ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1601
mod_vvisit_counterDün4484
mod_vvisit_counterBu Hafta35933
mod_vvisit_counterGeçen hafta58521
mod_vvisit_counterBu Ay114078
mod_vvisit_counterGeçen Ay122941
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17565017

IP'niz: 3.235.25.169
Bugün: 18 Nis 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12490863

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

SİSTEM TIKANDI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

 

Masonlar Nasıl AKP'leşti?

Sabahattin Önkibar önemli ve gizemli sırları deşifre etmekteydi:

Türkiye'deki Masonlar yani benim kardeşlerim Tayyip Erdoğan ve partisini Türkiye için olmazsa olmaz görüyor. Büyük üstadımız Asım Akin bu seçimde AKP'yi destekleyeceğimizi tebliğ etti. AKP'nin desteklenmesi uluslararası bir talep veya emir olduğu için Özgür Mason Locası da destekler diye düşünüyorum. Hüseyin Özgen üstadın da Büyük Üstadımız Asım Akin gibi düşündüğünü bir arkadaşımdan duydum.

 

Cumartesi akşamı Ankara Swiss Otel'de Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası'nın etkili bir üyesi olan eski bir tanıdığımla karşılaştım ve o isimle bir saati aşkın bir süre sohbet ettim. Sohbetimizin konusu tahmin edeceğiniz üzere siyasetti.

Geçmişte laiklikteki titizliği ile tanınan etkili loca üyesinin ilk sözleri beni şaşkına çevirdi: "Asker, CHP ve MHP, Türkiye'yi içeriye kapatmak istiyor, buna karşın AKP Türkiye'nin küresel penceresi konumunda. AKP seçimi kaybeder ya da engellenirse Türkiye'nin başı derde girer. Seçimde AKP ya tek başına iktidar olmalı, ya DP barajı aşarsa onunla hükümet kurmalı, ya da Güneydoğudan seçilecek bağımsızların dış desteği ile hükümeti kurmalıdır."

Türkiye'nin başı derde girer sözüne takılıyor ve bunu soruyorum... Cevap:

"Şayet AKP'nin önü kesilir ise sıcak para ülkeyi terk eder ve ekonomik kriz gündeme gelir. Bu ekonomik kriz de asker dahil olmak üzere CHP, MHP ve AKP karşıtı olan herkesi zora sokar ve hatta hedef yapar."  Kibarcası Türkiye artık dönülmez bir yolun ufkundadır ve bu yoldan dönüş de ekonomik kriz anlamına geldiğinden artık çok geç yani imkânsızdır demek istiyor. Tam bu noktada bu bakışın, mensubu olduğunu önceden bildiğimi bildiği Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası tarafından da paylaşılıp paylaşılmadığını sordum. Cevap net:

"Paylaşılıyor. Daha açık ve net ifade etmek gerekirse Türkiye'deki Masonlar yani benim kardeşlerim Tayyip Erdoğan ve partisini Türkiye için olmazsa olmaz görüyor. Büyük üstadımız Asım Akin bu seçimde AKP'yi destekleyeceğimizi tebliğ etti." Peki ya Masonların Türkiye'deki ikinci kolu olan Özgür Mason Büyük Locası? Onlar da AKP'yi destekleyecek mi? Cevap:

"AKP'nin desteklenmesi uluslararası bir talep veya emir olduğu için onlar da destekler diye düşünüyorum. Hüseyin Özgen üstadın da Büyük Üstadımız Asım Akin gibi düşündüğünü bir arkadaşımdan duydum."  Peki ama Masonların desteği ne anlama gelir ya da ne ifade eder? Tamam Masonluk Türk insanı için bir heyüla kavramdır da, bunların destekleri nasıl yansır? Cevap:

"Biz; iş, medya ve reklam dünyasında çok yoğunuz ve o cenahta etkili kardeşlerimiz var. Bu kardeşler Üstadımızın buyruğunu elbette yerine getirir ve AKP'nin lehinde zemin oluşması için her türlü katkıyı yaparlar."  Çok özet olarak sunduğum sohbetimizin yorumuna gelince:

Kuşkusuz Masonların AKP'yi destekleme kararı Tayyip Erdoğan'ı çok sevmeleri ya da onun Fenerbahçeli oluşuyla ilgili değildir. Uluslararası Siyonist bir örgütlenme olan Masonluğun, Erdoğan'a Kuzey Irak'ta bağımsız bir Kürt devletinin kurulması ve Tevrat'ta bahsedilen vaat edilmiş topraklara bir adım daha yaklaşılması için bu desteğin verildiği ortadadır. İyi de bütün gençliğini Masonlar ve Siyonistler diye vaveyla koparmakla geçiren Erdoğan bu olguyu görmüyor mu? Görüyorsa birkaç yıl öncesine kadar şeytanla bir tuttukları bu güruha bu teslimiyet niye?

Anlamakta zorlandığım bir şey de, sadece Masonlar cenahında değil, AKP'ye yandaş diğer çevrelerde de sıcak para gider ve kriz olur korkutmalarından medet umulmasıdır. Eğer böyle bir kriz olursa -ki eninde sonunda olacaktır- bunun müsebbibi Türkiye'yi bu cendereye sokan AKP'den başkası olmayacaktır. Hiç kimse bu faturayı başkasına kesemez. Eski Dev-Gençlilerden sonra Masonlar da AKP'ye yoldaş oldu, mübarek olsun...[1] Tabi bu ifşaat ve itiraflar: "Benim annem senin anneni genelevinde görmüş!" fıkrasını da hatırlattı.

Serdar Turgut Türkiye'de sistemin tıkandığına ve panik atağı yaşandığına dikkat çekmişti:

"Seçim yaklaştıkça siyasette son derece tuhaf, anlamlandırılması kolay olmayan gelişmeler yaşanıyor.

Ortada bir panik havası var ve insanlar o panik havasından etkilenmişcesine ne yapacaklarını tam da bilemeden bir bu yana bir de öte yana saldırıp duruyorlar.

Aslında yaşananlar siyasetin değil sistemin bir panik atağı gibi gözüküyor. Türkiye'de rejimin tehlike altında olduğu ve bu seçimin bu açıdan bir kırılma noktasını oluşturabileceği yolunda her zaman açıkça söylenmese de yaygın bir şekilde paylaşıldığı belli olan bir tespit var ortada.

Bütün bu paniğin nedeninin basit olarak ‘ya AKP seçimden cumhurbaşkanını tek başına seçecek çoğunluğa sahip olarak çıkarsa ne olur?' kaygısından kaynaklandığı söylenebilir.

Bu, sistemde bir panik yaratmış durumda ve sistem partileri panik ortamından çıkabilecekleri yolu açmak için her şeyi deniyor.

ANAVATAN-DYP arasındaki birleşme adımları, bu nedenden dolayı temelleri, ilkeleri sıkı düşünülmeden hızla atıldı, CHP lideri Baykal, Süleyman Demirel'in evine görüşmek için bu nedenden dolayı gitti.

"Acaba CHP'yi güçlendirmek sorunu çözer mi" diye düşünen insanlar, Merkez Sağ'ın bazı isimlerini o partiye yine bu nedenden dolayı yönlendiriyor.

Erbakan'ın bile siyasete tekrar girmesi, Demirel'in tekrar cumhurbaşkanlığını düşünmeye başlaması bu büyük panik atağının birer parçaları...


Anlayacağınız; sistem arayış içinde... Sistem partileri ve sistemin önde gelen isimleri AKP'yi durdurmak yönünde hareketlenmiş durumda.

İşi kritik ve vahim hale getiren nokta, sistemin elindeki tüm siyasi silahları birden atmaya başlamış olmasıdır.

Eğer düşünülen siyasi çözümlerin hiçbirisi işe yaramazsa ne yapılacağı da bilinmiyor.

Meşru çözümlerin tüketilmesi tehlikesi de var. Bunun da görülüyor olması sistemdeki paniği daha da artırıyor.

Üstelik darbe tehdidi de var. Ben daha önce hiç darbe ihtimalinin bu kadar açık düşünüldüğü, karar süreçlerine faktör olarak dahil edildiği, başka hiçbir seçim süreci hatırlamıyorum. Bu da çok tuhaf bir durum ve bu seçim her açıdan tuhaf olmaya devam ediyor.

Askerler ne yazık ki; internet sitelerine koydukları o açıklama ile bir şekilde gerektiğinde darbe yapma taahhüdüne kendilerini bağlamış durumdalar.

Bu tabii ki demokrasi açısından şanssız bir durum ama askerler açısından da şanssız bir durum yarattı.

Çünkü bundan önceki darbeleri bir hatırlayın... Askerler ülkede darbe koşulları oluşmadan yönetime el koymazlar. Türkiye'de açık bir seçimden sonra ‘ben seçim sonucunu beğenmedim' diyerek darbeye kalkışmak geleneği yoktur.

Bu açıdan askerler de seçimde korkulanın olması durumunda ne yapacaklarını tam bilmiyor ve biraz da bunun rahatsızlığını yaşıyorlar.

Gerçi siyasetçiler o şeyi açıkça konuşuyorlar etrafta, çoğu darbe tehlikesinden bahsediyor.

Bu da yaklaşan seçimi dünyada yaşanmış en tuhaf seçim süreçlerinden bir tanesi yapmaya doğru gibi gidiyor.

Bu süreçte tuhaf bir şekilde suskunluğunu, sakinliğini sürdüren MHP dikkat çekiyor.

Gerçi ‘söyleyecek fazla bir şeyleri yok da o yüzden mi susuyorlar' kuşkusu da var insanlarda ama Türkiye'nin bu döneminde, bu şartlar altında MHP'nin söyleyeceği bir şey olmaması da tuhaf geliyor insana...

MHP, sakin durarak tüm çalkantıların dışında tuttu kendisini.

Bu da sessizliğin bir taktik olduğunu düşündürüyor. [2]


Güler Kömürcü'nün Tahlilleri de önemliydi:

Ve unutmayalım ki içinde bulunduğumuz bu süreç, birkaç yıl içinde hayata geçirilmesi planlanan asıl programın ‘ara yüz'ü, hazırlık sürecidir, ana programa geçiş 2007 sonu ya da 2008 yılı ilk aylarında başlayacaktır. Dolayısıyla da DP'ye olanlar, ANAVATAN'ın oyun bozanlığı türünden kısır siyaset çekişmelerini bir kenara bırakıp, fotoğrafı daha geniş çerçeveden okumaya çalışmalıyız. Belirleyici ‘iç dinamiklerin' başında MHP ve AKP'nin akıbeti geliyor, önce MHP'ye bakalım.

MHP şayet 22 Temmuz'da barajı sınırda aşar ise bu durum parti içinde Bahçeli ve A takımı adına ciddi sıkıntıların yaşanacağının, yönetimde şok değişimler olacağının göstergesi olarak kabul edilmelidir.'

Amerikan Turancılığı ve MHP Tam bu noktada ‘Son küresel kart; Amerikan Turan'ı ciddi değiştirgendir ki Amerika'nın, Kafkas planı, Çin korkusu ve de İran projesinde Türk kartının ne derece hayati önem taşıdığını, bu noktada merkez ülke olan Türkiye'de MHP politikalarının bölgesel oyunun jokeri olacağını sizlere yaklaşık 2 yıldır aktarıyorum. Konuyu dağıtmadan, neden MHP'ye özel dikkat, Amerikan Turan'ı stratejisinin çekirdeği nedir, okuduklarımı-duyduklarımı kısaca sunayım; ‘dünyada artık yeni süper güç Çin olmaya başlamıştır ve tahtını kaybetmek üzere olan ABD, Çin'i izole etmek amacıyla ‘Orta Asya'daki Türk devletlerini birleştirip, ‘Büyük Türkistan Devleti'ni kurmak diğer adıyla Amerikan Turancılığı projesinin düğmesine basmıştır.Türk kartı, Washington'un mevcudiyetinin devamı adına elinde tutması gereken stratejik bir kartıdır. Peki, Türkiye, ABD Turancılığında ne rol oynayacak, bu plan çerçevesinde sizce MHP'nin pozisyonu da son derece kritik değil mi? MHP'ye kimler el atmak isteyecek? MHP'yi yakından izleyiniz efendim. [3]

Engin Ardıç "Kefereden al haberi" diyerek şunları söylemişti:

Meseleyi iki yabancı yayın iki ayrı açıdan özetledi: Newsweek dergisi ve Le Monde gazetesi.

Newsweek'te Türkiye'nin son durumunu anlatan bir yazı yayınlayan ABD'nin eski Ankara büyükelçisi Morton Abramowitz (ki bizi bizden daha iyi bilir) dedi ki: Asker, kendi cumhurbaşkanını seçebilecek AKP'nin kontrolunda bir parlamentoya izin verir mi?

Le Monde gazetesi de şu yorumu yaptı: Türkiye'de düzenlenen dev gösterilere katılanlardan "uyanan çoğunluk" diye sözediliyor, gerçekte bunlar azınlık!

Rakamlar ne kadar şişirilirse şişirilsin, solcu geçinen şarkıcıya türkücüye ne kadar göbek attırılırsa attırılsın, durum bu. Aslında bu gerçekleri görmek için yabancı yayınları izlemeye de gerek yok, "basın puştu" olmamak yeterli...

Bu iki saptamayı bir de halkın anlayacağı şekilde yazalım:

AKP seçimi çatır çatır kazanacak.

Türk basınında kaç hokkabaz kaç şekilde kumpas kurarsa kursun, kazanacak. Basın ne kadar yalan yazarsa yazsın, kâğıt üzerinde kime ne koalisyonu yaptırırsa yaptırsın bir yere varamayacak.

Asıl önemli ve belirleyici olan, AKP'nin, oy oranının artması eksilmesi falan da değil, "kaç kişiyle geleceği"...

Hükümet kurmaya yeterli ama cumhurbaşkanı seçmeye yeterli olmayan bir koltuk sayısında kalırsa, mesele yok. Beş yıldır alıştığımız düzen sürer gider.

Yani, "üç yüzde falan" kalması lazım...

Ya, Deniz Baykal'ın en son parlak buluşu, yani "Demirel'i yeniden cumhurbaşkanı yapma" planı gerçekleşir, AKP onaylarsa... Zıtlaşmakta direnirse de kasım ayında yeni bir seçime gidilir...

Eh, o 367 rakamı birilerinin bir yerine batacak tabii... Madem sistemi kilitlediniz, AKP'ye attığınız kazığı üç ay sonra onun da size atmasına katlanacaksınız... Böyle bir meclisi, her isteyen, cumhurbaşkanı seçemez duruma düşürebilir, dört yıl içinde sekiz seçim bile yaşayabiliriz... Ne yani, meclis kilitlemek yalnızca Deniz Baykal'a özgü bir marifet mi? Baykal kendi kalesine öyle bir gol attı ki, daha farkında bile değil![4]


Siyasi kriz artık dış bakışı da değiştiriyor

"ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi Morton Abramowitz de Newsweek'de yayımlanan yazısında, Türkiye'de seçim yaklaştıkça ortamın gerildiğini belirterek, "Türkiye, giderek artan bir biçimde bölünüyor. AKP yine çoğunluğu elde ederse sorunlar katlanabilir. Askerler, kendi cumhurbaşkanını seçebilecek AKP'nin kontrolündeki bir parlamentoya izin verir mi?" diyor.

Abramowitz, "Türkiye, giderek artan bir biçimde bölünüyor, laik Türkiye giderek bölünüyor ve laik elit AKP'ye daha çok güç kaybetmekten çok korkuyor" görüşünü dile getirirken, usulca gitmeyi reddeden AKP'nin askerlere meydan okuyarak genel bir seçim çağrısı yaptığını öne sürüyor. Türkiye'de akademisyenlerin kendisine, "Siz Amerikalılar, ılımlı İslam'a inanıyorsunuz. Böyle bir şey yok" dediklerini aktaran Abramowitz, "Birçok laik, askerlerin siyasete müdahale etmesi fikrinden hoşlanmıyor. Ancak laiklik ile demokrasi arasındaki seçim, yapmacık bir seçim olduğunu savunuyor: sadece birincisi (laiklik) ikincisinin (demokrasi) teminatıdır. Eğer, askerler ile AKP arasında bir seçim yapmaya zorlanırlarsa çoğunun askerleri seçeceğini sanıyorum." değerlendirmesini yapıyor.

Ardından da AKP'nin çoğunluğu tekrar alması halinde sorunların büyüyeceğini söylüyor.

Batı karşıtı AKP'liler bile devrede

Abramowitz, Türkiye'nin AB'ye katılma hedefinin de sekteye uğrayabileceğini belirtirken, "Gün geçtikçe ve tutkular artıkça konsensüsün bulunması zorlaşıyor" saptamasında bulunuyor.

Bu sesler, tüm taraflar açısından, "önemli uyarılar" olarak algılanmalı, bizce...

Gelinen noktada siyasi kriz derinleşerek devam ederken, uzlaşma yolundan da giderek sapılıyor ve büyük bir karamsarlık her tarafa yayılmaya başladı. Özellikle "iki kötü arasında tercihe zorlandıklarını, sıkıştırıldıklarını" hisseden çok geniş kesimler, varolan düğümlenmenin biran önce çözülmesini bekliyor.

Dış alem de, ne kadar risk iştahının verdiği vurdumduymazlıkla Türkiye'de yaşananları küçümsemek eğiliminde olsalar da, kriz derinleştikçe tedirgin olmaya başladı. Kriz derinleştikçe dış alemdeki havanın iyice kötüleşeceğini artık herkes görmeli.

Bu arada AKP'nin dış alemin görüşünü oluşturmak, tersine görüşleri değiştirmek için büyük bir atak içinde olduğunu da söylemeliyiz. Türkiye'nin dış politikasını, Hamas'ın siyasi liderini çağırmak gibi örneklerle, geçmişte tehlikeye düşüren, aslında batı karşıtı olan danışmanların, son dönemde Ankara'ya gelen ABD'li ve AB'li yetkililerin yanlarından ayrılmadığını duyuyoruz. Sadece o değil tüm AKP ekibi, dış alemde parti desteği için büyük çaba gösterip, "demokrasi tehlikede" temasını işliyorlar. Bizce ülkeye iyilik yapmıyorlar...[5]

Seçimler Çanakkale'dir.

"Türkiye'miz adına hepimiz ciddi bir karar vermekle yüz yüze geldik.

18 Mart Çanakkale Şehitleri'ni anma günleriydi. Anadolu Gençlik Derneği 250 bin şehidimiz için okuttuğu hatim programlarını düzenliyordu. Tam o günlerde Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ın sesini duyduk TV5 ekranlarında.

Erbakan, yaklaşan seçimlere dikkat çekerek bu seçimin birinci Sevr günlerine benzer bir dönemde gerçekleştirileceğini hatırlatıyor, "Çanakkale'nin o gün geçilmemiş olması yetmez; şimdi de geçilmemeli" diyerek milleti uyarıyordu.

Bu uyarılardan az sonra Cumhurbaşkanlığı seçimi girdi araya. Birileri bile-isteye bu seçimi çamura yatırdı. Peşinden de milletimizi kardeş kavgasına çekecek derinlikte ikiye böldüler.

Sanki Türkiye, 11 Eylül'ünü yeniden yaşıyor. Tam da Bush'un dediği gibi: "Ya yanımızdasınız, ya karşımızda." Ya Bush'la birlikte İslâm'a savaş açıp yanında olacaksınız, ya da düşman olacaksınız. Türkiye'nin bugünkü seçimi o günkü seçiminden bin kat daha beter. Ya CHP ile yürüyüp ırkçı emperyalizmin yanında olacaksınız ya da aynı şeyi AKP ile yürüyerek gerçekleştireceksiniz. Yani Türkiye'den yolunu değil, atını tercih etmesi isteniyor.

Bu kirli oyunu bozacak tek şey insanların ferasetidir. Türkiye'nin düşürülmeye çalışıldığı bu tuzağı görüp, ümitsizlik içerisine düşenlerin yönelmeleri gereken tek şey kendi değerleridir. Kur'an-ı Kerim ümitsizliği küfür kategorisinde değerlendirip, "Rabbinin rahmetinden sadece yolunu yitirenler ümidini keser" buyuruyor.

İnsanın temel görevi sadece çalışmaktır. Bize söylenen şudur: "Andolsunki içinizden mücahidleri ve sabredenleri ayırt etmek ve halinizi meydana çıkartmak için biz sizi imtihan edeceğiz."

Hiç şüphesiz Allah, günleri insanlar arasında dolaştırıp durmaktadır. Ne güçlünün gücü ilanihaye sürüp gider, ne zayıfın zayıflığı.

Allah, Bakara suresinde, imtihanda olduğumuzu belirttikten sonra buyuruyor ki, ".. Onlara öyle sıkıntılar ve musibetler erişti, öyle sarsıntılara uğradılar ki, onlara gönderilen peygamber ve yanındaki müminler -Allah'ın yardımı ne zaman-  diyecek hale geldiler. Haberiniz olsun, Allah'ın yardımı yakındır."[6]

Benzer bir uyarıyı Yusuf suresinde buluyoruz: "O peygamberler halkın iman etmesinden ümitlerini kesip kavimleri tarafından yalanlanmış olduklarını iyice anladıkları bir sırada yardımımız onlara yetişti ve dilediğimiz kimseleri kurtuluşa erdirdik. Mücrimler güruhundan ise azabımız geri çevrilecek değildir."[7]

Türkiye'mizi birbirine düşman iki kampa ayırıp  ezilmesini arzulayanlara karşı üçüncü ve gerçek zümrenin Allah'ın ipine, Kur'an'a sımsıkı sarılması gerekir. Bu zümrenin düsturunu Allah şöyle açıklıyor: "..İnsanlar onlara -Düşman size karşı büyük bir kuvvet topladı, onlardan korkun- dedikleri zaman onların imanı ziyadeleşti ve -Allah bize yeter; O ne güzel vekildir- dediler. Sonra da gittikleri yerden kendilerine hiçbir kötülük dokunmadan Allah'ın nimeti ve lütfuyla döndüler ve Allah'ın rızasına eriştiler. Allah pek büyük lütuf ve ihsan sahibidir.[8]

Müslümanlar asla atalet sahibi olamazlar.

Beş yıldır bu ülkenin temel sorunlarını çözmek için kılını dahi kıpırdatmayan ve yeni bir seçime giderken "Biz yapacaktık ama cumhurbaşkanı yaptırtmadı" diyen AKP'ye de ona muhalefet edeceğim derken bu milletin dinine hakaret ederek tam bir siyonist ağzı kullanan CHP'ye de mahkum olmadığınızı ancak çalışarak gösterebilirsiniz.

"İnsana çalışmasının karşılığından başka hiçbir şey yoktur."[9]

"İnsana çalışmasının karşılığından başka hiçbir şey yoktur."[10]




[1] 12.06.2007/Yeniçağ

[2] 05.06.2007 / Akşam

[3] 10.06.2007 / Akşam

[4] 05.06.2007 / Akşam

[5] 05.06.2007 / Erdal Sağlam / Hürriyet

[6] (214)

[7] (110)

[8] Al-i İmran; 173-174

[9] Necdet Kutsal / Milli Gazete / 21.05.2007

[10] Necdet Kutsal / Milli Gazete / 21.05.2007


Bu yazarin diger makaleleri

KRİZ DERİNLEŞİYOR
  ABD, AKP Modelini İran'a İhraç mı Ediyor? "Her kış...
Devami
DAVOS TUZAĞI VE TOSUNLAŞAN BUZAĞI VE PAZARLIKLARIN PERDE ARKASI
  Davos tartışmalarıyla ilgili Milli Çözüm Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ahmet...
Devami
YENİ OSMANLICILIK, NATO'NUN YENİÇERİSİ OLMAKTIR!..
  Son dönemlerde sık sık gündeme getirilen ve Müslüman halkımızın,...
Devami
Siyonist Emperyalizme Karşı AVRASYA İSLAM’A YAKLAŞIYOR
Çin ve Rusya 34 anlaşma imzalıyor Rusya Başbakanı Vladimir Putin'in 3...
Devami
TÜRKİYE'Yİ ÇÖKERTME PLANI'NDA TSK AYAĞI
Konuyla ilgili şu rapor oldukça hayati ve tarihi tesbitler içermektedir:...
Devami
ÖCALAN CUMHURBAŞKANI, FETULLAH DİYANET VE DİYALOG BAKANI!
Avni Özgürel, radikal gazetesi yazarı Neşe Düzel'le yaptığı röportajda:...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4313

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR