Reklam
Reklam
Reklam

AVRUPA'NIN ADALETİ, AHMAKLARIN ASALETİ!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Başörtüsü mağdurlarının müracaatını reddediyor. Bu zulmü hoş görüyor , mağdur ve mazlum olan eğer Müslüman ise , boş veriyor...

Aslen Alman olan , sonra Müslümanlığı seçip başörtüsü takan bir İsviçreli bayan öğretmen görevinden atılıyor..

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuruyor ve haksız bulunuyor.

Gerekçe: Öğrencilerini ve çevresindekileri Müslümanlığa dolaylı özendirme ve manevi baskı aracı haline getirme...

 

Büyük bir oranı Müslüman olan Türkiye'deki başörtüsü mağdurlarına ise; aynı mahkemenin gerekçesi: Çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu ülkede bir simge haline gelen başörtüsünün, azınlık üzerinde baskı unsuru oluşturabileceği...

İşte Barbar Batı budur... Haçlı ruhu budur... İslam düşmanlığı Avrupalının putudur...

Zaten Erbakan Hoca, Batının bu çifte standardını ve kahpe tavrını, bütün dünyaya ve batı uşaklarına ispatlamak üzere, Refah Davasını Avrupa Mahkemesine götürdü ve şeytanları bile utandıran sonucu görüldü.

AB, bir aldatmacanın adıdır.

Günlerdir Fransa'da yeniden diriltilmeye çalışılan başörtüsü düşmanlığı ibretle izlenmelidir. Bundan özellikle Müslümanların ders alması gerekir. Bilhassa "Avrupa Birliği'ne girince Türkiye'de özgürlüklerin önü açılacak, insan hakları ihlalleri yaşanmayacak." Beklentisinde olan, hatta siyasi mücadelesini tamamen bu yola teksif eden insanlar artık yanlış yolda ilerlediklerini anlamalılar.

AB'ne üye ülkelerin tamamı Hıristiyan.  AB'nin dedesi sayılan AT asıl itibarıyla dinamik bir Hıristiyan Birliği olarak kurulmuştur. Daha sonra dönüştükleri AET (Avrupa Ekonomik Topluluğu) bu Hıristiyan Birliği'nin ekonomik anlamda tamamlanması içindi. AB ise aynı birliğin siyasal anlamda da sağlanmasını amaçlıyor.

AB fikri bir aldatmacadan ibarettir. Burada esas aldatılan bütünüyle Hıristiyan dünyasıdır. Reform döneminde zaten yeterince örselenmiş olan Hıristiyanlık inancı günümüzde iki tehdidi bir arada yaşamaktadır. Tehditlerden birisi siyonizmin Protestanları içten çökertip onları İsrail'in emellerine hizmet eder hale getirmesi, diğeri ise Avrupa'nın kapısını çoktan çalmış olan dinsizleşme (sekülerizm, ki, bu da Siyonistlerin onları düşürdüğü bir tuzaktır.) cereyanıdır.

11 Eylül saldırılarıyla başlatılan ve Bush'un ifadesiyle Haçlı Seferi olarak adlandırılan, İslam dünyasını kuşatma harekatı, İslam medeniyet ve kültürünün hakim olduğu topraklarda bugün tam bir işgal hamlesi olarak devam ediyor.

Tamamen siyonizmin güdümünde olan bu tehlikeli gelişme şimdi Avrupa'da yeni bir aşamayı daha başlatıyor. Bu yeni aşamanın adı doğrudan doğruya Müslümanları hedef alan inanç düşmanlığıdır.

Aldatılmış olan Avrupa'nın bizzat kendisi de, Türkiye ve diğer İslam ülkelerini aldatmıştır. İnançlara gösterdiği toleransı hep önde tutan ve birçok İslam ülkesinde Müslümanlardan esirgenen hürriyetlerin Hıristiyan dünyasında rahatça kullanıldığı imajını parlatan Avrupa şimdi İslam kültürünün öngördüğü hayat biçimini yasak listesine alıyor.

AB üyesi milletler bilmeli ki, İslam dünyası ile Hıristiyan âleminin arasına girecek derin husumet ancak siyonizmin çıkarlarına hizmet edecektir.

Hangi ülkede yaşarsa yaşasınlar, Müslümanlar bilmeli ki, AB'nin, ya da bütünüyle Batı'nın Müslümanlar için inanç hürriyeti istemelerini beklemek aptallıktır.

Oysa Müslümanlar; en güçlü olduğu ve hakim bulunduğu dönemlerde, ne Hrıstiyan ve Yahudi gibi kitap ehline ne de Mecusi ve Hinduizme mensup başka dinlere hiçbir müdahalede bulunmamıştır.

Temel insan hakkına aykırı iki durum hariç:

1-Mısır'da, Nil nehri taşıp etrafa zarar vermesin diye, batıl ve barbar bir hurafe gereği, her sene kura ile seçilen bir gencin kurban edilip, boğulmak üzere suya atılması Hz. Ömer döneminde kaldırılmıştır.

2-Ve Hindistan'da asırlar boyu uygulana gelen "ölen kocasıyla birlikte karısının da öldürülüp yakılması ve küllerinin Ganj Nehrine atılması" vahşetini yasaklamıştır.

Şimdi batılı hukukçulara ve yerli gâvurcuklara soralım:

Başı örtülü bir kadın, başı açık olanlara... Veya dininin emrettiği şeklinde örtünen bir Müslüman çevresindeki başka din mensuplarına "dolaylı baskı" uygulamış oluyor da,

Peki; başı-kıçı açık bir kadın, Müslüman olanlar üzerinde bir baskı oluşturmuyor mu?

Hatta Müslümanları günaha soktuğundan ve genel ahlak ve asayişi bozduğundan dolayı, asıl onların suçlu ve sorumlu tutulması gerekmiyor mu?

"AB'ye girince bütün sorunlarımız çözülecek... Batı uygarlığı ve Avrupalı ağalarımız sayesinde refaha ve huzura erişilecek" diyen AKP'li yetkisiz ve etkisiz yöneticiler ve bu iktidarsız iktidardan medet ve inayet bekleyen seçmenler hala gerçeği görmüyor mu?

Ve daha açık konuşalım: Bu toplum, Erbakan Hoca'ya ve Hükümetine gösterdiği nankörlüğün cezasını çekmiyor mu?

Bedel ödemeden olur mu?

Son günlerin tartışma konularından biri de AKP Genel Başkanı Erdoğan' ın bedel ödeme konusundaki sözleri.

Basında önce Erdoğan'ın "Biz Hükümet olarak bedel ödemeye hazır değiliz" şeklindeki sözleri yer aldı.

Sonra da Erdoğan'ın yanlış anlaşıldığı yolundaki açıklaması basında yerini buldu.

AKP Genel Başkanı Erdoğan nasıl yanlış anlaşıldığını şu sözlerle anlatmaya çalışıyordu:

"O sözlerim yanlış anlaşıldı. Ben bu çocuklara, ailelere bedel ödettirmem dedim. Bu sözlerim bedel ödemem şeklinde anlaşıldı."

Evet, bedel ödeme konusundaki sözleri böyle.

Kimin bedel ödeyip ödemeyeceği bizim için önemli değil.

Önemli olan birilerinin bedelini ödemeden bir şeylere sahip olmaya çalışması!

Yağma yok!

Bu devirde bedelini ödemeden adama bir lokma ekmek bile vermezler.

Ne istiyorsan, neye talipsen bedelini ödemek durumundasın.

Ne var ki, son günlerde bu söz yani bedel ödemeyiz ya da bedel ödettirmeyiz sözü çokça kullanılır oldu!

Bunu akıllı politikanın bir gereği gibi takdime çalıştılar.

Ama böyle bir takdimin içine girdiklerinde aynı zamanda beleşçi durumuna düştüklerinin de farkına varmadılar.

Bu dostlarımıza göre, daha önce mensubu oldukları partilerin yönetici kadroları hatalı davrandıkları için bedel ödeme durumunda kalmışlardı kendileri ise böyle bir duruma düşmeyeceklerdi!

Bu ne basit, bu ne ucuz bir düşünce biçimidir.

Herhangi bir şeye bedelini ödemeden ulaşmayı düşünmek beleşçilikten başka ne olabilir?

Bir lokma ekmek ile bir yudum suyun bile bir bedelinin olduğu günümüzde, insanlar elbette ulaşmak istedikleri şeyin bedelini ödemek durumundadırlar.

Ne kadar bedel öderlerse o şey o kadar kendilerinin olacaktır.

Bedel ödemekten ne kadar sakınırlarsa o şey o kadar kendilerinden uzaklaşacaktır.

Cennetin de bedeli vardır, cehennemin de bir bedeli vardır.

Cennetin bedelini ödemekten sakınanlar ya da kaçınanlar farkına varmadan cehennemin bedelini ödemeye başlamış olurlar.

İktidar olmanın da bir bedeli vardır.

Bu bedel kendilerini iktidara taşıyan insanların beklentilerine olumlu cevap vermektir.

Sudan bahaneler ile yan çizmemektir.

Bilmem anlatabiliyor muyuz?[1]

Türkiye'ye yönelik ABD ve İsrail kuşatması

İstanbul'da yapılan NATO zirvesinden sonra ortaya yeni gelişmeler çıkmaya başladı. Bu gelişmelerden birincisi, ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında Türkiye'ye verdiği "merkez ülke" rolüdür.

Bu rol ile birlikte Türkiye'nin ABD'nin küresel saldırı projesinde aktif rol yükleneceği kesindir. ABD'nin "Global Defense Posture" diye isimlendirdiği "Global Savunma Konumlandırması"nın artık topyekun bir saldırı projesi olduğu da açıktır. ABD, bu çerçevede Türkiye'den yeni üs ve limanlar istemekte, bunları isterken de Meclis'i devre dışı bırakıp sadece hükümetin vereceği kararla hareket etmeyi hedeflemektedir.

Bugünlerde Ankara'da bunların pazarlıkları yapılıyor... Ne Meclis'e bilgi veriliyor ne de iktidar milletvekilleri olan bitenden haberdar... ABD Başkanı Bush'un NATO zirvesine gelirken çantasında getirdiği "talepler listesi", Genelkurmay ile Dışişleri yetkilileri tarafından inceleniyor...

Talep listesinin "incelenmesi" göstermelik, çünkü ABD tüm taleplerinin "eksiksiz" olarak kabul edilmesini istiyor... Hükümetin bu isteğe direnmesinin söz konusu olmadığı da zaten biliniyor...

ABD, küresel saldırı projesinde Türkiye'yi kuşatırken, İsrail'de boş durmuyor... Kuzey Irak'taki "İsrail varlığı" doğrudan Türkiye'yi tehdit ediyor...

İsrail'in Kuzey Irak'ta peşmergelere askeri eğitim verdiğinin ortaya çıkmasından sonra şimdi bir başka gerçeği daha öğrendik... Fransız Le Figaro gazetesi, 2 binden fazla PKK-Kongra Gel militanının İsrail gizli servisi MOSSAD tarafından eğitildiğini ortaya çıkardı... Gazete ayrıca PKK militanlarını ABD'nin koruduğunu, önümüzdeki aylarda eğitilen bu teröristlerin Türkiye'ye yönelik eylem yapabileceklerini de yazdı...

Bir yandan ABD, diğer yandan İsrail...

İkisi de altımızı oymaya çalışıyor, biri ülkemizi işgalin merkez üssüne çeviriyor, diğeri terör odaklarını besliyor, ülkemizin kaosa sürüklenmesi için çaba harcıyor...

Başbakan ise ABD'ye "stratejik ortak", İsrail'e "Yahudi dostlarımız" diyor!..

Başbakanın "ortağı ve dostu" olan iki ülke, şimdi elele verip bizi mezara koyuyorlar!

Bunu görecek basiret, dirayet ve feraset sahibi olmadıkları için Türkiye'ye yönelik derin kuşatma her geçen gün biraz daha daralıyor...

Bu kuşatmayı yarmak için Bush'un ya da Şaron'un "dostu" değil, "hidayet" sahibi olmak gerekiyor![2]

Şu hale bakın: İsrail Gazeteleri; İsrail Savunma Bakanlığı Türkiye raporuna dayanarak : " AB Türkiye'ye tarih vermezse, askerlerin darbe yapacağını" yazdı.

Fransız La Figaro Gazetesi de : "ABD, 2000 PKK'lıyı, Kuzey Irak'taki İslami oluşumlara karşı kullanmak üzere besliyor, destekliyor.

Ve İsrail Mossad ajanları PKK militanlarını eğitiyor" iddiasını tekrarladı ve ilgili belge ve görüntüler yayınladı.

Ama, Recep T.Erdoğan, Teke Tek programında sık sık "Bizim Yahudi dostlarımız" ifadesiyle İsrail'e yaranmaya çalıştı. Filistin sorunu ile ilgili İsrail'e yönelttiği "Devlet Terörü" ifadesiyle "Terörist Devlet" demek istemediğini anlattı. Başörtüsü ve İmam-Hatip zulmü konusunda ise, sanki tek başına bile anayasayı değiştirecek çoğunlukta bir hükümetin başbakanı değil de, sıradan bir derneğin zavallı başkanı gibi "Amerika'da Vakıf Üniversitelerinde başörtüsü sorunu yok" diyecek kadar duyarlılığını ve tutarlılığını, cesaret ve dirayet ayarını ortaya çıkardı...

Hele şükür ki, Allah'ın rahmet ve inayeti, çoğunluğun gayret ve samimiyetinden ziyade, bir avuç mazlum ve mağdurun duası bereketi ve asıl kendi izzet ve azameti gereği tecelli etmektedir...

Bediüzzaman Hazretlerinin "Hak dinini ve adalet düzenini hakim kılmak ve böylece rahmet ve nimetlerini herkese tattırmak için Allah her zaman liyakata bakmaz... Bazen de ihtiyacada bakar" tespiti oldukça önemlidir.

Yani bir toplum, rahmet ve adalet düzenine ve İslam Medeniyetine layık olacak gayret ve hizmeti göstermese de, Cenabı Hak insanların ihtiyacına ve mazlumların feryadına merhameten de, sebeblerini halk ederek ve bir avuç sadık dava ehline nusret ve fırsat vererek, hak nizamı hakim kılabilir. Ve inşallah bu günler gelmektedir.

Vatanını ve bağımsızlığını, yani kendi varlığını İslam inancına ve Müslüman vatandaşına borçlu olan bir devlet, kalkıp kendi insanlarının inancının gereği olarak örtündüğü başörtüsünü zorla çıkartır ve onlara üçüncü sınıf vatandaş gibi davranırsa, o düzenin yıkılması zaten mukadderdir...

Sonuç: Artık hükümetler değil, bütünüyle bu bozuk düzen ve düşünce değişmedikçe, çekilen bu zulüm ve zillet devam edip gidecektir.

Ayrı mezhep ve meslekten... Farklı din ve düşünceden... Değişik kültür ve kökenden, bütün insanlarımızın güveneceği, övüneceği ve dünyaya örnek göstereceği bir düzen kurulmadan... Bu köhnemiş ve ruhları köleleştirmiş bataklık sistemi kurutulmadan, huzur ve refaha kavuşmak mümkün değildir.

Allah aşkına : Devlet niye vardır?.. Hükümet niye kurulmalıdır? Hukuk ve adalet niye lazımdır?

Her halde toplum hayatını zorlaştırmak için değil , kolaylaştırmak için..Ortalığı karıştırmak ve sorun çıkarmak için değil , yatıştırmak ve barıştırmak için...

Ama maalesef bizde bunların tam tersi yapılmaktadır. Bu yüzden vatandaşın devlete, hükümete ve adalete güveni kalmamıştır. Bir millete, bir ülkeye bundan daha büyük bir kötülük yapılabilir mi? Bilmiyorum.

Emin olun; şimdi hiç devlet, hükümet, hukuk olmasa, bazen milletimiz kendi kendine daha rahat uyuşur ve daha huzurlu yaşar diye düşünüyorum. Hrıstiyanı Müslüman'ı, dindarı kalenderi, örtülüsü örtüsüzü, Alevi'si Sünni'si asırlarca birlikte ve barış içinde zaten yaşamışız ve bunu yine başarırız.

Ancak devleti ve düzeni ele geçirmiş nesebi karışık hain ve zalim bir avuç otokrat... Bunlara kâhyalık ve katiplik yapan vicdanı kiralık bir avuç sivil ve asker bürokrat... Kafası karanlık , kalemi satılık , marazlı medya ve aydın geçinen bir zümre edepsiz ehli edebiyat!.. Evet, işte bunlar, daha rahat balık avlamak için duru suyumuzu durduk yere sürekli bulandırmaktadır.

Bu yüzden devlete, hükümete, mahkemeye güveni kalmayan vatandaş, hak aramak ve haysiyetini korumak için; yılandan kaçarken çıyana tutulmak misali, maalesef bu sefer mafyaların, Masonların, PKK'nın ve Hizbullah'ın tuzağına kapılmaktadır.

 

                                    ŞİİR

Sakız olmuş ağzında , "toplumsal mutabakat !"

Korkaklığın kılıfı : "Konsensüs, ortak payda !"

Gözü açık geçinir, sırıtıyor hamakat

Adam vitrin mankeni , halk anlamaz , ne fayda..!

Başörtüsü başına bela (!) olmuş adamın...

Sonundan ibret almaz, Amerkancı Saddam'ın

Kurulmuş robot gibi, attığı her adımın

Kendi burada görünür , kumandası New York'da!..

Mağdurlara nasihat, Gavur Bush'a papatya...

Yahudi ödül verir, Hrıstiyan madalya...

Milano'ya gidiyom, çok beklersin Malatya

On beş ülke gezmişim , vallahi bir tek ayda!..

Bedel ödeyemeyen, kedi kadar olamaz

Belki "boşbakan" olur, O iktidar olamaz...

Milli Gömlek çıkaran, hiç payidar olamaz

Ayaklar yerde amma , aklı daim uzayda!..

 



[1] Milli Gazete / 14 Tem 2004 Z. Ceylan

[2] Milli Gazete / 14 Tem 2004 / A. ÖZKAN


Bu yazarin diger makaleleri

VE G.K. BAŞKANLIĞI, BAŞKOMUTANLIĞA, YANİ CUMHURBAŞKANLIĞINA BAĞLANMALI   Türkiye belki de...
Devami
  Zeki Müren tarzı muhalefetle halk nezdinde itimat ve itibar sağlanmaz...
Devami
1980 senesinde ve 12 Eylül darbesine gerekçe gösterilen tarihi Konya...
Devami
TRAMPETCİ TRUMP KİMLERİN ADAMIYDI? VE SP’Lİ CİHANGİR İSLAMİ, “CİHANGİR İSRAİLİ” ROLÜ MÜ OYNAMAKTAYDI?       ...
Devami
  Dışişleri: Karar KKTC Hükümeti'ninmiş!.. Dışişleri Bakanlığı, Lokmacı'daki üst geçidin kaldırılması...
Devami
  ABD ve İsrail’in, İran’ın nükleer reaktörlerine ve askeri tesislerine bir...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4933

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR