Get Adobe Flash player
Reklam

TÜRKİYE BİZANSLAŞIYOR!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 19
ZayıfMükemmel 

 

Yunanistan'ın resmi devlet bankası ve devletin stratejik ve siyasi bir kararı ve programı olarak gelip Türkiye'de Banka satın alıyor...

Ve Yunan Bakan televizyona çıkıp kendi halkına "adım adım amaçlarına yaklaştıklarını" gururla anlatıyor.

Bankalar bir ülkenin ekonomik kalbi, şube ve faaliyetleri ise, damarları gibidir. Kalp ve damarlarımızı ele geçirenlerin, beyni (yani siyasi merkezleri) etkileme fırsatları doğmaktadır.

Finans kurumlarımıza ve Bankalarımıza yabancıların sahip olması bizim özel veya resmi, finans sırlarımıza sahip olmaları anlamındadır. Bu durum istedikleri şirketleri ve ihaleleri, devre dışı bırakma imkânları sunmaktadır.

 

 

Arjantin, ülkesine böyle özelleştirme palavrasıyla sızan dış bankaların bir anda bütün paralarını dövize çevirip yurt dışına kaçmasıyla, bildiğimiz, o hala belini doğrultamadı ekonomik krizin ve iflasın tuzağına itilmişti.

Bu Yunan Milli Bankasının ortaklarından birisi Selanik'teki Pontus Soykırım anıtını açan ve 12 Mayıs tarihini sözde katliamı anma günü olarak açıklayan Ortodoks kilisesi var.

Bu banka daha önce yayınladığı bir broşürde İstanbul dâhil bütün Marmara, Ege ve Karadeniz bölgelerini Pontus ve yeni Bizans (Yunanistan) sınırları içerisinde gösteriyor.

Baklavayı kaptırmayalım derken bankalarımız gidiyor!

Gerçekten acaip şeyler oluyor. Son dönemde tam 24 banka yabancılara satılmış. İçlerinde Türkiye'nin en büyük bankaları var.

Sonunda Denizbank da yabancılara satıldı. Bu yabancılardan biri de Yunanistan.

 Hani şu üç günde bir it dalaşına girdiğimiz ülke.

Türkiye'nin ilk 10 büyüğü arasında yer alan Finansbank'ı Yunan Milli Bankası aldı. Yunan Milli Bankası'nın en büyük hissedarı Yunan Milli Kilisesi! Yine Türk Tekfenbank'ı Yunan EFG Bank'ı alıyor. Tam da bugünlerde ilginç bir tartışma patlak veriyordu. 

Baklava "Sizin mi-Bizim mi?" Yunanlılar işi azıtmış ve utanmadan "baklava bizimdir" diyorlardı. Ve bu baklava dalaşı ve "canbaza bak!" telaşı içinde, bankalarımız gidiyordu!

Bütün bunlara gözünü ve kulağını tıkayan Başbakan, Atatürk'ün evindeki anı defterine AKP aleyhine yazılan sayfaları koparıyor.

Ve tam bu sırada, AB Genel sekreterliği Türkiye ile müzakere metnine: "Türk eğitim sistemi laiktir" maddesini sokuşturuyor. Türkiye zaten laik bir ülke olduğuna göre, bu madde dini eğitimi yasaklamayı amaçlıyor.

Korktuğumuz Başımıza Geliyor

Önce Reuters Yunanistan'dan EFG Eurobank'ın Tekfenbank ile anlaştığını duyurdu. Geçen hafta Yunan basınında çıkan haberlere göre Yunan bankalarından Alfabank ile Eurobank'ın yağma Hasan'ın böreği mantığıyla Türkiye'deki bankacılıktan hisse kapmaya çalıştıklarını yazmaktaydı.

Yine geçen hafta Yunanistan'ın devlet kanalı NET'te yayımlanan bir sabah programında Yunan dışişleri bakan yardımcısı bu banka alımlarını teşvik ettiklerini söylüyor ve bu alımların Yunan devletinin stratejik girişimleri olduğunu ifşa ediyordu. Hem kendisine soru soran program yapımcısına hem de muhalefet partisinin temsilcisi eski bakan Çohacopoulos'a verdiği cevaplarda Yunan Milli Bankası'nın Finansbank'ı almasını teşvik ettiklerini hem de başka özel bankaların Türkiye'ye yerleşmesini desteklerini ifade ediyordu. Tartışma, Türkiye'nin AB çizgisinden uzaklaşması halinde ne olacağı sorusu üzerinde yoğunlaşmıştı ve bakan yardımcısı Stylyanidis'in, hükümetin B planı olup olmadığını açıklaması isteniyordu. Stylyanidis ise, Türkiye ile AB arasında bir krizin sonbahardan itibaren muhtemel olduğunu; krizin ardından Ankara'nın AB sürecinden kopabileceğini; bunun örneklerinin geçmişte de yaşandığını; böyle durumlarda Ankara'nın Atina'nın beklentilerine karşılık vermediğini; ancak bu defa durumun farklı olduğunu; zira Yunanistan'ın Türkiye'nin finans ve bankacılık sektöründe etkili bir konum elde etmeye başladığını; Ankara, AB sürecinden kopsa bile Atina'nın taleplerine karşı artık kayıtsız kalamayacağını ifade etti. Aslında Yunan Milli Bankası'nın Finansbank'ı alması sırasında da Yunan basınında çıkan pek çok haber ve analizde, bu alımın bir devlet kararı olduğu; devletin kontrolündeki Yunan Milli Bankası'nın Finansbank'ı yaklaşık üç misli fiyatla almasına ilişkin kararın bizzat Başbakan Karamanlis tarafından verildiği belirtilmişti.

Yunan Milli Bankası'nın ardından irili ufaklı başka Yunan bankaları da geliyor ve Türkiye'den banka alıyorlar. Bankacılık ve finans sisteminin bir devletin kalp ve damar sistemi ile beyni kadar önemli olduğunu vurgulayalım. Bir ülkenin bankaları yabancıların eline geçtiği zaman bütün finansal veriler, bilgiler ve gizlilik içeren konular yabancıların eline geçer. Bu bankalar istedikleri kişileri zengin ederler, istemediklerini ise batırabilirler. Bir kriz anında ülkenin finansal varlıklarını yurt dışına çıkartarak krizi derinleştirirler. AKP hükümeti zamanında neredeyse bütün bankaların yabancılara satılması için hummalı bir gayret sergilendiğini ibretle izlemekteyiz.

Bu arada Vodaphone'u alan İngiliz şirketinin Yunanistan'da Amerika adına casusluk yaptığını Yunan basınında çıkan bilgilerle sizlere aktarmıştık. Bu şirketin Telsim'i alarak Türkiye'ye gelmek istediğini ve Telsim'in böyle bir şirkete devrine ilişkin olarak AKP hükümetinin hiç bir güvenlik kaygısı duymamakta olmasının ayrıca ibretlik bir vaka olduğunu belirtmiştik.

Yaptığı casusluk faaliyetlerinden dolayı Yunanistan hükümeti ve telefonu izlenen kişiler tarafından mahkemeye verilen bu şirket sanki Yunan devletiyle Türkiye üzerinden bir anlaşmaya gidiyor gibi. Çünkü Telsim'in yüzde onluk hisselerini bu şirket Yunanlı bir şirkete satıyor. Sattığı şirketin sahibinin Yunan devletiyle içli dışlı ilişkiler içinde olması kuvvetle muhtemel. Bu Yunan şirketi bilhassa KKTC'deki Telsim hatlarıyla ilgileniyor. Bu arada Finansbank'ın da KKTC'de şubeleri olduğunu hatırlatalım.

 

Yunanistan'da casusluk yapan Vodaphone Türkiye'ye sadece Yunan ortak getirmiyor. Ayrıca Yunan yöneticiler de getiriyor. Ve Yunan bankaları Türkiye'ye doluşuyorlar. Bütün bunları normal ticari faaliyetler olarak değerlendirmek için herhalde Tayyip Erdoğan ve/veya Ali Babacan olmak gerekiyor. Vodaphone, Yunan hükümetiyle Türkiye'nin telefon dinlemelerinden Atina'ya doğrudan pay verme konusunda anlaşmışsa, hiç şaşırmam. Bu arada Türk Telekom'un arka planından da İngilizlerin çıktığını ilave edelim O zaman ülke satılıyor ve bu satışlar artık bir milli güvenlik meselesi olmuştur diyenler haklı değil mi?[1]

Her Taşın Altından İngiliz ve Amerikalılar Çıkıyor!

Son haftalarda bir yandan Vodafone'un Telsim'i alarak Türkiye'ye gelmek istemesi; İngiliz menşeli bu şirketin Yunanistan'da muazzam bir telekulak skandalına karıştığının tespit ve tescil edilmesi, Yunan bankalarının Türkiye'de bankalar almaya hız vermesi kafaları karıştırıyor..

Bunların genel ve birlikte bir değerlendirmesini yapmakta fayda var. Çünkü bu konularla ilgili bilgiler Yunan ve Batı basınında çıkmaya devam ediyor. Bu arada meselenin bir de Amerika ayağı oluştu. Amerika'da geçen hafta patlak veren izinsiz telefon dinleme skandalının içerisinden de Vodafone çıktı. Çünkü Amerika'daki istihbarat örgütlerinin çatı kuruluşu olan Ulusal Güvenlik Ajansı (National Security Agency) ile işbirliği içinde; ama mahkeme kararı olmaksızın milyonlarca telefonun yıllardır izlendiği ortaya çıktı. Toplamda 200 milyon civarında telefon dinlenmiş. Bunun bir kısmında da Verizone adlı Vodafone'un Amerika'da faaliyet gösteren şirketi bulunuyor.

Yunan basınında geçtiğimiz aylarda çıkan bilgiler, Vodafone'un oradaki dinlemelerinin Amerikan büyükelçiliği adına yapılmış olduğunu ortaya koymaktaydı. Dinlenen telefonların sistem içerisine yerleştirilen düzeneklerle Amerikan büyükelçiliğinin binasına doğrudan yansıtıldığı bilgileri soruşturmayı sürdüren Yunan savcılığı tarafından basına aktarılmıştı. Son haftalarda gelen bilgiler bu yansıtmaların doğrudan doğruya Amerika'ya da yapıldığına işaret ediyor.

Ve Amerika'da bu telefon bilgilerinin düzenli yansıtıldığı yer Amerikan istihbarat kuruluşlarının çatısı konumundaki Ulusal Güvenlik Ajansı, yani şimdi Amerika'da illegal telefon dinletme işlemini yaptıran kuruluş. Bu kuruluşla Vodafone'un Amerika'daki şirketi olan Verizone tam bir işbirliği içinde. Ne tesadüf değil mi? Bu tesadüflere AKP ve Unakıtan türü insanlardan başkası zor inanır...

Vodafone Yunanistan'da mahkemelik. Büyük tazminata mahkûm olması muhtemel. Ama bu Vodafone'u Türkiye'ye davet edip, Telsim'i vermeye çalışıyoruz. Yani adamlara bir manada, ‘gelin Türkiye'ye ve bizi de dinleyin' demek ister gibi bir halimiz var. İşin daha da kötüsü, Vodafone Türkiye'ye gelirken, yanına bir Yunan ortak ve Yunan yöneticiler alıyor. Adeta Yunan devletine, ‘siz bizi bu mahkemeden kurtarın biz de Türkiye'nin dinlemelerinden size hisse verelim' der gibiler.

Bütün bunlara Türk Telekom'da olanları da eklersek, durumun ne kadar ciddi ve vahim olduğu daha iyi anlaşılıyor. Çünkü, bu köşede defalarca ele aldığımız gibi, Türk Telekom bir kaç yıllık kârına denk gelen bir fiyatla Lübnanlı Hariri ailesine satıldı; ama işin altından yine İngilizler çıktılar. Hassas bölgelerde çalışan Türk mühendislere işten el çektirdiler ve yerlerine İngiliz mühendisler yerleştirdiler. Bu kişilerin istihbarat elemanları olduğunu Emin Şirin Bey Meclis'te açıkladı.

Normalde herhangi bir ülkede bütün bunlar ortaya çıktığı zaman hükümet hemen vaziyete el koyar ve Vodafone'un Türkiye'ye gelmesine mani olurdu. Hatta normal bir devlette Türk Telekom'un bu şekilde satılması söz konusu olmazdı. Tıpkı Yunanistan'da olduğu gibi hisselerin önemli bir kısmı bu satıştan katbekat daha yüksek bir fiyata halka satılabilir; ama yönetim devletin kontrolünde kalırdı. Şimdi bu İngilizler ve Amerikalılar, başbakan, bakanlar, TSK ve diğer herkesin telefonlarını dinliyorlarsa buna şaşırmam.[2]

Türk-Yunan İlişkilerinde Garip Olaylar Yaşanıyor!

Olaylar o kadar garip bir hava içinde cereyan ediyor ki bazen, "acaba ben mi olayları anlamıyorum?" yoksa  "bunları garip bulan tek kişi ben miyim?"  diye merak ediyorum.

Sanki ortada acayip bir senaryo, görünmeyen bir rejisör, şaşkın oyuncular ve hiçbir şeyi anlamadan seyreden seyirciler var. Oyunun yazarı ve idarecileri ise dışarıdan oyunu idare edip, garip bir şekilde nerede olduklarını belli etmiyorlar.

Neden mi bahsediyorum? Tabii ki, epeydir garip bir minval üstünden devam eden Türk-Yunan ilişkilerinden. Bugün, birlikte olayların bir listesini yapalım ve parçaları yan yana koyalım istedim. Bakalım durum bize ne gösterecek?

Psikolojik Alt Yapı, Sanat ve Spor Alanları:

Farkındaysanız son zamanlarda Anadolu'dan göçen Rumlar hakkında veya burada kalıp da Müslüman insan şeklinde ömrünü devam ettiren ama Kripto Hıristiyan olanlar hakkında yazılan roman veya öyküler bir hayli arttı. Yani, kişiler aslına rücu ederlerse şaşmamak lazımdır mı deniliyor acaba? Yoksa başka bir şeye mi zemin hazırlanıyor?

İstanbul ve İzmir gibi daha kozmopolitan atmosfere sahip şehirlerde açılan tavernalarda "Yunan müziği" dinlemek, "sirtaki yapmak" ve "tabak kırmak" epeydir moda oldu.

Eurovision şarkı yarışmasına gidecek olan şarkıcımız kendi tanıtım turlarına ilk olarak Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimini ziyaret ederek başladı ve hatta aşka gelip, hiçbir hakkı olmadığı halde Rum tarafından müzisyenleri Türk televizyonlarında program yapmaya davet etti!!!

"Yabancı Damat" gibi diziler halkımızı iyice Yunanlılarla yakınlaşma fikrine alıştırmaya başladı. Ama bu dizide, dikkat edilmesi gereken hayli ilginç bir taraf var: İyi, zengin ve kibar olan taraf Yunan tarafı, yani oğlan tarafı. Kız ise; her türlü yasağı, örf ve âdeti hiçe sayan bir Türk. Yunan tarafı eğitimli, yüksek gelirli hatta milyoner ve görgülü. Türk tarafı orta yaşantılı bir esnaf ailesi. Kız tarafı, oğlan  tarafı kadar eğitimli, zengin ve görgülü değil. Nedense, hep kavga eden, saçma, sapan sahnelere sebep olan, tam bir  "dağdan inme", "kaba, yontulmamış" imajı verilen taraf da kız tarafı.

Bu dizi Yunanistan'da müthiş popüler olmuş, yüzde 50'nin üstünde izlenme rekorları kırıyormuş hatta Yunan turizm bakanı, Atina'da yapılan bir törende, filmin Türk yapımcısı ve direktörüne ödül vermiş.  Niye vermesin? Onların istediğinin daha da alasını bir Türk yapmış. Kendi insanını küçülttükçe, küçültmüş. Tam bir yabani görgüsüz tablosu çizmiş. Yunan daha ne istesin? Zaten onların da gayreti her zaman Türklerin olay ve zorluk çıkartan taraf olduğunu dünyaya kanıtlamak.

Diğer bir dizi de "Kırık Kanatlar". Bu oldukça iyi bir dizi olması ve Kurtuluş Savaşı'nı konu alması sebebi ile halktan büyük ilgi gören bir hikaye ama burada da garip olaylar var. Mesela, ülkenin birçok yerinde zaten Yunanlıların yaşamakta oldukları ve bu topraklarda onların da hakkı olduğu "çaktırılmadan işleniyor".

Filmde kahramanca vatan görevi yapan ailenin  bir genç kızının "bir Yunan gencine aşık olması" ana temalardan biri olarak işleniyor. Bu bir Yunan asker kaçağı. Onu gizlemek için kaç kişinin kendi namus ve canlarını tehlikeye atmaları da ayrı bir olay. Amaç belli değil.

Şimdi aynı konularda Yunanistan'da nasıl bir tutum var diye bakalım: Yunanistan şu ana kadar yukarıda bahsedilen benzer konularda hiçbir film yapmadı. Eurovision için Türkiye'ye gelip, kulis çalışmasında da bulunmadı. Kaç defa ziyaret ettiğim Yunanistan'da, sadece tarihi mekânlarda "Türklerin nasıl tarih ve arkeolojiye zarar verdiğinin" söylendiğini duydum ve müdahale etmek durumunda kaldım. Tavernalarda da, Türk müziği çalıp, Türk dansı yaptıklarını duymadık. Yoksa basınımız böyle olayları göklere çıkartırdı.

Spor alanını ele alalım. Yapılan her maçta, eğer maç Yunanistan'da oluyorsa mutlaka büyük terbiyesizliklere sahne olmuştur.  Sporcularımıza kötü muamele yapılmıştır. Bize sıra gelince "centilmenlik" gösteriyoruz ve misafirperverlik yapıyoruz ama bu Yunanlılara asla bir ölçü veya ders olmuyor. Yunan bildiğini okuyor.

Ticaret ve İşbirliği konusunda:

Heyecanla Atina'da toplantı yapmaya karar veren TÜSİAD'ın son toplantısında yaşanan sıkıntılar malum. Yunan polisi ünlü iş adamlarımızı korumakta zorlanmıştır. Nedense Yunanlılar hiç de misafirperver davranmamışlardır. TÜSİAD, bilindiği gibi Refah Partisi'ne karşı bazı protestoları başlatmadan önce tüm planlarını Atina'da yapılan bir toplantıda hazırlamıştır. Bunda bir gariplik var mıdır, yoksa sadece bir tesadüf müdür? Buna sizler karar verin.

Son günlerde Türkiye'deki büyük özelleştirme furyasından faydalanan Yunan işadamları Türk pazarına iyice giriyorlar. Mesela Telekom satışları içinde dolaylı olarak Yunan telefon şirketini alan firmalar mevcut. Bu demektir ki, nasıl Yunanistan'da her iletişim özel aletler sayesinde İngiltere ve Amerikan elçiliğine yönlendirildi ise aynı şey Türkiye'de de olacaktır. Yani Yunanistan, İngiltere ve ABD, tüm konuşma ve haberleşmelerimizden haberdar olacaktır. Acaba bu kimseleri rahatsız etmiyor mu? Belki de bazıları, "ne yapalım, küreselleşmek budur, bizim gizlimiz, saklımız mı var?" diyecektir. Onlara da uygun bir cevabı vermek artık size düşecek bir görevdir.

Bu kadarla kalsa iyi, yine özelleştirmeden yararlanarak Yunan bankaları, Türkiye'de bankaları satın almaya başladı. Finansbank artık Yunanlıların. Hem de büyük bir payı Yunan Kilisesi'ne ait. Diğer alımlar da yolda. Bu demektir ki, Türk halkının çalışıp, kazanıp, bu bankaya yatırdığı paralar artık bu yeni sermaye sahipleri tarafından kullanılacak. Elde edilen kârlar rahatça yurt dışına götürülecek. Evet, bankanın Türk sahibi iyi bir kar etti, o da bu paraları başka alanlara yatırıp, daha çok kar edecek. Peki, kim kaybedecek? Türk milleti ve Türk halkı. Herhalde, yine bazıları, "ne yapalım, küreselleşme bu. Karşı duramayız" diyecekler. Eh, hele, hele, sual sorulduğu zaman, "babalar gibi satarım!" diyen bakanlarımız da olduktan sonra. O halde bizim gibi sade vatandaşa sual sormak düşmez, herhalde. Böylece Türk ekonomisinin ana damarlarından olan bankacılık ve finans sektörü de başkalarının olmuş olur. Yani; alan memnun, satan memnun, söz-sual bize mi kalmış?

Din ve Kültür konuları:

Yeni çıkartılan Vakıflar yasası ile azınlık vakıflarına büyük imkânlar tanınıyor. Patrikhane etrafı zaten tamir ediliyor ve güzelleştiriliyor. İstanbul Büyükşehir idaresi bu konuda çok hassas. Cömert zenginlerimiz de var, Balat'ta birçok binayı satın alıp, iyi niyet jesti olarak patrikhaneye bağışlıyorlar. Dış ülkelerde (AB ülkeleri) Ayasofya'nın Hıristiyan ibadetine açılması için imza kampanyaları var. Patrikhanenin Ekümenliği için dayatmalar var, yani Lozan'ın delinmesi için talep ve dayatmalar mevcut.

Buna karşın, tüm baskı ve taleplere rağmen Atina'da bir cami inşaasına bile izin verilmedi. Verildi de tam sanayi bölgesinde yapılması istendi. Şehrin iyi bir yerinde değil.

Batı Trakya ve Kıbrıs:

Buna karşın Batı Trakya Türklerinin "Türklükleri" Yunanistan tarafından asla kabul edilmemektedir. Burada sadece "Müslüman Yunanlılar" sıfatı kullanılmaktadır. Türkiye'de eski kiliseler tamir ettirilirken, Yunanistan'da ve Türklerin yaşadığı Batı Trakya'da, hiç bir yeni camii inşaatına izin verilmemekte, tamir için bile birçok bürokratik engel çıkarılmaktadır.

Trakya Türklerine Türkiye'nin müftü göndermesi (anlaşmalara rağmen) engellenmektedir. Yunanlılar, kendi yetiştirdikleri ve İslam'ı ona göre yansıtan müftüleri oraya tayin etmektedirler.

Türklerin, Türk dili hocası göndermesi de engellenmekte, Türkçe ve Yunanca'yı karıştırarak öğreten dil hocalarını Yunanistan tayin etmektedir. Yani, tedricen Türk dili öldürülmektedir.

Kıbrıs'ta durum içler acısıdır. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat hala "Annan Planı" sevdasındadır. Rum tarafı bile bu plandan vaz geçmiş ve bizzat Kofi Annan dahi "o plan öldü artık" demektedir ama Kıbrıs Türk cumhurbaşkanı bu plandan vazgeçmemektedir. KKTC'de aynı hükümetin başbakanı durumunda olan kişi ise, adadaki milliyetçi Türklerin feryat ve üzüntülerine karşın aynen şöyle bir ifade kullanmaktadır: "Çatlasanız da, patlasanız da bizler, Kıbrıs'ı birleştirmek için çalışacağız".

Bu arada AB'nin vaatlerine kanarak "evet" diyen Türkler hiçbir şey elde edemedikleri gibi, problemi de çözememiş durumdalar. Olay hala çözümsüzdür. Acaba, Kıbrıs'ta bu hükümeti ve yöneticilerini destekleyen,  AKP hükümeti bu durumlara nasıl bir izah getirmektedir? Yoksa, "zaten beklenilen oluyor" deyip, olayları seyrine mi bırakmaktadır? Bunun sonu ne olacaktır?

Kıbrıs'ın "Yes, be Annem!" diye, diye referandumda "Evet" bastıran ve AB'nin aldatmalarına kanan Türk halkı, şu anda Güney Rum Kesiminde,  M.A. Talat'ın da kendi ifadesi ile "ikinci sınıf işçi olarak çalışmaya gitmektedir" ve "hiç bir sosyal güvence ve haklara da sahip değildir".

Kısacası, Rum, kendisi AB'ye girip, daha çok para kazanırken, turistlerle güzel vakit geçirirken, pis ve ağır işleri ve ayak hizmetlerini de Türklere yaptırtmaktadır.  Hem de bunu "yes, be annem" diye bağıra, bağıra kabul edenlere. Bizlere acaba ne demek düşer ki? Belki de "Yabancı Damat" yapımcısının bir bildiği vardır da,  biz henüz anlayamıyoruz.

Bu olayları alt alta dizdik, parçaları yan yana koyduk. Nasıl bir resmin ortaya çıktığını görmek ve çözümlemek her okuyucunun kendisine kalmış bir olaydır.[3]

Ve Bilderbergciler Kanada'da Toplanıyor

Bilderberg'e 8 kişi katılıyor!

‘Dünya Hükümeti' olarak bilinen ve Siyonist kuruluşlarının önemli ayaklarından Bilderberg'in bu yılki toplantısı 8-11 Haziran 2006 tarihleri arasında Kanada'da yapılıyor. Çok gizli ve içeriği hiçbir şekilde açıklanmayan konferansların Ottowa'daki toplantısına bu yıl Türkiye'den 8 kişi davet edildi. Dünyadaki ekonomik ve siyasi olayların görüşülüp global kararların alındığı konferansa, iş dünyasından 4 isim katılacak. AKP'den yine bir temsilcinin katılacağı toplantıya 2 gazeteci ve bir sivil toplum hareketi temsilcisi katılacak.

Siyonizm'in etkin kuruluşlarından Dış İlişkiler Komitesi (CFR)'nin Avrupa ayağı olan Bilderberg, kurulduğu 1954 yılından bu yana 52. toplantısını gerçekleştiriyor. Yine 28 ülkeden 130 temsilcinin davet edildiği toplantıya, Türkiye'den bu yıl da tanıdık isimler katılıyor. AKP'den bu yıl İstanbul Milletvekili ve Başbakan Erdoğan'ın dış politika danışmanı Egemen Bağış davet edildi. Daha önce 3 defa Bilderberg toplantılarına katılan Devlet Bakanı Ali Babacan, bu yıl davet edilmedi. Bilderberg toplantılara geçtiğimiz yıllarda katılan Kemal Derviş'in yakın arkadaşı Arı Grubu Hareketi Başkanı Mehmet Köprülü de bu yılki davetliler arasında yer alıyor.

Bilderberg'in Türkiye temsilcisi Koç grubundan ise Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç, Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı, Boyner Holding Yönetim Kurulu Üyesi Ümit Boyner de toplantıya davet edildi. İşadamı Selahattin Beyazıt, daimi üye sıfatıyla her yıl toplantılara katılıyor.

Ottowa'ya davet edilenler arasında iki gazeteci de yer alıyor. Bunlardan birisi Sabah Gazetesi Yazarı Soli Özel. Özel, ünlü spekülatör George Soros'un desteklediği Açık Toplum Enstitüsünün faaliyetlerine destek veren Bilgi Üniversitesi'nde öğretim üyeliği de yapıyor.

Bu yıl Bilderberg'e davet edilen sürpriz isim, gazeteci-yazar Fehmi Koru oldu. Defalarca Bilderberg hakkında eleştirel ve olumsuz yazılar yazan Koru'nun toplantıya katılması da İslamcı entellerin nasıl siyonizme kiralandıklarının ve satıldıklarının resmidir. Daha önce bir yazısında "Dünya üzerinde kararlaştırdıklarını hayata geçirebilecek güçte tek bir örgüt adı ver deseler, hiç tereddütsüz Bilderberg derim. Pek çok dünya liderinin bahtı Bilderberg'in her yıl yapılan toplantılarına katıldıktan sonra açıldı. Bosna'dan Irak'a pek çok ihtilaf bu toplantılarda masaya yatırıldı. Bizler oradan çıkan sonuçlarla yetindik" diyen Fehmi Koru, başka bir yazısında yine geçtiğimiz yıl şöyle yazmıştı:

"...İster inanın ister inanmayın: Bilderberg'e çok sayıda gazeteci katıldı bugüne kadar; içlerinden bir teki bile, toplantı sonrası, kendi sütunlarında, içinde ‘Bilderberg' sözcüğü geçen tek bir yazı yayımlamadı. Gazete yönetmeni Bilderbergçiler de, yayın organlarında, bu konuyu gündeme getirmeyi düşünmemiştir bile. Bir tek biz. Bilderberg için özel bir durumuz, buna emin olabilirsiniz...

Ara sıra, "Acaba beni ne zaman davet ederler?" beklentimin depreşmesinin sebebi bu işte. Öyle ya, üç yıldır üzerindeki ‘esrar perdesi' Türkiye sayesinde hafifçe aralanıyor Bilderberg'in, aranızda kabul etmeyenler çıksa bile, ben bu gelişmeyi biraz da kendime bağlıyorum... Eğer bu bir hüsn-ü kuruntu değilse, adamlar belki de, "Onu da çağıralım da ilgisi iyice pörsüsün" diyebilirler..."

Daha önce kimler katıldı?

"Bundan önceki yıllarda başta Bülent Ecevit ve Süleyman Demirel gibi ünlü siyasilerin katıldığı bilderberg toplantılarına Türkiye'den rekor sayıda katılım 4 kez ile Gazi Erçel'e ait. AKP'den Devlet Bakanı Ali Babacan, 3 defa katıldığı Bilderberg toplantılarından sonra AB baş müzakerecisi oldu. Diğer isimler şunlar: Eski başbakanlardan Mesut Yılmaz, İşadamı Selahattin Beyazıt (Daimi üye), eski bakanlar İsmail Cem, Hikmet Çetin ve Kemal Derviş, Suna Kıraç, Dinç Bilgin, Nuri Çolakoğlu,  Sedat Ergin, TÜSİAD eski Başkanı Erkut Yücaoğlu, Vahit Halefoğlu, Sinan Tara, Meral Gezgin Eriş, Uğur Bayar, Cüneyt Ülsever, Şerif Mardin.[4]"

 


[1] Hasan Ünal / Milli Gazete / 09.05.2006

[2] Hasan Ünal / Milli Gazete / 16.05.2006

[3] Doç. Dr. Oya Akgönenç / Milli Gazete / 18-19.05.2006

[4] Milli Gazete / 13.05.2006


Bu yazarin diger makaleleri

OUR FORIGN POLICY IS UNDER THE CONTROL OF JEWS
  A visit by our President to Armenia is not...
Devami
FUR OF THE ONE WHOSE ALLY IS AMERICA GOES UP FOR AUCTION!
  In a new in Zaman which is a partisan...
Devami
FELAKETE DAVETİYE
  A. AKGÜL Hoca 17 Mart 2004 Gebze Konferansında  şu...
Devami
KİM CUMHURBAŞKANI OLACAK?!..
  Bu sorunun cevabını bulmak üzere kafa yorduğumuzda: Önce imani ve...
Devami
ŞAŞKINLIĞIN ŞAHİKASI
  15 Aralık 2004 Elaziz Gazetesine göre: Zalimlere Lanet Mitingi münasebetiyle, Erbakan...
Devami
"SABANCI" LAR, SİYONİST SERMAYENİN "SAPAN"I, İŞÇİLER İSE SAPAN TAŞI MI?
  Üç dört gün içinde kofluğu anlaşılıp düzenbazların ellerinde patlayan...
Devami

Makale Okunma Sayısı: 25657

Yorumlar  

 
+1 #1 Batı’nın, İstanbul’u geri almak için Bizans oyunlarıHasan Erden 01-12-2012 07:31
www.gunisigigazetesi.net/.../
Bizans’ı hortlatma hazırlıklarına kim dur diyecek?
www.gunisigigazetesi.net/.../
Bizans çalışmalarına dur demeden Fethin emanetlerine nasıl sahip çıkarız?
www.anahaberyorum.com/.../
Alıntı
 

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR