Get Adobe Flash player
Reklam

Milli Savunma Alanında Türkiye’nin Teknolojik Atılımları ve Erbakan’ın Harika Hazırlıkları

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfMükemmel 

 

ESAM'ın tarihi bir toplantısında rahmetli Başbakanlarımızdan Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca’mız: Çağımızın dönüşüm projelerini şöyle açıklamıştı:

27 Mayıs 2006’da İstanbul Ali Sami Yen stadında muhteşem bir katılım ve coşkuyla kutlanan İstanbul'un Fetih yıldönümü şöleninden bir gün sonra: Grand Cevahir Kongre Sarayında ESAM tarafından düzenlenen ve İslam dünyasından yüzlerce devlet adamı ve ilim erbabının katılımı ile gerçekleşen Milli Çözüm Ekibi olarak bizlerin de iştirak ettiğimiz “Müslüman Toplulukları ve Sorumlulukları” konulu ilmi konferansta Erbakan Hoca;

• İslam dünyasının ve insanlığın temel problemlerini ve sebeplerini,

• Kurtuluş çarelerini ve çözüm projelerini,

• Bunlarla ilgili yeni fikir önerilerini, fiili tatbikat örneklerini ve başarılı pratiklerini, çok akıcı bir dille ve çarpıcı misallerle anlatmıştı ve bunlar Milli Çözüm Dergimizde defalarca yazılmıştı:

Artık Pilotsuz uçaklarımız hazırdı:

ASELSAN ve TAİ gibi Milli müesseselerimizin ve Teknoloji Araştırma Şirketlerimizin ürettiği pilotsuz uçakların yapımı tamamlanmış, dünyadaki örneklerinden daha üstün ve etkin konuma ulaşmışlardır. Simülatör sistemiyle, bu uçakların kendisine zarar vermeden çok çeşitli denemeler rahatlıkla yapılmıştır. Bütün bunlarda seri imalat safhasına gelinmiş durumdadır. Her türlü silah ve teknolojik araç ve gereçler üretilip savunma ihtiyaçlarımız için hazırlanmıştır. Bütün bu özgün başarı ve birikimler, şanlı ordumuzun hizmetine sunulmuş bulunmaktadır.

a- Pilotsuz uçakların yanında her türlü bilgisayarlı savunma araç ve gereçlerinin,

b- Duvardan, kapıdan, mayınlı ortamdan, tel örgülü ve elektrikli manialardan aşan ve hedefine ulaşıp görevini yapan yürüyen teknolojik böceklerin,

c- Ulusal ve uluslararası her türlü stratejik konuşma ve yazışmaları dinleyecek ve değerlendirecek, ama kendisi asla çözülmeyecek son sistem iletişim aletlerinin,

d- Düşman ülke ve örgütlerin elindeki bilgisayar sistemlerini, teknolojik projelerini, hıyanet ve saldırı girişimlerini, bunların çok özel ve gizli casusluk şebekelerini takip ve tahrip edici özellik ve yeteneklere sahip, sentetik ilaç kapsülleri benzeri, uzaktan kumandalı ve fark edilmesi imkansız; bir nevi “suni cin” modellerinin, bunların hepsinin:

e- Tasarım ve proje başlangıçlarını, f- Model ve deneme safhalarını, g- Seri üretim ve geliştirme aşamalarını gerçek ve örnek video çekimleriyle gösteren Erbakan Hoca’nın bu tanıtım filmleri, hayret ve hayranlık uyandırmış ve: “Ahir zamanda ve Hz. Mehdi'nin Deccal'a karşı kutlu savaşında “barut ateş almayacak, silahlar patlamayacak” mealinde müjdelenen haberlerin nasıl hakikat olacağı böylece ispatlanmıştır.

Elbette düşman güçler ve emperyalist merkezler de bu kutlu gerçeklerin ve mutlu gelişmelerin, farkındaydı ve telaşındaydı. Ama önünde sonunda Hak Batıla, adalet barbarlığa galebe çalacak, İnşaallah Türkiye merkezli yeni bir medeniyet inkılabı yaşanacaktı.

Bütün bu teknolojik harikaların alt yapısını hazırlayan Aziz Erbakan Hocamızı minnetle ve şükranla anıyor, O’nun başlattığı tarihi devrim ve değişimin devam ettiğini hatırlatıyor ve pek yakında büyük zafere erişileceğini umuyoruz.

TÜBİTAK SAGE, ASELSAN, TAİ VE BAYRAKTAR gibi kurumlarımızın değerli yöneticilerine ve seçkin mühendislerine ve uzman ekiplerine de tebrik ve teşekkürlerimizi sunuyoruz. Bu yüksek savunma sistemlerini Amerika, Avrupa ve İsrail destekli PKK ve türevlerine karşı, üstün bir başarı ve kararlılıkla uygulayan, Kahraman Ordumuzun Kara, Hava ve Deniz Kuvvetlerine, Jandarma ve Özel timlerimize devamlı dualar ediyor ve kutluyoruz. Ve tabii bu uğurda canlarını feda eden aziz şehitlerimize de rahmet ve cennet diliyoruz.

Çanakkale’de hep birlikte boğazımıza sarılıp boğmayı başaramayan Haçlı Siyonist güçlere bağlı 78 ülkenin bugün ayaklarımızı koparmak üzere Doğu Akdeniz’e yığdıkları tüm savaş gemilerini ve son sistem tahrip güçlerini denize batırmadan, Avrupa, Amerika ve İsrail’in burnunu kırıp hizaya sokmadan; her din ve görüşten bütün insanların huzur, hürriyet ve refah içinde yaşayacakları bir ADİL DÜZENİ bize kurdurmayacaklarını %90 oy alıp iktidar olsak da buna fırsat tanımayacaklarını biliyor ve işte bu nedenlerle hadislerde haber verilen büyük hesaplaşmaya hazırlanıyoruz.

Bu konuyla ilgili Kur’an’da şöyle buyrulmaktadır:

Kamer suresi:

41- Andolsun, Firavun âline (ve zalim yöneticilerine) de uyarıcılar gelmişti.

42- (Ancak) Bizim ayetlerimizin tümünü yalanlayıvermiş (zulüm ve küfürde diretmiş)lerdi. Biz de onları Aziz ve muktedir olan (Allah)ın yakalayışıyla yakalayıp (düzenlerini devirmiştik).

43- (Şimdi, ey bu çağın gafil ve cahilleri!) Sizin kâfir (yöneticileriniz ve süper güç)leriniz onlardan daha mı hayırlıdır? Yoksa sizin için kutsal kaynaklarda (kurtulacağınıza ve başıboş bırakılacağınıza dair) bir beraat mı var ki? (Aynen Firavunlar gibi, bugünkü sömürücü ve saldırgan zalimleri de devirmeyelim ve yerin dibine geçirmeyelim?)

44- Yoksa onlar: “Biz, ‘birbiriyle yardımlaşıp öcünü alan’ (ve mutlaka başarılı olan) ‘Güçlendirilmiş bir Cemiyetiz’ (Birleşmiş Milletleriz” diyerek mi şımarıp böbürlenilmektedir)?

45- (Oysa) Yakında o “Birleşik Cemiyet” bozguna uğratılacak ve arkalarını dönüp kaçacak (delik arayacak vaziyete ve hezimete düşeceklerdir).

46- Daha doğrusu onlara va'dedilen (asıl azap) saati yaklaşarak (gelmektedir). O saat ki, ‘kurtuluşu mümkün olmayan çok korkunç bir intikam’ vaktidir ve çok acı bir (akıbettir).

Şimdi bu ilahi mesaj ve müjdelere ilk anda aklı yatmasa bile,

• “Yahu, İnşaallah!” diye sevinenler MÜ’MİN ve MİLLİ,

“Hadi Canım sende!” diyerek itiraz edenler GAFİL, HAİN ve İŞBİRLİKÇİ,

“Bizi asla yenemezsiniz!” diyenler ise KAFİR ve ZALİM takımıdır!..

Şimdi, Aziz Erbakan Hocamızın temellerini attığı, alt yapısını hazırladığı ve bilimsel şifrelerini ilgililere aktardığı, Milli ve yerli savunma Teknolojilerimizin:

Bugün ulaştığı aşamalarını,

Hayranlık ve heyecan uyandıran detaylarını,

Ve zaten medyaya da yansıyan ve seri üretime başlanan harikalarını sizlerle paylaşacağım.

Bunca teknolojik gelişmeye rağmen, Şırnak’ta 13 seçme ve seviyeli komutanımızı kaybettiğimiz helikopter kazası niye yaşandı? sorusuna gelince; bizim araştırmalar sonucu oluşan kanaatimiz şudur:

1- Siyasi iradenin-Hükümetin duyarsızlığı, gerekli ve yeterli tedbirleri almak hususunda gevşek davranması.

2- Bölgedeki sorumluların stratejik ve taktik ihmalkârlığı.

3- Bazılarının “Çözüm Süreci” bizim ise “gaflet ve hıyanet sersemliği” dediğimiz müddet içerisinde, PKK’nın, Amerika ve İsrail’den aldığı ve bölgede mahallelerden mağaralara kadar yığınak yaptığı, uçaksavarlardan zırhlı patlayıcılara kadar korkunç silah depoları bu feci kazaya yol açmıştır.

Şehit kahramanlarımıza tekrar rahmet ve cennet umuyor, ailelerine ve aziz milletimize başsağlığı diliyorum.

Buyurun bütün şehitlerimiz için El – Fatiha…

Erbakan Hocamızın; milli ve yerli olarak yüksek teknolojiyle ürettikleri silahları anlattığı 1995 yılında (22 yıl önce) Kanal 6 TV’deki konuşmasında şunları söylüyordu:

“İslam NATO’su kurulduğu zaman, bütün Müslüman ülkeler kendi silah-Savunma sanayini planlayacaklar ve onlara biz öncülük yapacağız. Ve bu Savunma sanayine ait unsurları biz üreteceğiz. Şimdi ben çok açık konuşmaktan da çekiniyorum ha… Çünkü kafamızdaki fikirleri söylersek; zaten bütün dünya ayağa kalkmış… Ama söylemeden de olmuyor. Bak size bir tanesini açıklıyorum. Bir uçak gemisi 3 milyar dolar. Bir tane güdümlü füze sadece 1 milyon dolar. Şimdi teknoloji ilerledi 1000 km uzaktan 5 mt. sapmayan bir güdümlü füzeniz olsun. Ben bu füzeyle sizin 3 milyarlık uçak geminizi işe yaramaz hale getiririm.”

Hocamız böylece;

1- “Açık konuşmak istemiyorum diyerek, teknolojisinin stratejik gizlilik kuralına,

2- “Açık konuşmadan da olmuyor” diyerek, psikolojik caydırıcılığına,

3- Füzenin; “1 milyon maliyeti, 1000 km. menzili ve 5 mt sapması var” diyerek, ekonomik ucuzluğuna dikkat çekiyor. Bunların test atışlarının yapıldığını ve milimetrik hatalarının saptandığını, çok net açıklayarak, bütün bunların proje ve tasarım aşamasını tamamlayıp fiilen üretime başlandığını vurgulamış oluyordu.

Yine Hocamızın videosunu izlediğimiz ESAM konferansında anlattığı;

1- Onlar teknolojilerini ifsad etmek ve zulüm yapmak için geliştiriyor. Biz ise adaleti sağlamak ve ıslah etmek için hazırlamaktayız.

2- Onlar silah teknolojilerini çay kahve içip muhabbet ederken bir düğmeye basıp fırlatacak kadar geliştirmiş durumdadır. Ama siz özel bir manyetik alan oluşturursanız, düşman kumandanın verdiği talimatları, ilgili subay duyamayacak.

3- Yine düşmanın size karşı gemiden fırlattığı füzeyi havada yakalayıp gerisin geriye döndürerek o gemiye geri yollarsınız. Ya da onların 100 milyonlarca dolarlık uçan kalelerini, siz 500 bin dolara çıkan ve havada sürtünmesi çok az olan bir metalden üretilen ve bu sayede onun uçan kalesinden 1000 misli hızla giden ve havada tel tel olup, radarda görünmeyen bir sistemle; düşmanların uçan kalesini aşağı düşürüp etkisiz kılarsınız.

Şimdi; Onlar çay kahve içerek zulüm yapıyorlar ve ifsada çalışıyorlar öyle mi? Bakın bir İHA operatörünün Türkiye’deki mesaisi nasıldı?

Sabah 08:30... Mesainiz başlıyor. Komutanınızdan brifinginizi alıyor, sıcaklığı klimalarla sabit tutulan hafif serin "ofisinize", elinizde kahveniz, koltuğunuzun altında rapor ve talimnamelerle yollanıyorsunuz. Minderli, rahat operatör koltuğunuza oturup vardiyayı devralıyorsunuz. Kumanda ettiğiniz İHA, yaklaşık 5 saattir uçmakta, oturduğunuz koltuktan birkaç yüz km öteden önünüzdeki ekranlara kızılaltı, elektromanyetik ve görünür veri basmakta. Altınızdaki yolları, dağları, patikaları inceliyor, şüpheli gördüğünüz araç ve şahıslara zoom yapıyorsunuz.

Kısa süre sonra uçtuğunuz bölgenin yakınlarındaki bir dost birliğe saldırı düzenlendiği haberi geliyor. İHA'yı o bölgeye yönlendiriyorsunuz. Arkadaşlarınız ile düşman askerleri neredeyse göğüs göğüse çatışmaya girmişler. Kameralarınız birbiri ardına ateşlenen tüfek, roket ve bombaların parlamalarını sunuyor size. Sonra gelen emirle İHA'yı, çatışma bölgesinin yakınlarındaki bir patikaya yönlendiriyorsunuz: Düşmana takviyeye gelen birliklere saldıracaksınız. Eğilmiş şekilde yürüyen insan figürlerini görüyorsunuz, yanlarında silahlar ve çantaları var, muhtemelen cephane ve sıhhi malzeme dolu. Ekranın ortasındaki artıkılı grubun üzerine getiriyorsunuz, sağ elinizdeki joystick üzerindeki minik kapağı parmak devinimi ile açıyorsunuz, açığa çıkan kırmızı düğmeye iki kere basıyorsunuz. Kamerada ufak bir sarsıntı oluyor; salınan lazer güdümlü bombadan kurtulan İHA'nın rahatlaması bu. Kamera ile takibe devam ediyorsunuz sızmaya gelen düşman grubu, bir süre sonra ekranda sevimli iki patlama görüyorsunuz, parlamaların şiddetinden kızılaltı tayfta görüntü veren ekranda telaşlı bir şaşkınlık oluşuyor sanki, körleşiyor bir an elektrooptik gözleriniz... Toz ve duman kümesi aralanınca geride yüksek çözünürlüklü vücut parçaları görüyorsunuz, birkaç tane de sürünen insan figürü.

Derken omzunuzda bir el hissediyorsunuz. Mesainiz bitmiş. Arkadaşınız vardiyayı devralmaya gelmiş. Ekran başındayken içtiğiniz dördüncü kahvenin buz gibi olmuş son yudumunu çekip kalkıyorsunuz. Komutanınıza brifinginizi veriyorsunuz. Arabanıza biniyorsunuz ve 15 dakikada evdesiniz. Akşam televizyonda maçı seyrederken uyuyakalacaksınız ve bu arada haberlerde sizin birkaç yüz km öteden müdahil olduğunuz kanlı çatışma ile ilgili görüntüleri kaçırdınız...

Ve işte El Bab operasyonu icra edilirken gazetelerde çıkan haber gururlandırıcıydı;

Akar: “Çocukları çekin, kaybı göze almayın” talimatını niçin ve nasıl verdi?

Askeri kaynaklardan edindiğim bilgilere göre, kritik önemdeki bu operasyonları Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar bizzat yönetti. Akar, Etiyopya Cumhurbaşkanı onuruna verilen yemekten ayrıldıktan sonra 23.15’te Genelkurmay karargâhına geldi. Kendi karargâhlarında olan Hava ve Kara kuvvetleri komutanları ile Genelkurmay İkinci Başkanı’nı da karargâha çağırdı. Komutanlar bütün gece, sabaha kadar uyumadan adım adım operasyonları takip etti. Orgeneral Akar, Silahlı Kuvvetler Komuta Harekât Merkezi’nden gelişmeleri takip ederken, sahada olanları izlemekle yetinmedi, birliklere de bizzat komuta etti. Emirleri de anında sahaya yansıtıldı, telsizlerle en uzak birliklere kadar iletildi.

Canlı yayından gelişmeleri izlerken GK Başkanımız; “Şurada DAEŞ’liler hareket ediyor, havan atışına hazırlanıyorlar, bir anda oradan süratle hareket etsinler”, “Oradan gitmesinler sağa yönelsinler, o bölgeden giderlerse anında etkisiz hale getirirler”, “O bölgeden gitmesinler, sakın kaybı göze almayın, çekin çocukları” şeklinde talimatlar verdi. Askerlerin burnunun kanamaması için, alanda kendi çocukları savaşıyormuş gibi bir özenle birlikleri yönlendirdi. Sabah 06.00 sıralarında Harekât Merkezi’nden odasına çıkan Akar, buradan da operasyonu yönetmeye devam etti. Yani İHA görüntüleri izlenerek, operasyonun daha etkin ve kısa sürede yürütülmesini sağlayıp yönlendirmişti.

NOT: El – Bab operasyonu sayesinde… Bir patlayıcı 10 ölü 30 yaralı / DAEŞ patlayıcılarının imhası sayesinden 45 bin ölü 130 bin yaralı engellendi.

Hocamız yine; “Siz bir manyetik alan oluşturursunuz, düşman kumandanın verdiği emri, ilgili subay duyamaz” diyordu. 16 Temmuz 2015 yılında yayınlanan bir habere bakalım: Suriye sınırına elektronik bulut” yayılmıştı!

2015 yılında TSK Suriye'nin hava savunma sistemini etkisiz kılmak için sınıra elektronik harp cihazları konuşlandırdı. Bu cihazlarla Şam radarları körleştirilecek, operasyon bölgesi karartılacak. Kullanılan cihazlar arasında sinyal karıştırıcılar, dinleme-kestirme ve roket tespit sistemleri var ve bunlar Savunma Sanayii’nde; Elektronik ve Muhabere İstihbarat, Radar ve Muhabere Elektronik Destek, Radar ve Muhabere Elektronik Taarruz, Önleyici Elektronik Harp başlıklarını oluşturan unsurlardı.

Sinyal Bulutu iletişime engel olmaktaydı!

Gönderilen güçlü karıştırma sinyali, etki alanındaki düşmana ait radar sistemlerini geçici olarak bloke ediyor, yani körleştiriyordu. Bu işlem, düşman kuvvetlerinin hava savunma bataryalarının bir süre için kullanılamaz hâle gelmesini sağlıyordu. (Yani karadan havaya veya karadan karaya füze bataryalarının, gelişmiş sinyal karıştırıcılar vasıtasıyla işlevsizleştirilmesi...) Şam'ın hava savunma bataryaları bir süre kullanılmaz hale getiriliyor. Telsiz-Telefon iletişimi de sinyal bulutu ile kesiliyordu. (Not: bu ‘karartma’nın, 22 Şubat 2015 tarihinde Suriye topraklarında gerçekleştirilen Şah Fırat Operasyonu sırasında uygulandığı, o günlerde askeri kulislerde konuşulmuştu.) Buna askeri terminolojide bölgenin 'Karartılması' deniyor. Bu arada; Türkiye’nin bir kulağının zaten sınırın öte yanında olduğu da biliniyordu. Suriye Ordusu’nun, DEAŞ’ın ve PYD’nin kendi içlerindeki muhaberesine yönelik dinleme faaliyeti zaten MİT / SİB’e (Milli İstihbarat Teşkilatı Sinyal İstihbarat Başkanlığı) bağlı birimler tarafından yürütülüyordu.

TSK nasıl bir teknoloji kullanmaktaydı?

Mete Yarar TV. Programında bir anısını anlatmıştı; “Biz çekim yapmak için bir bölgeye gittik Jandarma Özel Harekât birlikleri ile beraberdik. Bize bölgeyi güvenlik açısından bir tarayalım dediler ve küçük bir cihaz çıkardılar onlar buna “eşek arısı” diyor ve eliyle havaya kaldırıp uçurdular bu cihazlar inanılmaz görüntü çekiyor ve hiçbir hareketi kaçırmıyorlar. Biraz sonra bize “bölge güvenli bir sorun yok çekim yapabilirsiniz” dediler. Bu inanılmaz bir şey ve biz bu cihazların yaptığı işi eskiden km.lerce yürüyerek yapardık.

TÜBİTAK SAGE ve faaliyet alanları

Türk Silahlı Kuvvetleri ve ulusal savunma sanayi kuruluşlarının belirlediği gereksinimleri karşılamak amacıyla, gerektiğinde yurtiçi ve yurtdışı kuruluşlar ile işbirliği yaparak araştırma, geliştirme çalışmaları yapmak üzere, 1972 yılında Güdümlü Araçlar Teknoloji ve Ölçüm Merkezi (GATÖM) adıyla Ankara Beşevler’de kurulmuştur. Adı 1983 yılında Balistik Araştırma Enstitüsü (BAE) olarak değiştirilmiştir. Son olarak 1988 yılında Savunma Sanayii Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü (SAGE) adını almış ve bugünkü yapısı ile faaliyet göstermeye başlamıştır.

SAGE’nin temel görevi, savunma sistemlerinin temel araştırmasından ve kavramsal tasarımından başlayarak, bu sistemlerin mühendislik ve prototip üretimlerini içeren araştırma ve geliştirme faaliyetlerine katılmaktadır. Projelerin çoğu ilgili sanayi kuruluşları ile ortak olarak yapılmaktadır.

TÜBİTAK SAGE’nin Misyonu; Savunma Sanayiine, rekabet gücü ve katma değeri yüksek teknoloji, ürün ve hizmetleri Ar-Ge yoluyla sağlamaktır. TÜBİTAK SAGE’nin Vizyonu ise; Savunma Teknolojilerinde Türkiye’yi bağımsız kılmaktır.

TÜBİTAK SAGE aşağıdaki kalite ve güvenlik belgelerine sahiptir:

ISO 9001

ISO 17025 Akreditasyon (Kalibrasyon ve Test)

Milli Gizli Tesis Güvenlik Belgesi

NATO Gizli Tesis Güvenlik Belgesi

Bu kurumla ilgili Erbakan Hocamızın 1976 yılında bütçe görüşmelerindeki sahip çıkan konuşması;

“Bundan başka, yine bu kuruluşun önemli bir çalışma merkezi olan Güdümlü Araçlar Teknolojisi ve Ölçme Merkezi; kısa adıyla GATÖM 5 milyon liralık bir yatırım yapacaktır. Bu Kurum, müspet ilimler sahasında araştırma yapmaktadır. Bu Kurumun, yalnız müspet ilimler sahasında araştırma yapması ihtiyacı karşılamamaktadır. Sosyal sahada yurdumuzun büyük mikyasta araştırmaya ihtiyacı vardır. Bu Kurumun kendi Kanununun bir tefsiriyle bu yolda çalışmalar yapması mümkünse de, bir kanun değişikliği ile bunun daha sarahata kavuşturulmasında fayda görmekteyiz. Bu Kurum, bu sonbahardaki Danışma Kurulu toplantısında çalışmaların yurt kalkınmasına yöneltilmesini ana konu olarak ele almıştır.”

ASELSAN’IN “TUFAN” Elektromanyetik Top Sistemi Harikası

ASELSAN, EMT teknolojilerine yönelik çalışmalara 2014 yılında öz kaynakları ile başladı. 2015 yılında ise çalışmalara ASELSAN’ın yanı sıra TÜBİTAK Teknoloji ve Yenilik Destek Programları Başkanlığı (TEYDEB) desteği alınarak devam edildi. ASELSAN tarafından geliştirilen ve üretilen Elektromanyetik Top Sistemi laboratuar prototipinin sistem seviyesi testleri 2016 yılı sonunda başarılı bir şekilde gerçekleştirildi. Saniyede hızı 2 bin ila 2 bin 500 metre, yani ses hızının 6 katını aşan sistem ile, hava aracı veya balistik füze gibi hedefler vurulabilecek. Aselsan Elektromanyetik Top Sistemi, 9-12 Mayıs tarihleri arasında İstanbul’da IDEF 2017 Uluslararası Savunma Sanayii Fuarında ilk kez sergilendi. Milli Çözüm Ekibi de bu fuarı ve teknoloji harikalarını bizzat gezip inceledi. Hatta TUSAS-TAİ program yöneticisi Sn. Aydın Demir, ilgimizden dolayı bize TAİ’nin hediye paketini takdim etmişti.

Bu teknoloji ile şu an; İngiltere, Fransa, Çin, K. Kore ve Rusya ilgilenmektedir. Ancak bu ülkeler içinde operasyonel hale getiren ABD’dir. Ve ABD bu teknolojiyi savaş gemilerine monte ederek devreye almaya uğraşıyor. Bu tür manyetik silahların hız ve menzilinden ziyade asıl önemli olan ve geliştirilmesine çalışılan kısım; elektrik enerjisi üreten güç ünitelerin hem yüksek enerji verebilmesi, küçük olup fazla yer kaplamaması ve portatif olacak hale getirilmesidir.

ABD bu sorunu şimdilik uçak gemilerinin nükleer reaktörlerini revize ederek, güç ünitesi sorununu çözmeye çalışıyor. Böylece nükleer enerjiden faydalanılarak silahın vurma ve etki gücü arttırılıyor. Çünkü bu silah savaş gemilerine de monte edilebiliyor. Ancak savaş gemileri dizel motorlara sahip olduğu için güç azalıyor ve bu da silahın vurma ve etki gücünü azaltıyor. Mesela bu silahı tanka monte edemiyoruz, çünkü güç ünitesi tankın içine sığmıyor. Biz bu güç ünitesi sistemini çözersek, tüm namlulu sistemler bir işe yaramayacak. Bu silahın mermisi parçacık tesirli. Yani mermi hedefi parçalara ayrılarak vuruyor. Bu yüzden şu an için herkes bu silahın yapımına ve asıl hızı ne olsun, neyi vuralım değil, güç kaynağı üzerinde çalışıyor.

ABD bu silahla ilgili çalışmalara 1970 yıllarında başlamış ve yaklaşık 45 yıldır uğraşıyor. Türkiye ise üç yılda yaptı ve ABD’yi geride bıraktı.

Elektromanyetik Silah “SAPAN”dan Dünyada Sadece 4 Ülkede Vardı.

Kur’an’da Bakara Suresi 251. Ayette haber verilen, Hz Davud’un düşman komutanı Calut’u yere yıktığı ve zafer kazandığı silah olan SAPAN’ın şimdi bu teknolojiye isim olarak verilmesi oldukça anlamlıydı!

Türkiye’nin ürettiği Elektromanyetik silah SAPAN, dünyada sadece 4 ülkede bulunuyor. MÜSİAD EXPO Fuarı'nda sergilenen SAPAN, dünyada ABD'den sonra Rusya, Çin ve Türkiye'de bulunduğu belirtilen elektromanyetik silah teknolojisi, tungsten ve masif mermi atıyor. 3 yıldır üzerinde çalışılan SAPAN teknolojisinde şu anki menzilinin 30 kilometre olduğu söyleniyor ama detaylar gizleniyor. Mermi ise sesten 6 kat (6 Mach) daha hızlı hedefe ulaşabiliyor. TÜBİTAK uzmanları, üzerinde çalışmaların devam ettiği SAPAN'ın balistik atış yapabilen hipersonik mermi kullandığını belirtiyor. Uzmanlar, elektromanyetik silahla atılan mermilerin yönlendirilebildiğini ve klasik silah sistemlerinin yüzde 1 oranında daha ucuza mal edildiğini söylüyor.

Uzmanlar, "TÜBİTAK Savunma Sanayi Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü (SAGE) tarafından geliştirilen ilk milli elektromanyetik fırlatma sistemi SAPAN’ın, mühimmatın fırlatılması için barutu kullanan klasik namlulu silah sistemlerine alternatif olarak geliştirilen yeni nesil silah sistemi olduğuna dikkat çekiyor. Testleri 2014'te yapılan SAPAN'ın ilk prototip üretimi de tamamlanmış bulunuyor. Uzmanlar, ABD'nin elektromanyetik silah üzerinde 30 yıldır çalıştığını ve 450 kilometre menzile ulaşabildiklerini hatırlatıyor.

Sesin 10 Katı Daha Hızlıydı

Sapan'ın, sadece enerji kullanarak barutsuz mermi atabilme özelliği bulunuyor. Elektromanyetik enerji sayesinde mermiler, sesin 10 katı hızda hedefe ulaşabiliyor. Şu anda sadece ABD ve İngiltere'nin ürettiği silahların azami menzili 185-450 kilometreye kadar çıkabiliyor. SAPAN'ın teknik özellikleri ve kullanım alanı gizli tutulsa da testlerin ardından envantere girmesi bekleniyor.

MİL-DEN (Milli Denizaltı)

Milli denizaltı; uzun süre su altında kalacak, havadan bağımsız tahrik sistemine sahip olacak şekilde tasarlanıyordu. Bu yeni tip denizaltı bünyesinde bulunan Hidrojen ve Oksijen tanklarının tepkimesi sonucu, yakıt hücresi sistemiyle elektrik enerjisi üreterek çalışıyordu. Bu sistem atmosferik havaya ihtiyaç duymadan su altında çok uzun süre kalmasını sağlıyor, böylece şu anda ancak 15 gün olan süre 90 güne çıkıyordu. Bu yeni güç sistemi hem sessiz hareket ediyor, hem de 2,5 metre uzunluğu ve 30 cm çapıyla çok az yer kaplıyordu. Sıkıştırılmış karbondioksit kullanan bu güç sistemi sayesinde nükleer denizaltılar seviyesinde bir enerji üretiyor ve 15 bin km menzile sahip bulunuyordu. Bu da denizaltının hiç yakıt almadan Amerika’ya kadar gidip gelmesi anlamını taşıyordu.

Konya’dan Nezehat ÇELİK Kardeşimizin ilginç ve ibretli rüyası. (11.05.2017 Savunma Sanayi Fuarıyla aynı günlerde)

Rüyamda: Aziz Erbakan Hocamızın evleri veya Hocamızı anlatan müze gibi bir yerde oluyorum. Hocamızın resimlerine bakıyorum. Hocamın siyah-beyaz bir fotoğrafına bakarken birden fotoğraf benimle konuşmaya başlıyor ve; “Alternatif enerjiyi bul!” buyuruyorlar. Sonra Erbakan Hocamın yanlarında (Hocamızın mühendis olduğunu söyledikleri gözlüklü ve beyaz önlüklü) birisi beliriyor. Çok vaktimiz yokmuş. Erbakan Hocam aceleyle ve endişeyle anlatmaya başlıyorlar: “Alternatif elektrik enerjisi doğada saf haliyle bulunur, insanı elektrik gibi çarpmaz, elektrikten hızlıdır. Saf su gibi dümdüz olur, mavi renklidir!” buyuruyorlar. Hocamızın ellerinde muğlak bir şekilde bir silah var ve o silahı da bu enerji çalıştırıyor. Tankları da bu enerji çalıştırabiliyor. Erbakan Hocamız: “Bu enerjiyi bulmak için (bu berat gecesinden diğer berat gecesine kadar) bir yılınız var. Bu enerji geleceğin enerjisidir. Düşmanlarınızdan önce bulun, size üstün teknolojik aletlerle saldıracaklar. Onlardan önce bulup savunma yapın!” buyurdular. Sonra Erbakan Hocam bizi iki dağın ortasında bir köprüye götürüyorlar. Köprüden iki dağa bakıyoruz. Dağların ortasında bir çocuk (Hintli olduğunu tahmin ediyorum çünkü üzerinde Hintlilerin yerel kıyafeti vardı) bu akımı elinde mavi renkte bir sopa haline getirmiş ve bu akımla oynuyordu. Erbakan Hocam: “Bu akımı bilenler bireysel olarak bir yerden başka bir yere hızlı gitmek için kullanıyorlar. İşte bu çocuğun bulduğu enerjiyi bulun!” buyurdular. Daha sonra, uyanmadan önce şeytan olduğunu tahmin ettiğim birisi (en doğrusunu Allah bilir) beni gökyüzünden alıp (Erbakan Hocamızın bahsettiği cinsten bir) elektrik santraline getiriyor ve: “Bu enerjiyle uğraşırsan seni burada yakarım!” diyor. Erbakan Hocamız ise: “Çabuk uyan ve unutmadan rüyanı yaz hemen!” diye talimat buyuruyorlar. Sonra Erbakan Hocamızın bana daha önce (yaklaşık bir ay kadar önce rüyamda) söyledikleri, Fetih Suresinin “Yerlerin ve göklerin orduları Allah’ındır!” (Fetih.7) ayeti geliyor aklıma. Ayrıca, Erbakan Hocamız rüyamda şu aşağıdaki şekilleri gösterdiler:

Elektrik enerjisi:

   elktr                     

        Yeni enerji:  yeni enerji

 (Mavi renkli, suya da benzeyen dümdüz bir çizgi)

Yani Aziz Hocamızın rüyada işaret buyurdukları “doğal ve saf alternatif elektrik enerjisini” Türkiye artık üretiyordu ve Milli Denizaltımızda bu enerji kullanılıyordu!..

Milli gemilere Milli Güç çözümü hazırlıkları.

Yerli ve milli askeri güç sistemi ve enerji üretim makineleri açığını gidermek amacıyla çalışmalar yürüten IdeaLab, harika projeler geliştirdi. Türk Mühendislerce 13. Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı'nda (IDEF 2017) projeyi tanıtıp, gelinen noktaya ilişkin bilgi verildi. IdeaLab Operasyon Müdürü Hayri Özturan yaptığı açıklamada, sistemin, Türkiye’nin yerli ve milli askeri güç sistemi ve enerji üretim makineleri açığını giderecek bir yüksek teknoloji girişimi olarak ortaya çıktığını söylemişti. Teknolojinin amacının, dünyada hızla teknik geliştirmesi devam eden süperkritik karbondioksit akışkanlı çevrimlerle çalışan kompakt enerji ve güç üretim sistemlerini Türkiye’de üretilebilir hale getirmek olduğunu vurgulayan Özturan, "Bu sayede yüksek verimli ve rakip teknolojilere kıyasla oldukça küçük makineler; konvansiyonel buhar ve gaz türbinlerine kıyasla oldukça düşük maliyetler ve kısa zamanda imal edilebilir ve farklı uygulamalarda kullanılabilir hale gelecektir." demişti.

Ar-Ge fazını bitirdiklerini ifade eden Özturan, proje takvimine ilişkinde: "Karbondioksitli sistemler için karasal testler yapıldıktan sonra, enerji uygulamaları için ürünümüz hazır olacak. Bu 2 yıllık bir süreç. Bu 2 yıllık sürecin üzerine, deniz araçları ve savunma uygulamaları için eklenecek birtakım teknolojiler var. Bunlar da 2 yıl sonra hazır olacak ve deniz araçlarına uyarlama periyoduna girecek. Deniz araçlarına uygulaması, yaklaşık 4 sene sürecek. Gerekli finans desteği kısa bir sürede sağlanabilirse, projelerimizle Türkiye’nin yüzer platform ve su altı platformu güç sistemleri ihtiyaçlarını yerli ve milli olarak çözmüş olacağız" bilgilerini vermişti.

TSK'da 'BÖCEK İHA' Dönemi Başlamıştı. Erbakan’ın anlattıkları bir bir ortaya çıkmaktaydı.

Savunma Sanayii Müsteşarlığı (SSM), Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ihtiyacının karşılanması için mikro İHA sistemleri almaya başlamıştı. Mikro İnsansız Hava Aracı (İHA) sistemlerinin alımı için duyuruya çıkan SSM, bu amaçla Türkiye'de milli imkânlarla mikro İHA üretme kapasitesine sahip şirketler için bilgi istek dökümanı yayınlamıştı. Şirketler, TSK'nın alacağı bu yeni nesil İHA'lar için 9 Aralık'a kadar SSM'den başvuru dosyası alacaktı. Genellikle avuç içi büyüklüğünde olan böcek İHA'lar özellikle Doğu ve Güneydoğu'daki terör operasyonlarında kullanılacaktı. Bu mikro araçlardan düşmanı veya nükleer silah tespit etme ve doğal afette enkaz altında kalan insanların bulunması gibi amaçlar için de yararlanılacaktı. Askeri alanda sıklıkla gündeme gelmeye başlayan ve yakın zamanda farklı alanlardaki kullanımın yaygınlaşmasıyla gündelik hayatın bir parçası olan İHA teknolojisi de bu değişimden payını almaktaydı. İHA denilince akıllara gelen büyük boyutlardaki araçların geliştirme çalışmaları sürerken, uzunluğu 10 santimetrenin (çoğu 1-2 cm),, ağırlığı 20 gramın altındaki nano İHA örnekleri de ortaya çıkmaya başlamıştı.

Ağırlık ve boyutlarıyla dikkati çeken bu böcek İHA'lar, doğal nesnelere ve canlılara oldukça benziyordu. Söz konusu İHA’lar bu nedenle “böcek İHA” olarak da adlandırılıyordu. Kolay kamufle olan bu sistemler, oldukça zor tespit ediliyordu.  Boyutları ve çalışma sistemleri de dikkate alındığında, radarlar ve insanlar tarafından çıplak gözle fark edilmiyordu, bu durum bazı durumlarda ise hiç mümkün olmuyordu. Söz konusu sistemler, özel kuvvetler ve istihbarat örgütleri tarafından yüksek değerlikli hedeflerin yakın gözetleme ve keşfi amacıyla rahatlıkla kullanılıyordu. Nano İHA'lar savaş ve operasyon anında uzak yerlere hızlı erişim ve gözetleme olanağı sağlamaları dolayısıyla önem taşıyordu. Yapısı gereği diğer hava araçları veya personel için hemen hemen bir risk oluşturmayan bu böcek İHA'lar, hava sahası koordinasyonu gerektirmeden operasyon gerçekleştirebilmeye olanak sağlıyordu. Nano böcek İHA'lar tüm sistemin cebe sığması dolayısıyla taşınma kolaylığına sahip bulunuyordu. Çok kısa sürede göreve başlayabilen bu İHA'lar, kolay kullanılabilir olmaları dolayısıyla da daha az eğitim ve pilot deneyimi gerektiriyor. Nano İHA'lar, çok daha ekonomik olmaları dolayısıyla önemli bir maliyet avantajına da sahip bulunuyordu.

TFX'te İngiltere ile yapılan anlaşmanın detayları.

Habertürk'ten Savunma Editörü Murat Gürgen'in haberine göre İngiltere Başbakanı Theresa May'in Ankara ziyareti sırasında imzalanan projenin toplam maliyetinin 7 milyar doları bulacağı konuşulmaktaydı. Anlaşma 20 yıllık bir perspektifle hazırlanmıştı. Milli savaş uçağı projesinde İngiltere'nin teklifi, Almanya ve İsveç'ten gelen teklifleri geride bırakmıştı. İngiliz savunma sanayi devi BAE Systems'ın sunduğu teklif çerçevesinde, Türkiye'ye tam teknoloji transferi sağlanacaktı. Türkiye TF-X uçağında İngiliz Eurofighter'ın teknolojisini kullanacak, ama yerli katkılarla donatacaktı. Türkiye TF-X adı verilen milli savaş uçağını geliştirirken, İngiltere Hava Kuvvetleri'nin sahip olduğu Eurofighter Typhoon uçakları da TFX projesinde kullanılan teknolojiyle modernize edilmiş olacaktı.

Türk mühendisleri uçağın aerodinamik tasarım, gövde, motor, elektrik ve elektronik sistemleri gibi tüm aşamalarında görev alacaktı. Türkiye uçakların tüm kaynak kodlarına, fikir ve ihracat haklarına sahip olacaktı. Böylece üçüncü ülkeler için üretilecek uçakların ihracatını da Türkiye yapacaktı. TAI-TUSAŞ tesisleri, TF-X uçaklarının da yuvası olacaktı. Türkiye, TF-X projesi kapsamında uçakların testlerinin yapılacağı rüzgâr tüneline de sahip bulunacaktı.

Bu uçaklar uzun süreli Süpersonik Uçuş yapacaktı.

TF-X, "5'inci nesil savaş uçağı" kategorisinde geliştirilecekti. Süperseyir özelliğiyle art yakıcı kullanmadan uzun süre süpersonik (ses hızının üzerinde) uçuş gerçekleştirebilecekti. Silahları gövdesinde gizli olarak taşıyabilecekti. Radar dalgalarını sönümleme özelliğine sahip malzemeden üretilecek ve hayalet uçak diye nitelendirilecekti. ASELSAN, TF-X programı için galyum nitrür (GaN) teknolojisini kullanacak son teknoloji ürünü bir radarın geliştirilmesi için çalışmalarını sürdürüyordu. "Çift motorlu" olarak düşünülen uçağın motorunun İngiliz Rolls Royce'un ürettiği EJ200 teknolojisi üzerinde geliştirilmesi planlanıyordu.

Gökyüzünün yeni askerleri: Türk kamikazeler; dostlara gurur, düşmanlara korku aşılamaktaydı!

Milli imkânlarla üretilen kamikaze dronlar Alpagu ve Kargu İDEF 2017‘de ilk kez görücüye çıkıyordu. Patlayıcı taşıyan dronlar hedeflerine dalış yaparak imha ediyordu. STM Savunma Teknolojileri Mühendislik ve Ticaret A.Ş. (STM), tarafından ve Türk Mühendislerince geliştirilen bu vurucu İHA'lar sahip oldukları taktik özellikleri ile asimetrik savaş, terörle mücadele, güvenlik faaliyetlerinde ve ülke güvenliğinde kritik noktalarda operasyonel maksatlı kullanılıyordu.

ALPAGU ve KARGU Harikaları!

Testleri tamamlanan kamikaze dronlar isimleriyle de dikkat çekiyordu. Sabit Kanatlı İlk Milli Vurucu Dron olan; "Alpagu – Kargu ve Togan" Türk mühendisler tarafından özgün olarak geliştiriliyordu. Sahip oldukları üstün taktik özellikleri ile asimetrik harp, terörle mücadele ve güvenlik operasyonlarında olağanüstü işler başarıyordu. Asimetrik harp ve terörle mücadele operasyonlarının en kritik ekipmanlarından biri olmaya aday ALPAGU, Eski Türkçe’de ‘tek başına düşmana saldıran yiğit’ anlamını taşıyordu. Otonom veya manuel olarak kullanılabilen ALPAGU’nun TOGAN ve KARGU’dan farkını, sabit kanatlı olması ve bir lançerden fırlatılabilmesi oluşturuyordu. Özel tasarımı sayesinde hafif ve kompakt bir yapıya sahip olan ALPAGU, tek kişi tarafından azami 45 saniyede kullanıma hazır hale getirilebiliyordu. Kamikaze görevinin yanı sıra, keşif ve gözetleme de yapabilen ALPAGU’nun taşıdığı patlayıcı, sahada başka bir patlayıcıyla değiştirilebiliyordu. Tamamen özgün olarak geliştirilen ve gerçek zamanlı görüntü işleme ile derin öğrenme algoritmalarının kullanıldığı ALPAGU, IDEF 2017 Fuarı’nın en dikkat çekici ürünlerinden biri olmuştu.

Döner Kanatlı Kamikaze KARGU hazırlanmıştı!

STM’nin duyurduğu bir diğer ürün olan ve ‘Dağ başındaki gözlem kulesi‘ ve ‘Atmaca’ anlamlarına gelen KARGU, yüksek performanslı seyrüsefer ve hareketli hedeflere yönelik kamikaze özellikleri ile öne çıkıyordu. Gece-gündüz operasyonel faaliyetler için geliştirilen döner kanatlı Kargu, operasyon sahasında çok kısa bir sürede göreve hazır hale getirilerek tali zararları en aza indirecek şekilde hassas vuruş yapabiliyordu. ALPAGU’da olduğu gibi otonom veya uzaktan kumanda ile kullanılabilen KARGU’nun mühimmatı da arazide kolaylıkla değiştirilebiliyordu. Lazer mesafe bulucu, görev iptal, acil imha gibi özelliklere de sahip olan dronun, asimetrik harp ve sınır güvenliği alanlarında ön plana çıkması bekleniyordu.

Keşif ve gözetleme için TOGAN tasarlanmıştı!

‘Doğan’ anlamına gelen TOGAN ise yüksek performanslı uçuş özelliği sayesinde otonom olarak nesne tespiti, teşhisi, takibi ve sınıflandırması yapıyordu. Yapay zekâ algoritmalarının yoğun olarak kullanıldığı TOGAN, 30 kat optik yakınlaştırma özelliği ile keşif ve gözetleme görevlerinde üstün başarı sağlamak için geliştiriliyordu. Operatöre gerek kalmaksızın uçuş görevini yerine getirebilen, hareketli veya hareketsiz tehditleri otomatik olarak belirleyip sınıflandırabilen TOGAN gece ve gündüz operasyonlarında kullanılabilecek şekilde tasarlanıyordu. Tek personel ile çok kısa sürede göreve hazır hale getirilebilen ve 40 dakika boyunca havada kalabilen TOGAN’ın, sürü zekâsının ilk milli örneğini teşkil etmek üzere kamikaze, dronlar, KARGU ve ALPAGU ile birlikte çoklu dron harekâtı yapacak şekilde kullanılması planlanıyordu. Kabe’yi yıkmaya gelen Ebrehe’nin fil destekli zalim ordularını özel mermilerle helak eden EBABİL kuşları gibi; TOGAN, ALPAGO ve KARGU sistemleri de toplu halde hareket edecek şekilde tasarlanıyordu.

Aselsan’ın Erken İhbar Radar Sistemi (EIRS) Programı.

2011 yılında “Uzun Menzilli Erken İhbar Radar Sistemi (EIRS)” projesi başlatılmıştır. Bu kapsamda Aselsan; Aktif Faz Dizili Anten teknolojisinin kullanıldığı, döner ve sabit (90 derece sektör açısı) antene sahip uzun menzilli iki farklı hava gözetleme ve erken ihbar radarı üzerinde çalışmaktadır.

Genel Özellikleri:

• Azami tespit menzili: 600+ km (700 km hedeflenmektedir)

• Aynı anda takip edebileceği hedef sayısı: 200-300’e erişmektedir

• 3 boyutta hedef arama, tespit ve takip (koordinatlar ve irtifa) yapabilmektedir.

• Otomatik hedef sınıflandırması ve IFF (Dost/düşman teşhisi) sorgulaması yürütebilmektedir.

• Arama ve takip için ayrı huzmeler kullanıp hedef bilgilerini silah sistemlerine doğrudan aktararak reaksiyon süresini düşürmektedir.

• Tüm hava şartlarında ve gece/gündüz çalışabilmektedir.

• Sistem 10 ton sınıfı araçlar üzerinde taşınabilmektedir.

• Komuta kontrol aracından lokal olarak veya komuta kontrol merkezinden uzaktan kontrol edilebilmekte ve kurulum ve toplanma süresi sadece 30 dakika sürmektedir.

“HERİKKS”: Hava Savunma, Erken İkaz ve Komuta Kontrol Sistemi Tasarımları.

HERİKKS, taktik sahadaki hava savunma unsurları (Hava Savunma Harekât Merkezleri, Silahlar ve Radarlar) arasında bir bilgisayar ağı kurarak hava savunma faaliyetlerini yöneten bir komuta kontrol sistemidir. HERİKKS, temel olarak, çeşitli radarlardan ve harici unsurlardan iz bilgilerini alarak gerçek zamanlı ortak hava resmini oluşturup göstermektedir. Optimum hedef-silah eşlemelerini yaparak ve silah sistemlerine gerçek zamanlı iz bilgilerini göndererek etkin bir hava savunması icra etmektedir. HERİKKS dağıtık mimari yapısında işler görmektedir. Sistem hiyerarşik, otonom çalışma modlarında çalışabilmektedir.

Önemli Özellikler

​Farklı radarlardan gelen iz bilgilerinin birleştirilerek gerçek zamanlı hava resmini oluşturmaktadır.

Tehdit Değerlendirme ve Silah Tahsis algoritması ile optimum hedef-silah eşlemeleri sağlamaktadır.

Manuel, yarı otomatik ve otomatik hedef-silah eşlemeleri yapmaktadır.

Silah sistemlerine hedefe yönlenme bilgilerinin iletilmesi kolaylaşmaktadır.

Sistem birimlerinin konum, operasyonel durum ve teçhizat bilgileri paylaşılmaktadır.

Yöntemsel Hava Sahası Kontrol Tedbirleri ve Hava Görev Emirlerinin kullanımı ve güvenilir TASMUS haberleşme alt yapısı oluşturulmaktadır.

Sayısal Haritalar üzerinde konuşlanma analizi yapma olanakları vardır.

Eğitim amaçlı simülasyon yeteneği, kayıt ve tekrar oynatma yeteneği bulunmaktadır.

Taktik Yerel Alan Ağı Sistemi-TAYAS

TAYAS, Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın taktik sahada kablolu ve kablosuz Yerel Alan Ağı haberleşme gereksinimini karşılamak amacıyla geliştirilen bir sistemdir. Sistem, savaş alanında kullanılan komuta kontrol ve bilgi sistemlerinin, stratejik düzeyde TAFICS, taktik düzeyde TASMUS ve uzayda uydu sistemleri ile iletişimini sağlayacak yerel alanda kurulu yazılım ve donanımı içermektedir. TAYAS, Kolordu ve Tugay düzeyinde birliklerin savaş alanında kullanacağı, kablolu, kablosuz veya ikisi birbirini yedekleyecek biçimde çalışabilen bir yerel alan ağı (LAN) sistemidir. Her birlik için iletişim alt yapısını taşıyacak bir sunucu aracı ve bu araca (isteğe göre kablolu veya kablosuz olarak) bağlanarak kendi aralarında ve dış dünya ile haberleşecek komuta araçları donatılmış haldedir. Komuta aracı sayısı birliğin büyüklüğüne (birlikteki komuta yeri sayısına) göre belirlenmekte olup, genellikle birlik başına beş ile yedi arasında değişmektedir. Ek olarak taşınabilir bilgisayara sahip mobil kullanıcılar da sisteme bağlanarak haberleşme yapabilmektedir. Kablosuz iletişim "Milli Gizli" gizlilik derecesinde kripto ile korunuvermektedir. Bu amaçla Aselsan tarafından bir kriptolu kablosuz ağ erişim cihazı, bir kriptolu terminal ağ bağlantı cihazı ve ilgili kablosuz ağ yönetim yazılımı projeye özel, yeni ve özgün olarak geliştirilmiştir, geliştirilen cihazlar "milli gizli" düzeyde sertifikalandırılmış vaziyettedir.

Planlama, karar destek ve eğitim süreçlerinin çehresini bu kadar muazzam bir şekilde değiştiren teknolojinin, gözetleme, keşif ve bilgi toplama işlevlerine de el atmamış olması mümkün değildi. Enerjinin değişik hal ve tayflarını kullanan algılayıcıların menzilleri, kabiliyet ve yetenekleri de artıvermiştir. Elektrooptik ya da elektromanyetik algılayıcılar ile uzay da dahil olmak üzere her ortamda haritalama, hareket eden nesneleri tespit ve takip etme, bir stadyum dolusu insanın arasında belirli bir yüzü seçme gibi şeyler yapılabilmektedir. Bunlara ilaveten elektronik istihbarat sistemleri ile mahalle, bölge ya da ülke ölçeğindeki bir alandaki her türlü iletişimi kesmek, karıştırmak ya da sadece izlemek mümkün hale gelmiştir. Düşmanı bilmek ya da çok uzun mesafelerden gerçek zamanlı, kesin ve net bilgiler toplamayı gerektirir. Bu hem büyük bir kabiliyet artışı hem de sorunun kendisidir. Çünkü bu, hem kısa zamanda muazzam bir bilgi akışına sebebiyet vermektedir, hem de bir avantaja (ya da silaha) dönüşmesi ihtimali yüksektir. Çünkü düşman hakkında toplanan bilgi ancak, düşman bu durumdan ne kadar az haberdar ise bir silah niteliği arz edecektir.

İnsansız hava araçlarını (İHA) özel kılan şey içerdikleri teknoloji değildir. İHA’ları özel kılan şey, halihazırda var olan teknolojileri yenilikçi bir şekilde bir araya getirmeleri, var olan ve giderek büyüyen bir ihtiyaca etkili bir şekilde yanıt verebilmeleridir. Düşman hedef, İHA’larca farkına bile varmadan saatler hatta günler boyunca takip edilebilir. İHA üzerindeki farklı algılayıcılar sadece hedefin hareketlerini takip etmekle kalmaz, diğer veri kaynakları ile birleştirilerek ortaya çok daha geniş ve çok katmanlı bir istihbarat resmi çıkmasını da sağlayabilir. Dolayısıyla düşman, onun hakkında ne kadar bilgiye erişildiğini bilemez. Bu noktada, yerli ve milli İHA’lar bilginin bir silaha dönüşmesinde hayati derecede rol üstlenmektedir.

Ancak, İHA’nın “görmesi” tek başına çok fazla anlam ifade etmemektedir. Elde edilen görüntünün anlam kazanması için işlenmesi, kıymetlendirilmesi, süzgeçten geçirilmesi gereklidir. Bunun için de mükemmel bir sinir sistemi geliştirilmelidir. Eğer İHA aldığı görüntüyü sadece yerdeki kontrol istasyonuna aktarıyorsa, bu çok da önemli değildir. Zira İHA’nın elde ettiği verinin toplanma, işlenme ve kıymetlendirilme kapasitesi sadece o yer istasyonunun kendi gücü ve imkânları ile sınırlı kalacak demektir. Dolayısıyla İHA, bir sinir sistemine bağlı bir duyu organı gibi kurgulanıp, aldığı veriyi sadece yer istasyonu ile değil, doğrudan veya dolaylı şekilde diğer ilgili birimlerle de paylaşabilmelidir. Bunun yolu doğrudan yer kontrol istasyonuna aktaracak ve bilgi oradan dağıtıma sokulacak; ya da uydu muhabere sistemleri ile (SATCOM) çok uzak mesafelere gönderilecektir. SATCOM çözümü, uzun süre havada kalan İHA’lar için neredeyse standartlaşmış çözüm gibidir. Dünya yörüngesindeki bir iletişim uydusu, telsiz röle istasyonu görevi görmektedir. Bu uydu, yörüngesinin özellikleri gereği birbirinden yüzlerce, hatta belki binlerce km mesafedeki yer istasyon(lar)ı ve İHA’yı aynı anda görebildiği için ikisi arasındaki iletişimi de kurabilmektedir. Yani çok uzaklardan operasyon yürütmek için en iyi yöntemdir.

Özetle; İHA’ları, “her şeyi gören ve bilen” insansız uçaklar olarak görmek isabetli değildir. Anlaşılacağı üzere bu sistemler ancak ve ancak, bir mimari içinde, diğer unsurlarla eşgüdümlü olarak kullanılırlarsa işe yarar hale gelmektedir. Yani başka bir deyişle İHA’nın tek başına bilgi toplaması ve bunu iletmesi yeterli değildir. Bu bilginin başka kaynaklardan gelen bilgilerle desteklenmesi ve ortaya müşterek bir resmin çıkartılması gerekmektedir.

C-160’ın çok gizli keşif görevi ve hizmet alanları!

Türk Hava Kuvvetleri’nde 1972’den bu yana hizmet veren çift motorlu C-160D Transall nakliye uçakları, 2020’de tamamen emekli olacaktı. Türk Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nın keşif ve gözetleme ihtiyacı kapsamında başlatılan Gören-I Projesi'nde 3 adet C-160D uçakları TAI tarafından yapılan çalışmalar sonrasında istihbarat, gözetleme ve keşif (İGK/ISR) uçağına dönüştürülmüş durumdaydı. ASELSAN ve TAI tarafından modifikasyonu yapılan uçağın rampa altında, kamera sistemi yer almaktaydı. Kızılötesi kamera sistemi olarak da bilinen görüntülü istihbarat alımı yapmaktaydı. Aynı zamanda ANKA ve Heron’larda da kullanılan AselFLIR-300T ile alınan görüntüler değerlendirilerek anlık istihbarat paylaşımı sağlanmaktaydı. Bunun dışında uçak kabinine renkli ekranlara sahip iki Operatör Konsolu yerleştirilmiş durumdaydı. Bununla birlikte uçak üzerinde hem gövde altında hem de kuyruk bölümünde bir anten yer almaktaydı. Bu anten etraftaki iletişimi kontrol ediyor, telsiz konuşmalarını, veri linklerinin aktarım sinyallerini topluyordu.

Türkiye-Suriye sınırında giderek artan çatışmaların sonucunda Hava Kuvvetleri Komutanlığı C-160D İGK/ISR uçakları ile bölgeyi havadan takip ediyordu. Malatya 7. Ana Jet Üs Komutanlığı'ndan kalkan uçaklar Suriye sınırında uçarak bölgede yaşanan hareketleri anlık olarak komuta merkezine iletiyordu.

“ASELSAN- ASYA” Özel Kuvvetlerin yükünü sırtlanacaktı!

• Özel kuvvetler, piyade ve jandarmanın ihtiyaçları doğrultusunda geliştirilen ASYA, kullanıcılarına zorlu koşullarda yürüme, koşma, tırmanma ve sıçrama gibi hareketlerinde destek oluyor ve personelin çok daha iyi bir performans göstermesini sağlıyordu.

• Kullanıcısına uyumu ve hareket kabiliyeti yüksek olan ASYA, hızlı hareketleri direnç göstermeden gerçekleştirirken en zorlu şartlarda devreye girerek kullanıcısının performansını arttırıyordu.

• Milli imkân ve kabiliyetlerle geliştirilen ASYA, hafifliği ve yüksek dayanımı ile zorlu koşullarda görev almaya aday olduğunu gösteriyordu.

• CENKER sistemiyle de birlikte kullanılabilecek olan ASYA, güvenlik güçlerimizin rakiplerimizden bir adım önde olmasını amaçlıyordu.

Cenker: Aselsan'dan Türk Askeri için Giyilebilir Teknoloji Başarısı.

Askeri alanda dünyanın en iyi savunma şirketleri arasında yer alan ASELSAN, savunma sanayi fuarı IDEF 15’te Türk askeri için geliştirdiği ‘CENKER Takın ve Tek-Er Komuta Kontrol Sistemi’ projesini tanıtıyordu.

Cenker sistemi 2 kg ağırlığında olup ve göze, kulağa, kola takılan ürünlerden oluşuyordu. İçerisindeki yazılım sayesinde askerin sağlık durumu ve mühimmat takibi en hızlı şekilde yapılabiliyordu. Geleceğin askeri olarak tanıtılan CENKER sistemiyle askerlerin üzerinde giyilebilir bilgisayar, akıllı muharebe sahası gözlüğü, akıllı saat, nabız ölçer, komuta bilgisayarı, dayanıklı batarya seti, hassas konuşmaya açık dış ortam sesinden arındırılan gırtlak mikrofonu, canlı görüntü aktarım kamerası, yazılım tabanlı telsiz ve silaha monte komuta birimi bulunuyordu. Ayrıca içerisinde yer bulma, takip etme, haberleşme gibi sistemleri tek elde toplayan teknoloji askerler arası iletişimi kesintisiz kılıyordu. Maksimum 5 bin dolar’lık bir fiyatla da Türk askeri için kullanılmaya başlayacağı söyleniyordu.

İlk etapta Özel Kuvvetler için düşünülen sistemin yakın gelecekte piyade birliklerinden başlayarak arazide görev yapan tüm birimlerde kullanılması planlanıyordu. CENKER sistemindeki akılı gözlükler sayesinde tim komutanı ve karargâh, farklı konumdaki tüm askerlerinin bulunduğu bölgeyi kendi gözlüğünden ve bilgisayarından izleyebiliyordu. Bluetooth bağlantısı sayesinde akıllı saat, timdeki askerlerin mühimmat durumu konusunda da bilgi veriyordu. Akıllı saatle acil mesajlar ve düşman temas durumu da aktarılabiliyor. Yine çatışma esnasında yaralanan askerin durumu nabız ölçerden gelen verilere göre hafif ya da ağır yaralı olarak değerlendirilebiliyordu.

HAVASOJ (Stand-Off Jammer) GÖLGE Programı

Hava Platformunda Uzaktan Elektronik Destek ve Elektronik Taarruz Kabiliyeti Kazanımı Projesi (HAVASOJ) – GÖLGE Programı

Tehdit ülkelere karşı gerçekleştirilecek taarruzi hava harekâtında, düşmanın her türlü radar ve haberleşme imkanının, tehdit bölgesine girmeden dinlenmesi karıştırılması veya aldatılması maksadıyla hava platformuna entegre edilmiş bir sistemdir. Kritik görev sistemi bileşenleri tamamen yerli imkanlarla tasarlanıp üretilecek sistemler uçak üzerine çeşitli şekillerde entegre edilmektedir. Hava harekâtı sırasında kullanılacak HAVASOJ uçağı yüksek irtifada uzun süre yer destek merkezi ile koordineli görev yürütecektir. Uzak mesafeden hedef unsurları tespit ve karıştırma yeteneğine sahip olacak uçak aynı zamanda radar ve füze tehditlerini algılayıp bertaraf edebilmektedir.

Yüksek Güçlü Lazer Sistemi (YGLS) atılımı.

ASELSAN, TÜBİTAK ve Bilkent Üniversitesi işbirliğinde geliştirme çalışmaları süren Yüksek Güçlü Lazer Sistemi (YGLS) ilk milli lazer silah sistemidir. ASELSAN’ın şimdilik 20 kW elektrik gücünü iletecek şekilde ürettiği yönlendirilmiş enerji silah sistemi, ilk etapta gemilere monte edilecektir. Lazer silah sistemi ile hava platformlarına, insansız hava araçlarına, seyir füzelerine ve havan mühimmatlarına karşı alçak irtifa hava savunma imkânı sağlayacak şekilde düzenlenmiştir. Söz konusu lazer silahının önemli ve kritik bileşenlerinin milli olarak geliştirilmesi hedeflenmiştir. Proje kapsamında lazer kaynağı, tamamen yurtiçi yetenekler kullanılarak geliştirilecektir.

Yüksek güçlü lazer sistemi kapsamında MSB’nin sağlayacağı 120 milyon TL bütçeyle 6 yıl içinde iki adet lazer sistemi geliştirilecektir. Projenin ikinci etap süreci hala devam etmektedir. Planlanan programa göre, ikinci etap 2019 yılına kadar devam edecek ve Lazer silahının daha uzun menzilli ve daha güçlü prototipleri üretilecektir. Lazer sistemi kısa ve uzun menzilde iki ayrı fonksiyonu üstlenecektir. Uzun menzilde, lazer silahı hava tehdidine yönlendirilerek, caydırma, görevini yapamaz hale getirme görevi yürütecektir. Yakın menzilde ise lazer silahının etkisiyle ve “ışık hızında” bir müdahaleyle tehdit imha edilecektir. Lazer silahının en önemli özelliklerinden biri ise kesintisiz ve düşük maliyetli bir müdahale imkânı vermesidir.

ASELSAN HIZIR: Su Üstü Gemileri için Torpido Karşı Tedbir Sistemi hazırlandı.

Su üstü gemileri için yabancı muadillerine göre, en güncel teknolojiyle donatılmış ilk milli 'Torpido Karşı Sistemi'dir.  Deniz üstünden veya altından gelecek taarruz maksatlı torpidolara karşı 'sakınma, aldatma' görevini destekleyen sistem, torpidonun uzaktan tespiti, izlenmesi, sınıflandırılması ve torpido tehdidinin bertaraf edilmesi maksadıyla geliştirilmiştir.

ZOKA - Torpidolara Karşı Akıllı Akustik Savunması

ASELSAN ZOKA; sakınma manevrasının başarısını arttıracak şekilde torpidoların aldatılması ve karıştırması ile gürültü engeli yaratarak platforma hayati zaman kazandırıvermektedir. ASELSAN ZOKA; Modern sinyal işleme ve karıştırma tekniklerini durum farkındalığı ile birlikte kullanarak atıştan sonra da uygulayacağı taktiği otomatik olarak seçebilmektedir.

Sonoboy ve Assist aygıtları.

Denizaltı savunma harbinin önemli unsurlarından biri olan sonoboylar, yüzer platformların konumlarının tespit edilmesi amacıyla geliştirilen aygıtlardır. Çalışma süresi, derinlik ve kanal seçimi yapıldıktan sonra aygıt, gemi, uçak veya helikopterden bırakılmaktadır. Denizaltı savunma harbinin önemli unsurlarından biri olan SONOBOY ise yüzer platformların konumlarının tespit edilmesi amacıyla kullanılmaktadır.

25 mm STOP Uzaktan Komutalı Stabilize Top Sistemi yapıldı.

STOP, stabilize edilen bir taret üzerine yerleştirilmiş olan Top mermileridir, Elektro-Optik görüş birimleri içeren ve Silah Kumanda Birimi aracılığı ile uzaktan kumanda edilebilen, otomatik hedef takip özelliğine, modüler yapıya sahip bir stabilize silah sistemidir. STOP Sistemi, gece ve olumsuz görüş şartlarında çıplak gözle görülemeyen hedeflerin tespit edilmesini, hedeflerin otomatik olarak tanınmasını, takip edilmesini ve atış yapılabilmesini sağlayıvermektedir. Silah nişan hattının, sistemin monte edildiği platformun hareketlerinden etkilenmemesi ve hedef üzerinde kalabilmesi için, taret stabilize edilmiştir. Aynı zamanda otomatik hedef takip yeteneğine de sahip sistem ile üzerine yerleştirilmiş olduğu platform veya hedef hareket halindeyken isabetli atış yapılabilmektedir. STOP Sisteminde 25 mm KBA ve 25mm M242 Bushmaster otomatik top silah olarak kullanılmakta, değişik görev ihtiyaçları için farklı algılayıcılar ile de donatılabilmektedir. STOP Sistemi, otomatik hedef izleme özelliği ile hedefin hız ve rotasını hesaplamakta, meteorolojik koşullar, mühimmat tipi ve hedef mesafe bilgilerini de dahil ederek atış sırasında otomatik balistik düzeltme yapabilmektedir.

ASELSAN'dan KORHAN Silah Kulesi tasarımı!

Korhan, en ileri teknolojik olanaklardan faydalanılarak Türk Silahlı Kuvvetlerinin imkân ve kabiliyetlerini daha ileri düzeye taşımak amacıyla Aselsan tarafından milli imkânlarla geliştirilmiş bulunuyor. Yüksek ateş gücüne sahip olan, gelişmiş hedef tespit ve takip sistemleriyle donatılan Korhan, son teknoloji ürünü kendini koruma ve çevresel farkındalık sistemleriyle kullanıcı ve sistem bekasını en üst seviyede sağlayabiliyor. Korhan sisteminde ana silah olarak yüksek atım hızına sahip 35 milimetre top kullanılıyor. Sistem ayrıca ASELSAN tarafından  yurt içinde geliştirilmiş olan ve herhangi bir dış bağımlılık olmaksızın Türkiye'de üretilen 35 milimetre parçacıklı mühimmatı kullanma kabiliyetine sahip  bulunuyor.

Havadaki Tehditlere Karşı Öz Savunma sistemi kurulacaktı.

Korhan, kendisine ve içinde bulunduğu birliğe karşı tehdit oluşturan helikopterler, uçaklar ve insansız hava araçlarına karşı da öz savunmasını yapabiliyor. ASELSAN tarafından geliştirilen otomatik şeritsiz mühimmat besleme mekanizması sayesinde tehdit tipine uygun mühimmatın seçilerek atılmasına imkân tanıyan sisteme, zırh delici, antipersonel, hava hedeflerine yönelik ya da tahrip edici nitelikteki mühimmatlar harekât ihtiyaçlarına göre yüklenebiliyor ve muharebe sırasında tehdit tipine uygun mühimmat seçilerek maliyet etkin kullanım imkânı sağlanıyor. Sistemde, karadan gelen yakın tehditlere karşı öz savunma için 7,62 milimetre makineli tüfek bulunuyor.

Güçlü Koruma Kalkanı oluşacaktı.

Korhan silah kulesi insansız tipte tasarlanıyor. Korhan, günümüzün muharebe alanının yoğun iletişim ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla yeni nesil haberleşme sistemleriyle donatılıyor. Sistem aynı zamanda müşterek görev icra edeceği unsurlar ile eşgüdüm sağlanması için komuta kontrol ağı içinde görev icrasına yönelik tüm yetenekleri barındırıyor. Lazer tespit ve ikaz sistemleri bulunan sistem, aktif kendini koruma  sistemi "AKKOR", kompozit ya da seramik modüler zırh koruması ve sis havanları sayesinde yüksek beka kabiliyetine sahip olarak tasarlanıyor.

MİHA ile Sahaya Tam Hakimiyet sağlanacaktı.

Korhan, 360 derece çevresel farkındalık sağlayan panoramik görüş sistemi, silaha bağımlı nişancı ve bağımsız komutan görüş sistemleri, silah sistemine entegre olarak görev yapacak uydu tipi mini insansız hava aracıyla (MİHA) muharebe sahasına tam hâkimiyet ve düşmana karşı üstünlük sağlıyor. Korhan sistemi, üzerindeki keskin nişancı yeri tespit sistemi sayesinde özellikle meskûn mahallerde ateş altında kaldığı durumlarda, tehdidin yönünü tespit ederek otomatik olarak yönlenebiliyor ve tehdidi etkisiz hale getirebiliyor. Güncel teknolojinin son olanakları kullanılarak milli olarak geliştirilen Korhan, bu yönleriyle kahraman ordumuzun çok önemli ihtiyaçlarını karşılıyor.

ASELPOD; Hedefleme Sistemi ve Amaçları.

​​​ASELPOD savaş uçakları için tasarlanmış yeni nesil, çok algılayıcılı hedefleme podu olmaktadır. ASELPOD her biri gelişmiş özelliklere sahip aşağıdaki birimleri ve yetenekleri bünyesinde barındırmaktadır:

Yüksek Çözünürlüklü, 3. nesil Termal Kamera (FLIR) sistemi,

Lazer Mesafe Bulucu / Hedef İşaretleyici,

Lazer Nokta İzleme Birimi, Lazer Aydınlatma Birimi,

Gelişmiş otomatik video hedef izleyici sayesinde, çoklu hedef takibi,

Termal ve gündüz Kameraları videolarında aynı anda takip yapabilme işlevi,

Hedefe ait hassas coğrafi konum bilgilerini hesaplayabilme yeteneği,

Gelecekteki ilave görev isterleri için genişleme kapasitesi.

Genel Özellikler:

Üstün Kızılötesi Görüntüleme

ASELPOD, termal kamerasında 3. nesil 3-5 mikron bandında çalışan 640x512 piksellik dedektör kullanmaktadır. Termal Kameranın, Süper Geniş, Geniş ve Dar olmak üzere üç ayrı bakış açısı vardır. Süper Geniş bakış açısı seyrüsefer yeteneğini artırdığı gibi incelenen alanın genel yapısı hakkında daha fazla bilgi edinilmesini sağlamaktadır. Termal kameradan detaylı kızılötesi görüntünün elde edilebilmesi için gerçek zamanlı gelişmiş görüntü işleme algoritmaları kullanılmaktadır. Böylece, ASELPOD'un menzil performansı belirgin şekilde artırılmaktadır.

Çoklu Hedef İzleme

ASELPOD, hem video hem de ataletsel izleme yeteneğine sahiptir. Termal ve gündüz kamerası videoları üzerinden Nokta ve Alan izleme yeteneği bulunmaktadır. Hedefin karakteristiğinin ani değişimlerinde veya kaybolması durumunda, sistemin hedefin üzerinde kalabilmesi için ataletsel izleyici bulunmaktadır. ASELPOD, aynı anda dört hedefe kadar takip yapmaktadır.

Stabilizasyon (Dengeleme)

ASELPOD ön bölümü içerisindeki dört eksenli gimbal altyapısı sayesinde, üzerinde bulunan algılayıcı birimler için hassas stabilizasyon sabit dengeleme sağlamaktadır. Böylelikle bakış hattı, zorlu uçuş şartlarında dahi sabit tutulmakta, hedef sapmamaktadır.

Hedefleme, Konum Bulma ve Platforma Hizalama Yetenekleri

ASELPOD, platform seyrüsefer verisini, dâhili Ataletsel Ölçüm Birimi'nin verisi ile birleştirerek, geliştirilen özel seyrüsefer algoritmaları ile hedefin yerini, rotasını ve hızını çok hassas olarak saptamaktadır. Hizalama kaçıklıklarını gideren özel hizalama algoritmaları ile ASELPOD kendisini platform ile uçuş sırasında otomatik olarak hizalar, yapısal esnemelerin hedef koordinatı tespitindeki olumsuz etkilerini ortadan kaldırır.

Lazer Mesafe Ölçme / Lazer Hedef İşaretleyici

ASELPOD çift dalga boyunda çalışan ASELSAN tasarımı diyot pompalı lazer kullanmaktadır. Göze zararsız 1570nm ve savaş modunda kullanılabilen 1064nm dalga boylarında çalışan Lazer Birimi ile yüksek irtifalarda hassas menzil bilgisi sağlanmaktadır. Lazer Birimi ile NATO PRF kodları kullanılarak hedefler işaretlenip ayarlanmaktadır.

Lazer Nokta İzleme olanağı

İçerisindeki Lazer Nokta İzleme Birimi ile ASELPOD harici lazer kaynakları ile aydınlatılan hedefleri, onlara kilitlenerek izleyebilecek donanımdadır.

Lazer Aydınlatma Aygıtı.

ASELPOD, hedeflerin lazer ile aydınlatılarak operasyon alanında bulunan farklı unsurlara gösterilebilmesi için gece görüş uyumlu Lazer Aydınlatma Birimine sahip bulunmaktadır.

Katı Hal Kayıt Cihazı

Kızıl ötesi ve Gündüz Görüş videolarının güvenli şekilde kaydedilmesi için Katı Hal Kayıt cihazı takılıdır.

Mekanik Tasarımı

ASELPOD' un yapısı, modern jet uçaklarının maruz kaldığı zorlu uçuş koşullarına dayanacak şekilde tasarlanmıştır. Üzerinde bulunan Çevresel İklimlendirme Birimi, içerisinde soğutucu olarak hava kullanan Buhar Döngülü Soğutma Sistemi’ne sahip durumdadır.

İşte hedefleri vuran sistem Lantirn (F-16) harikası

Türk Hava Kuvvetleri, gece ve kış şartlarında yapılan operasyonda başrolü LANTIRN (Low Altitude Navigation and Targeting InfraRed for Night-Gece için Alçak İrtifa Seyrüsefer ve Hedefleme Kızılötesi Işını) sistemi oynuyor. F-16 uçaklarına takılan LANTIRN, özel bomba ve füzelerin hedefi 12’den vurmasını sağlıyor. Pilotlara geceyi gündüz yapan, hedefi lazerle işaretleyen LANTIRN, gece veya bozuk meteorolojik şartlarda bile pilota mükemmel bir görüş sunuyor. Alınan görüntüler pilotun önündeki ekrana yansıtılıyor. Diğeri de lazerle hedefi işaretliyor. Bu sayede çok hassas atışlar yapılıyor.

Türkiye, ABD’den sonra ikinci ülke konumundaydı.

Türkiye, LANTIRN’i Amerikan Hava Kuvvetleri’nden sonra kullanan ikinci ülke konumunda bulunuyor ve daha da geliştirilmiş olduğu biliniyor. LANTIRN pilotları 161. Filo tarafından eğitiliyor. Özellikle F-16’da gece uçuş saati yüksek pilotlar tercih ediliyor. Akademik ve simülatör uçuşlarıyla önce yer eğitimi veriliyor.

Çok Alçaktan Uçuyorlardı

Eğitimde pilotlar zifiri karanlıkta yerden 100 feet’e yani 33 metreye kadar alçalıyor. Dağlar arasında sarp araziye uyarak kilometrelerce uçabiliyor. LANTIRN eğitiminde pilotlar AGM-65 Maverick füzesiyle lazer güdümlü atılan bombalar konusunda uzmanlaşıyor. Seyrüsefer podunda TFR olarak adlandırılan Mania Takip Radarı. F-16’nın uçtuğu tüm bölgeyi radar tarıyor. Dağ, tepe gibi mania bilgileri pilota aktarılıyor. Radar sis, yağmur veya düşman tarafından kamuflaj amaçlı oluşturulan dumandan etkilenmiyor. F-16’nın oto pilotu radardan gelen bilgiler doğrultusunda maniaların uçağın en az 100 feet yani 33 metre altında kalacak şekilde planlamasını yapıyor. Ayrıca kızıl ötesi görüntü alan ve bunu HUD olarak adlandırılan pilotun önündeki ekrana yansıtan özel sistem de yer alıyor. Pilot tercihine göre görüntüleri yanılmamak için yeşil tonlarından veya siyah beyaz seyredebiliyor.

Hedefleme podunda lazerle işaretleme yapılıyor. Bomba veya füzeler lazerden gelen yansımaları izleyerek hedefini buluyor. Hareketli hedefler için podun başlığı sağa-sola, yukarı-aşağı hareket ederek takip yapılabiliyor. Lazer sayesinde aynı zamanda hedefin tam uzaklığı da ölçülüyor. Hedefleme podunun tek bir sistemin fiyatı, 3.2 milyonu hedefleme olmak üzere 4 milyon 580 bin Amerikan Doları buluyor. Ama Türkiye bunu çok daha ucuza üretmeyi planlıyor.

Türk Mühendisler en büyük askeri simülasyon merkezini kurmuşlardı!

İzmir Çiğli’de Havelsan tarafından geliştirilen yerli simülatörler törenle hizmete giriyordu. Türkiye'de pilot adaylarının ilk uçuş eğitimine başladığı Çiğli 2'nci Ana Jet Üs Komutanlığı'nda, Simülatör Üs Komutanlığı bünyesinde dünyanın en büyük simülatör merkezlerinden birisi oluyordu. Dünyanın en büyüklerinden birisi olan merkezde, pilot adaylarına, bire bir hazırlanmış uçak simülatörlerinde, kalkışa hazırlıktan kalkışa, her türlü hava şartlarında uçuşa ve acil durumlarda yapılacaklara kadar eğitim veriliyordu. Pilot adaylarının, bu eğitimlerin ardından daha güvenli olarak gerçek uçaklarla uçmaları sağlanıyordu.

'En Gelişmiş F-16 Simülatörleri de Hizmete sokulmuş durumdaydı'

Hava Kuvvetleri Komutanı: "Milli imkânlarla sağlanmış olan simülatörlerin pilotlara uzun yıllar etkin olanaklar sunacağına inancım tamdır. İçinde bulunduğumuz dönemde teknolojide baş döndürücü gelişmeler sağlanıyor. Pilot adaylarımıza etkin olarak eğitim vermek için simülatörlere olan ihtiyaç artmaktadır. Bu kapsamda bugün nihayete erdik ve merkezi teslim aldık. Hava Kuvvetleri olarak bizim en büyük yardımcımız simülatör sistemleridir. Yerli firmaların katılımlarıyla en üst seviyede simülatör merkezleri açıldı. Dünyanın en gelişmiş F-16 simülatörlerini de hizmete aldık. Dünyanın en büyükleri arasında yer alan merkezi de hizmete açıyoruz" demişti. İzmir Çiğli simülatör sistemi 1 yılda 30 bin saat eğitim vermiş ve 190 milyon lira kâr edilmişti.

Not: Bugün Hava Kuvvetleri Komutanlığı envanterine:4’üncü Ana Jet Üs K.lığı (Ankara), 9’uncu Ana Jet Üs K.lığı (Balıkesir),  6’ncı Ana Jet Üs K.lığı (Bandırma), 8’inci Ana Jet Üs K.lığı (Diyarbakır), 5’inci  Ana Jet Üs K.lığı (Merzifon) ve 3’üncü Ana Jet Üs K.lığı’na (Konya) Görev Eğitim Merkezleri kazandırılmış vaziyettedir.

Konya'daki Anadolu Kartalı Tatbikatı

Konya'da, 11 Haziran 2007’de 3. Ana Jet Üs Komutanlığında başlayan Anadolu Kartalı Eğitimi, Türkiye, ABD, İngiltere, Pakistan ve Ürdün'den 70'in üzerinde uçak ile NATO awacs unsurunun katılımıyla yapılmıştı. Hava Pilot Tuğgeneral Atilla Özler, eğitimde gerçek savaş ortamının oluşturulduğunu ve uçakların adeta havada aktif olarak savaşın içinde yer aldığını açıklamıştı. Eğitimin simülasyon ortamına aktarıldığını ifade eden Tuğgeneral Özler, ''Bu bir yarış değildir. Burası bir laboratuar gibidir. Buradaki eğitime katılan ülkeler büyük tecrübeler kazanmaktadır. Tatbikatta kimin kazandığının da önemi yok'' diyerek tatbikatın sabah 07.00'de başladığını ve 21.00'e kadar sürdüğünü vurgulamıştı.

Pakistan'dan Tuğgeneral Khalid Mahmood da Anadolu Kartalı Eğitimi'ne katılarak büyük tecrübe kazandıklarını aktarmıştı. Özellikle uzun mesafe uçuşlarda pilotlarının yeteneklerini geliştirdiğini vurgulayan Mahmood, ''Türkiye'de Elektronik Harp Test Sahası'nın olması büyük bir şans ve avantajdır. Bu yüzden tatbikat büyük önem taşımaktadır. Biz de ülkemizde bu sahadan kurmak için çalışmalara başladık'' itirafında bulunmuşlardı.

Uluslararası görünürlüğü olan ve uluslararası standartlara göre hazırlanmış bulunan eğitim sistemlerimizin NATO’nun ve dost ülkelerin pilotlarının eğitimlerinde kullanılması ise gurur verici bir aşamaydı.

TSK Entegre Muhabere Sistemi (TAFICS)

1996'da başlayan bu proje, kullanıcılarına ses, resim, veri, yazı ve görüntü aktarma gibi çeşitli muhabere imkânları sağlamaktaydı. Proje kapsamında Türkiye çapında 8 bin 500 kilometre uzunluğunda fiber kablo döşenmiş durumdaydı. 107 radyo-link istasyonu hazırlanmış ve bağlantının hiçbir şekilde kesilmemesini sağlayan 11 adet ‘düğüm istasyonu’ yapılmıştı. Proje Trakya, Ege, İç Anadolu, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri yüzde 90 oranında tamamlanmıştı. Doğu Anadolu ve Karadeniz Bölgesi'ndeki çalışmalar ise 2000 yılı sonunda tamamlanmıştı. İletişimin güvenliğini sağlayan kripto cihazları ve sistemleri TÜBİTAK tarafından yapılmıştı. Sistem Türksat uydusundan ‘askeri hizmetlere tahsis edilen ‘X-bandından' da yararlanmaktaydı. Bunun bütün anahtarı, algoritması TSK'ya ait. Yani bu bandın dinlenilmesi, bastırılması, elektronik harple ortadan kaldırılması imkânsızdı.

TAFICS'in şebeke mimarisi, ‘içinde çok sayıda döngü bulunan bir ızgara yapı şeklinde tasarlanmıştı.' Bu yapı muhaberenin kesintiye uğramamasını sağlamaktaydı. Hatlardan birinin kesilmesi halinde, ‘düğüm santralları' otomatik olarak devreye sokulmaktaydı. TAFICS ana kontrol merkezine çelikten yapılmış, kalın üç kapıdan geçilerek giriliyordu. Savaş halinde sistemin özel havalandırmaları vardı.

Ana kontrol sisteminin Türkiye'nin bir başka yerinde yedeği de vardı. Sistem ilk kez, Ağustos'ta deprem koşullarında da test edilip sağlamlaştırılmıştı. Depremden sonra TAFICS sistemleri devreye sokularak, Gölcük, Yalova, Cengiz Topel ve Trakya'dan bölgeye giden birliklerle anında irtibat sağlanmış ve iletişim kesintisi yaşanmamıştı.

Taktik Saha Muhabere Sistemi (TASMUS)

Taktik Saha Muhabere Sistemi (TASMUS), ordularının tüm haberleşme gereksinimlerini Ağ Merkezli Muharebe konseptine uygun şekilde karşılayan bir sistem olmaktadır. TASMUS’un temel amacı, savaş alanının yakın gerçek zamanlı taktik resmini oluşturmak, silah, sensör ve komuta merkezleri arasında gerek duyulan yakın gerçek zamanlı data haberleşmesini sağlamaktır. Birliklerin coğrafi konumlarının bir merkezden otomatik ve sürekli olarak izlenmesini sağlamak ve bu bilgileri gerektiğinde komuta katının kullanımına sunarak, komutanların ordu bölgesindeki tüm birliklerin taktik resmini gerçek zamanlı olarak görmesini kolaylaştırmaktır.

  Günümüzde taktik harekâtın bekası ve başarısı için taktik sahadaki çeşitli alıcılar, silah sistemleri, bilgisayarlar ve komuta merkezleri arasında yoğun ve çok hızlı veri aktarımı zorunlu hale gelmiştir. Hareketlilik ve esneklik esasına dayalı yeni askeri doktrinler, bu bilgi aktarımını taktik unsurların hareket halinde iken de yapabilmelerini gerektirmektedir. Taktik sahada ateş desteği, manevra kontrol, istihbarat/elektronik harp, hava savunma ve lojistik destek gibi Komuta Kontrol fonksiyonlarının eş zamanlı olarak icrası önemlidir. Bu da ancak taktik sahadaki hızlı ve güvenilir bilgi aktarımı ile mümkündür. Farklı haberleşme servisleri ve cihazlarının bir arada ve eşzamanlı kullanılmasını gerektiren bu komuta kontrol fonksiyonlarının gerektiği gibi ifası ve desteklenmesi ancak entegre bir çözümle sağlanabilir.

Milli savunma nasıl yapılır?

Çağdaş yorumcular Milli savunmayı; Teknoloji, Kabiliyet, İstihbarat ve Strateji olarak dört ana başlıkta toplamaktadır. Türkiye’nin ve TSK’nın bu alanlardaki üstün teknolojik atılımları, Erbakan Hocamızdan dinlediğimiz ve bugünlerde gerçeğini izlediğimiz harika hazırlıkları gördükçe heyecanımız artmaktadır. Ahmet Akgül Hocamızla Milli Çözüm’den arkadaşlarımıza bir Aselsan yetkilisi: “Bu sergilediklerimiz üretimlerimizin sadece %5 idir, rakip güçleri gafil avlamak ve savunma stratejimizi saklı tutmak üzere diğer projelerimiz gizli tutulmaktadır.” İtirafında bulunmuşlardır.

Önce Kur’an’da anlatılan; Calut ve Davut A.S örneğini hatırlayalım: Calût devasa yapısı, parlak ve güçlü zırhı, mızrağı ve haşmetli kılıcı ile korkutucu bir savaşçıdır. Davud A.S ise doğru dürüst bir zırhı, silahı dahi olmayan bir delikanlıdır. Hz. Davud ufak tefek yapılıdır, ama çeviktir, inançlı ve kararlıdır. Ve yegâne silahı olan ve düşmanda bulunmayan ve o günün teknolojik üstünlüğü sayılan sapanı ustalıkla kullanmaktadır. Sapanı ile fırlattığı yuvarlak çakıl taşı Calût’un alnına (bazı kaynaklara göre gözüne) isabet edip parçalamış, dev savaşçı kral Calut yere yıkılmıştır. Böylece efsane sönmüş, savaş kazanılmıştır. Bir tarafta dev cüssesi ve kalabalık askeriyle, muzaffer Calût, diğer tarafta sapan taşı kullanan Davud A.S. vardır ve bu teknoloji üstünlüğü zalimlerin hezimetine, mü’minlerin zaferine yol açmıştır.

Çünkü Davud A.S, düellonun başında kazanmıştı!

1. Silahı (sapan’ı) çok özel bir tasarımdı ve düşman bunu bilmiyordu (Yeni TEKNOLOJİ Fırsatı),

2. Elindeki silahı ustaca kullanabiliyordu (Eğitim sonucu kazanılan KABİLİYET Farkı),

3. Hasmının zayıf ve üstün taraflarını iyi biliyordu (İSTİHBARAT ve PLANLAMA Avantajı),

4. Hasmının hamlelerine karşı hızlı ve çevik hareket edebiliyordu (Düşmanını tanıma ve TAKTİK Şansı)

Her şeyden önce yeni teknolojiler önemli bir üstünlük fırsatıdır. Ancak teknolojik üstünlüğün yanında o teknolojiyi kullanabilecek kabiliyette yetişmiş personele de ihtiyaç vardır. Elbette teknoloji size imkân sunar, ama bu imkânları düşmanı tanıma-çözme adına yapılan istihbaratınızla elde edilecek bilgileri, öncelikli tehdit ve hedefinize en kısa yoldan ulaşma stratejinize uygun, taktiksel planlar ve manevralar yapamazsanız başarı şansınız azalır.

Hz. Davud, Calût’a sapan taşı atarken, kendi kabiliyet ve zafiyetlerini bilmek yanında, hangi fırsatlarının Calût’un hangi dezavantajına galebe çalacağını ve yine hangi imkânlarının Calût’un karşısında etkisiz kalacağının farkındaydı. Bu yüzden Calût’a kılıçla saldırmak yerine, onun zırhının zayıf olduğu bölgelere çok iyi kullanabildiği sapan ile uzaktan taş atmayı tercih etmiş ve başarmıştı.

“Madem böyle üstün teknolojik imkânlarımız var, ne diye bunları kullanmıyor ve düşman unsurları bertaraf etmiyoruz?” diyenlere hatırlatmak lazımdı:

Hz. Davud, Calût’a taşı atarken en uygun anı kollamıştı. Calût’un ileri doğru hamle yaptığı ve gafil davrandığı anı beklemiş ve sapan taşını öyle kullanmıştı. Taşı, karşısındaki devi görür görmez atmamış, en uygun anı, belki de tek fırsatı yakalayınca fırlatmıştı. Çünkü kendi imkânlarının da düşmanlarının hazırlıklarının da farkındaydı.

Evet Kinetik enerjiye dönüştürülmediği müddetçe potansiyel enerjinin hiçbir kıymet-i harbiyesi olmayacaktır. Özel kuvvetleriniz dünyanın tüm yarışmalarında birinci çıksın, araçlarınız tüm resmi geçitlerde göz kamaştırsın, tatbikatlarda tüm hedefleri 12’den vursunlar; bütün bunlar nihai amaç doğrultusunda koşturulmadıkları müddetçe anlamsızdır. Kendini, hasmını ve durumu bilmek tek başına mücadeleyi kazandırmazdı. Yani Hz. Davud kendi teknolojik imkânını ve düşmanının zayıf yanlarını ne kadar iyi bilirse bilsin, ne kadar çevik olursa olsun, o sapandan o taşı atmadığı müddetçe Calût’u haklayamazdı.

İşte Türkiye bu teknolojik gelişmeleri başarırken, elindeki ekipmanı-cihazı verimli ve hatasız kullanılabilecek bir kabiliyet kazandırmak maksadıyla çok üst seviyedeki Kara-Deniz ve Hava platformu simülasyon eğitim merkezlerini kurmuş bulunmaktadır. Gerçeği ile birebir verilen eğitimlerde, eksikliklerin farkına varılmakta, değişmesi veya geliştirilmesi gereken yerlerin tespiti ortaya çıkartılıp, bunun önlemini alacak şekilde özel teknolojik ekipmanlar, donanımlar ve yazılımlar hazırlanmaktadır.

Erbakan Hocamız: “Fikren ve Fiilen İktidar olmak yetmez, Hukuken ve resmen de iktidar olmak lazımdı!” buyurmuşlardı.

Milli Görüş’ün 40. Yılı kutlamalarının ilki Eylül 2009 Konya’ da yapılmıştı. Erbakan Hocamız o kutlama programında şöyle demişti; 40 sene geçti, istense de istenmese de Türkiye'de fiili hakimiyet milli görüştedir (Milli güçlerdedir). Fiilen iktidar olmak yetmez. Şimdi meselemiz bunu hukuki iktidara çevirmektir” buyurmuşlardı.

İşte Akdeniz ve Suriye’deki, yaklaşan tarihi hesaplaşma, zulmün yıkılması ve Hakkın hakim olmasıyla sonuçlanacak, ardından Yeniden Büyük Türkiye ve Yeni bir dünya kurulacaktı!..


Bu yazarin diger makaleleri

FETULLAHÇILARLA BARZANİ İTTİFAKI VE F. TİPİ YAPILANMANIN İFLASI
ABD ve İsrail Fetullahçıları Kürt sorununda aktör yapmak istiyor! Irak’ın işgalinden...
Devami
İTTİHATÇI-ERMENİ İTTİFAKLARI VE ABDÜLHAMİD HAN
  İttihatçılar, iktidara Taşnak Cemiyeti'yle ittifak yaparak ulaşmışlardı. 2 bin...
Devami
STRATEJİK KÖLELİK
  ABD yönetimine yakınlığı ve muhafazakârlığı ile tanınan Heritage Foundation'ın...
Devami
KAFKAS YAHUDİLERİ VE RECEP BEY’İN KÖKENİ
Recep T. Erdoğan 2004 Ağustosunda yaptığı Gürcistan ziyareti sırasında sarf...
Devami
KÜRDİSTAN'I KURMAK VE KORUMAK TÜRKİYE'YE Mİ DÜŞÜYOR?
  Başbakanlık eski Müstaşarı Yaşar Yazıcıoğlu: Türkiye CIA, MOSSAD ve...
Devami
DARBE KUŞKULARI, SUÇLULUK TELAŞINI MI YANSITMAKTAYDI?
İkinci darbe fısıltıları ve Ankara'yı karıştıran iddianın perde arkası 21 Mart...
Devami

Makale Okunma Sayısı: 143

Yorumlar  

 
+2 #2 Elinize SağlıkMehmet Şahin 27-06-2017 13:38
yazı ve bilgilendirme için çok teşekkürler.
Alıntı
 
 
+2 #1 "Zafer inananlarındır ve zafer yakındır!"Necmi Eymen 23-06-2017 22:55
Elbette düşman güçler ve emperyalist merkezler de bu kutlu gerçeklerin ve mutlu gelişmelerin, farkındaydı ve telaşındaydı. Ama önünde sonunda Hak Batıla, adalet barbarlığa galebe çalacak, İnşaallah Türkiye merkezli yeni bir medeniyet inkılabı yaşanacaktı.
Bütün bu teknolojik harikaların alt yapısını hazırlayan Aziz Erbakan Hocamızı minnetle ve şükranla anıyor, O’nun başlattığı tarihi devrim ve değişimin devam ettiğini hatırlatıyor ve pek yakında büyük zafere erişileceğini umuyoruz.
"Zafer inananlarındır ve zafer yakındır!" Prof. Dr. Necmettin Erbakan
Rabbim bizleri de bu şerefli, tarihi ve talihli süreçte istihdam etsin, emeği geçen sadık ve samimi kullarından eylesin inşallah. Bizleri şereflendirsin. Amin
Alıntı
 

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR