YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
666a151f303ff
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 7 7 5 9
Bugün : 667
Dün : 21150
Bu ay : 265961
Geçen ay : 757662
Toplam : 24539909
IP'niz : 100.28.2.72

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

Kendisine güvenen, gerekli tedbirleri gören büyük liderler, çeşitli ülkelerle ve gizli güçlerle; taktik ve stratejik ilişkiler geliştirebilir… Kalıcı ve kapsamlı neticeler için, geçici ve cüzi tavizler verilebilir. Bunları yaparken halkın yani aklı yatmayan kalabalıkların kınaması ve suçlaması da onlar için önemli değildir.

Erbakan Hoca'nın Başbakanlığı döneminde İsrail'le imzaladığı bazı teknik ve teorik anlaşmalar da bu açıdan değerlendirilmelidir.

Kaldı ki, eleştirilen ve Erbakan'a mal edilen anlaşmaların, ondan önceki hükümetlerce imzalandığını, dönemin DYP'li Milli Savunma Bakanı Turhan Tayan bile itiraf etmektedir.

"İsrail ile askeri eğitim anlaşması Refahyol döneminde imzalanmadı"

 

İsrail ile ortak tatbikat içeren anlaşmaların iddiaların aksine Refahyol döneminde olmadığını DYP'li eski Milli Savunma Bakanı Turhan Tayan'ın yaptığı açıklamalar da doğruluyor.

1997 yılında Meclis'te Çekiç Güç'ün gönderilmesine ilişkin tezkerenin ele alındığı görüşmelerde Mehmet Keçeciler'in aynı yöndeki iddialarına cevap veren Tayan, en çok yankı uyandıran ve Refahyol dönemine atfedilen İsrail ile ortak tatbikatı içeren Askeri Eğitim İşbirliği Anlaşması'nın 23 Şubat 1996 tarihinde yani Refahyol hükümeti kurulmadan imzalandığını ve bu anlaşmanın 18 Nisan 1996 tarihinde Anayol Hükümeti döneminde yürürlüğe girdiğini söylemiştir.

 

26 Haziran 1997 tarihli Meclis toplantısında Çekiç Güç görüşmeleri yapılırken ANAP'lı Mehmet Keçeciler, Refahyol hükümetinin politikalarını eleştirirken, Türkiye'nin İsrail ile yapılan iki anlaşma ile ortak askeri harekâta giriştiğini ve bunun da İslam dünyası ile ilişkileri olumsuz şekilde etkilediğine yönelik iddiaları gündeme getiriyor. İsrail ile maslahatgüzar seviyesinde olan ilişkilerin büyükelçi seviyesine çıkarıldığını savunan Keçeciler, askeri tatbikat ve manevralara imkân tanıyan anlaşmaların ne zaman ve niçin imzalandığına ilişkin soruları ve eleştirileri yöneltmektedir.

Keçeceler'in iddialarına cevap veren DYP'li eski Milli Savunma Bakanı Turhan Tayan ise, İsrail ile Askeri Eğitim İşbirliği Anlaşmasının Refahyol dönemine ait olmadığını verdiği bilgilerle desteklemiştir. Bu anlaşmanın 23 Şubat 1996'da imzalandığını kaydeden Tayan'ın "Ve yine, 18 Nisan 1996'da, yani, Sayın Keçeciler'in de Bayındırlık ve İskân Bakanı olarak Bakanlar Kurulunda bulunduğu, Bakanlar Kurulu kararına imza attığı bir dönemde, yürürlüğe girmiştir" açıklaması önemlidir.

Erbakan'dan İsrail'e uyarı

DYP-CHP döneminde imzalandığını açıkça söylemese de imza tarihinin Çiller'in koalisyon hükümeti tarafından imzalandığını kabul eden Tayan, anlaşmanın içeriğini savunmaktan geri durmuyor. Refahyol hükümetinin Başbakanı Necmettin Erbakan'ın İsrail Dışişleri Bakanı Davit Levy'e yaptığı haklı uyarılar sonrası bozulan ilişkileri düzeltmek için Çiller tarafından İsrail'e gönderilen Tayan, Çiller döneminde imzalanan bu anlaşmaların askeri pakt ve ittifak anlamına gelmediğini sadece yapılacak eğitim çalışmalarını kapsadığını dile getirmiştir.

Tayan, Çiller döneminde yapılan anlaşma doğrultusunda, Türk ve İsrail uçaklarının İsrail hava sahasında, silahsız, istihbarat araçları olmaksızın iki ülke havasında eğitim çalışması yaptıklarını savunuyor. Tayan, sözlerini şöyle noktalıyor: "Bizim basında, kamuoyunda tartışılan İsrail ile askerî tatbikat konusu, tamamen, bu askerî eğitim işbirliği anlaşması çerçevesinde, insanî amaçlı, arama ve kurtarmaya yönelik eğitim çalışmalarıdır; bir harp oyunu, bir askerî manevra kesinlikle değildir." (Milli Gazete / 10.09.2006)

 

Bugün AKP iktidarının, İsrail'in hatırına ve ABD'nin bastırmasıyla Lübnan'a ve Afganistan'a asker göndermesi ise tam bir teslimiyet, hatta hıyanet örneğidir.

Hükümet sakladı Genelkurmay açıkladı:

Askerimize lejyoner muamelesi reva görülmektedir!

Türk askerinin Lübnan'a gönderilmesine vize veren TBMM kararının hemen ardından NATO'nun Afganistan'da terörle mücadele için Türkiye'den ek asker talep etmesi devletin üst düzeyinde tartışmalar meydana getirmiştir. Dışişleri Bakanlığı böyle bir talebin söz konusu olmadığını söylerken, Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt ise böyle bir talebin doğru olduğunu bildirmiştir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da NATO'nun Afganistan'da Taliban ile savaşmak için ISAF'a katkı sağlayan ülkelerden yardım istemesine ilişkin olarak kendisine ulaşan herhangi resmi bir talep bulunmadığını söylemiştir. Asker gönderme ile ilgili olarak ayrı ayrı yapılan bu açıklamalar ise kafaları karıştırmış vaziyettedir.

Ayrıca, tüm tepkilere rağmen TBMM'nin Lübnan'a asker gönderme kararının ardından kamuoyunda, Türk askerinin lejyoner konumuna düşürülmesi endişesini derinleştirmiştir.

NATO'nun Afganistan'da Taliban ile mücadele için ek asker talebinde bulunmasını hükümet kamuoyundan niye gizlemiştir. Başbakan Erdoğan'ın ve Dışişleri Bakanlığı'nın bu yönde talep olmadığına yönelik açıklamasına karşılık Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın açıklamaları hükümetin kamuoyundan bu durumu saklamaya çalıştığını göstermiştir. Hükümetin bu şekilde bir davranış içerisine girmesi ise çeşitli yorumlara sebebiyet vermiştir.

Kamuoyunun ve pek çok sivil toplum kuruluşu ile birlikte muhalefetin karşı çıkmasına rağmen kısa bir süre önce Lübnan'da bulunan Birleşmiş Milletler Barış Gücü'ne asker gönderme ile ilgili tezkereyi hazırlayarak Meclis'ten geçiren hükümetin şimdi de terörle mücadele adına silahlı çatışma için Afganistan'a ek birlik istenmesi, hükümeti sıkıntıya sevk etmiştir. Lübnan'da silahlı bir çatışma içerisine girme endişesi hakim olan Türk askeri için, şimdi de Afganistan için böyle bir talepte bulunulması halkımızı tedirgin etmiştir.

Diğer yandan AKP'nin Lübnan'a asker gönderme konusunda çok hevesli görünmesi başta ABD olmak üzere NATO gibi kuruluşları da Türk askerinin her türlü şartta kullanılabileceği düşüncesini kuvvetlendirmiştir. Uluslar arası ilişkilerde belli bir noktaya gelebilme adına yapılan bu asker sevklerinden oldukça memnun kalan uluslar arası kuruluşların, Türk askeri hakkında oluşan düşüncesi ise başta Türk Silahlı Kuvvetleri olmak üzere kamuoyunu da ciddi anlamda rahatsız etmiştir.[1]

Milli bir Gücün oluşturulması ve bunun ustalıkla kullanılması konusunda aşağıdaki tespitler oldukça önemlidir.

1. Giriş

1990'lı yıllarda SSCB'nin çöküşüyle "Soğuk Savaş Dönemi' kapanmış ve küresel jeopolitik sistem yeni bir dönüşüm sürecine girmiştir. Ancak, Soğuk Savaş döneminde yaşanan Kore, Vietnam gibi deneyimlere karşın geçmiş dönemin tehdit algılamasına dayanan savaş anlayışı sürmüştür. Söz konusu anlayış "belirgin tehditle" savaşmayı öngörüyor ve "Ana Harp Sahasındaki Savaşın" kazanılmasına dayanıyordu. Oysa, SSCB çökünce ortaya çıkan jeopolitik dengesizlik ortamında tehdit belirsiz ve karmaşıktı.

Bu dönemi izleyen yıllarda, ABD'nin güvenlikle ilişkili açıklamalarında "Küreselleşme ve Yeni Dünya Düzeni" söylemine sıkça yer verdiği görülmektedir. ABD, SSCB'nin dağılmasından sonra küresel sistemin tek kutuplu olmasını ister. Hedefi, dünya egemenliğinin 21nci yüzyılda sürmesine yönelik bir anlayış geliştirmektir. Bütün bunların yanında Amerikan ekonomisinde üretim ve ihracat açısından en önemli sektör olan silah sanayinin desteklenmesine gereksinim vardır.

"Pax Americana"nın (Yani Amerika liderliğindeki sözde Barış Dünyasının) 21'inci yüzyılda sürmesi için yeni tehdidin bulunması ve yeni paradigmaya uygun enformasyonun yaratılması gerekmektedir. Yeni tehdit, "Terörizm ve Kitle İmha Silahları" olarak belirlenir. İslam ve Müslümanlar hedef olarak gösterilir. Terörizm, NATO müttefikleri dahil tanımı üzerinde oybirliğiyle anlaşılamayan bir tehdit olmasına karşın, güncel tehdit algılamasının merkezine yerleştirilmiştir. Bu aynı zamanda teşkilat yapısında yenilenme ve katılanlara ek maliyet demektir. 11 Eylül olayının hemen ertesinde teröre karşı uzun soluklu bir savaş ilan edilmiştir. Ve ardından Afganistan ve Irak işgal edilmiş ve kendisini Yeni Roma İmparatorluğu sayan ABD'nin, Milenyum başında stratejik bölgelere yerleşmesinin ilk adımları atılmıştır.

ABD'nin güçlü enformasyon sisteminde, düşünce kuruluşları aracılığıyla olacakları ve alternatifleri önceden tasarlama ve yayma yeteneği bulunmaktadır. Dost ve müttefikleri, Terör ve Kitle İmha silahı tehdit algılaması etrafında bütünleştirme çabası içinde olan ABD, Condolezza Rice aracılığıyla 23 ülkenin dönüşümünü amaçlayan Büyük Ortadoğu Projesi'ni resmen ilan eder. Dünya fosil kökenli enerji ve alternatif enerji yataklarının en büyük dilimini, enerji sisteminin kontrol yollarını, şimdiye değin oluşturulmuş jeostratejik kuramların kesişim kümesinde bulunan tüm kapsama alanını içeren bölgeye "Özgürlük ve Demokrasi" getirileceği açıklanır. Çünkü terörizmin kaynağı da geri kalmışlığıyla bilinen bu bölgedir. Dünyanın geleceğini ilgilendiren "Kitle İmha Silahları"na sahip olan, "Haydut Devletler " söz konusu alanda yaşamaktadır. ABD, Ortadoğu'nun ve Dünya'nın momentum merkezlerinden biri olan Irak'ı, uluslararası desteği arkasına alarak Birinci Körfez Savaşı'nda denetim altına alır. 2003'e kadar Irak'ın Kuzeyinde gelecekte müttefiki Türkiye'nin tezlerine aldırmadan yarattığı, "Güney Kürdistan" olarak adı koyulan yapay devletin alt yapısını oluşturur. Daha sonra Irak'ı işgal ederek Büyük Ortadoğu Projesi'nin yaşama geçmesi için bir adım daha atar. Saddam'ın "Kitle İmha Silahları'nın 50 dakika içinde tüm Avrupa'yı etkisi altına alacağını ona en kısa zamanda karşılık verilmesi gerektiğini söyleyen stratejik ortak Büyük Britanya Başbakanı Blair ile NATO müttefiki İtalya başbakanı Berlusconi gibi liderlerin desteğiyle "Yeni Haçlı Seferi" olarak algılanan sürecin desteklenmesi sağlanır. Colin Powell, Birleşmiş Milletler'de uydudan çekilmiş fotoğrafları göstererek Saddam'ın sözde nükleer reaktörlerinin yerlerini tüm dünyaya duyurur. Bu arada bir kısım ABD ve Dünya medyası haber tekniklerini kullanarak dezenformasyonla destek oluşturmaktadır.

ABD, barışı çağrıştırması için harekatını "Irak'ı Özgürleştirme Harekatı " olarak adlandırır Irak'ı işgal eder ve oraya "Özgürlük ve Demokrasi" götürür(!). Uluslararası hukuku tek taraflı olarak bozar. Bunun gerekçesi yeni benimsemiş olduğu, "tehdidi gelişmeden önce yok etmek" amaçlı "Önleyici Vuruş" konseptidir. Savaşta kullanılan silahlar ABD'nin ekonomisine de canlılık getirir. Daha sonra savaşa gerekçe sayılan kitle imha silahlarının bulunamadığı ve savaşın gerekçesinin bir yalan olduğu gerçeği kabul edilir. Ancak, bu süreçte hukukun veya etiğin değil çıkarın önemi bulunmaktadır. İşletilen sürecin temelinde güç vardır. Güçlünün hukuku egemen olmaktadır.

Sonuçta; ABD uluslararası kurumlar dahil tüm dış ve iç güç unsurlarını hedeflerini elde etmeye yönlendirme ve istenen etkiyi elde etme yolunda kullanmış ve başarılı olmuştur. Bu etkiyi elde etme yolunda milli gücün tüm unsurlarından yararlanmıştır. Doğal olarak milli güç unsurlarıyla bütünleşik olarak yürütülen bu sürecin belirli bir maliyeti vardır.

2. Etki Odaklı Harekâtın Tanımı

Henry Kissinger, "Politika" adlı yapıtının başında hiçbir politik olayın rastlantı olarak gelişmediğini söyler. Yukarıda, bu gerçeğin aynası olacak şekilde, ABD'nin Yeni Dünya Düzeni, Küreselleşme stratejik söylemine koşut olarak geliştirdiği ve uygulamaya koyduğu, "Etki Odaklı Harekâta" stratejik düzeyli bir örnek verilmiştir.

Gelecekte icra edilecek olan müşterek harekâtın, karmaşık ve belirsiz harp ortamında etki odaklı konsepte uygun olacağı düşünülmektedir. Etki odaklı harekât sisteminin en önemli özelliği bir ülkenin tüm kaynaklarının seferber olmasını gerektirmesidir. Bu anlamda yeni sistem tüm ulusal güç unsurlarını ilgilendirmektedir.

General Douglas Mc Arthur, "Geleceğin savaşının geçmişte değil gelecekte kazanılacağını" söylemektedir. Mc Arthur, bu yaklaşımla geleceğin tehdidinin klasik tehditten farklı olacağını ve yeni bir biçim alacağını önceden kestirmektedir. Geleceğin tehdidi, giderek artan bir yıkım yeteneği kazanan, az çabayla çok etki yaratabilecek olan asimetrik yapılı tehdittir. Bu tehdide karşı bilinen yöntemlerle karşı koymak yavaş, maliyetli ve yıkıcı olacaktır. Geleceğin tehdidi 11 Eylül'de kendini göstermiştir. Uluslararası terörizm, ana karasında güvende olduğu düşünülen süper gücü evinde vurabilmiş ve asimetrik yöntemlerle klasik sistemi felç etmiştir. 11 Eylül, ABD için tıpkı Pearl Harbor benzeri katastrofik ve katalizör etki yaratmıştır.

Amerika Birleşik Devletleri Müşterek Kuvvetler Komutanlığı, bu olay sonrasında uluslararası güvenlik ortamında ulusal askeri stratejinin yeterliliğini sorgulayarak ulusal gücün askeri ve diğer unsurlarının uygulanmasına ilişkin trendleri ve oluşturulan konseptleri incelemiştir. 1990-1991 Körfez Savaşı'ndaki gözlemlere dayanarak bazı uzmanlar, "Amerika Birleşik Devletleri'nin savaş tarzının yeniden yapılanması gerektiği' savını ortaya atmıştı. Bu uzmanlar, Bosna ve Kosova'da meydana gelen çatışmalarda, yeni etki odaklı harekat konseptini savunan, eski imha ya da yıpratma yaklaşımlarının aksine, yeni harekatın gerektirdiği icra tarzının uygulanmasını, hedeflerin fiziksel imhasına ağırlık vermek yerine, istenen etkiyi yaratmaya odaklanmayı öneren uzmanlardır.

Etki Odaklı harekâtın temel ilkelerinin 2nci Dünya Savaşı'nda "Amerikan Hava Kuvvetleri Taktik Okulu'nda" da görevli hava savaşı planlayıcıları tarafından uygulatıldığı bilinmektedir.' "Amerikan Kara Hava Kuvvetleri"nde çalışan uzmanlar tarafından da "endüstriyel ağ" olarak bilinen ve hava savaşı ile ilgili olan bir teori geliştirilmiştir. Bu teori de, daha sonra EBO (Effect Based Operation) olarak açıklanan teorinin temelini oluşturmaktadır.

3. Etki Odaklı Sistemin İşleyişi

Etki odaklı harekât konsepti yeni bir savaş ve çatışma yöntemi olarak ortaya atılmıştır. ABD, hem ulusal, hem de NATO ve/veya koalisyon harekatında kullanmak üzere bu konuda "Etki Odaklı Harekat ve Harekat Ağının Değerlendirilmesi" adlı iki yeni konsept geliştirmiştir. Etki Odaklı Harekât, amaca yönelik olarak; siyasi, ekonomik ve askeri güç unsurlarının kullanılması için sistem yaklaşımı içinde bir dizi eylemin planlanması, icrası ve değerlendirilmesini içermektedir. "Etki Odaklı Harekât" stratejik, operatif ve taktik düzeylerde, birbiriyle bütünleşik, geçişli bir güç kullanım harekatıdır. Temel amaç; potansiyel hasmı, dost güçleri, tarafsız hükümetleri ve kısaca üzerinde etki yaratılması istenen hedefleri istenen etki doğrultusunda etkilemektir. Etki Odaklı Planlama, stratejik hedeflerin "etkiler"e dönüştürülmesine ve daha sonra uygun eylemlerin belirlenmesine yardımcı olan bir süreçtir. Planlama süreci, ilgi alanı olan bölgeye ilişkin stratejik düzeyde uzun dönem ihtimalat planlamasını, ikinci aşama olarak harekâtın icra edildiği operatif düzeyi içermek üzere iki aşamadan oluşur.

Etki odaklı süreç planlamasında ilk hedef "Ne tür etkiler yaratmalıyım?" olmalıdır. Öncelikle hedefler belirlenir. Daha sonra bu hedeflere ulaşmak için yaratılması gereken etki ve ilişki haritaları belirlenir. Örneğin politik bir karar verilir. Müzahir bir yöntem olarak "Nihai Sonuç" koyulur ve bu politik niteliklidir. Daha sonra "Tersine Mühendislik" ile süreç sondan başa doğru dizayn edilir. Etki odaklı süreçlerle, askeri, siyasal ve bilimsel etki haritasını ilgilendiren tüm süreçler içinde etki nesnelerinin askeri deyimle etki odağında olan fiziki hedeflerin üzerinde gereken etkinin yaratılması sağlanır. Bu kapsamda örneğin; Birleşmiş Milletler, dünya kamuoyu gibi etki hedefi nesneler belirlenir. İstenen etkilerin hepsi askeri olmayabilir. Dünya Kamuoyunun yönlendirilmesiyle hedeflenen politik etki yaratılmış olacaktır.

Etki altına alınacak hedef, bir ülke olabilir. Bu durumda sistem analizi yöntemleriyle o ülke mercek altına alınarak incelenir. (Politik, psikolojik, ekonomik ve sosyal) analizi yapılarak ülkenin olanak ve yetenekleri, odaklanılan ülkenin eksiklikleri ve yumuşak karnı olan noktalar belirlenir. Sistem analizi yapılan ülkelerin analizinden oluşturulan bu sistemlerden analiz ile "Sistemlerin Sistemi Kestirimi" belirlenir. Sistem analizleriyle belirlenen noktalar, tatbik edilecek kuvvetin momentum merkezleri diğer bir deyişle harekatın ağırlıkla uygulanacağı noktalardır. Hedef alınan ülkenin milli gücünün tahmini bir sistemlerin sistemi çalışmasıdır. Harekatın sivil veya asker kimin şevkinde gideceği uygulanacak harekatın niteliğine bağlıdır.

Barıştan harp sonuna kadar süren bu süreç etki odaklı planlama, etki odaklı icra ve etki odaklı değerlendirme olarak üç aşamada ele alınabilmektedir. Etki odaklı harekâtta her aşamada "değerlendirme" ve "planlama" yapılmaktadır. Sivillerle birlikte çalışmak amacıyla oluşturulan "Sivil Gurup" askeri harekâtı, diğer milli güç unsurları ile birlikte yürütmek amacıyla oluşturulmaktadır. Bu gurubun amacı askeri yapıyla arayüz olarak kullanılmaktadır. Sivil İşler Gurubu, milli güç unsurlarıyla aradaki eşgüdümün sağlanması açısından da önemlidir.

Etki odaklı sistemde komuta, "Müşterek Harp Komutanlığı" tarafından yürütülmelidir. Düşman hakkında edinilen bilgi, komutana, düşmanın davranışını değiştirmeye ikna etmeyi ya da değiştirmek zorunda bırakmayı başarmak için gereksinim duyduğu etkileri belirleme olanağı sağlayacaktır.

Etki Odaklı süreçte askeri görev yapacak karargâh, stratejik karargah olarak adlandırılmaktadır. Stratejik karargâh bağlısı olarak Deniz Hava ve Kara unsur komutanlıkları kullanılmaktadır. Komuta işlevi gerçekleştirilirken, komuta makamı müşterek karargâhtan karargah bağlısı en uca kadar ulaşmaktadır. Böylece, süreçleri işletecek ve süreçlerde görev alacak yapıda dinamik entegrasyon sağlanmış olmaktadır. Dinamik entegrasyonu sağlamak amacıyla "Ağ Destekli Yetenek"e gereksinim duyulmaktadır. NATO'da yürütülen dönüşüm (transformation) çalışmalarının bir parçasını "Karar Alma Sürecinin Transformasyonu" oluşturmaktadır. Bu maksatla gelecekte "Ağ Merkezli Savaş" icra edebilecek bir silahlı kuvvetlerin karar alma sürecini çok daha etkin hale getirebilmek için "Etki Odaklı Harekât ve Planlama" konseptleri geliştirilmeye başlanmıştır. Ağ Merkezli Savaş, harekata iştirak eden tüm unsurların ortak bir şebeke üzerinden hem dost hem de düşman durumu hakkında gerçek zamanlı bilgi sahibi olmasını öngörmektedir. Bu tür bir harekât, bu ortamı sağlayacak sistemlerin yanı sıra karar süreçlerinin muharebe sahasının dinamik ortamına uyumunu da gerektirmektedir.

Etki odaklı harekâtta, bir sürekli değerlendirme çevrimi içinde, istenen sonuçların yarattığı etki ölçülmekte ve kıymetlendirilmektedir. Söz konusu çember süreci bütünüyle tanımlamaktadır. Düşman, ortam ve kendi durumu hakkında kapsamlı bir anlayış geliştirme, strateji-görev bağlantısını vurgulayan etki planı kapsamında hareket tarzının ayarlanması, olanak ve yetenekler dikkate alınarak planın uygulanması ve sonuçların etkisinin değerlendirilmesi bu döngünün aşamalarıdır.

4. Etki Odaklı Harekât Kapsamında Milli Güç Unsurlarının Etkin Kullanımı

a. Etki Odaklı Milli Güç Modelinin Kurulması

Etki odaklı harekat kapsamında, milli güç unsurlarının etkin kullanımıyla harekatta istenen etkiyi sağlamak için öncelikle gereken etkiyi yaratmakta kullanılacak güç unsurlarını incelemek gereklidir. Bu kapsamda; Milli strateji ve politikaları üretmekte kullanmak, rakibin uyguladığı etki düzeneğini çözmek, etki odaklı harekâtta önceden saptanan belirli bir hedefe göre uygulanacak etki girişimini tasarlamak için öncelikle bir milli güç modeli kurulmalıdır.

Bugüne kadar milli gücü tanımlamak ve formüle etmek isteyen çok çeşitli yaklaşımlar olmuştur. Kadim kültürlerin güç ve değer arasında bir tür uyum kurma çabasına karşılık Makyavel ile başladığı kabul edilen modern anlayış, reel politiği değer boyutundan bağımsız olarak ele alan bir yaklaşımı ön plana çıkarmaktadır. Oysa idealist ekole göre değer unsuru çok önemli bir güç unsurudur.

Realist yaklaşıma göre, devletin milli gücü; milli menfaatleri sağlamak ve milli hedefleri elde etmek için kullanılabilecek insan gücü, coğrafi, ekonomik, askeri, politik ve idari, psiko-sosyal ve teknolojik güçlerinden oluşan maddi ve manevi unsurlarının toplamıdır. Bu yaklaşımın matematiksel olarak modellenmesi söz konusu olursa MG milli gücü simgelemek üzere aşağıdaki işlevsellik düşünülmelidir:

MG=f (AG; İG; CG; EG; PG; İdG; PSG; TG)

Burada; AG; Askeri Gücü, İG; insan Gücü, EG; Ekonomik Gücü, PG; Politik Gücü, İdG; idari Gücü, PSG; Psikososyal Gücü, TG; Teknolojik Gücü simgelemektedir.

Bu makalede konunun belirgin duruma getirilmesi için basit bir idealist modelden yararlanılmıştır. *Milli gücün, doğrusal olmayan bir fonksiyon olarak "Etki İşlevli Milli Güç Modelinin esasını oluşturması hedef alınmıştır.

MG=f (PV, SV)

Burada: PV, potansiyel verileri, SV, sabit verileri göstermektedir. Gücün sabit verileri (SV) ve değişken yani zamanla artıp azalabilen potansiyel verileri (PV) olduğunu görebiliriz. Burada tanımlanan ve Denklem 3'te sabit veriler, tarih (t), coğrafya (c), nüfus (n) ve kültür (k) olarak ele alınmaktadır. Sabit unsurlar, aslında uzun vadede değişim gösterdiği varsayılan, yani zamanlı türevi az değişim gösteren etmenlerdir.

Potansiyel veriler olan; ekonomik kapasite ek, teknolojik kapasite tk, ve askeri kapasite ak, kısa, orta ve uzun vadede etkili olabilecek etkenler olarak modellenebilir. Bu etmenlerin aslında etki işlevli milli güç modelinde bağımsız değişken olmadıkları bilinmektedir. Ayrıca söz konusu tüm değişkenler bilgi bağımlıdır. Bu nedenle orijinal modelden farklı olarak B simgesi de bilgi gücünü kullanma etkinliği çarpanı olarak ele alınmaktadır. Ayrıca, kurulan modelde belirli bir kesit zamanda (pt) milli gücü hesaplarken her bir unsur için öncelikle е etki sayısı saptanacaktır.

Milli gücün parametrelerini saymak görece daha kolaydır. Ne var ki bir denklem olarak kurmak çok daha güçtür. Çünkü değişkenler, birbiri arasında ve karşılıklı bağımlılık durumuna bağlı olarak doğrusal olmayan bir model ortaya çıkarmaktadır. Kimi zaman ağırlıklı olarak bir unsur diğerine baskın olabilmektedir. Ancak SV veya PV verileri arasında nasıl bir ilişki olursa olsun ortaya çıkan görece nicel ve somut gücü ağırlıklandıran üç önemli sabit değerli çarpan bulunmaktadır.

Bunlar; "Stratejik Zihniyet (SZ)", "Stratejik Plan (SP)", Siyasal irade (Sİ) şeklinde ifade edilmektedir. Modelimizde SZ, SP, Sİ arasındaki etkileşim ve bağımlılık ilişkisi şimdilik göz ardı edilebilmekte ve tıpkı SV ve PV bağımsız olarak ele alınmaktadır.

b. Askeri Güç Unsurunun Diğer Milli Güç Unsurları İle Etkin Kullanımının Sağlanması

Ağ destekli yapının etkilenmesi durumunda, değişken milli güç unsurları ak, ek, tk sonuçta milli güç etkilendiğinden sivil/asker güç birimlerinin dolayısıyla ulusal bilgi ve enformasyon sisteminin korunmasının etkin kullanım için yaşamsal önem arz ettiği mütalaa edilmektedir. Ayrıca, etki yapmak üzere saldırıya geçen unsurun güç dengesine karşılık, yine milli güç unsurlarını yeteneklerinden yararlanarak asimetrik yanıtlar aranabilir. Güçlü düşmanı eşit koşullara çekmenin önemli bir ilkesi milli çıkarlar doğrultusunda asimetrik unsurları kullanmaktır. Bunu sağlayabilmek için gerekli maddi ve manevi altyapı çalışmasının barış zamanında tamamlanması gerekmektedir. Bu nedenle geleceğin tehdidine yanıt vermek ve bekayı sürdürebilmek için askeri gücün diğer milli güç unsurlarından bağımsız düşünülmemesi gerekmektedir. Bu gerçek modelimizde de ortaya konmaktadır. Jeostratejik olarak güncel güvenlik ortamında dünyanın en duyarlı bölgesinde bulunan ülkemizin dinamik tutum ve politikaları olan proaktif bir devlet olması kaçınılmazdır.

Milli gücü azami düzeye çıkarmak herbir ülkenin başlıca hedefidir. Bu nedenle öncelikle her bir milli güç unsurunun model denklem üzerindeki etkisini ençoklamayı (maksimize etmeyi) düşünelim. Bu durumda, güç denkleminin yapısı üzerinde en çarpıcı sonucun SZ, SP, Sİ etmenleri ile ortaya çıkacağı çarpıcı olarak görülmektedir. Bu etmenlerin her birinin tek başına veya birlikte bütünlenmiş güç üzerinde ağırlığı olacaktır. Bir değerleme yapılacak olursa stratejik zihniyet ve/veya stratejik planlama ve/veya siyasal iradedeki en küçük bir gerileme ve zayıflamanın diğer güç unsurlarının bütünsel olarak entegrasyonu ile sağlayacağı pozitif etki ne olursa olsun büyük bir hızla ve çarpımsal olarak milli gücü zayıflatacağı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bir ülke için sivil ve askeri iradenin eşgüdüm içinde davranması, belirgin bir stratejik zihniyetin benimsenmesi, bunların stratejik politikaları mitli güç bileşke vektör değerini bileşenleri aracılığıyla azami düzeye çıkarmanın ilk koşuludur.

Denklemden çıkarılabilecek bir başka önemli yorumda siyasal irade eksikliği, stratejik zihniyet ve plan yoksunluğunun yaratılmasının bir ülkenin güç yapısını çökertecek projeksiyonlar yaratabileceği uyarısıdır. Bu nedenle askeri güç veya herhangi bir güç unsurundan bağımsız olarak öncelikle büyük çarpan soyut altyapılı zihniyet, irade ve uzantısında planlama parametrelerinin bir ülkenin önde gelen meşguliyeti olmasının yaşamsal önemde olduğu değerlendirilmektedir.

Milli güç modeli, PV değişmeyen unsurları açısından incelendiğinde mili güçten bir harekâtta en büyük ölçüde nasıl yararlanabileceği tasarlanabilir. Bu unsurlardan uygulanacak bir harekâtta ne ölçüde yararlanacağı bellidir. Bir değişken olarak ele alınırsa, değişken olacak ilgili milli unsur toplam etki içinde ağırlıklandırılır ve istenen sonuca yönelik olarak değerliklendirilir. Öte yandan toplamsal nitelikli (additive) ele alınan sabit veriler üzerinde değişme, bu ülke üzerine odaklanan çok özel ve kırılma yaratacak ölçüde etki edecek süreçler yaşanmadığı takdirde çok hızlı olmayacaktır. Bu etmenler; tarih, coğrafya, nüfus ve kültür sabit etmenlerinden gelen güçtür. Örneğin, savaşlar, devrimler hızla değişim ve kırılma yaratabilecek etkiler yaratabilir.

Potansiyel verilerin de bu sabit verilerle şimdilik toplamsal olarak etkileşim yarattığı varsayılmaktadır. Bu potansiyel veriler; bilindiği üzere bilgi tabanlı; ekonomik kapasite, teknolojik kapasite ve askeri kapasite olarak ele alınmıştır. Bunların sabit verilere göre daha hızlı değiştiği varsayılabilmektedir. Potansiyel verilerdeki değişimin hızını ise o ülke tarafından uygulanan politikalar, yatırımlar, uluslararası bağlantılar gibi dış etkenler etkilemektedir.

Buraya kadar basitçe ele alınan modelimize göre milli gücün ulusal devletin iradesi dışında dışarıdan etkilerle zayıflatabileceği görülmektedir. Bu durum modelde şu şekilde etki bulmaktadır. Örneğin; "Küreselleşme ve Yeni Dünya Düzeni"nde kurulan ilişki ağında ulusal hükümetler tarafından zamanında çeşitli gerekçelerle onay verilen ekonomik ve siyasal süreçlerin güç etmenleri üzerinde olağanüstü etki yaratabileceğini, süreçleri hızla dejenere ederek zayıflatabileceğini, bu durumun da kırılma yaratabileceği son günlerde olumsuz sonuçlarını ortaya koyan önemli bir gerçektir. Örneğin; 1980'lerde sadece 2,5 milyar dolar, 2000'li yıllarda ise bunun takriben 150 katı borcu olan Türkiye Cumhuriyeti üzerindeki IMF ve Dünya Bankası politikaları, ilerleyen zamanda ekonomiyi hızla geriletmiş, halkın alım gücünü düşürmüş aynı zamanda altyapıyı tahrip etmiştir. Bunun ortaya çıkardığı etkilerin nicel değerini, yansımalarını ve diğer güç unsurları üzerindeki etkilerini kestirmek aslında olanaklıdır. Etkinin ve zararın şiddeti ise kırılmalara yol açabilecek niteliktedir. Ortaya çıkan etki sorununa, modele göre çözüm arandığı takdirde; o zaman Türkiye Cumhuriyeti'nin kısa vadedeki ekonomik çözümünün, finansal ve ekonomik açıdan kırılganlığı ortadan kaldıracak çözümlere yönelmek olduğu görülecektir. Borçlu olmanın karşı tarafa vereceği manipülasyon kozlarını ekonomik önlemlerle karşılarken bu çözüme yani karşı etkiye katkıda bulunarak yeniden milli güç denkleminde artı değerlere çıkmak olanaklıdır. Örneğin; öncelikle psiko sosyal direnci arttırmak, Sİ, SZ ve SP'nin çarpımsal (multiplicative) etkilerini arttırarak ulusal ve uluslararası duruş gösterilebilir. Bu bir karşı etki odaklı çözüm sürecini işletmek demek olacaktır. Ancak bu ortak etki tüm milli güç unsurlarının birbirini desteklemesi ile gerçekleşebilir. Şimdilik açıklamayı güçlendirmek üzere basitçe ele alınan modelimizi test edecek etkilere sayısız örnek verilebilir. Bu örnekler; önceki bölümde açıklanan "Etki Odaklı Harekat"ın felsefesi doğrultusunda ortaya çıkan ve dinamik etkiler yaratan örneklerdir.

Makalemizin konusu doğrultusunda milli güç modelini aktif taraf olarak kullanmak da mümkündür. Buraya kadar etki odaklı harekat kapsamında milli güç unsurları ve etki odaklı harekat ilişkisi pasif yönde irdelenmiştir. Modelden aktif olarak yararlanmak için önce bizim yaratmak istediğimiz etki ve etkiler tanımlanmalıdır. Bu etkilerin nicel ve nitel yönünün ölçülebildiği varsayımının devamı olarak her bir milli güç unsurunun yani modeli oluşturan etmenlerin askeri gücün yanında ağırlık olarak nerede yer alması gerektiği irdelenir. Askeri güç etkisi ile diğer milli güç unsurlarının ilişkisine diğer bir örnek verelim.

PKK teröristlerini yakın zamana değin destekleyen Suriye'ye karşı askeri önderlik tarafından "yasal tehdit" ortaya konmuş terörizme verilen desteğin savaş nedeni olacağı açıklanmıştı. Askeri güç unsurunun liderliğini yaptığı bu sürece o dönemin Türkiye Cumhuriyeti hükümeti tarafından destek verilmişti. İşadamları aracılığıyla ekonomik ilişkilerin de dondurulacağı uyarısı yapılmıştı. Bütün bunlar sonucunda üzerindeki etki nedeniyle "baskı" altında kalan Suriye terörist başı Abdullah Öcalan'ı topraklarından çıkarmak zorunda kalmıştır. Ancak, buraya kadar milli gücümüzü olumlu etkileyen kısa süreli gelişme bir süre sonra ters sürece girmiştir. Terörist başı Abdullah Öcalan CIA tarafından Türkiye'ye teslim edilmiştir. Kısa bir süre Türkiye'deki her güzel gelişmeye olumsuz tepki veren Yunanistan'ı kaynatan bir ortam yaşanmış, içerdeki etki odaklı medya terörist başını teslim alma olayını büyük bir başarı olarak sunmuştur. Ne var ki Türkiye Cumhuriyeti milli gücün başta gelen SZ, Sİ, SP güç unsurlarının zayıflığı nedeniyle tuzağa düşmüştür. Dışarıdan gelen etkiler yoluyla Öcalan yargılandığı halde yalnızca cezaevine konmuş, birilerinin ifadesiyle dünyada en rahat edeceği yere yerleşmiştir. Bu aşağılayıcı durumu, Avrupa Birliği ve ABD hızla kendi çıkarlarına göre kullanmaya başlamıştır. Yeniden yargılanma istemleri, müttefik ve dost bir ülke sınırları içindeki bölücü teröre destek verilmesi, Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesi'ne iyi niyetle onay veren Türkiye Cumhuriyetine karşı insan hakları sürecinin manipülasyonu gibi çalışmalarla Türkiye etki altına alınmış, şehit ailelerinin beklentisi gerçekleşmemiş, sonuçta son derece önemli bir güç göstergesi olan prestij ve itibar zedelenmiştir. Suriye'yi köşeye sıkıştırarak elde edilen itibarla başlayan etki odaklı harekâtımız, ulusal yapımızın kırılganlığı nedeniyle beklenen getiri yerine bugüne değin süregelen olumsuz etkiler yaratmıştır. Terörist başı Öcalan'ın teslimi, olumsuz irade taşıyan dış etki unsurları için "Etki Odaklı Harekât'ın önemli kazanımı olmuştur.

Suriye'ye karşı askeri etki ile önce olumlu milli güç katkısı ancak sonuçta ters dönen ve eksi etki değerlik yaratan bu etkiyi ortadan kaldırmanın yolları aranmalıdır. Çözüm olarak bu etkinin diğer milli güç unsurları ile telafi edilmesi gerekmektedir. Askeri güç, diğer güçlerin bütünleyicisi olarak etki odaklı harekatta milli güce katkıda bulunmaktadır. Kurtuluş Savaşı'nda askeri gücün savaş alanında kazandığı zaferin, ulusal gücün tüm unsurlarının sinerjik atılımıyla taçlandırılması gerektiğini söyleyen Büyük Atatürk'ün öngörüsü güzel bir örnektir.

Atatürk'ün dahiyane liderliğinin ülkesinin milli gücüne izdüşümü olan "stratejik zihniyet ve "siyasal irade"nin etki sayısındaki yüksek değerlik milli güce hızlandırıcı ve çarpan etkisi yaratmıştır. Görüldüğü üzere ülkelerin gücüne güç katan öncelikle yönetimsel irade ve zihniyetler olmaktadır.

5. Etki Odaklı Harekât Kapsamında Kullanılacak Güç Unsurları Arasında Karşılıklı İlişkilerin Geliştirilmesi

Kurduğumuz milli güç modelinin duyarlılığı araştırılabilir. Bu modelin kırılgan hatları dış etki odaklarının yükleneceği noktalardır. Modelin bütününü gözden geçirerek çözüm arayışıyla önce konu olan ülkenin "kırılganlık düzeyi" belirlenebilir.

Örneğin; kültürel, ve mezhepsel ayrımlar ve etnik yanı Türkiye Cumhuriyeti'nin kırılgan hatları olarak görülebilir. O zaman buralara etki eden süreçleri açığa çıkarmak ve bu oluşumları nötralize etmek amacıyla karşı süreçlerin işletilmesi sağlanabilir. Gerektiği takdirde teşkilat ve süreçlerde iyileştirme amaçlı  "değişim modeli" kurulabilir.

Milli gücü azami düzeye çıkarmak için yapılacak çalışmalar çerçevesinde, askeri güç ile eşgüdüm içinde çalışan mekanizmayı yaratmak için ortak hedef birliği yaratmak gerekmektedir. Diğer ulusal güç unsurlarının askeri yapı ile bütünleşik ve dinamizm içinde kullanılmasını sağlamak için, kapasite yaratarak algılama bütünlüğünün ve hedef birliğinin sağlanması için sinerjiyi yaratacak başlıca önlem, ayrılıkların giderilmesiyle yaşam bulabilecektir.

 

Değer sisteminin milli güce katkı yaptığı bir devlet geleneğine sahip olan bir ülke olarak bu stratejik getiriden yararlanılmalıdır. Zor zamanlarda Türk Milleti hızla bir araya gelebilmektedir. Her şeyini yitirdiği sanılan bir ulusun ayağa kalkması bu psikososyal güç ile gerçekleşmiştir. Bu güç, eldeki diğer ulusal güç unsurlarının oldukça zayıfladığı, bir ortamda Kurtuluş Savaşı'nda zafer getiren milli güç unsurudur.

İstenen etkiyi yaratma sürecinde milli güçle ilgili olarak istenen etki değerliği belirlenerek tümleşiklik sağlanabilir, matematiksel deyişle entegral alınabilir ve bir toplam ifade bulunabilir. Her bir unsurun bir değişken olarak bu etkinin yaratılmasına ne ölçüde katkıda bulunacağı önceden belli edilir. Bu aynı zamanda gerekli ekonomiklik sağlanması yönünde de bir ölçüttür. Öte yandan taktik düzeyde aynı etkiyi farklı ihtimalat planlarıyla elde etmek olanaklıdır. Böyle durumlarda çözüm seçiminin ölçütleri ele alınır. Hangi ölçüt daha uygun kısıtlamaysa o seçilir. Bu kısıtlardan birisi eldeki kaynaklardır. Mili gücün her zaman azami bir değer ifade etmesi için çalışılmalıdır. Bu amaçla milli gücü azami değerliğe çıkarma işlemlerine gidilmelidir. Ancak gerek askeri gerekse de diğer güç unsurlarıyla yaratılması istenen etki için sonsuz kaynak ayrılamayacağından güç unsurlarının bir kısmından veya tamamı olmasa bile belli düzeyde etkisinden yararlanacak şekilde kaynak ve araç düzenlemesi yapılmalıdır. Unutulmaması gereken bu tür süreçlerin milli güçten eksilten ve kaynak tüketen süreçler olduğudur.

Milli güç herkesin bağlandığı, olumlu veya olumsuz katkıda bulunduğu bir ağda doğmaktadır. Günümüzde milli güç unsurlarını birbirlerine bağlamak için yararlanılan ağlar da bunun somut bir yansımasıdır. Etki odaklı harekatın tabanı olan "savaş uzayı" artık dost düşman tarafsız herkesi ve her kaynağı ele almaktadır. "Karşı Etki Odaklı Harekat" veya Etki Odaklı Harekat'ın bundan böyle bu savaş uzayında her bir güç unsurundan ve bunların yaratacağı güç izdüşümlerinden yararlanması beklenmelidir. Özellikle  "Bilgi Harbi" ortamında yaratılacak etkilerin bu izdüşümlerin içinde "Etki Odaklı Harekât'ın sürpriz yönünü yansıttığı gözden kaçırılmamalıdır.

 

6. Sonuç

Soğuk Savaş paradigması içinde düşünülen çözümler günümüzün karmaşık sorunlarına çare olamamaktadır. Yeni savaş yöntemlerinin giderek artan ve yıkıcı olabilen dinamik etkilerini eski yapıyı muhafaza ederek karşılamak ve beka sağlamak artık mümkün değildir. Milli güç unsurlarının yeni savaş sistemi olan etki odaklı harekat çerçevesinde etkin kullanılabilmesi için eşgüdüm içinde çalışmanın ve hedef birliği sağlamanın ilk koşul olduğu değerlendirilmektedir.

Bu çalışmada öncelikle bir etki işlevli milli güç modeli oluşturularak yeni bir model ortaya konmuş ve gelecek çalışmalar için bir altyapı yaratılmıştır. Söz konusu model, etki enjekteli simülasyonlara açık bir model olup simülasyonla muhtelif milli güç yapılarının etki duyarlılığını belirlemek mümkün olacaktır.

Kurulan modelde ülkemiz üzerinde yürütülen dış destekli etki odaklı harekâta karşı durağan politikalar uygulamak yerine proaktif strateji uygulanarak bu şekilde de içten veya dıştan sınırlayıcı güçlerin etkilerini azaltıcı süreçleri yaratmak önerilmektedir. Bu maksatla her durumda, askeri güçle birlikte, "siyasal irade" ve "stratejik zihniyet" parametresinin çarpımsal gücünden yararlanmak gerekmektedir.

Bilginin, önemli bir güç çarpanı olduğu göz önüne alınarak bilgi altyapısı, ağ yapısı ve bilgi süreçlerinin kurulması ve korunması yaşamsal önemde görülmektedir. Bu nedenle, karar süreçlerinde üstünlük getiren bilgi tabanlı güçten yararlanmalı ve bu kapsamda milli güç unsurlarının geliştirilmesi için yeni paradigmaya uygun çözümler aranmalıdır.

Müteakip dönemde, sürekli savaş niteliği taşıyan etki odaklı girişimlerin süreceği, milli güç yapımızın buna karşı koyacak dayanıklılıkta olması gerektiği açık bir gerçektir. Türkiye'nin iç ve dış istikrarı ile güvenliğini etkileyen, simetrik, asimetrik risk ve tehditlerin bertaraf edilmesi için gereken çalışmalarla milli gücü oluşturan kurumların yeniden yapılanmasına; kapsamlı ve bilimsel nitelikli dönüşümüne gereksinim bulunmaktadır. Dönüşüm ise doğası gereği öncelikle düşünsel alanda gerçekleşmesi gereken bir olgudur. Bilimsel tabanlı zihinsel dönüşüm, kurumların komuta, kuvvet, kontrol ve lojistik dahil destek yapılarının, yeniden yapılandırma çalışmalarını olumlu yönde etkileyecek bir süreçtir.

 

Ayrıca, herhangi bir etkiyi yaratmak isterken, milli gücün, insan gücü unsurunda insanın kendisinin asıl güç olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Bu unsur nitelikli olduğu takdirde hem de milli güç unsurlarının tümünü harekete geçiren ve yöneten güce sahip olabilecek ve üzerindeki her türlü etki odaklı harekata karşı koyabilecektir. Cumhuriyetimizin muhafazası dosta güven veren düşmanı caydıran bir milli güç yapısına kavuşmakla mümkündür. (Kemal Evcioğlu / Jeopolitik)

İşte bu nedenlerle Amerika'nın İran'a müdahalesi ve stratejik merhalesi de tersine çevrilebilir ve çevrilecektir. 

Birleşik Devletler uçurumun kenarına doğru hızlı adımlarla ilerliyor. Nükleer gelişimini durdurmak için İran'ı bombalaması durumunda, ABD'nin İslam dünyasının tümüyle ilişkileri ölümcül bir şekilde zehirlenecektir. Eğer saldırıda nükleer silah kullanırsa, bu, Amerika'nın gelecek kuşaklarının kaderini lekeleyecektir. Bu tür bir saldırı hazırlığı yapıldığı haberleri bir yıl öncesine kadar uzanıyor. Ancak, Amerikan medyası hâlâ böylesi bir saldırının felaket getirecek sonuçları konusunda uyarı yapmakta başarısız.

Irak'taki direniş İslam Dünyasındaki ezilenler intikam almaya ve dünya çapında yıkıcı eylemler yapmaya hazırdır ve bu, bize İran'ı bombalamanın sonuçlarının ne olacağını gösteriyor. İslamcı ılımlılar, bile Amerika'nın İran'ı bombalaması durumunda bu ülkeye karşı savaş ilan eden fetvaları görmezden gelmeyecektir artık.

Müslüman Pakistan'ın nükleer silahları var ve mazlumların sabrı giderek tükeniyor. ABD'nin Pakistan'a itimadının ne kadar sallantıda olduğunun herkes biliyor. Geçmişte ılımlı Müslümanlar aşırılıklardan uzak kalmıştır. Ancak, ABD ve İsrail'in İran tesislerini bombalaması ve çok sayıda masum sivili öldürmesi durumunda, nesiller bunu asla bağışlamayacak ya da bu küstah saldırganlığı unutmayacaktır.

Gelecekte Amerikalılar da topraklarına nükleer bir saldırı düzenlenebilir korkusuyla yaşayacaktır. Uyuşturucuyu cezaevlerinden uzak tutmayı dahi beceremeyen ABD, bir gün ezilenlerin kendi topraklarına nükleer silahlarla bir saldırı düzenlemesine de engel olamayacaktır. Amerika'nın çocukları ve torunları, Başkan Bush'a ülkelerini ölümcül bir uçuruma doğru sürüklediği için küfür yağdıracaktır. Hatta, Amerika'nın son 50 yıldır Ortadoğu ve Orta Asya'ya karışarak bu ülkelerdeki dört kuşağı kendi topraklarında kanlı bir savaşa soktuğu için de lanetle anılacaktır.

 

Prof. Michell Rozeff endişelerini şöyle dile getirmektedir:

"Amerika, karar verdiği bir anda uçurumun eşiğinden geri adım atabilir. Kaderimiz henüz tümüyle karartılmadı. Yön değiştirmek imkânsız değil henüz ya da göründüğü kadar karmaşık değil. Richard M. Nixon, Çin'e gitti. Kennedy nükleer deneme yapmayı yasaklayan bir anlaşma için çabaladı. Diplomasi her zaman için ulaşılabilir bir seçenek. Şaşırtıcı hareketler de mümkün ve tüm bunlar ahlaki iklimi tek gecede değiştirebilir. Politik değişikliklere aracılık edebilecek, dünyanın tarafsız ve dini liderleri var. Hatta, bugün Irak'ta ekilen zehirli tohumlar, ABD'yi uçurumdan döndürebilecek adımın atılması için politik açıklamalar yapılması şansını vermektedir. Seçim, cehennem çukuruna hızla atlamak ile mevcut durumdan uzaklaşmak arasındadır. Bugün durduğumuz yer burasıdır.

Güce karşı inatçı bir düşkünlük ve sabit fikirli bağlılık, yanlış yönlendirilen ABD liderliğinin ütopyacı umutları, ülkeyi dönüşü olmayan bir noktaya doğru hızla sürüklemektedir. ABD'nin, yöneticilerimizi körleştiren aşırı bir askeri gücü var. Yöneticilerimiz, bu gücü kullanmanın bize neler getirdiğini göremiyor. Uzun yıllar boyunca kullanımına ket vurulmayan ordunun gücü ABD'li yöneticilerin ahlaksızlığına ve onların eylemlerinin sonuçlarına perde oldu. Şimdi bu yöneticiler, güç kullanımı konusunda tehlikeli bir aldanma içindeler. Bu güç kullanımının getirdiği tehlikeleri görmeyi beceremiyorlar. Şu ana kadar İran'ı bombalamamalarının tek nedeni bu saldırganlığı gerçekleştirmek için gerekli bahaneyi yaratamamış olmaları."[2]

 

 

 

 


[1] 9 Eylül 2006 Milli Gazete

[2] LewRockfell.com, 31 Ağustos 2006

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Yorumu Takip Et
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Halil YAMAN

Halil YAMAN

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Yorumunuzu okumaktan memnuniyet duyarızx