Reklam
Reklam
Reklam

DİCLE VE FIRAT KÜRDİSTAN'A MI?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 36
ZayıfMükemmel 

 

Siyonist İsrail'in Anarşist başkanı Şimon Perez ve kukla Filistin Devlet başkanı Mahmut Abbas, sözde Ortadoğu barışı için adım atmak, özde ise çıbanbaşı İsrail'in varlığına meşruiyet kazandırmak üzere Türkiye'ye gelip en üst düzey devlet töreniyle ağırlandı. Ancak asıl gizli gündemin Dicle ve Fırat nehirlerimiz üzerinde 2.ci İsrail olacak Kürdistan'ın söz sahibi yapılması ve ABD'nin İran saldırısında Türkiye ve İsrail'in birlikte arka çıkması olduğu kulislere yansıdı.

Türkiye'nin nehirlerine AB tuzağı!

En değerli doğal kaynağımız sularla ilgili şok bir iddia gündeme geldi. Stratejik kuruluşlarımızdan sonra sıra nehirlere mi geldi? İnsanı dehşete düşüren bu iddiaya göre nehirleri de özelleştirmek için düğmeye basıldığı belirtiliyor, Devlet Su İşleri (DSİ)'nin bu konuda taslak bir proje üzerinde çalışmaya başladığı kaydediliyor.

'Bu kadarı da olmaz' türünden bir iddia ortaya atıldı. Bu iddia gerçekten doğru ise yenilir, yutulur cinsten değil. Şok iddiaya göre DSİ, Fırat ve Dicle nehirleri başta olmak üzere 12-13 nehrin akarsularından gelir elde etmek amacıyla bir proje üzerinde çalışıyor. Bu projeyle nehirlerin de özelleştirme kapsamına alındığına dikkat çekilirken, DSİ'nin oluşturulacak bir konsorsiyuma akarsuları 29 yıllığına satacağı vurgulanıyor. İnsanın tüylerini ürperten bu projenin seçimlerden sonra gündeme getirileceği öne sürülüyor.

Fırat ve Dicle'nin Fiyatı

Suların işletme hakkı 29 yıllığına yabancı ortaklı konsorsiyuma devredilerek, 3,1 milyar dolar gelir hedeflendiği kaydediliyor. Bu hesaba göre, Fırat'ın değeri 950 milyon dolar, Dicle'nin ise 650 milyon dolar olduğu belirtiliyor. Enerji projeleri de hesaba katıldığında 29 yıllık sürede suların işletme hakkını devrinden toplanı 15 milyar dolar gelir elde edileceği vurgulanıyor.

Bilindiği üzere AB'nin İlerleme Raporu'nda da sularla ilgili özel talepleri olmuştu. AB, Fırat-Dicle suları ile GAP'ın uluslar arası yönetime devredilmesini istemişti. Eğer DSİ ile ilgili ortaya atılan bu iddia doğru ise, AKP'nin kamuoyuna unutturulan AB'nin talebi doğrultusunda gizliden gizliye çalıştığını gösteriyor.

Öte yandan, çokuluslu su şirketlerinin IMF ve Dünya Bankası gibi uluslar arası finans kurumlan ile stratejik işbirliği yaptığı bilinen bir şey. Bu türden iki büyük işbirliğin temeli de 1996 yılında kurulan Dünya Su Ortaklığı (GWP) ve Dünya Su Konseyi (WWC) ile atılmıştı. Çok uluslu su şirketlerinin çıkarlarını korumak için Dünya Bankası ve IMF, stand-by anlaşması yaptığı ülkelere verdiği kredi karşılığında suların özelleştirilmesini bir koşul olarak dayatıyor.

Bu gerçekler dikkate alındığında, Türkiye'deki su kaynaklarının AB başta olmak üzere IMF ve Dünya Bankası boyutundaki önemi ve niyetleri daha iyi anlaşılıyor. DSİ'in iddia edilen projesi de; ateş olmayan yerden duman çıkmaz misali, bir çalışmanın gizliden gizliye yürütüldüğünü ortaya koyuyor.

Su havzalarımızda İsrail Hesabı!

Hatırlanırsa Uluslararası Nehir Havzaları Yönetimi Kongresi'nde Türkiye'nin sınırları içerisindeki nehir havzalarının durumu masaya yatırılmıştı. Birliği'nin 2004 yılında hazırladığı ilerleme Raporu'nda Güneydoğu Anadolu bölgesindeki nehir ve sulama sistemlerinin bütünüyle uluslar arası bir yönetime devredilmesi talebinin ardından böylesine bir toplantıda Türkiye'nin nehir havzalarının tartışmaya açılması anlamlıydı.

Zira, eski Çevre Bakanı Osman Pepe, adeta AB'nin isteği doğrultusunda, "suyun havza bazında yönetimini ve planlamasını yapabilecek, suyu her yönüyle bütüncül bir anlayışla yönetebilecek güçlü bir yapıya ihtiyaç olduğunu" vurgularken, Dünya Su Konseyi Başkanı Loic Fauchon ise, önemli su altyapılarının ve su arıtma sistemlerinin dünya dengesi için vazgeçilmez oldukları, dünya mirasının bölünmez bir parçası oldukları ve uluslararası topluluk tarafından göz önünde bulundurmaları fikrinin kabul edilmesi gerektiğini söyleyerek, Anadolu'daki su havzalarının sadece Türkiye'ye ait olmadığı düşüncesini dile getirmekten sakınmamıştı.

65 ülkeden 800 konuğun katıldığı 2009 yılında Türkiye'de gerçekleştirilecek olan 5'inci Dünya Su Forumu öncesi yapılan bu kongrede dünyanın nehir havzaları tartışılırken Türkiye'nin de önemli stratejik unsurlarından olan su kaynaklarının tartışmaya açılması hangi amaçlıydı? Uluslararası Nehir Havzaları Yönetimi Kongresinde su kıtlığının ciddi bir boyutta olduğu da katılımcılar tarafından gündeme alındı. Türkiye'nin Avrupa Birliği yolunda önüne konulan GAP'ın uluslar arası bir merkez tarafından yönetilmesi şartının olması" kongreyi önemli kılan nedenler arasındaydı.

Antalya Belek'te Gloria Golf Resort Hotel'de 22-24 mart tarihlerinde gerçekleştirilen kongreye Başbakan Recep Tayip Erdoğan, Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, DSİ Genel Müdürü Veysel Eroğlu, Dünya Su Konseyi Başkanı Loic Fauchon ve bir çok yerli ve yabancı katılımcıların yanı sıra 65 ülkeden 800 bilim adamı ve araştırmacı katılmıştı.

Kongrenin açılışında konuşan Recep T. Erdoğan, "su havzalarının ülkelerarası paylaşımla korunabileceğini savunarak" bir nevi sularımızı satılığa çıkarmıştı. Erdoğan, GAP'ta bilinçsiz su kullanımı nedeni ile yüksek tuzlanmanın verimliliği düşürdüğünü belirterek, kapalı kanalet sistemi ve yağmurlama ile verimliliği artıracaklarını söyledi. Erdoğan, "Bu kadar cömert olmak mümkün değil. Zararın neresinden dönersek kardır. Bizde bunu kar hanemize ekleyeceğiz" dedi. Erdoğan ayrıca küresel ısınmaya karşı 'kısa', 'orta' ve 'uzun' vadeli tedbirler alındığını da sözlerine ekledi.

Yahudi Başkanın ilginç açıklaması

Dünya Su Konseyi Başkanı Loic Fauchon, ise nehir havzaları yönetimi konusunda: "Önemli su altyapılarının ve önemli su arıtma sistemlerinin dünya dengesi için vazgeçilmez oldukları, dünya mirasının bölünmez bir parçası oldukları ve uluslararası topluluk tarafından göz önünde bulundurmaları" fikrinin kabul edilmesi lazımdır"26 diyerek, Türkiye akarsuları üzerindeki gizli hesaplarını açıklamıştı.

Dünya Su Günü'ydü ama insanların suya kavuşmasının en doğal hak olduğundan dem vuran yoktu! Su kaynakları özelleştirilebilir mi, özelleştirilemez mi konusunu tartışan yoktu! Yeryüzündeki yoksulların bitmez tükenmez susuzluğunu düşünen yoktu! Eh, o arada içme suyunu şişeleyip satan bir büyük şirketimizin yöneticisi "korkmayın, 100 yıl daha susuzluk çekmeyeceğiz" buyurmuş, çok mu!. Bilim çevreleri telaş içindeymiş; ardı ardına olumsuz bilimsel raporlar yayınlanıyormuş, kimin umurunda! Beyefendi herhalde küresel ısınma ve kuraklık üzerine yayınlar sonucunda halkımız paniğe kapılıp ambalajlı içme suyu tüketimini de kısarsa, diye korkuyor! Öyle ya, ülkemizdeki endüstriyel paket su pazarının hacmi 1.5 milyar dolara ulaşmak üzere!..

Şimdi de "denizden su arıtıp kullanma"yı fark ettik! Son gözdemiz o! Bu pahalı ve uygulama kapasitesi sınırlı yöntem, TV tartışmalarında sık sık gündeme geldi. İSKİ de denizden su arıtıp şehir şebekesine aktarma yolunda bir aya kadar sonuç alınacağını açıkladı ya, birkaç ay içinde kamuoyuna "korkacak bir şey yok, çölde kum, denizde su!" tavrı egemen olursa hiç şaşırmam! Ondan sonrası da tembelliktir. Ondan sonrası, su kaynaklarının kirlenmesi karşısında kayıtsızlıktır! Ne yazık ki bu kayıtsızlığın ve rahatlamanın alametlerini şimdiden yakın çevremde görüyorum. Tam da kamuoyunun su tüketimi konusunda çok duyarlı olması gerektiği bir zamanda üstelik! itiraf edelim ki gazetelere yansıyan şu tür bilgiler de insanı çığırından çıkarıyor! Neymiş? Uygar bir insanın günlük kentsel su tüketimi 150 litreymiş. Gelin görün ki, ortalama bir Amerikalı günde 680 litre su tüketiyormuş... Gerçek bu!27

"Şeyh Sait ve arkadaşları Kürtlerin önderleridir. Onlar Kürt davası için öldüler. Bu böyledir, ama herkes konuşmaktan çekiniyor. Bugün olmazsa yarın, yarın olmazsa öbür gün, bir gün mutlaka oradaki şehitler üzerinde büyük bir abide yapılacaktır."28

Diyen Şeyh Sait'in Torunu Abdülmelik Fırat Büyük Kürdistan Hayalleri kurarken...

İsviçre'de yaşarken geçen aylarda ölen Alman Yahudi'si Getri Hanımın oğlu ve BM kalkınma programı Başkanı ve Fetullah Gülen hayranı Kemal Derviş'in de desteği ile BOP projesinde hizmet eden AKP iktidarı mutlu(!) sona koşarken...

CIA ve MOSAD marifetiyle, Fırat ve Dicle'yi Kürdistan'ın kontrolüne verilmeye hazırlanıyor.

Şimdi, Aydoğan Meşeli'nin Jeopolitikteki Şu Önemli Tespitlerine Kulak Kabartmalıyız: Sınır Aşan Sularımız ve Jeopolitik Önemi

Günümüzde su, yaşam kaynağı ve olmazsa olmaz ihtiyaç maddelerinden biridir, ilkel dönemde insanlar akarsu kenarlarında konaklayıp karınlarını doyurmuş ve dinlenmişler, Paleolitikteki ilk mağara yerleşmeleri, akarsu vadilerinin dik yamaçları boyunca sıralanan mağaraları, Neolitik dönemdeki ilk sürekli yerleşmeler genellikle su kenarlarını tercih etmiştir. Su ve özellikle akarsular, ilk insandan günümüze her zaman önemli ve değerli olmuş ve asırlar boyunca insanlar ve ülkeler su kaynaklarına sahip olmanın ve onu elde tutabilmenin savaşını vermişlerdir. Ziraat devriminin gerçekleştirildiği dönemde, çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşan yerleşmelerin su kenarlarında kurulması uygarlığın filizlenip gelişebilmesi için suya ihtiyaç duyduğunun bir kanıtıdır. Mısır uygarlığında Nil nehrinin, Hint uygarlığında İndus, Pencab, Ganj ve Brahmaputra'nın, Çin uygarlığında Hoang ho ve Yang çe nehirlerinin rolü oldukça önemlidir.

En basit ifade ile bugün bir tarım arazisi su kenarında ise ve sulanabiliyorsa, kuru ve nadasa bırakılan tarım alanlarına göre çok daha fazla verimlidir ve yerine göre yıl içinde birkaç kez ürün alınabilir. Bu çok basit ifadenin ötesinde insanlar, bugün suyu sadece tarım alanlarını sulamak için değil, enerji üretimi, madencilik, inşaat, ulaşım sektöründe ve çeşitli endüstriyel alanlarda kullanmaktadırlar. Diğer bir deyişle, bir ülkenin ekonomik gelişimi ve kalkınması, tarımsal ve endüstriyel üretim yapabilmesi, su kaynaklarına ve akarsulara kuvvetle bağlıdır. Sayılan bu nedenler yüzünden, bir ülkede doğup, bir başka ülkeye akıp giden "sınır aşan sular" zaman zaman sınırdaş ülkeler arasında ciddi ihtilafların çıkmasına ve sorunların yaşanmasına neden olabilmektedir.

Şimdi kısaca sınır aşan sularımızın hangileri olduğuna, coğrafi, hidrografik özelliklerine değinelim ve en son, oluşan sorunlar ile bu sorunların Türkiye açısından değerlendirilmesi ve çözüm yolları hakkında fikir yürütelim.

Ülkemiz topraklarında doğup, sınırlarımız dışında yollarına devam eden akarsular; başta Basra körfezi havzasına dahil olan Fırat ve Dicle ile Zap suyu olmak üzere, Hazar Denizi havzasına dahil olan Araş ve Kura nehirleri ve Karadeniz havzasına dökülen Çoruh nehridir. Bu akarsulardan Çoruh, Araş ve Kura nehirleri ile ilgili olarak komşularımızla aramızda önemli bir sorun oluşmadığı halde özellikle Dicle ve Fırat nehirleri ile ilgili olarak geçmişten günümüze Suriye ve Irak ile aramızda önemli sorunlar yaşanmıştır. Bunu biraz da söz konusu ülkelerin iklim bakımından kurak ve yarı kurak özellikler göstermesine ve ayrıca Fırat ve Dicle'nin GAP kapsamında yer almasıyla ilişkili olarak pek çok sulama projesi ve baraj yapımına sahne olmasına bağlamak gerekir.

Çoruh Nehri

Sınır aşan sularımız arasında ilk olarak kuzeyden Karadeniz havzasından başlayıp Çoruh nehrini ele alalım. Ana kolunu Erzurum'un kuzeybatısındaki Mescit dağlarının batı bölümünden alan Çoruh nehri, Kargapazarı dağlarından Oltu ve Tortum çaylarını aldıktan sonra büyüyerek Kaçkar ve Yalnızçam dağları arasında derin bir vadide kuzeye doğru akar. Artvin'e ulaştıktan sonra bir dirsek çizen ırmak kuzeybatıya döner ve Borçka'ya ulaştıktan sonra tekrar kuzeye doğru yoluna devam ederek Muratlı civarında sınırlarımız dışına çıkar ve Sarp sınır kasabasının yaklaşık 80 km kuzeydoğusunda, Batum'un batısında Karadeniz'e dökülür. Yıllık ortalama 6,3 milyar m3 akış hacmine sahip olan Çoruh nehrinin toplam uzunluğu 431 km olup, bunun 410 km'si sınırlarımız içinde, 21 km'lik bölümü sınırlarımız dışında Gürcistan topraklarında yer almaktadır. Kar ve yağmur sularıyla beslenen ve en yüksek seviyesine Nisan, Mayıs aylarında ulaşan Çoruh nehri en düşük seviyeye Eylül, Ekim aylarında iner. Ortalama akım değeri 202 m3/sn olan Çoruh nehrinin en yüksek akım değeri 2431 m3/sn, en düşük akım değeri ise 39 m3/sn'dir. Çoruh havzası Türkiye'de en fazla erozyona maruz kalan havzalardan biri olup, yılda 5,8 milyon m3 yatak yükü taşımaktadır. Ülkemizin en hızlı akan nehri olan Çoruh üzerinde 1962 yılında E.İ.E tarafından başlatılan çalışmalarla 10'u ana kol 17'si ise yan kollar üzerinde olmak üzere toplam 27 adet baraj ve H.E.S. tesisi yapımı planlanmıştır. Sulama fonksiyonu olmayan bu tesislerin yapımı tamamlandığında, Türkiye'nin toplam enerji üretiminin %8'i, toplam hidroelektrik enerjisinin ise %34'ü bu tesislerden sağlanacaktır.

Aras ve Kura Nehirleri

Bu iki nehir, deniz seviyesinin 26 m daha altında bulunan, suları tuzlu Hazar denizi kapalı havzasına dökülen akarsulardır. Hazar denizine ulaşmadan önce birleşerek tek kol halinde deniz olarak telaffuz edilen ancak büyük bir göl durumunda olan Hazar denizine dökülürler.

Birçok kaynakta Kür suyu, Kürçay, Delikür olarak adı geçen ve antikçağda Kyros adıyla bilinen Kura nehri, kaynaklarını Doğu Anadolu bölgesinden alan büyük ve önemli bir akarsudur. Toplam 1515 km olan çığırının 189 km si ülkemiz sınırları içinde olan Kura nehri, yine ülkemiz sınırları içinde 4852 km2 su toplama alanına sahiptir. Doğu Anadolu bölgesinin kuzey kesiminde Allahüekber dağlarının kuzey yamaçlarından doğan Kayınlıkdere, Türkmendere ve Erzurum Kars platosunun yüksek kesimlerinden ve Yalnız çam dağlarının doğu yamaçlarından gelen derelerle birleşerek oluşan akarsu, Göle ve Ardahan ovalarını geçerek doğuya doğru yoluna devam eder. Eğimin azlığına bağlı olarak Ardahan ovasında menderesler çizerek akan Kura nehri, bu ovanın bitiminden sonra dar ve derin bir boğaza girerek yaklaşık 65 km boyunca Gürcistan sınırına kadar Çıldır-Kurtkale karayolunun da takip ettiği bu dar vadi içinden Gb-Kd yönünde akarak, Kurtkale yakınlarında sınırlarımız dışına çıkar. Gürcistan topraklarında kuzeye doğru gidip sonra doğuya doğru dönen büyük bir yay çizen Kura Ahilkelek suyu ile Posof suyu'nu da aldıktan sonra Gürcistan'ın Borcomi, Gori ve Tiflis kentlerini geçer, Azerbaycan topraklarında Kafkaslardan ve Dağlık Karabağ'dan gelen suları da alır ve nihayet Sebirabad kenti yakınlarında Aras nehri ile birleşerek tek kol halinde Hazar denizine dökülür.

Kura ile Aras nehrinin birleşmesiyle oluşan akarsu da Kura ismi ile anılmaktadır.

Oktalama akım değeri 25 m3/sn olan Kura nehri çekik dönemine Eylül, Ekim ayında, kabarık dönemine ise karların eriyip, yağmurların başladığı Nisan, Mayıs aylarında ulaşır. Kura nehrinin sınırlarımız dışında kalan aşağı çığırı düzenli bir rejime ve sakin bir akışa sahip olduğu için ulaşıma elverişlidir. Topraklarımızdaki bölümü üzerinde enerji veya sulama amaçlı büyük çaplı herhangi bir tesis bulunmamasına karşın aşağı kesiminde sulama ve enerji amaçlı barajlar kurulmuştur.

Aras nehri Bingöl dağlarının kuzey yamaçlarından doğar ve bir yay çizerek doğuya döner. Tekman civarında bir kol, Pasinler ovasında Pasin çayını alarak büyür, Horasan yakınlarında Zivin çayını da aldıktan sonra genel olarak doğu-batı doğrultusunda akarak Kağızman'ı geçer ve Tuzluca kuzeyinde Ermenistan ile doğal sınırımızı oluşturan Arpaçay'ı kuzeyden alarak Iğdır ovasına girer. Doğu ve güneydoğu yönünde yoluna devam eden Aras, Türkiye-Ermenistan ve Nahçıvan arasında sınır oluşturduktan sonra Iğdır ovasının güneydoğu ucunda sınırlarımızı terk eder. Kaynaklarını Küçük Ağrı dağının güney yamaçlarından alan Sarısu'yun (Zengimar suyu) katılmasından sonra doğuya dönen Aras, İran'ın Ermenistan ve Azerbaycan ile olan sınırını da çizer ve yukarıda sözü edildiği gibi Sebirabad'da Kura nehri ile birleşir. Yüksek ve dağlık bir bölgede akış gösteren Aras nehri, kışın çok uzun ve sert geçmesi sonucu kış aylarında donar. Yağan karın yerde kalması Aras'ın çekik seviyesinin kışın görülmesine neden olur. Karların eridiği, bahar yağışlarının düştüğü Nisan, Mayıs, Haziran aylarında Aras'ın suları yükselir ve çoğu kez taşkınlara neden olarak, karayolu ulaşımı da engeller. Ortalama akım değeri 56,8 m3/sn olan Aras nehrinin en yüksek akım değeri 1024 m3/sn, en düşük akım değeri ise 5,4m3/sn olarak ölçülmüştür. Pasinler ve Iğdır ovası gibi geniş tarım arazilerinin bulunduğu ovalara sulama sayesinde canlılık katan Aras nehri, rejiminin düzensiz olması nedeniyle akarsu ulaşımına elverişli değildir.

Fırat ve Dicle Nehirleri

Türkiye'nin en büyük akarsularından olan Fırat ve Dicle nehirleri, kaynaklarını Doğu Anadolu bölgesinden alan ve sınırlarımız dışında denize kavuşan sulardır. Her iki akarsu da sınırlarımız dışına çıktıktan sonra Suriye ve Irak topraklarından geçerek Basra körfezi kuzeyinde Kurna yakınlarında birleşir ve Şattül-arap adını alarak tek kol halinde Basra körfezine dökülür. Diğer sınır aşan akarsularla ilgili sınırdaş ülkelerle aramızda önemli bir probleme rastlanmaz iken, Fırat ve Dicle nehirleri ile ilgili olarak, Cumhuriyet tarihi boyunca ve özellikle de Güneydoğu Anadolu Projesi'nin (GAP) uygulamaya konulmasından sonra çok sayıda sorun yaşanmıştır.

Tarihi kaynaklarda adı Euphrates, Eufrate, El-Furat olarak geçen Fırat nehrinin toplam uzunluğu 2780 km'dir. Karasu ve Murat suyu isimli iki kolun birleşmesiyle oluşan Fırat nehrinin ülkemiz topraklarındaki su toplama alanı yaklaşık olarak 100.915 km2'dir.

Erzurum'un kuzeydoğusunda Kargapazarı dağlarının batı yamaçlarından kaynaklarını alan Karasu kolunun Suriye sınırına kadar uzunluğu 971 km'dir. Doğduktan sonra Erzurum ovasından geçen Karasu batıya doğru akarak Erzincan ovasına gelir, Munzur dağlarının kuzeyinden akarken Kuruçay ve Gedikbaşı çayını alır ve keskin bir dirsek ile güneydoğuya yönelir. Çatlı suyunu bu noktada aldıktan sonra Keban baraj gölünü oluşturan Karasu; Munzur dağlarının batısında ve Akçapınar, Ağın güneyinde bir ırmaktan çok ince uzun bir baraj göleti halinde uzanır.

Murat suyu ise Fırat nehrinin doğu kolu olma özelliğinin ötesinde, 1263 km'lik uzunluğu ile Doğu Anadolu bölgesinin büyük ve önemli bir akarsuyu durumundadır. Van gölü kuzeyindeki Aladağ'ın kuzey yamaçları ile Aras dağlarının güney yamaçlarından kaynaklarını alan Murat suyu, önce güneybatı, Malazgirt ovasından çıktıktan sonra batı yönünde akarak kuzey ve güneyden gelen birçok dereyi de alır ve Palu yakınlarında Keban baraj gölüne ulaşır. Palu'yu geçtikten sonra Keban bara gölüne ulaşır. Palu'yu geçtikten sonra Keban baraj gölüne kuzeyden Peri suyu katılır.

İki ana kol durumundaki Karasu ve Murat suyunun Keban'ın yaklaşık 12 km kuzeyinde birleşmesiyle asıl Fırat nehri oluşur. Keban barajının yapımından sonra baraj göletinin altında kalan bu birleşme noktasından itibaren oldukça büyüyen Fırat nehri Keban ile Baskil arasındaki Hasandağı kütlesinin varlığı nedeniyle bir büklüm yaparak güneydoğuya yönelir. Bu arada batıdan Tohma suyu ve Kuruçay'ı alarak Kömürhan köprüsünün altından geçer ve Güneydoğu Toroslar'ı aşmak üzere dar ve derin boğazlara girer. Yaklaşık 50 km boyunca dar ve derin bir vadi içinde akan Fırat, bu vadinin en dar yerinde Çüngüş batısında yapılan Karakaya barajını da geçtikten sonra, bu kez Atatürk baraj gölünü oluşturur. Türkiye'nin ve GAP'ın en büyük barajı olan Atatürk barajı Güneydoğu Anadolu bölgesinin coğrafi görünümünü büyük ölçüde değiştirmiş; başta tarımsal faaliyetler olmak üzere, ulaşım, endüstri, ticaret ve turizm faaliyetleri yeni bir boyut kazanmıştır. Dutluca ile Kuyulu arasında yer alan baraj gövdesinin güneyinde Fırat nehri Suriye sınırına varana kadar biri Birecik barajı, diğeri daha güneydeki Karkamış barajı olmak üzere iki barajı daha geçerek kademe kademe bir baraj gölünden diğerine akarak ve bu arada Nizip suyu gibi bazı yan kolları da alarak Suriye sınırına ulaşır. Gaziantep yöresinden gelen Sacır suyu sınırlarımızın hemen güneyinde. Fırat nehrine batıdan katılır.

Suriye, SSCB döneminde, bu ülkeden aldığı yardımlarla Fırat üzerinde büyük bir baraj yapmıştır. El-Tabaka adıyla anılan bu barajın arkasında oluşan gölete Buhayretül Essad denilmekte ve elektrik üretimi ve sulama suyu temininde Suriye için hayati bir önem taşımaktadır. Bu göl sayesinde Suriye çölünün görünümü değişmiş, sulanabilen tarım alanları oluşturulmuş, Badiyetüşşam'da sulanan alanlar genişlemiş ve hayvancılık ekonomisi canlanmıştır. Suriye topraklarında yol alan Fırat nehrine Anadolu topraklarından doğan birçok küçük kol katılır. Pek çoğu yazın çekilen, kuruyan bu kollardan en önemlisi üç suyun birleşmesiyle oluşan Habur suyudur. Karacadağ ve Mardin Eşiği'nin güney bölümlerinden doğan Viranşehir suyu ve Zerka suyu Çağçağa suyu ile birleştikten sonra Habur suyu adını alır ve Hassece yakınlarında Fırat'a karışır. Ebukemal yöresinde Suriye topraklarından çıkarak Irak'a giren Fırat nehri Habur suyundan sonra 1200 km boyunca başka bir kol almaz. Kurak bir bölgede yol alırken sızma ve buharlaşma sonucunda giderek zayıflar. Açılan kanallarla tarım arazileri için sulama suyu alınması da Fırat'ı güçten düşürür ve Kurna yakınlarında Dicle ile birleşmeden önce birçok kola ayrılarak bataklık alanlar oluşturur. Kurna'da Dicle ile birleşerek Şattül-arap adını alır ve kısa süre sonra Basra körfezine dökülür. Toplam uzunluğu 2780 km olan Fırat'ın ülkemizdeki su toplama alanı 100.915 km2'dir. En çekik dönemini Eylül ayında sonbahar mevsiminde yaşayan Fırat nehrinin bu dönemdeki akımı Suriye sınırına yakın bir noktada yapılan ölçümlere göre 113 m3/sn'dir. İlkbahar başlarından itibaren Mart ayı başlarında karların erimeye başlamasıyla canlılık kazanan akarsu en yüksek seviyesine Nisan ayı sonlarında ulaşır. Bu dönemdeki en yüksek akım değeri 5374 m3/sn olarak ölçülen Fırat'ın yıllık ortalama akımı 909 m3/sn dir. Rejiminin düzensiz olması nedeniyle akarsu ulaşımına pek elverişli olmayan Fırat nehri, yüzlerce yıldır tarım alanlarının sulanmasına hizmet etmektedir.

Antikçağda adına Tigris ya da Tigre denilen Dicle nehri Güneydoğu Toroslardan kaynaklarını alır. Doğduğu yerden sınırımıza ulaşana kadar 523 km uzunlukta olan Dicle'nin toplam uzunluğu 1900 km'dir. Hazar gölünün gideğeni ile Behrimaz çayını alan, ayrıca Hazarbaba dağından inen erimiş kar sularıyla oluşan birçok küçük kolu alarak beslenen Dicle nehri başlangıçta Maden suyu veya Ergani suyu olarak anılır. Eğil yakınlarında Birkilin suyunu, Diyarbakır yakınında da Devegeçidi suyunu alan Dicle Diyarbakır'a ulaştıktan sonra keskin bir dirsek oluşturarak doğuya döner. Giderek genişleyen ve gürleşen Dicle'ye bu noktadan sonra önemli kollar katılır. Ambar çayı, Pamuk çayı, Salat çayı, Göksu çayı gibi küçük kolların yanı sıra Batman çayı, Garzan çayı ve Bitlis çayı gibi bol su taşıyan akarsular Dicle'yi güçlendirir. Havuşşahap dağlarından doğan bol sulu Botan çayını aldıktan sonra keskin bir dirsekle önce güneye dönen Dicle nehri bir süre sonra güneydoğu yönüne döner ve Mardin eşiğini dar ve derin boğazlarla geçer. Cizre yakınlarında Kızılsu'yu alan Dicle bir süre Türkiye-Suriye sınırını oluşturarak aktıktan sonra doğudan Türkiye-Irak sınırının bir bölümünü çizen Habur suyunu da alarak ülkemizi terk eder ve güneye doğru akışını sürdürür. Musul ve Bağdat'tan geçtikten sonra Kurna yakınında Fırat ile birleşir. Musul'un 40 km kadar güneyinde Hakkâri yöresinden gelen büyük Zap suyu ile İran'dan gelen Küçük Zap ve Diyale suyunu alan Dicle nehri Türkiye sınırları içinde 38280 km2'lik bir alanın sularını boşaltır. Ortalama akım değeri 629 m3/sn olan akarsuyun kurak ve sıcak geçen yaz aylarında akım değeri azalmakta ve suları çekilmektedir. Kar erimeleri ve bahar yağışları nedeniyle Mart ve Nisan aylarında kabaran akarsuyun bu dönemdeki maksimum akım değeri 6450 m3/sn'ye kadar çıkmaktadır.

Fırat ve Dicle ile kollarının Türkiye için ayrı bir önemi vardır. Adıyaman, Gaziantep, Kilis, Şanlıurfa, Diyarbakır, Batman, Mardin, Siirt ve Şırnak illerinin kapladığı sahalar GAP bölgesi olarak adlandırılmaktadır. GAP'ın (Güneydoğu Anadolu Projesi) önemi Fırat ve Dicle nehirleri üzerinde yapımı öngörülen barajlar ve hidroelektrik santralleri ile bölgedeki verimli tarım alanlarının sulanmasına yönelik tesisler; kentsel ve kırsal-tarımsal altyapı, sağlık, eğitim, sanayi, konut, turizm ve ulaştırma ve diğer sektörlerdeki yatırımları da içine alan ve bölgenin sosyoekonomik gelişimini ve kalkınmasını hedef alan bir proje olmasıdır. Zengin su kaynaklarını değerlendirmek üzere 13 büyük proje oluşturulmuştur. Bu 'projelerin 7'si Fırat, 6'sı ise Dicle havzasında yer almaktadır. Sözü edilen bu projeler tamamlandığında Fırat ve Dicle havzalarında 22 baraj ve 19 hidroelektrik santrali inşa edilmiş olacak, böylece 7485 mw kurulu güç ile yılda 27 milyar kwh enerji üretilecektir. Buna ek olarak bölgede 1,7 milyon hektarlık tarım alanının sulanması hedeflenmektedir. Toplam yatırım değerinin 32 milyar ABD doları olacağı tahmin edilen bu proje Türkiye Cumhuriyetinin en büyük projesi durumundadır ve söz konusu projenin tamamlanmasıyla, bölgenin tarıma dayalı ihracat bakımından öne çıkması beklenmektedir. Bu gerçekleşirse işsizlik oranlarında azalma olacak ve diğer bölgelere göç olayı önlenecektir.

Buraya kadar saydığımız akarsulara ek olarak Asi nehri ve Meriç nehri de sınır aşan sular kapsamında değerlendirilmektedir.

Toplam uzunluğu 380 km olan Asi nehri, Lübnan'da, Lübnan ve Anti-Lübnan dağları arasındaki Bekaa vadisinden doğar ve kuzeye doğru akar. Ülkemiz sınırları içinde kalan bölümünün uzunluğu 97 km'dir. Hatay yakınlarında Türkiye topraklarına giren Asi nehri batıya doğru bir dirsek çizerek Antakya kenti yakınlarından geçer ve Samandağ kasabası yakınlarında Akdeniz'e dökülür. Fırat ve Dicle'nin sularını haksız ve keyfi kullandığımız bahanesiyle, Suriye Asi nehrinin sularını Türkiye'ye hiçbir hak tanımadan, istediği gibi değerlendirmektedir.

Kaynaklarını Bulgaristan'dan alan ve toplam uzunluğu 480 km olan Meriç (Bulgarca Maritsa) nehri, Rila dağlarından doğar. Doğuya doğru akışı sırasında Balkan dağlarından gelen kolları da alır. Rodop dağlarından kaynaklanan Arda ırmağı ile Balkan dağlarından gelen Tunca ırmağı da Edirne kenti yakınlarında Meriç'e katılır. Meriç nehri 211 km boyunca Türk-Yunan sınırını oluşturarak güneye doğru akar. İpsala kuzeyinde Meriç'e katılan Ergene suyunun tamamı Türkiye topraklarında yer almaktadır. Edirne yakınlarında yapılan ölçümlere göre Meriç nehrinin ortalama akım değeri 182 m3/sn olup, en yüksek akımı, Nisan-Mayıs aylarında kar erimeleriyle 1679 m3/sn' ye ulaşır. Kar erimelerinin ve sağanak yağışların fazla olduğu yıllarda Bulgaristan ve Yunanistan baraj kapaklarını açarak İpsala ve Edirne çevresinde sel ve su baskınlarına neden olmakta, yaz aylarında ise bu ülkelerin aşırı su kullanımı sonucunda Meriç nehrinin yatağında yeterli su bulunmamakta, tarım ve sanayi alanlarında su sıkıntısı çekilmektedir. Türkiye geçmiş yıllarda bu açığı kapatmak amacı ile Bulgaristan'dan para ödeyerek su satın almıştır.

Başta da belirttiğimiz gibi sınır aşan sular konusunda Yunanistan ve Bulgaristan ile ciddi bir sorunumuz bulunmamaktadır. Sıkıntı Suriye ve Irak'la yaşanmaktadır. Asıl bunları kışkırtan ise İsrail ve Amerika'dır. Kuzey Irak'ta Kürdistan'ı ise, 2. İsrail olacak şekilde kurmuşlardır.

Necati AKGÜL -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

Atatürk'ün ailesi ve yakınları Tarih: 6 Mayıs 1876. Yer: Selanik. Bir Bulgar kızı,...
Devami
  Cemaat, kaset savaşlarıyla Hükümeti yıkacağını sanıyor, Hükümet ise yolsuzluklarını “şantaj,...
Devami
GDO'larda "köleleşme" uyarısı Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Genel Başkanı Kemal...
Devami
  Sn. Kenan Evren'in "Türkiye eyaletler sistemine geçebilir" tespit ve...
Devami
  İSLAM’DA İNSAN HAKLARI VE İSYAN AHLÂKI          İslam’da Devlet Başkanı’na ve...
Devami
  Zorunlu Askerlik kaldırılacak mı? AB ilerleme raporlarının hiç öne...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 8216

SON YORUMLAR