Reklam
Reklam
Reklam

İSRAİL VE ABD’NİN PAKİSTAN PAZARLIĞI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

       ABD, Pakistan'ı parçalama hazırlığındaydı!

Pakistan’da, bir yandan Amerikan jetleri ve helikopterleri, bir yandan hükümet güçleri; masum çocukların okuduğu mektep ve medreseler dahil, Taliban bahanesiyle sivil halkın köylerine, yerleşim merkezlerine ölüm yağdırıyor ve dünya susuyordu. ABD ve işbirlikçileri, açıkça toplumu devletten soğutup Pakistan’ı bölmeye hazırlanıyordu.

ABD'nin yeni yönetimi Pakistan’daki Svat Vadisi'nin özel şartlarını ve İslamabad'ın şeriat uygulanması talebini olumlu karşılamasının sebeplerini anlamak için en ufak çaba harcamıyor, bu durumu eleştirmekte ve reddetmekte aceleci davranıyordu. Obama yönetimi de önceki yönetimler gibi İslam fobisinden kurtulamıyor; Svat Vadisi'nin ve genel şekliyle Pakistan halkının yapısını anlamıyordu. Dini özelliklerinin somutlaşması talebinin sonucunda Hindistan'dan ayrılan Pakistan, “İslam'ın siyasi oluşum olarak kuruluş gerekçesini oluşturduğu” tek devlet oluyordu. Svat Vadisi'nde ise Pakistan'ın İslam'a en bağlı halkı yaşıyordu. Vadi nüfusunun Afganistan sınırındaki aşiret uzantısı, Afgan tarafındaki gelişmeleri olumlu veya olumsuz biçimde etkiliyordu. Nüfusu 22 milyon olan Pakistan'daki Peştun aşiretleri, nüfusu 10 milyon olan Afgan Peştunlarının stratejik derinliğini oluşturuyordu. Bu durum iki ülkedeki olayların karşılıklı etkileşimini açıklıyordu. Fakat yanıt bekleyen soru şuydu: ABD'nin kendi müttefikine yaptıkları, bu olayların ülkenin parçalanmasına yol açacağını bilmemesinden mi kaynaklanıyordu? Yoksa kasıtlı olarak Pakistan’ı bölmeye mi çalışıyordu? Acaba ABD, Taliban ve Kaide'yi bitirmek bahanesiyle, onlara bağımsız devlet yolunu mu açıyordu? Üst düzey bir Pakistanlı subayın, “Amerikan politikalarını Pakistan'ı parçalama amaçlı Hint-Amerikan komplosu diye nitelemesi” üzerinde niye durulmuyordu? Oysa, bu komplo gerçekleşirse Hindistan ve Amerika’nın faturayı ilk ödeyen ülkeler olacağı unutuluyordu!.

Obama’nın temsilcisi Richard Holbrooke, yeni stratejilerini anlatırken açıkça Pakistan'a müdahaleden dem vurmaktaydı!

“Pakistan'a asker gönderemeyiz. Bağımsız bir ülke orası. Buna saygı göstermemiz lâzım. Ancak aşiretlerin egemen olduğu bölgelerdeki durum giderek bozulursa, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Birleşmiş Milletler ve bölgede nüfuzu olan diğer ülkelerin harekete geçmesi lâzım.”

 ABD'de Barack Obama yönetiminin Afganistan ve Pakistan'da izleyeceği politikayı gözden geçirmekle görevlendirilen kişilerden birisi ve Başkan Obama'nın bölgedeki özel temsilcisi Richard Holbrooke bunları söylüyordu.

BBC muhabiri Lyse Doucet, Holbrooke'a, Amerika'nın yeni stratejisinin neler içerdiğini sorduğunda:

“Kimileri Amerika Birleşik Devletleri'nin Afganistan'daki hedeflerini daralttığını ileri sürüyor. Oysa ben, şimdiye kadar açıklanan hedeflerin sözde kaldığını düşünüyorum. Bu hedefleri gerçekleştirecek programlarla desteklenmemiş sözlerdi bunlar. O yüzden, şimdi, gerçeklere bakalım diyorum. Daha çok asker, daha çok kaynak, daha yüksek düzeyde ilgi. Gereksinim duyulanlar bunlar. Geçmişte bunlar hep ihmal edildi. Bu sorunun üzerinde odaklaşacağız. Size ne başarının güvencesini verebilirim ne de amaçladıklarımızı gerçekleştirmeyi umduğumuz bir takvim. Ama şimdiki Amerikan yönetiminin, dünyadaki en güç sorunlardan birinde başarı elde etmek için elinden gelen her şeyi yapacağının güvencesini verebilirim” diyen Siyonist Yahudi Holbrooke, Amerika’nın Afganistan ve Pakistan’ı parçalamak ve kontrolüne almak niyetlerini açığa vuruyordu.

Beyaz Saray'ın Pakistan planları!

ABD, 30 yıl sonra benzeri bir yol ayrımındaydı. Şimdi sırada İran değil Pakistan vardı. 30 yıl önce İran Şah’a karşı bir devrimle çalkalanırken Amerikalılar ne yapacaklarını şaşırmışlardı. ABD'nin dayatmaları ve Şah'ın halkına üstten bakması ve yanlış politikaları bir devrimi mayalamıştı. Devrimi tetikleyenler onu durduracak mekanizmayı bulamamışlardı. Hala da ABD İran’la nasıl ilişki türü kuracağını bulamamıştı. Devrim sırasında ABD'nin dümeninde Carter ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Zbigniev Brzezinski bulunmaktaydı. Bunlara ilaveten şu anki Savunma Bakanı Bop Gates ve Richard Holbrooke, o dönemde de vardı. O dönemde İran devriminin mayalanmasını izlemişler ve seyirci durumunda kalmışlardı. Şimdi de yine kendi elleriyle kabarttıkları bir Pakistan meselesiyle karşı karşılayalardı. Onlar kaşıdıkça Pakistan daha fazla kontrol edilemez noktaya taşınmıştı. Ve her geçen gün Pakistanlılar, “nizam-ı Mustafa” adını verdikleri ve özlemini çektikleri sisteme daha çok yaklaşmaktaydı. Pakistan, Amerikalıların kışkırtmaları sonucunda birbiriyle çarpışan bir ülke halini almıştı. İran Devrimi'nden 30 yıl sonra Pakistan'ın da Taliban'ın eline düşeceği ileri sürülüyordu. Amerikan ordusu anti terör danışmanlarından biri olan David Kilcullen'e göre, Pakistan'da derin bir devrim mayalanıyordu.  Bunlara göre, “Pakistan devleti 6 ay içinde ayaklarının üzerine çökebilir” deniyordu. Bu hususta iki varsayım öne çıkıyordu. Birincisine göre, iktidar İslamcıların ve daha somut tabiriyle Taliban'ının eline geçiyordu. İkinci ihtimale göre de Pakistan parçalanıyor ve de Somali durumuna düşüyordu.

Artık Zerdari ayakları üzerine duramıyor ve Nevaz Şerif ile yaptığı bilek güreşini kaybediyordu. Zerdari'nin popülerliği, destek tabanı giderek düşerken Nevaz Şerif'in destek tabanı yüzde 80'lerde seyrediyor ve önce onu tutuklamaya yeltenen hükümet şimdi ondan yardım istiyor ve ortaklık teklif ediyordu. Obama’nın kafasında hep Pakistan vardı ve Beyaz Saray'da gündemsiz toplanan Ulusal Güvenlik Konseyi, Pakistan'ı görüşüyordu. Raporu bizzat Genelkurmay Başkanı Mullen okuyor: Karamsar bir tablo çiziyor, Pakistan'da durumun sistematik olarak gerilediğini ve durumun vahim olduğunu ileri sürüyordu. Mullen'in teklifi ve tavsiyesi ise; “Pakistan yönetiminin tehlikeye karşı (İslamcılar) daha saldırgan olmasıydı.”. Bu bağlamda, Amerikan yönetimi işi orduya havale ediyordu. Ama bunu yaparken de Pakistanlılar nezdinde Amerikan imajının daha da zayıflamasından korkuyordu. Ya da İslamcılarla çarpışırken ordunun Zerdari'yi devirmesini arzu etmiyordu. İşte bu önemli toplantının ayrıntılarını Davos arbedesinin mimarı David Ignatius köşesinde yazıyordu:

“30 yıl sonra ABD'nin bu defa İran değil Pakistan karşısında yol ayrımına geldiğini söylüyor. Burada çok ince ayar bir müdahale isteniyor. Nazenin demokrasiyi hırpalamadan yağdan kıl çeker gibi İslamcıları ayıklamak. 04 Mayıs 2009 tarihli 'Moment of Truth in Pakistan' başlıklı yazısında Ignatius, Carter'ın 1979'da İran'da karşılaştığıyla Obama'nın 2009'da yani 30 yıl sonra karşılaştığının benzer olduğunu yazıyor. Mullen, Pakistan Genelkurmay Başkanı Eşfak Kiyani'ye kendilerinden yardım istenmesi halinde buna hazır oldukları mesajını vermiş. Bununla birlikte, Pakistan halkı ne 11 Eylül resmi rivayetiyle alakalı ne de Taliban'ın ülkenin gerçek tehdidi olduğuyla alakalı Amerikan fikirlerine itibar ediyor. Hatta tarafların gündemi çok farklı. Sözgelimi, ABD'nin etkisini azaltmak istediği Pakistan İstihbarat Teşkilatı'nın (ISI) Pakistan ve Afganistan Taliban hareketleri arasındaki bağlantıyı sağladığı ileri sürülüyor. Bu yönde bir dosya hazırlayan Der Spiegel dergisi bir İngiliz yetkilinin şu sözlerine yer veriyor: Pakistan bizim endişe ve çıkarlarımızı paylaşmıyor. Hindistan'a yakınlık gösteren Karzai Pakistan'da sevilmiyor. Ayrıca İngiltere, ABD ve NATO Afganistan'da istenmiyor.

ABD ve İngiltere, Zerdari ile Karzai'yi kucaklaştırmaya ve ikisini de Hindistan'la dost yapmaya çalışırken Türkiye'de de benzeri bir politikayı öngörüyor. Azerileri bırak, Ermenilere bak” tembih ve tavsiyesi yapıyor diyen Mustafa Özcan Önemli tespitlerde bulunuyordu.

Netanyahu’nun: “İsrail, Golan'dan çekilmeyecek” çıkışı ve Pakistan yaklaşımı

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, “ülkesinin Golan Tepelerinden asla çekilmeyeceğini” söylemişti. Netanyahu, İsrail'de Rusça yayımlanan basın kuruluşlarının temsilcilerine yaptığı ve bazı internet sitelerinde yayımlanan açıklamada, "Golan'da kalmak, Suriye ile olası bir askeri çatışmada İsrail açısından stratejik avantajlar sağlayacaktır" demişti. Netanyahu, ABD Başkanı Barack Obama ile görüşmesinde de İsrail'in güvenliği açısından kritik önemde gördüğü konularda ısrarlı olacağını bildirmişti. Obama'ya Orta Doğu barışının önünde en büyük engel olarak gördüğü İran ve nükleer programı sorununu çözümlemenin gerekliliğini anlatacağını belirten Netanyahu, "İran nükleer bir güce dönüşürse, bütün Arap ülkelerini müttefik olmaya zorlar; İsrail'i yok etmek isteyen aşırı İran rejimi, Arap ülkelerinin İsrail'le ilişkilerini normalleştirmesine müsaade etmez" diyen Netanyahu, ancak Rusya'nın İran'a silah sağlamasını bir hata olarak değerlendirmişti. Netanyahu’nun, “Pakistan’ın nükleer silahlarının Taliban’ın eline geçme tehlikesine” dikkat çekmesi ise ilginçti ve İsrail’in Pakistan’la ilgili gizli gündeminin ipuçlarını vermekteydi.

ABD'nin uykularını kaçıran ülke, Pakistan’dı!

Dünya dengelerini değiştirebilecek ilginç bir süreçten geçen ve patlamaya hazır bir bomba gibi bekleyen bir ülke vardı. O ülke Pakistan’dı. Durum şöyle: Taliban ülkede her geçen gün güçleniyor, hatta bir ara başkent İslamabad'ın 100 km kuzeyine kadar yaklaşıyordu. Pakistan yönetimi başarısızdı ve Başbakan Zerdari zordaydı. Bu nedenle acilen bir şeyler yapılması lazımdı.

Pakistan'da 'bir şeyler yapılması gerek' cümlesi 'darbe' olarak algılanırdı. Zaten kontrolü başka türlü sağlamak neredeyse imkânsızdı. Sallanan bir hükümet ve Taliban varken ordunun yönetime el koyması olasılığı epey fazlaydı. İşte bu nedenle Washington'da son günlerde endişeli toplantılar yapılmaktaydı. ABD, ordunun yönetime el koymasından ve istihbarat servisinin de güç kazanmasından endişe duymaktaydı. Çünkü, Pakistan istihbarat servisi Taliban ile yakın ilişki içinde bulunmaktaydı. Bu da bir yandan Taliban'ı sindirmek için darbe yapılırken, diğer yandan örgütün elini güçlendirmek anlamı taşımaktaydı.

“Pakistan nükleer güce sahip bir ülkedir. Oradaki her hangi bir otorite boşluğu Taliban'ın bu güce ulaşımını sağlayabilir. Taliban ve yardımlaştığı El Kaide'nin nükleer güce erişmesi korkunç bir tehlikedir!” iddialarını İsrail bir koz olarak kullanmaktadır.

Mevcut durum bu iken ABD Genelkurmay Başkanı Mike Mullen birkaç ay önce Ankara'ya gelmişti. 25 Nisan akşamı Orgeneral İlker Başbuğ ile baş başa yaklaşık 3 saat görüşüp, ardından da Kabil'e gitmişti. Temaslardaki ana konu: Afganistan'a asker sayısının artırılması, Pakistan ve Afganistan'daki Taliban odaklarının işbirliği içinde yok edilmesiydi. Ancak bu strateji baştan büyük bir yanlışı içermekteydi: ABD iki ülkeyi birbirine bağlayarak içinden çıkılmaz hale getirmekte ve adeta ikinci bir Vietnam yaratma yolunda ilerlemekteydi.

Mullen bölgedeki izlenimlerini ABD Başkanı Obama'ya iletmişti. O günden beri Beyaz Saray tedirgindir. Taliban'ın güçlenmesi karşısında kâbus senaryoları gündeme gelmişti. Bu gidişle ABD Irak'tan çıkmadan, bir de Afganistan-Pakistan batağına saplanacak gibiydi.

Başta söylediğimiz gibi; Pakistan ya iç savaşa sürüklenip parçalanacak, ya da askeri darbe yaşanacaktı. Bu ülkenin nükleer bombaya sahip olmasını bahane eden ABD gelişmeleri yatıştırma bahanesiyle, sürekli kışkırtmaktadır.

Afganistan'da 7 yıllık Amerikan işgaline rağmen Taliban hızla güçlenmiş ve neredeyse ülkenin dörtte üçünü kontrol etmeye başlamıştır. Afganistan'da yapılacak seçimlerin ve ABD ile NATO'nun bu ülkeye yönelik planlarının hiçbir anlamı olmayacaktır.

Afganistan-Pakistan ve dolayısıyla Hindistan denklemini çözmeyen bir Obama doğal olarak İran konusunda ciddi bir adım atamayacaktır. Pakistan, Afganistan ve Irak'a komşu bir İran; Suriye ve Lübnan üzerinden Ortadoğu bölgesindeki hesaplarına zararı dokunacak bir ABD planına yalnız bu coğrafyada değil aynı zamanda Pakistan- Afganistan alanlarında da karşı koyacaktır.

Türkiye ise bu olup bitenlerle yakından alakalıdır ve kırılmaya çalışılan son halkadır.

Ve Pakistan için tehlike çanları

Pakistan bugün içinde bulunduğu durum itibariyle güvenlik açısından Afganistan ve Irak’tan daha tehlikeli bir ülke haline gelmiş bulunuyor. Peki, Pakistan’da neler dönüyor? ABD, NATO, ISAF ve Pakistan Ordusu’nun sekiz yıldan bu yana sürdürdüğü savaşa rağmen Taliban neden ve nasıl güçleniyor?

Pakistan, 60 yıllık kısa tarihinin en sancılı ve kritik dönemini yaşıyor. Bir yandan Taliban ve şiddetle mücadele, diğer yandan Amerika’nın artan baskıları ve beklentilerini karşılamaya yönelik çabalar, Afganistan ve Hindistan’la devam eden gerginlikler, müşerref sonrası devam eden siyasi istikrarsızlık, sık aralıklarla gerçekleşen mezhep çatışmaları, sahip olduğu nükleer silahlarla ilgili uluslararası kamuoyundan gelen baskılar ve tüm bu sorunların üstesinden gelebilecek güçlü bir lider ve iktidar eksikliği Pakistan’ı kıyamete doğru adım adım yaklaştırıyor.

Pakistan’ın ABD adına yürütmüş olduğu aşırıcılıkla savaş, İslamabad kapılarına dayanmış bulunuyor. Savaş’ın yoğunlaştığı Bunner ve Dir bölgeleri İslamad’a sadece 100 km uzaklıkta. Pakistan’ın Swat’ta ortaya koyduğu Şeriat açılımı, Zerdari’nin bu konuda samimi olmayışı ve Amerikan’ın Pakistan üzerinde artan baskıları karşısında başarısızlığa uğramış görünüyor.

Swat ve Weziristan bölgesinde gerginlik her geçen saat daha da artıyor. Pakistan özel temsilcisi Hollbrooke tarafından “Pakistan kaybedilmiş bir ülke değildir. Tüm irademizle Pakistan’ın yanındayız” şeklinde bir açıklama, Pakistan’ı Taliban’a karşı kapsamlı bir savaşa hazırlama ve motive etmeye yönelik olduğu şimdi daha iyi anlaşılıyor.

Obama’nın Karzai ve Zerdari’yi ABD’de bir araya getirmesi, Pakistan Ordusunun alarma geçirilmesi, bölgede uzun sürecek ve çok kanlı geçecek bir hesaplaşmanın habercisiydi. Pakistanlı yetkililerin Swat’ta yaşayan sivil halktan bölgeyi boşaltması yönündeki çağrıları da bunu göstermekteydi. Gerek Taliban gerek Pakistan Ordusu kent savaşlarının da yaşanabileceği bölgeye kıyameti yaşatacak büyük bir savaşın sadece piyonları olduğunu hala fark etmiyor.

Taliban neden ve nasıl güç kazandı?

Afganistan ve Pakistan’da yabancı güçlerin varlığı Taliban’ı güçlendiren en önemli unsur. Pakistan’ın weziristan bölgesindeki köylere dron denilen insansız uçaklarla gerçekleştirilen saldırılarda sivillerin de yaşamlarını yitirmesi Amerikan karşıtlığını ve şiddeti daha da körüklüyor. Bu saldıralar ve artan sivil kayıplar güçlü bir reaksiyon yaratarak direnişi daha da güçlendiriyor.

Bölgede can ve mal kaybına uğrayan yerel halk Taliban saflarına kayıyor. Şiddetin yoğunlaştığı weziristan bölgesinde yaşayan halk ağırlıklı olarak Peştunlardan oluşmaktadır. Muhafazakâr ve tutucu bir toplum olan Peştunlar arasında ortaya çıkan kan davaları babadan oğula miras kalır ve aradan yıllar da geçse asla unutulmaz. Bu anlamda Amerika aslında Pakistan ve Afganistan’da bilmediği, tanımadığı bir düşmanla savaşıyor. Amerika’nın Pakistan ve Afganistan’da fütursuzca gerçekleştirdiği tüm saldırılar Taliban’ı daha da güçlendiriyor ve taraftar kazandırıyor. Diğer bir deyişle Taliban bölgedeki gücünü Amerikan varlığından ve saldırılarından alıyor ve bununla besleniyor.

Taliban’ı her geçen gün daha da güçlendiren diğer önemli bir etken ise Pakistan’da bugün sayıları 20.000’i bulan medreselerdir. Afganistan’daki komünist işgali süresince Pakistan’daki medreseler gerek Pakistan İstihbaratı (ISI) gerekse CIA tarafından Afganistan’da süren mücadeleye savaşçı kazandırmak amacıyla üs olarak kullanıldılar. Rus İşgalinin sona ermesi ve 2001 yılında gerçekleşen Amerikan işgalinin ardından CIA ve ISI’ın hedefi haline gelen bu medreselerdeki öğrencilerin bir kısmı kendilerini bir gecede Guantonamo’da buldular. Birbirinden ayırt edilmeksizin hedef alınmaları medreseleri büyük bir oranda radikalleştirdi ve Taliban saflarına itti. Bugün itibariyle medreselerin Taliban’ı besleyen ve büyüten ikinci büyük etken olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Taliban’ı güçlendiren üçüncü önemli etken ise Afgan ve Pakistan hükümetlerine duyulan güvenin ortadan kalkmış olmasıdır. Karzai ve Zerdari, Afganistan ve Pakistan kamuoyu tarafından Amerika’nın bölgedeki kuklaları olarak tanımlanmakta ve Amerikan çıkarlarına hizmet etmekle suçlanmaktadırlar. Hükümetlere karşı kaybolan toplumsal güven Taliban’ı güçlendiren önemli bir etken olarak ortaya çıkmış bulunmaktadır.

Yine bu yönde belirtilmesi gereken diğer önemli bir etken ise başta ABD olmak üzere işgal güçlerinin İslam’a karşı savaş yürüttükleri yönünde izlenim yaratmış olmalarıdır. Afganistan’da bulunan Bagram üssünde görev yapan Amerikan güçlerinin Peştu ve Dari dillerinde basılmış İncillerle görüntülenmeleri ve kimi okullarda bu İncillerin dağıtıldığı yönünde gelen bilgiler bu yöndeki iddiaları güçlendirmiş bulunuyor. Yine geçtiğimiz yıl içinde Afganistan’da Hıristiyanlık propagandası yapan 23 Güney Koreli misyonerin Taliban tarafından kaçırılmış ve ifşa edilmiş olması, bölge halkında İslam’a karşı açılmış bir savaş izlenimi yaratmakta ve bölge halkını Taliban’ın saflarına itmektedir. Bu izlenimi güçlendiren son adım ise NATO Genel Sekreterliğine Rasmussen’in getirilmesiyle atılmış oldu.

Bölgede huzur ve istikrar nasıl sağlanır?

1- Bölgede giderek artan şiddetin düşürülebilmesinin ve ortadan kaldırılabilmesinin en önemli şartı yabancı güçlerin bölgeden çekilmesi ve yerini bölge ile İKÖ gibi doku uyumu bulunan güçlere bırakmasıdır.

2- Yine Pakistan’da bulunan medreselerin karşılıklı uzlaşı içerisinde ve günümüz şartları ve ihtiyaçları çerçevesinde ıslah edilmeleri şarttır.

3- Askeri yöntemler tek çözüm yolu olmaktan çıkarılmalı, diyalog ve uzlaşı seçeneği de masada her zaman hazır tutulmalıdır.

4- Bölge halkı ve Taliban nezdinde saygınlığı olan ulema ve kanaat önderleri devreye sokulmalıdır.

5- Pakistan’ın siyasi istikrara kavuşturulması ve çok yönlü kalkındırılması da sürece olumlu katkıda bulunacaktır.

6- Erbakan öncülüğünde kurulan D-8’lerin canlandırılması ve Türkiye’nin tarihi rolüne sahip çıkması, bölge barışının teminatı olacaktır.

Pakistan kuşatma altındaydı!

Pakistan kendi içinde bu sıkıntılarla boğuşurken biraz daha yükseğe çıkıp bölgeye kuş bakışı bakıldığında Pakistan’ın bir istikrarsızlaştırma politikası ile karşı karşıya ve kuşatma altında olduğu görülecektir. Sahip olduğu nükleer silahlar; Pakistan’ı Hindistan, İsrail ve ABD için ortak düşman pozisyonuna getirmiştir.

Hindistan, Pakistan’ı istikrarsızlaştırarak, kendisi için en önemli tehdit saydığı nükleer yeteneğini tesirsiz hale getirmenin çabası içerisindedir. Hindistan Afganistan’ın Pakistan’a yakın sınır bölgelerinde temsilcilikler açarak ajanları vasıtasıyla özellikle Belucistan eyaletinde kargaşayı körüklemekte ve buradaki ayrılıkçı hareketleri destekleyerek provakatif suikastlar düzenlemektedir.

Aslında, nükleer silahlar Hindistan’dan daha çok, İsrail için önemli bir tehdit olarak değerlendirilmektedir. İsrailli istihbarat kaynaklarının İran’dan daha çok Pakistan’ın nükleer silahlarından çekindikleri yönünde açıklamaları bilinmektedir. Hindistan ve İsrail’in uzun süreden bu yana Pakistan’ın nükleer yeteneğini ortadan kaldırmaya yönelik ortak işbirliği sürmektedir. Bu yönde atılan son adım Hindistan’ın İsrail yapımı araştırma uydusunun geçtiğimiz aylarda uzaya gönderilmesidir.

Tüm bunları üst üste koyunca Pakistan’ın bugün karşı karşıya kaldığı bunalım ve tehdidi algılamak daha kolay hale gelmektedir. İnsanı ümitsizliğe düşüren ise Pakistan’ı bu kuşatmadan ve bunalımlardan çıkaracak bir liderin ve hükümetin mevcut siyasi arenada henüz görünmemesidir. Bunalımın derinleşmesi ise yeni bir askeri darbeyi mutlak surette tetikleyecektir.

 

 

 

 

Ufuk EFE -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

  Türkiye'nin geçen ay önemli bir konuğu vardı. İsrail Başbakanı...
Devami
 Mahmud Celal Bayar, (16.05.1883-22.08.1986) Türkiye’nin meşhur masonlarındandır ve 3. Cumhurbaşkanıdır. ...
Devami
  “Andolsun ki, insanlar içinde, mü’minlere en şiddetli düşman olarak Yahudileri...
Devami
Milli Çözüm Dergimiz Dış ülkeler (Amerika ve Afrika) temsilcimiz ve...
Devami
Mehmet Ali Ağca gibileri, nihayetinde sadece bir tetikçidir. İşleyeceği cinayetlerin...
Devami
Herhangi bir konuda doğru tespitler yapmak önemli bir aşamadır. Ama...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1645

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR