Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün4814
mod_vvisit_counterDün5925
mod_vvisit_counterBu Hafta27528
mod_vvisit_counterGeçen hafta47930
mod_vvisit_counterBu Ay90299
mod_vvisit_counterGeçen Ay133233
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar14194259

IP'niz: 35.175.180.108
Bugün: 15 Kas 2019

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 11129602

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
feto2
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 

BUĞRA YAYINCILIK

Tel-Faks:

0212 516 52 62

 

Reklam

KATI KEMALİZM – ILIMLI İSLAMİZM KALDIRACI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

 

Saygıdeğer okurlarımız

Lütfen, aktaracaklarımı hoş sohbet olsun diye değil, bilgi dağarcığımız dolsun diye değil, his ve heyecanlarımız coşsun diye değil; Cumhuriyeti, dili, dini, devleti, ülkesi ve milleti üzerinde çok sinsi ve tehlikeli tahribatları sezen bir kardeşinizin feryadı… Ve sorumluluklarımızın hatırlatılması olarak okumanızı arzu ediyorum. Bu anlatıların; derneğimize, partimize veya ideolojimize uyup uymadığına değil; aklımıza, vicdanımıza ve insanlığımıza uygun olup olmadığına bakacağınızı umuyorum.

Türkiye’de Atatürk’ten sonra uydurulan ve din düşmanlığı şeklinde uygulanan Katı Kemalizm ile, Amerikan uşaklığını ve kapitalist sömürü çarkını meşrulaştırmak için hazırlanan Ilımlı İslamizmin birbirine alternatif gibi sunulmaları ve bunların biri diğerinin panzehiri sanılmaları tam bir yanılgı ve sahtekârlıktır. Çünkü her ikisi de, Siyonist-masonik kaynaklıdır ve birbirlerinin varlık şansı ve meşruiyet dayanağıdır. Çünkü Kemalistler ılımlı İslamcılarla, onlar ise Kemalist Ergenekoncularla halkı korkutup kendilerini hayat sigortası gibi tanıtmakta ve taraftar toplamaktadır. Yani bir zamanların “sağcılık-solculuk” kamplaşması yerine, şimdi koyu Kemalist – Ilımlı İslamist kapışması kullanılmakta ve bir tahterevalli oynanmaktadır. Hatta Cengiz Çandar, Gülay Göktürk, Oral Çalışlar ve Şahin Alpay gibi eski komünist-Kemalist Aydınlık yazarlarının birçoğu şimdilerde ılımlı İslamcıların safında kılıç sallamaktadır.

Türkiye, belki de tarihinin en tehlikeli ve endişeli bir dönemini yaşıyordu.

Adım adım, sözde PKK ile Barış süreciyle, Güneydoğu’muz ayrılmaya ve 2. İsrail olacak, Kuzey Irak ve Suriye Kürdistanı kurulmaya çalışılıyordu. Buna da, “Türkiye bütün Kürdistan’ın hamisi ve bölge petrolünün sahibi olacak” palavrası sarılıyordu. Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar yabancı uyruklu gerçek kişilere 1923-2002 yılları arasında 360 bin metrekare, ama 2002-2012 yılları arasında ise 35 milyon metrekare taşınmaz satıldığını açıklıyordu. Yani ülkemiz parsel parsel elimizden çıkıyor ve Rahmetli Erbakan’ın ifadesiyle “Toprak ayaklarımızın altından kayıyor!”du.

Siyonist ve emperyalist güçlerin PKK’yı tasfiye edeceğini sananlar aldanıyordu.

  • Çünkü PKK; Küresel çeteye on yıllarca yıla ve milyarlarca dolara mal olmuş bir terör şirketidir.
  • PKK, Afganistan, İran, Kuzey Irak ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya sevk edilen yüz milyarlarca dolarlık uyuşturucunun taşıyıcısı ve dağıtıcısı işinde tanrılarına hizmet ettirilmektedir.
  • İstanbul’da öldürülen Sarai Sierra da uyuşturucu organizasyonunda çalışan bir FBI görevlisiydi.
  • Unutmayınız ki, BDP’li Pervin Buldan, öldürülen uyuşturucu baronu Savaş Buldan’ın eşidir.
  • Vatikan Bankasının başına Mason Malta Şövalyesi Tarikatından eski bir mafya babası getirilmişti.

Eski Papa niye vazgeçti? Çünkü;

  • 4563 papaz aleyhine 17460 erkek çocuğuna tecavüzden mahkeme açılmıştı.
  • 2,5 milyar dolar Vatikan ve Kiliseler aleyhine tazminat davası vardı.
  • Önceki Papa artık Vatikan’dan çıkamayacaktı, çünkü ABD ve Rusya mahkemelerince sorgulanma kararı alınmıştı.
  • Kardinallerin çoğu eşcinsel sapıktı ve küresel Yahudi şirketlerince satın alınmıştı ve ihale yolsuzluklarına bulaşmıştı.
  • Vatikan 1 trilyon dolarlık servete sahip, 1,5 milyar Katolik’i yönlendiren bir merkezdi.
  • Şimdi güya bu pislikleri temizleyecek diye İtalyan göçmeni ve Yahudi kökenli ve ilaç şirketlerinin adamı Arjantinli bir kardinal Papa seçilmişti. İsmini aldığı 1. Francis de “Müslümanlar şeklen İslam, fikren Hıristiyan olsun” diyen diyalogcu birisiydi. Yeni papa, “Ilımlı İslam” projesiyle Protestanlaştırılan İslam dünyasını ve Ortodoks Hıristiyanları (Doğu Kiliselerini, yani İstanbul’daki Patrikhaneyi) da Siyonist Gizli Dünya Devletinin egemenliğine almak üzere seçtirilmişti. Patrik Bartholomeos’un, asırlardan sonra ilk defa bir Papa’yı ziyaret için Roma’ya gitmesi ilginçti.

Sorumuz şu: Ilımlı İslamcı, Atatürk ve Erbakan karşıtı ve AKP’nin gizli ortağı Fetullah Gülen işte bu Vatikan’ın Papalık misyonunun parçası ve hizmetkârı olmaktan nasıl şeref duyuyor ve diyalog yürütüyordu?

İkinci sorumuz: Ahlaken bu denli çürümüş, İslam ve Türk düşmanlığı iliklerine işlemiş bir Avrupa Birliğine girmek için can atanlar nasıl bir inanç ve milli onur taşıyordu? Hollanda Başbakanı, hem de ülkesine ziyaret öncesi Erdoğan’a: “Ailelerinden koparılan Türk çocuklarıyla ilgili içişlerimize karışamazsın!” zılgıtını çekiyordu!

  • Bizden Kürdistan diye ve demokrasi bahanesiyle Güneydoğu’muzu koparmak isteyen şu AB ve ABD, neden Kıbrıs’ta Türklerle Rumları ille de birleştirmek istiyordu?
  • BDP’nin kasıtlı olarak sızdırdığı ve İmralı görüşmelerinde inisiyatif Erdoğan’ın değil PKK’nın elindedir mesajı verilmeye çalıştığı APO’nun küstahlıklarını değil de, kalkıp, niye sızdırdı, niye yayınladı? diye ateş püsküren Sn. Başbakan’ın bu tavrı, suçüstü yakalanmanın telaşını mı yansıtıyordu?

Abdullah Öcalan’ın yaveri ve eşkıya çete reisi Murat Karayılan, AKP iktidarının izni ve iradesiyle Kandil’e giden BDP’li TBMM üyelerine:

  • Kürtlere özerklik tanınması
  • Apo’nun serbest bırakılması
  • Anayasa’dan “Türk Milleti” kavramının çıkarılması taleplerimiz kabul edilmezse PKK’nın çok daha etkin ve çetin hamleler yapacağı tehditlerini savuruyor, ta 1965’ten beri “Türkiye himayesinde bir Kürdistan kurulması” yolundaki Amerikan projesine figüranlık yapıyordu.

Tam da bu talihsiz süreçte; güya şiddete başvurmamak şartıyla, terör örgütlerini ve anarşistleri övmeyi serbest bırakan, ama alenen askerleri firara azmettirme dışında, her türlü karalama ve yıpratma kasıtlı TSK’ya sövmenin önünü açan kanunlar çıkarılıyordu. Yani taşlar bağlanıyor, köpekler salınıyordu!?

Ama bir hatırlatma yapmamız gerekiyordu!

Ergün Saygun’un kızı: “Babacığım teröristler tanık ve saygın, sizler ise suçlu ve zanlı konumuna taşındınız!.. diye mektup yazmıştı ve haklıydı. Ancak bazı komutanların ve subayların, Aziz Milletimizin inancına ve hayat tarzına yönelik hakaretleri yüzünden, halkımızın Peygamber ocağı Ordumuzdan soğuduklarını ve bu nedenle TSK’ya yönelik kampanyalara arka çıktıklarını da unutmamak lazımdı.

Sn. Başbakan Libya’nın, Irak’ın, şimdi Suriye’nin parçalanması için Haçlı Batı’nın ve Siyonist odakların tezgâhına kapıldığını hala fark etmiyor muydu?

Şimdi akıl ve vicdan sahiplerine soruyoruz: O günkü zor şartlarda, trenle bazen at ve deve üzerinde 3500 km. yolu tepip, İtalyanlar tarafından işgal edilen Libya’yı kurtarmak üzere, hayatını ve rahatını feda ederek oralara gidip savaşan Mustafa Kemal mi daha inançlı ve vicdanlıdır? Yoksa önce “Avrupa ve Amerika’nın Libya’da ne işi var?” dediği halde, sonunda Haçlı ordularına katılıp ve İzmir’i NATO karargâhı yapıp Libya’ya saldıran, 100 bin insanın ölümüne ve sakatlanmasına ve ülkenin baştan sona yıkılmasına yol açanlar mı daha dindar ve kahramandır?

  • Libya’ya gittik ve gördük, AKP destekli Haçlı seferiyle cennet cehenneme çevrilmişti.
  • Atatürk, Şeyh Ahmet Sunusi ile samimi bir dostluk geliştirmiş, Sultan Reşat Onu İstanbul’a getirmiş, Vahdettin kılıç kuşatma şerefini Ona bahşetmiştir.
  • Şeyh Sunusi, Anadolu halkını Kurtuluş Savaşına teşvik için Elazığ’a da gelmiş, İzmir suikastına karışıp idam edilen Vali Abdulkadir gereken ilgiyi göstermemiştir.
  • Ardından Mekke’ye yerleşip, Pakistan, Afganistan, Hindistan Müslümanlarını Kurtuluş Savaşımıza destek olmaya gayretlendirmiştir.

Öncelikle Türkiye’mizin iki büyük sahtekârlıktan kurtarılması gereğine inanıyorum

Birisi, yanlış Atatürk imajı ve devrim simsarlığından.

İkincisi, inanç yozlaşmasından ve din istismarından…

Devrim simsarları: Aziz Milletimizin kaynaştırıcı mayasını oluşturan İslam’a gizli düşmanlık besleyen kesimler, bunu Kemalizm kılıfı altında yürütmeye çalışmış ve çok yanlış ve alakasız bir Tanrı Atatürk imajı ortaya koymuşlardır.

Din istismarcıları ise, “Atatürk din düşmanı bir Deccal’dir. Onun şeytani tahribatlarından korunmak için bizim cemaatimize ve tarikatımıza sığınmanız gerekir” diyerek, halkımızı aldatmaya ve asıl büyük şeytan olan Siyonist ve emperyalist Batı’ya “demokratik köle” yapmaya çalışmaktadır.

Şu gerçeği asla unutmayalım ki: Atatürk İslam’la ve milletin inancıyla değil, yozlaşmış kurum ve kafalarla, hurafeler ve din istismarıyla uğraşmış; ama maalesef bazı masonlar ve sabataist adamlar kendi yaptıkları din tahribatını, Mustafa Kemal’in sırtına yıkmışlardır. Atatürk’ün laiklik anlayışı da sonradan çarpıtılmış ve İslam’ı hayattan dışlamak ve düşmanlık aracı olarak uygulanmıştır. Oysa Atatürk’e göre:

  • Din hizmetleriyle devlet işleri karıştırılmamalıdır
  • Devlet, farklı din ve düşünceden herkese aynı mesafede kalmalıdır.
  • Bir dine mensubiyet; ne özel bir hürmet ve imtiyaz, ne de özel bir hakaret ve mahrumiyet sebebi sayılmamalıdır.
  • Ama bu milleti oluşturan ve kaynaştıran asıl maya İslam’dır ve Dinimizin topluma doğrulukla ve devlet okulları yoluyla öğretilmesi lazımdır.

Atatürk’ün Dine Bakışı

Meşhur Fransız gazeteci Maurice Perno’nun “Revue de Monde” Dergisinde yayınladığı Mustafa Kemal’le yaptığı röportajdan:

-Maurice Perno’nun: Şu hâlde yeni Türkiye'nin siyasetinde dine aykırı hiçbir temayül ve mahiyet olmayacak mı demek istiyorsunuz? Sorusuna Mustafa Kemal: "Siyasetimizi dine aykırı olmak şöyle dursun, dini bakımından eksik bile hissediyoruz. Çünkü: Türk milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır, demek istiyorum. -Bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum ki- Dinimiz akla ve şuura muhalif, terakkiye engel hiçbir şey ihtiva etmiyor.” yanıtını veriyordu.

Atatürk:“İslam dini akıl dinidir. Din sadece akla hitap eder. Çünkü dine göre aklı olmayanın dini de yoktur. Aklı olmayan dinen sorumlu da değildir” şeklinde inanıyordu.

Mustafa Kemal'e göre İslam dini en son ve en mükemmel dindir; son din olmasının nedeni de budur. Mustafa Kemal;"Din vardır ve lazımdır", "Dinime; gerçeğin kendisine nasıl inanıyorsam, öyle inanıyorum"diyordu. Yanlış olan ise bu ilahi müessesenin, din adına beşeri müdahalelerle dar kalıplara hapsedilip boğulması”olduğunu biliyordu. Özellikle Mehmet Akif Ersoy’un şiirini İstiklal Marşı olarak seçtirmesi Atatürk’ün inancını ispat ediyordu.

Atatürk’ün Peygamber inancı ve saygısı:

Atatürk Peygamberimiz hakkında"Dünyanın övüncü Efendimiz, yoğun düşmanlar arasında ve ölçüsüz sıkıntılar ve zahmetler karşısında 20 sene çalışıp İslam dinini kurmaya ait peygamberlik görevini yerine getirmeyi başardıktan sonra gökyüzünün ve cennetin en yüce katına ulaşmış bulunuyor.”

"Hz. Muhammed (S.A.V.) Allah'ın birinci ve en büyük kuludur. O’nun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor."

"Cenabı Peygamberimiz, Hatemü'l Enbiya (son ilahi elçi) oluyor ve kitabı (Kur’an-ı Kerim), Kitab-ı Ekmel (noksansız ve yanlışsız kitap oluyor)" diyerek O'na karşı saygısını ve bağlılığını belirtiyordu.

Yeri gelmişken bir yanlışı düzeltmemiz lazımdır. İkide bir de çıkıp “Bu CHP Atatürk’ün partisidir” iddiası hem yanlıştır, hem de Atatürk’ü %20’lik bir partinin himayesine kalmış göstermek Onun hatırasına haksızlıktır. Ve yine bir özeleştiri yapıp hatırlatalım ki, Atatürk’ü tabulaştırmak, tanrılaştırmak ve tartışmasız kılmak, hem yanlıştır hem de O’na saygısızlıktır, üstelik akla ve mantığa aykırıdır. Atatürk dengeler dâhisi ve Şanlı Milli Mücadelemizin önderi bir insandır. Onun da elbette zaafları vardır, oyalamak zorunda bulunduğu odaklar vardır, keşke şunları yapmasaydım, keşke şunları da yapsaydım dediği pişmanlıkları vardır, önce yapmak zorunda kaldığı sonra düzeltmeye çalıştığı hususlar vardır… Ancak… Pek çok hatasını ve haksızlığını bildiğimiz halde, bize bir ev, bir bahçe, bir dükkân miras bırakan babamıza yine de rahmet okur “Nur içinde yatsın, bize minnetsiz oturacağımız bir ev bıraktı” deriz. Peki, bu cennet ülkeyi, bu kutlu devleti ve Cumhuriyeti miras bırakanlara karşı hiçbir vefa ve vicdan borcumuz olmayacak mıydı?

Bu CHP, Cumhuriyeti kuran Atatürk’ün partisi, AKP de Erbakan’ın takipçisi değildir!

Bazılarının zırt pırt ortaya çıkıp, “CHP cumhuriyeti kuran partidir”, “CHP Atatürk’ün partisidir” iddiaları asılsız bir safsatadır ve tarihi gerçeği saptırmadır. Çünkü Atatürk’ün başkanı olduğu ve Cumhuriyeti birlikte kurduğu partinin içinde:

  • Halk partililer vardı.
  • Celal Bayar ve Menderes gibi Demokrat (Adalet ve Anavatan) partililer vardı.
  • Sonradan Adalet Partisinden ayrılıp MHP’nin temelini oluşturacak kesimler vardı.
  • Ve nihayet Milli Selamet’e dönüşecek düşünceye mensup kişiler vardı.
  • Hatta BDP’nin istismar ettiği ve izinden gittiğini söylediği isimler vardı.

Yani Atatürk’ün CHP’si tam bir milli koalisyon hüviyetindeydi. Ve asıl önemlisi Atatürk’ün CHP’si bütünü ile milli ve yerli hedefler gütmekteydi.

Oysa, Mustafa Kemal’in şüpheli vefatından sonra şaibeli şekilde cumhurbaşkanı seçilen İsmet İnönü CHP’si ise:

  • Amerika’yla Fulbraght anlaşmasını imzalayıp Milli Eğitimimizi ABD güdümüne bırakmak
  • Türkiye’yi NATO’ya sokmak ve yarı sömürge statüsünde emperyalizmin hizmetine hazırlamak
  • İsrail’in kuruluşunu kolaylaştırmak ve ilk tanıyan ülke olmak
  • Atatürk’ün kadrolarını tasfiye edip, asker ve sivil yüksek bürokrasiyi ittihatçı-dönme artıkları ve masonlarla doldurmak
  • Ve bu tahribatlarını meşrulaştırmak ve bütün suçlarını ve kötü sonuçlarını Atatürk’ün sırtına yıkmak üzere de rejimlerinin adını “Kemalizm” koymak suretiyle, aslında Atatürk’ü fikren ve fiilen saf dışı etmişlerdi. Yani bu günkü CHP, Mustafa Kemal’in değil, olsa olsa İsmet İnönü’nün partisiydi.

Özetle:

A- Bu günkü CHP’yi, ikide bir“Atatürk’ün partisi ve Cumhuriyeti kurma şereflisi”diye övmek yanlıştır ve yanılgıdır.

B- AKP’yi “Milli Görüş’ün takipçisi” gibi göstermek, temelsiz bir iddiadır, Erbakan gıcıklığından kaynaklanan bir saplantıdır ve sadece AKP’yi yüceltmeye yaramaktadır.

C- AKP iktidarını: “Kemalist ve masonik statükoyu değiştirdiği, ittihatçı ve ihtilalci kabukları kırıp Türkiye’yi geliştirip güçlendirdiği”için tenkit ediyorlar kanaatini oluşturan yaklaşımlar da, bilerek veya bilmeyerek AKP değirmenine su taşımaktır.

Bütün bunları bir umutsuzluk ve yılgınlık şeklinde algılamayın. Çok yakın bir gelecekte Türkiye merkezli, Milli ve insani hedefli ve İslam (yani barış ve bereket) eksenli öyle bir değişim yaşanacak ki, tüm hainler ve işbirlikçiler doğduklarına pişman olacaklardır. Birkaç sefer gidip gördüğümüz İsveçlilerin aydın ve entel takımı arasında bir deyim dolaşır. “Bir girişimde, başarıya ulaşmak için her seçeneği dener ve uğraşırız. Hiçbirisi tutmazsa, bu sefer Atatürk gibi davranırız!”

  • Yalova kaplıcalarındaki köşkün penceresini kapatan tarihi Çınar’ı kestirmeyen Atatürk, yapının altına özel raylar döşetip ve lokomotif getirtip binayı 5 m. sağa kaydırmıştır.
  • Rahmetli Erbakan, bir karamsarlık anında şunları hatırlatmıştı: Allah bu Aziz Millete, şöyle bir özellik vermiştir: Dış güçler ve işbirlikçiler tarafından: “Artık bunlar bitti, tükendi, tarihten silinme vakti geldi!” sanılan en ümitsiz ve çaresiz dönemlerinde, tarihin yönünü değiştirecek büyük dönüşümler gerçekleştiren tek millettir.
  • Zalim Moğol istilası ve Selçukluların dağılması sonra, birkaç yüz çadırlık Osmanlı Beyliği’nin bir cihan devletinin temellerini atması,
  • Timur saldırıları ve Ankara Savaşı ardından, 50 yıl geçmeden Osmanlı’nın perişanlığı atlatıp İstanbul’u alarak çağ açıp çağ kapatması,
  • Siyonist Yahudi odakların kışkırtmasıyla Haçlı Batılıların Anadolu’yu işgali ve şanlı kurtuluş destanı, bunun en açık örnekleridir.

Atatürk, Türkiye’yi Haçlı Batı’nın emperyalist kuşatmasından ve geri kalmışlık kıskacından kurtaran kahramandı! Erbakan ise ülkemizin yeniden ekonomik ve kültürel bağımsızlığını kazanması ve Türkiye öncülüğünde Adil bir dünyanın kurulması mücadelesini başlatan ve işte bu yüzden tüm dış güçlerin ve masonik merkezlerin hücumuna uğrayan bir ilim ve devlet adamıydı.

Brüksel'de Avrupa Parlamentosunda konuşan İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, Suriye’deki Zalim Esad yönetiminin katliamlarına daha fazla göz yumulmaması gerektiğini ve BM’in, Arap Birliğinin Suriye’ye müdahale girişimine destek vermesinin beklendiğini açıklamıştı. Yani AKP’nin de İsrail’in de Suriye politikası aynı çizgideydi.

Oysa, Mustafa kemal “İslam coğrafyasının ortasında bir çıbanbaşı olarak İsrail’in kurulmaya çalışıldığı izlenimini aldığını, ancak Hz. Peygamberin kutsal hatırasını ve bölge barışını koruma adına, gerekirse bu Haçlı teşebbüsünü boşa çıkarmak üzere, Kahraman Türk Ordusunu Filistin’e göndermekten sakınmayacağını” ilan ediyor ve O hayatta bulunduğu müddetçe Batılı ülkeler buna cesaret edemiyordu. Ama ismet İnönü İsrail’in kurulması ve tanınması konusunda en cesur adımları atıyordu.

Şimdi Aziz Atatürk’ün Gençliğe Hitabesini okumanın ve milli sorumluluklarımızı kuşanmanın tam zamanıdır ve artık edebiyat Atatürkçülüğünü bırakmak lazımdır.

Ey Türk Gençliği!

“…İstikbal ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir gücün ve galibiyetin sahibi olabilirler. Zorla veya hilekârlıkla; aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılıp ele geçirilmiş ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şartlardan daha elim ve vahim olmak üzere; ülkede iktidarı elinde tutanlar; gaflet, dalalet, hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta, bu iktidar sahipleri, şahsi makam ve menfaatlerini, istilacı ve işgalci güçlerin siyasi emelleriyle birleştirmiş ve işbirliğine girişmiş olabilirler. Ey Türk istikbalinin evladı! İşte bu en olumsuz durum ve şartlar içinde bile senin vazifen, aziz Milletimizin istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır!..” dediği günler yaşanmaktadır!

  • Yeri gelmişken şunu da vurgulayalım ki; AKP’nin en büyük şansı ve avantajı, sözde bazı ulusalcı ve Kemalist takımının, bunların bahanesiyle İslam’a saldırmalarıdır; çünkü onlardan ürken halkımız, inadına AKP’ye sarılmaktadır.
  • Ve tabi Ordu kurmaylarının da elbette hatası vardır ve artık halkımızın inancıyla uğraşmayı bırakmaları ve milletimizin mayası olan İslam’la barışmaları kaçınılmazdır.

Cumhuriyetin ilk yıllarında hazırlanan, dönemin GKB Mareşal Fevzi Çakmak tarafından övgülü bir önsözü yazılan ve Diyanet İşleri Başkanlarından büyük âlim Ahmet Hamdi Akseki Hocamızca hazırlanan, “ASKERE DİN KİTABI”; Atatürk’ün Cumhurbaşkanlığı süresince, bütün askeri birliklerde ders kitabı olarak okutulacaktır. Çünkü Atatürk imansız ve İslamsız bir milletin ayakta kalamayacağını ve hele maneviyatsız bir askerin düşmanla savaşamayacağını, vatanını ve halkını hakkıyla savunamayacağını bilecek kadar inançlı ve şuurlu bir insandır.

Erbakan, Siyonist odakları ve ılımlı İslamcıları niye ürkütüyordu?

20 Kasım 1992 tarihli zaman Gazetesi ADL (ABD Yahudi Karşıtlığını Önleme Komitesi)nin çok kirli ve gizli işler çeviren ve siyasi-ticari cinayetler işleyen bir Siyonist mafya şebekesi olduğunu yazarken, bu Zaman Gazetesi 10 Mart 1998 tarihli sayısında, bu sefer aynı ADL Yahudi derneğinin Fetullah Gülen’in diyalog girişimlerini desteklediğini ve kitaplarını İngilizceye çevirip bedava neşrettiğini yazıyordu! Aynı ADL Başbakan Erdoğan’a da çok özel bir madalya takıyordu?

Yeryüzünde haçlı Siyonist barbar Batı kültürünü egemen kılmak üzere BM’in yan kuruluşu olarak oluşturulan UNESCO, 25.10.2005 tarihinde Fetullah Gülen’e “Hoşgörü ve Diyaloga Katkı” ödülünü veriyordu!?

23.06.2008 tarihinde, ABD’li Siyonist Yahudi Lobilerin güdümündeki Foreign Policy Dergisi, “Dünya’nın yaşayan en büyük 100 entelektüeli” arasından Fetullah Gülen’i birinci seçiyordu.

11.05.2011 tarihinde EAST-WEST İnstitute (Doğu-Batı Enstitüsü) EWI olarak bilinen ve bütün dinlerin ve kültürlerin etkinliğini silip Batı kültürünü benimsetmeyi ve faizci-kan emici kapitalizmi yerleştirmeyi hedefleyen ve hala bir Yahudi tarafından yönetilen kuruluş Yılın Barış Ödülünü Fetullah Gülen’e layık görüyordu.

Bu arada Natascha Atlas adlı bayan pop şarkıcısı (Beyaz Türk Yahudi Dönmesi) Fetullah Gülen’in şiirlerini besteleyip okuyordu.. Ardından bir İsrailli rock şarkıcı dahil, Gülen’in şiirleri farklı Batılı ülke şarkıcılarının ortak albümüne giriyordu!?

Bediüzzaman Hazretlerinin: “Bu zamanda öyle fevkalade hâkim cereyanlar (dünyaya hükmeden öyle sistem ve organizasyonlar) var ki, her şeyi kendi hesabına aldığı (İslam ve insanlık adına her türlü hizmet ve girişimi Siyonizm’in şeytani hedefleri doğrultusunda kullandığı) için, faraza hakiki beklenilen o zat (Hz. Mehdi) dahi bu zamanda gelse, harekâtını o cereyanlara kaptırmamak için (belki) siyaset âlemindeki vaziyetten (bile) feragat edecek ve hedefini değiştirecek diye tahmin ediyorum”[1] diyerek dikkat çekip haber verdiği “hâkim cereyanlar-Siyonist Yahudi organizasyonlar ve odakların” Fetullahçılık hareketini de avucuna aldığı ve kendi hesabına kullandığı anlaşılıyordu. Ve tabi Bediüzzaman hadis ve haberlere dayanarak Hz. Mehdi’nin SİYASET dairesinde hizmet vereceğini de belirtmiş oluyordu.

Ve derken aynen Fetullah Gülen gibi “diyalogcu” bir Kardinal Vatikan Devlet Başkanı-PAPA seçiliyordu!

Yeni Papa, Dinlerarası Diyalog Kurulu Başkanı ve ‘’Protodiacono’’ sıfatını taşıyan Fransız Kardinal Jean-Louis Tauran tarafından Aziz Petrus Bazilikası’nın büyük locasından ‘’Habemus Papam (Bir Papamız var)’’ denilerek takdim ediliyordu. “Francis’’ adını alan Katolik dünyasının yeni lideri Bergoglio, ilk balkon konuşmasını yaparken: “Tüm dünyaya sevgi, diyalog ve kardeşlik yolunda ilerlemeli’’ şeklinde Masonik bir mesaj veriyordu.

Sübyancılığı örtbas eden Kardinaller Vatikan’ı yönetiyordu!

Sübyancılığı örtbas etmekle suçlanan ve tartışmalara rağmen yeni Papa’yı seçecek 115 Kardinal arasında yer alan Roger Mahony gibi onlarca başpiskopos 1,5 milyarlık Katolik Hıristiyan’ı yönetecek Papa’yı seçiyordu.

İddianın merkezinde, Los Angeles başpiskoposluğu sırasında bölgesinde görev yapan rahiplerin karıştığı 129 sübyancılık vakasını örtbas ettiği için, ‘Papalık seçimlerine katılamaz’ tartışması çıkaran Kardinal Roger Mahony bulunuyordu.

Michael Baker adlı eski bir rahip, çocuklara cinsel tacizde bulunduğunu ve bunun 7 yıl boyunca sürdüğünü Mahony’e itiraf ediyordu. Ancak Mahony, söz konusu din adamının psikolojik tedavi görerek görevine geri dönmesine göz yumuyordu. Üstelik rahip Baker, aynı suçu defalarca daha işliyordu. Baker’ın 4 çocuğa cinsel tacizi ise, olayın kapanması için Başpiskopos Mahony’nin 10 milyon dolar ödemeyi kabul etmesiyle gerçekleşiyordu.

Ilımlı İslamcılar Diyalogcu Papa’ya umut bağlıyordu!

Yeni Papa, ABD ve Kanada’dan sonra Amerika’nın en yoğun Yahudi nüfusunu barındıran Arjantin’den çıkıyordu. 1492’de İspanya’dan kovulan KONVERSO (gizli kripto) Yahudilerin önemli bir kısmı Arjantin’e yerleşip, Katolik Hıristiyan oluyordu. Daha sonra Rusya ve Doğu Avrupa Yahudileri de bu ülkeye göç ediyordu. Yeni Papa Jorge Mario Bergoglio ise, İtalyan göçmeni ve Yahudi kökenli bir ailenin çocuğuydu.

İsmini aldığı 1. Francis’te ilk diyalogcuydu!

Yeni Papa’nın ismini aldığı 1. Francis de, farklı dinlerle diyalog başlatıyor, “Müslümanların şekilde İslam, fikirde Hıristiyan olmalarını” istiyor ve bu maksatla Eyyubiler döneminde Mısır’ı ziyaret ediyordu. “Dini çoğulculuğa ve kilisenin katı kurallarından kurtulması lüzumuna inanan” Yeni Papa’nın görüşleri ve hedefleri, Fetullah Gülen’inkiyle örtüşüyordu. Ve zaten yeni Papa’yı Fetullah Gülen’i destekleyen ABD’li Yahudi mihrakların seçtirmesi dikkat çekiyordu.

Yeni Papa 2. Francis, Arjantin başkentinde iken:

  • Tahsis edilen köşkü kabul etmeyip mütevazi evinde hayat geçiren
  • Özel hizmetine verilen rahipleri geri gönderen ve yemeklerini kendisi pişiren
  • Lüks makam aracını ve şoförünü istemeyip belediye arabasıyla kiliseye gidip gelen
  • Ucuz ve sade elbiseler giyen
  • Ama 1976 askeri darbesini ve zalim diktatörleri destekleyen, bu sayede Yahudi işadamlarının halkı sömürmesine ve semirmesine yarayacak girişimlere öncülük eden
  • Ermeni soykırımı iftirasını kabul etmesi için Türkiye’ye haddini aşan mesajlar gönderen
  • Masonik bağlantıları bilinen Cizvit (İsa’nın Askerleri) tarikatının, üyesi, riyakâr ve din istismarcısı bir kişilikti.

Ve şimdi asıl yanıtı aranan soru şuydu:

Böylesine şaibeli ve çetrefilli ilişkiler batağında kıvranan bir Vatikan’la dinler arası diyalog yürüten ve kendi ifadesiyle: “Papalık Misyonunun sadık ve naçiz bir hizmetkârı olduğunu” söyleyen Fetullah Gülen, bu tavrını hangi ayete, hangi hadise ve hangi vicdani kanaate dayandırıyordu?

“Kendilerine kitap verilenlerden, Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Resûlü'nün haram kıldığını haram tanımayan ve hak dini (İslam'ı) din edinmeyenlerle, küçük düşürülüp cizyeyi kendi elleriyle verinceye kadar savaşın.”

“Yahudiler: "Üzeyir Allah'ın oğludur" dediler; Hıristiyanlar da: "Mesih Allah'ın oğludur" dediler. Bu, onların ağızlarıyla söylemeleridir; onlar, bundan önceki inkâr edenlerin sözlerini taklid ediyorlar. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar?”

“Onlar, Allah'ı bırakıp bilginlerini ve rahiplerini rablar (ilahlar) edindiler ve Meryem oğlu Mesih'i de.. Oysa onlar, tek olan bir ilah’a ibadet etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. O'ndan başka ilah yoktur. O, bunların şirk koştukları şeylerden yücedir.” (Tevbe: 29-30-31)

Ayetlerinin şirke sürüklendiklerini haber verdiği kesimlerle mücadele edilmesi emredilirken, Sn. Gülen hangi akıl ve vicdanla, onlara hizmeti şeref sayıyordu?

“Onlara kendisine ayetlerimizi (yüksek ilim ve kerametlerimizi) verdiğimiz kişinin haberini anlat. O, bundan (Allah’ın rızasından ve ahret hazırlığından) sıyrılıp-uzaklaşmış, şeytan onu peşine takmıştı. O da sonunda azgınlardan olmuştu.”

“Eğer biz dileseydik, onu bununla yükseltirdik. Ama o yere meyletti (veya yere saplandı, dünyalık şöhret ve enaniyete kaydı), hevasına uydu. Onun durumu, üstüne varsan dilini sarkıtıp soluyan, kendi başına bıraksan da dilini sarkıtıp soluyan (yani kendi hıyaneti ve bozuk tıyneti nedeniyle, her girişimi kendi aleyhine sanıp korkan) köpeğin durumu gibidir. İşte ayetlerimizi yalanlayan topluluğun durumu böyledir. Artık gerçek haberi onlara aktar. Ki düşünsünler.” (Araf: 175-176)

Ayetlerinin bildirdiği akıbete uğramaktan hepimizin korkması gerekiyordu. Rahmetli Seyyid Kutup: “İslami unvanı, şöhretli makamı, bir sürü taraftarı, sakalı ve sarığı ile Siyonist Yahudilerin sömürü düzenine ve Haçlı emperyalistlerin sosyal ve kültürel işgaline fetva uyduran her din âlimi ve kanaat önderi yukarıdaki ayetlerde belirtilen BEL’AM konumundadır” diye uyarıyordu.

Gülen’in Erbakan gıcıklığının kaynağı!

Fetullah Gülen 28 Şubat’a hazırlık sürecinde Hürriyet yazarı Yalçın Doğan’ın Kanal D Güncel programına konuk olup; “Demirel’den Ecevit’e, Mesut Yılmaz’dan Tansu Çiller’e, Deniz Baykal’dan Alparslan Türkeş’e tüm siyasilerle samimi ve saygılı görüşmeleri olduğunu… Hatta Türkeş’in ve Kasım Gülek’in cenazelerinde hüngür hüngür ağlamamak için kendisini zor tuttuğunu… Ancak her nedense Erbakan’la gönül kanallarının kapalı bulunduğunu… (Sanki saydığı diğer liderler İslam’a çok büyük hizmetler yapmışlar da) İslam’a zarar veren yaklaşımları nedeniyle Erbakan’a karşı özel bir soğukluk duyduğunu… Dünya görüşlerinin uyuşmadığı için Erbakan’la kalbi irtibat ve muhabbet kanallarının kuruduğunu…” hiç sıkılmadan ve sakınmadan söyleyebiliyordu. Oysa Bediüzzaman’ın kendi zamanı ve şartları için buyurduğu:

“Demek, topuz (siyasi hizmet ve gayret, şimdilik) böyle bir zamanda kalbi ıslah etmeye (münasip değildir.) O vakit küfür kalbe girip, saklanır, nifaka inkılâp edebilir. Hem nur, hem topuz (yani) ikisini (birden kullanmak ise), bu zamanda benim gibi bir acizin yapacağı iş değildir. Onun için, bütün kuvvetimle nura sarılmaya mecbur olduğumdan, (o günkü hazırlık sürecinde) siyaset topuzu(na) ne şekilde olursa olsun bakmamak lâzım gelmiştir. Amma maddî cihadın muktezası (olan siyasi, iktisadi ve askeri gayret) ise, o vazife şimdilik bizde değildir. Evet, ehline (yetkin, etkin ve seçkin şahsiyetlere) göre kâfirin veya mürtedin tecavüzatına sed çekmek (ve zalimlerin tahribatını önlemek) için topuz (siyaset hizmeti ve devlet otoritesi) lâzımdır. Fakat iki elimiz var. Eğer yüz elimiz de olsa, ancak nura kâfi gelir. Topuzu tutacak elimiz yok. (Yani oldukça lüzumlu, ama bir o kadar da zorlu olan siyasi hizmetleri ve devlet eliyle gerçekleşecek kutlu hedefleri ancak görevlisi olan Zat gerçekleştirebilir, bunlar bizi yüz kat aşan şeylerdir).”[2]  şeklindeki siyasi hizmetleri Erbakan yürütüyor, tüm Siyonist Yahudiler, Haçlı emperyalistler ve yerli işbirlikçileri olan Masonik kesimler Erbakan’ın karşısında bir şer cephesi oluşturuyor, ama O kutlu hedefinden ve Kur’an’ın çizgisinden asla sapmıyordu.



Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Sayfa: 46, Kastamonu Lahikası, Sayfa: 61)

16. Lema 2. Meraklı Sual

Abdullah AKGÜL -

Karşılaştırmalı İslam ve Batı Hukuku araştırmacısı.

El-Ezher Üniversitesi Usuliddin Fakültesi Mezunu.

Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Mezunu

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

İslamcıların Sahtekârlığı: ATATÜRK İSTİSMARI VE AKİT TV. KÜSTAHLIĞI
Ey Mustafa Kemal’e “Deccal, Süfyan, İnsi ve sinsi şeytan!” sıfatlarını...
Devami
AİHM'NİN BAŞÖRTÜSÜ YASAĞI VE TÜRKİYE'DE ÇOĞUNLUĞUN SORUNLARI
Bebek katili PKK'lıların, ayrılıkçı unsurların, fesatçı azınlıkların, komünist ve anarşist takımının,...
Devami
ATATÜRK'ÜN CENAZE NAMAZI VE ULUSALCILARIN SOSYALİST MUSTAFASI
Zaman'da yazan Mustafa Armağan önemli bir noktaya dikkat çekiyor, ama...
Devami
Bir Rus Yahudi Haham’ın İtirafları İle: KUR’AN’IN MESAJI VE KARDEŞLİK PRENSİPLERİ
  1- Teknoloji harikası çok güzel ve mükemmel bir makine üreten...
Devami
En Çok Sevgi Duyduğun ve Kaybetmekten Korktuğun Ne ve Kim ise; TANRIN VE TAPINDIĞIN ODUR!
  İnancın ve vicdanın en önemli göstergesi; herkese ve her şeye...
Devami
ADNAN OKTAR’IN MASONLAŞMASI VE CEMAATİN SURİYE MANEVRASI
Adnan Oktar 33. Derece masonluğa terfi ettiriliyordu! Suni ve sinsi imajı...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1515

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR