ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün261
mod_vvisit_counterDün5416
mod_vvisit_counterBu Hafta5677
mod_vvisit_counterGeçen hafta19338
mod_vvisit_counterBu Ay62231
mod_vvisit_counterGeçen Ay57114
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar19002968

IP'niz: 18.232.59.38
Bugün: 28 Haz 2022

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 13036448

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

ASRIN DAVASI MI, HALKIN AVUTULMASI MI?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

Ergenekon sanıkları içinde de herhalde derin çeteleşme ve cedelleşmelere, gizli ve kirli ilişkilere, çeşitli cinayetlere ve rezaletlere bulaşanlar vardır. Ve tabi bunlar da; Gladyo uzantısı, CIA ve MOSSAD maşası taşeron figüranlardır. Ancak bu işlerde hiçbir ilgisi, hatta bilgisi bulunmayan pek çok insanın, tamamen zanni iddialar ve zoraki irtibatlarla Ergenekon'a katılmaları ve  bir yıldan fazladır tutuklu bulunmaları ortaya çıkarsa, o zaman bu tam bir skandaldır ve sindirme hesaplı yapıldığı sırıtmaktadır. Haydi, mahkemelerce suçsuz bulunup bırakılsalar bile, bunların marazlı ve maksatlı medya tarafından, sürekli ve sistemli yayınlarla "şüpheli ve şaibeli" kimseler olarak sunulmasının ve haklarında ağır bir töhmet kanaati oluşturulmasının açtığı derin yaralar nasıl sarılacaktır?.



Asrın davası mı, palavrası mı?

Çarpıcı bir tespitte bulunalım:

20. Ekim 2008 günü, Silivri de Ergenekon Davasının duruşmasına başlanıyordu. Ergenekoncuların, PKK'yı kullanıp kışkırttıkları da iddia ediliyordu.

Ama, PKK'nın resmi ve siyasi temsilcisi DTP, AKP ile birlikte, Ergenekon'un üzerine gidilmesi ve faili meçhullerin çözülmesini ısrarla istiyor ve Ergenekon'a karşı hükümeti destekliyordu. Hatta ısrarla, mahkeme sürecine müdahil olmak için başvuruyordu!

Aynı tarihle, yani 20. Ekim 2008 Pazartesi günü, aynı DTP, başta Diyarbakır, Ağrı, Hakkari, Adana, Şırnak ve Mersin olmak üzere pek çok il ve ilçede, "İmralı'da yatan Abdullah Öcalan'a kötü muamele ediliyor" bahanesiyle gösteriler yaptırıyor, daha doğrusu isyan başlatıyordu. Polise ve devlet kurumlarına saldırıyor, dükkanlar kapatılıyor, ölenler ve çok sayıda yaralananlar oluyordu. İstanbul'da onlarca araç yaktırılıyordu.

Şimdi soralım:

Bütün bu olanları Ergenekoncular kışkırtıyorsa, DTP neden Ergenekona şiddetle karşı tavır alıyordu?.

Yok eğer, DTP de Ergenekon güdümünde ise, niye hala kutsal meclis çatısı altında siyasi faaliyet yürütmesine izin veriliyor, elleri sıkılıyor ve kucaklanıyordu?. Ve üstelik AB uyum yasaları ve Irak'ın Apo'su Barzani'ye resmiyet kazandırma senaryoları konusunda AKP ile eylem ve söylem birliğinde görülüyordu!.

Defalarca dile getirdik, yine söylüyoruz:

Acaba "cambaza bak" tiyatrosuyla, millet mi aldatılıyor ve oyalanıp avutuluyordu?. Çünkü Ergenekon yapılanmasının arkasında NATO ve Gladyo vardır. MOSSAD ve CIA vardır. AKP iktidarının da, Fetullahçıların da perde arkası patronları yine aynı odaklardır. Bu nedenle haklı endişemiz Ergenekon davasının; asıl Siyonist ve Emperyalist çeteleri aklama ve sakamla kılıfı olarak kullanılmasıdır.

Bekleyip görelim, bu "Asrın, Hukuk Davası" mıymış yoksa "Asrın, Palavrası mıymış"? "Azgın katıra gücü yetmeyip palana saldıran" misali, bir zaman NATO ve Gladyo yerine kuyruğu susurlukla; şimdi CIA ve MOSSAD'la değil de kuklası Ergenekon'la halkı oyalayanların uğraşları için "fasa fiso" diyen büyükler ne kadar haklıymış!..

Tamamen zıt ve karşıt cephelerde oldukları sanılan eski cumhurbaşkanı, Ahmet Necdet Sezer'le Recep T. Erdoğan ekibinin, aynı locaların ve odakların talimatıyla görünüşte kıyasıya saldırdıkları halde, gerçekte nasıl birbirlerini kollayıp kayırdıklarını anlamadan, hiçbir sorunun çözümü mümkün olmayacaktır. Çünkü doğru teşhis yapılmadan uygulanacak her tedavi, hastalığı daha da ağırlaştıracaktır.

"AKP'de sorunlar giderek ağırlaşmaktadır. AKP, için için kaynayan ve kaynadıkça da çözülemezliği artan bir "zift" halini almaktadır. İktidarın ve AKP'nin başı, hem kendisiyle hem de partisiyle gizli bir savaş içinde. Paralı bakanlıklar RTE'nin ekibinde, karar bakanlıkları ise Çankaya'nın yeni sakininin gölgesinde. RTE, AG'yi Çankaya'ya yollarken, ondan kurtulacağını sanıyordu ama iktidar erki birdenbire ikiye parçalandı.

RTE'nin tek derdi bu mu? Hayır. En azından iki derdi daha var. Birincisi, daha önceleri RTE'nin "Ağlayan Şeytan" dediği Salya Sümük Efendi'nin iktidara olan açık etkisi; ikincisi ise Sakallı Şeytan ekibinin akçalı işlere müdahalesi. Lepiska Saçlı fındıkçı danışman, Mısırakıtan gibileri Sakallı Şeytan'ın dergâhının imalatları ve dergâh terbiyesine (!) göre hepsi de RTE'nin üzerinde...

Parti içi Kürtçü lobi, seçimler sonrası hiç beklemediği bir muamele ile karşı karşıya kalınca bazı konularda frene bastılar ki, bu konu da RTE'nin bir başka sorununu oluşturmaktadır.

RTE'nin önemli dertlerinden biri de ABD'deki "Ulusalcı Amerikalılar" ile "Neo-Con"cu-İsrailci Amerikalılar arasında sıkışıp kalmasıdır. Ulusalcı Amerikalılar, ABD'nin geleceğinde şu anda daha çok söz sahibi olsalar da ekonomik konular "Neo-Con"cu şürekâsının elinde bulunmaktadır.

Şimdi RTE'nin yeni bir sıkıntısı daha vardır: Anayasa Mahkemesi Başkanlığı'na seçilen Haşim KILIÇ. Bu seçimi, salt bir seçim olarak değil, Koray AYDIN'ın aklanması (!) ile birlikte düşünmek lazımdır. Bundan böyle RTE, Haşim KILIÇ'ın "soğuk nefesi"ni hep ensesinde hissedip duracaktır. Şaşırdınız mı? Hiç şaşırmayın, çünkü Türkiye'de "darbeler" hiç umulmayan yerlerden gelir. Darbe umulan yerler ise bazen darbe bekleyenleri korur. Örneğin bir önceki Çankaya sakininin bazı yasaları veto ederek, RTE'nin ve ekibinin Yüce Divan'da yargılanıp "Ömür Boyu Hapis" cezasına mahkûm edilmesinin önünü kesmesi, Devlet Denetleme Kurulu'nun elindeki her biri bir iktidarı yok edecek derecede çarpıcı ve kapsamlı dosyaları Yargıya tevdi etmemesi, basına sızdırmaması gibi..."[1]

İşte Avni Özgürel'in kustukları ve TSK düşmanlığı!

Aktütün saldırısı komutanların ihmalinden kaynaklıymış!..

Silahlı Kuvvetler'in karar verme mekanizmasında bir sorun var. Bir çatışmaya girip şehit vermek, birlik komutanı için kıdem terfisinde ciddi bir eksi puandır. Bu yüzden de Silahlı Kuvvetler'de karar alma sorumluluğunu herkes bir üstüne havale ediyor. En üstteki de golf oynamaya gidince çark tıkanıyor. Nitekim çocukların ifadelerinden anlaşılıyor ki, Aktütün'e yardım bile sekiz saat sonra ulaşabilmiş.

Bu bir faktör. PKK bu saldırıya bir aydır hazırlanıyormuş. Öyle ki, Aktütün köyüne çıkan bütün yollar örgüt tarafından mayınlanmış. Demek ki, karakol bir aydır dört bir yandan kuşatılmış. Zaten bütün bunların bilindiği inkâr edilmiyor. Olayın hemen ardından "Amerika'dan aldığımız istihbarat mükemmel. İstihbarat eksikliğimiz yok" denildi. Ama şu var. İstihbarat hatıra yazmak için toplanmaz! Gelen bilgileri değerlendirmek için toplanır.

Bu işin bir de, ‘Ya terör biterse?' diye bir yanı var. Fatih döneminden bir örnek vereyim. Fatih Arnavutluk seferine çıkıyor ve yeniliyor. Ne oldu diye soruşturduğunda, komutanların, ‘bu savaşı da kazanırsak padişahın bize ihtiyacı kalmayacak' diye düşündükleri ve cepheden çekildikleri ortaya çıkıyor. Bugün Türkiye'de PKK terörü de, güvenlik birimleri için birçok şeyin gerekçesini oluşturuyor.

Avni Özgürel Paşa(!), Şam'da Apo'yla röportaj yapmış!..

Bitirilemeyecek kadar büyük bir kazanç kaynağı bu terör. Yıllar önce Şam'da yaptığım röportajda Abdullah Öcalan bana, "Bu işi bitirirsem beni bitirirler," dedi. PKK, öyle tek bir kişinin... Öcalan'ın veya bir genelkurmay başkanının vereceği kararla bitecek bir iş değil. Bu işin silah tüccarları, siyasetçileri, askeri, güvenlik birimleri, dernekleri var. PKK için de bu böyle. Onun da televizyonları, yurtdışı temsilcilikleri, oradaki her Kürtün maaşından kestikleri paralar var. Herkes için bitirilemeyecek kadar kazançlı bir iş bu terör. Hava saldırılarında atılan her roketin kaç lira olduğunu biliyor muyuz? Bir de uyuşturucu işi var. Türkiye'de geçmişte üniversitede profesör seviyesinde adamlar, "Amerikalılar da terörle mücadele işini uyuşturucu parasıyla finanse ediyorlar. Biz de öyle yapmalıyız," diye raporlar yazdılar.

Askeri cemselerle uyuşturucu taşınmaktaymış!..

Güneydoğu'dan Edirne'ye kadar cemselerin eskortunda uyuşturucu taşındı. Bütün bunlara bulaşan insanlar bir süre sonra ‘ben dağda ne diye canımı tehlikeye atayım? Uyuşturucuyu paylaşmak, haraç almak, çetecilik yapmak varken niye PKK'nın içine girip JİTEM için istihbarat toplayayım' dediler.

Ama Aktütün'de böyle bir istihbarat eksikliği olmadığı ortaya çıktı.

TSK Kandil'e göz yummaktaymış!?

PKK'ya yakın televizyonlar var, onların yayınları var. Mesela Roj Tv... "21 ağustosta onuncu kongremiz Kandil'de toplanıyor" diye durmadan yayın yaptı. Kongre'ye PKK'nın Avrupa'dakiler dahil bütün yönetici kadrosu katıldı. Cemil Bayıklar, Murat Karayılanlar hepsi oradaydı. Toplantı on gün sürdü ve Roj Tv Kandil'den görüntüler, röportajlar yayınladı. 21 ağustos, Aktütün baskınından iki hafta öncesi demek. PKK'nın 30 ağustosa kadar süren kongresine PEJAK da katıldı.

PKK, "Türkiye'nin hava saldırıları nedeniyle çok ciddi kayıplara uğradık," deyince, PKK'nın İran'daki kolu da Kandil'deki kongreye katıldı ve PEJAK Başkanı Hacı Ahmet "Bundan sonra birinci hedefimiz Türkiye" diye bir bildiri yayınladı. Bütün bunlar on gün boyunca oldu. Kandil'de üç kişi değil, 1200 kişi toplandı ama Silahlı Kuvvetler ağustos ayı boyunca Kandil'e tek bir hava operasyonu yapmadı.

Bunu izah etmek lazım. Halk bu sorunun cevabını öğrenmek ister. Eğer PKK'yı bitirmek istiyor idiysen ve bu kadar öfkeliysen, PKK'nın bütün yönetim kademesi ve kadrosu oradaydı. PKK tasfiye edilebilirdi. Bir değil, on gün sürdü bu kongre. Hadi hududa gelen adamları görmediniz dağlık falan dediniz... Örgütün televizyon yayınını da mı izlemediniz? Bu kongreden sonra Aktütün'de 17 genç öldü. Arkasından Diyarbakır'da polisler kurşunlandı. Eksiklikleri soran gazetecilere de ‘vatan haini' demeye varan açıklamalar yapıldı.

Eğitimsiz çocuklar cepheye yollanmaktaymış!..

Askerliğini sekiz aylık yapacak olan çocukları PKK ile temasa en açık uç noktalara gönderirsen olacak olan budur. Aktütün'de ölenlere bakın. Deneyimi olmayan çocuklardı. PKK'nın mücadeleyi yürüten Bayık, Karayılan dahil bütün yönetici kadroları ise 25 yıldır aynı yerdeler. Bizim Güneydoğu'da iki yıldan fazla görev yapan generalimiz, askerimiz yok. Zaten orada uzun süre bulunan da kafayı yiyor.

Benim uzun süre orada komutanlık yapan bir arkadaşım İstanbul'a geldiğinde jest olsun diye onu eğlenceli bir yere götürdüm. Adam bana silah çekecek hale geldi masada. ‘Biz orada ölüyoruz, siz burada zil çakıp oynuyorsunuz' diye... Hayattan öyle kopmuş ki...

Bütün komutanlar mahkemeye çıkarılmalıymış!..

Bizde nasıl siyasetin ezberi varsa askerin de bir ezberi var. Herkes dönemini tamamlayıp emekli olup gidiyor. Bölgenin tarihini de çok iyi bildiklerini hiç sanmıyorum.

Türkiye'de çok ümitsiz bir durum var demektir. Bu soruşturma, Aktütün'ün komuta kademesindeki sorumlularını kamuoyunu tatmin edecek bir şekilde mutlaka bulmalı ve onları askerî mahkemeye vermeli.

Türkiye'de Silahlı Kuvvetler dahil bütün kurumlar hesap vermeli. Eğer siz Foça'da dinlenme tesislerine dünyanın parasını harcayabiliyorsanız ve Aktütün karakolu için de para yok diyorsanız, bunun hesabını birileri ciddi olarak sorar ve sormalıdır da zaten. Türkiye de olumlu bir değişim oldu. İnsanlar artık soruyorlar, sorguluyorlar. Susanı da hoş görmüyorlar.

Aktütün saldırısıyla PKK zafer ve moral kazanmışmış!..

Şöyle de düşünülemez mi? Aktütün sürekli baskına uğruyor ve orada şehitler veriliyor. PKK bu karakollarda Türk ordusuna şehit verdirdikçe moral kazanmış olmuyor mu peki?

Şüphesiz öyle. Genelkurmay Başkanı'nın öfkesini yansıttığı basın toplantısı dahi ‘dünyanın sekizinci büyük ordusunun komutanını öfkeden deliye döndürdük' diye PKK'nın moral bulmasını sağlıyor.

Esasında Genelkurmay Başkanı kendi tabanına olan öfkesini başkasına yansıtıyor. Yoksa orgeneral seviyesine gelmiş birinin Aktütün'de ne olduğunu kavramaması mümkün değil. Orada ne olduğunu, sorumluların kimler olduğunu ve çarkın nasıl yanlış işlediğini biliyor. Ama Türkiye'de bütün kurumlarda olan ‘bizimse örtelim' tavrı sergileniyor. Ama Türkiye'de durum değişiyor. Toplum artık soru soruyor. ‘Aktütün'de ne oldu?' diyor. Bu yüzden de Genelkurmay Başkanı'nın açıklaması toplumu tatmin etmiyor.

Asker ve siviller terörden rant sağlamaktaymış!..

Çünkü bu iş askerin yapacağı bir iş değil. Bu iş bir güvenlik işi değil. Bu, Türkiye'nin demokratikleşmesi meselesidir. Zaten Türkiye'yi demokratikleştirdiğiniz takdirde ortada ne türban sorunu kalır, ne de Kürt meselesi. Türkiye'de AB'nin demokrasi standartları egemen olursa, ne asker böyle hesap sorulamaz konumda olur, ne yargı böyle çarpık işleyebilir, ne de yolsuzluklar bu düzeyde gerçekleşir. Ama bu ülkede Kürt sorunun çözümü istenmiyor. Çünkü bu işten herkesin çıkarı var. Sadece askerin değil, güvenlik birimlerinin, siyasetin, işadamlarının kısacası toplumun büyük bir kesiminin çıkarı var bunda. Kürt sorunu her türlü istismarı ve illegal parayı besliyor.

Anayasa Kürtlerin ve DTP'nin istekleri doğrultusunda yeniden yazılmalıymış!..

Kültürel ve siyasal haklardan başlayarak, Anayasa da dahil Türkiye'nin hukuk metinlerinde Kürtleri rahatsız eden bütün başlıklar yeniden yazılmalı. ‘Kürtlerle Türkler etle tırnak' lafı hukuka yansıtılmalı. Ayrıca Kürt meselesini çözmek için Öcalan'la görüşülmeli. Türkiye'de bu meseleyi onun dışında bir güç çözemez. Sorunun çözümüne etkin bir katkı sağlayamaz.

Apo İmralı'dan bir çiftliğe taşınmalıymış!..

PKK, büyük ölçüde onun kontrolünde. Öcalan'ın, tabanını ikna edeceği bir çözüm formülü ortaya çıkarılmalı. Bu arada İmralı süreci de bitmeli. Affı, serbest bırakılması söz konusu olamaz ama Öcalan daha iyi şartlarda hapis hayatını sürdürebilir. Zaten onun isteği de serbest bırakılmak değil. Türkiye'de istediği şehirde arazi alabilir ve gündelik siyasetin dışında tutularak bu mekânda ziyaretçileriyle görüşerek yaşayabilir." (Avni Özgürel'in Abdullah Öcalan için tavsiye ettiği çiftlik evine en uygun yer Çankaya Köşkü... Bari Apo'yu cumhurbaşkanı yapsınlar!? M.Ç.)

PKK artık "terör örgütü" sayılmamalıymış, bunu çok aşmışmış!

Asker seviyesinde de buna giderek yaklaşıldığını biliyorum. Orgeneral seviyesindeki bazı komutanların Öcalan'la İmralı'da görüştükleri şimdilerde yazılıp çiziliyor. Bakın... Kürt meselesi sadece hukuk ve şiddet meselesi değil. Bu işin bir de psikolojik boyutu var. Biz PKK'ya terör örgütü diyoruz ama PKK sadece bir terör örgütü mü? Avrupa'da temsilciliğinin olmadığı ülke yok. Devletlerle diplomatik ilişkileri var. Öcalan'ın mitinglerde binlerce posteri taşınıyor. PKK terör örgütü olmaktan çıkmış çok irileşmiş bir yapı.

Öcalan'la İmralı'da ne görüşüldü sizce?

Özellikle istihbarat birimleri görüştüler. Kürt sorunu çözülebilir mi sorusunun cevabı aranıyordu bu görüşmelerde. Cevabın, ‘evet çözülebilir' olduğu ortaya çıktı. Bu cevabı asker de, istihbarat örgütü de biliyor. Ama asker katında bunu terennüm etmek cesaret işi.

Ergenekon paşaları da İmralı'ya gitmişler. Onlar Öcalan'la ne görüşmüşler?

 ‘Bu adam terörü bitirebilir. Terör biterse biz ne yaparız' diye bir tarafı var bu işin. Bu ülkede Kürt sorununun çözülmemesinden çıkarı olanlar var. Türkiye yurtdışından çok ciddi silah alımları yapıyor. İnsansız uçaklar, Awacslar kaça acaba? Türkiye bir an önce Kürt sorununu çözmek zorunda. Aksi takdirde parçalanmaya gider. Kürt milliyetçiliği büyük bir tehdit olmaya başladı.

PKK'nın Ergenekon'la bağlantısının olduğundan söz ediliyor. Nasıl bir bağlantısı var?

Geçmişte çok iç içeydi. Bu ilişki sadece uyuşturucu işinde değil, eylem düzeyinde de var. ‘Siz de çok pısırıklaştınız. Bir iki çatapat yap ki, bize ihtiyaç olsun' denebilir PKK'ya.

DTP'nin kapatılmaması lazımmış!.

İnşallah kapatmazlar. Kürt meselesi DTP'nin kapatılmasından çok kötü etkilenir. ‘Demek ki siyasetle bu iş çözülmüyor. Dağ diyenler haklıymış' duygusunu uyandırır bu insanlarda. Dağdaki mücadeleye destek ve katılım artar. [2]

İşte, katıksız bir AB hayranı, koyu bir AKP taraftarı; doğal olarak ve dolayısıyla ABD ve İsrail'in kiralık kuklası yazar yaftalı bir yalaka'nın, kafa yapısı ve karanlık hesapları!?.























[1] Hasan Hüseyin Memiş / www.solbirlik.com / 23.10.2007

[2] www.taraf.com - Avni Özgürel - Röportaj - Olayın sorumluları Divan-ı Harbe verilmeli

Abdullah AKGÜL -

Karşılaştırmalı İslam ve Batı Hukuku araştırmacısı.

El-Ezher Üniversitesi Usuliddin Fakültesi Mezunu.

Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Mezunu

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

İslami ahlak ve yaklaşımda: dinine, devletine ve milletine değil, kendi...
Devami
  Daha önce ABD Dışişleri Bakanı Condolleezza Rice ile  ‘stratejik...
Devami
  Kur'an, İslam dininin temel ve mukaddes kitabı ve tabii...
Devami
  Kur’an-ı Kerim sadece Arapça lafzını okumak için değil, O’nu anlamak,...
Devami
  Bu yazı beş yıl önce yazıldı, güncelliğini hâlâ korumaktaydı: Mısır Kahire’de...
Devami
Çok değerli ve dini gayretli kardeşim Hacı Ramazan Yıldırım; “PEŞAVER...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1370

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR