ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün320
mod_vvisit_counterDün2361
mod_vvisit_counterBu Hafta2681
mod_vvisit_counterGeçen hafta20243
mod_vvisit_counterBu Ay107311
mod_vvisit_counterGeçen Ay118886
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar18324298

IP'niz: 3.239.58.199
Bugün: 21 Eyl 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12767314

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

PKK’NIN DAĞDAN İNİŞİ VEYA ZAFER FİNİŞİ!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

T.C. Devletini yıkmak ve ülkemizi parçalamak üzere silahlı terör örgütü kuran ve asker-sivil on binlerce insanımıza kıyan PKK mensupları törenlerle karşılanıyor, ayaklarına taşınan özel mahkemelerce serbest bırakılıyor, hatta PKK propagandası yapmak üzere Meclis yolu hazırlanıyordu. Bindikleri DTP otobüsünün üzerinde ise: “Çözüm demokratik özerklik” yazıyordu!

Hepsi birden savcılara “Abdullah Öcalan’ın talimatıyla, Kürt açılımına ve barış sürecine katkıda bulunmak üzere geldiklerini” söylüyor… Hiç pişman olmadıkları hatta “pişman mısınız?” diye sorulmadıkları halde, pişmanlık yasasıyla serbest bırakılıyordu!

Ama, güya “Hükümeti devirmek” iddiasıyla ve Ergenekon’la irtibatlı bahanesiyle yüzlerce insan cezaevlerinde çile dolduruyordu.

Birileri ispatlı terör örgütü üyeleri; diğerleri sadece itham ve iddia altındaki kişiler oluyordu.

Demek ki bu hükümeti korumak, devleti ve ülkeyi korumaktan çok daha önemli sayılıyordu.

Çünkü devleti ve ülkeyi parçalamaya çalışanlar bağışlanıyor, ama hükümeti uyaran ve tenkide kalkışanlar tutuklanıyordu!?

Statlarda Azerbaycan bayrakları yasaklanıyor, ama PKK bayrakları Silopi’den İstanbul’a, gururla sallanıyordu…

Evet, bu işlerin altında bir terslik ve tereslik yattığı açıkça sırıtıyordu. Üstelik gâvurlukları, İslam ve Türkiye düşmanlıkları kesin olan çevreler ve ülkeler, bu açılımcıların sırtını, babalarının hayrına mı sıvazlıyordu?

Habur sınır kapısında PKK’nın zafer şovuna dönüşen karşılamalar için, önce “insanı duygulandıran ve gururlandıran manzaralar” diye sahip çıkan Recep Bey’in, zoru görünce “kasıtlı ve kışkırtıcı provokasyonlar” şekline karşı çıkması ise, bunların cesaret, ciddiyet ve samimiyet derecesini yansıtıyordu. “Döneklik, Densizlik ve Dengesizlik” bunların siyaset ve stratejilerinin temelini oluşturuyordu.

Amerika sadece çuvallamıyor, can çekişiyordu!

Dünyanın en büyük siyasi ve askeri gücü olduğu zannedilen ABD, kendi çıkarlarını korumak, ya da yeni çıkarlar sağlamak için; kimi bölgelerde gerektiğinde siyaseti, gerektiğinde silahı, gerektiğinde hem siyaseti hem silahı kullanıyordu. Yerine göre ya doğrudan kendi adamlarını gönderiyor, ya yerli işbirlikçilerini seferber ediyordu.

İkinci Dünya Savaşı'nda altı yıl içinde bütün dünyaya "nizam" veren Amerika, şimdi Irak'ta altı yıl geçmesine rağmen hala düzeni sağlayamıyor, Somali'de yeniliyor, Afganistan'da çuvallıyor, Pakistan'da çırpınıyordu.

Yani Siyonist güdümlü süper güç artık sıfırı tüketiyordu. Çünkü bu Amerika Türkiye’ye “Ilımlı İslam” dayatıyor, ama tutturamıyordu.

Ben AKP iktidarına "Ermeni açılımı" da yaptırırım, "Kürt açılımı" da yaptırırım, "Rum açılımı" da yaptırırım diye kolları sıvıyor, ama yüzüne gözüne bulaştırıyordu. Allarım, pullarım, medyayı kullanırım, dezenformasyon yaparım, propaganda kampanyaları başlatırım, kamuoyunu da yanıma alırım diyor, ama başaramıyordu. Olmuyor, çünkü eski başkanı Lincoln'ün, "Halkın bir kısmını her zaman, hepsini bir zaman aldatabilirsiniz, ama halkın tümünü her zaman aldatamazsınız" sözünü hatırlamıyordu. Olmuyor, çünkü her kuşun etinin yenmeyeceğini bilmiyordu. Her yerde, her zaman "tak-şak"çıların sonuç alamadığını görmüyordu. Mesela, "Bir grup şehit yakını" ne demektir, ne anlama gelir, gücü nedir? Anlamıyordu. Herhalde "sivil toplum örgütü" sanıyordu. Kendisiyle birlikte arkaladığı iktidarları da iflas ettiriyordu. Sonra bir bakıyor, "Bugün seçim olsa" diye yapılan anketlerden başka sonuçlar çıkıyordu! ABD çok hesap hatası yapıyordu.”

Oysa Hikmet Bila’nın sandığı gibi, ABD sadece “hesap hatası” yapmıyor; çok daha ileri, Siyonist güdümlü zalim Amerika, artık ağır hasta, can çekişiyordu. İşte bu yüzden tepinirken rastgele tahrip ediyordu. Amerika’nın her yerde ve her projesinde çuvallaması ve işbirlikçilerini bile rahatlıkla harcaması; başka bir süper beynin; yeni ve yenilmez bir güç merkezinin varlığını ve zafere yaklaştığını gösteriyordu! Acaba, bu; “ABD çözülüyor, İsrail çöküyor!” gerçeğini duyan Fetullahçılar, Recep Erdoğan’cılar ve diğer işbirlikçi taşeronlar, niye “Ağasına sövülmüş dığalar gibi” hırçınlaşıyordu?

Düğmeye Öcalan basmıştı!

İmralı'da Öcalan düğmeye basmış, Kandil'de Karayılan açıklamıştı: "Barış grupları yola çıkıyordu!

Kandil Dağı'ndan, Kuzey Irak'ta Türkiye Kürtlerinin yaşadığı Mahmur Kampı'ndan ve Avrupa'dan... İlk grup Türkiye-Irak sınırına, Silopi'ye geliyor, on binler alkışlarla, kahraman gibi karşılıyordu. Yandaş ve yalaka medya bu haberleri barış havası ve AKP’nin büyük başarısı olarak veriyordu.

Kim bunlar, PKK'lılar... Niye geliyorlar? Kendilerinin de 'barış'tan yana olduklarını ve bu açıdan iyi niyet taşıdıklarını göstermek, ama aynı zamanda Kürt açılımı konusunda hükümeti, Ankara'yı sınamak için...

Acaba, 'Barış grupları'yla ilgili girişim sadece İmralı-Kandil ekseninde mi yapıldı? Yoksa Ankara-Bağdat-Erbil üçgeni de işin içinde var mıydı? Bir başka deyişle: Barış gruplarıyla ilgili senaryo daha önce kapalı kapılar arkasında, daha geniş çevrede mi oluşturuldu? 

Yaklaşık 50 kadar (35 Irak’tan, 15 Avrupa’dan)  PKK'lı, Öcalan'ın talimatıyla dağdan inip, bağdakini korkutmaya ve kovmaya geliyordu. Bu durum şunu gösteriyor: DTP'den ziyade Öcalan açılımı destekliyor ve DTP'yi de desteklemeye zorluyor. Bu desteğin arkasında ne olduğunu, Öcalan'la neler konuşulduğu bilinmiyor, ama tahmin ediliyordu. Önce İmralı'daki koşullarının iyileştirilmesi, ardından F tipine nakli ve sonunda bir af söz konusu olabilir. Bu arada eski hızlı MHP’li yeni AKP’li Mümtaz'er Türköne'nin ilginç önerisi dikkat çekiyordu. Bir dönemin hızlı ülkücülerinden, Azerbaycan'daki darbe girişiminin perde arkasındaki provokatörlerden ve şimdi Zaman Gazetesinin Fetullahçı CIA şövalyelerinden Türköne, "Öcalan'a af getirilebilir" diye aniden ortaya çıkıyordu. Bu bir "öneri" veya "siyasi bir bilgi" mi, yoksa toplumun beynini yıkama ve psikolojik zemin hazırlama taktiği mi? Bilinmiyor, ancak zaman itibarıyla biraz "provokasyon" kokuyordu. Açılımın "olası sonuçlarından" birini, baştan "kesinmiş" gibi tartışmaya açarak sürece destek verilir kisvesi altında, sürecin baltalanmasına ve AKP’nin kurtarılmasına yol açacak bir öneri gibi görülüyordu. Eşinin Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekili olması, Türköne'nin sözlerinin önemini artırıyordu. Öcalan'ın sonu ne olacak kestirmek zor, ama Türköne'nin sözlerinin açılımın gidişatına fayda sağlamayacağı kesin. Fetullahçıların açılım sürecinin tehlikeli sonuçlar doğurmasından kuşku duyduklarını, bu nedenle bir an evvel yapılması için hükümeti kışkırttıklarını da doğru okumamız gerekiyordu.

Acaba ABD neyi dayatıyordu? Büyük Kürdistan’ı mı? Türkiye’nin Güneydoğusu’nun “Büyük Kürdistan’ın bir parçası yapılmasını mı? Yoksa Doğu ve Güneydoğu’ya bir şekilde özerklik sağlanmasını mı? Veya ABD ordusu Irak’tan çekilince Araplar, ABD ile işbirliği yapan Barzani-Talabani Kürtlerini intikam ateşi ile yakmasınlar diye “Türkiye ordusunun koruma görevi” almasını mı? Ve ya; Musul ve Kerkük petrollerinden bir miktar payı Türkiye’ye verip, bunun karşılığında “Türk Ordusu’nun Ortadoğu’da petrol ve boru hatları bekçisi olmasını ve ABD ile Türkiye’nin bir olup İran’a saldırmasını” mı istiyordu?

Fetullah Erbaş’ın saptırmaları ve yalaka medyanın sahtekârlığı:

Açılım alçaklığına Erbakan’ı bulaştırma soytarılığı!?

Refah Partisi eski milletvekili Fethullah Erbaş’ın çarpıtmaları

“Kürt açılımı”nın ilk kez kendi partileri döneminde başlatıldığını belirten, bu kapsamda RP Genel Başkanı Necmettin Erbakan Hoca’nın “aracılar vasıtasıyla Abdullah Öcalan’la görüştüğünü” söyleyen Fetullah Erbaş yanlış konuşmakta, Erbakan’ı karalamak için fırsat kollayan bazıları da bu konuyu çarpıtmaktadır.

PKK tarafından kaçırılan 8 askeri kurtarmak için 1996’da milletvekiliyken Zap’a giden Fetullah Erbaş’ın, Erbil’den yayın yapan Aknews ile İstanbul’da yaptığı söyleşide “ilk gayelerinin askerleri ailelerine kavuşturmak olduğunu, ardından “diyalog süreci başlatıp örgütü dağdan indirmeyi hedeflediklerini” söylemesi ve;

“Biz, iktidara geldiğimiz ilk yılda açılımı planladık. Şimdiki iktidar yedi yıldır iktidarda ve yedi yıl sonra bu işe eğiliyor. Biz Doğru Yol Partisi (DYP) ile koalisyon yapmıştık. Hoca (Necmettin Erbakan) bir sene Başbakanlık yaptı ve düşürüldü. Hoca’nın birtakım planları vardı. Suriye’yle görüşüldü. Aracılar vasıtasıyla Öcalan’la görüşmeler de oldu. Öcalan önce makuldü. Sonra ne baskı gördü bilmiyorum, geri adım attı” şeklindeki sözleri de tamamen asılsızdı ve AKP’ye yaranmak ve meşruiyet kazandırmak amaçlı olarak uydurduğu sırıtmaktaydı.

Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca Altınoluk’taki Cuma sonrası selamlaşma sohbetinde; “Kürt açılımındaki asıl amacın Türkiye'yi İsrail'in vilayeti yapmak olduğunu” vurgulamıştı.

AKP hükümetinin Kürt açılımını, İsrail'in oyunu olarak değerlendirip, Kürt açılımındaki asıl amacın Türkiye'yi İsrail'in vilayeti yapmak olduğunu, bütün memleket evlatlarının da bu konuda uyanık olması gerektiği çağrısını yapmıştı.

Hükümetin de bu oyuna geldiğini belirten Erbakan, “Bunlarda yeterli devlet tecrübesi yok. Bunlar çoluk çocuk takımı. Avrupa'nın oyununa geliyorlar” diye uyarmıştı.

Türkiye'nin çok kötü şartlar içine itildiğini, insanların ekonomik olarak zor günler geçirdiğini, siyaseten de bir çıkmazın içine sürüklendiğini, hükümetin dış güçlerin oyununa geldiğini ve Haim Nahum Doktrini'nin hayata geçirildiğini şöyle anlatmıştı:

Siyonistler diyor ki: Türkiye'yi İsrail'e bin yıldan beri vilayet yapmayı başaramadık. 5 sene cihan harbiyle uğraştırdık. Ardından 5 sene İstiklal Harbiyle yıprattık, gene bunları yıkamadık. Öyleyse stratejimizi değiştiriyoruz. Türkiye'yi İsrail'e vilayet yapmak için harp yolunu bırakıp, zor, pahalı, meşakkatli yol yerine, ekonomik ve kolay olan şu yolu seçiyorlar. Nedir bu? Türkiye'yi aç bırakacağız, işsiz bırakacağız, borca esir edip batıracağız, dininden uzaklaştıracağız, kamplara ayıracağız, sonra bunları birbiriyle çarpıştıracağız. Böylece güçsüz bırakıp İsrail'e vilayet yapacağız” diyorlar. 80 senedir üzerimizde bu doktrin uygulanıyor. Bugün tatbik edilen politika budur. IMF, Türkiye'yi aç bırakıyor, işsiz bırakıyor, borca esir ediyor. Öbür taraftan Avrupa Uyum Komisyonu da bizi kendimizden uzaklaştırıyor ve bölüyor. Bunlar da yeterli devlet tecrübesi yok. Bunlar çoluk çocuk takımı. Avrupa'nın gözüne girmek için “Efendim, Avrupa bizim şimdi Kürt meselesi diye bir meselenin üzerinde çalışmamızı istiyor” diyemiyorlar. Bunun yerine kendilerini akıllı zannederek “Ahhh ey millet siz ana acısını bilmezsiniz. Ey millet, bu terörü tarihe gömeceğiz” diye halkı aldatacağını sanıyorlar. Bana bak yaaa, sen ağzındaki baklayı çıkarsana. “İlle Kürt meselesi diye, Türkiye'nin bölünmesini istiyorlar. Bu yolda çalışmamızı dayatıyorlar” gerçeğini ortaya koysana! Bunlar dış güçlerin kışkırtması ve Haim Nahum planıdır. Türkiye'yi bölmek için oynanan oyunlardır. Böyle Türk-Kürt diye, ayrım diye bir meselemiz yok. Kürt-Türk birbirimizin kardeşiyiz. Tek bir milletiz, tek bir ümmetiz. Tarih boyunca da birbirimizle kardeş gibi yaşamışız. Avrupalı bizi bölmek için böyle şeyleri çıkartmak istiyor, alet olmamak lazım. Bu sebepten bütün memleket evlatlarının uyanık olması, dış güçlerin oyununa aldanmaması lazım. Yöneticilerin de bilhassa onlara alet olmamaları lazım.”

Oysa Fetullah Erbaş 6.11.2006 tarih ve 622 sayılı Aksiyon Dergisindeki Fatih Uğur’la röportajında Kuzey Irak’a Hoca’dan ve parti kurmaylarından habersiz gittiğini açıklamıştı:

Soru: Erbakan'ın tavrı ne oldu bu durumda?

F. Erbaş: “O hadisede Hoca’nın hiçbir şeyi (bilgisi ve haberi) olmadı. Partide yönetici değil, sadece milletvekiliydim. PKK ile görüşme partinin yıpranmasına sebep olacaktı. Hoca hiç bırakır mı gideyim.”

Soru: Nasıl gittiniz o zaman?

F. Erbaş: “O sırada doğu bölgesinin sorumlusuydum. Şırnak'ta il başkanı seçimi vardı. Oraya giderken aileler yine geldiler. Valla, dedim, ben Şırnak'a gideceğim, sizinle ilgilenemem. Onlar benden önce gitmişler Şırnak'a. Basın da orada tabii.”

Soru: Bu arada Demirel'le ilginç bir telefon görüşmeniz var. Sonradan sizin için Demirel gönderdi deniyor mesela?

F. Erbaş: “Demirel, belediye başkanlığımdan beri beni biliyor. Ama telefonla konuşacak kadar samimiyetimiz yok. Telefonun düğmelerinden birine bastık: "Alo efendim." Tabii ahize dışarıya ses veriyor. Yanlış basmışız. Demirel, ailelerden bahsediyor. "Gözlerinden öperim, ilgilenmişsin. Teşekkür ederim." mealinde sözler söylüyor. Hava alanında milletvekilleri şahit oldu konuşmaya. Hadise gelişince herkes, Erbaş'ı zaten Demirel görevlendirmişti, dedi.”

Soru: Erbakan Hoca ne dedi?

F. Erbaş: “O zaman Mustafa Kalemli Meclis başkanı; derhal istifa edeceksin, dedi. Bir, Türk parlamenterinin terör örgütüyle temasta olmasını biz kabul edemeyiz. Seninle aynı çatı altında olmak istemeyiz.” İyi dedim, ses etmedim. Geldik partiye. Doğu milletvekilleri, batı vekilleri. Mesafeli duruyor. Aramızda duvar var sanki. Şevket Bey (Kazan) gelip beni yukarı çıkardı ve bu zor durumdan kurtardı. Bana: “Kimseyle konuşmayacaksın. Beyanat vermeyeceksin. Sen kötü bir şey yapmadın” dedi. Tabi Adalet bakanı, moral verince, nefes aldım.

Soru: Partili arkadaşlarınız ne diyor bu duruma?

F. Erbaş: “Grup toplantısında bir milletvekili çıktı kürsüye. “İçimizdeki Lawrence'lar böyle böyle yapıyor. (Bekir Sobacı) demişti. 158 kişinin büyük kısmı sessizdi. İstifa baskıları geliyor. Kaçacak delik arıyorum. Türkiye'den gideyim. Almanya ziyareti çıktı o arada. Çıktım gittim. On gün sonra Fethullah Erbaş kaçtı diye yazı yazmış bir gazete.”

O gün bunları itiraf eden Fetullah Erbaş’ın bugün “Hoca Aracılar vasıtasıyla Öcalan’la görüştü” demesi açıkça iftiradır ve kendi kendisini yalanlamadır. Bu arada Şevket Kazan’ın sinsi niyetini ve gizli mahiyetini de açığa vurmaktadır.

Öcalan’la Erdoğan’ın Siyonist patronları aynıydı!

Abdullah Öcalan bir lafıyla PKK'yı ayağa kaldırdı. Türkiye'ye geri dönüşü başlattı. Kürt açılımına ivme kazandırdı. Ayrıca, gerçek patronun kim olduğunu herkese ispatladı. DTP'nin Erdoğan'a, “Öcalan ile konuşulması gerektiğini” boşa söylemediğini adeta ispat eder gibi davrandı. Şimdi ümitler arttı. "Acaba PKK gerçekten Kandil'i bırakacak mı?" soruları giderek yaygınlaştı. Öcalan, "PKK benden sorulur ve benim dediğim olur. Son sözü ben söylerim" demeyi başardı. DTP, Kürt açılımı konuşulurken kendilerinin değil asıl muhatap olarak Abdullah Öcalan'ın alınması gerektiğini söylerken bazılarını kızdırmışlardı. Öcalan da sanki partinin bu yaklaşımının çok doğru olduğunu göstermek ister gibi davrandı. Bir mesajıyla Kürt açılımına önemli bir destek sağladı. Bu durum açıkça, Öcalan’la Erdoğan’ın aynı odaklardan talimat aldıklarını ortaya koymaktaydı.

AKP Hükümeti DTP’ye garanti sağlamıştı!

Dolaylı, dolaysız, yazılı, sözlü, imzalı, mühürsüz, artık emin olduğumuz bir başka konu var: Apo ile devletten birileri görüşüyor! Şu ya da bu yoldan bu yapılıyor. Hükümetten gelen açıklamalar ile Apo'nun dağdakilere çağrısı üst üste düşüyor ve bundan bir sonuç çıkıyor. Hükümet Kürt açılımını özünde Apo ile birlikte yürütüyor. DTP'nin arkasında Apo var. Hükümet, Apo ile DTP üzerinden konuşuyor. Dağdakiler dün Habur Kapısına gelmeden önce, İçişleri Bakanı Beşir Atalay DTP'ye güvence veriyor: "Merak etmeyin, gelenler tutuklanmayacak" diyor!?

Bu sadece tek başına bir bakanın verdiği söz değil, devlet sözü oluyor. Bu söz pratiğe geçiriliyor. Terörle Mücadele Yasası tepeleniyor ve tersine yorumlanıyor. Yani: 1- Dört günlük gözaltı süresi kaldırılıyor. 2- Kolluk güçleri devreden çıkıyor, ifadeleri doğrudan savcılar alıyordu.

Çok sayıda DTP yöneticisine göre onlara verilen diğer söz: "Gelenler pişmanlık yasasından yararlanmayacak. Doğrudan serbest bırakılacak" oluyor. Açılım planının bir sonraki aşaması için bir DTP'li: "Gelenler serbest bırakılırsa, dağdan iniş daha hızlı olacak" diyor. Bu da DTP-İmralı-Kandil üçgeninden hükümete verilen söz gibi görünüyor.

Açılımın ilk adımları, PKK'lılara affın başlangıcı. Ya Kandil'deki lider kadrosu? Onlara da Norveç, siyasi sığınma hakkı tanıyacağını müjdeliyor. Bu da, açılıma verilen AB sözü sayılıyor.

İşin aslı, PKK’yı meşrulaştırma süreci yaşanmaktaydı.

Kandil’den gelenleri güya sorgulayıp serbest bırakan savcılar ve yargıçlar, gerçekten ilgili konulara ve vicdani kanaatlerine göre karar verecek kadar bağımsız mıydı? Bunların bu yönde karar vereceklerini AKP ve DTP yetkilileri, daha önceden nasıl biliyor ve biribirilerine garanti veriyorlardı? Yoksa hukuk ve hukukçular, iktidarın ve etkili odakların “kitabına uydurma” araçları mıydı? Bu soruların yanıtlarını arayan ve kafaları karışan halkımız haksız mıydı?

Patron dış güçler, Apo da AKP de piyon konumundaydı!

1995 CIA raporunda: “Türkiye, dünya devletleri arasında en fazla çökme riskine sahip ülke” gösteriliyordu. Nokta Dergisinin haberine göre:

“Türkiye’nin Güneydoğusundaki Kürt sorununun çözümü, ABD’nin önerdiği federalizmle mümkündür” deniyordu. O sırada Paul Hanze, Türk basınına verdiği demeçlerde, “Sevr’in gereği Türkiye’de federasyonlar oluşmasını” öneriyordu.

1996 yılında İngilizlerin meşhur futbol dergisi World Soccer, Dünya Kupası Fikstürlerinde “Kürdistan Milli Takımına” yer veriyordu. Oysa böyle bir ülke bulunmuyordu.

Anadolu Ajansının haberine göre 2001 yılında Kuzey Irak’ta PKK ile ASALA gizli bir görüşme yapıyordu. Ermeni teröristleri ASALA Başkanı Simon Zakaryan ve siyasi büro şefi Vazgen Petrosyan temsil ediliyordu. ASALA’cılar PKK’nın Türkiye’ye yönelik saldırıları durdurmalarından rahatsız olduklarını ve terörü yeniden başlatmamaları halinde bütün dünyada yalnız ve yardımsız bırakılacaklarını söylüyordu.

APO, 2003 yılında avukatları aracılığıyla şu yol haritasını açıklıyordu:

1-   Kürtçe yayın ve eğitime ve Kürt kimliğinin resmen tesciline yönelik demokratik adımların atılması ve gerekli yasaların çıkarılması

2-   Koruculuğun kaldırılması

3-   Dağdakilerin ve sürgündekilerin dönüşüne imkân sağlanması

4-   Kürtlerin ve PKK’nın demokratik ve siyasi haklarının tanınması

Yani bu açılımlar Siyonist mutfaklarda pişiriliyor, AKP’lilere sadece servis garsonluğu düşüyordu.

Siyasi rant geliri, yani “garsonluk bahşişi” paylaşılamıyordu!

Otuz dört kişi dağdan inince, leş kargaları bu başarıyı(!) bölüşemiyordu. Bir taraf "Bu doğrudan doğruya iktidarın başarısıdır" diye böbürlenirken, öbür taraf "Hadi oradan, bu bizzat İmralı sakininin başarısıdır" diyordu!

Yıllardır horoz kavgası yapan taraflar öyle anlaşılıyor ki bu defa da başarının(!) kime ait olduğu konusunda fikir birliğine varamayarak yeniden birbirlerine düşmüş görünüyordu.

İnsanların dağdan inmeye karar vermelerini, yanlışlık ve haksızlıklarını fark edip normal hayatlarına devam etmelerini kuşkusuz herkes istiyordu…

Ancak, otuz dört kişi dağdan inince olayı böylesine büyütüp, hemen başarıya(!) sahip çıkma yarışına kalkışmak,  özellikle de bunu iktidarın bir başarısı(!) olarak takdime çalışmak da mide bulandırıyordu.

İmralı sakini kimlerin dağdan ineceği konusunda adeta tek tek isim sayarken kalkıp "Bu doğrudan doğruya hükümetin başarısıdır" demek hiçte inandırıcı olmuyordu.

İmralı'dan işaret gelmemiş olsaydı, daha doğrusu İmralı sakini "Falan, filan bir de şunlar dağdan insinler" diye emretmemiş olsaydı, dağdan inme olayı başlar mıydı?

Milli Gazete kaçkını, Tayyo yalakası ve Apo şakşakçısı Yeni Şafak yazarı Hakan Albayrak, “Gelenleri pişman etmeyelim” yazısında şunları söylüyordu:

“Gerçekten olmuyor böyle. “Dağdan iniyorum, teslim oluyorum” diyen PKK'lıyı bile terörist diye anmamak lazım. Hatta, bu barış sürecinde, dağdaki PKK'lılar hakkında konuşurken/yazarken bile daha dikkatli bir dil kullanmak lazım. Barış istemiyor muyuz? Yeni bir sayfa açmak istemiyor muyuz? İstiyorsak, bunu belli edelim. Gelenleri geldiklerine pişman etmeyelim.  Gelmeyi düşünenleri gelmekten vazgeçirmeyelim.  Bugünlerde Türkiye yine büyük bir imtihandan geçiyor. Bu imtihanı hep beraber başarıyla verebilirsek, dağlarda güller açacak inşaallah. Mahmur kampından gelen vatandaşlarımıza ve barışa bir şans tanımak için dağdan inip teslim olma ferasetini, basiretini, cesaretini gösteren PKK'lılara “Hoş geldiniz” diyorum. Yakınlarının, akrabalarının gözü aydın.”[1]

Peki, ey kalpleri karanlık, kalemleri kiralık sahtekârlar!

Milli Çözüm Ekibini; “Ergenekon Terör Örgütünün Dinci Kanadı” diye suçlayıp sataşırken niye hiç sıkılıp sakınmıyordunuz?

Bülent Arınç’ın yılışık yaklaşımı

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Şırnak Valiliğini ziyaretinin ardından Belediye Başkanı Ramazan Uysal'ı makamında ziyaret etmiş ve belediyeler arasında ayırım yapmadığını ve DTP'li bir belediye başkanının da halkın seçtiği belediye başkanı olduğunu” söylemişti.

Bülent Arınç, Türkiye'ye Irak’tan gelenler arasında bulunanlardan birinin macerasını okuduğunda çok üzüldüğünü şöyle belirtmişti:

''Küçük çocuğu 1 yaşındayken ailesini terk edip dağa çıkan bir kadının hikayesi... Bunlar Türkiye'de yaşandı. Artık yaşanmasın. Bütün arzumuz budur. Herkes çocuğuna kavuşsun. Herkes evinde eşiyle, ailesiyle özgürlük içerisinde, huzur içerisinde, birlik, bütünlük içinde olsun. Amacımız budur. Akan kan devam etmesin. Akan kan, gözyaşı dursun. Aynı dava, aynı çizgi yolunda birlikte kardeş olarak bin yılımızı geçirdiğimiz insanımıza karşı elbette kucağımızı açmak zorundayız. Çanakkale harbinde Diyarbakırlı Mehmet'in kolunda Manisalı Ahmet can vermişse ve bugün kucak kucağa yatıyorsa, bu bizim bin yıllık, belki daha fazla birlikteliğimizin en önemli göstergesidir.''

Bakan Arınç, şu anda anayasanın bir veya iki maddesini bile değiştirmenin mümkün olmadığını, bir anayasa değişikliğine karşı çıkıldığını, oysa anayasayı demokratik ve özgürlükçü bir gözle elden geçirmek gerektiğini belirterek, ''Bunu biz yapamazsak başkası yapacak. Bugün yapılmazsa yarın mutlaka yapılacak. Çünkü bu elbise maalesef artık bu Türkiye'yi sıkıyor. İnsan elbisesinin içinde rahat etmek ister. Hep yasaklarla bu iş olmaz. Bütün demokratik ülkelerde özgürlük esastır, yasaklar istisnaidir. Bizde yasaklar saymakla bitmiyor, özgürlük ara ki bulasın. Böyle şey olmaz. Bunlar ileride olacak, mutlaka olması lazım. Şu gün geldiğimiz noktayı biri 10 sene evvel söylese, 'sen rüya mı görüyorsun kardeşim?” derlerdi. 20 sene evvel biri söylese, 'bu adam aklını kaçırmış!” derlerdi.”

Evet, Bay Bülent Arınç, siz “Tek çare demokratik özerklik!” diyen DTP ve Demokratik Federalizm” hedefleyen PKK’nın Türkiye’yi parçalamasına taşeronluk yaptığınız için, hem aklınızı hem ayarınızı kaçırmışsınız ve tabi sonuçlarına da katlanacaksınız!

Kürt açılımına “ahlak ve şefkat” katan Bay Bülent Arınç, 23 Ekim 2009 günü, katil İsrail’in Ankara Büyükelçisi Gabiy Levy’i bir saat ağırlayarak, Siyonist vahşetini gösteren Ayrılık dizisindeki bazı “rahatsız edici sahnelerin TRT tarafından makaslanacağı” vaadinde bulunmanız da Milli Görüş gömleğini soyunduktan sonraki ayarınızı ve sahte kahramanlık damarınızı açığa vurmaktaydı.

Çünkü Siyonist Gaby Levy “oldukça tatmin olmuş ve memnun kalıp umduğunu fazlasıyla bulmuş” olarak yanınızdan ayrılmıştı.

Bu bize şu ayeti hatırlatmıştı:

“(Münafıklar) Mü’minlerle karşılaştıkları zaman “iman ettik” (sizlere hizmet ve istikamet üzerinizdeyiz) derler. (Ama) Şeytanlarıyla (Yahudi ve Hıristiyan patronlarıyla) baş başa kaldıklarında ise; “Şüphesiz biz gerçekte sizinle beraberiz (ve emrinizdeyiz). Biz (o inançlı insanlarla, sadece) alay ediyor (ve oyalıyoruz)” (Bakara: 14)

Soner Yalçın’ın yamuklukları!

Nesebi karışıkların sıkça başvurduğu bir sahtekârlık numarasına özenen Soner Yalçın “Bu Dinciler O Müslümanlara benzemiyor” kitabında:

a) Önce, “gerçek ve örnek Müslümanları seviyor ve sahipleniyor” havasıyla, birçoğu sabataist (Yahudi Dönmesi) olan, muttaki ve mutasavvıf görünerek İslam Dinini yozlaştırmaya çalışan;

Sabatay Sevi, Papa Eftim, Nezihe Araz, Behice Boran’ları misal veriyor.

Abdulaziz Bekine, Nurettin Topçu, Cemil Meriç, Fahri Fındıkoğlu, Osman Yüksel Serdengeçti, Sezai Karakoç, Remzi Oğuz Arık, Tarık Buğra, H. Hüsrev Hatemi, Hilmi Ziya Ülken, Rasim Özdenören, Mehmet Kaplan, Cahit Zarifoğlu, Ali Bulaç, İsmet Özel, D. Mehmet Doğan ve İsmail Kara gibilerini de, her nedense takdirle anıp, yukarıdakilere katıyordu.

Hatta Musullu Kürt Yahudilerden olduğu bilinen bir aileyi şöyle reklâm ediyordu:

“Bu aileyi tanıyor musunuz?

Baba, Musul doğumlu bir Kürt; Said-i Nursi'nin avukatı(ymış!...)

Anne, Kafkas Kartalı Şeyh Şamil'in torunu(olmaktaymış!?.)

Oğullarından biri ateist/solcu, diğeri İslamcı münevver (takılmaktaymış)

Kızların biri Kadıköy Kız Koleji müdiresi, diğeri avukatmış..

Damat ses sanatçısıymış..

Gelinleri ise, Türk basınının en köklü ailesi Taluların şarkı sözü yazarı kızı. Peki, bu aile bize neyi anlatıyor?

Tarih, 9 Şubat 2000.

Sahrayıcedit Camii musalla taşında bir tabut.

Yeşil örtülü tabutun başında sessizce ağlayan 72 yaşındaki ateist bir ağabey; Selahattin Hilav...

Felsefeci, çevirmen ve denemeci Selahattin Hilav'ın adını duymayan solcu herhalde yoktur. Çünkü Türkiye'de aydınlanma felsefesi ve sosyalizmin anlaşılmasında büyük katkıları oldu. Marx, Sartre, Diderot, Schopenhauer, Garaudy, Foucault öğrenmek isteyip de Selahattin Hilav'ın çevirilerini eline almayan yoktur.

Cami avlusunu dolduranlar, 66 yaşında hayata gözlerini kapayan Necmettin Hilav'ın, kitaba, okumaya, araştırmaya meraklı Müslüman arkadaşları, dostları.” (sh. 32)

Sırf Erbakan Hoca’yı kötülemeye ve uyanan gözleri körletmeye yönelik birkaç yalan isnat ve iftiraya kılıf hazırlamak için 450 sayfa safsata dizen Soner Yalçın, aslında İslam düşmanlığını, İmam Hatip kıcıklığını, Din ve maneviyat karşıtlığını, inancı bir dogma ve uydurma saydığını, bu dogma inançların bilime, gelişmeye, demokratikleşmeye engel çıkardığını işte şu sözleriyle açığa vuruyor ve sonunda kinini kusuyordu:

“Devlet kadroları imam-hatiplerle doldu, daha ne istiyorlar?

"Çocuklarımız dini eğitim alsın" dendi. Güzel; devlet Kur’an kursları açtı. Yetmedi.

"Çocuklarımız okullarda din eğitimi alsın" dendi. Okullarda din dersi mecburi oldu. Yetmedi.

"Okullarda dini müfredat daha ağırlıklı olsun" dendi. İmam-hatip okulu sayısı artırıldı. Yetmedi.

Bu okullar Türkiye'nin bir gerçeği, tamam, kabul... Ama artık sayıları yeterli değil mi? Her yıl 25 bin imam-hatipli mezun oluyor. Hâlâ yetmediğini söylüyorlar.

İnsan sormadan edemiyor:

Çocuklarımız bu kadar dini bilgiyi ne yapacak? Herkes teolog mu olacak? İslam dini bu kadar zor öğrenilen bir din mi? Bütün Türkiye'yi din adamıyla mı dolduracaksınız? Yoksa istediğiniz dine dayalı bir yaşam mı? Ya da imam-hatip okulları dinci siyasetin aracı mı? Galiba öyle.

Yoksa imam-hatip okullarının yıldızı her geçen yıl parlarken, Osmanlı'yı iktisadi krizden kurtarmaya çalışan, genç Türkiye Cumhuriyeti'nin temeline harç taşıyan Tophane Endüstri Meslek Lisesi gibi teknik okullar neden tarihe karışsın?

Kimse de çıkıp, "Eğer dini eğitim bir ülkeyi yaşatsaydı, Osmanlı hâlâ büyük imparatorluk olarak kalırdı!" demez ki.

Dogmatizmin olduğu yerde sanayileşme, gelişme olur mu?

Dogmatizmin olduğu yerde soru, şüphe olur mu?

Kuşku duymazsanız her gösterilene, anlatılana inanırsınız.

Kullanılırsınız...

İmam-hatip parantezini kapatalım. Umarım ne demek istediğimi anlatabilmişimdir.

Bu tespiti yapmamın bir başka nedeni daha var... Çünkü "imam-hatipliliğin" bir başka sonucuna dikkat çekmek istiyorum...” (sh. 188)

Kendi kısır beyni ve kışır bilgisiyle, Siyonist Yahudi Lobilerinin yeterince kullanıp yıprattıkları şu AKP’nin akrepliklerini, Erbakan’ın sırtına yükleme şeytanlığına soyunuyordu.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



[1] 20.10.2009 / Yeni Şafak

Ahmet AKGÜL -

AHMET AKGÜL KİMDİR?

     

Araştırmacı-Yazar, Düşünür ve Siyaset Bilimci olarak tanınan Ahmet Akgül, Milli Görüş çizgisinde önemli bir fikir adamıdır. Olaylara insan eksenli ve İslam endeksli yaklaşmaktadır.

2004 Ocak ayında, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’da aylık olarak yayınlanan “Milli Çözüm” Dergisini çıkarmaya başlamıştır.

Uzun süreli, ciddi ve çileli bir mücadele dönemi yaşamış ve bu duyarlı, tutarlı ve kararlı tavrını hiç bırakmamıştır. Bu yüzden pek çok sıkıntı ve saldırılara uğramış, defalarca mahkeme açılıp tutuklanmış ve hapis yatmıştır.

İnancımız ve ihtiyacımız olan evrensel hukuk kurallarının; bütün insanlığın ortak değeri ve hayat düzeni haline getirilmesi, “Demokrasi, Laiklik ve özgürlükler” gibi çağdaş kurum ve kavramların; ilmi ve insani temellere göre yeniden şekillenmesi… Ve Türkiye’nin yeni bir barış ve bereket medeniyetine öncülük etmesi konularında yoğunlaşmıştır.

Üstadımızın, başta “İnsanın Yozlaşması”, ardından “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” ve yine “Barış ve Bereket Nizamı “İslam Davası” ve Yozlaştırılan “Cihat Kavramı” gibi birçok kitapları İngilizceye çevrilip merkezi Londra’daki Cagaloglu Yayıncılık organizesiyle; Amazon ve Bornes&Noble (bn.com) gibi dünya genelinde dağıtım yapan yüzlerce online sitesinde ve dijital (e-kitap) sayesinde 120 kadar ülkede yayınlanıp okunmaktadır. Ayrıca Üstadımızın “Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı” başlıklı Meal-i Kerim yorumları İngilizce ve Rusça tercümeleri ile “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” kitaplarının Rusça, Arapça, Çince, Japonca ve İspanyolca tercümeleri tamamlanıp basılmış olup; Almanca, Fransızca, Kırgızca ve Farsça tercümelerinde de sona yaklaşılmıştır.

Milli siyaset ve sorumluluk düşüncesini farklı bir boyutta ele alan ve yorumlayan Hocamız; yaklaşık 40 yıldır Türkiye’mizin her yerinde, Avrupa’da ve İslam ülkelerinde, önemli seminer ve konferanslara katılmaktadır.

Mili Görüş’e çöreklenmiş bazı şaibeli kişilerin gizli niyet ve tertiplerini haber vermesi, uzun vadeli hedefler ve stratejik tavizler sonucu Parti'ye girdiklerini sezmesi ve söylemesi nedeniyle, Ahmet Akgül’ün teşkilatlarda ve Milli Görüşçü kuruluşlarda hizmet vermesi engellenmeye çalışılmış; Erbakan Hoca ise, kendisinin daha bağımsız davranabilmesi ve nifak çarkı içinde körletilip kirletilmemesi için bu girişimlere karşı çıkmamış, ama kendisini uzaktan destekleyip yönlendirmekten de geri durmamıştır. Erbakan’ın “Adil Düzen” projeleri, AKP’nin siyasi hileleri ve karanlık ilişkileri, Fetullahçı Cemaatin gizli mahiyeti konularında sayılı uzmanlardandır.

1949 Elazığ doğumlu olan, çeşitli konularda yayınlanmış ve hazırlanmış 80 (seksen) eseri bulunan yazarımız, evli ve beş çocuk babasıdır.

      

Hocamız’ın Başlıca Kitapları:

● Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı (Türkçe Meal-i Kerim. Abdullah Akgül Yayına Hazırladı.) (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Milli Sorunlarımız ve Sorumluluklarımız (2 Cilt)

Dünyanın Değişimi ve Erbakan Devrimi

Refah-Yol’la Rantiye Savaşı

Cemaatin Cılkı, Erdoğan’ın Çarkı, Erbakan’ın Farkı

Türkiye Kuşatılırken, Kuklaların Kapışması

Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya (İngilizce, Rusça, Çince, Japonca, Arapça ve İspanyolcaya çevrildi.)

Bizim Atatürk

Küresel Fesatçılık ve Fetullahçılık

● Dış Politika Yazıları (I) BOP’un Temel Taşları (1988-1998)

● Dış Politika Yazıları (II) Tarihin En Talihsiz Yılları (2002-2015)

Siyaset ve Strateji Bilgeliği

Osmanlı Sistemi ve Abdülhamit Siyaseti

İslam Davası ve Cihat Kavramı (İngilizceye çevrildi.)

● “İnsan”ın Yozlaşması (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Ah-u Figan’ım (Şiir)

Başörtüsü İnkârı ve İstismarı

AKP Tahribatının Fotoğrafı: İslamcı Münafıklar

Yeni İstiklal Savaşında Milli Şuur ve Ordu

Bir Dış Proje Olarak AKP Gerçeği ve Akıbeti

Bilge(!) Erdoğan’dan, İlkeli(!) Numan’a AKP Tezgâhı

Cezaevinde Yazdıklarım

Siyonizm-Deccalizm Ortaklığı

Devrim Simsarları ve Din İstismarcıları

Dilin Düğümü Çözüldü (Şiir)

Din Dengedir İslam İlericiliktir

Din – Devlet ve Demokrasi

Ergenekon Senaryosu “At Değiştirme” Operasyonu muydu?

(Kadiri - Haydari Tarikatı) Gönül Seması ve Tasavvuf Kapısı

Medeniyet Mücadelesi ve Mehdiyet Müjdesi

● Teşkilatçılık (İletişim ve İşbirliği Sanatı) Mesaj ve Metod 

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-1 Milli Görüş’ün Marazlıları

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-2 Sonradan Yamuklaşanlar

ABD’li Siyonistlerin, AKP’li Piyonistleri Bir Devrin Bitişi ve Bir Devrimin Gelişi

İdlib-Amik Ovası ve Yaklaşan Armageddon Savaşı

BDP’nin Özerklik Ezanı, TC’nin Cenaze Namazı Olacaktı

Bir Devrim Yaşanıyordu!

Dünya Dönüşüme Hazırlanıyordu

Hidayet Kıvılcımı ve Hikmet Kılıcı (Şiir)

Katı Ulusalcıların ve Ilımlı İslamcıların Din Tahribatı

Osmanlı’dan Cumhuriyete Kripto Yahudiler ve Pakraduniler

Yüz Kur'ani Kavram ve Yorumları

Bizden Söylemesi-1 AKP İntihara Gidiyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Bizden Söylemesi-2 Türkiye Uçuruma Sürükleniyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Terör-Masonluk ve Mafia Medeniyeti

Cumhuriyet Türkiye’sinde Nifak Hareketleri

Ruhlar-Sırlar ve Uzaydaki Yaratıklar

Sabah Yakın Değil miydi?

Tarikatların Hizmet Sahası ve Islahı

Tuz Kokarsa…

Türkiye Büyüyor muydu, Bölünüyor muydu?

Türkiye Dağılacak mıydı, Doğrulacak mıydı? (Ahmaklar Okumasındı!)

Türkiye Tarihi Dönemeçte, Ya Yıkılacak Ya Şahlanacaktı!

Yakın Tarihimizde Yüceler ve Cüceler (2 Cilt)

Zafer Muştuları ve Fetih Hazırlıkları

Erbakan’dan İntikam Alanlar

Suriye’de Yaklaşan Hilal-Haç Kapışması

Başkanlık Muamması ve Çarkların Tıkanması

15 Temmuz Hıyanetinin Gizemi: Bir Darbe Analizi ve Sistem Krizi

Pazarlık Partisi ve Palavra İktidarı

Kemalizm-Tayyibizm Uyarlaması

Asker Darbesi Değil Devlet Müdahalesi Lazımdı

İslam’dan Uzaklaştıkça, İnsanlıktan Çıkılması

Dert Söyletir Aşk İnletir (Şiir)

● Hainleri Haşlama, Zalimleri Taşlama (Şiir)

İstanbul Sözleşmesi ve Ailenin Çözülmesi

      

Hocamızın Önsözünü Yazdığı Milli Çözüm Yayınları:

● Üstad Ahmet Akgül’ün Özgeçmişi ve Öğretileri (Yakup Gözübüyük)

● Haykırış (Şiir - Ali Çağıl)

AKP Yönetimi ve Tahribat Yöntemi Sistem Tahlili ve Siyaset Tenkidi (Nevzat Gündüz)

● Sözün Çözüme Dönüşmesi (Siyasi Fıkralar - Osman Eraydın)

● Ayar Aynası ve Nokta Atışı (Sosyal ve Siyasi Fıkralar - Erdoğan Bişkin)

Milli Çözüm Ekibinden: İlginç Rüyalar ve Manevi Uyarılar (2 Cilt - Hazırlayanlar: Fatma Betül Erişkin – Nail Kızılkan – Neslihan Bayraktar)

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Web Sitesi

Makale Paylaşım Sayısı: 2404

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR