ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün2026
mod_vvisit_counterDün6658
mod_vvisit_counterBu Hafta44178
mod_vvisit_counterGeçen hafta54342
mod_vvisit_counterBu Ay184936
mod_vvisit_counterGeçen Ay208459
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17317535

IP'niz: 3.236.175.108
Bugün: 27 Şub 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12389950

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

Atatürk Rüyası: RÜYALAR BAZI HAKİKATLERİN MİSAL AYNASIDIR

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

İbrahim ÖZTÜRK’ün Atatürk’le ilgili rüyası. (12 Mayıs 2015 / Konya)

Rüyamda:

Bir caminin içinde oluyoruz. Pencerelerinden yoğun şekilde çok nurlu ve huzurlu güneş ışıkları içeri giriyor. Milli Çözüm ekibindeki arkadaşlarla beraber, yarım daire şeklinde oturuyoruz. Tam karşımızda Mustafa Kemal Atatürk, saçları uzamış ve beyazlamış şekilde oturuyor, sanki tespih çekiyor ve zikir yapıyor gibi bir halde oluyor. Biz de tespih çekip, zikir yapıyoruz. Bir an gözlerimi oradan ayırıp başka tarafa bakıyorum, tekrar önceki duruma dönünce Atatürk’ün yerinde Ahmet Akgül Hocamı görüyorum. Ahmet Hocam da zikir halinde bulunuyor. Bir süre sonra Ahmet Hocam beni yanına çağırıp bir poşet veriyorlar ve: “Bunları arkadaşlara dağıt!“ buyuruyorlar. Poşetin içinde sopa gibi düzgün odunlar falan var. O sopaları arkadaşlara dağıtıp yerime oturuyorum. Ahmet Hocam: “İleride, lazım olunca bunları kullanacağız!” diyorlar. Sonra sesli zikre başlıyoruz ve o halde uyanıyorum.

Yorumu:

Dâhiyane mücadele ve stratejileriyle Vatanımızı işgalden kurtarıp Türkiye Cumhuriyetini kuran, İslam’ın özünden uzaklaşmış ve koflaşmış kurumları ve hurafeci yaklaşımları kaldırıp, Ülkemizi yeni ve adil bir Medeniyet Merkezi olacak şekilde zemin hazırlayan Mustafa Kemal’i, içinde bulunduğu şartların zorladığı bazı mecburi tavizleriyle değil, onu Milli hedefleriyle anlamaya çalışmak gerekir. Böyle şahsiyetlerin sadece neler yaptıklarını değil, bunları niçin yaptıklarını ve neleri amaçladıklarını da hesaba katmadan, doğru değerlendirmek mümkün değildir.

Atatürk’ün saçları ağarmış ve zikir çekiyor vaziyette görülmesi, Onun bazı dinsiz çevrelerce istismar aracı olarak kullanılmaktan kurtarılması ve sahip çıkılması lüzumuna alamettir. Milli Çözüm Ekibinin bu yöndeki gayret ve kanaatlerinin doğru ve olumlu bir gelişme olduğuna da işarettir. Halis ve salih insanların hiç kafaya takmadıkları ve tartışmadıkları konularda böylesine acayip ve ibretli rüyalar görmeleri bir kısım gizli gerçeklerin artık açığa çıkmasının yaklaştığını da göstermektedir.

Mustafa Kemal’i “din düşmanı ve İslam karşıtı“ gibi göstermek ve kendi zulüm düzenlerini, haksızlık ve ahlaksızlık sistemlerini “uydurdukları“ Kemalizm “kılıfıyla örtüp yürütmek isteyenlere karşı yazdığımız“ Bizim Atatürk kitabının ve Milli Çözüm ekibinin bu konudaki müspet tavrının ne denli haklı ve hayırlı olduğuna delildir. Bu rüya Atatürk’ün ilmi, insani ve İslami hedeflerine, Erbakan’ın tarihi projeleriyle ve Milli Çözüm Ekibinin gayretleriyle ulaşacağının da müjdesidir.

Uğur Dündar’ın Arena programına konuk olan rahmetli Erbakan Hocamız:

“Atatürk her zaman ve her konuda Milli Görüşü ön planda tutmuşlardır. Atatürk “Muasır Medeniyeti yakalamak ve aşmak“ gereğini vurgularken de, gidip bu günkü Batı emperyalizminin kuyruğuna takılmayı ve onların taklitçisi olmayı asla hedef almamıştır. Hatta “Batı’nın sinsi planlarına aldanmayın ve uyanık davranın“ diye sık sık uyarmıştır. Avrupa Birliğine ise, ancak “Mafsal üye“ pozisyonuyla, yani Onları da, İslam Dünyasını da Adil bir Düzene yönlendirme amacı ve misyonuyla yaklaşmalıdır diyerek Atatürk’e ve AB’ye nasıl baktıklarını açıkça belirtmişlerdi. Şimdi Cumhurbaşkanı Sn. Recep T. Erdoğan bir açılış programında.. “… Artık Yeni Sultan Fatih’ler, Yeni Akşemsettin’ler… Yeni Mustafa Kemal’ler yetiştirmeliyiz!“ derken ve bu ifadelerindeki samimiyet ve ciddiyet hamlığı sırıtırken, Onun bu sözlerine hikmet ve keramet uydurmaya çalışan güya şeriatçı ve tarikatçı yalaka takımı, Bizim Atatürk’ü, tarihi gerçeklere ve talihli geleceğimize uygun şekilde yeniden yazmamız ve yorumlamamız karşısında niye bu denli tedirginlik sergilemekte ve tepki göstermektelerdi?

Konya’dan İlyas AVCI kardeşimizin rüyası da oldukça önemlidir. 13.04.2015

Rüyamda:

Aziz Erbakan Hocamla birlikte duruyoruz. Karşımızda 3-4 kişi daha bulunuyor ve bunlar Siyonizm’in Baş yöneticileri oluyormuş. Erbakan Hocamız her zamanki gibi o kişilere dünyayı sömürdüklerini, zulüm ve haksızlık sistemini yürüttüklerini, Milli Görüşün ise dünyaya Hakka dayalı Adil Bir Düzeni muhakkak getireceğini, bunun kaçınılmaz bir gereklilik olduğunu yorgun, bitkin ama kararlı bir şekilde anlatıyorlar. O sırada Muhterem Ahmet Hocamız arkamızdan hızlı bir şekilde, üzerinde uzun ve siyah paltosu ve elinde silahı ile geliyor, hiç beklemeden ve hiç bir şey demeden, Siyonizm’i yöneten o kişilere elindeki silahı ateşleyerek, arka arkaya kurşun sıkmaya başlıyor. Bu işi yaparken yüzünde: “Yeter artık, sizin laftan sözden anlayacağınız yok!“ ifadesi ve kararlılığı okunuyor. Adamlar hemen orada ölüyorlar. Ben de Ahmet Hocamızdan böyle bir şeyi hiç beklemediğimi düşünerek ama mutlu bir şekilde yerimden fırlayıp Ahmet Hocama sarılıyorum. Ahmet Hocama sarılırken içimden: “Demek ki Erbakan Hocamızın, zamanı gelince kullanılmak üzere yapmış oldukları, yüksek teknolojik ve stratejik silah ve projeleri Ahmet Hocamızdaymış galiba!“ diyorum. O şekilde iken uyanıyorum.

Yorumu:

Siyonizm gerçeğini haykıran, İslam ve İnsanlık âlemini uyandıran, Adil bir Dünya Düzeninin alt yapısını ve ilmi programlarını hazırlayan Hz. Mehdi Aleyhisselamın tabisi ve takipçisi olan Hz. İsa Aleyhisselamın Deccali öldüreceğini haber veren Hadisi şeriflerin bir nevi temsil ve tecellisi gibidir.

Konya’dan Halil ÇELİK kardeşimizin rüyası da önemli müjdeler içermektedir.

Tüm Milli Çözüm ekibi olarak askeri bir kışlada yaşıyoruz. Subay ve astsubaylar bizi ağırlıyor, ikramlarda bulunuyorlar. Milli Çözüm faaliyetlerimiz o kışlada devam ediyor. Osman Nuri ÇELİK Abi, R. Tayyip ile ilgili nete bir haber yapmış, o haberden dolayı da, ya 30 bin, ya 60 bin TL ceza yemiş oluyor. Orada bulunan subaylar, astsubaylar ve bizler konuyla ilgili: “Bizler kardeşiz, eğer yediğimiz cezada karşı taraf haklıysa (yani onlara haksız ithamlarda bulunulmuşsa) işin maddi boyutunu aramızda (dayanışma ve yardımlaşma yoluyla) hallederiz!” diye konuşuyoruz. O arada uyanıyorum.

Te’vili:

Beklenen ve müjdelenen büyük değişimin, kahraman Türk Ordusunun Milletiyle bütünleşerek gerçekleşeceği bildirilmiştir. Milli Çözüm ekibi, ordumuzu yıpratma ve devre dışı bırakma hıyanetlerine karşı çıktığı için şehitler ve gaziler ocağının itimadını kazanıvermiştir. Bize yönelik sıkıntı ve saldırıların el ve gönül birliği içinde atlatılması gereğine de işaret edilmiştir. En doğrusunu Allah bilir.

Şimdi hem Kur’an’a, hem vicdana, hem iz’an ve insafa göre değerlendirip söyleyelim:

Siyonist ve emperyalist zalim ABD’nin himayesine sığınıp Ilımlı İslam safsatasıyla Dinimizi yozlaştırmak isteyenler mi daha şerefliydi yoksa Mustafa Kemal mi?

26 İslam Ülkesini parçalama projesi olan BOP’a eşbaşkan seçilenler mi daha izzetli ve faziletliydi, yoksa Mustafa Kemal mi?

Devlet Balesinin “Mevlana“ Mel’âneti

İslam’ı yozlaştırma kapsamında, maksatlı eller tarafından içi boşaltılmaya çalışılan Mevlevilik ve Mevlana, bu kez bale adı altında özünden iyice koparılmıştı. İslami edep kuralların aykırı bir şekilde ve Mevlevilik’te hiçbir dönemde görülmemiş biçimde yarı çıplak sema gösterisini bale adı altında pazarlayarak Mevleviliğe en büyük kötülüğü yapan İzmir Devlet Opera ve Balesi, 2 yıldır bu çirkinliği sürdürmekte ve AKP Hükümeti bu rezalete izin vermekteydi.

Yarı Çıplak Mevlana Balesi

Mevlana ve Mevleviliğin İslam ile bağlarını koparıp, hümanizmle harmanlamaya çalışanların ilk çabaları kadın semazenlerle sergilenmiştir. Yıllardır Türkiye’nin birçok yerinde moda renkleriyle giydirilmiş kadın semazenler erkeklerin gözleri önünde sema dönmekteydi. Kadın semazenlerin ardından şimdi de yarı çıplak ve kadın erkek iç içe bale gösterileriyle sözde “Mevlana’nın Çağrısı” gündemleştirilmişti.

Mevlana Çağrısı Adı Altında İfsad Faaliyeti

Mevlana’yı ve semayı modernizmin ve şehvet mel’anetinin bir aracı haline getirmeye çalışanların sinsi oyunları son sürat devam etmekteydi. Bunun son örneği İzmir Devlet Opera ve Balesi tarafından sahnelenmişti. Yarı çıplak ve kadın erkek balerinlerle, “Mevlana Celaleddin Rûmî’nin evrensel bir kişiliğe dönüşümünde köşe taşı sayılabilecek olaylar; özgün müzik ve vücut dili kullanılarak anlatılmaktadır” bahanesiyle bu rezaleti sahneleyenlere iki yıldır kimse dur dememişti. İzmir Devlet Opera ve Balesi (İZDOB) tarafından 2013 yılından bu yana aralıksız sahnelenen “Mevlana’nın Çağrısı” balesi tam bir şaşkınlık ve sapkınlık örneğiydi.

Şimdi tekrar insafla cevap verelim. Mustafa Kemal döneminde böyle bir rezalete ve Mevleviliğin saptırılıp istismar edilmesine izin verilir miydi, verilmez miydi?

Fatma Betül ERİŞKİN / Konya / 06.06.2015

Rüyamda: Mersin civarlarında diye hatırladığım, Cennet - Cehennem Mağaralarına benzer bir yerde bulunuyoruz. Çocuklarım, eşim ve Milli Çözüm camiasından kardeşlerim de yanımda oluyorlar. Bulunduğumuz mağaranın çıkışı yukarıda, ama ucu görünmüyor. Merdivenlerden çıkıyoruz ancak mağaranın içi çok bunaltıcı, loş ve çok sıcakmış. Ayrıca katlanılması güç, kötü bir koku; yağlı ve pis basamaklar da çıkmamızı zorlaştırıyor. Sıkıntı ve meşakkatle yürümeye devam ediyoruz. O mağaraya sanki gezme amaçlı gitmemişiz, çünkü gezilmeye değer cazip  bir yer değil kesinlikle. Bir süre sonra biri birimize: “Yorulduk, dinlenme ihtimalimiz yok mu?” diye soruyoruz. Önlerde Ahmet Akgül Hocam da yürüyormuş, ben kendisini görmüyorum ama Ahmet Hocamın sesi benim bulunduğum basamaklara kadar geliyor. Ahmet Hocam: “Sabredin biraz daha çıkalım da öyle duralım; burası dinlenilmeye değer bir yer değil. Nezih, ferah, iç açıcı bir yerde dinlenelim!” diyor. Herkes: “Siz nasıl uygun görürseniz Hocam!” diyor, ama kimsenin de gücü kuvveti kalmamış, herkes yorgun ve bitkin görünüyor. Yine de yürümeye devam ediyoruz. Gözlerim benimle birlikte, hemen sağımda basamakları tırmanmaya çalışan küçük oğlumu arıyor. Önüme, arkama, sağıma ve soluma bakıyorum ama oğlumu göremiyorum. Telaşla koşuşturuyorum, basamakları ileri geri inip çıkıp hem oğlumu arıyorum hem de bağırarak adını çağırıyorum. Sonra büyük oğlumun da olmadığını fark ediyorum. Telaşım ve üzüntüm iyice artıyor. Diğer hanım kardeşlerimin de aşağı yukarı aynı yaşlardaki çocuklarını isimleriyle seslenerek aradıklarını görüyorum. Ahmet Hocama: “Hocam, bu nasıl olur, geriye ileriye hızla gitmeleri imkânsız, çünkü basamaklar dolu. Çocuklarımız nereye kayboldular?” diye telaşla soruyoruz. Ahmet Hocam henüz cevap vermeden, tanımadığım bir beyefendi: “Basamakların korkulukları yok, ellerinden sıkı tutmadıysanız, Allah korusun, aşağıya düşmüş olabilirler!” diyor. Biz iyice telaşlanıyoruz ve: “Hocam, böyle bir şey olabilir mi?” diye soruyoruz. Ahmet Hocam: “Siz onlara, doğduklarından beri ‘Allah ellerinizi bırakmasın’ diye dua etmediniz mi? Ellerini Rahman’ın tuttuğu insan, hiç aşağıya yuvarlanır mı?” diye buyuruyor. Biraz içimiz serinliyor fakat hala tedirginliğimiz devam ediyor. Biz birkaç kişi Ahmet Hocama: “Hocam, bu basamakların bitmesine ne kadar kaldı, ne zaman yukarda oluruz acaba?” diye soruyoruz. Ahmet Hocam: “Belki de bir kaç basamak ancak kaldı, haydi devam edin!” diyor. Hepimiz çıkmayı sürdürüyoruz. Bir süre sonra, loş ışıkta yüzüme bir şeyin değdiğini hissediyorum. Elimi yüzüme götürüp yüzüme değen cismi buluyorum. Telefonumun ışığıyla bakınca bu cismin yukardan sarkıtılan bir ip olduğunu görüyorum. Ahmet Hocama: “Hocam, burada yukarıdan sarkıtıldığını düşündüğüm bir ip var!” diyorum. Ahmet Hocam: “Görebiliyorsan, o ipi sıkı tut!” diyor. İpi kavrayıp sıkıca tutuyorum. Bu arada tüm arkadaşlarımızın birer ipe tutunduğunu görüyorum. İpe tutununca merdivenleri daha rahat ve daha hızlı çıkıyoruz ama ip de çok kayganmış. Yukarıya doğru çıktıkça, mağaranın havası değişiyor, serin ve temiz hava almaya başlıyoruz. Ayrıca mağara, yavaş yavaş aydınlanmaya da başlıyor. Mağaranın çıkışına ulaştığımızda, yukarıda Aziz Erbakan Hocamızı, yanlarında az bir insanla aşağıya doğru baktıklarını görüyoruz, sevinip heyecanlanıyoruz. Yaklaştıkça, Erbakan Hocamızın yanındaki kişilerin kimler olduğu da seçilebiliyor (fakat kim olduklarını bilmiyorum). Ben, çocuklarımızın yanımızda olmamasından ve nerede olduklarını da bilmediğimizden dolayı hala tedirginim. Fakat yukarıya çıktıkça, Erbakan Hocamızın yanlarındaki küçükleri de seçebiliyoruz. Çocuklarımız, Erbakan Hocamızın yanlarında oluyorlar. Basamakları tamamlayıp, mağaradan çıkanlar, hemen Erbakan Hocamızın yanına gidip mübarek ellerini öpüp, arka tarafa geçiyorlar. Sıram gelince ben de çıkıyorum. Erbakan Hocam ayaktalar, etrafında bir kaç yüz insan ancak var. Hemen arkalarında, gökyüzünden yere doğru sarkıtılmış gibi görünen çok büyük bir bayrak var ve o bayrakta “ALLAH RASULÜ MUHAMMED” mührü okunuyor. Görevli olduklarını zannettiğim kişiler, üstlerine Kelime-i Tevhid yazılı kıyafetler giymişler. Ben de Erbakan Hocamızın mübarek ellerini öpüp, arka tarafa geçiyorum. Arka tarafta bir alan oluşturulmuş ve tüm Milli Çözüm ekibinin çocukları yere oturmuşlar, devasa boyutta bir bezin üzerine, ‘Nasr Suresi’nin Arapça metnini yazıyorlar. Küçücük elleriyle, ellerinde kalem olmadan, kamışlarla ve hepsi Sureyi Celilenin birer parçasını yazıyorlar. Geriye dönüp Erbakan Hocamızın önlerine diz çöküyorum. Ağlayarak: “Hocam, kurban olurum, çocuklarımız büyüyecek ve fetih onların eliyle mi olacak, yani daha çok mu bekleyeceğiz?” diye soruyorum. Erbakan Hocam mübarek ellerini başıma koyup: “Sizin kalbinizde Fethi Mübin için geri sayım başladı, onların kalplerinde ise çoktan başladı!” buyuruyorlar. Ben: “Ama Hocam, hakkı, doğruyu henüz kimse anlamadı!” diyorum. Erbakan Hocam mübarek elleriyle çıktığımız mağarayı işaret buyurarak: “Eğilip bir bak, halâ anlamamakta direnenler işte oradalar!” buyuruyorlar. Aziz Hocamın işaret buyurdukları mağaraya dönüp bakıyorum, orada mahşeri bir kalabalık, normal yaşantılarına devam ediyorlar. Ben: “Hocam, aşağısı çok havasız, bunaltıcı ve karanlık bir vaziyette. Bu insanlar nasıl olur da o şartlarda her şey normalmiş gibi yaşayabiliyorlar?” diye soruyorum. Erbakan Hocam: “Orayı o hale zaten onlar getirdiler, dolayısıyla normal olan bu diye inanmaya başladılar. Ne kadar müteessirim ki, son şanslarını da yitirdiler!” buyuruyorlar ve mübarek gözlerinden yaşlar akıyor. Ben: “Hocam, hak etmediler mi, sizi ne kadar üzdüler, ümmeti bu hale getirdiler, ülkeyi mahvettiler” vb. diye saymaya devam ederken, mübarek elleriyle beni susturup: “Biz, onların göz göre ateşe gitmesine nasıl razı olalım?” buyurdular. Sonra: “Ahmedim, mağaranın ağzını artık kapatın!” buyurdular. Ahmet Hocam az önce çocukların dev bir bayrak haline getirdiği, Nasr Suresinin yazılı bulunduğu bezi, mağaranın kapısına örtüp kapattılar. Erbakan Hocamız yüksek sesle Nasr Suresini okudular, okuyup bitirince de saatlerce süren bir dua ettiler ama dua istek, talepten daha çok hamd ve teşekkür dolu bir duaydı. Erbakan Hocam: “Duanın sonunda hemen kutlamalara başlayın!” buyurdular. O sırada, bulunduğumuz alanda ikindi ezanı okunmaya başladı, ezan sesine uyandım.

Te’vili:

• Cehenneme benzeyen mağara, bugünkü Siyonist dünya düzeni ve Türkiye’deki taklidi olan hile rejimidir. Bu zalim köle düzeninden kurtulmaya gayret eden Milli Çözüm ekibidir. Kurtuluş süreci zahmetli ve meşakkatli de olsa artık sona gelinmiştir ve zafer çok yakın görünmektedir.

• Çocuklarımızın kayıp düşmesi ihtimalini fısıldayan ve bizi haklı yolumuzdan geri koymaya çalışan insi ve cinni vesveselere önem vermemelidir.

• Gökten salınan ip “Hablüllah = Allah’ın hidayet ipi ve urvetül-vuşka = sağlam Kur’an zinciridir” ki, Milli Çözüm ekibine İlahi bir himmet ve hediyedir.

• Mağaranın çıkışında Erbakan Hocamızla karşılaşılması, onun müjdelediği Adil Düzen devriminin çok yaklaştığına işarettir.

• Gökten yere uzanan kutlu bayraktaki “Allah Rasulü Muhammed” mührü davamızın ve Hocamızın temsil hakikatine ve hizmetimizin kutsiyetine alamettir.

• Nasr Suresinin yazılması ve mağara kapısına asılması, Milli Çözüm ekibinin her birinin farklı bir hizmet ve gayretle zafer hazırlığına iştirak ettiğine ve fethin çok yakında gerçekleşeceğine manevi bir müjdedir.

• İkindi Ezanı, Kıyamet öncesi büyük Mehdiyet devriminin habercisidir ki; Aziz ve asil milletimizin, askerinden siviline, siyasetçisinden sanayicisine, işçisinden çiftçisine, yöneticisinden öğrencisine, farklı köken ve kültürden her kesiminden sağduyulu, şuurlu ve sorumlu herkesin bir Milli Mutabakat Hükümetine, Adil Düzen ve Milli Çözüm projelerine sahip çıkıp destek vereceğine dair bir müjdedir.

En doğrusunu Allah bilir.


Bu yazarin diger makaleleri

"DARBE" YE DE HAZIR OLUN, HARBE DE!
  İngiltere merkezli IISS , "TSK darbe yapabilir" diye bir...
Devami
ASELSAN İSRAİL'İ NİYE ÜRKÜTÜYOR?
  ASELSAN Bilmecesi Türkiye'nin savunma sanayi alanındaki ilk ve en...
Devami
Sancılı Referandum Sonuçları Ve DERİN KUŞKULARIN KİRLİ KAYNAKLARI
Türkiye Akdeniz’den ve Karadeniz’den kuşatılmaktaydı! Kore Yarımadası'nda gerginlik devam ederken, Güney...
Devami
ABD'NİN RECEP ERDOĞAN'I OLAN BARAK OBAMA'NIN AYARI VE DUYARLILIĞI
Nil'den Fırat'a Arz-ı Mev'ud hedefini simgeleyen Beyaz-Mavi İsrail Bayrağının renk...
Devami
Ahmet Akgül Hocamızın Fetullahçı Kumpasa Karşı Savunması
    Fetullah Gülen’e Hakaret İddiasıyla İlgili: T.C İSTANBUL 25. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE, Fetullahçıların...
Devami
BÜLENT ARINÇ’IN “GEN”LERİNİN GEREĞİ VE AKP’NİN İSRAİL KARNESİ!
Yüce yaratıcı, her insanın tabiatına; hem iman ve iyilik etme,...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 973

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR