ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün694
mod_vvisit_counterDün1743
mod_vvisit_counterBu Hafta9983
mod_vvisit_counterGeçen hafta19338
mod_vvisit_counterBu Ay66537
mod_vvisit_counterGeçen Ay57114
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar19007274

IP'niz: 44.201.94.72
Bugün: 30 Haz 2022

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 13038322

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

AKP İLE KIYAMETE

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

 

Türkiye'ye Kimler Elbise Biçiyor?

Birinci "siyasi skandal": Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün görev süresinin dolmasından önce ortaya çıkartılan "Şemdinli iddianamesi" dosyasıdır. O dosya ve iddianame 1- Türk Ordusunu, 2- Genelkurmay Başkanlığı'na getirilecek Orgeneral Sayın Yaşar Büyükanıt'ı hedef almıştır. İkinci "Siyasi skandal" şimdi tam Cumhurbaşkanlığı seçimlerine giderken bu defa emekliye ayrılmış bulunan komutanlarla ilgili "Darbe" senaryosu skandalıdır.

 

Merkezi ABD Utah...

Darbe Senaryosu ile TSK'nin "Medyadaki isimlerle ilgili güven listesi"nin "çalınması" ve her ikisinin birden tam da Cumhurbaşkanlığı seçimlerine giderken "ilgi çekici bir zamanlama ile" gündeme orturtulmak istenmesi "ABD'nin Utah Merkezli bir hareketi"ni daha ortaya koymaktadır. 1- Nokta Dergisi yöneticisinin ilgi çeken geçmişi, 2- Utah'taki "Tarikatlar Merkezi" senaryonun parçaları olarak tartışılmaktadır.

Gülen ve AİHM'ci elbisesi...

Türkiye'ye elbise diken dikenedir.

ABD'de Washington'un yüksek himayesinde yaşamakta olan, kimilerinin "Hoca Efendi" dedikleri Fethullah Gülen'e yakınlığı ile bilinen isimler ABD de yıllardır Gülen toplantıları yapmaktadırlar. Mesela 12-13 Kasım 2005 günü de ABD'deki Rice üniversitesine bağlı Boniuk Dini Hoşgörü Merkezi'nin katıldığı bir toplantı yapılmıştı. Toplantıda şuydu: "Düşünce ve Pratikte Fethullah Gülen Hareketi" o toplantıya katılanların listesi de arşivimde mevcuttur.[1]

Mehmet Barlas: Erdoğan'ı Özal ve Demirel'le değil Bayar'la karşılaştırmalıyız! Diyordu Acaba: "İslamiyetin ve devletin, ancak Celal Bayar gibi "Galip Hoca" rolü yapabilen Tayip Erdoğan'la dinamik koyabiliriz!" mesajı mı veriyordu.

 "Erdoğan'ın durumunun gerçekten Özal ve Demirel'den çok Bayar'ınkine benzediği şeklindeki kanım güçlendi. Öncelikle Özal Çankaya'ya çıktığında ANAP ve Demirel Çankaya'ya çıktığında DYP, inişe geçmiş partilerdi. Oysa Bayar, 1950 seçim zaferi ertesinde partiyi Menderes'e bırakıp Çankaya'ya çıktıktan sonra, Demokrat Parti 1954 seçimlerinde daha büyük bir zafer kazanmıştı. Neticede AKP de bugün "İnişte" olan bir parti değil. En azından diğer partilerden daha güçlü görünüyor.

Bugün nasıl Tayip Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olmasına çeşitli nedenlerle karşı çıkılıyorsa, 1950'de de Bayar'ın cumhurbaşkanı olması gerek Demokrat Parti içinde, gerekse kamuoyunda tartışılmış. Örneğin 14 Mayıs 1950 seçimlerine iki ay kala Tasvir'deki köşesinde "DP 298 milletvekili ile iktidar olacak" tahminini yazan Cihat Baban'ı Bayar İzmir'e çağırmış. Konak lokantasındaki masanın başında "İktidarı alırsak söyle bakalım devlet başkanı kim olsun" diye sormuş. Baban da "Siz olmayın. Parti başkanı olarak halka vaatlerde bulundunuz. Cumhurbaşkanı olursanız bu taahhütleri bir başbakana devretmek durumunda kalacaksınız" demiş ve sonra Prof. Sıddık Sami Onar'ın cumhurbaşkanı olabileceğini düşünmüşler.

Demokrat Parti içinde Adnan Menderes'in Başbakan olmasını isteyenler, Bayar'ın cumhurbaşkanı seçilmesi için kulise başlamışlar. Bu arada Fuat Köprülü de sağda solda "Ben başbakan olunca yanıma Menderes'i alıp, onu devlet hizmetine alıştıracağım" içerikli konuşmalar yapıyormuş. Sonunda Menderes Köprülü'yü, Dışişleri Bakanlığı'nın Başbakanlık kadar önemli olduğuna inandırmış.

Dört Kurucu Formülü?

Bayar Cumhurbaşkanı olunca Menderes Başbakan, Fuat Köprülü Dışişleri Bakanı, Refik Koraltan da TBMM Başkanı olmuş Böylece Demokrat Parti'nin dört kurucusu, üst görevleri paylaşmışlar.

Sadece "Erdoğan Çankaya' ya çıkınca Abdullah Gül Menderes gibi olur mu", "Bülent Arınç Refik Koraltan'a mı benziyor" ve "Gül' ün yerine Dışişleri'ne kim gelir" gibi soruları gündeme getirmeyi amaçladık. Bu kitaplara göre Menderes, Bayar'ın gıyabında ondan "Sultan Reşat" diye söz edermiş." [2]

Barzani Niye Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığını ve AKP'nin devamını istemektedir?

Erdoğan´ın Talabani ile kucaklaşmasının ardından K. Irak´la ilgili küstahça açıklamalar daha da arttı. Myers, çuval olayını hatırlattı. Barzani ise Diyarbakır´ı hedef gösterdi

Bunlar AKP'nin eseri

AKP hükümeti işbaşına gelmesinden bu yana dış ve iç politikada izlediği tutumla daha doğrusu politikasızlık ile Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulduğundan bu yana var olan bütün kırmızıçizgilerini sildi. Erdoğan ise içte ve dışta yaşanan sorunları değil Cumhurbaşkanlığı hesapları yapıyor. Başbakan, Talabanı ile kucaklaşırken son açıklamalar ise Kuzey Irak'ta olacakların işaretini verdi.

''K. Irak 'a girmeyin'' tehdidi

ABD eski Genelkurmay Başkanı Richard Myers, Türk ordusunun Kuzey Irak'a girmesi durumunda, Amerikan kuvvetleri ile karşı karşıya gelebileceğini açıkladı. 2003 yılında Irak'ın Süleymaniye kentinde, Türk askerlerinin, başlarına çuval geçirilerek tutuklandığını hatırlatan Myers, Türkiye'nin Kuzey Irak'a müdahalesi halinde, bu gibi olayların yeniden meydana gelebileceğini söyledi.

Barzani yine kükredi

PEŞMERGE Lideri Barzani ise Türkiye'nin Kerkük sorununa karşımasına izin vermeyeceklerini, bunun olması durumunda Kuzey Irak Kürtlerinin Diyarbakır'a karışacaklarını söyledi. Türkiye'nin askeri ve diplomasi gücünden korkmadığını ve bağımsızlığın hakları olduğunu söyleyen Barazani, Kerkük'ün Kürt kimliğine sahip bulunduğun ve Irak Kürdistanı'nın ayrılmaz bir parçası olduğunu iddia etti.[3]

Erdoğan'dan İsrail'e Hamas  ve Hizbullah garantisi

İsrail Başbakanı Ehud Olmert'in Lübnan işgali nedeniyle ertelenen Ankara ziyareti 14-15 Şubat günlerinde gerçekleşti. Ziyaretin zamanlaması hem Ortadoğu sorunu açısından, hem de Türk-Amerikan ilişkileri açısından kritik bir dönemde gerçekleşti.

Olmert, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ile görüşse de, ziyaret Türkiye-İsrail ilişkilerinden çok AKP-İsrail ilişkileri açısından önem taşıyor. Olmert'in 19 Ocak'ta yapılması planlanan Ortadoğu zirvesinden hemen önce Türkiye'ye gelmesi manidar bulunuyor. Bu zirvede ABD Dışişleri Bakanı Rice ve Olmert ile Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas'ın buluşması planlanıyor. Abbas'ın bu zirve öncesinde Ankara'ya gelmesi de seçenekler arasında. Filistinli kaynaklar, Abbas'ın zirveden önce gelemese bile kısa süre içinde Ankara'da olacağı bilgisini verdi.

Erdoğan'ın İsrail'i tanıtma diplomasisi

AKP hükümeti, dört yıllık iktidarı döneminde İsrail ile ilişkileri en derin hükümet olarak göze çarptı. Ehud Olmert, Ankara ziyaretinden önce yaptığı açıklamalarda bunu açıkça dile getirdi. "AKP ile ilişkileri ilerlettiklerini" belirtti.

AKP ile İsrail arasında ilerleyen ilişkilerin en stratejik noktası, Erdoğan'ın Müslüman ülkeler nezdinde İsrail'in tanınması için yürüttüğü diplomasi. Erdoğan görüştüğü tüm Müslüman ülkelere, İsrail'i tanıması için telkinde bulunuyor Bu adım 2007 başında ortaya çıkan ve Suriye ile İsrail arasında 2004-2006 arasında süren arabuluculuğun devamı olarak görülüyor. İki yıl boyunca İsrail adına arabuluculuk yapan Erdoğan, Lübnan işgali ile başarısız olmuştu.

İran ve Suriye'ye karşı Erdoğan İsrail işbirliği

Olmert'in İran ve Suriye'ye karşı işbirliği teklifi bu çerçevede Erdoğan tarafından olumlu karşılandı.

Gerek Başbakanlık gerekse diplomatik kaynaklar İsrail'in Hamas ve Lübnan Hizbullahı konusunda Türkiye'den beklentileri olduğunu belirtti."[4]

Cheney'nin şirketi BAE'ye taşınıyor

ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney'e hala maaş verdiği ve ABD'de Beyaz Saray'a yakınlığıyla bilinen dev enerji ve inşaat şirketi Halliburton, genel merkezini Birleşik Arap Emirlikleri'nin başkenti Dubai'ye taşıyor. Halliburton'dan yapılan açıklamada, şirketin başkanı Dave Lesar'ın, petrol ve doğalgaz endüstrisinin bütünü için önemli bir pazar olan doğu yarıkürede şirketin gelişme çabalarını daha iyi yürütebilmek amacıyla Dubai'ye gideceği belirtildi Bu açıklamayı Bahreyn'deki bir bölgesel enerji konferansı sırasında yapan Halliburton şirketi, Texas eyaletinin Houston kentindeki bürosunu da açık tutacağını bildirdi.

Bush ve Olmert savaşı körüklüyor

Neo-muhafazakârlar, yüzlerce minik nükleer bombanın İran'da işi bitireceğine ikna olmuş görünüyor. Onların arkadaşı İsrail de olaya alkış tutacaktır. Amerikan ya da İsrail macerası bir felaketle sonuçlanacaktır.  

Suriye'nin İsrail'e saldıracağına dair tek bir işaret bile yok. Suriye'nin tüm askerî kapasitesi İsrail'inki karşısında çok yetersiz. Ama, biri savaş istiyorsa ne fark eder ki? Kim bilir, belki de bir sonraki hedef İran'dır. Washington'da hâlâ iktidarda olan neo-muhafazakârlar, yüzlerce minik nükleer bombanın İran'da işi bitireceğine ikna olmuş görünüyor. Onların arkadaşı İsrail de olaya alkış tutacaktır. Amerikan ya da İsrail macerası bir felaketle sonuçlanacaktır. Bombalar bir ülkeyi mahvedebilir; ancak İranlılarınki gibi bir halkı değil. Yarım milyar Müslüman'ın Şii bile olsa Müslüman bir ülkenin yok edilmesine tepkisini bir düşünün. Bu, dünyayı yakabilecek bir ateşle oynamaktır. Görünen o ki, Amerikan sistemi korkunç bir durum yarattı. Başkan Bush iki yıldan daha fazla bir zaman görevde kalacak ve bu süre herhangi bir savaş başlatmak için hayli uzun bir süre. Her ne kadar Amerikan kamuoyu kongre seçimlerinde Irak savaşından nefret ettiği mesajı verse de, dünyadaki en güçlü askeri yapının Başkomutan olarak Bush, Irak savaşını genişletme ve derinleştirme kararı almakla kalmadı aynı zamanda İran ya da Suriye'ye karşı yeni bir savaşın tamtamlarını da çalmaya başladı. Aslında, Temsilciler Meclisi ve Kongre teoride silahlı güçlere ayırdığı ödeneği keserek onu durdurabilir ancak gerçekte durum çok farklı. Bush, Olmert ve yeni bir savaş. İMDATT! [5]

Afganistan 11 Eylül öncesinden çok daha kötü durumda bulunuyor

Afganistan başarısız bir devlete dönüştü: Demokrasi vaatleri yerine getirilmedi, halk hükümete güvenmiyor, Taliban hızla güçleniyor.

Afganistan'ın bombalanmasından, Taliban rejiminin devrilmesinden ve Kâbil'de demokratik bir rejim kurulmasından altı yıl sonra, Afganistan'ın ABD yönetimindeki NATO güçlerinin varlığı gölgesinde güvenli hale gelmesi öngörülüyordu. Ancak şu günlerde yaşananlar aksi yönde. Bir önceki gün bir Taliban fedaisi Afganistan'daki koalisyon güçlerinin karargâhı olan Bagram Üssü'nü bastı ve ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney'nin de içerde bulunduğu sırada kapı önünde kendisini patlattı. Aralarında 2 Amerikan askerinin de bulunduğu 14 kişi öldü.  Bu saldırı zamanlama ve yer açısından, Taliban ve müttefiki Kaide'nin ABD güçlerine ve ortaklarına karşı en sert savaşlarını başlatma hazırlığı için saflarını bir kez daha toparlama başarısına dair gelen haberleri teyit ediyor...

Afganistan hızla 'bir başka Irak'a dönüşüyor. Karzai hükümeti Kâbil'deki El Hadra bölgesinde mahsur kaldı ve ülkenin diğer kesimleri üzerinde de kontrolü mutlak suretle sağlamış değil...

Koalisyon güçleri Irak'taki savaşı hâlâ kazanmadı ve Afganistan'daki savaşı kaybedecekleri de kesin. Çünkü bu güçler her iki ülkedeki rejimleri de değiştirdikten sonra gelecek süreç için alternatif planlara sahip değildi; zaten tarih de bizlere bütün yabancı işgallerin akıbetinin hezimet olduğunu öğretir.[6]

En çok Türkiye etkilenecek; ama AKP aldırmıyor!

BM Güvenlik Konseyi'nin İran'a verdiği 60 günlük sürenin dolmasıyla ABD-İran krizinin geleceğine ilişkin tartışmalar yeniden tırmandı. Tam da bu sırada, İsrail'in işgal altında tuttuğu Suriye'ye ait Golan bölgesinde kapsamlı bir tatbikat yaptığını, her an saldırı tehdidi altında bulunan Suriye'nin ordusunu bu bölgede tahkim etmeye çalıştığını, ABD-İran krizine paralel biçimde bir İsrail-Suriye krizinin de tırmanmakta olduğunu hatırlatmakta yarar var... Oysa bunların hepsi gerçek. ABD-İran arasında yaşananlar bir oyun değil, gizli bir ittifak da söz konusu değil. Irak içindeki kriz de, İran-S. Arabistan kamplaşması da, Lübnan'daki iç kriz de, Suriye-İsrail arasındaki karşılıklı askeri gösteri de ABD ile İran arasında yükselen tansiyondan besleniyor. Öyle düşünseydik, İsrail-Hizbullah savaşı olmaması gerekirdi. Öyle düşünseydik, ABD PJAK'ı İran'a saldırtmazdı... Böyle bir sonuçtan en fazla etkilenecek ülkelerden biri Türkiye. Bölgesel kamplaşma tuzağına düşmemek için direnen Türkiye'nin Kürt sorununda bu kamplaşmanın etkisi altında kalacağı ortada. PKK-PJAK konusunda Türkiye-İran ortak bir yaklaşım içinde. Farklılaşma ABD ile yaşanıyor. Buna rağmen, ABD-İran krizi tırmandıkça Türkiye'nin PKK ve Kürt sorununa, Kuzey Irak' a bakışı da farklılaşacak. [7]

Iraklı kadınlar Saddam'ı arıyor!

'Özgürlük' adına işgal edilen Irak'ta kadın hakları hızla yok oluyor. Irak bu yıl 8 Mart'ı, dört kadının idamını bekleyerek ve hükümetin askerlerin tecavüzüne uğrayan kadınları 'suçlu' diye nitelemesini izleyerek 'kutluyor'

Bağdat bu yılki Dünya Kadınlar Günü için farklı bir kutlama hazırlamakla meşgul. Kutlamaların çarpıcı unsurları arasında dört Iraklı kadının infazı da bulunacak. Bu infazlardan önce de rejim, Zeynep el Şummari isimli genç kadına tecavüz etmekle suçlanan Irak yetkililerinden dördünü onurlandırmayı kararlaştırdı. Başbakanlık bunun için bir Amerikan tıp raporu da uydurdu. Iraklı kadınların kazanımlarını andığı renkli geçitler çok eskilerde kaldı: Şu an sadece ölüm geçitleri var; 'özgürlüğüne kavuşturulan' ve 'konumu güçlendirilen' Iraklı kadınlar çarşafa bürünmüş halde karakol, hapishane ve tıklım tıkış morglarda kuyruğa girip, kaybolan, kaçırılan ve katledilen sevdiklerini arayacak.

Her an infaz tehlikesi altında bulunan dört idam mahkûmu kadın, Samar Sa'ad Abdullah, Vassan Talib, Zeynep Fadhil ve Lika Kamar. Cinayet, adam kaçırma ve Bağdat'taki bazı güvenlik güçlerini katletmek suçlamalarıyla yargılandılar. Hepsi suçlamaları reddetti. İkisinin yanında çocukları da var...

Iraklı kadınların eziyetine de kulak verelim. ABD askerlerinin 2007'de başlatılan 'Kanun ve Düzen Operasyonu' sürerken, iki cesur Iraklı kadın televizyonda Irak birliklerinin kendilerine tecavüz etmesi hakkında konuştu. Birincisi 20 yaşındaki Sabrin el Canabi (Zeynep el Şummari'ye verilen rumuz), ikincisiyse Telafer'den 11 çocuk annesi Vajda. Sabrin/Zeynep vakası hükümetin maskaralığını temsil ediyor. Kadının açıklaması el Cezire'de yayımlanınca tüm medya kuruluşları tecavüzü aceleyle Irak'taki kan gölüne yapıştırılan Britanya-Amerikan etiketine uygun biçimde, mezhep çatışması temelinde betimledi...

İçişleri Bakan Yardımcısı Hüseyin Ali Kemal ise Amerikan askerlerinin 14 yaşındaki Abir Canabi'ye toplu tecavüzde bulunduktan sonra cesedini yaktığını unutarak Zeynep'in iddialarının olası olmadığını, çünkü 'Irak güçleri ABD'yle operasyon yaptığından böyle bir olayın yaşanamayacağını' söyledi.

Kanun ve Düzen Operasyonu'nda evine baskın düzenlenen Vajda da Irak polisinin tecavüzüne uğrayan ikinci kurban. Tuğgeneral Necim Abdullah'a göre, bir teğmen ve üç er başta suçlamayı reddetti ama sonra Türkmen kurbanla yüz yüze gelince suçlarını itiraf etti.

Abir, Zeynep ve Vajda tecavüzleri Iraklı insan hakları kuruluşları ve UNAMI'nin kayıt altına aldığı pek çok vakadan sadece ikisi. Iraklı bir vekil de Şarkiya televizyonuna verdiği mülakatta, 2003'ten beri işgal kuvvetleri, milis ve polis güçlerinin gerçekleştirdiği 1053 kayıtlı tecavüz vakası yaşandığını belirtti. Ülkede kadınların temel hakları hızla yok oluyor. 2006'da toplam 34 bin 452 sivil feci biçimde öldürüldü. (6 Mart 2007) [8]

"Bu ne yüzsüzlük" diye kimse soramıyor!

Ancak bu ülke hala dünyaya insan hakları dersi vermeye devam edebiliyor. Böyle bir ülkenin insan hakları üzerinden kimseye verecek hiçbir şeyi yok. Dolayısıyla her yıl böyle raporlar yayınlamaya devam etmesi, bütün dünya ile alay etmesinden başka bir anlam taşımıyor...

ABD yönetiminin hala insan hakları raporu yayınlayabiliyor olması tam anlamıyla utanç verici bir durum. Bu ülkenin beş yıllık insan hakları ihlallerini, insan ırkını hedef alan cinayetlerini buraya sığdırmak mümkün değil...

Hâlâ Irak'ta öldürülen yüz binlerce insan, yüz bin çocuk, gizli cezaevleri; işkence uçakları, kaçırılan insanlar, devlet terörüyle yok edilen masumlar, durmaksızın devam eden insan hakları ihlalleri yok bu raporda. 80 ülkede 80 bin kişinin nasıl sorgulandığı yok. Ürdün, Mısır, Tayland, Yemen, Irak, Afganistan, Pakistan, İsrail gibi bir çok ülkedeki işkence merkezleri yok. Cenevre Sözleşmesi'ni nasıl askıya aldıkları yok. Toplu mezarlar yok. Esirlerin nasıl boyunlarının kırıldığı yok. Bazı AB ülkelerinin esir ticaretinde nasıl rol üslendikleri yok.

Sivillere yönelik bombalı saldırılar, gizli terör örgütleri kurup dini mekanlara, önderlere saldırılar, etnik ve mezhep çatışmaları için provokasyonlar, ölüm mangaları kurmak, sadece çocukların bulunduğu gizli cezaevleri, kaçırılan kişilere adalet, yargılama ve avukat hakkı vermemek, dünyanın bir çok ülkesinden kaçırılan kişilerin hiçbir yasal hak tanımaksızın ABD askeri mahkemelerinde idama mahkum edilmesi yok. Önleyici saldırı, devlet terörü, yargısız infaz gibi kavramların meşrulaşması gibi, insan ırkını tehdit eden saldırganlık yok. "Bu ne yüzsüzlük" demeyelim mi şimdi.

ABD halkı Bush'a güvenmiyor!

ABD'nin en popüler gazetelerinden USA Today'in son kamuoyu araştırması şu sonucu vermiş:

1. Artık ABD halkının sadece yüzde 28'i "Irak'ta kazanacağız" görüşünde. Aralıktaki yüzde 35 daha da yere çakılıyor. Yani, ABD'lilerin çoğunluğu, kendi yönetimlerinin, ordusunun Irak'ta kazanabileceğine inanmıyor.

2. ABD halkının yüzde 59'u artık "Savaş bir hataydı" görüşünde. Yani, ABD'lilerin çoğunluğu, kendi yönetimlerinin, kendi ordusunun bu savaşa girişmesinin baştan beri yanlış olduğunu kabul ediyor.

1 Mart Tezkeresi sırasında Türkiye ABD düşmanlığı ile suçlanmıştı...

"Peki şimdi ankete göre sonuç ne oluyor? Bizatihi ABD halkı, ABD düşmanı oldu!  Azıcık bile utanmıyorsunuz değil mi?  Hiç utanmıyorsunuz, değil mi?

Misal; kendinizi fikri hür, vicdanı hür gazeteci olarak vicdanınızla büyütmektense, dünyanın en güçlülerinden ülkenin güçlülerine kadar, birilerine kafanızı okşatmak, dilinizin, elinizin kuklalaşmasına gönülden boyun eğmek, onlardan gördüğünüz ilgiyi hakikaten itibar sanmak sizi hiç tiksindirmiyor değil mi? Anlatsanıza, ABD halkı bile nasıl ABD düşmanı oldu?" Diye soruyor Umur Talu

Olmert kahpeliğini itiraf ediyor!

İsrail'in eli kanlı Başbakanı Ehud Olmert, Hizbullah'ın asker kaçırması olayının Lübnan'a saldırmak için gerekçe gösterildiğini ancak bu savaşın aylar önce planlandığını söylüyor.

İsrail Haaretz gazetesi, Olmert'in Lübnan savaşını resmen incelemek üzere kurulan ve önümüzdeki haftalarda raporunu açıklayacak komisyon önünde yaptığı konuşmada, 12 Temmuz - 14 Ağustos 2006 tarihleri arasındaki savaşta uygulanan planın, birkaç ay önceden onaylandığını iddia ettiğini yazıyor.

Gazete, Olmert'in, Hizbullah'ın daha önce yapmayı denediği gibi İsrail askerlerini kaçırması durumunda Lübnan'a hava saldırıları ve sınırlı kara operasyonunu öngören saldırı planına, geçen yıl Mart ayında yeşil ışık yaktığını bildiriyor.

Haberde, Olmert'in, komisyona yaptığı açıklamalarla, kendisini savaşa girmekte aceleci davranmakla suçlayanlara cevap verdiği belirtiliyor. Başbakanın açıklamalarını ne doğrulayan ne de yalanlayan Olmert'in sözcüsü, ‘'Resmen yayınlanmadan önce rapor hakkında yorum yapmaya niyetimiz yok'' diye konuşuyor...

Olmert'e halk desteği sadece yüzde 2 oranında bulunuyor

İsrail'de yapılan son kamuoyu araştırması, İsraillilerin sadece yüzde 2'sinin Başbakan Ehud Olmert'e güvendiğini ortaya koyuyor.

En çok satılan gazete Yediot Aharonot tarafından yapılan araştırmada, en çok hangi politikacıya güvendikleri sorusuna katılımcılardan sadece yüzde 2'si Olmert diye cevap veriyor. Olmert'e halk desteği, yazın Lübnan'da Hizbullah'a karşı elde edilen başarısızlık ve hükümet üyelerinin bir dizi skandalı dolayısıyla taban yapmış görünüyor. 

Ankette Dışişleri Bakanı Tzipi Livni'ye yüzde 22, İşçi Partisi milletvekili Ami Ayalon'a yüzde 18, milliyetçi olan Stratejik İşler Bakanı Avigdor Lieberman'a yüzde 11 ve muhalefet partisi lideri Binyamin Netanyahu'ya yüzde 10 oy çıktığı söyleniyor.

Yani Amerika ve İsrail halkı bile Bush ve Olmert'in saldırgan politikalarına karşı çıkarken, AKP'nin, rantiyecilerin ve kiralık kalemlerin hala ABD şakşakçılığı mide bulandırıyor.

Yeni yasa Milli Arşivde tedirginlik yarattı

Devlet arşivlerinin kontrolü kime veriliyor?

Sözde Ermeni soykırımı konusunda arşiv belgeleri hayati önemde. Ankara, bu konuda yabancılarla ortak çalışmalar yapmaya hazırlanıyor. Tam bu dönemde hükümet tarafından TBMM'ye gönderilen Milli Arşiv Kanunu Tasarısı, bizzat arşivlerde çalışan yetkililer tarafından endişeyle karşılandı.

TBMM'de Milli Eğitim Komisyonu'ndan sonra Adalet ile Plan ve Bütçe Komisyonları'nda görüşülen Milli Arşiv Kanunu Tasarısı, Devlet Arşivleri'nin Başbakanlık'tan ayrılarak bağlı kuruluş haline getirilmesini öngörüyor. Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık'ın bünyesinde en üst düzeyde yaptırım gücüne sahip bir kurum olan Devlet Arşivleri'nin başıboş bırakılmasının aksaklıklara neden olacağı belirtiliyor.

Başbakanlık Kurum Arşivi de Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü bünyesinde. TBMM Hükümetleri dahil bütün yazışmalar da Başbakanlık Kurum Arşivi'nde. Genel Müdürlüğün Başbakanlık'tan ayrılmasının kargaşaya yol açacağı belirtiliyor.

Hala bölge ve il arşivlerinin ve depolarının kurulmaması da tehlikeli bir eksiklik olarak nitelendiriliyor.

Asılsız Ermeni Soykırımı iddialarının gündemde olduğu günlerde böyle bir Tasarı ile Devlet Arşivleri'nin tasfiye edilebileceğine dikkat çekiliyor.

Arşiv'e iktisat mezunu alınacak

Tasarı, alanla ilgisi olmayanların bile Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü'ne alınmasını sağlıyor. Tasarı'nın 34'üncü madde sinde "Arşiv ve Arşiv Uzmanlığı"na alınacak kişilerde aranacak özellikler sayılıyor. Bu özellikler arasında "iktisat, işletme, iktisadi ve idari bilimler fakültelerinden mezun olma" şartı da bulunuyor. Şu andaki düzenle meye göre Tarih ve Arşivcilik bölümlerinden mezunlar Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü'ne baş vurabiliyor. Maddenin 2'nci bendinde de Arşiv Uzman Yardımcılığı'na atananların sınava tabi tutulacağı belirtiliyor. Dikkat çekici nokta şu: Sınavda başarısız olanlar bile "durumlarına uygun kadrolara" atanacak. Bu durumun AKP'nin kadrolaşmasına yol açacağı belirtiliyor.

Arşiv belgeleri yurtdışına çıkarılacak

Tasarı'nın bir başka dikkat çekici maddesi arşiv belgelerinin sigortalanması. 25'nci madde, arşiv belgelerinin sigortalanarak yurtdışına çıkarılmasına olanak tanıyor. 25'nci madde şöyle:

"Arşiv belgeleri, arşivlerden veya bulundukları yerlerden dışarıya çıkarılamaz. Ancak bu belgeler, sergi ve benzeri bilimsel ve kültürel faaliyetler kapsamın da Genel Müdür'ün izni ile yurt içinde bulundukları yerler dışına veya aynı amaçlarla Dışişleri Bakanlığı'nın görüşü üzerine her türlü hasar, zarar, tehdit veya tecavüz ihtimaline karşı gideceği ülke makamlarından teminat alınmak ve sigortalanmak şartı ile Bakanlar Kurulu'nun izni ile yurtdışına, geçici olarak çıkarabilir".

TKD'den kadrolaşma uyarısı

Türk Kütüphaneciler Derneği Genel Başkanı Ali Fuat Kartal, kadrolaşmaya dikkat çekti. Kartal, "Şu andaki kadroların çoğu zaten AKP yanlısı. Tasarı'nın böyle bir dönemde gündeme gelmesi düşündürücü. Tasarı, AKP'nin kadrolaşmasına ne den olabilir" dedi. Ali Fuat Kartal, elektronik arşivleme dizgesinin de Tasarı'da eksik bırakıldığını belirtti. Kartal, sigortalama usulüyle arşiv belgelerinin yurtdışına çıkarılmasını da şöyle yorumladı:

"Belgelerin taşıdığı tarihsel değer maddi değerle ölçülemez."[9]













[1] Ortadoğu Taylan Sorgun 6 Nisan 2007

[2] 12.03.2007 Sabah

[3] 8 Nisan 2007 Ortadoğu

[4] Ö.Çetin Kaya / Aydınlık

[5] 4.3.2007 /  Gush Shalom / Zaman

[6] 4.3.2007 /  Kudsel Arabi / Radikal

[7] 23.2.2007 / İbrahim Karagül / Yeni Şafak

[8] 8.3.2007 / Hayfa Zangana / The Guardıan / Radikal

[9] Murat Arısoy / 11 Mart 2007 / Aydınlık


Bu yazarin diger makaleleri

  Ahmet Altan denen, aslı ve ayarı malum kişi   ...
Devami
  Yerli ve yabancı, tarafsız bütün araştırmacıların, aydınların ve yazarlarını...
Devami
  Ulusalcı girişimin Berlin buluşmasına Talat Paşa adı yakışmıyor!   İsrail'in...
Devami
  Türkiye'de şirketler ve AB dışında, STK'lara fon sağlayacak başka...
Devami
  Uzun bir aradan sonra, Erbakan Hoca, Balgat'taki konutunda, 30....
Devami
  Hamas'tan ihanet isteniyor Tecrübeler ispat etti ki, Arap ve...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4413

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR