ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1221
mod_vvisit_counterDün1959
mod_vvisit_counterBu Hafta14119
mod_vvisit_counterGeçen hafta19338
mod_vvisit_counterBu Ay3180
mod_vvisit_counterGeçen Ay67493
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar19011410

IP'niz: 3.215.79.68
Bugün: 02 Tem 2022

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 13039965

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

Ergün Diler’in Derin Düzmeceleri ve AKP TÜRKİYE’Yİ BÜYÜTECEK Mİ, BÖLECEK Mİ?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 15
ZayıfMükemmel 

 

Uçak İhbarı CIA’dan mı, Rusya’dan mıydı?

10.10.2012 / Vatan Gazetesinin haberi şöyleydi: Suriye uçağı F-16'lar eşliğinde Ankara'ya indirildi!

Suriye Havayolları’na ait Moskova-Şam seferini yapan yolcu uçağı, askeri mühimmat taşıdığı istihbaratı üzerine F-16 uçakları eşliğinde Esenboğa Havalimanı’na inişe zorlandı. Uçakta yapılan aramada füze parçaları ve askeri amaçlı haberleşme cihazları çıktı. Suriye ile Türkiye arasında, Akçakale’ye düşen top mermilerinin 5 vatandaşımızın ölümüne neden olmasıyla doruk noktasına ulaşan gerginlik yeni bir boyut kazandı. Esad yönetiminin en büyük silah tedarikçisi olan Rusya’dan Şam’a giden Suriye Havayolları’na ait yolcu uçağı, askeri mühimmat taşıdığı istihbaratı üzerine Ankara’dan havalanan F-16 uçaklarının eşliğinde Esenboğa Havalimanı’na indirilip arandı. Uçağın 37 kişilik yolcu ve mürettebatı uçaktan indirildi ve Çevik Kuvvet ekipleri, havalimanında geniş çaplı önlemler aldıktan sonra uçakta arama başlatıldı. Uçakta 12-13 koli çıktı. Koliler tek tek açılarak içleri arandı. Kolilerde füze parçaları olduğu sanılan malzemelerle, 10 adet askeri amaçlı haberleşme cihazı bulunduğu anlaşıldı. Askeri malzemeye el konuldu ve arama 22:45 sıralarında tamamlandı. Bu arada Rus basını uçaktaki yolculardan 17’sinin Rus olduğunu yazdı.

Rus yetkililerinin: “Silah Taşıyacak Olsak Rutin Yollardan Taşırız” açıklaması mantıklıydı.

Interfax’a konuşan bir Rusya silah ihracat kurumu yetkilisi ise, “Uçakta ne silah ne de herhangi bir askeri ekipman sistemi ya da parçası bulunuyordu. Bunların uçakta olması da imkânsızdı” açıklamasını yapmıştı. Moskova’nın yaptığı çelişkili açıklamalara karşın Suriye’ye silah ihracatını durdurmadığını da belirten yetkilinin, “Eğer herhangi bir askeri ya da teknik ekipman ya da silah gönderme ihtiyacı olursa, biz bunu yasadışı yollardan değil rutin yollardan yaparız. Bu iş için sivil uçakları kullanmayacağımız kesin” sözleri kafa karıştırıcıydı.

İndirilen Ermenistan uçağı, gözdağı mıydı?

Suriye uçağından sonra Ermenistan uçağı Erzurum’a indirilmişti! Gerekçe Suriye’ye silah götürmesiydi! Aramada ise sadece bebek maması ele geçmişti? Bütün dünyanın güldüğü bu komikliğe sebep olan bir istihbarat yine CIA uydusundan gelmişti. ABD yarı resmi basını da bunu teyit etmişti. Türkiye gibi bir ülke niçin bu duruma getirilmişti ve kimlerin güdümündeydi? Suriye’den sonra her biri kavgalı olduğumuz komşularımız mesela Irak, İran, Ermenistan, Rusya ve hatta Yunanistan hava koridorlarını kapatırsa Türkiye ne hale gelirdi? Sen CIA istihbaratı ile komşularını taciz edersen onlar da sana pekâlâ mukabele edebilirdi! Bu arada sahi AKP iktidarı madem bu kadar muktedir, PKK’ya mühimmat taşıyan uçakları niye indirmezdi? Yoksa onları ABD gönderttiği için mi geçit verilirdi?

Takvim’den Ergün Diler ise, BOP Eşbaşkanı ve Yahudi Lobilerinden madalyalı Recep Erdoğan’ı “İslam Kahramanı ve Milli Devletin adamı” göstermek için bakın neler kurgulamakta ve ne hikmetler kuzulamaktaydı!

“Filistin davasına sahip çıkarak "ağabeyliğimizi" ilan ettik... Mısır gibi egosu güçlü ülkenin lideri bile önümüzde saygı ile eğildi. Tek rahatsız olan İsrail ve perde arkasında ona destek veren güçlerdi... Türkiye'nin ayağı takılıp düşerse KÜRESEL OYUN’u onlar kuracaktı. Bütün planları bu! İçeriyi karıştırıp YENİ MASAYI yerle bir etmek istiyorlar. Yeni oyunda; Rusya doğalgazı kontrol edecek. Türkiye petrolü alıp dağıtımını yapacak. ABD ise bunlardan beslenen BARONLARINI kesip doğrayacak... Suriye bu oyunda piyon bile değil. Karşı cephenin kışkırtmasıyla Şam'a falan gitmeyiz. Çok şükür bu kadar aklımız var... Ama onların ummadığı yerlere gideceğiz. Bütün Kürtler'i bağrımıza basıp barışı getireceğiz. İstesek de istemesek de büyüyeceğiz... Genişlerken ENERJİYİ bulacağız. Akdeniz'i güvenli geçiş noktası yapacağız... Gazda Rusya'ya, petrolde Türkiye'ye muhtaç kalan Avrupa can çekişecek!”[1]

Ergün Diler, indirilen Suriye uçağıyla ilgili ise şu yorumları uydurmaktaydı:

“İsrail daha 1967'de Suriye tanklarını, kendi tanklarının üzerine taktığı bir APARAT sayesinde bulup vurdu. Bir çeşit RADARDI kullandıkları. Şimdi sistem daha da gelişti. Artık tanklara takılan bazı HABERLEŞME PARÇALARI üzerinden uyduya gidip VURMAYI düşündüğünüz noktayı net olarak hedefe koyuyorsunuz. Hiç sapma olasılığı da yok üstelik. Suriye, Rusya'dan yüzde yüz askeri araç gereç getiriyordu. MİT, uçak havalanmadan önce ne dediyse uçak yere indikten sonra o çıktı. İstihbarat pürüzsüzdü. Tanklarımız sınıra yığıldı. Toplarımız sırada. Esad az sayıdaki gücünü bu APARATLARLA güçlü kılmak peşinde. Eğer bu araçlar oraya gitseydi bütün TANKLARIMIZI olası bir sıcak temasta kaybedebilirdik. Çünkü o teknoloji herkeste yok. Türkiye bunu bildiği için hemen uçağı indirdi. Bir de bizdeki birçok tankın, İsrail tarafından yenilendiğini unutma! Bunlar Rusya mı yoksa İsrail'le bağlantılı bir grup mu bilmiyoruz. Ama verildi. İsrail'de yaşayan çok sayıda RUS Yahudi’si olduğunu da bir yere yaz.

Silahları neden sivil uçakla gönderdiler?

Belki dikkat çekmesin diye belki de Rusya ile aramızı bozmak için... Uçakta 30'dan fazla RUS yolcu var. Savaş bölgesine gidiyorlar. Ya uçaktaki insanların bir kısmı MONTAJ ekibiyse! Muhtemelen bu cihazların takılı olduğu silahlar, sınırı geçtiği anda bizim tankları vuracaktı. Karizmamız çizilecekti...

Peki Ruslar'la ilişkiler bozulur mu?

Sanmam. Ama İskenderun Demir Çelik bize güç katmaya başladığında 1971 darbesi, Seydişehir Alüminyum kapasiteyi arttırdığında 12 Eylül darbesi oldu...”[2]

Yani Ergün Diler’e ve ona bilgi sızdıran derin mahfillere(!) göre:

“Kuzey Irak (Barzani) Kürdistan’ı gibi, Kuzey Suriye Kürdistan’ı da kurulacakmış, PKK ile de uzlaşıp Güneydoğumuza da özerklik sağlanacakmış ve oluşacak Birleşik Kürdistan Türkiye’nin himayesinde olacakmış… Böylece Türkiye hem terör belasından kurtulacak, hem de Osmanlı varisi olarak büyüyüp bölgeyi kontrolüne alacakmış… Recep T. Erdoğan ve AKP’de işte bu kutlu ve mutlu dönüşümün mimarlarıymış!?.. Uçak indirme operasyonları da Türkiye’nin, Rusya’ya, Avrupa’ya ve Amerika’ya açıkça meydan okumasıymış!..?”

Yoksa, Ergün Diler’in, kısır mantık kırıntılarıyla dizdiği “derin örgüler”, veya başkalarınca hayal edilip kendisine verilen kurgu-öyküler; AKP’yi ve Recep Bey’i: “Milli hamiyetli ve stratejik derinlikli kafalı ve İsrail karşıtı” göstermek suretiyle, halkın beynini büyüleyip, Siyonizm’e daha rahat hizmet etmesini kolaylaştırma gayesi mi gütmekteydi? Acaba Sn. Başbakan BOP Eşbaşkanlığı kâhyalığını ve boynundaki cesaret (esaret) madalyasını geri mi vermişti?

Şimdi Ergün Bey’e soralım;

  1. a)İsrail, Türkiye’ye karşı kullanılsın diye Suriye tanklarına takılmak üzere Rusya üzerinden ve uçakla gönderdiği 10 (on) teknolojik aparatı ve hem daha fazlasını, çok basit yollar ve vasıtalarla Suriye’ye gönderemez miydi? Türkiye ve onun Milli Derin merkezleri, hala bir tanka takılacak teknolojik aparatı ve onu etkisiz kılacak teknolojik araçları yapmaktan bile aciz ise ve 10 tane tank aparatı Suriye’ye verildiğinde bizim bütün Kara Kuvvetlerimiz çaresizliğe ve yenilgiye mahkûm ise, bir de kalkıp; “Güçlü ve etkin AKP’den, dünyayı değiştirip düzeltecek Erdoğan’ın üstün liderliğinden bahsetmek” ne kadar ayıp ve acayip bir çelişkiydi?
  2. b)Fetullah Gülen okullarına ve oluşumlarına destek çıkan ve yaygınlaştıran ABD Yahudi Lobileri, şeytani Siyonist ideolojiden ve Büyük İsrail hedefinden vazgeçip hidayete mi ermişti, Yoksa manevi hizmet perdesi altında dinimiz dejenere mi edilmekteydi?
  3. c)Siyonist sermaye baronları hidayete ermiş veya Amerika’daki etkinliğini yitirmişler ise, ABD Başkan adayları olan kuklalar, neden hala İsrail’e ve Siyonist merkezlere yaranma yarışı içindeydi?
  4. d)Türkiye’de 2006’da kurulduğunu ima, hatta iddia ettiğiniz “Milli Derin Devlet” (ki bize göre çok daha önceden teşkil edilmişti) AKP’nin bütün politikalarını “ortak ve üstün bir akılla üretip” uygulatıyorsa, Küçük İsrail olacak Büyük Kürdistan’ın kurulmasına, Türkiye’nin parçalanmasına, NATO eliyle Libya’nın yıkılmasına hangi iman, hangi izan ve hangi vicdanla girişilebilmekteydi?
  5. e)“Yok eğer; “BOP Eşbaşkanlığı ve Yahudi’den aldığı cesaret madalyası, onları avutup oyalamak ve ayakları yere basınca kendi gizli politikalarını uygulamak için bir geçiş süreciydi, 2006’dan sonra kötü devran değişti” diyorsanız, Siyonist evangelist mahfillerce hazırlanan BOP ve yeni Osmanlıcılık gibi sinsi ve şeytani tertipler dışında, şu kahraman AKP’niz niye hala mazlumlara umut ışığı olacak ve moral aşılayacak hiçbir milli, ilmi ve ciddi proje geliştirememişti?
  6. f)Sahi derin ve engin istihbarata sahip Ergün Diler, Sn. Recep T. Erdoğan’ın Eylül-2012’de, Yalta’daki “stratejik toplantıya” katılıp neler dinlediğini ve Yahudi-Masonlara hangi sözleri verdiğini niye hiç gündeme getirmemişti? Yoksa böyle çok önemli ve gizemli ilişkileri Ergün Diler’e bildirmeyi sakıncalı mı görmektelerdi?
  7. g)Meclis darbeleri araştırma komisyonunun “28 Şubat’ın ABD–Yahudi patronlarını ve planlayıcılarını unutturup, yerli piyonlar ve figüranlarla halkı uyutma ve asıl Erbakan’ı suçlu ve sorumlu tanıtma platformuna” dönüştürülmesi de mi, Milli Masa’nın bir marifetiydi?

Böylesi kafadan sallama safsatalarla, safdil insanları kandırmak ve AKP’nin tahribatlarını “tarihi tamirat” gibi gösterip umut ve oy avcılığı yapmak, belki geçici bir ferahlama hissi yaşatabilirdi, ama yalancının mumu yatsıya yetişmezdi.

Sn. Ergün Diler’in AKP’yi aklama ve kahramanlaştırma masal-hikâyeleri, 2008 yılında; “İzmir’de, İlker Başbuğ’a Ergenekon tarafından suikast düzenlendiği” şeklindeki yorum-haberlerine benzer üç günde altı yalanı deşifre edilen düzmeceleri gibiydi.

Hatırlanacağı üzere 21 Ağustos 2008’de İzmir Eşref Paşa Yağcılar mevkiinde bir patlama yaşanmış, bir askerimiz şehit olmuş, asker, polis ve sivil 16 kişi yaralanmıştı. İşte Ergün Diler konuyla ilgili haber yorumlarında “bu saldırının GKB. makamına oturmaya hazırlanan Sn. İlker Başbuğ’a yönelik bir suikast girişimi olduğu ve Ergenekon tarafından yapıldığını iddia etmiş ve gazetesinde manşetten verilmişti. Oysa:

  1. 1)Bu saldırıyı PKK’nın yaptığı anlaşılmış, failleri yakalanmış ve bağlantıları resmen saptanmıştı.
  2. 2)Yakalanan teröristler de, amaçlarını ve planlarını zaten ayrıntılarıyla aktarmıştı.
  3. 3)Bu olayda şehit olduğunu söylediği Albay Ahmet Kılınç, aylar sonra bile İzmir Merkez Komutanlığında ve sapasağlam görevi başındaydı.
  4. 4)Asıl yalan, İlker Başbuğ o gün İstanbul’daydı, gündemi ve ziyaretleri resmi kayıt altındaydı.
  5. 5)E. GKB. Hilmi Özkök de, o gün İlker Başbuğ’un kendisini ziyaret edip etmediği sorularını “Böyle bir şeyden kesinlikle haberim yok” şeklinde nezaketle yalanlamıştı.
  6. 6)Ergün Diler’in asıl ciddiyet ve feraset zafiyeti ise, Ergenekon’un hedefi diye gösterdiği Sn. İlker Başbuğ, daha sonra Ergenekonculuk iddiasıyla tutuklanacaktı.
  7. 7)Yazılarında “Ahmet Şık ve Nedim Şener gibi gazetecilerin, Milli Masa’nın manevrası ve AKP’nin stratejik aklıyla tahliye edilmeleri suretiyle, batılı merkezlerin ve içerideki kışkırtıcı kesimlerin ağızlarının kapatıldığını ve tezgâhlarının boşa çıkartıldığını” söyleyen Ergün Diler’e hiç soran olmaz mıydı?
  • Bu gazetecileri, hapisten çıkartan AKP ise, o zaman içeri atan da aynı iktidardı!?
  • Eğer bunlar suçlu ise, niye bırakılmışlardı, suçsuz iseler niye tutuklanmışlardı?
  • Türkiye’de yargı, AKP iktidarının veya “Derin Masa”nın intikam ve intizam aracı mıydı?

Bütün bunlardan sonra, ortaya çıkan şudur:

Ergün Diler ve onun gibiler, bazı doğrularla yalanları karıştırıp Kur’an’ın ifadesiyle “Hakla batılı kaynaştırıp” ürettikleri derin tertiplerle (!) AKP’yi: “cesaret ve dirayetle, İslami ve insani bir gayretle büyük hedeflere yürüyen, dış güçlerin ve Siyonist merkezlerin planlarını tersine çeviren bir iktidar” gibi gösterip, okurlarını işletmekteydi veya kendisine bilgi sızdıran derinlikli ve rütbeli kişiler onunla dalga geçmekteydi!

Ha, yeri gelmişken bir kanaatimizi de belirtelim:

Elbette “Milli ve derinlikli bir akil ekip ve organize” gerekliydi ve herhalde görevini yürütmekte ve stratejik müdahale ve manipülelerle, ülke ve bölgedeki değişim ve dengeleri kutlu bir dönüşüme doğru yönlendirmekteydi. Her şeyden önce, zaten ezeli bir kader projesi geçerliydi ve devran Kur’an’ın ve Resullullah’ın müjdelediği Büyük Hesaplaşmaya doğru dönmekteydi. Allah fasıklar ve facirler eliyle de dinine hizmet ettirirdi. Ancak bize düşen gizli hikmetlerle değil, açık hükümlere göre düşünüp değerlendirmek, Siyonist Yahudi ve haçlı zihniyetinin güdümündeki dış güçlerin ve işbirlikçisi gafillerin oyunlarına gelmemekti.

Şimdi, Ergün Diler'e ve Elaziz'ci destekçilerine göre, Oya Akgönenç, hidayete mi ermişti?

Daha önce, "Erbakan zihniyetini değiştirmek ve Saadet Partisini yenileştirmek için, ABD Ankara Büyükelçiliği diplomatlarıyla münasebetleri" Wikileaks belgelerine yansıyan Oya Akgönenç, Milli Gazetedeki "İndirilen Uçaklar"la ilgili yazısında:

“Uçak indirmek, gemi durdurmak, TIR, kamyon aramak bir egemen devletin kendi sınırları içinde yetkisi olan egemenliğinin gereği kullandığı haklara dayanan olaylardır. Ama bunların gerçekleşmesi için o ülkenin güçlü ve kararlı olması da gerekmektedir. Türkiye, Suriye'ye gitmekte olan bir Rus uçağını indirip, aradı ve bulduğu askeri malzemelere el koydu. Bu olay içeride ve dışarıda çok yankı yaptı. Türkiye bu olayda kararlı ve tutarlı bir tavır sergiledi ve sonunda pek çok dış ülke, bu konuda Türkiye gibi düşündüklerini ifade etti. Türkiye, Rus uçağına kargosunu sormuş ve cevap alamamıştır. Kontrol etmek istediğine karşılık red yani "hayır" cevabını almıştır. O zaman, uçağa başka bir rota kullanması tavsiye edilmiştir. Bu da red edilince, uluslararası anlaşmalar ve özellikle de Chicago anlaşması gereği, kendi hava sahasında uçan uçağı indirip, aramaya tabi tutmuştur. Türkiye, genelde "fazlasıyla legalistik bir ülke" olarak tanınır. Yani, kanun, hukuk, yönetmelik, tüm kuralları sıkı bir şekilde uygulamayı tercih eden ülkeler kategorisine girer. İşin en ilginç yönü de kısa bir süre içinde Rusya dâhil, ABD, AB ülkeleri "Türkiye kendi hakları ve uluslararası hukuk çerçevesi içinde hareket etmiştir" diyerek, olaydaki tavırlarını belirtmişlerdir. Sonradan yapılan siyasi konuşma ve beyanatlar daha çok herkesin kendi iç kamuoyuna yönelik söylemlerden ibarettir. Bu arada bir fırsatını bulan İran da Türkiye'nin tutumunun doğru olduğunu ifade etmiştir (unutmayalım, İran Suriye tarafında ve ona yardım eden bir devlettir.)

Türkiye, dosta, düşmana, komşuya veya uzak devletlere şu mesajları vermiştir:

  • Türkiye'yi hiç sayarak, her hangi bir olay gerçekleştirilemez. Türk hava sahası, "yol geçen hanı" değildir. Türkiye'nin tutumu, Rusya, ABD ve Avrupa devletleri kadar, komşu ülkeler ve üçüncü ülkeler için de geçerlidir. Türkiye'nin tutumu kimseye karşı değil, imzalamış oldukları anlaşmaların doğru olarak uygulanması isteğinin neticesidir. Türkiye'nin hesabı veya maksadı kimseye sıkıntı vermek değil, taraf olmak istemediği bir savaşta, "savaşı körükleyecek ve ölümleri arttıracak silahlara geçit vermemek"tir. Nitekim, doğru liste veren ve kurallara uyanlar, yollarına rahat devam etmişlerdir. Her şeye rağmen, bütün kışkırtmalara rağmen Türkiye bu savaşın dışında kalmaya devam edecektir. Etmelidir de. Türkiye'nin güvenliği için bu şarttır.”[3]

diyerek AKP'ye övgüler dizmiş ve aynen Ergün Diler gibi iktidarın kararlılığından ve kahramanlığından bahsetmişti. Yani bu duruma göre, aynen Numan Kurtulmuş gibi, şimdi Oya Akgönenç Hanım da AKP’ye arka vererek hidayete mi ermişti? Sahi bunların "Derin merkezi", yoksa ABD Büyükelçiliği miydi? Çünkü 1948’de İsmet İnönü’nün imzaladığı ve eğitim sistemimizin ABD Kontrolüne alındığı Fulbright anlaşmasını, şu AKP kaldırmak yerine genişletip geliştirmişti. Sakın unutmayın ha, Akdeniz’de ve uluslararası bölgede mavi Marmara Gemisi, İsrail tarafından hücuma uğrayıp 9 Vatandaşı katledildiği halde, İsrail uçakları 2007'de Türkiye üzerinden geçip Suriye’nin Nükleer tesislerini yerle bir ettiği ve hatta yakıt tanklarını Hatay civarına düşürdükleri halde, hiç bir ciddi ve netice verici girişimde bulunamayan bir Kahraman (!) AKP'den söz edilmekteydi!..

Şimdi şu soruların yanıtı düşünen ve beynini işleten herkes tarafından merak ediliyordu:

1-   Sn. Recep T. Erdoğan CHP’nin desteklediği alternatif 29 Ekim yürüyüşünde “barikatların kaldırılması emrini kendisinin vermediğini, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün de böyle bir talimat verip vermediğini bilmediğini, çünkü bunun çift başlı yönetim anlamına geldiğini” belirtmiş ve sitem etmişti. Acaba derin devlet Cumhurbaşkanı’nı mı, yoksa Başbakanı mı destekliyordu? Oysa bize göre; AKP Cumhuriyet ve devleti tahrip, CHP ise cumhuru tahrik ediyordu. Ve zaten biri Siyonizm’in Türkiye temsilcisi, diğeri işbirlikçisi gibi davranıyordu.

2-   Sn. Abdullah Gül, Cumhuriyet Bayramı mesajında: “AB üyeliği Cumhuriyetimizin temel öncelikleriyle örtüşen stratejik bir hedeftir” diyordu. Oysa İngiltere hükümeti “Bağımsızlığımızı AB’ye devredemeyiz” diyerek, hukuk ve İçişleri konusunda AB ile yollarını ayırıyordu. Acaba Ergün Diler’in “Milli Masası” Abdullah Gül ve Recep T. Erdoğan gibi, AB’ye eyalet olmayı stratejik hedef mi sayıyordu?

3-   Sn. Cumhurbaşkanı barış ve uzlaşma için BDP’nin daha aktif rol üstlenmesini istiyor, sivil PKK olan BDP eşbaşkanı Selahattin Demirtaş ise Batman mitinginde “Ortadoğu’da bir Kürt Devleti adım adım kurulmaktadır… Çözümün tek anahtarı da İmralıdır” diye tehditler savuruyordu. Üstelik “Esad rejimi Suriye Kürtlerini ve PKK’yi destekleyip kışkırtıyor” diyen AKP’ye rağmen, Suriye’de Esad güçleriyle PYD (Suriye PKK’sı) Halep’te şiddetli çatışmalara giriyor, her iki taraftan onlarca insan ölüyordu. Sorumuz; acaba PKK’nın dayatmalarına boyun eğilmesini ve buna uzlaşı kılıfı geçirilmesini “Milli Masa”mı istiyordu?

4-   “Arap Baharı”nı hararetle desteklemelerini, Sn. Abdullah Gül ve Sn. Recep T. Erdoğan’dan “Milli Derin Devlet” mi istiyordu? Oysa Amerikalı düşünür Cohmsky ise Arap baharı denilen hareketteki gerçek niyeti şu sözlerle özetliyordu: "ABD Arap baharının yaşandığı ülkelerde kendine bağımlı ve kendi çıkarlarına hizmet eden hükümetler kurmak istiyor!"

Bu açıklama gerek Kuzey Afrika'da gerekse Ortadoğu'da demokrasi getiriyoruz diye akıtılan kanın ardında yatan gerçek niyeti gayet açık bir biçimde anlatıyordu. ABD Kuzey Afrika'da ve Ortadoğu'da sınırları kendi kafasına göre yeniden çizmek istiyordu. Hem yeni devletçikler kurmak istiyor hem de mevcut ülkelerdeki yönetimlerin başına kendi çıkarları açısından güvenilir isimleri oturtmaya çalışıyordu! Ve bu istek uğruna insanlar birbirlerine kırdırılıyordu! İslam coğrafyasındaki kadim yaralar kaşınarak Müslüman ülkeler birbirlerine düşürülüyordu!

Gerçek niyet bu ülkeleri zalim yöneticilerden kurtarmak, bu ülkelere demokrasi getirmek olmuyordu! Bu ülkelerdeki insanların çektikleri çileler de ABD yönetimini zerrece ilgilendirmiyordu!

5-   Sn. Recep T. Erdoğan, yıllarca övgüler dizdiği, karşılıklı madalyalar alıp verdiği Libya ve Suriye’ye “halkına zulmediyorlar” diye birden bire düşman kesilip, askeri müdahaleye kalkıştığı halde, şimdi Miyanmar’da aylardır masum Müslümanların on binlercesini hunharca katleden cuntaya karşı bu denli sessiz ve tepkisiz kalmasını “Milli Masa” mı öğütlüyordu?

6-   Üç dönemdir tek başına iktidarda olmasına ve bir ara horozlanıp hava atmasına rağmen Sn. Recep Bey’in hala bir yerli otomobil bile üretememesi “Milli Derin Devletin” mi kusuruydu?

7-   ABD (kukla) Başkanı Obama, rakibi Mitt Romney’le çıktığı Tv. Programında “Suriye konusunda İsrail, Türkiye ve ABD’nin koordineli şekilde çalıştıklarını” itiraf ediyordu. Acaba Ergün Diler’in “Milli Devleti” ABD ve İsrail kafasıyla mı hareket ediyordu?

Bakü’deki ECO zirvesine katılan Sn. Recep T. Erdoğan’la İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejat’ın sürpriz görüşmesini, Yeni AKP’li ve Yahudi lobileri ilişkili Numan Kurtulmuş’un ayarladığı konuşuluyordu. Oysa İran, Suriye sorununun, RUSYA, İRAN ve AMERİKA arasında çözülmesini istiyor, Erdoğan’ı ve Türkiye’yi safdışı bırakmaya çalışıyordu. Şimdi acaba Numan Kurtulmuş’u, Türkiye Derin Devleti mi yoksa ABD Yahudi Lobileri mi devreye sokuyordu?

 



[3] 21.10.2012 / Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Makale Paylaşım Sayısı: 8415

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR