ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün68
mod_vvisit_counterDün2361
mod_vvisit_counterBu Hafta4945
mod_vvisit_counterGeçen hafta23692
mod_vvisit_counterBu Ay107059
mod_vvisit_counterGeçen Ay118886
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar18324046

IP'niz: 3.239.58.199
Bugün: 21 Eyl 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12767211

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

Kamu Düzeni Müsteşarlığı! GÜVENLİĞİMİZ CIA VE MOSSAD’A MI İHALE EDİLİYOR?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 6
ZayıfMükemmel 

Kitabına uydurulmuş, hukuksuz dinlemeler yeni bir savaş başlatıyordu:

Bir kişi veya kurum telefonunun dinlenebilmesi için, ilgili kanun;

a) Çok ciddi ve geçerli bir suç işlediğini gösteren ön bilgi ve belgelerin ortaya konması

b) Bu kişi veya kurumların suçlarını tespit ve teşhis edecek başka yol ve yöntemlerin kalmaması şartını getiriyordu.

Şimdi İstanbul Başsavcısının telefonunu dinleme kararı veren Hakim’in, çok ciddi ve geçerli suç şüphelerini ve delillerini görmüş olması düşünülüyordu. Bu durumda ise Adalet Bakanlığının, emrindeki teftiş kurulu kararıyla hemen devreye girmesi ve böyle bir kişinin 15 milyonluk İstanbul’un Başsavcılık makamında bekletilmemesi gerekiyordu.

Artık anlaşılıyor ki, maalesef “tuz da kokmaya başlıyordu” ve birçok yargı mensupları iktidarın yanında veya karşısında olarak taraf haline gelmiş bulunuyordu. Bu durum ülke için çok vahim bir gelişme sayılıyordu. Artık kim, kime, neye ve niye güvenecekti? sorusu kafaları kurcalıyordu.

Yasama, Yargı ve Yürütme (iktidar) arasında işbirliği ve hizmet paylaşımı olması gerekirken, tam aksine biribirini engelleme ve etkisizleştirme yarışına girmeleri ümitlerimizi ve geleceğimizi karartıyordu.

Hz. Peygamberimiz: “Haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytandır” buyuruyor. AKP ve yandaşları ise konuşan değil, “Susan Türkiye” istiyor. Yani “Dilsiz ve tepkisiz şeytan” olmayan, haksızlık ve ahlaksızlıklara karşı çıkan yazar ve yorumcuları sindirmeye çalışıyor.

Asker sussun. Yargı sussun. Sendikalar yerinde otursun. Sivil toplum örgütleri sussun. Bürokrasi sussun. İşadamları sadece ihale ve rantiye peşinde koşsun. Medya sussun. Yani iktidara yandaş olmayan herkes sussun.

Bu baskılara rağmen konuşan olursa akıl almaz cezalara çarptırılıyor. Gerçekleri yazan gazetelerin patronlarına kitabına uydurulan cezalar kesiliyor. İktidar bu yöntemi uygulayarak insanları korkutuyor. Kurduğu özel takip ve teknik mekanizmasıyla, kendisine muhalif olan binlerce insanı dinletiyor.  İnsanların özel yaşamlarına ait olan en gizli konuşmalar bile delil olarak önlerine konuyor.

AKP ülkeyi: “Konuşan Türkiye”den “Susan, korkan Türkiye”ye çeviriyor. Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker’in adli yılın açılış töreninde yaptığı uyarılar düşündürüyor. Bunların en önemlisi iktidar yargıya dönük siyasallaştırma girişimleri oluşturuyor. Yargıtay Başkanı, “Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu”nun (HSYK) yapısında yapılmak istenen değişikliğin yargının bağımsızlığını zedeleyeceğini söylüyor. HSYK’na yasama ve yürütmenin üye seçmesinin, Adalet Bakanı ile müsteşarının bu kurulda olmasının yargıyı siyasallaştıracağı gibi iktidarın da etkisi ve kontrolü altına sokacağını vurguluyor. Böyle bir yapılanmanın yargıçları sıradan birer memur haline getireceğini belirtiyor. “Yandaş yargıyı değil, bağımsız, tarafsız yargıyı oluşturmak için uğraş vermeliyiz” diyor.

Yaşadığımız bölgenin gerçek cumhuriyeti; tek laik ve demokratik bir hukuk devleti olan Türkiyemizin birliği ve dirliği büyük bir tehlike altında bulunuyor. Hukuk bir gün herkese lazım olabilir. İktidarın bu yaşamsal konuyu ciddi olarak düşünmesi gerekiyor” diyen Tufan Türenç gibileri, 28 Şubat sürecinde Erbakan Hoca’ya yönelik despotik ve antidemokratik girişimler karşısındaki suskunluklarının, hatta alçakça alkış tutmalarının şimdi karşılığını görüyor ve günah çıkartıyordu.

“Kamu Düzeni Müsteşarlığı” MİT ve Jandarmayı güdükleştirmeyi mi amaçlıyor?

AKP Hükümeti, terörle mücadele iddiasıyla İçişleri Bakanlığı'na bağlı yeni bir müsteşarlık kuruyordu. “Kamu Düzeni ve Güvenliği” adındaki müsteşarlığın kuruluş gerekçesi olarak, güvenlik birimleri arasındaki koordinasyonun sağlanması gösteriliyordu. Müsteşarlığın kurulmasını öngören Yasa Tasarısı'nda Müsteşarlığın amacı şöyle açıklanıyordu: "Terörle mücadeleye ilişkin politika ve stratejileri geliştirmek ve bu konuda ilgili kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlamak." Bu Müsteşarlığın; Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), Jandarma ve Emniyet'ten aldığı istihbaratı kendi havuzunda toplaması öngörülüyordu.

Belge ve bilgi toplama yetkisi de veriliyor!

İçişleri Bakanı Beşir Atalay 11 Mayıs’ta yeni Müsteşarlık ile ilgili basın toplantısı düzenlemişti. Atalay, Müsteşarlığın telefon dinleme vb. görevlerinin bulunup bulunmadığına ilişkin soruya: "Müsteşarlığın operasyonel bir görevi bulunmadığı" şeklinde yanıt vermişti. Ancak Müsteşarlığın kuruluş yasa tasarısında: "veri, bilgi ve belgeleri toplamak" görevi de belirtilmişti. Ayrıca bu bilgilerin tasnifinin yanı sıra, analiz ve değerlendirmeler yapmak görevi veriliyordu.

MİT ve Jandarma rahatsızlık duyuyor

MİT ve Jandarma'nın, yeni müsteşarlığın kurulmasından rahatsız olduğu belirtiliyordu. Çünkü MİT ve Jandarma'nın hem operasyonel hem de taktiksel olarak kendi kurumsal ihtiyaçları doğrultusunda istihbarat toplama yetkisi zaten bulunuyordu. Yeni bir Müsteşarlığın kurulması, "MİT'i fiilen İçişleri Bakanlığı'na bağlı bir istihbarat şubesi durumuna düşürecekler" şeklinde yorumlanıyordu. MİT, Başbakanlığa bağlı bir kurumdu; ancak bu müsteşarlık vasıtasıyla İçişleri Bakanlığı'na bağlı bir şubeymiş gibi çalıştırılacağı, bunun da yanlış olacağı ifade ediliyordu. Müsteşarlığın kurulması, AKP Hükümeti'nin Ulusal Program Taslağı'nda da yer alan "Jandarma'nın yetkilerini sivil güvenlik birimlerine devretme" planının bir parçası olduğu değerlendirmesi de yapılıyordu.

“Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının” kurulma amacının, Tayyip Erdoğan'ın "özel istihbarat örgütü"nü yasal statüye kavuşturmak olduğu anlaşılıyordu. Özellikle yasa dışı dinlemelerin Tayyip Erdoğan'ın 2005 yılında fiilen kurduğu ifade edilen "özel istihbarat örgütü" tarafından yapıldığı ileri sürülüyordu. Yurt dışından Türkiye'ye getirilen 11 yüksek teknolojili dinleme aygıtının bir kısmının bu örgüte tahsis edilmesi de kafa karıştırıyordu.

Adana Milletvekili Tacidar Seyhan da bu dinleme araçlarından 4'ünün Emniyet Genel Müdürlüğü’nün görevlendirme yazısı ile Başbakanlığa tahsis edildiğini açıklıyordu.

Örtülü harcama “özel kuvvet” için mi kullanılıyor?

Başbakanlık, kurumsal mali durum ve beklentiler raporuyla ilk altı aydaki harcamalarının detayını Temmuz ayı sonunda açıklamıştı. Rapora göre Başbakanlık, bütçe ödeneğinin 236 milyon lira üstünde harcayacaktı. Personel ve sosyal güvenlik ödenekleri yetmeyecek, ek kaynağa ihtiyaç olacaktı.

Örtülü ödenek harcamalarıyla ilgili detaylar çarpıcıydı. Özel Kalem Müdürlüğü'nün toplam harcaması 212 milyon lira olurken; örtülü ödenekte altı aylık harcama 205 milyon 814 bin liraya ulaşmıştı. Başbakanlık, örtülü ödeneğin bu yıl bu kadar yüksek oluşuna gerekçe olarak, örtülü ödenek harcamalarıyla önceki yıllarda ertelenen ihtiyaçların bu yıl karşılanmasını gösteriyordu. Ancak Örtülü ödenekten 2008'in aynı döneminde 156,3 milyon lira çıkmıştı. 2006 ve 2007 yıllarında da; örtülü ödeneğin de içinde bulunduğu Özel Kalem Müdürlüğü ödeneği kapsamında toplam 540 milyon lira harcamıştı.

Muhalifleri susturma operasyonları mı finanse ediliyor?

Örtülü ödeneğin AKP ve Fetullahçılık karşıtlarını sindirme operasyonlarında kullanılmış olabileceği, sürekli gündeme taşınıyordu. İddialara göre, bu paralar Ergenekon operasyonlarının her safhasında kullanılıyordu. Bu ödenekten, istihbarat toplamadan, tanıklık yapacak kişilerin bulunmasına kadar her alanda harcama yapıldığı belirtiliyordu. Başbakanlık ise bu iddialarla ilgili hiçbir açıklama yapamıyordu.

Örtülü ödenekten harcanan parada son yıllardaki artış, herkesin aklına “Bu paralar şahsi ikbal ve iktidar hırsı ve İsrail’in çıkarları doğrultusunda mı kullanılıyor? sorusunu getiriyordu. Ancak Erdoğan bu konuda hesap vermek istemiyordu. Geçen yıl, örtülü ödenek harcamalarındaki artış üzerine gazetelerde eleştiriler yapılınca Erdoğan "Bunun hesabını biz bu gazetelerin patronlarına vermeye mecbur değiliz" diyerek, işin üstünü kapatıyordu.

Özel istihbarat araçları kimin için alınıyor?

Hesap verme zorunluluğu olmaksızın kullanılan örtülü ödenek konusunda çok ciddi eleştirileri ve şüpheleri beraberinde getiriyordu. "Örtülü ödenek paraları Ergenekon operasyonlarında ve gizli haber almada kullanılıyor" iddiaları, TBMM gündemine bile gelirken; Hükümet tarafından bu iddialara ilişkin hiçbir cevap veya yalanlama gelmemesi, şüpheleri daha da kuvvetlendiriyordu. TBMM Telekulak Komisyonunun geçen yılki toplantılarında muhalefet milletvekilleri; örtülü ödenekle, Başbakanlığa alınan 11 yüksek teknolojili dinleme aracının ilgisi olup olmadığını sormuştu. Bu sorular da yanıtsız kalmıştı. 11 yüksek teknolojili dinleme aracının kimler tarafından kullanıldığı hâlâ bilinmiyordu.

Emniyet raporuna göre Kuvayı Milliye Derneği “Ergenekon”un yan örgütünü Tayyip’in bacanağı kurduruyor!

Ergenekon iddianamesinde Kuvayı Milliye Derneği, 'Ergenekon'un kurduğu bir yan örgüt” olarak ele alınıyordu. Ancak, iddianamenin delil klasörleri arasında da yer alan bir rapor, derneği kurduran ve perde arkasında yöneten kişinin Tayyip Erdoğan'ın bacanağı Nuri Vardarbaşı olduğunu gösteriyordu. Rapor, İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından, 20 Ocak 2008 tarihinde hazırlanmıştı. Derneğin Genel Başkanı Fikri Karadağ'ın avukatı Nevzat Çetin, 25 Ağustos günlü duruşmada, raporun 1 yıllık bir sürede, sıkı bir inceleme ve takip sonucunda hazırladığını" söylüyordu.

Rapora göre, Erdoğan'ın bacanağının bu derneği kurdurmaktaki amacı: “milliyetçi ve ulusalcı söylemlerle, CHP'nin ve MHP'nin oylarını bölmek ve böylece AKP'nin güçlenmesini sağlamaktı.” Raporda şöyle deniyordu.

"... Aslında Kuvayı Milliye Derneği'nin kurulmasında perde arkasındaki şahıs, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın bacanağı Nuri Vardarbaşı'dır.

"Hedef, Baykal'dan dolayı CHP'ye küsen ve DSP'den beklentileri kalmayan ve de MHP'ye sempatiyle bakan milliyetçi insanların oylarını, AKP safına çekmektir."

"Talimatlar Erdoğan'dan geliyor"

Raporda, Nuri Vardarbaşı'nın dernekle ilgili faaliyetleri ve Tayyip Erdoğan bağlantısı da ayrıntılı olarak aktarılıyordu:

"Son zamanlarda Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Türk milliyetçilerine mavi boncuk dağıtması ve milliyetçilerin oylarına göz dikmesi, akabinde medyada MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'yi muhatap almadığını beyan ederek küçültmeye yeltenmesi aslında MHP camiasında Sayın Devlet Bahçeli'ye muhalif bir kesim yaratarak bu kesimi kendi yanına çekmek istemesindendir.

Bacanak Nuri Vardarbaşı'nın ve sık sık MHP gecelerine katılan Fikri Karadağ'ın, talimatları nereden aldığı böylece ortaya çıkıyordu."

Raporda, "9- Nuri Vardarbaşı" başlığı altında, derneğin resmi işlemlerinde Tayyip Erdoğan'ın bacanağının nasıl devreye girdiği anlatılıyordu.

Özel örgüt bağlantılı mı?

TEM polisi şu on kişiyi sık sık görevlendiriyor!

Ankara'da yapılan aramalarda hep aynı polislerin izi saptanmıştı.

Örneğin: Eski 1. Ordu Komutanı Org. Hurşit Tolon'un evi, Ali Tolga Tolon'un evi, ve Avukat Hüseyin Buzoğlu'nun bürosu neden aynı polislerce aranmıştı?

Arama, el koyma tutanaklarına göre; Gazi Üsteğmen Oztürk'ün aramalarına katılan o üç polis, Tolga Tolon ve Buzoğlu aramalarına da katılmıştı. Üç polisten ikisi, Hüseyin Buzoğlu'nun evinde yapılan aramalarda da hazır bulunmuşlardı. Org. Hurşit Tolon'un ev aramasında da, o üç polisten birisi yine vardı!

Ergenekon davasının tertip belgelerinin bulunduğu altı kritik ev-işyeri-arazi araması yapıldı. Bu aramalara katılan TEM polislerinden 10 ismin, aramalarda sık sık görevlendirilmeleri dikkatlere takılmıştı.

Örneğin, Üsteğmen Serdar Oztürk'ün işyeri aramasını yapan dördüncü bir TEM polisi, 9 Ocak günü avukat Buzoğlu'nun işyerindeki aramaya da katılmıştı.

Eski Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Org. Tuncer Kılınç'ın da avukatı olan Hüseyin Buzoğlu'nun aramasına katılan farklı üç polisin, E. Org. Tolon'un oğlu Ali Tolga Tolon'un evinin aramasını yaptığı da ortaya çıkmıştı.

10 TEM polisinin Ankara'da beş önemli "tertip belgesi" çıkan aramalara katıldığı da anlaşılmıştı. Av. Buzoğlu'nun hukuk bürosundan da kendisine ait olmayan ve içi tertip belgeleriyle doldurulmuş 4 GB büyüklüğünde bir flash bellek çıkmıştı.

O üç polis Zir Vadisi'nde çıkıyor!

O üç polis, 7 Ocak günü yapılan Yarbay Mustafa Dönmez'e yönelik operasyonlarda da ortaya çıkmıştı. Yarbay Dönmez'in Ankara'daki "900. Ana Depo Şehit Üsteğmen Hasan Sahan Kışlası Lojmanlarındaki evinden bir kroki bulunduğu iddiası ortaya atılmıştı. Yarbay Dönmez, "kroki kesinlikle bana ait değildir. Yazım benzetilerek çizilmiştir" açıklamasını yapmıştı. Aynı polisler, beş gün sonra Savcı Zekeriya Öz'ün talimatı ile Ankara Yenikent Beldesi'ndeki Zir Vadisi'ne ait olduğu iddia edilen krokideki 12A ve 16A noktalarında kazı çalışmalarının başındaydı. Tutanaklara göre kazılara katılan üç polis, İşçi Partisi Genel Merkezi ve Gazi Üsteğmen Serdar Oztürk'ün ofisini arayan polisler olmaktaydı.

Soruşturmanın şifreleri çözülüyor!

"9XXX1", "2XXX89" (Baş-komiser) ve "1XXXX9" sicil numaralı TEM polislerinin her türlü kritik arama ve el koyma çalışmalarına katılmaları, "sahte 'İrticayla Mücadele Eylem Planı" belgesini hazırlayanlar kimler?' sorusunun da anahtarıydı. "Neden Ankara, neden hep o üç polis?" sorusunun yanıtı belgenin kimler tarafından hazırlandığı ve Gazi Üsteğmen Serdar Oztürk'ün bürosuna kimler tarafından konulduğunu da ortaya çıkaracaktı..

51 no'lu DVD'nin sicilsiz polisleri, kimler oluyor?

Ankara'daki karanlık arama ve el koymalardan biri de avukatlık yapan emekli Albay Levent Göktaş'ın iş yerinde gerçekleşmiş ve 51 numaralı bir DVD çıktığı belirtilmişti. 51 numaralı DVD'de kritik görevlerdeki kişilere ait bilgiler, çok gizli askeri bilgiler, görevdeki bir Orgeneralin oğlu ve adliye mensuplarına ait mahrem ilişkilerin bulunduğu iddia edilmişti. Ancak Ergenekon soruşturmasının 10. dalgasında tutuklanan E. Albay Levent Göktaş'ın işyerinde tutulan arama, el koyma tutanağında polislerin sicil numaraları kayıtlı değildi. Bir başka deyişle, arama ve el koyma usulsüz yapılmıştı.

Nabucco boru hattı güvenliği için özel yabancı kuvvet getiriliyor!

Nabucco Projesi'nde hükümetler arası anlaşmada yer alan önemli bir madde gözlerden kaçırılıyordu. Anlaşmaya göre, boru hattının güvenliğinin, AB bünyesinde olacağı söylenen özel bir kuvvet tarafından yapılması öngörülüyordu. Nabucco boru hattının uzunluğu 3 bin 300 kilometre. Bunun 2 bin kilometresi, yani en büyük kısmı Türkiye'den geçiyordu. Yani bu yabancı özel kuvvetin esas birlikleri Türk topraklarında olacaktı.

Benzer bir talep Bakü-Ceyhan boru hattının inşası sırasında da Türkiye'nin önüne birçok kez getirilmişti. ABD'nin ısrarla gündeme getirdiği bu dayatma ertelenmişti.

Peki, boru hattı güvenliği için Türkiye'ye yerleştirilecek yabancı özel kuvvet nereden gelecekti? Bu tür güvenlik özelleştirmeleri konusunda en tecrübeli ülke olan ABD, tabii ki Türkiye’ye destek verecekti. Üstelik tam da bu konuda çalışan bir özel birim yıllardır Azerbaycan'da Azeri kuvvetlerini sözde eğitmekteydi. Bu kuruluşun adı hiç de yabancı değildi. Irak'ta Amerikan Ordusu adına birçok faili meçhule imza atan ve onlarca karanlık kışkırtmada parmağı bulunan “BlackWater USA.” CIA ve MOSSAD’la çalışan bir özel güvenlik şirketiydi.

ABD, 2005 yılından başlamak üzere Azerbaycan ile birlikte 'Hazar'ın güvenliği programını hayata geçirmeye girişti. Bu programa göre ABD, Azerbaycan'ın özel askeri deniz güçlerini eğitecekti. Bu programı yöneten kuruluş ise, Amerikan 'BlackWater USA' şirketiydi. BlackWater USA şirketinin Amerikan Ordusu adına giriştiği illegal faaliyetler, Irak'ta ortaya çıkmıştı. Bu şirketin, Amerikan Ordusu adına çeşitli kışkırtmalara giriştiği ve binlerce faili meçhul olaya karıştığı, geçen yıllarda dünya medyasına yansımıştı. Bunun yanı sıra PKK'da ele geçirilen Amerikan silahların kaynağı olarak bu şirket gösterilmişti. Irak'taki Amerikalı diplomatların güvenliğini sağlayan şirket hakkında dava da açıldı. Şirketin başkanı hakkındaki yargılama hala devam ediyordu.

ABD'nin bölgeye askeri güç yerleştirmesine kılıf hazırlanıyor

Washington, uzun süredir boru hatlarının güvenliği bahanesiyle Kafkaslar'a yerleşmek istiyordu. Bu amaçla 2000 yılında ABD'nin başlattığı girişim 2003 yılında Karadeniz'in güvenliğini NATO'nun sağlaması teklifiyle sürdü. ABD; Ukrayna ve Gürcistan darbeleriyle bölgede yaratılan istikrarsızlığı sürdürmeyi amaçlıyordu. Ancak Rus yetkililer, Washington'a, "Hazar havzasına girmeniz bizim için müdahale nedenidir" diyerek rest çekmişti. Nabucco hattının güvenliği için yabancı özel kuvvetin Hükümetler arası anlaşmada yer alması, bu fesat ve cinayet şebekesinin Türkiye’ye kaydırılması şeklinde okunuyordu.

Ankara'daki SüperNATO karargâhı takviye ediliyor

Türkiye'de yıllarca ODC, JUMMAT, JUSMAT gibi çeşitli adlar altında faaliyet yürüten, 1976'dan sonra pasifleştiği zannedilen ABD Askeri Danışma Heyetleri, yeniden takviye ediliyordu... Takviye kararı, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Başkan Bush ile 5 Kasım 2007'de vardığı Oval Ofis mutabakatında alınıyordu. ODC'nin faaliyetleri Türkiye'nin ve Türk Ordusu'nun kontrolü dışına taşmış görünüyordu.

Karamürsel'deki Sovyetler Birliği'ni dinleme tesisleri 1978'de Ecevit'in talebi ve Amerikalılarla anlaşması sonucu kapatılmıştı. Fakat Gemlik'in tepesinde, Şahinkaya'daki Sovyetler Birliği'ni dinleme tesislerinin 2001'e kadar devam ettiğini, tesislerin jeneratörlerinin çalışmasından, sorumlu sivil Türk uzmanlar açıklamıştı.

Dinleme tesisleri ağırlıklı olarak NATO'ya istihbarat sağlamaktaydı.

NATO'nun siyasi ve diplomatik görevleri yerine getiriliyor

NATO, Türkiye'de siyasi ve diplomatik görevlerini yerine getirdiğinde, bunları askeri bir maske altında gerçekleştirmiş ve askeri mekanizmaları kullanmıştır. Söz konusu mekanizmalar: Amerikan askeri danışman grupları JUSMMAT (ABD-Türkiye Askeri Yardım Kurulu Başkanlığı), JAMMAT (Amerika-Türkiye Askeri Yardım Kurulu Başkanlığı) ve ODC (Savunma İşbirliği Dairesi) oluyordu.

Zira siyasetin incelikleri, NATO kadrolarının siyasi işlevlerini açık bir şekilde yerine getirmelerine engel çıkarıyordu. Amerikan askeri yardımı alan ülkelerdeki Askeri Danışmanlık Grupları, görevleri doğrultusunda diplomatik askeri sorumluluklar üstleniyordu. Bu tür grupların başkanları ve emrindekiler, Amerikan yardımları türü üzerindeki denetim güçleri sayesinde, kimi zaman, aslen büyükelçilerle dışişleri bakanlığının sahip olduğu görev sahasını ve nüfuz gücünü kullanıyordu.

Askeri görev maskesi altında, hıyanet yürütülüyor

Kurulduğu günden bu yana bir savunma örgütü olarak tanımlanan NATO'nun o tarihten beri siyasi ve diplomatik görevler de üstlendikleri Huntington tarafından açıklanmıştır. Huntington, NATO komutan ve kadrolarının bu işlevlerini yerine getirmeleri gerektiğinde bunları askeri bir maske altında gerçekleştirdiklerini vurgulamıştır. Böylece elli yıllık bir iddianın gerçek dışı olduğu kanıtlanmıştır.

Siyasi ve diplomatik işlevlerin sadece NATO ile sınırlı olmayıp Amerikan askeri yardımı alan ülkelerdeki Askeri Danışmanlık Grupları için de geçerli olduğu açığa çıkmıştır.

Genelkurmay başkanlıklarına danışmanlık yapılıyor

General McBride'in belirttiği amaçlar, tüm yardım alan ülkeler için geçerli sayılmaktadır. Yardım programlarını ilk dönemlerinde Askeri Yardım Kurulu Başkanları'nın, bulundukları ülkelerin Genelkurmay Başkanları'na da danışmanlık yaptıkları dikkate alındığında durumun vahameti daha iyi anlaşılacaktır.

ABD'nin Ankara Büyükelçisi George McGhee büyükelçilik yıllarında ve daha sonra ABD Dışişleri Başkanlığında Türkiye ve Ortadoğu'dan sorumlu görevde iken, gerek NATO'nun kuruluş aşamalarında, gerekse Türkiye NATO'ya girdiğinde askeri ve ekonomik yardımlarla ilgili çözümler dayatmıştır.

Ankara'nın dört bir yanında yerleşiliyor

ABD-Türkiye Askeri Yardım Kurulu Başkanlığı (JUSMMAT) eski Gülhane Asker Hastanesi'nin sol yanındaki anayolun solunda ve Seferberlik Tetkik Kurulu'nun bitişiğindeki binada faaliyette bulunuyordu. Binanın en üst katı en gizli bölümdü. Özel Kuvvet timi tarafından korunuyor ve görevli az sayıda uzman dışında kimsenin girmesine izin verilmiyordu.

Bir diğer Askeri Danışmanlar Heyet Başkanlığı ise ABD Büyükelçiliği'nin Kavaklıdere'ye bakan bölümünün tam karşısındaki binada CIA kadroları ile birlikte çalışmalarını yürütüyordu.

Yaz mevsiminin çok sıcak günlerinde Sinop radar üssü, İskenderun radar üssü, Karamürsel radar üssü ve İncirlik Askeri Hava Üssü gibi üslerle yapılan elektronik iletişimin bozulmaması için binanın alt katındaki normal klimalar yerine "sulu tipi klima"lar çalıştırılıyordu.

Askeri danışmanların bir kısmı da Mithatpaşa Caddesi'ndeki "Detachment-30" adlı karargâhta faaliyette bulunmaktaydı ve lojistik konularıyla uğraşılıyordu.

Bu bölümler, 1976'ya kadar ABD Büyükelçiliği bünyesi dışında bağımsız olarak faaliyette bulunuyordu. Sözde yardımları koordine ediyordu.

1948 tarihli Yardım Kanunu çerçevesinde yapılandırılan Askeri Danışman Kurulları, (Kıbrıs Barış Harekâtı ve Silah Ambargosu uygulamasından sonra) örtülü faaliyetleri açığa çıkınca, ABD tarafından 1976'da kaldırılıyordu.

Hilmi Özkök’ten 13 kritik sorunun yanıtı bekleniyor!

Av. Hasan Basri Özbey, Orgeneral Hilmi Özkök'e MİT'in kendisine 10 Temmuz 2003'te sunduğu "Ergenekon Raporu ve Şemaları" isimli belgelerle ilgili 13 soru yöneltiyordu.

İşte Av. Özbey'in Özkök'e yönelttiği 13 kritik soru:

1)  Resmi belgeye neden "gayrı resmi" dediniz?

2) MİT tarafından 10 Temmuz 2003'de size resmen verilen belgeleri neden Genelkurmay kayıtlarına geçirmediniz? Devletler ortaya çıktığından beri uygulanan kayıt kuralını neden ihlal ettiniz?

3)  Gönderilen belgenin "arşivlere geçecek mahiyette olmadığını" söylediniz. Oysa şemayla gönderilen "Çok Gizli" ibareli üç sayfalık ön yazıda, "yönlendirilmiş, organize bir faaliyet"ten söz ediliyor. "Yönlendirilmiş, organize bir faaliyet"e ilişkin belgeler, arşivlere geçecek mahiyette değil midir?

4)  MİT tarafından gönderilen rapor ve şemaları gayrı resmi olarak kimlere ilettiniz?

5)  Ahmet Necdet Sezer ve Bülent Ecevit'e herhangi bir bilgi ve belge verdiniz mi? Vermediyseniz; neden vermediniz? Suç kanıtı olduğu için mi?

6) Belgeleri kayda geçirmemeniz, gizleme gayretinde olmanız suçu ve delilini gizlemek için mi?

7) Belgelerle ilgili "imha ettirdim", "hatırlamıyorum" gibi beyanlarda bulundunuz. İşi biten belgeleri emekli olunca cebinizde götürdünüz mü? Halen özel evraklarınızın arasında duruyor mu?

8) Bugün dayanaksız olduğunu söylediğiniz raporlara dayanarak adı geçenler hakkında soruşturma açmamanız anlaşılabilir. Ancak, Türk Ordusunun komutanlarını dayanaksız raporlar, yalan ve iftiralarla suçlayanların tespit edilip cezalandırılmaları için neden soruşturma açmadınız? Türk Ordusuna karşı tertiplere girişenleri neden korudunuz?

9) Ergenekon savcılarının sizin tarafınızdan "hukuki dayanaktan yoksun", MİT Müsteşarınca "saçma sapan", Başbakan tarafından "bilgi kirliliği ve maksatlı propaganda" olarak nitelenen rapor ve şemaya dayanarak iddianame hazırlamalarını nasıl açıklıyorsunuz? Ergenekon tertibini destekliyor musunuz? Silah arkadaşlarınızın dayanaktan yoksun olarak hapse atılmalarını içinize sindirebiliyor musunuz?

10)  DSP İzmir Milletvekili Recai Birgül; "2002'de Ecevit Hükümeti bir darbeyle yıkıldı" biçiminde ısrarlı açıklamalar yaptı. Bu belgelerin Ecevit Hükümeti'ni devirip Erdoğanları iktidara getirmek için kullanıldığı ortaya çıktı. Bu konuda ne diyorsunuz?

11) 3 Kasım 2002 seçimlerinin ardından resmi bir sıfatı olmayan, yasaklı, hükümlü Tayyip Erdoğan'la Genelkurmay Karargâhında ne konuştunuz, ne planladınız?

12) Bu belgeler, 10 Temmuz 2003'ten sonra Türk askerinin Kuzey Irak'tan çekilmesinde kullanıldı mı?

13) 20 Nisan 2004'te Harp Akademilerindeki konuşmanızda milli egemenliği "modası geçmiş bir kavram" olarak izah ettiniz. Milli Devletin Genelkurmay Başkanı olarak milli egemenliği reddetmeniz, darbe programında üstlendiğiniz rolün gereği miydi?[1]

 



[1] Not: Bunlar Aydınlık Dergisinden derlenmiştir


Bu yazarin diger makaleleri

HİCRETTEN DEVLETE MEDENİYET AŞAMASI
  O gün, ”Darü'n - Nedve” (Mekke müşriklerinin danışma yeri ve...
Devami
AVRUPA BİRLİĞİ; DİNSİZLEŞTİRME VE DENSİZLEŞTİRME PROJESİDİR!
Siyonist Yahudi sermayesinin: a) Bütün Avrupa’yı kendi kontrolüne almak b) Haçlı Batıyı...
Devami
KURAN'DA SAMİMİYET ÖLÇÜLERİ
Allah'ı "bir" bilmek ve her konuda yalnız ve sadece O'na...
Devami
ERBAKAN VE ŞEYTANIN “DOKUZ”LU ÇETESİ
  ERBAKAN VE “ŞEYTANIN ‘DOKUZ’LU ÇETESİ”          Kur’an’da Mafya Yapılanması ve İşbirlikçilerin İttifakı! Tefsir âlimleri...
Devami
BALGAT’TAKİ BULUT SEFASI VE HAYRETTİN KARAMAN’IN SAFSATASI
Aziz Hocamızın haklı tespitiyle: (Malum sabataist ve masonik) çetelerce yönlendirilen… Hak davayı...
Devami
KOLA GİRENİM KALMADI (ŞİİR)
  KOLA GİRENİM KALMADI      Garip kaldım öz yurdumda, imana şirk katmam...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 2720

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR