülü yok

İkiyüzlü Amerika Venezüella'yı karıştırıyor!

Ortadoğu'yu demokrasi yalanıyla kaosa sürükleyen ABD'nin, halkının kahir ekseriyetinin oylarıyla seçilen Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez'e yönelik düşmanca girişimlerini artıracağı belirtildi.

Egemen güçlere karşı 1998'deki seçimde büyük başarı elde eden Hugo Chavez'e karşı girişilen ABD destekli darbe başarısız oldu ve 13 Nisan 2002'de Hugo Chavez, yeniden tekrar iktidara taşındı. ABD ve işbirlikçileri tarafından istenen referandumda (15 Ağustos 2004'te) yüzde 57 oy alarak Washington'a bir darbe daha vurmuştu.

 

Irak'a, Ortadoğu'ya "terörle mücadele" adı altında yerleşen ABD, kendisine köle olmayan yönetiminden, ekonomik programlarından hoşlanmadığı ülkelerde "demokrasiye karşı mücadelesi"ni sürdürüyor.

ABD'nin, halkının kahir ekseriyetinin oylarıyla seçilen Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez'e yönelik düşmanca girişimlerini artıracağı belirtildi.

The New York Times Gazetesi, Amerikalı yetkililerin uzun dönemde Chavez'le daha sert bir mücadele stratejisi başlatmayı planladıklarını yazdı. Gazete, ABD'nin Latin Amerika politikaları üzerinde çalışan üst düzey bir yetkilinin, "Biz Venezüella'ya daha pragmatik bir ilişki teklif ettik. Açıkçası, eğer teklifimizi kabul etmezlerse daha mücadeleci bir yaklaşım sergileyeceğiz" dediğini aktardı. Yetkili, Chavez'e karşı yapmayı planladıkları girişimler arasında, Venezüella'da Chavez karşıtı gruplara desteğin arttırılması ve Venezüella'nın komşularını Chavez'den uzaklaşmaya zorlamanın da bulunduğunu kaydetti.

ABD ile petrol ihracatçısı Venezüella arasındaki ilişki, 1999'da Chavez'in iktidara gelmesiyle bozuldu.

Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez, ülkesini işgal planları yaptığı gerekçesiyle ABD ile askeri işbirliğine son verdiğini açıklamıştı. Chavez, eğitim veren az sayıdaki ABD'li subaydan ülkeyi terk etmelerini istemiş artık ortak bir askeri tatbikat yapılmayacağını kaydetmişti.

ABD'nin, Venezüella'yı işgal planları yaptığını söyleyen Chavez, ülkesindeki bir askeri üs ile bir petrol rafinerisinin fotoğraflarını çeken ABD'li bir subay ile bazı gazetecilerin bir dönem gözaltına alındıklarını hatırlatmıştı.

Chavez, ABD'li subaylardan bazıları Venezüella ordusunda kampanya yürüterek, Venezüellalı askerlerle konuşuyor ve bu ülkenin devlet başkanını eleştiriyor. Değişim programı, bilinmeyen bir tarihe kadar askıya alınmıştır demişti.

Venezüella'nın Devlet Başkanı Hugo Chavez'e 2002'de düzenlenen darbe girişiminin ABD Yönetimi olduğu biliniyor.

Chavez daha önce yaptığı açıklamalarda Washington'ın, kendisini öldürme planları yaptığını da açıklamıştı.

"Demokrasi ve özgürlük" yalanıyla dünyayı cehenneme sürükleyen ABD'nin sandıktan ezici zaferle çıkan Venezüella Devlet Başkanı Chavez'e tahammülü yok! Chavez'e karşı önce darbeyi deneyen, sonra Başkan'ı referanduma zorlayan ABD ikisinde de yenildi.

ABD'nin yaptığı işkenceleri açıklayan bir BM yetkilisi kovuldu

BM'nin Afganistan'daki en üst düzey insan hakları müfettişi, ABD ordusunun tutukluları yargılamadan gizli yerlerde hapsettiklerini bildiren bir eleştiri raporu hazırladığı için geçtiğimiz günlerde işini bırakmaya zorlandı.

The Independent gazetesinde yayınlanan haberde, Washington'un baskısıyla BM'nin, Cherif Bassiouni'yi görevinden aldığı belirtildi.

Kahire'de yaşayan Mısırlı hukuk profesörü geçtiğimiz hafta, Cenevre'deki İnsan Hakları Komisyonu'na 24 sayfalık bir rapor sunmuştu. Raporda; "Afganistan'da, kanunları kendi istedikleri şekilde kullanan ve hiçbir hukuki dayanağı olmadan insanları tutuklayan, gözaltına alan, kötü davranan ve büyük olasılıkla işkence de eden işgalci güçler tarafından görülmedik uygulamalar yapılıyor." deniyordu. Bassinouni, hazırladığı raporda, bağımsız bir bilirkişinin Kabil'in 50 kilometre kuzeyinde bulunan Bagram kampına girişinin engellendiğini de belirtiyor.

Bassiouni, geçtiğimiz sene göreve geldiğinde de ABD ordusunun haksız uygulamalarını eleştirmesiyle biliniyordu

Avrupa Konseyi: ABD Guantanamo'da işkence yapıyor!

 Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM), ABD'nin Küba'daki Guantanamo üssündeki tutsakların işkence gördüğünü bildirdi ve Avrupa ülkelerine tutsakların sorgulanması konusunda işbirliği yapmama çağrısında bulundu. AKPM genel kurul toplantılarında Guantanamo üssüyle ilgili olarak onaylanan tavsiye kararında, ABD'den gizli tutuklama uygulamasına son vermesi ve tutsakların işkence gördüğüne ilişkin iddiaları soruşturması istendi.

Tavsiye kararında, üsteki koşullar, tutsaklara yapılan işkence, gösterilen kötü ve insanlık dışı tutum nedeniyle yasadışı olarak değerlendirildi. ABD'nin terörizmle mücadeledeki çabalarının desteklendiği belirtilen kararda, ABD'nin bu yolda gösterdiği hevesle kendi ilkelerine ihanet ettiği; kaydedildi. Kararda, Guantanamo'daki tutsakların, adli makamların denetimi olmadan tutuklama ya da sorgulanma amacıyla diğer ülkelere gönderilmesi uygulaması da eleştirildi.

Uluslararası Af Örgütü, insanlık dışı eylemler dolayısıyla İsrail'i kınadı:

Filistinlilerin tarlalarına zehir döküyorlar, ABD göz yumuyor!

 Uluslararası Af Örgütü, Yahudi yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik terörden dolayı İsrail'i kınayarak, buna son vermesi çağrısında bulundu.

İnsan haklarını savunan örgütün bildirisinde, İsrail hükümetinden, özellikle son zamanlarda Filistinlilerin tarlalarına zehir döküldüğü ve hayvan sürülerinin zehirlendiği belirtilerek, bunları engellenmesi istendi.

‘'Son haftalarda, Batı Şeria'nın güneyindeki Tuvani, Um Faggara ve Harruba köyleri yakınlarındaki tarlalara zehir döküldü'' denilen bildiride, ilk zehirlenme vakasının geçen Mart ayı sonunda görüldüğüneve zehir dökülen tarlaların tamamının İsrail'in kontrol ettiği bölgede olduğuna dikkat çekildi.

AFP'ye açıklama yapan Batı Şeria'da görevli bir polis sözcüsü ise olayla ilgili soruşturma açıldığını, ancak henüz herhangi bir kişinin gözaltına alınmadığını belirtti.

Filistin Tarım Bakanlığı yetkilisi Muhammed Kanam, bu ay başında yaptığı açıklamada, bölgede 82 hayvanın zehirlendiğini, bunlardan 20'sinin telef olduğunu söylemişti.

Batı Şeria'daki Bir Zeit Üniversitesi'nde yapılan incelemeler, bölgedeki tarlalarda, ‘'fluoroacetamide'' isimli çok zehirli maddeye rastlandığını ortaya koymuştu.

1998 Rotterdam Konvansiyonu tarafından ‘'çok tehlikeli maddeler'' statüsüne alınan ‘'Fluoroacetamide'' adlı maddenin panzehiri bulunmuyor.

Siyonistler Lübnan'daki Suriye askerlerinin geri çekilmesiyle yetinmediler

Şimdi de Filistinlilerin silahları toplanıyor!

İsrail'in rahatsızlık duyduğu konular tek tek ortadan kaldırılıyor. Hariri suikastı gerekçe gösterilerek baskılar sonucu Suriye askerleri Lübnan'dan geri çekildi. Bununla yetinilmedi. Bu kez de Lübnan'daki Filistinliler'in ellerindeki silahları toplamaya çalışıyorlar.

Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) bünyesindeki en büyük örgüt olan El Fetih'in lideri Faruk Kaddumi, Lübnan'daki Filistinlilerin elinde sadece hafif silahlar bulunduğunu ve ‘'bu konunun Lübnan ile Filistin arasında dostça çözülebileceğini'' söyledi.

Lübnan'ın eski Dışişleri Bakanı Fares Bueyz ile görüşmesinin ardından basına açıklama yapan Kaddumi, ‘'1991'de bir anlaşma yapıldı ve bu anlaşma, gerçeği söylemek gerekirse, uygulanmasa bile, biz bütün silahlarımızı teslim ettik'' dedi.

Kaddumi, Lübnan'da yaşayan Filistinli mültecilerin kamplarında ağır silah bulunmadığını vurgulayarak, ‘'Lübnan'da olup bitenlerden dolayı, Filistinli olsun olmasın, birçok kişi silah bulunduruyor'' ifadesini kullandı.

Bunun bir sorun teşkil etmeyeceğini vurgulayan El Fetih lideri, ‘'bu konunun iki taraf arasında dostça çözümlenebileceğine inandığını'' belirtti.

Lübnan, 1991'de yapılan anlaşmayla, ülkede bulunan Filistinli mültecilere sivil ve sosyal haklarını vermeyi ve 1982'deki İsrail işgali sırasında kapatılan FKÖ bürosunu yeniden açmayı, Filistinli mültecilerin elindeki ağır silahların teslim edilmesi şartıyla kabul etmişti

ABD ılımlı İslam'la Müslümanları uyutuyor!

1990'lardan bu yana, küresel güvenlik gerekçesiyle, Müslüman coğrafyada yürütülen çalışmalar, güvenlik projesinden medeniyet projesine dönüştü. İslamcı terörizm gibi kavramlar yerini reform, ılımlı İslam kavramlarına terketti.

Büyük Ortadoğu Projesi'nin, Ilımlı İslam projesinin, etnik ve mezhep eksenli ayrıştırma projelerinin hedefi gerçekten El Kaide etkisini kırmak mı?.. ABD'nin ve Batı'nın yaşadığımız bölgeye yönelik tasarrufları güvenlik boyutunu aştı. Artık teolojik bir tartışma/müdahale söz konusu. Batı, İslam dünyasına yeni bir medeniyet projesi dayatıyor.

Söz konusu stratejiyle, ABD ilk kez İslam'ı ulusal güvenlik sorunu olarak kabul ediyor. "Sorun"un kaynağına müdahale ediyor ve onu dönüştürmeye çalışıyor. Bu çerçevede; ılımlı Müslüman grupları, vakıfları, reformcu kadroları yine İslam'a karşı kullanıyor. İslami radyo ve televizyon kanalları kuruyor, varolanlara finansal destek veriyor. Müslüman think-tank kuruluşları, okullar kuruyor, medreseler açıyor, camileri restore ediyor. İşbirliğini kabul etmeyen Müslüman medya, dini önderler, siyasi liderler ve partiler hedef alınıyor. Bu çerçevede USIAD üzerinden 24 ülkede yoğun çalışmalar yürütülüyor. Mısır'da, Pakistan'da, Türkmenistan'da, Özbekistan'da, Kırgızistan'da camiler ve sufi önderlerin türbeleri ABD tarafından restore ediliyor. Bangladeş'te imamlar eğitiliyor. Madagaskar'da spor müsabakaları yapılıyor. 24 ülkede İslami medya, radyo ve tv kanalları finanse ediliyor. Endonezya'da 30 Müslüman gruba para aktarılıyor. İmamlar eğitiliyor, ders müfredatları üzerinde çalışma yapılıyor, İslami üniversitelerdeki akademisyenlere destek veriliyor, yaklaşık 40 bölgede radyo programları yapılıyor, liberal İslam üzerine çalışması için think-tanklar kuruluyor. Bütçesinin yüzde 25'ini bu programlar için harcayan USIAD, Müslüman ülkelerde liberal ve laik anlayışı destekleyebilecek bütün gruplara destek verdiklerini, dini organizasyonların kurulmasını sağladıklarını belirtiyor.

ABD'nin Müslümanların kalplerini ve zihinlerini kazanmasında, "yeni din inşası"nda rol üstlenenler, onca siyasi ve medyatik desteğe rağmen şimdiye kadar lüks salonların dışında bir varlık gösteremediler. Onlar şimdi dağıtılan milyonlarca dolardan pay almakla meşgul. Bir zamanlar İngiliz altınlarının peşinde koşanlar gibi... [1]

ABD'nin postmodern jeopolitikası çöküyor!

 Dünyanın çeşitli yerlerindeki araştırma merkezlerinde, üniversitelerde, stratejik düşünce kuruluşlarında entelektüeller, aydınlar ve bilimadamlarının üzerinde en çok durdukları, üretim yaptıkları konuların başında küreselleşme sürecinin nereye doğru gittiği konusu ile Amerika Birleşik Devletleri'nin yeni stratejileri geliyor. Küresel hegemonya peşinde koştuğu artık iyice günyüzüne çıkan ABD'nin hangi araçları kullanarak neler yapmak istediği sorusuna cevap aranıyor.

"Stratejik Önalıcılık Doktrini"

Bu soruya cevap arayan aydınlardan biri de Prof. Dr. Richard Falk. Princeton Üniversitesi'nde uluslararası hukuk hocası olan Falk, "Dünya düzeni nereye?" isimli son kitabında Amerika'nın emperyal jeopolitikasını analiz ediyor.

Amerika'nın küresel hegemonya hedefinin ipuçlarını Bush'un 2002 Haziran'ında West Point'te askeri akademi öğrencilerine yaptığı konuşmada tespit eden Falk, emperyal küreselleşmenin en açık bir biçimde kabullenilişinin göstergesi olan "stratejik önalıcılık doktrini"nin ilk kez bu konuşmada tümüyle ortaya konulduğuna dikkat çekiyor.

"Stratejik önalıcılık doktrini" ya da genel kullanımıyla "Bush doktrini", ABD'nin tehdit olarak algıladığı ülkelere saldırmasını bir "hak" olarak görüyor. "Stratejik önalıcılık doktrininin" ilk uygulama sahasını da Irak oluşturuyor. Tüm dünyanın karşı çıkması ve ortada savaşı gerektirecek hiçbir neden olmamasına rağmen bilindiği gibi Bush yönetimini durdurmak mümkün olmamıştı.

Falk, "stratejik önalıcılık doktrini" ile ilgili şu yorumu yapıyor: "Tek taraflı bir biçimde uygulandığı taktirde sınırı olmayan, BM ya da uluslararası hukuka hesap vermeyen, sorumlu hükümetlerin kollektif kararlarına dayanmayan ve daha da kötüsü pratik bir zorunluluk olduğuna dair inandırıcı bir gerekçe gösterilmesini gerektirmeyen bir doktrindir. Bu doktrinin Irak için uygulanmasının geçerli hiçbir gerekçesi yoktur. Bush yönetimi, ya olguları yanlış analiz etmiştir ya da savaşı başlatırken açıklamadığı başka niyetleri bulunmaktadır. Her koşulda yaptığı harekât, genel küresel güvenliği ABD'nin küresel egemenliğine dayandırmakta ve sorumsuz radikal jeopolitikanın ifadesi olarak anlaşılmaktadır. Irak savaşı esasen bölgesel egemenlik elde etmek için tasarlanmış bir Amerikan harekatıdır!.."

Postmodern Jeopolitika...

Modern jeopolitikanın egemen devletlerarasındaki çatışma ve ilişkileri ele almak için biçimlendirildiğine vurgu yapan Richard Falk, 11 Eylül saldırılarına atıfta bulunarak, küçük askeri ve mali kaynaklara sahip bir şebekenin en büyük devlete karşı küresel ölçekte yıkıcı bir savaş açacak gücü bulunmasını, bir postmodern jeopolitika inşa edilmesini gerektirecek farklı bir güvenlik yapısının kabulü olarak görmektedir. Postmodernite burada jeopolitikanın dünya düzenine dair içerimlerine işaret etmektedir.

Postmodern jeopolitikanın 11 Eylül ile başlamadığına da vurgu yapan Falk, "son yıllarda ekonomik küreselleşme ve yurttaş küreselleşmesi modern olanı postmodern olandan ayıran eşiği aştı ve bunu bilhassa otoritenin merkezini ulusötesi dinamikleri de içerecek şekilde ikili bir biçimde devletten piyasaya ve devletten sivil topluma kaydırmak suretiyle yaptı. Bush'un 11 Eylül'den sonra yaptığı şey, postmodern jeopolitikayı piyasalardan ve sermayenin mantığından uzaklaştırarak savaşa ve çatışmaya doğru yönlendirmekti" yorumunu yapmaktadır.

Bush'un postmodern jeopolitikasında hiç bir şekilde uluslararası hukuka yer bulunmuyor.. Kendisinden olmayan herkesi "düşman" olarak tanımlayan bu bakışaçısında, emperyal tutkular ve küresel bir imparatorluk kurma hayalleri bulunuyor.

Richard Falk, Bush yönetiminin zihniyet haritasını ise şöyle analiz ediyor: "ABD, oyunun kurallarını koymayı da içerecek bir küresel egemenlik hakkı talep etmekle kalmıyor aynı zamanda toplumsal refah arayışlarının nihai yanıtına sahip olduğunu da iddia ediyor. Bu iddiada bulunurken, kendi evsiz yurttaşlarını, kalabalık ve giderek sayısı artan hapishanelerini, kentlerindeki çürümeyi ve sayısız sorununu unutmuş görünüyor. Bush'un dünya görüşü, diğer kusurlarının yanısıra, farklılığın ve deneyimlerin geçerliliğini yok sayıyor. Ayrıca sıra ABD'nin dünyadaki rolü konusunda diğerlerinin meşru yakınmalarını kabullenmeye geldiğinde, koyu, karanlık bir inkârcılığa başvuruyor. Kendinden hiç kuşku duymayan bu yaklaşım, ABD tarafından teşvik edilen postmodern tutumu köktenci jeopolitikanın tehlikeli bir biçimi haline de getiriyor. Bu postmodern jeopolitika vizyonu, güçlü bir protestan ahlakçılık dozuyla desteklendiğinden yine tehlike sinyalleri veriyor..."

Bush'tan korunmanın yolları

Bush yönetimi "küresel bir imparatorluk" kurmak için dünyanın her yanında askeri üsler kurmakta, halkları ayaklandırmakta, ülkeleri işgal etmekte, askeri, siyasi, sosyal ve ekonomik alanların tümünde yoğun bir çalışma yürütmektedir. ABD diğer devletlerden hem ulusal hem de küresel anlamda güvenliği kendi ellerine teslim etmelerini istemektedir.

Peki, ABD'nin bu küresel egemenlik dayatmasına karşı ne yapılabilir? Falk, yapılması gerekeni şöyle özetliyor: "İnsan hakları ve küresel demokrasi dayanakları üzerinde inşa edilen postmodern bir dünya düzeni bayrağı altında, yurttaş küreselleşmesiyle ekonomik küreselleşmeyi bağdaştırmak yönünde hareket etmeliyiz..."

Yani, adaleti, barışı, eşit paylaşımı, özgürlüğü ve işbirliğini esas almalıyız... ABD'nin küresel imparatorluk hayallerine ancak bu şekilde karşı koyabiliriz...[2]



[1] Yeni Şafak  / 26.4.2005 / İbrahim Karagül /

[2] 27.04.2005 / Dr. Abdullah Özkan / Milli Gazete

Necati AKGÜL -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

İSLAM’A GÖRE DEVLET VE DÜZEN KAVRAMI!
  İSLAM’A GÖRE DEVLET VE DÜZEN KAVRAMI!        İslam; hem Dindir, hem...
Devami
"ALEVİ"LİK NEDİR VE NASIL İSTİSMAR EDİLİR?
  Alevilik; Varis-i Nebi Hz. Ali Efendimizin; tertemiz ve seçkin...
Devami
İRAN MACERASI VE DİYALOGCULARIN MARAZI
  ABD ile İran karşıtı anlaşma: Hakkari Yüksekova'da uçak pisti...
Devami
KIBRIS AKDENİZ'DEKİ, ADALAR İSE EGE'DEKİ SON SAVUNMA HATTIMIZDIR!
“Türkiye El Bab'da kesin bir zafer kazanmıştı. Terörle mücadele tarihine...
Devami
ORDU DÜŞMANLIĞI, SOYSUZLUK NİŞANIDIR!
  Erbakan Hoca Orduya toz kondurtmuyor! Devrim Sevimay'la yaptığı röportajda şunları...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4493

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR