Reklam
Reklam
Reklam

KAPİTALİZMİN İFLASI ABD'NİN ÇIRPINIŞI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

Şimdi, Amerika'nın gücü sorgulanıyor; Süper Güç, sıfırı tüketiyor!

İngiltere'nin önde gelen düşünce kuruluşlarından Chatham House'un direktörü Dr. Robin Niblett; Berlin'de katıldığı bir konferansta yaptığı konuşmada: "ABD'nin küresel egemenliğinin sürdüğünü" söyleyen bir Amerikalının artık şüpheyle karşılandığını hatırlatmıştı. ABD'nin eskiye kıyasla geriliyor göründüğünü söyleyen Niblett, Bush yönetiminin son günlerinde bunun hızlandığını belirterek, "Yeni güçlerin doğuşu, bazı ülkelerin petrol zenginliğinin artması ve ekonomik gücün küresel olarak dağılması buna ivme kazandırıyor" açıklamasını yapmıştı. Amerikan askeri gücünün olması gerekenden daha fazla yayıldığını ifade eden Niblett, Bush'un bazı problemleri kendisinin doğurduğunu ve krizin Beyaz Saray kapılarına uzanabileceğini söyleyerek, vergi kesintilerinin harcama kesintilerini karşılamadığını;  Irak'taki başarısızlık ve Afganistan'da yaşanan sıkıntıların yanı sıra Rusya'nın Gürcistan'a müdahalesinin de artık bir dönemin sonunun yaklaştığını ve ABD saltanatının yıkılışa hazırlandığını vurgulamıştı..

 

Tarihin değil, Amerika'nın sonu geliyor

İşgal ve yağmalar, kan ve gözyaşı, sömürü ve istismar imparatorluğu Amerika, içine girdiği ekonomik ve sosyal krizden çıkamıyor. 21'inci yüzyılın Amerikan yüzyılı değil, Amerikan rüyasının iflas ettiği bir süreç olacağı kesinlik kazanıyor.

Hâlihazırda Afganistan ve Irak başta olmak üzere özelde İslam dünyasında genelde ise tüm dünyada işgal ve yağmalamalara devam eden ABD, kendi iç çelişkileri nedeniyle derin bir mali krize girdi. Kan ve gözyaşı üzerine bir imparatorluk kurmaya çalışan ABD'nin içine girdiği sosyal ve ekonomik kriz, zulüm ile abad olunamayacağını bir kez daha gösterdi. Amerikan egemenliğiyle beraber tarihin sonunu ilan eden Amerika, kendi sonuyla yüzleşmek zorunda kalıyor.

Canavar kendini imha ediyor

ABD'de yaşanan finansal kriz, Amerika'nın tek kutuplu dünyadaki süper güç statüsünü sarsmaya başladı. London Schools of Economics'den emekli olan ünlü siyasi analist Prof. John Gray, İngiliz Observer gazetesine yazdığı makalede, şu an yaşananları tarihi bir jeo-politik değişim şeklinde niteleyerek, "Dünyadaki güç dengeleri geri dönülemez şekilde değişiyor" ifadelerini kullanıyor. Gray'a göre, "Amerika'nın küresel liderlik dönemi sona eriyor ve Amerika'nın serbest piyasa öğretisi kendi kendi imha ediyor."

Kan ve gözyaşı üzerine bir imparatorluk kurmaya çalışan ABD'nin içine girdiği sosyal ve ekonomik kriz, zulüm ile abad olunamayacağını bir kez daha gösteriyordu. Amerikan egemenliğiyle beraber tarihin sonunu ilan eden Amerika, kendi sonuyla yüzleşmek zorunda kalıyordu. ABD'de yaşanan finansal kriz, Amerika'nın tek kutuplu dünyadaki süper güç statüsünü sarsmaya başladı. Askeri açıdan Afganistan ve Irak'ta sıkıntılı bir dönem geçiren ABD'ye bir darbe de finansal olarak birçok ülkeyi de etkileyen krizle geliyordu. İdeolojik olarak bakıldığında ise, kendi piyasaları çöküntüye uğradığı takdirde ABD'nin serbest piyasa politikasını savunmasının daha da zorlaşacağı bekleniyordu.

Güç dengeleri değişiyor

Geçtiğimiz aylarda London Schools of Economics'den emekli olan ünlü siyasi analist Prof. John Gray, İngiliz Observer gazetesine yazdığı makalede, şu an yaşananları tarihi bir jeo-politik değişim şeklinde niteleyerek, "Dünyadaki güç dengeleri geri dönülemez şekilde değişiyor" ifadelerini kullanıyor. Gray'a göre, "Amerika'nın küresel liderlik dönemi sona eriyor ve Amerika'nın serbest piyasa öğretisi kendi kendini imha ediyor." Bir yönetim ve ekonomi modelinin çöktüğü Sovyetler Birliği'nin düşüşü öncesinde önemli belirtiler göründüğünü ifade eden Gray, ABD Hazine Bakanı'nın çaresizlikten dizleri üzerine çöktüğü bir sırada Çinli taykonotların uzay yürüyüşü yapmasının da sembolik olmaktan daha çok manalar taşıdığına inanıyor.  Komünizmin çöküşünden sonra dünyaya hükmeden tek süper güç konseptinin bundan sonra geçerliliğini koruması çok zor görünüyordu. 

Çok kutuplu dünya geliyor

Beyaz Saray'daki şahinlere rağmen önde gelen birçok muhafazakar düşünür de, ABD'nin dünyanın önde gelen gücü olmayı sürdürecek olmasına rağmen, artık çok kutuplu bir dünyanın ortaya çıktığına inanıyor. ABD'de Neo-con'ların hazırladığı "Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi"nin kurucusu olan Robert Kagan da Foreign Affairs dergisinin güz sayısındaki makalesinde, "Bugün Birleşik Devletler'in gerileme içinde olduğunu ilan edenler, dünyanın Görkemli Amerika'nın melodisiyle dans ettiği geçmişi hayal ediyor" ifadelerini kullanıyor. Kagan makalede ayrıca şu görüşlere yer veriyor: "Dünya bugün 20'nci yüzyılın sonlarında olduğundan çok 19'ncu yüzyılın sonlarına benziyor. 19'ncu yüzyıl düzeni, Soğuk Savaşı'nki gibi sona ermedi. Böyle bir kaderden kaçınmak için ABD ve diğer demokratik ülkeler, çıkarlarına, Soğuk Savaş döneminde olduğundan daha çok dikkat etmek zorunda kalacaklar." ABD'nin, dünyanın en güçlü demokrasisi olarak kutuplaşan dünyaya karşı çıkmaması, bunu memnuniyetle karşılaması gerektiğini belirten Kagan, "Aynı zamanda Asya ve Avrupa demokrasilerinin de, daha mükemmel bir liberal düzene yönelik gelişimin sadece kanunlara ve talebe değil aynı zamanda bu düzeni destekleyip savunabilecek güçlü uluslara da ihtiyaç duyacağını keşfetmesi gerekiyor" diyordu.

Büyük çöküş hızlanıyor!

Önümüzdeki haftalar-aylar içinde ABD'de bankaların kapılarına kilit vurabileceğini, hesaplara girişi önleyebileceğini, hesapların boşaltılmasının bu şekilde önüne geçmeye çalışabileceğini söyleyenler haklı çıkacağa benziyor.

Milli Çözüm aylar öncesinden Ekim-2008'e dikkat çekmişti. Ay sonuna kadar ABD ve Avrupa'da, öngörülemeyen sürprizlerin yaşanabileceği, krizin kıtalar arası dalgalar halinde yayılabileceği konusunda ABD'nin en büyük bankası ile şubeleri arasında bilgiler dolaşıyormuş.

"O an geldiğinde, yani kontrol kaybedildiğinde kapıya kilit vurun! Hesaplara girişi durdurun! Para çekilmesine engel olun!" deniyormuş!..

Marmara Üniversitesi İktisat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Osman Altuğ: Üretim ekonomisi kapitalizmden intikam alıyor!

Ekonominin iki yönü vardır. Bir üretim yanı... Diğeri parasal yanı. Üretim yanı somuttur, miktardır, kilodur, adettir, işçi saatidir, makine saatidir, alınteridir, göz nurudur, işçidir, çiftçidir, helalinden kazanan sanayicidir. Ekonominin parasal yönü ise soyuttur... Şöyle örnekleyelim. Bir ülkede 100 tane yumurta üretiliyor, buna karşılık 100 lira basmışsınız. Bir yumurtanın fiyatı ne kadar 1 lira. Yumurta üretimini artırmanız için ne yapmanız lazım, tavuklara iyi bakmak lazım, horozların yani yatırımcıların moralini iyi tutmanız lazım. Yumurta üretimi 200'e çıkarsa, bir yumurtanın fiyatı 50 kuruş olur. Yumurta üretimi yarıya düşerse, fiyatı ise ikiye katlanır. Demek ki, paranın değerini belirleyen asıl unsur üretimin gücüdür. Elinizdeki kalemle yumurta resmi yapabilirsiniz, ama, yumurta yapamazsınız. Elinizdeki kalemle para yapabilirsiniz, matbaada basabilirsiniz, ama, yumurta yapamazsınız. Birisi son derece oynak, öbürü ise emek gerektirir, çaba gerektirir.

Balon sönüyor!

Paranın değerini belirleyen üretim gücü, epeyden beri arka planda kalmıştı. Buna karşılık üç kağıt ekonomisi ön plana çıktı. Şişirdikçe, şişirdiler... Yüz tane lirayı yaptılar 100 bin lira. Ama yumurtanın sayısı hala aynıydı. Yani üretim yapılmamıştı. Üretim ekonomisi büzüldü, parasal ekonomi şişti. Şişen şey ise patlar. Balon... Karşılığı üretimde değil. Üretimdeki sermayeyi üç kağıt ekonomisine kaydırdılar. Şimdi de üretim ekonomisi bütün dünyada intikam alıyor. Kimden? Üç kağıtçılardan. Alın teri faizden ve rant ekonomisinden intikam alıyor!

Bu intikamın neticesi tam manasıyla ortaya çıkmış değildir. Dünyadaki büyük şirketlerin bilançoları, Mart ayında açıklanmaya başlayınca asıl gümbürtü o zaman kopacaktır. Üretmeyen toplumun tüketmeye hakkı bulunmadığı, üretmeden tüketilince ortaya çıkan maliyetin herkesi yakacağı anlaşılacaktır.

Biz, öncelikle rekabet gücümüzü sorgulamalıyız. Tarımda kendi kendimize yetebiliyorduk, şimdi kuru fasulyeyi Arjantin'den alıyoruz. Türkiye, nereden nereye geldi? Diyorlar ki, "Biz kamu olarak borcu artırmadık"... Peki, belediyelerin borcu? Bunlar kamu borcu değil mi? Borcu artırmadınız ama, boyuna yer sattınız. Bununla borcun ödenmesi gerekmiyor muydu? Borç aynı kaldıysa, sattığınız bu yerlerin parası nereye gitti? Efendim, "Onları faiz ödedik"... Malları sattıysan, Cumhuriyetin göz nuru KİT'lerini sattıysan, ne yaptın bu parayla? Birilerinin kalkıp buna dur demesi lazım... Şunu sormak lazım bir de: Siyasetin finansmanını kim yapıyor? Siyasetin finansmanını halk yapmadığı için, para yaptığı için bizim sistemimizin adı parakresidir. Parası olanların ekonomisidir.

Sıcak para Türkiye'yi terk ediyor

"Sıcak para" olarak da adlandırılan kısa vadeli yabancı finansal sermayenin Türkiye'deki portföyünün büyüklüğü, küresel mali krizin kasırgaya dönüştüğü son haftalarda rekor hızla eridi.

2007 sonunda 107 milyar doların üzerinde bulunan sıcak para 10 Ekim itibariyle 59.5 milyar dolara kadar indi. Sıcak parada yılbaşına göre erime 47.6 milyar dolara ulaştı.

Bu kapsamdaki büyüklüklere ilişkin veri yayın periyodunun çakıştığı 10 Ekim itibariyle 60 milyar doların altına inen sıcak paranın en büyük bölümünü oluşturan İMKB'deki yabancı portföyünün 23 Ekim itibariyle de 23 milyar dolara kadar gerilediği dikkate alındığında ise toplam hacmin bu tarihte 50 milyar doların da altına indiği tahmin ediliyor.

Merkez Bankası, İMKB, Merkezi Kayıt Kuruluşu, BDDK verilerinden yapılan belirlemelere göre yabancı yatırımcıların Türkiye'de Borsa, devlet iç borçlanma senetleri (DİBS) ve mevduatta tuttukları; "sıcak para" olarak adlandırılan portföylerinin büyüklüğü, 10 Ekim itibariyle 59 milyar 466 milyon dolar düzeyine geriledi. 2007 sonunda 107 milyar 39 milyon dolar olan sıcak parada 10 Ekim'e kadar olan dönemdeki küçülme 47 milyar 573 milyon dolarak ulaştı.

10 sene sonra Türkiye batıyor! 

Türkiye 1950'lerde borçlanmaya başladı. 10 (on) sene içinde (1950-1960)  30 milyar dolar borçlandı.

O dönemde büyük işsizlik olduğu için çok verimli sonuç alındı ve Türkiye tarım döneminden kısmen sanayi dönemine geçmeye başladı.

1997'ye gelindiğinde Türkiye'nin borcu 80 milyar dolardı.

Refah-Yol Hükümeti, borçlanmadığı halde büyük hamle yaptı ve ülkemiz kalkındı.

Ama özellikle ondan sonra Türkiye neden borçlanmıştır?

2002 yılına gelindiğinde Ecevit Hükümetleri beş yılda 70 milyar dolar borçlanmıştı ama ülkeye bir çivi bile çakılmamıştı.

Aslında böyle bir borçlanmaya da hiç gerek yoktu.

Şimdi 2002'de 150 milyar dolar borçla yönetimi devralan ‘bir parti' vardır ve beş yıl sonra yani 2008'in başında ağır dış borç yükü ile karşı karşıya kalmıştır.

150 milyar dolar devraldıkları borç, bugün beş yıllık faizi ile 300 milyar dolardır.

Buna KİT'lerin 50 milyar dolarını da eklersek; Türkiye 350 milyar dolar dış borca batmıştır.

Bu arada yapılması gerekenlere ve yapılabileceklere göre bakıldığında, bu partinin de ülke yararına bir çivi çakmadığı, mevcutları sattığı ve yağmalattığı açıktır.

Ama biz bu partinin de en az 50 milyar dolar daha borçlandığını kabul edersek bu durumda Türkiye'nin 400 milyar dolar dış borcu vardır.

Bu borç 5 (beş) sene sonra ne olacaktır?

Hesap edelim bakalım:

5 sene sonra bu borç aynı formülle 800 milyar dolara çıkacaktır.

10 sene sonra bu borç aynı formülle 1600 milyar dolara fırlayacaktır.

Türkiye'de 16 milyon aile olduğunu kabul edersek:

Aile başına borç yükü 100 bin dolar olacaktır!

Her aile yılda 12 bin dolar faiz yükü sırtlanacaktır.

Yani,

Her aile ayda 1000 (bin) dolar faiz ödeyecektir! 

Bu arada her ailenin yaşayabilmesi için de ayda en az 2000 dolar kazanması gerekir.

Elbette on sene sonrasında geçinme şartları da böyle kalmayacaktır.

Tesbit ettiğimiz bu durum, bundan sonra yani önümüzdeki on yılda Türkiye'nin yeni borç almadığını farz edersek, böyle olacaktır. Aksi halde daha da artacaktır.

Sonuç:

Demek ki 10 sene sonra Türkiye iflas edecek; 10 sene sonra Türkiye batacaktır.

Kanser olan hastaya biçilen ömür gibi ömür hesaplıyoruz.

Hesapta bir yanlışımız varsa, biri çıksın da bize izah etsin.

Ama karşımıza çıkmak bir yana, ağızlarını bile açamazlar.[1]

İbrahim Karagül'ün tespit ve temennileri gerçekleri yansıtıyor:

"İnsanlar paniğe kapılıp paralarını çekmek için bankalara hücum eder ve hesaplarını boşaltmaya başlar. Çünkü kriz yolsuzluğa yol açacaktır. Bankaların krizi hazine krizine dönüşebilir.

İnsanlar bankalara hücum ederse bankalar hesapları dondurur. Bankacılıkla ilgili aslında kimsenin hatırlamadığı o olağanüstü yasalar devreye girebilir.

Hesapları dondurulanlar deliye döner. Yer yer gösteriler başlar. Bir çeşit ayaklanma baş gösterir.

Sıkıyönetim yasaları devreye girer. Şimdi kimse bu konudaki değişiklikleri, hazırlıkları da hatırlamayacaktır. Ama bir kaç yıldır o hazırlıklar neredeyse günü gününe bu köşede tartışılmış, sorgulanmıştır. İzleyenler bilecektir.

Olağanüstü şartlar ortaya çıkar, sıkıyönetim yasaları devreye girerse kimse hesabından belli miktarın üstünde para çekemeyecektir.

Pazartesi günü ABD tarihinde ilk kez ordunun iç güvenlik için harekete geçirildiğini duyurmuştum. Bu görevlendirme 1 Ekim'den itibaren geçerlidir.

Sıkıyönetim ve olağanüstü hal durumu krizin artık başka bir hal aldığı anlamına gelecek, ekonomik kriz tamamen sistem krizine dönüşecektir."

Amerika'yı artık Sosyalist devlet olarak tanımlayan ve bugünlerde oldukça popüler olan ekonomi profesörü Nouriel Roubini, olayın finans krizi değil tamamen sistem krizi olduğunda ısrar ediyor. Ona göre daha en kötüyü görmedik. Bugünler kabus ama sistemin temelden çökme riski çok yüksek. Asıl korkulması gereken de bu.

Tam 12 aşamalı kriz analizi yapıyor. Bu aşamalar büyük oranda gerçekleşmiş. Şuan dokuzuncu ya da onuncu aşamadayız. Emlak balonunun patlamasını birinci aşama, kredi krizini ikinci aşama, diğer kredilerdeki krizlerin üçüncü aşama olarak gösteren Roubini, dokuzuncu aşamayı bankacılık sisteminin çöküşü olarak gösteriyor. Ona göre bu 12 aşamanın sonu "Finansal felaket" olacak.

850 milyar dolarlık paketin bile işe yaramayacağını, dolayısıyla Avrupa'daki kurtarma paketlerinin de akıbetlerinin aynı olduğunu, "ticari sistem"in çöküşün eşiğinde olduğunu söylüyor. Yani önümüzde tam anlamıyla bir ekonomik felaket beklentisi hakim.

Şimdi;

ABD'deki borsa verileri, Türkiye'deki döviz borsa hareketleri, Rusya'nın borsayı kapatması, Asya'daki hareketlilik gibi güncel veriler olayın vahametini anlatmakta yetersiz kalıyor. Biz, ısrarla olayın ekonomik sistemi çökertecek nitelikte olduğunu, bunun siyasi sorunlara yol açacağını, hatta toplumsal krizlere, yeryüzünün bir çok bölgesinde kaynak savaşlarına yol açacağını vurguluyoruz.

Daha şimdiden Avrupa Birliği, mali açıdan neredeyse dağıldı. Bugüne kadar siyasi bir cüce, askeri olarak bir hiç olan, sadece ekonomik güç kullanabilen AB, krizde ilk olarak birlik düşüncesini feda etti, "herkes başının çaresine baksın" demeyi tercih etti.

Olağanüstü günler geliyor. Ardından olağanüstü önlemler gelecek. ABD Merkez Bankası Başkanı'nın bile yarın sabahı göremediği bir belirsizlikler dönemi yaşıyoruz. Genel kanaate göre büyük çöküşe bir adım kaldı. Hepimizi şok eden kötü sürprizlere uyanabiliriz. Çünkü bugüne kadar yaşadıklarımız daha öncü depremler sayılıyor!"[2]



















[1] Reşat Nuri Erol / Milli Gazete

[2] 07 Ekim 2008


Bu yazarin diger makaleleri

ABD'li işçiler ve işsizler: Savaşa, Borsa'ya para varsa, bize de...
Devami
  ABD, PKK konusunda var olan koşullarda Türkiye'ye asla yardım...
Devami
İsmail Cem İpekçi'nin amcazadesi ve Yahudi dönmesi modacı Cemil İpekçi...
Devami
  Aslında düşmanlıklardan değil, gövdeyi beslemek üzere, avlarını parçalamak için...
Devami
Siyonist Yahudi Liderlerinin hedef ülkeleri zayıflatmada kullandıkları sinsi yöntemleri içeren...
Devami
Dindar kahramanlar sayesinde Türkiye-İsrail anlaşması sağlanmıştı! AKP iktidarının Dışişleri Bakanlığı, Türkiye-İsrail...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1880

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR