ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün714
mod_vvisit_counterDün1743
mod_vvisit_counterBu Hafta10003
mod_vvisit_counterGeçen hafta19338
mod_vvisit_counterBu Ay66557
mod_vvisit_counterGeçen Ay57114
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar19007294

IP'niz: 44.201.94.72
Bugün: 30 Haz 2022

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 13038332

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

HUDSON SENARYOSU VE AKP FİYASKOSU

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

 

AKP senaristlerle kol kola bulunuyordu

ABD'deki düşünce kuruluşlarında Türkiye hakkında birbiri ardına korkunç senaryolar üretilirken, AKP yönetiminin aynı düşünce kuruluşlarını mesken tutmaya devam etmesi garip bir çelişkiyi ortaya koyuyor. AKP iktidarı, Siyonist kaynaklı senaryolara tepki göstermek yerine ABD'nin taleplerini yerine getirmenin telaşı içinde çırpınıyor. Son olarak AKP Hükümeti, 23 Haziran'da dolan ABD'nin İncirlik Üssü'nü kullanım süresini uzatmak üzere harekete geçtiği biliniyor.

 

Son olarak Hudson Enstitüsü'nde Türkiye'yi büyük bir kaosa sürükleyecek korkunç senaryoların üretildiği günlerde, Egemen Bağış, Reha Denemeç ve Mevlüt Çavuşoğlu'ndan oluşan bir AKP heyeti ABD'deydi.

Türkiye'nin 22 Temmuz genel seçimlerine odaklandığı bir dönemde AKP'den  bir heyetin Türkiye yerine ABD'de çalışma yapması, "AKP seçim çalışmalarını ABD'den başlattı" değerlendirmelerine neden oldu.

AKP heyeti yaklaşık bir hafta boyunca Washington ve New York merkezli önemli think thank kuruluşlarıyla bir araya geldi. 22 Temmuz seçimlerinin hemen öncesine denk gelmesi nedeniyle ayrıca ilgi çeken bu ziyarette AKP heyeti, Brooking Institute, Atlantic Council, Ulusal Demokrasi Enstitüsü (NDI), Uluslar arası Etüdler Merkezi (CSIS) gibi kuruluşların yetkilileriyle özel toplantılar gerçekleştirdi. Bu kuruluşların bazıları, turuncu devrimlerle gündeme gelen ve ülkelerin ekonomi politikalarına yönelik spekülasyonları nedeniyle adı para sihirbazına çıkan Soros gibi isimlerle bağlantılarıyla tanınıyor.


Türkiye Kobay Yerine Konuluyordu 

Olayı biliyorsunuz. ABD'de HUDSON'da, yapılan bir toplantıda, bizden askeri sıfatı olan kişilerin de çağrıldığı bir FORUM düzenleniyor. Konu Türkiye'yi savaşa sokmak için proje üretmek.

Önce eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Tülay Tuğcu'ya suikast yapılacak. Sonra Taksim meydanında kırk elli kişi kurşunlanacak ve sonra Türkiye 50 bin askerle Kuzey Irak'a saldırıya geçecek.

Üstelik bu planlama taslağı, açıkça dünya kamuoyuna ilan ediliyor.

Böyle bir yaklaşım, her şeyden önce devletimize ve milletimize karşı bir saygısızlık ve bir aşağılamadır.

Gerçi bazı politikacılar ve ABD'yi her kırdığı potta savunmak isteyen bazı köşe yazarları, olayı önemsiz sayıyor, mazur göstermeye çalışıyorlar.

ABD'den ziyade ABD'ci olanların bu görüşleri yanlıştır.

Meselâ Fransa'ya, Almanya'ya veya İngiltere'ye karşı böyle bir davranışa teşebbüs edilse bile hareket hafife alınabilir mi? Ya da ABD ile bu devletler arasında ciddi gerginlikler çıkmaz mı?

Maalesef ABD'yi yönetenler, Türkiye'yi bir kobay gibi görüyorlar. Bu ciddiyetsizliğin ve laubaliliğin hesabı sorulmalıdır.

Bu harekette, aynı zamanda bir tehdid gizlidir. Yani bize göre Türkiye üzerinde istediğimiz şekilde operasyonel provaları yapabileceğimiz bir ülkedir Türkiye. Bizim ilgi alanımızdır. Diğer Ortadoğu ülkelerinde nasıl istediğimiz senaryoyu üretip uygulayabiliyorsak, Türkiye üzerinde de aynı şekilde keyfi olarak hareket edebiliriz diyorlar.

Bazı yorumcular, "ABD'de, sayısız Tink-Tank kuruluşları var. Bunlar özel sektör niteliğindedirler. Ücret mukabili çalışır, senaryolar üretirler, Hudson raporunun pek o kadar ciddiye alınmaması icab eder" diyorlar. Ama bunların, ABD'nin gizli Derin Devleti olan Siyonist Yahudi Lobilerinin güdümünde olduğunu gizliyorlar.

Zira ABD'de devlet politikaları Avrupa ülkelerinde olduğu gibi doğrudan devlet kuruluşlarınca üretilmez. Dış politika ve askerî stratejiler bile ABD'de önce bu işlerle uğraşan sivil ve Siyonist vakıf ve derneklere ihale edilir. Bize çözüm üretin denir. Her ting-teng kuruluşu raporunu hazırlar, konu ordu ile ilgili ise Pentagon bunları inceler, maksadına uygun gördüğü senaryoyu kabul ederek uygulamaya koyar.

Ama üretilerek kesinlik kazanan ve uygulamaya konulan senaryolara karşı, efendim bunlar özel sektörün hazırladığı önemsiz senaryolardır. Biz bunları pek ciddiye alamayız diye bu projeleri gözardı etmek yanlıştır. Yanıltıcıdır. Komplo teorisi diyerek, yabana atılacak belgelerden değildir.

Meselâ, Morton Abromowitz'in başında bulunduğu, Carnegie-Endowmend Vakfı'nın düzenlediği senaryo, diğer öneriler karşısında isabetli bulunmuş, ABD'nin Ortadoğu ülkelerindeki siyasi ve askerî aksiyon ve operasyonları, kılıkılınabu senaryoya uygulanarak hayata geçirilmiştir. Hatta Birinci ve İkinci Körfez Savaşları, Irak'ın işgal edilmesi ve Kuzey Irak'ta Barzani ve Talabani aşiretlerine bir kukla devlet kurdurulması, bu senaryo uygulanarak gerçekleştirilmiştir.


Şakir Süter tutarlı tahliller yapıyordu:

ABD'deki Senaryo! 

Bir süre bekledik; çünkü ayakları yere sağlam basmayan, içinde bir dizi tuhaflığı barındıran haberdi.

"Sızdırıldığı" kesindi de...

İçinde "kasıt unsurları" da dikkatli gözlerden kaçmıyordu.

24 saat geçmeden, AKP cephesi düğün bayram etmeye başladı haber üzerine.

"Alçaklıktır, vatana ihanettir" gibi laflar pazara düşmüştü.

"Yargısız infaz" yapılıyordu.

Sözde tepki vardı ama özde "sevindirik" olmuştu AKP.

Pekiyi neydi AKP'yi bu kadar sevindiren?

Hudson Enstitüsü'nde yapılan bir toplantıda konuşulanlar, kimi çevrelerce ciddiye alınmamış, kimileri de çok ciddiye almıştı; son tahlilde Türkiye karışmıştı.

Toplantıda seslendirilen "senaryonun" gereği olarak...

Taksim'de 50 kişinin "öldürülmesi..."

Anayasa Mahkemesi Başkanlığı'ndan emekli olan Tülay Tuğcu'nun bir suikasta kurban gitmesi...

Türk ordusunun Kuzey Irak'a girmesi...

Buraya kadar tepki yok AKP'den!

Ya?

PKK'ya yönelik elde edilecek bir başarının "AKP'ye yarayacağı" ihtimali üzerine "senaryodan vazgeçildiği" lafları üzerine tepki veriyor iktidar sözcüleri!

Toplantıya iki üst düzey Türk subayının katılmasına da...

Senaryonun "AKP'nin işine yarayacaksa vazgeçelim", bölümüne subayların sessiz kalmasına da tepki var.

AKP yanlısı medya, güzel güzel köpürtüyordu konuyu.. Önceki gün bazı açıklamalar yapıldı.

Örneğin, toplantının baş rollerindeki Zeyno Baran'dan yalanlama geldi ama inanıyoruz ki bu yalanlama "yalan" bulunacaktır AKP'liler tarafından!

Yalanlıyor, kınıyor, sert biçimde eleştiriyorlar.

Ama konuşulmasını, yazılıp çizilmesini de çok istedikleri belli!

Bu noktada, toplantıya katıldığı belirtilen iki Türk subayına çok önemli görev düşüyor.

Evet, toplantının suyu çıktı, konu ayağa düştü ama...

Birileri bu haberi "tepe tepe kullanmayı" orduyu küçültme politikasının yeni unsuru gibi kullanmaya başlamışsa...

O iki Türk subayı çıkacak ve o toplantıda ne konuşulduysa açıklayacak...

Bir yanlışa ortak olmuşlarsa "özür dileyecekler" ve Türk Silahlı Kuvvetleri gereğini yerine getirecek.

Hayır, ülke çıkarlarına ters, üniformalarının onuruna aykırı hiçbir şey yapmamışlarsa da...

"Yalancılar" diye haykıracaklar; başka yolu yok.[1]

Yeni Şafak'tan Derin ABD'nin yerli avukatı Ali Bayramoğlu, bu olayı saptırmak için şunları ortaya atıyordu:

Düşünelim ve soralım:

1. Türk Silahlı Kuvvetleri teröre destek verdikleri gerekçesiyle Barzani ve Talabani'yle görüşmeyi siyasetçiye ve Türkiye'ye adeta men eden bir tavır takınmamışlar mıydı? Bu durumda Talabani'nin yakını ile iki tuğgeneralin aynı masada oturup, üstelik inanılmaz şiddet senaryoları tartışması ne demektir, nasıl açıklanır?

2. Bu Türk askerinin dolaylı olarak Talabani'yle görüştüğü anlamına mı gelmektedir? Türk Silahlı Kuvvetleri bu konuda bir açıklama yapacak mıdır?

3. Nasıl olur da resmi görevliler, askerler, senaryo bile olsa, seçimleri dizayn edecek, siyasi iktidarı hedef alan bir tartışmanın içinde olurlar?

4. Nasıl olur da iki general AK Parti'ye yarayacak diye PKK'lı yöneticilerin teslim edilmesine itirazı onaylarlar? Terörün AK Parti'nin zayıflamasıyla ilişkilendiren en hafif tabiriyle akıl almaz bu durumun anlamı nedir?

5. Asker kimi gerginlik ve kriz politikaları yürütmekte ve bunu ABD'li kimi resmi aktörlerle mi tartışıp, planlamaktadır?

6. Bu toplantının dışarıya sızması ve sızdırılması, toplantının kendisi kadar önemlidir. Zira soru şudur: Askerle dirsek teması halinde olan bir Amerika ile bu temas ve düzeni bozmak isteyen diğer Amerika karşı karşıya mı gelmiştir?

Yarın ne olacak sorusu hepimizin...

Siyasi belirsizlik ortada...

Ülkede bir askeri müdahale süreci başlamış halde...

O zaman yukarıdaki sorular ciddidir.

Yanıtlanmalı ve eğer varsa bir oyun, bozulmalıdır..."[2]

Aynı Gazetenin aynı günkü nüshasında, aynı yerden talimat almışçasına İbrahim Karagül'de şunları soruyordu:

1- Bu çevrelerin birkaç yıldır hükümete karşı başlattıkları savaş Türkiye'den mi yönetiliyor? Karşılığında neler veriliyor?

2- "Türkiye'ye İslamcı Cumhurbaşkanı!" ya da "Türkiye şeriata mı gidiyor" şeklindeki yazıları kim yazdırdı?

3- Zeyno Baran'ın Newsweek dergisindeki darbe senaryosu Türkiye'de mi çizildi?

4- Neocon ve İsrail aşırı sağına mensup isimler aslında daha çok Türkiye'de bir yerlere mi çalışıyor?

5- Bu ortaklığın niteliği nedir ve söz konusu işbirliği ile Orgeneral Büyükanıt'ın güvenlik değerlendirmelerini birlikte değerlendirince nasıl bir sonuca ulaşacağız?

6- 28 Şubat, neocon/İsrail aşırı sağının yönettiği bir müdahaleydi. İslamcılar üzerinden bir sistem revizyonu yapıldı. Aynı çevreler, bu sefer Kürt milliyetçiliği üzerinden yeniden bir sistem revizyonu mu yapıyor?

7- Türkiye, ABD tarafından Kuzey Irak yönetimiyle masaya oturtuldu da biz mi duymadık? [3]

Siyonist Güçlere fikri mahkumiyet ve fiili esaret tuzağına ve aşağılık kompleksine kapılmış Mahir kaynak gibileri Türkiye'de Milli ve haysiyetli bir hareket olmayacağına inanıyor ve şunları söylüyordu:

Gerçekte bakış açınız temeldeki bir sorunun da cevabı olacaktır. Dünyadaki olaylar aşağıdan yukarıya doğru mu belirlenmektedir? Yani bireysel davranışlar üst üste toplanarak genel gidişi mi belirlemektedir yoksa olaylar yukarıdan aşağıya doğru mu gerçekleşmektedir? Yani bireysel davranışlar genel eğilimin bir yansımasından mı ibarettir? Bireyler, buna her düzeydeki politikacıları da dahil edebilirsiniz, belirleyen değil belirlenen midir?

Benim modelim yukarıdan aşağıya doğrudur. Mesela seçim sonuçlarını tahmin etmek için otobüslerle halkın nabzını yoklayan medya mensuplarını çok yararsız bulurum. Seçim sonuçlarını tahmin etmek için ‘ Nasıl bir sonuç öngörülüyor? ‘ Sorusuna cevap ararım.

Ders verdiğim yıllarda, yirmi yıla yakın bir süre önce, öğrencilerime ‘ Güçlü, büyük ve müreffeh bir Türkiye'de yaşayacaksınız, keyfini sürün ama bunu biz yaptık demeyin. Çünkü ülkemizde bunu hayal eden bile yok' Derdim. Aynı şeyi düşünüyorum.[4]

Ama Genelkurmay'ın basın açıklaması bunların suratlarına şamar gibi patlıyordu:

13 Haziran 2007 tarihinde ABD'de, bir düşünce kuruluşunda yapılan bir çalışmada ortaya konulduğu iddia edilen bir senaryo, ülkemizde geniş şekilde tartışılmakta, toplantıda TSK personelinin de bulunmuş olması öne çıkarılarak, senaryonun TSK ile ilişkilendirilmeye çalışıldığı ibretle ve üzüntüyle izlenmektedir.

Genelkurmay Başkanlığınca, bu tartışmaların boyutlarını ayrıntılı olarak saptamak ve yaratılan bu ortamın arkasındaki aktörlerin gerçek yüzlerini ve niyetlerini ortaya çıkarmak maksadıyla, özellikle başlangıçta bir açıklama yapılmamış, beklenilmiş ve olayın yeteri kadar tartışıldığı sonucuna varılarak bir açıklama yapılmasına karar verilmiştir.

Konu tüm ayrıntıları ile araştırılmış ve aşağıdaki sonuçlara varılmıştır:

1. 04 Haziran 2001 tarihinde kurulmuş olan Genelkurmay Stratejik Araştırmalar ve Etüd Merkezi (SAREM) Başkanı, diğer ülkelerdeki benzerlerinin yaptığı gibi bazı düşünce kuruluşlarının yapısı ve çalışma yöntemleriyle ilgili bilgi alışverişinde bulunmak amaçlı olarak, çok daha önceden planlı bir ziyaret çerçevesinde 11-16 Haziran 2007 tarihleri arasında ABD'de bulunmuştur. Bu ülkedeki beş ayrı düşünce kuruluşunu ziyaret kapsamında, anılan düşünce kuruluşu da ziyaret edilmiştir. Ancak bu ziyaret kesinlikle yapılan toplantı ile ilgili değildir. Önemli bir gazetenin ABD muhabirliğini yapan ve bu konuda yeterli tecrübesi olması gereken bir muhabirin bu olayı saptırır tarzda haberler yapması, TV kanallarında yanlış yorumlarda bulunması maksatlı bir girişim olarak görülmüştür. ABD'yi ziyaret eden SAREM Heyeti, diğer düşünce kuruluşlarına yaptığı planlı ziyaretler nedeniyle, anılan kuruluşa öğle yemeğine yakın bir zamanda gidebilmişler ve söz konusu toplantının yemekten önceki son kısmına çok kısa süreli olarak ve izlemek amacıyla katılabilmişlerdir. Bu süre içinde, habere konu olan senaryo ile ilgili hiçbir konuşma olmamış ve ziyaretçi durumunda olan SAREM üyeleri hiçbir yorumda bulunmamışlardır. Daha sonra yemeğe geçilmiş, yemek ve sonrasında iki düşünce kuruluşunun çalışma şekilleri üzerinde bilgi alışverişinde bulunulmuştur.

  SAREM Heyetinin ABD'ye yapacağı ziyaret kapsamında diğer düşünce kuruluşlarıyla olduğu gibi bu kuruluşla da temas kurularak genel anlamda ziyaret programı üzerinde mutabakat sağlanmış, ancak hiçbir şekilde söz konusu toplantı için, senaryoyu da içeren bir davet alınmamıştır.

  Ayrıca anılan toplantıda bir Kürt grubun liderinin oğlunun da bulunması tamamen bir tesadüf olup, SAREM Heyetinin bu kişiyle hiçbir şekilde teması olmamıştır.

2. Washington Silahlı Kuvvetler Ataşesi, yapılan toplantıya şifahi bir şekilde davet edilmiştir. Ataşeliğe toplantı öncesi senaryo ile hiçbir bilgi ve belge verilmemiştir. Ataşe bu toplantıya Genelkurmay Başkanlığının izni ile katılmıştır. Bu katılım, ataşelerin doğal görevlerinden biridir ve toplantı sonuçları Genelkurmay Başkanlığına raporla bildirilmiştir.

3. Toplantının asıl tartışılacak kısmı olan; "Irak'a Yapılacak Müdahaleye Muhtemel Tepkiler" konulu çalışma iki saat süre ile devam etmiş, bu süre boyunca askeri ataşemiz, Türkiye'nin Irak'a yönelik bilinen görüşleri dışında hiçbir ifade kullanmamıştır. Toplantıyı gündeme taşıyan basın mensubu tarafından iddia edilen: "Türkiye'ye teslim edilmesi düşünülen teröristlerle ilgili haber" tamamen hayal ürünü olup, yalanı yalanla örtme ve hedef saptırarak kurumları karalama amacını taşımaktadır. O nedenle bu konu, söz konusu gazetecinin açıklık getirmesi gereken bir husus olarak görülmektedir.

4. Yukarıda özetlenen gelişmeler, Hudson Düşünce Kuruluşu yetkilileri tarafından yapılan müteaddit açıklamalarla da doğrulanmıştır. Ancak, toplantıda ele alınan asıl konunun değil de söz konusu hayali senaryonun geniş şekilde tartışılması, bu olayın bazı odaklar tarafından bilinçli olarak tırmandırıldığı izlenimini vermektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından da kabul edilmesi mümkün olmayacak böyle bir senaryodan yola çıkılarak yapılan açıklama ve yorumların hangi amaca hizmet ettiği, üzerinde düşünülmesi gereken bir husus olarak değerlendirilmektedir.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

Hudson-Ümraniye Hattı:

Muzaffer Tekin'in ilginç bağlantısı kafa karıştırıyordu

 Akın Birdal'ı vuran Semih Tufan Gülaltay'ın yolu, emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin ile kesişti. Tekin ile Gülaltay'ın bazı planlar yaptıkları telefon dinlemelerinde ortaya çıktı.

İnsan Hakları Derneği eski Başkanı Akın Birdal'ı vuran Semih Tufan Gülaltay'ın yolunun, emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin ile kesiştiği ortaya çıktı. Gülaltay ve Tekin'in sık sık bir araya gelerek birtakım planlar yaptıkları operasyon çerçevesinde yapılan telefon dinlemelerine takıldı.

Kod adı 'komutan'

Gazeteport'un haberine göre, Gülaltay hakkında hazırlanan soruşturmada müşteki olarak ifade veren Feride Esra Gökçimen, ikilinin geçmişe dayanan ilişkileri hakkında çarpıcı bilgiler verdi. Gökçimen, Gülaltay'ın Tekin'e 'Komutan' diye hitap ettiklerini belirterek şu ifadeyi verdi: "Danıştay saldırısının olduğu gün, Veli Kılıç beni arayarak, 'Söyleyeceğim isimleri not al ve bunları www.ulusalbirlikkomitesi.com isimli siteden sil. Bu acil bir durum. Bunları bu gece mutlaka sil' dedi. Bu isimler Muzaffer Tekin, Savaşhan Tosunoğlu ve Mahmut Aydın'dı." Örgütün telefonlarını dinleyen polis, ikili görüşmelerde kanlı eylemlerden bahsedildiğini ve hedefteki kişinin Başbakan Erdoğan ile önemli 5 kişi olduğu bilgisine ulaştı. Gülaltay, telefon görüşmesinde, Başbakan'a suikast girişiminden vazgeçilmesi üzerine, ‘Önemli bir hedefe gidiyorum, bu arkadaşlarla konuş. Erteleme kelimeleriyle karşılaşmak istemiyorum. Bu işte kelleyi koltuğa almış adamım. Yolumuzu ayırırsak intikam alırım, herkese tetik keserim" diyor.Soruşturmada, Gülaltay'ın bazı emekli paşalarla da telefon görüşmesi yaptığı ortaya çıktı.

MİT bağlantılı emekli yüzbaşı, Teğmen Hıristiyan olmuştu!?

Danıştay baskınında "kilit isim" işaret etmekle görevli olan Zekeriya Öztürk, Ümraniye'de ele geçirilen patlayıcılarla ilgili olarak gözaltına alındı. MİT bağlantılı Öztürk, Teğmen iken Hıristiyan oldu. Yüzbaşı rütbesindeyken de paranoyak tavırları ve davranış bozuklukları nedeniyle TSK'dan istifaya zorlanarak emekli olması sağlandı.

20 Haziran günü Ümraniye Çakmak Mahallesi Güngör Sokak'taki bir gecekonduda ele geçirilen 27 adet el bombası, TNT kalıpları ve fünyelere ilişkin soruşturma kapsamında son olarak bir isim gözaltına alındı. Bu kişi daha önce de Danıştay baskını soruşturmasından sıkça ismini duyduğumuz emekli Yüzbaşı M. Zekeriya Öztürk'tü.

Danıştay tertibi ve Ümraniye'de ele geçen patlayıcılar... Bu iki olayın ortak özelliği de eski Özel Kuvvetler Komutanlığı mensupları üzerinden Türk Silahlı Kuvvetleri'ne yönelik karalama kampanyası. Peki yüzbaşı olmasına rağmen kendisini binbaşı olarak tanıtan Zekeriya Öztürk kim?

İşçi Partisi genel başkanı Doğu Perinçek 1 Haziran 2006 günü yaptığı basın toplantısında Zekeriya Öztürk'ün teğmenken Hıristiyan olduğunu açıklamış ve Danıştay saldırısındaki rolünü açığa çıkarmıştı.

Danıştay'dan Ümraniye'ye MİT bağlantısı

Danıştay saldırısında "kilit isim" olarak sunulan Emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin, Danıştay baskınının akşamı Fenerbahçe Orduevi'nde İsmail Paker, Zekeriya Öztürk ve devre arkadaşı Rafet Aslan'la yemekte iken, eşinden gelen telefonla arandığını öğrenir. Tekin teslim olmak ister ancak Öztürk ve İsmail onun çevresini sarmalarlar ve teslim olmasına izin vermezler. Hatta Öztürk, Muzaffer Tekin'in kimlik kartını alır, gerekçesi ise Avukat Ertaç Giray'a vekâletname çıkartmak. Av. Giray teslim olması gerektiğini söyler, Öztürk ve Paker de Tekin'i esrarengiz bir kaçak durumuna düşürmek. Dikkat çekici bir durum ise Ertaç Giray'ın Eski MİT Kontrterör Dairesi Başkan Vekili iken istifa ederek ABD'ye kaçan ve halen Princess Otellerinin güvenlik sorumlusu olan Mehmet Eymür'ün avukatı olması. Ayrıca Giray, Zekeriya Öztürk'ün de avukatıdır.

Teğmen iken Hıristiyan oldu

Yüzbaşı rütbesindeyken paranoyak tavırları ve davranış bozuklukları nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetleri'nden istifaya zorlanan Zekeriya Öztürk'ün MİT bağlantısı oldukça eskilere dayanıyor. Öztürk, Teğmen iken Hıristiyan oluyor, kiliseye gidiyor, haç dahi takıyor. Ya da Hıristiyan olma görevi alıyor. Öztürk, bunu da misyoner   faaliyetlerini   araştırmak için yaptığını söylüyor.

MİT, çuval olayından sonra Öztürk'ü Ulusal Kanal'a gönderdi

Öztürk, Süleymaniye'deki çuval olayının ardından MİT tarafından Ulusal Kanal'a gönderiliyor. Önce bazı uydurma bilgiler getiriyor ve birkaç kez Doğu Perinçek'i ziyaret edip danışmanı olmak istediğini vurguluyor. Partide yüksek görevler almak için adeta çırpınıyor. Üzerinde MİT, İran ve Barzani yönetimine ve çeşitli gizli örgütlere ait 10'a yakın sahte kimlik taşıyor. Zekeriya Öztürk bu süre içerisinde ilişki kurduğu şahsiyetlere Doğu Perinçek'in yakının da bir kişi olduğu havasını yaratmaya çalışıyor. Ulusal Kanal Haber Merkezi'nde bir süre görev yapan Öztürk, televizyona silahla girmeye çalışıyor. Kanal yönetimi bir süre sonra zararlı olabileceği ve tertiplerde kullanılabileceği nedeniyle Zekeriya Oztürk'ü Ulusal Kanal'dan atıyor. Bunun üzerine Öztürk, 2005 yılında İstanbul MİT bölge Müdürlüğü'ne giderek İşçi Partisi ve Ulusal Kanal hakkında üç buçuk saatlik bir band dolduruyor.

Öztürk, Danıştay baskının ardından Vatan gazetesine verdiği bir demecinde de 'Şemdinli olaylarından Türk Silahlı Kuvvetleri'nin sorumlu olduğu' imasını içeren beyanda da bulunmuştu.[5]

 Senaryolar Hudson'da mı Ümraniye'de mi yazılıyor?

Hudson adlı think-tank kuruluşunda çeşitli senaryolar üzerinden Türkiye-ABD ilişkileri "B Planı" çerçevesinde tartışılıyor.

Türk askerlerinin de katıldığı toplantıyla ilgili birkaç gün aradan sonra Genelkurmay bir açıklama yaptı ve haberi duyuran gazeteci Yasemin Çongar'ı yalanlıyor.

Ümraniye'de bir gecekonduda 18 adet MKE yapımı el bombası, el bombalarına ait kutu içinde 18 adet fünye, DM41 NATO standardı tabir edilen 7 adet el bombası ve iki adet Alman el bombası ele geçiriliyor. Gazetelere göre, Ümraniye'deki gecekonduyla irtibatlandırılan emekli yüzbaşı Muzaffer Tekin'in evinde yapılan incelemede de TSK'da 2003'ten bu yana yapılan atamaların listesi bulunuyor. Tekin'in, "Son olaylar ve AK Parti" başlığı altında yaptığı çalışmaları, TSK'da bir komutana gönderdiği iddia ediliyor. "Master plan ön çalışması" adlı bir rapor da ele geçiriliyor. Raporun amacı, "tam bağımsız, milli devleti yeniden yapılandırmak"! (Acaba Türkiye'de emperyalizme karşı oluşan Milli ve haysiyetli cephe, böylesi kirli şebekelerle yozlaştırılmak ve imajı bozulmak mı isteniyordu?)

El konulan bilgisayar ve dökümanlardan çıkan bilgilere göre, Tekin ve arkadaşları AKP aleyhinde dosyalar hazırlıyor, "fişleme" yapıyorlar. Ayrıca, dökümanlar içinde birilerine servis yapıldığı izlenimi veren belgelere de rastlanıyor.

Tekin ve birkaç emekli subay tutuklanıyor. Ümraniye'de bulunan bombalar, Danıştay cinayetiyle irtibatlandırılıyor.

Hudson'da ve Ümraniye'de bunlar olurken; hemen her gün şehit cenazeleri kaldırılıyor, MGK toplanıyor, Başbakan ve Dışişleri Bakanı, Genelkurmay Başkanı'nı ziyaret ediyorlar, ABD Büyükelçisi de Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'i ziyaret ediyor, ardından Şener Cumhurbaşkanı'na gidiyor.

Şener hem büyükelçi, hem de Cumhurbaşkanlığı ziyaretinin Başbakan'ın bilgisi dışında gerçekleştiğini söylüyor. O zaman da insan sormadan edemiyor: "Bu ne biçim hükümet?"[6]











[1] 19.06.2007 / Yeni şafak

[2] 19.06.2007 / Yeni Şafak

[3] 19.06.2007 / Yeni Şafak

[4] 19.06.2007 / Star


[5] 24 Haziran 2007 / Aydınlık

[6] 24.06.2007 / Cüneyt Ülsever / Hürriyet


Bu yazarin diger makaleleri

İsrail Gen. Kur. Bşk. GLADIO Bölge Komutanıdır! MEDYANIN TEKELLEŞMESİ VE  MASONLARIN TETİKÇİSİ: “GLADIO”
Hatırlanacağı üzere 15 Mart 2010 tarihinde İsral Gen. Kur. Bşk....
Devami
Ülkemizin 2015 yılı itibariyle külçe altın rezervlerinin yüzde 76’sı İngiltere’ye...
Devami
  Uludere faciası yaşandığı günlerde, yani üç ay kadar önce Milli...
Devami
Ertuğrul Özkök bu "yaz"dan niye korkmuştu ve kimden kaçmaktaydı? "‘Her şeyden kaçıyorum' diyen...
Devami
  İsmet inönü, Atatürk'ün Localarını kapattığı ve yanından kovup kapıya...
Devami
Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz: "Hz. Ademin yaratılmasından kıyametin kopmasına kadar Deccaldan...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4649

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR