Reklam
Reklam
Reklam

Ahmet Hakan’a ve Aynı Kafada Olanlara: ERBAKAN’I SEVMEK ŞEREFTİR!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

Pek çok kimse, Numan Kurtulmuş’un ayrılması halinde SP’nin “Erbakan’ı Sevenler Partisi”ne dönüşeceğini yazmıştı. En son Hürriyet’ten Ahmet Hakan da bunu tekrarlamıştı. Bu tabiri, bizleri küçümsemek, kötülemek ve önemsiz göstermek için kullansalar da, aslında bir doğruyu ve gerçek bir olguyu ifade ettikleri için, kendilerine kızmamak lazımdı.

Şimdi, kendi itirafıyla: ne sağcı, ne solcu, ne muhafazakâr, yani renksiz bir “hülle” partisi kurup, ileride AKP’ye katılmak veya rağbetini artırıp daha pahalıya pazarlanmak, en azından Saadet’in oylarını parçalayıp malum odakların nazarında puan kazanmak isteyen Numan Kurtulmuş’tan kurtulduktan sonra, Saadet’te kalanların; “Erbakan’ı Sevenler” topluluğu olarak tanıtılması bize; Hz. Peygamber Efendimizin: “İmanın özü, Allah için sevmek ve yine Allah için buğzetmektir” hadisini hatırlatmıştı. Çünkü Allah için sevmek, Allah sevgisinin en açık tezahürü olmaktaydı.

Bu nedenle Erbakan’ı sevenler;

  • Yüzde üçlerde gösterilen, ama ne hikmetse dış güçlerin ve işbirlikçilerin korkulu rüyası haline gelen Saadet Partisi’nden, dünyalık bir makam ve menfaat bekleyerek ve riyakârlık-yalakalık ederek böyle davranıyor sayılamazlardı. Varsa bile, bu tiyniyetsiz tipler oldukça azınlıktaydı.

Peki, o zaman Erbakan Hoca’ya duyulan bu derin ve samimi sevginin altında ne yatmaktaydı?

Erbakan’ı seven milyonlar, hâşâ ahmak ve avanak olmadıklarına göre, acaba iktidar partilerinin imkânlarından yararlanma fırsatlarını tepeleyerek, neyin peşinde koşmaktaydı, bunlar neyi amaçlamıştı, neyi aramaktaydı?

Bu tür soruların bir tek yanıtı vardı: Bu insanlar Erbakan Hoca’yı Allah için seviyor ve Allah yolunda Ona tabi oluyorlardı!..

Çünkü:

Erbakan; Hakkın davasını ve halkın refahını savunmaktaydı.

Erbakan; Kur’ani gerçeklerin tercümanı ve İslam’ın hizmetkârıydı.

Erbakan; değişmez doğruları esas alarak, değişen şartlara ve ihtiyaçlara uygun ilmi, insani ve İslami projeler ortaya koymaktaydı.

Erbakan; Türkiye’de halkımızın kahır ekseriyetini temsil ettikleri ve ülkenin yükünü çektikleri halde, inançlarından ve hayat tarzlarından dolayı sürekli ve sistemli şekilde horlanan ve dışlanan mü’minlere:

  • Özgüven kazandırmış
  • Onları belediye başkanı, milletvekili, bakan, başbakan ve cumhurbaşkanı makamlarına taşımış
  • Ezilen halka ticaret erbabı ve işadamı olma yolunu açmış
  • Her seviyede yüksek memur ve bürokrat yapılmalarını sağlamış
  • Milletimize, diğer Müslüman ve mazlum insanlık alemine, dünyadaki mevcut zulüm ve sömürü düzeninin gizli müsebbiplerini yani Siyonizmi tanıtmış;
  • Bu haksız ve ahlaksız sistemden kurtuluş yollarını anlatmış, diriliş ve direniş mücadelesini başlatmış
  • Ve işte bütün bu nedenlerden dolayı, mel’un dış güçlerin ve münafık işbirlikçilerin topyekûn hücumuna uğramış
  • Ama inandığı ve uğruna tüm hayatını ve rahatını harcadığı; kırk yıldır zerre kadar sapmadığı ve yalpalamadığı davasından asla caymamıştı.

İşte bu yüzden, yani sadece Allah’ın rızası ve mazlumların hatırı için Erbakan’a sevgi ve saygı duyulmaktaydı.

Erbakan’ı sevenler ne kadar şerefli ve şanslı, kendisini ve sevenlerini tahkir etmeye yeltenenler ne kadar nasipsiz ve zavallıydı…

Artık herkes biliyor ki; Cumhurbaşkanından Başbakanına, bakanlarından yüksek bürokratlarına, pek çok işadamından bilim erbabına, hatta yazar-çizer takımından sanatçısına… Nice rağbetli ve etiketli kişi, bulunduğu mevkisini Erbakan’a ve Milli Görüş davasına hıyanetine ve yani dönekliğine borçlu bulunmaktaydı. Yani dolaylıda olsa Onun sayesinde adam sınıfına katılmıştı. Evet, Yahudi Lobilerinin, Siyonist merkezlerin, Masonik mahfillerin ve işbirlikçi çevrelerin gözüne girmenin ve ganimet devşirmenin en kolay ve en ucuz yolu Erbakan’a madik atmaktı! O ne seçkin ve etkin bir şahsiyet ki, dostluğu huzur ve onur, düşmanlığı ise, malum ve mel’un odaklar yanında ganimet ve gurur kazandırmaktaydı.

Bugün Türkiye’de ekonomik, sosyal ve siyasal alanda görülen bütün bereketlerin ve olumlu gelişmelerin arkasında Erbakan’ın emeği ve devrim niteliğindeki hizmetleri yatmaktaydı. Yine bu ülkede hala süren birtakım fakru zaruretlerin, zillet ve eziyetlerin sebebi de, yine Erbakan’ın devre dışı bırakılmasıydı. “Aman gerçeği gelmesin” diye taklidine rıza gösterilerek; ve tabi toplumda taban ve taraftar edinmek mecburiyetiyle, istemeden de olsa bazı tavizler verilerek iktidara taşınan ve orada tutulan AKP dönemindeki birtakım hayırlı girişimlerin ve yararlı gelişmelerin asıl sevabı da elbette Erbakan Hoca’nındır; çünkü Erbakan ve SP korkusu olmasa, onları bir gün bile iktidarda tutmayacaklardı… Ve maalesef AKP’nin tahribatları tamiratlarından kat be kat fazlaydı.

Bir zamanlar, Kanal 7’de, Masonların gizli ve kirli ayinlerini deşifre ettiği için usulünce terbiye edilip hizaya getirilen ve Milli Görüş çizgisini terk eden AHMET HAKAN, bugünkü Hürriyet yazarlığına ve TV programcılığına, acaba neyin karşılığı ulaşmıştı?

Erbakan’ı sevenler, Onu Allah için sevip sahip çıkmaktaydı. Onun ülkemize, milletimize, gençliğimize ve geleceğimize yaptığı hizmetleri unutmamışlardı, vefalı insanlardı.

Bir şahsı ve davayı, Allah için sevip sahiplenenleri küçümseyip alay konusu edinmek, hatta hıncını alamayıp hücuma yeltenmekte; Allah’a, Kur’an’a, Resulüllah’a ve İslami esaslara hakaret etmek ve husumet beslemek arasındaki şeytani bağlantıyı, sağlam kaynaklardan okuyup, irfan ve vicdan ehli ilim erbabından sorup öğrenmek lazımdı.

Bu arada bir kişiyi; “Allah için sevmek”le, hâşâ “Allah gibi sevmek” elbette ve kesinlikle karıştırılmamalıydı. Çünkü bir insanı Allah için sevmek ve saygı göstermek ne kadar sevapsa, tutup Allah gibi sevmek ise o derece sapkınlıktı.

“İnsanlar içinde, Allah’tan başkasını (Ona) eş ve ortak tutanlar vardır ki, (bu şahısları) Allah’ı sever gibi sevmektedir. (oysa) İman edenlerin (ise) Allah’a olan sevgileri (herkesten ve her şeyden farklı ve) şiddetlidir” (Bakara: 165) ayeti bu konuda mü’minleri uyarmaktadır.

Velhasıl, Ahmet Hakan’ın ve o kafada olanların bizlere, yani Saadet Partililere ve Milli Görüşçülere “ERBAKAN’I SEVENLER DERNEĞİ” sözlerini, her ne maksatla söylerse söylesinler, bu bizi asla gocundurmamakta, tam aksine onurlandırmaktadır.

  • Bütün Şeytani şebekelerin
  • Bütün şerli taifelerin
  • Bütün Siyonist Lobilerin
  • Bütün Masonik mahfillerin
  • Bütün Batılı ve barbar güçlerin
  • Bütün münafık ve marazlı kesimlerin
  • Bütün dönek ve ödlek kişilerin

gıcık aldığı ve aleyhine çalıştığı Erbakan gibi bir Zatı sevmek ve desteklemek ne büyük bir bahtiyarlıktır.

Sn. Ahmet Hakan.. Birçok yamukluğuna ve yalpalamana rağmen, hala zaman zaman bazı yetkili, etiketli, etkili ve rütbeli şahısların yanlışlık ve haksızlıklarını dile getirmen, sizdeki bozulma ve yozlaşmanın sözde ve görünüşte kaldığı, gönlünüze ve özünüze ulaşmadığı ve inşallah vicdan ayarınızı henüz bozmadığı ümit ve kanaatini doğurmaktadır. Yani bizlere “Erbakan’ı Sevenler Partisi” derken, bunu alaycı ve aşağılayıcı bir niyetle değil, içinizde saklayıp dışa vuramadığınız, hayırlı bir gıpta ve kıskançlık dürtüsüyle dile getirdiğinizi sanmakta ve bu hüsnü zanla; nefislerimizi kuşatan ve ne mal olduklarını çok iyi bildiğimiz kişi ve kesimlere mecbur ve mahkûm bırakan şartlardan kurtulmamız için duacı olmaktayız.

Haklı ve hayırlı davasında sadık ve sağlam kalmak, nefsi hevesleri ve dünyalık beklentileri uğruna izzeti nefsini ve İslami haysiyetini rüşvet sunmamak, böylece inancı ve vicdanıyla barışık yaşamak, herhalde gıpta edilmeye layıktır. Ve en büyük aldanış, hayatı bu dünyadan ibaret sanmak veya dünyalık arzularına ulaşmak karşılığı ahretini satmaktır. Oysa yegâne kuvvet ve kudret sahibi yalnız Cenabı Hak’tır, en yüksek ve gerçek mutluluk, Ona kul olmaktır. İşte birisini Allah için sevmek ve bunun getireceği mahrumiyetlere sabretmek, Allah’a kulluğun en şaşmaz göstergesi sayılmıştır.

Allah’ın dinine ve düzenine karşı mücadele yürüten insanlara sevgi beslemek ise, ya ahmaklıktır, ya da alçaklıktır

Mü’minin bütün değer yargıları Kur'an ve sünnet üzerine kuruludur. Çünkü o Allah’ın kuludur, istikameti Peygamberin yoludur. Sevgi de bunların başında gelen bir duygudur. Mü’minin en çok Allah'ı ve ancak Allah'ın sevdiklerini sevmesi uygundur. Allah'ın ve mü’minlerin düşmanlarına karşı sevgi beslemesi ise; iman, akıl ve ahlak bozukluğudur. Bu, Kur'an'da Allah'ın belirlediği net ve kesin bir ölçü olmakla birlikte, samimi bir mü’minin zaten imanının doğal bir sonucu olarak başka türlü hissedip davranamadığı bilinen bir durumdur. Bunu içinden gelerek samimi bir şekilde yapıyor, imanının derecesi ölçüsünde, Allah'a ve müminlere duyduğu sevginin şiddeti de artıyordur. Bu yüzden, isterse en yakınları için olsun, mü’minin bu ölçünün dışında bir bakış açısına sahip olmasını beklemek; herkesi ve her haliyle sevip, küfrü ve kötülüğü hoş görmek Şeytani bir yorumdur. Ayette bu durum şöyle açıklanır:

“Allah'a ve ahiret gününe iman eden hiçbir kavim (topluluk) bulamazsın ki, Allah'a ve elçisine başkaldıran (Kur’an ve Sünnet ölçülerini gereksiz ve geçersiz sayan ve İslam’la savaşan) kimselerle bir sevgi (ve dostluk) bağı kurmuş olsunlar; bunlar, ister babaları, ister çocukları, ister kardeşleri, isterse kendi aşiretleri (partileri, tarikatları, mezhepleri, cemaatleri) olsun. (Kur’an-ı esas almayanlara ve İslam’ı yozlaştırmaya çalışanlara asla sevgi ve saygı beslemezler) İşte böyleleri, öyle kimselerdir ki, (Allah) kalplerine imanı yazmış ve onları Kendi'nden bir ruh ile desteklemiştir...” (Mücadele Suresi: 22)

Ancak her şeye rağmen, zaman zaman, Kur'an'ın hükümlerini yeni kavrayan, imanla, İslam'la yeni tanışan kişilerde geçmişlerindeki hatalı sevgi ve dostluk anlayışını sürdürme eğilimi olabilir. Genelde bilgi eksikliğinden ve imani bakış açısının henüz tam olarak kalbe yerleşmemesinden kaynaklanan bu tutumun ne derece yanlış olduğu Kur'an'da şöyle bildirilir:

“Ey iman edenler, benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları veliler edinmeyin. Siz onlara karşı sevgi yöneltiyorsunuz; oysa onlar Haktan size geleni inkâr etmişler, Rabbiniz olan Allah'a inanmanızdan dolayı elçiyi de, sizi de (yurtlarınızdan) sürüp-çıkarmışlardır. Eğer siz, Benim yolumda cehdetmek (çaba harcamak) ve Benim rızamı aramak amacıyla çıkmışsanız (nasıl) onlara karşı hâlâ sevgi gizliyorsunuz? Ben, sizin gizlediklerinizi ve açığa vurduklarınızı bilirim. Kim sizden bunu yaparsa, artık o, elbette yolun ortasından şaşırıp-sapmış olur.” (Mümtehine Suresi: 1)

Ayetteki bu açık ve net uyarıdan sonra hâlâ eski sevgi anlayışını sürdüren, saldırgan kâfirleri ve zalimleri hoş gören, Kur'an'a uygun değer yargılarını benimsemeyen bir kimsenin, yolun ortasından şaşırıp-sapacağı bildirilmiştir. Eğer kişi bu sapkın ruh halini gizleyip de birtakım çıkarlar doğrultusunda mü’minlerin arasında tutunmaya çalışırsa da, Allah’ın bunu er ya da geç ortaya çıkaracağı belirtilmektedir.

“Yoksa siz, içinizden cehdedenleri (çaba harcayanları) ve Allah'tan ve resulünden ve mü’minlerden başka sır-dostu edinmeyenleri Allah 'bilip (ortaya) çıkarmadan' bırakılıvereceğinizi mi sandınız? Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Tevbe Suresi: 16) ayeti bu gerçeği haber vermektedir.

Hasan Celal Güzel’e ilahi tokat!

Turgut Özlal’ın starlarından olan, şimdi de kendisine sığınacak yer arayıp bir türlü yüz bulamayan Hasan Celal Güzel, Erbakan Hoca’nın muhteşem bir kongre ile yeniden SP’nin başına geçmesini hazmedemeyip, Onun tarihi program ve atılımları yerine, yaşlılık ve sağlık sorunlarını alay konusu yapmaktan utanmamıştı. Bundan bir müddet sonra “İnsanları kınamayınız. Aksi halde kınadığınız şeyler başınıza gelmeden bu dünyadan ayrılmazsınız!” hadisi şerifinin bir tezahürü yaşanmış, tank Hasan, geçirdiği bir trafik kazasında kolu kanadı kırılıp hastaneye kaldırılmıştı. Haydi, geçmiş olsun diyelim, ama bunun bir ilahi tokat olduğunu anlamış mıydı? Çünkü asıl musibet, başına gelen belanın kendi günahı olduğunun farkına varmamaktı.. Oysa EDEP VE ERDEM ne güzel vasıflardı…

Bu arada Muammer Kaylan denen zavallı:

“Dikkat buyurunuz: Erbakan kelime cambazlığı yapıyor. Demokratur diye bir kelime yok. Mürşid, Almanca diktatur sözüne benzeyen demokratur lafını uydurup... müridi Recep Tayyip Erdoğan’ı yerden yere vuruyor ve Erdoğan'ın yalancı demokrasi perdesinin arkasında gerçek diktatörlük yaptığını söylüyor. Erdoğan'la alay da ediyor?” diyerek Hoca’nın şu sözlerini naklediyor:

“Efendim, hanımı mesdure (kapalı). Ne güzel, tebrik ederiz. Kendisi İmam Hatip Lisesi mezunu, tebrik ederiz. Müslüman ülkelerle iyi münasebetler kuruyor. Suriye ile vizeleri kaldırdı. Niye? Gel beraber Gazze'ye ambargoyu kaldıralım diye mi? Hayır. ABD istediği için. Görüyorsunuz; “maneviyata hizmet ediyor, AKP'ye oy verin, CHP gelmesin” diyorlar. Ama artık bu oyun yürümeyecek. Bunu milletimize anlatacağız. Arkadaşlar, aldanmayın, bu kuşun canlısını isteyin, canlısı Saadet Partisi'dir. Saman dolu kuşla kimi kandırıyorsun, biz bu kuşun canlısını istiyoruz.”

Ve... "Eğer bugün Cumhurbaşkanı(nın) eşi başörtülü biriyse, bu Milli Görüş’ün eseridir. (...) AKP ve CHP, ikiz kardeşti(r) birbirinin ayındır. Neden? İkisi de önce AB'ye gireceğiz diyorlar. Bizim İslam medeniyeti(ni) bırakıp, AB'ye girmemizden daha büyük delalet olur mu? Adam tuvalete girdiği gibi çıkar. Bu adamın arkasından gidilir mi bre gafil. (…) Bunların hepsinin yapacağı, Türkiye'yi Batıya köle yapmaktan ibarettir.”

İyi de bu tespitlerin hangisi yanlış, neresi yakışıksızdı ve niye batmıştı?

Bunların yanıtını bir türlü veremeyen ve böylece ayarını ortaya döken bu zavallı, hızını alamayıp, şeytani bir hınçla:

“Milli Görüş zokasını tümüyle yutan ey şaşkın vatandaş! Nasıl, lider diye seçtiğin bu adamın ve müridlerinin sözlerini anlamayacak kadar izan yoksunu oldun?” diyerek hem Milli Görüş’e hem Aziz Liderine, hem de milyonlarca şuurlu ve sorumlu şahsiyetlere saldırıyor ve kinini kusuyordu. Kim bilir hangi kirli görüşün ve zilli güruhun uşaklığını yapıyordu!..

Böylesine edepsiz ve erdemsiz şekilde ve sebepsiz yere hırlamasının altında, acaba daha başka şeyler mi yatıyordu? Yoksa; “taşların bağlanıp köpeklerin salındığı” bu fırsat ve fesat ortamının devamlı sürüp gideceğini mi sanıyordu?!

Üstelik Erbakan Hoca, zan ve iddia edildiği şekilde:

“MHP’yi yok farz etmiyor”; Fikret Bila’ya söylediği gibi sadece:

“MHP; AKP-CHP arasında ve ayarında sayılmaz” diye ayırıyordu.

 


Bu yazarin diger makaleleri

  Paris Sanayi ve Teknoloji Fuarındaki gizli görüşmeler! Muhterem Süleyman Arif Emre...
Devami
  Rahmetli Erbakan Hoca; “AKIL NEDİR, AKILLI KİMDİR?” sorusuna şu cevabı...
Devami
Milli Görüş Lideri ve 54. T.C. Hükümeti Başbakanı Prof.Dr. Necmettin Erbakan,...
Devami
Hatırlayınız; Bediüzzaman Said Nursi’nin talebelerinin 12 Haziran 2011 seçimleri ile...
Devami
  Bir Siyonist diplomatın Erbakan hıncı ve itirafı: "Erbakan'ı siyaseten öldürdük...
Devami
Soner Yalçın, Beyaz Türkleri (Efendi-1) den sonra, Beyaz Müslümanları (Efendi-2)...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1920

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR