ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün254
mod_vvisit_counterDün2361
mod_vvisit_counterBu Hafta5131
mod_vvisit_counterGeçen hafta23692
mod_vvisit_counterBu Ay107245
mod_vvisit_counterGeçen Ay118886
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar18324232

IP'niz: 3.239.58.199
Bugün: 21 Eyl 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12767286

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

ERMENİSTAN AÇILIMI VE KAFKASYA’DA DENGELER

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

İsviçre’de Türkiye ve Ermenistan Dış Bakanlarınca ve Obama’nın telefon talimatlarıyla imzalanan protokole göre:

a) Bu anlaşmaların her iki ülke Meclislerinde kabul edilip cumhurbaşkanlarının onayından geçtikten sonra

b) İki ay geçince sınırlar açılacak

c) Üç ayın ardından sonra ise Ermeni soykırım iddialarını inceleyecek tarih alt komisyonları oluşturulacak…

d) Ermenistan Devlet Başkanı Sarkisyan'a göre bu alt komisyon: “Tehcir edilen veya katledilen Ermenilerin Türkiye’deki toprak ve mülklerini de tespit edip, tazminat taleplerine hukuki gerekçe hazırlayacak…”

Bazıları, “Efendim bundan korkulmasın.. Biz Lozan sonrası Ermeni mal varlığı listelerini, iki yıl süreyle askıya çıkardık.. Kimse sahiplenip başvuru yapmadı.. Başvurular için ise ABD’ye 1 milyar dolara yakın tazminat ödendi” diye halkı avutmaya çalışsa da, bu iddialar geçerliliğini yitirmiş bulunmaktadır. Çünkü AKP iktidarı bu taleplere haklılık kazandıracak vakıflar Yasasını çıkarmıştır.

Kaldı ki bu protokolün Meclislerden geçirilmesi sadece bir prosedür gereğidir. Hiçbir müdahale ve değiştirme girişimi söz konusu değildir. Yani “nasıl olsa meclisten geçecek, tedirginliğe gerek yok” havası toplumu aldatmaya yöneliktir.

Bu arada asıl şunu sormak gerekir: Türkiye’nin 1993 yılında, Ermenistan’ın Karabağ’ı işgali ve binlerce Azeri’yi katletmesi üzerine, haklı olarak aldığı “sınırı kapatma” kararının gerekçeleri ortadan kalkmış ve bu sorun giderilmiş midir? Hiç değilse, Ermenistan böyle bir garanti vermiş midir?

Bu anlaşmanın imzalandığı ve arabulucu olarak tanındığı ülkenin, “Ermeni soykırımı yapıldığını kendi Meclisinden geçiren ve “Ermeni soykırımı yoktur” diyenleri suçlu görüp cezaevine gönderen bir İsviçre’nin seçilmesi neyin ifadesidir? Ermeni diasporasının ve onları kışkırtıp kullanan Siyonist odakların güdümündeki bir İsviçre’nin arabuluculuğu endişe vericidir.

Ermeni olaylarını kışkırtan; Osmanlıyı yıkmaya çalışan Batı ve Rus emperyalizmidir.

Mason İttihatçılar, 3 vilayette Ermenilere otonomi vermeye razı olmuş, ama Ermeniler kabullenmemiştir. Dananın kuyruğu böylece kopuvermiştir ve 23 yerde Ermeniler isyan ve katliama girişmiştir.

Üstelik Osmanlı dört cephede savaş halindeydi ve ardından Van Ermenilerce (Rus desteği ile) yakılıp yıkıldı ve 80 bin Müslüman katledildi. Bütün bunların üzerine mecburi tehcir yasası devreye girdi. Ölümlerin çoğu, Dersim’de, Halep’te (Urban-Arap) eşkıyalarca gerçekleştirildi.

Hastalık dolayısıyla pek çok zayiat verildi. Prof Yusuf Halaçoğlu, 1,5 milyon Ermeni nereye gitti? sorusuna belgelerle; “Dönmeleşti” yanıtını vermekteydi.

BM raporlarına göre:

1922, 1 milyon 300 bin Ermeni hayatta idi ve Türkiye’deydi. 160 bin Ermeni savaş şartlarında dışarı göç etmişti. 50 bin kadar Ermeni hastalıktan ölüvermişti. 60 bin kadarı ise Rus, Fransız ve İngiliz birliklerinde savaşırken can vermişlerdi. Türkiye’de kalan 1 milyon 300 bin Ermeni ise din değiştirip Müslümanlığa geçmişlerdi.

“Kürt, Ermeni, Kıbrıs” gibi bilumum açılımlarımızın öncü habercisi Uluslararası Kriz Grubu’nun 14 Nisan 2009 tarihli, “Türkiye ve Ermenistan: Zihinlerin Açılması, Sınırların Açılması” başlıklı raporda yer alan bir cümle Hrant Dink cinayetinin perde arkasını aralıyor ve Türkiye’de “Ermeni” açılımının “miladı” şöyle ifade ediliyordu:  

“Gerçek dönüm noktası, çok sevilen İstanbul’un entellektüel elitine mensup Ermeni Türk Gazeteci Hrant Dink’in Ocak 2007’de, bir milliyetçi ekip için çalışan silahlı bir adam tarafından öldürülmesi oldu…”  

“Kürt açılımı”nın “dönüm noktası” ise; ABD-Barzani destekli, video kayıtlı Dağlıca, Aktütün baskınları olmuştu. Dışişleri Bakanı Davutoğlu da, “Dağlıca’dan sonra Türkiye ile Kürtler arasında bir çatışma olacağı bekleniyordu, ama en kapsamlı ilişkiler sağlandı. Biz bölgeyle ilgili politikalarımızda krizleri büyüterek değil, işbirliğini artırarak sonuç almayı tercih ediyoruz…” sözleriyle, o acı gerçeği itiraf ediyordu. Ama görüyoruz ki, dört koldan baskı, tehdit, şantaja rağmen bu “açılım” milli duyarlı halkımızca hazmedilemiyor, çok ciddi direnişle karşılaşıyordu. İşte o hallerde “Ermeni açılımı” ile ilgili bu satırlar beynimizi hep kurcalıyor: “Kürt açılımında da gerçek dönüm noktası” sayılacak kurbanlar seçilmişse? diye insanı kara kara düşündürüyordu.

 Dink’in öldürülmesi ile başlayan ”Ermeni açılımı”, Bursa maçıyla zirveye ulaşmıştı. Ne tesadüf, Dink’in öldürülmesinden “sorumlu” olduğu iddia edildiği halde makamında tutulan, hakkında soruşturma açılmasına dahi izin çıkmayan Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Fetullahçı Ramazan Akyürek görevden yeni alınıyordu. Neden alındı ve neden şimdi? Bu bir cins “kurbanlık” mıdır? sorusu kafalara takılıyordu.

“Maksat hasıl oldu”ğundan mı, Dink Ailesi’nin “hesapları” bozmaması için “sus payı” mı, herkesin kendi “izleme-dinleme mekanizmasını” kurmasından sonra artık Emniyet İstihbarat’a ihtiyaç kalmamasından mı, Başbakan Erdoğan’ın “baskın erken seçim” hesapları mı? Yoksa hepsi birden mi böyle davranılmasını gerektiriyordu?!   

Elbet gerçekler er-geç ortaya çıkacaktı. Ama Hrant Dink’in öldürülmesi olayının tüm boyutlarıyla aydınlatılması lazımdı. Çünkü bu cinayet sayesinde Türkiye’ye, Gül’ün itirafıyla “tarih yaptırılıyor”, daha doğrusu, Türkiye, tarihinden ve tabii bölgesinden kopartılıyordu. Maç bahanesiyle Azerbaycan bayrağının yasaklanması ne anlama geliyordu?

Evet, Fetullahçı Ramazan Akyürek’in görevden alınmasıyla bu meselenin kapanmasına razı olmamalıydı. Mesela Dink cinayetinin azmettiricisi olduğu iddia edilen, 1 numaralı sanık “Büyük Abi” Erhan Tuncel’in bağlantıları, “devlet sırrı” olduğu gerekçesiyle imha edildiği söylenen telefon görüşmelerinin kayıtları mutlaka bulunmalıydı. Tabii Başbakanlık Teftiş Kurulu ve MİT’in tespitlerine rağmen Erhan Tuncel’in kökenine ilişkin bilgilerin ısrarla neden görmezden gelindiği sorusu da mutlaka cevaplandırılmalıydı…  

Ermenistan sürecinin tehlikeleri

Ermenistan'ın hedefindeki Türkiye-Azerbaycan beraberliği 'iki devlet tek millet' çatısını esas alır. Ermenistan'ın birinci hedefi bu beraberliği bozmaktır. Esasen bu sadece Ermenistan'ın hedefinde olmayıp aynı zamanda ABD'nin de hedefindedir. Bu anlamda, Zeyno Baran ile izdivacından dolayı 'milli enişte' olarak anılan Matta Bryza da bu beraberliğe dair defalarca kin ve husumet kusmuştur. En hakkaniyetli Batılılar bile maalesef Türkiye-Ermenistan ilişkilerine veya Türkiye-Azerbaycan beraberliğine bu zaviyeden bakmaktadır. Onlara göre, Araplara düşman İsrail'e dost, Kafkaslarda ise Azerilere mesafeli Ermenilere dost olmamız lazımdır. Siyonist enişte Matta Bryza’nın ABD Azerbaycan büyükelçisi atanması ise kafa karıştırıcıdır.

Türkiye-Ermenistan arasında normalleşme sürecinde bazı riskler ve sulandırma ihtimali olan husus ve noktalar vardır. Laçin Koridoru'nun boşaltılması ve Azeri göçmenlerin evlerine dönmeleri bu süreçle birlikte olgunlaşması gereken hususların başında gelmektedir. Ardından, Kelbecer ve Karabağ meselesine nihai çözüm bulunmalıdır. Bir diğer husus da bu süreçte Kars Anlaşmasının Türkiye'ye tanımış olduğu Nahcıvan özerk bölgesine yönelik olarak garantörlüğünün sulandırılması ihtimalidir. Bir başka husus da ortak tarih komisyonunun teşkil edilmesi ve Ermeni iddialarını ele alması ve tarih ışığında iddialara cevap bulunmasıdır. Türkiye'nin öncelikleri bu olmasına rağmen Ermenistan'ın önceliği farklıdır. Onun önceliği ilişkilerin normalleşmesi ve büyükelçilerin teati edilmesi ve ortak kara sınırının açılmasıdır. Erivan, Türkiye ile başlattığı süreci Azerbaycan meselelerinden bağımsız yürütme amacındadır.

Londra’dan Zürih’e

Esasında Hıristiyan olmalarına rağmen Ermeniler Türkler açısından tebe-i sadıka olarak anılan dost unsurlardan birisiydi. Lakin Osmanlı'nın daralma ve çekilme dönemlerinde Batı ve Rus yayılmacılığının öncü birlikleri ve ön karakolları haline gelmişlerdi. Rusların Kafkaslara ve güneye inme politikalarında aracı bir millet konumuna itilmişti. Ermeniler Rus nüfuzunun taşıyıcıları rolünü üstlenmişti. Bu sıfat aynen Hıristiyan Gürcüler için de geçerliydi. Onlar da Rusların Kafkasya'da ilerleyişlerinin öncü birlikleri gibiydi. Lakin günümüze gelindiğinde şartlar değişmişti. Bugünkü Gürcistan artık Rusya'ya yüzünü dönmek yerine daha yakınında ve yanında duran Türkiye ile her seviyede ilişkileri geliştirmek mecburiyetindeydi.

Dolayısıyla Şaakaşvili mutaassıp bir Hıristiyan olmasına rağmen bugün selefleri gibi Rus nüfuzuna değil Batı nüfuzuna tabiydi ve Türkiye'yi de bir hayat koridoru olarak görmekteydi. Dolayısıyla Müslüman komşularına karşı hizmet karşılığında Rus rehinesi olarak varlığını devam ettirmekten yana değildi. Şartlar değiştiği gibi ilkeler de değişmişti. Kafkasya bizim için hayati öneme haiz bir bölgeydi. Zira Orta Asya ile kavşak noktasıdır ve bu kavşak noktasında Azerbaycan ve Gürcistan ile fiziki engel konumundaki Ermenistan bulunmaktadır. Daha doğrusu Orta Asya'ya açılan iki kapı vardır. Bunlardan birisi İran diğeri de Ermenistan'dır. Bu itibarla, Orta Asya ile ilişkilerimizin geleceği açısından iki kapıdan birisi daima açık kalmalıdır.

İran güçlü bir ülkedir ve Türkiye'ye rakip nazarıyla bakma ihtimali her zaman hesaba katılmalı, ama emperyalizme karşı işbirliği şartları da aranmalıdır. Bundan dolayı bir alternatif olarak Ermenistan'la ilişkileri rayına koymak ta Türkiye'nin öncelikleri arasında bulunmaktadır. Ancak, Ermenistan meselesi tamamlayıcı bir halkadır. Bu halkanın diğer ucunda Azerbaycan vardır. Azerbaycan ve Orta Asya ile fiziki temas Ermenistan üzerinden sağlanır. Dolayısıyla burada tekil değil çapraz bir ilişki türü vardır. Bundan dolayı Türkiye ile Ermenistan arasında Zürih'te imzalanan protokolden bir gün evvel SerJ Sarkisyan ile İlham Aliyev arasında Moldova'nın başkenti Chisnau'da bir buluşma yaşanmış ve burada Minsk Grubu'nun temel ilkeleri bir kez daha tartışılmıştır. Ermenistan'ın işgal altında tuttuğu Kelbecer ve Laçin Koridoru'ndan çekilmesi ele alınmıştır. Azerbaycan ile Ermenistan arasında ilerleme sağlanması, Türk Ermeni ilişkilerinin tamirinde bir gizli ön şartı barındırır. Bu gizli ön şartta ilerleme olmadan protokoller imzalansa bile bunlar havada kalacak ve iki ülkenin parlamentolarına takılacaktır. Ön şartın gizli olması onurun ve gururun tamiri için gerekli olsa bile yine de meselenin özünün bağcıyı dövmek değil üzümü yemek olduğu anlaşılmaktadır. İki tarafın bu ilkede buluşması aslında yapıcı ve pozitif bir yaklaşım sayılsa da; AKP’nin ABD ve AB’nin talimatlarıyla hareket etmesi bizleri kuşkulandırmaktadır. Karabağ sorunu çözülmeden Azerbaycan kaybedilirse, bu girişim “eldeki pirinci kollarken, evdeki bulgurdan olma” ya dönüşecek bir maceradır.

“Efendim, Azerbaycan Ermenistan için Türkiye'ye ulaşma köprüsüdür. Böylece sacayağı tamamlanmış ve Kafkaslar'da istikrar sağlanmış olacaktır” şeklindeki temenniler, AKP’nin ABD taşeronluğuna gerekçe yapılmaktadır.

İki pamuk ipliği ve Rusya gerçeği

Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesi süreci iki pamuk ipliğine bağlı: 1- Erivan yönetiminin diasporanın her geçen gün daha da büyüyen baskılarına sonuna kadar direnebilmesi. 2- Daha da önemlisi, süreç çürümeden Yukarı Karabağ sorununun çözümlenmesi.

Karabağ'ın kilidi Moskova'da. Bu ikinci pamuk ipliğini güçlendirmenin yolu da Moskova'dan geçiyor. Açıkça belirtmekte fayda var: Yukarı Karabağ sorunu Rusya geçit vermedikçe çözülemez. Yukarı Karabağ sorununun çözümüne ilişkin ilerleme ancak Moskova'da sağlanabilir. Yani önümüzdeki günlerde Aliyev ile Sarkisyan'ın Moskova'da bir araya geleceklerine ilişkin bir açıklama yapılırsa, bilin ki Yukarı Karabağ tünelinin ucunda bir ışık belirdi.

Peki, Rusya, Yukarı Karabağ sorununun çözümünü ister mi ya da istiyor mu? olabilir. Neden? Yanıt: Gürcistan yüzünden. Bu ikinci yanıtı açalım. Rusya'nın Kafkaslar'daki önceliğini Ermenistan'ın fiili tecritten kurtarılması değil, Gürcistan'ın öneminin azaltılması oluşturuyor. Halen Tiflis'in elinde üç değerli koz var:       1- Ermenistan'ın dünyaya açılan tek kapısı Gürcistan. 2- Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı Gürcistan'dan geçiyor. 3- Bakü-Tiflis-Erzurum doğal gaz boru hattı Gürcistan'dan geçiyor.

Ermenistan'ın tecriti devam ettikçe, bu kozlara veya kilitlere yenileri eklenecek. En başta da Nabucco projesi ile... Nabucco hattının Azerbaycan'dan sonra Gürcistan yerine Ermenistan'a sapması ise ancak Yukarı Karabağ sorununun çözümüyle mümkün olabilir. Ama ABD ve İsrail bunu istemiyor ki.

Karabağ’ı ayakbağı gören soysuzlar!

“Rusya'ya karşı artan güvensizlik nedeniyle, Sarkisyan Batı ile ilişki kurmak için ciddi bir arayışa girmişti.

Neden Sarkisyan, bütün dünyadaki Ermeni diasporasını sinirden köpürten bu tarih komisyonu önerisini kabul etmişti? Bunun da en azından iki nedeni vardı. Birincisi Sarkisyan'ın Karabağlı oluşuydu. Karabağ Ermenileri için "1915 trajedisi" Anadolu Ermenileri kadar travmatik bir dönüm noktası değildi. Onlar o dönem yaşananlardan Batı'daki Ermeniler kadar etkilenmedi. Kolektif kimlikleri "soykırım yalanı" üzerine kurulu değildi. Karabağ Ermenileri için asıl mesele hep Karabağ'ın Ermenistan'la birleşmesiydi. Asıl düşmanları ve dertleri Batı'daki Türkler değil, yanı başlarındaki Azerilerdi. Bundan kurtulmak için, bu amaç uğruna savaştılar. Sonuçta rüyalarına kavuştular. O nedenle bugün savaş kazanmış Karabağ Ermenileri Türkiye konusunda Batı'daki Ermeni diasporasına göre daha pragmatikti. İşte zaten tam da bu nedenle Karabağlı Sarkisyan Türkiye ile ilişkilerin düzeltilmesi açısından bir şans gibiydi.

Erivan'ın barış sürecini desteklemesinin arkasındaki ikinci neden ise Rusya'ya duyulan güvensizlikti. Putin'in 2008'de Gürcistan'da yaptıkları Ermenistan'da ciddi endişe üretmişti. Zaten Türkiye ve Azerbaycan'la kavgalı Erivan bu sefer Gürcistan sınırının da kapanışına tanık olmuştu. Ermenistan'ın dış dünyayla bütün bağları aylarca kopmuştu. Bu durum Erivan'ı ve Sarkisyan'ı haliyle ciddi bir ikilemle karşı karşıya bırakıyordu. Rusya'ya karşı artan güvensizlik nedeniyle, Sarkisyan Batı ile ilişki kurmak için ciddi bir arayışa giriyor ve Batı'ya açılan yol ise Türkiye'den geçiyordu. İşte bütün bu nedenlerle Türkiye ve Ermenistan, ABD'nin de desteğiyle, tarihi bir barışma sürecine başlıyordu.”[1] diye yazanlar açıkça, Karabağ ve Azerbaycan için Ermenistan’la bozuşmaya değmez” demek istiyordu.

“Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı Bursa'da Türk-Ermeni milli takımları arasındaki karşılaşmada Azeri bayrağına saygısızlık yapıldığı gerekçesiyle Türkiye'ye protesto notası iletmişti. Devlet Başkanı İlham Aliyev de yıllardır Türkiye'ye dünyadaki fiyatların üçte birine doğalgaz sattıklarını belirterek, yetkililere Türkiye'ye giden doğalgazın fiyatını artırmaları talimatını vermişti. Avrupa Birliği'ne doğalgaz ihracatına hazır olduklarını, AB'nin de bunu beklediğini, ancak son iki yıldır bu alanda gelişme sağlanamadığını ifade eden Aliyev, "Bunun da sebebi, Türkiye ile Azerbaycan arasında transit geçiş hakkıyla ilgili konularda uzlaşma elde edilememiş olmasıdır" demişti.

Tek millet değil miydik? Bu gelişmelere bakanlar "Meğer tek millet iki devlet söylemi içi boş bir balonmuş" diye düşünmezler mi? Ermenistan'la ilişkiden öteye ittifak kurmuş olan Rusya'ya kızmayacaksın, Ermenistan'la her türlü siyasi ve ekonomik işbirliğini sürdüren İran'a aldırmayacaksın... Ermenistan'a kanat açmış olan ABD karşısında sus pus olacaksın. Sonra da Ermenistan'la kan davasına dönüşmüş olan komşuluğunu normale dönüştürmeye çalışan Türkiye'yi kendince protesto edeceksin. Bakarsınız daha da ileriye gidilir ve Bakü meydanlarında toplanan kalabalıklar Türk bayrağını yakmaya falan kalkarlar”[2] diye horozlanan Bay Barlas’a sormak lazımdı: Ey ABD, AB ve İsrail karşısında secdeye kapanan Karaoğlan! Senin gücün de sadece Azerbaycan’a mı yetiyordu?

Saad Hariri liderliğindeki Lübnan hükümetinin Ermeni asıllı bakanı: Türkiye tazminat ödemeden barış olmaz.

 Lübnan'da Saad Hariri liderliğindeki hükümetin Ermeni asıllı Çalışma Bakanı Hagop Bukradunyan, Türkiye ve Ermenistan arasında İsviçre'de imzalanan anlaşmanın hiçbir şekilde hükmü bulunmadığını öne sürüyordu. Lübnan'da yayınlanan El Müstakbel gazetesindeki habere göre anlaşmanın soykırım olduğu gerçeğini unutturmayacağını belirten Ermeni Bakan, Türkiye'ye olan düşmanlıklarının son bulmayacağını söylüyordu.

Türkiye ile kesinlikle uzlaşmayacaklarını da ileri süren Hagop Bukradunyan, "Bu düşmanlığın sona ermesi için Türkiye bizden özür dilemeli, soykırım yaptığını kabul etmeli ve ondan sonra da tazminat için masaya oturulmalı" diye konuşuyordu. Ortadoğu ülkelerindeki Ermeniler de ABD ve Fransa'da yaşayanlar kadar Türkiye düşmanlığını körükleyen açıklamalar yapmaktan çekinmiyordu. 128 üyeli parlamentosunun yarısı Hıristiyanlardan oluşan Lübnan'da sistem gereği 6 sandalye Ermenilere veriliyordu. En güçlü Ermeni partisi konumundaki Taşnak'ın mevcut Lübnan hükümetinde iki bakanı bulunuyordu.

1975-90 yılları arasındaki Lübnan iç savaşından dolayı 250 binden fazla Ermeni'nin ülkelerini terk ederek başta ABD olmak üzere Batılı ülkelere yerleştikleri belirtiliyordu. Günümüzde Lübnan'da yaşayan Ermenilerin sayısının 150 bin civarında olduğu tahmin ediliyordu.

 



[1] Ömer Taşpınar / Sabah

[2] Mehmet Barlas / Sabah


Bu yazarin diger makaleleri

ÖZDEMİR İNCE’NİN ERDEMİ!
  Özdemir İnce 19 Şubat 2014 tarihli Aydınlık’ta “Erbakan yaşasaydı sorardım”...
Devami
ÇÖZÜM SÜRECİ, YA TÜRKİYE’Yİ, YA AKP’Yİ PARÇALAYACAKTIR
Gelecek bizim için “ğayb”tir ve gaybı sadece Allah bilir. Ancak:...
Devami
TARİH BOYUNCA DİN İSTİSMARI
  ŞEYTANIN İKİ SİLAHI: 1- DİN İSTİSMARI  2- DİN DÜŞMANLIĞI...
Devami
ANAYASAYA LAİKLİĞİN, TÜRKÇE TANIMI YAZILSIN!..
  "Laiklik"in doğum yeri kabul edilen Fransa da; başörtüsü sorunuyla...
Devami
FİLİSTİN SORUNU VE İSRAİL'İN SONU
Bir ara sürekli bastırmaya çalıştığı vicdanının ve Milli Görüşçü İza'nının...
Devami
1934 TRAKYA OLAYLARI VE PERDE ARKASI
21 Haziran 1934 – 4 Temmuz tarihlerinde Trakya bölgesinde Yahudilere...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1728

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR