Reklam
Reklam
Reklam

MEDYADA MİLLİ ÇÖZÜM AÇILIŞI VE YANSIMALARI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 5
ZayıfMükemmel 

 

MEDYADA MİLLİ ÇÖZÜM AÇILIŞI VE YANSIMALARI

        

Milli Çözüm İstanbul Merkezi Açıldı!

Milli Çözüm Dergimizin İstanbul’daki Hizmet Binasının Açılış haberini ve Üstat Ahmet Akgül’ün Konferans bilgilerini aktaran:

Ortadoğu Gazetesi, Yurt Gazetesi, Marmara Gazetesi, Haber3 Sitesi, KRT Gazetesi, ABC Gazetesi, İstanbul Times Gazetesi, 61. Saat Sitesi, Beyaz Gündem Gazetesi, Ankara Havadis Gazetesi, TIME TURK Gazetesi ve Gaziantep Haberler Sitesine, bu duyarlı ve tutarlı tavırlarından ve tarafsız yayınlarından dolayı tebrik ve teşekkürlerimizi sunarız.

         

Yakup Gözübüyük    
İstanbul Bölge Başkanı

        

İşte ABC Gazetesinin Haberi:

Milli Çözüm Dergisi’nin Yeni Hizmet Binası Zeytinburnu’nda Açıldı!

         

MERKEZ EFENDİ AHMET AKGUL 

        

Açılış ile ilgili açıklamada bulunan Milli Çözüm Dergisi İstanbul Bölge Temsilcisi Yakup Gözübüyük, “Milli Çözüm Dergisi olarak 225. sayımıza ulaşmanın gururunu yaşıyoruz. Kurulduğumuz andan itibaren oluşturduğumuz hedef ve ilkeler çerçevesinde hareket ettik ve bu konuda çizgimizi bozmadan çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Ülkemiz ve milletimiz lehine yaptığımız ilmi çalışmalar ve faaliyetlerde, gayretlerimizi daha da arttırmak adına yeni hizmet binamızı İstanbul Zeytinburnu Merkezefendi Mahallesi’nde açmış bulunuyoruz” ifadelerini kullandı.

Uzun yıllar Milli Görüş'ün içinde çeşitli kademelerinde görev alan kişilerin Ocak 2004'te bir araya gelerek kurduğu ve Merkezi İstanbul'da bulunan Milli Çözüm Dergisi yeni genel merkezine taşındı.

Milli Görüş camiasının içinde yapılanan ve Necmettin Erbakan fikirleri çerçevesinde Yazar Ahmet Akgül’ün öncülüğünde oluşan grup tarafından yayımlanan Milli Çözüm Dergisi, İstanbul, Zeytinburnu’ndaki yeni hizmet binasında yayın hayatına devam edecek.

Milli Çözüm Dergisi’nin sahibi Ramazan Yücel, “Türkiye'mizin, bölgemizin, İslam ve insanlık âleminin, hem sorunlarını ve sıkıntılarını, hem bunların asıl sebeplerini ve acı sonuçlarını, hem de ilmi, insani ve İslami çözüm yollarını; tam yirmi yıldır açıkça ve korkusuzca ortaya koyan, Milli Çözüm Dergimizin yeni hizmet binası İstanbul’da açılmıştır. Milli Çözüm Dergisi olarak 20 yıl önce yayın hayatına başlamış olan dergimizle, ilk günden bugüne çizgimizi bozmadan, büyük bir cesaret ve gayretle 225. sayımızla kamuoyunun huzuruna çıkmanın gururunu yaşamaktayız. Bu minvalde; ülkemizde, bölgemizde ve dünyada yaşanan olağanüstü süreçleri doğru okumak ve Aziz Milletimiz öncülüğünde, tüm insanlığın huzur ve refahı için “Yeni Adil bir Dünya’yı kurmak” niyeti ile büyük bir mücadele içinde olan Milli Çözüm Dergimizin, yeni hizmet binasının açılışı Siyaset Bilimci-Düşünür Üstat Ahmet AKGÜL Hocamızın teşrifleri ile gerçekleşmiştir. Hocamıza ve emeği geçenlere teşekkür ediyorum” dedi.

Açılışta yaklaşan seçimlerle ilgili Milli Çözüm Dergisi’nin görüşlerini de dile getiren Ahmet Akgül, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

“Dünyanın tarih ve kültür Başkenti İstanbul’umuzda… Kutlu Fethin şahidi surların karşısında… Aziz Erbakan Hocamızın Mübarek Makamının hemen yakınında ve komşuluğunda… Merkez Efendi Hz.lerinin sokağında… Ve bu çok özel ve güzel binada MİLLİ ÇÖZÜM HİZMET KARARGÂHI’mızın açılış toplantısında bizleri bir araya getiren Cenab-ı Hakka sonsuz şükürler ederek başlıyorum. Tüm seçkin konuklarımıza, Milli Çözüm Dergimizin değerli yazarlarımıza ve çok kıymetli kurmaylarımıza hoş geldiniz diyor ve saygılar sunuyorum.

Bu güzel hizmet binamızın açılışında büyük emekler sarf eden, başta Bölge Başkanımız sevgili Yakup Gözübüyük kardeşime, Dergimizin sahibi Ramazan Yücel kardeşime, katkı sunan ve çaba harcayan tüm ekibimize özellikle tebrik, teşekkür ve takdirlerimizi arz ediyorum, Allah kendilerinden ve hepimizden razı olsun diye dualar ediyorum.

Milli Çözüm Dergisi ve Ekibi; ülkemizde, bölgemizde, İslam âleminde ve tüm yeryüzünde… Farklı din ve görüşten ama herkesin temel insan haklarına sahip ve saygın yaşayacağı ADİL BİR DÜZEN’in ve yeni bir medeniyet devrimini gerçekleştirecek orijinal proje ve prensiplerin elinde bulunduğu… Bunların farklı dillere çevrilip ilim ve devlet erbabına duyurulduğu bir harekettir.

Milli Çözüm; geçmişimizle geleceğimizi, Atatürk’ün önderliğinde başlatılan ve Allah’ın izniyle başarılan Şanlı Kurtuluş Mücadelemizdeki Kuvay-ı Milliye hedefleriyle Milli Görüş Düşüncesini, örnek bir LAİKLİK ve Demokrasiyle yüksek imani ve ahlâki prensipleri, hem de hamasetle değil bilimsel hakikatlerle bağdaştırıp kaynaştıran… Kendi toplumumuza ve insanlığa akılcı, kalıcı ve kucaklayıcı programlar sunan, belki de yegâne hizmet mektebidir!.. Milli Görüş; ilmi, insani ve İslami prensiplere ve tarihi temellere dayalı ve orijinal-çağdaş program ve projeleri olan bir harekettir.

Ama Milli Görüş; özellikle AKP ve yandaş oluşumları için kullanılan anlamda bir “İSLAMCI” hareket asla değildir. İslamcılık, genelde DİN istismarcılığını veya taklitçi dindarlığı çağrıştıran ve din karşıtları tarafından böyle yaftalanan bir kavram olduğu için, Milli Görüş’ün bu safa sokulması yanlıştır. Adil Düzen’de; demokratik kurumları çalıştırmak, halkın yönetime daha aktif katılımını sağlamak ve muhalefetin hükümeti denetleme mekanizmasını kolaylaştırmak üzere getirilecek iki önemli kuralı hatırlatmamızda fayda vardır;

1- Seçimlere katılan partiler iktidar olmaları halinde, 5 yıl içerisinde hangi hizmetleri ve değişimleri, hangi süreler içerisinde ve hangi kaynak paketleriyle yapacaklarını taahhüt eden bir belgeyi-bildirgeyi; hem halka açıklayacaklar, hem de resmen imzalayıp Yüksek Seçim Kurulu’na sunacaklardır. İşbaşına geldiklerinde; bu vaatlerini ve söz verilen vakitte yapıp yapmadıklarını takip ve teftiş edecek YSK bünyesindeki yetkili kurum, halkı aldattıklarını ve oyaladıklarını tespit ettikleri ve uyarıldıkları halde taahhütlerini yerine getirmeyen hükümetler ve partiler, öyle 5 yıl mecburen beklemeye gerek kalmadan, Yüksek Mahkeme kararıyla yetkileri sonlandırılacak ve iktidardan alınacaklardır. Yerlerine ikinci sıradaki partiler hükümeti kuracaklardır. Böylece palavra politikaları ve istismar edebiyatı son bulacaktır.

2- Adil Düzen’de, siyasete ve yönetime getirilecek çok önemli diğer bir kurum ise; bütün Muhalefet Parti Başkanları, Devlet ve Hükümet Başkanı’nın etkili ve yetkili danışmanları konumunda sayılacak; Bakanları ve bürokratları resmen denetleme ve rapor etme fırsatı tanınacaktır.

Ama şu anda, maalesef Muhalefet liderlerinin oldukça yararlı ve hayırlı önerileri ve birikimleri hiç hesaba katılmamakta ve heba olmaktadır. Örneğin, Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Helâlleşme çağrısı” tarihi bir adımdı ve Milli birlik ve dirliği pekiştirici, mevcut kamplaşma ve kutuplaşmayı törpüleyici bir fırsattı. Ve tabi her şeyden önce ve özellikle, CHP’nin, Din karşıtı eylem ve söylemlerden uzaklaşmasının ve dindar halkımızla barıştığını kanıtlamasının, her kesimi sevindirmesi lazımdı.

Çünkü her partinin geçmişteki hatalarını itiraf etmesi, toplumdan ve özellikle mağdurlardan özür dilemesi ve artık benzer yanlışlık ve haksızlıklardan vazgeçtiklerini bildirmeleri, olumlu ve sorumlu bir yaklaşımdı. Ancak önyargılar ve bağnaz saldırılarla böylesi açılımlar boğulmaya çalışılmaktaydı.

İşte bu nedenle Milli Çözüm olarak bize göre şu 5 şeyin partisi yanlıştır, yapıcı değil yıkıcı sonuçlar doğurmaktadır:

1- Din Partisi veya Mezhep Partisi yanlıştır. İslam Partisi-Hristiyan Partisi, Sünni Partisi-Alevi Partisi olmamalıdır.

2- Irk temelli parti yanlıştır, ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcıdır. Türk Partisi-Kürt Partisi, Çerkez Partisi-Göçmen Partisi olmamalıdır.

3- Bölge Partisi yanlıştır. Güneydoğu Partisi-Ege Partisi yararlı değil zararlı sonuçlar doğuracaktır.

4- Mesleklerin Partisi değil Sendikası olmalıdır. Bu nedenle İşçi Partisi-Köylü Partisi yanlıştır.

5- Millete ait Ortak Değerler Partisi istismarcılıktır. Atatürk Partisi, Bayrak Partisi, Cumhuriyet Partisi, Vatan Partisi kurulmamalıdır. Çünkü bunlar bütün milletin ve tüm partilerin ortak değerleri konumundadır.

Günümüzde siyaset arenasında ve particilik anlayışında görülen, toplumun temel değerlerini ve beklentilerini İNKÂRCILIĞIN da İSTİSMARCILIĞIN da artık önünü kesmek lazımdır. Maalesef bir kısım partiler ve kesimler Dini, ahlâki ve milli değerleri inkâr ederek, AKP gibi partiler ise istismar ederek ve hatta bunlar birbirlerini besleyerek; Erbakan Hocamızın Demokratur tiyatroları dediği bir demokrasi diktatoryası kurmuşlardır.

Sn. Erdoğan, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya Girişiyle İlgili Çıkışının Arkasında Duramayacaktı!

Cumhurbaşkanı Erdoğan, (13.05.2022) Cuma namazı çıkışında gazetecilerin sorularını yanıtlarken: “Finlandiya ve İsveç'in NATO üyeliği adımlarına Türkiye olarak olumlu bakmadıklarını” açıklamıştı. Bu kurusıkı çıkışlar, hem halkımızı avutma amaçlıydı, hem de İsveç ve Finlandiya’ya: “Göstermelik de olsa PKK’ya mesafe koyduğunuza dair açıklamalar yapın ki, NATO’ya girişinizi onaylayalım…” hatırlatmasıydı. Yoksa yandaş medyanın: “Sn. Erdoğan'ın Finlandiya ve İsveç'in NATO üyeliğiyle ilgili açıklamaları dünyada büyük yankı uyandırdı” yorumları tam bir palavraydı. Ve zaten Beyaz Saray Sözcüsü Jen Psaki, günlük basın toplantısında, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Finlandiya ve İsveç'in NATO üyeliğine ilişkin sözleriyle ilgili olarak: “Finlandiya ve İsveç'in NATO üyeliği sürecinde Türkiye'nin pozisyonunu netleştirmeye uğraştıklarını ve bu konuda Türkiye ile birlikte çalıştıklarını” vurgulamıştı.

Birçok NATO ülkesinin Finlandiya ve İsveç'in NATO'ya üyelik sürecine desteğini açıkladığını anımsatan Psaki’nin, "Türkiye ve atadığı temsilciler ile çalışmaya devam ediyoruz" sözleri, Erdoğan’ın halkın tepkisini yumuşatma amaçlı ucuz kahramanlık çıkışları yaptığı imasını barındırmaktaydı.

Ardından, Beyaz Saray'dan yapılan yazılı açıklamada, ABD Başkanı Biden'in, Andersson ve Niinisto ile bir telefon görüşmesi yaptığı anlaşılmıştı. Bu görüşmede ABD, İsveç ve Finlandiya arasındaki savunma ve güvenlik işbirliğinin ele alındığına işaret edilen açıklamada, Transatlantik güvenliğinin güçlendirilmesi vurgusu öne çıkmıştı. Görüşmede liderlerin, küresel konularda ülkeler arasındaki işbirliğini ele aldığı kaydedilen açıklamada, Ukrayna'ya desteğe devam edilmesine yönelik taahhüt verildiği de vurgulanmıştı.

Sn. Cumhurbaşkanı’nın bu çıkışı, elbette olumlu ve onurlu bir adımdı. Can düşmanımız ve Dinsiz Terör Eşkıyası PKK’yı resmen ve alenen destekleyen ülkelerin NATO’ya alınmalarına karşı çıkmak ve veto yetkimizi kullanıp buna engel olmak en doğal hakkımızdı. Ancak, umarız ki Sn. Erdoğan bu çıkışlarından geri adım atmazdı ve kuşkularımızdan dolayı bizi haklı çıkarmazdı! Çünkü halihazırda NATO ülkelerinin neredeyse tamamı zaten PKK'ya ve PYD-YPG gibi yan kuruluşlarına açıkça sahip çıkmakta, yani Türkiye'ye düşmanca bir tavır takınmaktalardı. Sn. Erdoğan'a hatırlatmak lazımdı: Almanya’nın, Fransa’nın, Belçika’nın, Avusturya’nın, Birleşik Krallığın ve hele hele Yunanistan’ın PKK ve PYD’ye yaklaşımları İsveç ve Finlandiya'dan farksız mıydı? Ya “Stratejik Müttefikimiz!" ABD'nin küstah tavrını nasıl okumalıydı? Sn. Erdoğan’ın tam da İsveç ve Finlandiya uyarısı üzerine; Suriye’deki PKK Devletçiği Bölgesine inşaat, ihracat ve ithalat muafiyeti getirildiğini açıklamıştı. Bu resmen PKK'ya Devlet statüsü tanımak ve Suriye’nin parçalandığını duyurmaktı.

ABD yönetimi, Suriye'de SDG ismini kullanan YPG/PKK terör örgütünün işgali altında bulunan bölgelere ilişkin tarım ve inşaat gibi alanlara yönelik yaptırım muafiyeti getirdiğini açıklamıştı.

ABD Hazine Bakanlığı Yabancı Varlıklar Ofisi’nden (OFAC) yapılan yazılı açıklamaya göre, Amerikan firmaları, YPG/PKK'nın işgali altındaki Suriye'nin kuzeydoğu ve kuzeybatısındaki PKK- PYD Kürt Kantonu bölgelere Suriye yaptırımlarına takılmadan artık yatırım yapabilecek kolaylığı sağlamıştı. OFAC'ın açıklamasına göre söz konusu bölgelere artık tarım, telekomünikasyon, ulaştırma, inşaat ve üretim gibi alanlarda yapılacak yatırımlar, her türlü yaptırımlardan muaf tutulacaktı. Öte yandan, muafiyet lisansları petrol ticaretini kapsamayacaktı. Ayrıca söz konusu yatırımların hiçbirinde Suriye rejimi ile herhangi bir işleme gerek duyulmayacaktı. Açıklamada yatırım lisanslarının coğrafi sınırlarına ilişkin, "Suriye'nin kuzeydoğusunda ve kuzeybatısında rejimin kontrol etmediği alanlar" şeklinde genel bir ifade kullanılmıştı ve buralar PKK’ya ayrılan alanlardı. ABD daha önce de Suriye'de terör örgütü YPG/PKK'nın işgal ettiği Deyrizor'daki petrol tesislerinde faaliyet gösteren bir Amerikan şirketinin yaptırım muafiyetini kaldırmıştı. Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya girişine yönelik uyarılarımızın hemen ardından, Kuzey Irak’tan ve devlet muamelesi yaptığımız Barzani kantonundan yapılan saldırılarla beş kahramanımızın şehit edilmesi de, yine ABD-AB ve HAÇLI-SİYONİST odakların bir düşmanlık tavrıydı! Buna rağmen Sn. Erdoğan henüz bir hafta geçmeden önceki kof çıkışlarından vazgeçmeye ve çark etmeye başlamıştı!..

Peki, “askeri güç yığdıklarını ve Siyonist amaçları için savaş çıkarmaktan sakınmayacaklarını” açıklayan bir İsrail’le NORMALLEŞME GİRİŞİMLERİ başlatan Sn. Erdoğan'ın bu tavrı tutarsızlık mıydı, yoksa tavizkârlık mıydı?

Ve hiç sıkılmadan, "AKP iktidarı Erbakan’ın stratejik programıdır” safsatasıyla gerçekleri saptıran ve bu uyduruk yakıştırmalarla Erdoğan iktidarının; ekonomik, ahlâki ve ailevi tahribatlarına meşruiyet kazandırmaya çalışanlar nasıl bir akıl ve vicdan taşımaktaydı?

Ülke çıkarlarımıza ve Milli onurumuza aykırı, bütün bu tutarsız tavırlarına ve kahramanlık kılıflı tavizkâr tutumlarına rağmen hâlâ: “Bu Erdoğan Erbakan’ın devamıdır!”, “Bu Erdoğan Hak davanın has kahramanıdır!”, “Milli Derin merkezler, tüm manevi güçler ve melekler AKP iktidarının arkasındadır!” deyip duran arsız ve ayarsız Din istismarcısı takımı, merak ediyoruz, acaba bu patavatsız palavralar ve omurgasız politikalar karşısında, hangi keramet ve mazeretleri uyduracaklar!? Bunların faizi, fuhşu, kumarı azdırmalarına, Siyonist İsrail’le normalleşme anlaşmalarına ve hele toplumun temel taşı sayılan aile yuvamızı ve ahlâki yapımızı yozlaştırıp yıkmalarına... Ülkemizi 1,5 trilyon dolar faizli dış borca batırıp geleceğimizi karartmalarına -hâşâ- Erbakan Hocamızı ortak etmekten utanmayan iz’an ve vicdan yoksunları, daha ne safsatalar yumurtlayacaklardı... Ve hikmet uydurduk zannedip daha ne kadar zırvalayacaklardı? Bu iktidar döneminde elbette bazı hayırlı ve yararlı icraatlar da yapılmıştı! Ancak günah-sevap ölçeğine, önem ve öncelik derecesine göre Kur’an terazisinde tarttığımızda talan ve tahribatlarının binlerce kat fazla olduğu ortaya çıkmaktaydı!

İman ve insaf ehli yanıtlasın… AKP iktidarının başörtüsünü serbest bırakması mı daha sevaptır?.. Yoksa evli kadınların zina yapmalarını suç olmaktan ve ceza almaktan çıkarması... Ve eşcinselliği meşrulaştıran 6284 sayılı kanunu yapıp yürürlüğe koymaları mı daha ağır günahtır?!.

Ayasofya'yı ibadete açmaları mı daha sevaptır?.. Yoksa herhangi bir camiden 500 kat faziletli sayılan Mescid-i Aksa’yı her gün basıp mazlum Müslümanlara zulüm ve hakaretler yağdıran Siyonist İsrail’le normalleşme anlaşmasına yanaşmaları mı daha ağır günahtır?!. Yollar, köprüler, tüneller, havalimanları açmaları ve TOKİ binaları yapmaları mı daha sevaptır?.. Yoksa ülkemizi 1,5 trilyon dolar faizli borca batırıp, rehin konumuna sokması ve bütün geleceğimizi karartması mı daha ağır günahtır?..

Küstah Kanadalı Senatörden İsveç ve Finlandiya'nın üyelikleri için öneri: “Türkiye'yi NATO'dan atın!”

Türkiye'nin İsveç ve Finlandiya'nın NATO üyeliğine olumsuz baktığını açıklamasının yankıları sürerken, Kanadalı Senatör Leo Housakos küstahça bir açıklama yapmıştı. Resmi Twitter hesabından bir haber paylaşan Housakos, Türkiye'nin NATO'dan atılması gerektiğini savundu. Yunanistan asıllı Kanadalı senatör: "Bu sorun kolayca aşılır; Türkiye'yi ve Erdoğan'ı NATO'dan atın. Uluslararası hukukun üstünlüğüne saygı duymayan otokratlar ve iktidarlar, en başından itibaren NATO'nun bir parçası olmamalıdır" diye yazmıştı.

Türkiye’yi NATO’dan Çıkarma Şantajları; Erbakan’ın Tarihi Projelerine sahip çıkmaktan başka çare kalmadığının da bir kanıtıydı! ...

Tam da böyle bir sırada ve ülkemize yönelik bu küstahça şantajlar karşısında, tek ve gerçek çare; Erbakan Hocamızın:

● İslam Birleşmiş Milletler Teşkilatı,

● İslam Ortak Pazarı,

● İslam Savunma Paktı,

● Müşterek İslam Dinarı,

● İslam Bilim ve Kültür İşbirliği Vakfı

gibi tarihi programlarına ve bunların ete kemiğe büründürülmüş resmi ve fiili kuruluşu olan D-8’ler oluşumuna artık samimiyetle sahip çıkmak ve böylece hem Türkiye’mizin, hem de İslam âleminin huzurunu ve onurunu korumaktı. Ne var ki; “Denenmiş denenmez!” gerçeğince, 20 yıldır, her türlü imkân ve iktidar fırsatına rağmen bu tarihi ve talihli adımları bir türlü atamayan, bunları yapacak niyet, gayret, cesaret ve dirayetten yoksun olduğu anlaşılan Sn. Erdoğan’ın bütün bunları yapamayacağı da açıktı.

Meral Akşener’in Sultan Abdülhamit Çıkışı Yanlıştı!

Meral Akşener Mayıs (2022) ortalarında yaptığı bir konuşmada:

“O günün şartlarında oluşan demokrasi rüzgârlarına karşı, kendi zulüm ve istibdat rejimini korumak isteyen Abdülhamit’in yerinde bugün, Recep Tayyip Erdoğan bulunmaktadır” anlamındaki sözleri yanlıştı, yararsızdı ve yakışıksızdı… Siyonist güdümlü masonik İttihatçıların ve onların devamı olan Enver, Talat ve Cemal takımının, Sultan Abdülhamit’i yıktıktan sonra, Osmanlı’nın başına hangi belaları açtıklarını ve hıyanetlerinin hesabından kurtulmak için nasıl yurt dışına kaçtıklarını, Meral Hanım bilmiyor olamazdı… Üstelik Meral Akşener, bu talihsiz ve ilgisiz benzetmelerinin, Sn. Erdoğan’a yarayacağını ve ona meşruiyet ve oy kazandıracağını düşünemeyecek kadar gereksiz çıkışlar yapmıştı. Çünkü bu sözleri, Sultan Abdülhamit’e hakaret, ama Recep T. Erdoğan’a ise kıymet ve rağbet anlamı taşırdı. Ve bu arada, SP’nin ve AKP’den kopan partilerin suskunluğu ise, ayrı bir şaşkınlıktı! Elbette, gerektiğinde seçim ittifakları oluşturmalı ve siyasi dayanışma kültürü sağlanmalıydı… Ama bütün bunlar, kendimiz kalarak, aslımıza ve esaslarımıza bağlı olarak yapılmalıydı… Ve zaten kendi özümüzden ve çizgimizden tavizkâr davranmaya başladığımızda, artık başkaları nazarında saygınlığımız da aşınacaktı.

 


Bu makaleyi sesli olarak dinleyebilirsiniz:


Bu yazarin diger makaleleri

Şok iddia! Türk askeri Kuzey Kıbrıs'tan ayrılacak mıydı? Rum Lider Hristofyas, Türk...
Devami
Jandarmaya sivil modeli Haçlı AB dayatıyordu 17 Nisan 2009...
Devami
  BİLGE VE YİĞİT BİR ŞAHSİYET ÖRNEĞİ: AHMET AKGÜL          Bir ABD...
Devami
Aldığımız duyumlara göre, Mısır’daki Askeri Konsey, bizim mevcut Anayasamızı isteyip...
Devami
Başbakan Recep Bey’in, EMASYA protokolünün iptal edileceğini ve “Milli Güvenlik...
Devami
AB’den Bor kazığı! Avrupa Birliği, Türkiye’nin önünü kesmek için dünya...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 26

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR