ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün271
mod_vvisit_counterDün2361
mod_vvisit_counterBu Hafta5148
mod_vvisit_counterGeçen hafta23692
mod_vvisit_counterBu Ay107262
mod_vvisit_counterGeçen Ay118886
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar18324249

IP'niz: 3.239.58.199
Bugün: 21 Eyl 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12767294

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

TARİKAT, CİHAT OCAĞIDIR

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 6
ZayıfMükemmel 

 Cenabı Hakkın değil, halkın ve iktidarın rızasını aramak, şirktir!

Radyoya, televizyona çıkıyor... İlahici, ezgici, şiirci... Sözde sanatçı geçiniyor... İkide bir; "ben hiçbir ideolojiye bağlı değilim. Ben hümanist biriyim" gibi laflar geveliyor. Veya “ulema, evliya” havasıyla; “Biz sadece ilim ve ibadeti tavsiye ederiz. Yönetim işlerine ve sistem meselesine girmeyiz. Ülke ve dünya realitelerine göre hareket ederiz!” şeklinde şuursuz ve sorumsuz sözler ediyor. Bazı basın ve medya organları, Milli şuur ehlinin biliniyor ya, "aman ha, beni onlar­dan sanmayın" demeye getiriyor... Diğeri kürsüye çıkmış... İlahiyatçı, vaazcı, nasihatçı… Avaz avaz bağırıyor! O da hiç gereği ve merak edeni yokken; "Benim için bütün partiler aynıdır. Hepsi istismarcıdır..." deyip duruyor. Niye, çünkü okuduğu ayet ve hadis mealleri, aklı ve vicdanı olanları ve gönül kulakları duyanları; ticarette de, memuriyette de, sosyal münasebetlerde de ve tabi siyasi tercihlerinde de, hakka ve hayra yöneltecek. İşte vaaz efendi: "Bunları konu­şuyorum diye aman beni Milli şuurlu birisi olarak tanımasınlar, anlattıklarımı doğru anlayıp o tarafa kaymasınlar!" diye çırpınıyor.

İlahici ezgicinin de, ilahiyatçı vaizin de, maalesef bazı şeyh efendilerin de bütün derdi dava­sı: "herkes beni dinlesin, herkesim bana aferin desin, aman kimseler küsmesin, kaset şirketleri, hükümet yetkilileri incin­mesin!" oluyor.

Şu ayetler bu tiplerin psikolojisini ne güzel anlatıyor:

"İnsanlar içinde, Allah'tan başkasını (Ona) denk tutanlar vardır ki, onlar bunları Allah'ı sever gibi severler. (Hâlbuki) iman edenlerin ise, Allah'a olan sevgileri (başka her şeyden ve herkesten) daha güçlüdür."[1]

(Mümin ve muttaki geçinen öyleleri vardır ki) Onlar, ahiretin (varlığını bile bile, peşin olan) dünya hayatını tercih edip severler."[2]

Oysa, Hz. Süleyman'ın dediği gibi;

"Gerçekten mal sevgisini (sadece) Rabbimi zikret­mek (ve Onun yolunda değerlendirip şükretmekken dolayı tercih etmelidir."[3]

Evet, insanları Allah için sevmek, yani Allah'a yakınlıkla­rına ve insanlığa yararlıklarına göre kıymet vermek ne kadar güzel ve gerekli ise,

“İnsanları Allah gibi sevmek” de, o denli çirkindir ve şirk­tir!...

Bu ayetler, kâfirlerden ziyade Müslümanlara hitap ve ikaz etmektedir.

Peki, muhatapları kimlerdir?

a) Sesini ve eserini alkışlayan, gazete veya kasetini satın alan, kendisine servet ve şöhret kazandıran kalabalıkları nefisleri ve menfaatleri için seven,  önlerinde huşu ile eğilen ŞARKICILAR, EDEBİYATÇILAR bu zümredendir.

b) Ses sanatçısı, futbol ve sinema yıldızı, köşe yazarı, parti başkanı, şirket patronu, TV sunucusu veya din önderi, tarikat şeyhi gibi insanları "Allah'ı sever gibi sevmek" de İslam inancına ve insanlık onuruna terstir ve manen tehlikelidir.

c) Yine bu cahili düşünce sahipleri, karşılıklı olarak, Allah'tan çok insanlardan korkup çekinmektedir.

Ya beni terk edip başkasına giderlerse!?

Ya beni dinlemekten vazgeçerlerse!?

Ya konserimi, konferansımı dinlemezlerse!?

Ya kasetlerimi, eserlerimi almak için para vermezlerse!?

Ya partimden, tarikatımdan yüz çevirip peşimden gelmezlerse!?

Gibi endişe ve şüpheler içinde hareket edilmektedir.

Bu tiplerin “ben hiçbir ideolojiye bağlı değilim.” “Ben hü­manistim (ayırmadan her insanı severim)” gibi lafları, bakkal ve tüccarların duvarlarına astığı "Müşteri, velinimetimdir" lev­hası gibidir.

Hâlbuki "Hiçbir ideolojiye bağlı değilim" iddiasını dillen­dirmek, “Ben idealsizim, ilkesizim” demek değil midir?

"Ey iman edenler, içinizden kim dininden ve (hak dava çizgisinden) dönerse; Allah (onun yerine) kendisinin onları sevdiği, onların da kendisini sevdiği, müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere (ve zalimlere) karşı cesur ve onurlu; Allah yolundan cihat yapan (hizmet ve teslimiyetinden dolayı kendisini ayıpla­yan ve atıp tutanların kınamasından korkmayan bir topluluk getirir."[4]

(Hz. Musa) "Firavun kavmine karşı bir suçum var. Bundan dolayı beni öldürmelerinden korkuyorum" dedi.

(Allah ise) Hayır (Korkmayın)... dedi. İkiniz de ayetlerimle gidin, şüphesiz biz (kudret ve nusretimizle, hıfz himayemizle) sizinle beraberiz ve (her şeyi) işitmekteyiz."[5]

“O şeytan, ancak kendi dost ve avenesini (Allah'tan başka güçler ve kişilerle) korkutabilir.

Siz onlardan korkmayın, eğer (sadık)  mü’minlerseniz (sadece) benden korkun."[6]

Gibi ayetler, gerçek anlamda korkmamız ve sakınmamız gereken tek zatın Allah olduğunu bildirmektedir.

Tarikat ve tasavvuf, mü’minleri gerçek vahdete ve muhabbete ulaştırma ve gizli şirk olan riyadan, yani insan taparlıktan kurtarıp, Hakka ve hayra yaklaştırma ocağıdır.

Tarikatlar, tarih boyunca maddi ve manevi cihadın karakolları konumundadır. Zalim işgalcilere ve hain işbirlikçilerine karşı Müslüman halkı imanla coşturan ve kutsalları uğrunda koşturan hep gerçek mürşitler ve müritler olmuşlardır. Günümüzde bu manevi diriliş ve direniş dinamiğini yasaklamak veya yozlaştırmak isteyenlere ve istismar edip zalim çevrelere yalakalık edenlere aldanmamalıdır.

Toplum Taparlık, sapkınlık örneğidir!

Tapınmak nedir?

Sana zarar vermesinden ve alakasını kesmesinden en çok korktuğun; Ve yine, sana yarar vereceğini ve mutlu edeceğini en faz­la umduğun kimse veya nesne, ne ise,  “TANRIN” da, “TAPINDIĞIN” da işte odur.

Ve zaten imanın ve İslam'ın özü de Sadece Allah’tan "korku ve umut arasında" bulunmak ve bu şuurda yaşamaktır.

Ama günümüzde, maalesef; sanatçı izleyicilerine, şarkıcı dinleyicilerine, esnaf müşterilerine ve hatta bazı şeyhler müritlerine tapınmaktadır.         

Öyle ki, onları kaçırmayalım diye, apaçık haksızlıklarına, yanlışlıklarına, hatta hırsızlık ve ahlaksızlıklarına göz yum­makta ve fetva uydurmaktadır.

Evet;

Kimileri bankasına ve para kasasına tapınmaktadır.

Kimileri makamına, koltuğuna ve masasına tapınmakta­dır.

Kimileri, şirketine, atölyesine, fabrikasına tapınmaktadır.

Kimileri arazisine, villasına, arsasına ve son model ara­basına tapınmaktadır.

Kimisi paralı ve yakışıklı kocasına, kimisi de genç ve gü­zel karısına tapınmaktadır.

Kimileri; müritlerine, muhiplerine, müntesiplerine ve methiye dizenlerine tapınmaktadır. Evet, bir zamanlar müritler mürşidi kâmil arayıp peşinde koşarken, şimdi şeyhler mürit devşirmek için çırpınmaktadır.

İşte ispatı...

Bu tiplerin yanında, birisi haşa, Allah'ına Kuran'ına sövse, başını alıp gider. Ama karısına kızına küfretseler, kavga eder, kan döker!...

Daha da aşağı ve bayağı kimseler vardır ki, gözü önünde avradını sıkıştırıp elleseler veya sarılıp öpseler pişkinliğe vu­rur, ama arabasını çizseler, çılgına döner!...

Bundan da beterini söyleyeyim! Öyle onursuz ve sorum­suz kimseler vardır ki; partisine, tarikatına, hoca efendisine laf söyleyenlere savaş açar. Ama ülkemizin geleceğini karartanla­ra ve vatan topraklarını, sanayi ve stratejik kuruluşlarını satanlara alkış tutar, hala destek çıkar ve utanmadan bunları över!

Şahsi menfaatine dokunanlara davacı olur, devletine ve hürriyetine hıyanete kalkışanlara duacı olur!...

Halbuki, tek bir Allah'a tapınan, her şeyi ondan umup, sadece ondan korkup sakınan insan, gerçek bir hürriyete, yüksek bir haysiyete ve örnek bir şahsiyete sahiptir. Allah'ın inayetiyle minnetsiz ve mihnetsiz bir hayat sürecektir.

Ama böyle bir iman olgunluğuna ve doygunluğuna ulaşıp (mut­main) olmayanlar, Allah’a hakkıyla saygı ve ahiretinden kaygı duymayanlar, bin bir tanrıya tapınmak zilletine düşecektir. Çünkü ihtiyaç ve iştiyak duydukları her şey ve herkes bunların tanrısı yerine geçecektir ve Allah'tan gayrısından hakiki korku ve umut, küfrün en önemli sebeplerindendir.

"Firavun ve yakın adamlarının kendilerine kötülük yap­masından korktukları için Hz. Musa'ya kavminden, sadece bir grup (genç) inanıvermiştir.”[7] 

Tecelli ve temsiliyet meselesi

“Cenabı Hakkın “Zat”ı, her türlü şekilden, biçimden, cisimden ve hayalden münezzehtir. Yüce Allah’ın Zatı, hiçbir şeye ve hiçbir kimseye asla benzetilemeyecektir. O’nun Yüce Zatını idrak ve ihata etmek, künhüne ermek asla mümkün değildir.  Allah c.c. ancak yarattıklarında tecelli ve tezahür eden, “esma ve sıfatlarıyla”  bilinmekte; kendi mevcudiyetini, kudret ve hikmetini, san’at ve nimetini bizlere böylece göstermektedir.

Kâinattaki her zerrede ve kürrede, yeryüzünde ve göklerde, her çiçek ve böcekte O’nun tecellisi, kudret ve rahmet eseri sezilmektedir.

En güzel tecelli ise Hz. Adem ve neslinde, en mükemmel temsili ise Hz. Muhammed Aleyhisselam Efendimizdedir. O, Ahir zaman Nebisidir, tecelli ve tezahürün her bakımdan “son” örneği ve insanlığın ebedi rehberidir. Yüzyıllardır feyiz ve bereketle okunan Mevlid-i Şerif müellifi Süleyman Çelebi Hazretlerinin: “Zatıma mir’at edindim zatını - Bile yazdım adım ile adını” beyitleri de bu hakikatin hikmetli ifadeleridir.

Geleceği sahih hadis ve haberlerle kesinleşen, asırlardır hasret ve hararetle beklenen Hz. Mehdi Aleyhisselam ise, Hz. Peygamber Efendimizin aynen izinde, O’nun dinini ve adalet düzenini hakim kılma ve Siyonist Deccal sistemini yıkma görevinde, O’nun halifesi ve temsilcisi yerinde çok yüksek, mübarek ve özel bir şahsiyettir.

Kuranı kerimin talim ve terbiyesinde, Resulullah efendimizin sünneti ve hayat sistemi çerçevesinde ve Milli Görüş mektebinde; sadece Hz. Allah’ın rızası ve insanlığın hayrı hatırına, nefsi ve siyasi cihadını sürdürenler bu imanın zirvesine ve zevkine erişecektir.” 

Şirk: Birden fazla güç ve kuvvet kaynağına güvenip da­yanmaktır. Evrendeki her şey ve insanlar için uyulması gerekli ilahi ve fıtri kanunlara mukabil, çeşitli kurallar uyduran birçok ilahlar ortaya çıkmaktadır. Bu ilahlar birden fazla insanın hevalarıdır.

Bu heva ve hevesler birbiriyle uyuşmayıp çatışacağı için yeryüzü bir savaş alanına dönüşüp bozulmaktadır. Zaten şirkin ana özelliği, (fesat) ve "fitnenin" kaynağı olmasıdır.

Kuran, müşrik kavimlerde iki ana sınıfın varlığını ortaya koymaktadır.

1- Heva ve heveslerini ilahlaştırıp, nefsi arzuları doğrultusunda batıl ve beşeri "dinler" ortaya koyan tağutlar, zalimler yani "Müstekbirler" sınıfı

2- Tağuta ve müstekbirlere itaat ve ibadet eden ve onları rableştiren "mustazaflar" tabakası.

"Firavun ve avenesi şöyle diyordu: "Kendi Kavimleri bize ibadet kulluk ve kölelik edip dururken; (kalkıp) bizim gibi iki insana mı inanıp (bağlanalım)?"[8]

İnançsız ve amaçsız mustazaflar, müstekbirler kadar zulme ve şirke ortaktır.

"Hele bir görsen, zalimler Rablerinin huzurunda tutuklan­dıkları zaman; sözü (ve suçu) biri birlerine atıp dururlar. Mustazaflar müstekbirlere: Eğer "Siz olmasaydınız, biz müminlerden olurduk" derler. Müstekbirler ise "size hidayet gel­dikten sonra, sizi ondan biz (zorla) mı çevirdik? Hayır, zaten kötülüğe (taraftar)dınız" derler. Müstazaflar ise müstekbirlere: “öyle değil (yaptığınız), gece gündüz hileydi, bize Allah'a küf­retmemizi ve ona eşler koşmamızı emrediyordunuz" derler"[9] ayetleri bunu anlatmaktadır.

Şirk; Sadece dünya hayatını ve nefsani arzu ve çıkarları ilgilendiren bir din anlayışıdır. Müstekbir müşrikler, müstazaf kimselerin kendi izin ve müsaadeleri çerçevesinde inanıp ibadet etmelerini şart koşmaktadır.

"Firavun" ben size izin vermeden mi ona inandınız demişti.” [10]

Aslında mustazaf müşrikler, tüm kainata hakim bir ilahın varlığını kabul edegelmişlerdir.

"Andolsun, onlara" gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve aya, kim boyun eğdirdi?" desen "Allah" derler. O halde nasıl (aldanıp) döndürülüyorsunuz?

Onlara "kim gökten suyu indirip de ölmüş toprağı onunla diriltti? diye sorsan "Allah" derler. Deki (o halde) hamd ve (kul­luk) Allah'adır. Fakat onların çoğu akletmezler.”[11] ayetleri müş­riklerin aslında Allah'a inandıklarını, ama sıfatlarında, yarat­masında icraatında ve şeriatında ortak koştuklarını göster­mektedir.

Müstekbirlerin saltanatını yıkacak olan yine müstazaflar olacağından; peygamberler ve gerçek varisleri, müstazaf ke­simleri, şuurlandırıp gayrete getirmekle işe başlamışlardır. Allah'ın vadi de budur.

“Biz ise diliyoruz ki, yeryüzünde zayıf bırakılmışlara (mustazaflara) lütfedelim, onları imamlar, önderler yapalım, onları (iktidara ve hükümranlığa) varisler kılalım.”[12]

Hz. Resulüllah ilk "korkutma" görevine başlarken çevre­sinde üç kişi buluyoruz:

1- Hz. Hatice 2- Hz. Ali 3- Hz. Zeyd

Hz. Hatice mustazaf kadınların, Hz. Ali fakir gençlerin ve Hz. Zeyd ise kölelerin temsilcileri konumundadır.

Bir çocuğu etkileyen ve kişiliğinin oluşmasında en önemli faktörler olan ana-baba, yakın akrabaları, okulu ve arkadaşlarıdır. Kade­ri ilahi Hz. Peygamberimizi daha doğmadan baba etkisinden, sütanneye yerilmek sure­tiyle, anne ve çevre etkisinden, ümmi olmakla da zamanın­daki kokuşmuş müşrik eğitim ve zihniyetinden korumuş ve uzaklaştırmıştır.

İşte tarikatlar ve tasavvuf erbabı, hem Kur’an ahkâmını, hem Resulüllahın ahlakını, hem de yaratılış hakikatini rehber edinerek; nefsi, siyasi ve askeri cihadı birlikte yürüten ve tağutları titreten İslam kahramanlarıdır.

“Tağut” ne anlama gelir?

"Andolsun, her ümmete" Allah'a ibadet edin, tağuttan ka­çının" diye bir resul gönderdik.[13]

"Firavuna git, muhakkak o tağut" oldu (tuğyan edip azıttı)[14]

“Allah kimlere lanet etmiş, kimlerden maymunlar, domuz­lar, tağuta ibadet edenler yapmışsa, işte onların yeri daha kötüdür.”[15]

"Onlar Allah’ı bırakıp, bilginlerini ve rahiplerini (tağuti) rabler edindiler."[16]

"Aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet, onların heva ve heveslerine uyma. Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından seni saptıracaklar diye onlardan kaçın"[17] gibi ayetler tağutu anlat­makta ve onlara kulluğu yasaklamaktadır.

Tağut; Hak ve adalet anlayışına, halkın çıkarına ve ahlaki kurallara aykırı, zulüm ve sömürü amaçlı her şeytani kişi ve sistemin ortak adıdır.

İman, bir anlamıyla da, küfrü ve tağutu inkârdır.

"Dinde zorlama yoktur. Doğru yol, eğri yoldan ayrılmıştır. Kim tağutu inkâr eder ve Allah'a inanırsa, muhakkak o kop­maz, sağlam bir ipe tutunmuş sayılır.”[18]

Tevhit dininin tebliği; insanları mutlu ve onurlu bir hayata (huzur ve hürriyete) davettir. "Ey iman edenler sizi, size hayat verecek şeylere davet ettiği zaman Allah'a ve Resulüne icabet edin.”[19] ayeti de bu gerçeği anlatmaktadır.

Bu gün Siyonizm tağutuna, ABD ve AB putuna tapınan, şahsi menfaat ve rahatları uğruna esaret ve zillet tabutunda “canlı cenazeler” misali kıvranan bazı kesimlerin tarikat havası ve takva numarası; sadece istismardır. Ancak bunları bahane edip Yüce İslam’a ve gerçek tasavvufa düşmanlık yapmak ise, elbette şeytanlıktır!

Tasavvuf dinamiği dejenere edilmektedir

Türkiye’nin ve dünyanın sayılı Anadolu ve Kafkas Tasavvuf Tarihi otoritelerinden Dr. Hayati Bice’nin çarpıcı analizinde: "Cihad ruhunu yitirmiş bir İslam” türetmek üzere dünya çapında “Ilımlı İslam” prototipleri üretmeye çabalayan ve ülkemizde de bu prototiplere kuluçkalık etme kapasitesi olan kişi ve gruplara kucak açan “Batılı ve Siyonist stratejistlerin” sinsi planlarının hedefi ve TASAVVUF`un hakikati anlatılıyordu.

8 Temmuz 2009 tarihinde CNNTurk.com web sitesinde-tercüme olduğu hemen anlaşılan- “Radikallerle mücadele için tasavvuf telkini” başlıklı ilginç bir haber yayınlanıyordu.

“Cezayir`de radikal direnişçilerle mücadele için, hükümet tarafından tasavvuf düşüncesinin telkin edileceği”ni bildiren 8 Temmuz 2009 tarihli bu ‘ilginç’ haber şu şekilde devam ediyordu:

“Polis baskınları, gözaltılar ve silahlı çatışmaların fayda vermediğini gören Cezayir hükümeti, radikal direnişçilere sufi yaklaşımı benimsetmeye çalışıyor. Cezayir Diyanet İşleri Bakanlığından yapılan açıklamada, hükümet tarafından tasavvuf anlayışını anlatmak üzere bir televizyon ve radyo kanalı kurulduğu; kurulan bu kanallar sayesinde "Selefi ideolojinin Cezayir`in doğasına uygun olmadığı, insanların barışçı, hoşgörülü ve açık görüşlü geleneksel İslam`a dönmesinin teşvik edileceği" belirtiliyordu.

Son derecede dikkat çekici olan bu haberden hareketle, konunun arka planına ilişkin bir araştırma yaptığımızda; 1990’lı yıllardan bu yana ülkenin “laik yönetimi” ile İslamcı güçler arasındaki çatışmalarda 200.000 kadar insanın hayatını kaybetmiş olabileceğinin tahmin edildiği Cezayir’de bu tür bir arayışın olmasını yadırgamamak gerekiyordu.[20]

Fakat konunun Cezayir ile sınırlı olmadığını gösterecek şekilde, hemen hemen aynı tarihlerde Pakistan’da da tasavvuf ekseninde yeni bir resmi organizasyona gidilmesi dikkat çekiyordu. Konuya global olarak bakıldığında Malezya’dan Fas’a; Sudan’dan Türkiye’ye kadar pek çok İslam ülkesini ilgilendiren bir sürecin parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğine dair yeterince kanıt olduğu görülüyordu.

“İslamabad aşırılara panzehir olarak tasavvufu görüyor” başlıklı bir diğer haber ise konunun Pakistan (ve oradan hareket ile Afganistan) ile ilgili yönünü yansıtıyordu.

Pakistan hükümetinin resmi açıklamasına göre; yedi üyeden oluşan “Tasavvufi Danışma Kurulu” (Sufi Advisory Council) kurulmuş ve ilk toplantısını 9 Haziran 2009 günü Pakistan Din İşleri Bakanlığı’nda yapıyordu.

Bu oluşumun kuruluş hedefi de Cezayir’deki gelişmeye benzer şekilde, “ülkede tasavvufun yayılması ile aşırılık ve fanatizme karşı mücadele” olarak belirleniyordu. “Tasavvufi Danışma Kurulu”nun tasavvufun mükemmelliğini tanıtmak için önder pozisyonundaki aydınları çaba sarf etmeğe davet etmesi de düşünülüyordu.[21]

“Tasavvufi Danışma Kurulu”nun Pakistan’daki faaliyet hakkında yapılan “Devlet Destekli Tasavvuf” ABD think-tankları Pakistan’da İslam`a devlet sponsorluğu için neden bastırıyordu? başlıklı ve ABD’de yaşayan –muhtemelen Pakistan kökenli- bir hukukçu olan Ali Eteraz imzalı yoruma göre[22] konunun oldukça derin kökleri bulunuyordu.

“Tasavvufi Danışma Kurulu” öncülü olan ve General Müşerref döneminde “Milli Sufi Konseyi” adı ile bilinen teşekkülün, bölgede artan Taliban etkisine karşı daha aktif hale getirilmesi maksadıyla yeniden organize ediliyordu. İşin aslı, Siyonist ABD; Radikal Taliban’la Şeriatı, ılımlı tasavvufla tarikatı dejenere etmek ve Müslümanları birbirine ezdirmek istiyordu.

Küresel çetenin tasavvuf hilesi

Londra’da yaşayan araştırmacı Usama Butt ise “Tasavvuf ve Batı” başlıklı yazısında dünyanın ‘global patron’u ABD’nin hemen her şeyde olduğu gibi, gerçek Dini akımların İslam ülkelerindeki etkisine karşı “tasavvufun öne çıkartılması” planında da parmağı olduğunu ortaya koyuyordu.

Usama Butt’a göre bu sürecin arka planında ABD politikalarının belirlenmesinde tartışılmaz bir etkisi olduğu kabul edilen think-tankların ve özellikle de -Türkiye kamuoyunda da ismi bilinen- RAND adlı düşünce kuruluşunun Sufi İslam’ı “ılımlı ve iş tutulabilir ortak” olarak tanımlamasının önemli olduğuna dikkat çekiyordu.[23]

ABD yönetim erkinin merkezi olan Pentagon`a ‘düşünce üreten’ danışma kurumlarının başında gelen "RAND Corporation"ın 2007 tarihli bir raporunda gerçekten de Cezayir’den Pakistan ‘a kadar geniş bir İslam coğrafyasında belirmeğe başlayan bu yeni politikanın ipuçları seziliyordu:

“Ilımlı Müslüman Ağları İnşası” (Building Moderate Muslim Networks) başlıklı bu rapor her şeyi açıklıyordu.

Bunun Türk tarihinde nasıl etkin bir rol oynadığının çok güzel bir özeti Prof. Dr. Ömer Lütfi Barkan’ın “Kolonizatör Türk Dervişleri” çalışmasından anlaşılıyordu.

Prof. Barkan bu uzunca makalesinde Osmanlı devletinin ilk kuruluş yıllarında “derviş-gaziler”in gerek fetihlerde fiilen yer alan savaşçılar, gerekse akıncıların öncü kuvveti olarak yerleştikleri uç noktalarda yaptıkları (bir nevi psikolojik harekât olarak adlandırabilecek) bayındırlık ve gönül kazanma çalışmalarının önemine işaret ediyordu.

Konunun çok ilginç bir örneğini ise, Türkistan coğrafyasında hâlâ etkisini sürdüren Necmeddin Kübra’nın Moğollara karşı verilen bir savunma savaşında şehid olarak dünyadan ayrılması oluşturuyordu. Mevlana Celaleddin Rumi’nin de bir şiirinde işaret ettiği bu şehadetin örnek olduğu “mücadeleci ve aktif” tavrın pek çok örneğine tasavvuf tarihimizde sıklıkla rastlanıyordu.

Düşmanla “dişe diş mücadele” eden tasavvuf ehlinin cihat ruhunun yakın zamanda vukua geldiği için kısmen daha iyi bilinen bir örneğini de İmam Şamil ve müritlerinin Kafkasya’daki cihat hareketinde görülüyordu.[24]

Batı literatürüne “müridizm” olarak geçen İmam Şamil öncülüğündeki bu sufi direnişinin Türkiye’ye göç eden takipçilerinin de aynı tarzdaki “aktif mücadele geleneği ve cihat gayreti” ülkemizin 1919-1922 yıllarında yaşadığı işgal ve kurtuluş mücadelesi yıllarında ortaya konuyordu.

İmam Şamil’in bağlı olduğu tasavvufi zincirin bir halkası olan Şerafeddin Dağıstani’nin (vefatı:1936) Bursa’yı işgal eden Yunan birliklerine karşı Orhangazi-Yalova hattında müritleri etrafında organize ettiği büyük direniş cihat ruhunu ve bağımsızlık onuru taşıyan tarikat geleneğinin çok tipik bir örneği olarak tarihe geçiyordu.[25]

Türkiye ile “ılımlı İslam” çerçevesinde yapılacak işbirliğine açık cemaatler hakkında RAND raporlarındaki Siyonist sinsi değerlendirmeler; Batı emperyalizminin -zorbalıkla işgal etse bile-son tahlilde İslam topraklarında neden kalıcılık kazanamayacağının ve yerli işbirlikçi dinci kesimler bulma ihtiyacının bir kanıtı olarak da önem kazanıyordu.

Ülkemizde “Ilımlı İslam” kuluçkası olma potansiyeli görülerek “ılımlı sufi İslam’ın temsilcisi” etiketi ile öne çıkartılan grub”un aslında, hem tasavvufla, hem Bediüzzaman’la ne kadar da alakasız bir cemaat olduğunu görmek için biraz okumak ve gerçekleri araştırmak gerekiyordu.

“Cihat ruhunu ve bağımsızlık şuurunu yitirmiş bir İslam” türetmek üzere, dünya çapında “Ilımlı İslam” prototipleri imalatı çabasında olan ve ülkemizde de bu prototiplere kuluçkalık etme kapasitesi olan kişi ve gruplara kucak açan Batılı stratejistler ve batıl kafalı yerli Darwinist ve sosyalist dinsizler biraz ‘konuya fransız” olmasalar hemen anlarlardı ki, İslam tasavvuf geleneğinde saldırgan barbarlara karşı “kılıç sallarken tevhit zikrine devam eden” bir damar, her zaman var olmuştu ve bu ruh yeniden diriliyordu.

İslam’ın tasavvufi geleneğini yedeğine alarak “İslam’ı pasifize etme ve cihat ruhunu söndürüp mü’minleri sindirme rüyası”nın görüldüğü bu Siyonist sürecin, dünyada ve ülkemizde nasıl bir çöküşe yaklaştığını ise, hem Kur’ani işaretler, hem de yaşanan gelişmeler haber veriyordu.

 



[1] Bakara: 165

[2] İbrahim: 3

[3] Sad: 32

[4] Maide: 54

[5] Şuara: 14-15

[6] Ali İmran: 175

[7] Yunus: 83

[8] Mü’minun: 47

[9] Seve: 31-33

[10] Araf: 123

[11] Ankebut: 61-63

[12] Kassas:25

[13] Nahl: 36

[14] Naziat: 17

[15] Maide: 60

[16] Tevbe: 31

[17] Maide: 49

[18] Bakara: 256

[19] Enfal: 24

[20] Algeria promotes Sufism in hopes of peace, J. Samia Mair; http://www.examiner.com/x-9968-Baltimore-Muslim-Examiner~y2009m7d13-Algeria-promotes-Sufism-in-hopes-of-peace

[21] Islamabad sees sufism as extremist antidote; http://www.presstv.ir/classic/detail.aspx?id=97382&sectionid=351020401

[22] State-Sponsored Sufism , Ali Eteraz; http://www.foreignpolicy.com/story/cms.php?story_id=4993

[23] Sufism and the West, Usama Butt; http://www.khaleejtimes.com/DisplayArticleNew.asp?col=&section=opinion&xfile=data/opinion/2009/June/opinion_June148.xml

[24] İmam Şamil ve Kafkasya Cihadı hakkında bkz. http://www.tasavvuf.info/samil.htm

[25] Kurtuluş Savaşı Yıllarında Şerâfeddin Dağıstanî hakkında bkz. http://tasavvuf.sufiler3.googlepages.com/serafeddin2

Abdullah AKGÜL -

Karşılaştırmalı İslam ve Batı Hukuku araştırmacısı.

El-Ezher Üniversitesi Usuliddin Fakültesi Mezunu.

Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Mezunu

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

“İslam’ın Devlet Talebi ve Hedefi Yoktur!” İddiaları, İFTİRADIR VE DİN TAHRİBATIDIR
  “İslam’ın Devlet Talebi ve Hedefi Yoktur!” İddiaları, İFTİRADIR VE DİN TAHRİBATIDIR       ...
Devami
ADNAN OKTAR’IN MASONLAŞMASI VE CEMAATİN SURİYE MANEVRASI
Adnan Oktar 33. Derece masonluğa terfi ettiriliyordu! Suni ve sinsi imajı...
Devami
MUHKEM VE MÜTEŞABİH AYETLERİN SINIFLANDIRILMASI
  MUHKEM VE MÜTEŞABİH AYETLERİN SINIFLANDIRILMASI        Muhkem ayetler: Manası ve mesajı...
Devami
KUR'ANDA İŞÇİ HAKLARI
  İslam helal ve meşru yollardan çalışıp kazanmaya büyük önem vermiş, ...
Devami
TÜRKİYE NATO TOPRAĞI İSE, SİZ DE NATO BAŞBAKANI YERİNDESİNİZ!
  TÜRKİYE NATO TOPRAĞI İSE, SİZ DE NATO BAŞBAKANI YERİNDESİNİZ!   ABD Dışişleri...
Devami
ASRIN DAVASI MI, HALKIN AVUTULMASI MI?
Ergenekon sanıkları içinde de herhalde derin çeteleşme ve cedelleşmelere, gizli ve...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 2634

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR