ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1130
mod_vvisit_counterDün1959
mod_vvisit_counterBu Hafta14028
mod_vvisit_counterGeçen hafta19338
mod_vvisit_counterBu Ay3089
mod_vvisit_counterGeçen Ay67493
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar19011319

IP'niz: 3.215.79.68
Bugün: 02 Tem 2022

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 13039914

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

ORDU DÜŞMANLIĞI, SOYSUZLUK NİŞANIDIR!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 5
ZayıfMükemmel 

 

Erbakan Hoca Orduya toz kondurtmuyor!

Devrim Sevimay'la yaptığı röportajda şunları söylüyordu:

28 Şubat niçin yapıldı?

Laiklik kılıftı. Asıl üç sebeple bizden hiç hoşlanmadılar: Bir, denk bütçe yaptık. İki, devletin özel bankalardan yüksek faizle borç almasını önleyen havuz sistemini kurduk. Üç, Türkiye'yi İslam ülkelerinin lideri yapacak D-8'leri kurduk. Bu üçü olunca emperyalistler, "Oooo, bu yeni bir dünya kurmaktır" dedi. Biz D-8'leri 15 Ekim 1996'da kurduk, Amerikan hariciyesi 30 Ekim'de kripto yazıp bazı maslahatlara gönderdi  

28 Şubat olur olmaz istifa etmediğinize pişman mısınız?

Hayır, değilim. Çünkü biz bırakıp gidecek adam değiliz.

(Flash TV'de, Şevket Kazan'ın kitabında, baskılar sonucu Erbakan'ın hepsini değil ama dört maddeyi imzaladığının hatırlatılması üzerine; Hoca:

"Hayır, asla böyle bir şey olmamıştır. Bu iddia tamamen asılsız ve  yanlıştır!" cevabını vermişti.)

Sonuçta gitmediniz mi?

Biz 28 Şubat'tan dolayı değil, ortağımızın içerisindeki 50 kişiyi tehditle Meclis'teki çoğunluğumuzu ortadan kaldırdılar, o yüzden gittik.

Evet, onlara Yassıada'daki odalarını gösterdiler. Dediler ki, "Askeri ihtilal yapılacak, yaptırılacak ve siz Yassıada'daki şu odaya götürüleceksiniz." Buraya varıncaya kadar tehdit edildiler. Bunun üzerine ortağımız Çiller Hanımefendi geldi, "Maalesef 50 vekilimiz hükümetten desteğini çekti" dedi. Biz de böylece 291 imzayla seçim kararı aldık. Çünkü Çiller Hanım, "Ben seçime gideceğim ve bu 50 kişiyi temizleyeceğim" dedi.

Demirel tersini yaptı

18 Haziran'da istifa etmeseydiniz darbe mi olacaktı?

Hayır, ama bizim koalisyon protokolümüze göre erken seçim kararı alındığında başbakan değişecekti. Biz de verdiğimiz söze sadık olduğumuz için Çiller Hanımefendi'ye, "Hay hay" dedik ve istifa edip başbakanlığı kendilerine bıraktık. Ben Demirel'in önüne 28 Haziran'da önce 291 imzalı kâğıdı koydum, dedim: "Bak, üç ay içinde seçime gidilecek. Bu bir. Ben protokolümüz gereği çekiliyorum, vazifeyi Çiller Hanımefendi'ye vermeniz için. Bu da iki."

Ama, o, ertesi günü bile beklemeden Mesut Bey'i çağırdı ve görevi ona verdi. Çünkü seçim olsaydı biz daha büyük çoğunlukla gelecektik.

Peki Demirel'in görevi Yılmaz'a vereceğini bilseniz yine de istifa eder miydiniz?

Hayır, böyle bir karar alacağına hiçbir zaman ihtimal vermedik. Çünkü, Demirel 30 senelik siyasi hayatı boyunca 226 ne derse, o olur diyen insandır. Biz 291 imza getirmişiz. Hiç aklımızda yoktu, tam tersini yaptı.

Bu süreçte asla affetmeyeceğiniz kim?

Tövbe kapısı her zaman açıktır, onun için asla affetmeyeceğimiz insan yoktur.


Siz 28 Şubat'ı planlayanların medyaya ve işadamlarına bir şekilde tesir ettiklerini açık açık söylüyorsunuz, ama, asıl 28 Şubat'ı yapan asker, onları hiç sorumlu tutmuyor musunuz?

Tutmuyorum, çünkü, ben biliyorum ki bizim ordumuz Türkiye'nin Milli Görüş'e en bağlı, en sağlam kuruluşudur. Çeşitli etkilemeler olmuştur ve bugüne kadar da birtakım olaylar meydana gelmiştir. Fakat, bu işin aslını değiştirmez. O nedenle bu kabil münferit şeylerden yanlış düşünceler çıkmasını istemediğim için gitmiyorum.

Yani 28 Şubat örneğinden yola çıkarak tüm ordunun zan altında kalmasını mı istemiyorsunuz?

Evet tabii. Ordumuz, bütün tahribatlara rağmen Milli Görüş'ümüz açısından en sağlam kuruluşumuz.

Belki de sanıldığı kadar yekpare değil?

Hayır, onu kabul etmem mümkün değil. Ordumuz 600 bin kişilik bir topluluktur ve tam bir Milli Görüş topluluğudur. Biz ordumuza toz kondurtmayız.

Kızmanızı göze alarak bir şey sormak gerekiyor, çünkü, şu her iki şık da konuşuluyor. Bir: Erbakan askerlere bir söz söylemiyor, çünkü, çok ciddi bir devlet adamı kimliği vardır ve kamuoyu önünde kurumları yıpratmaz. İki: Erbakan hapse girmek istemediği için daha fazla konuşmuyor?

Hiç alakası yok. Birincisi doğru ve ayrıca da asıl doğru olan benim söylediğimdir: Ordumuzun Milli Görüş'e sahip olduğunu biz kesinlikle biliyoruz. Sizin hiçbirinizin haberi yok. Ben 1960 yılında, ihtilalin arkasından Gümüş Motor Fabrikası'nı kurduğum zaman askerler bana geldi ve "Ne istiyorsun?" diye sordular. "Para mı, döviz mi, ne?"

Ben, "200 generale konferans vermek istiyorum" dedim. Şaşırdılar. Çünkü, ben eğer ABD bize ambargo uygularsa, hiç değilse kendi pistonumuzu kendimiz yapalım istiyordum. Bunun üzerine Milli Savunma Bakanlığı'nın altındaki sinema salonunda 200 general toplandı. Onlara bir saatlik film hazırladım. Filmin iyi gözükmesi için elektrikler söndürülmüştü. Konferansım bittiği zaman elektrikleri açtılar ve bir de baktım ki salondaki 200 generalin 200'ü de ağlıyor. (Bunları söylerken Erbakan'ın gözleri yaşarıyor) Niçin? Çünkü, söylenenlerden öyle etkilendiler ki... Hepsi Milli Görüşçü olduğu için... Bir tane istisnasız... Bunu gözümle yaşadım... Her biri bu kadar temiz insanlar...

O yüzden de askerle zıtlaşmıyorsunuz?

Niçin zıtlaşayım. Ben 200 generalin ağladığını gördüm. Bugün de 200 generali getirin, ben yine ağlayacaklarını ve boynuma sarılacaklarını biliyorum. Zaten, hepsi de Milli Görüş'ten başka çare olmadığını idrak etmeye başladı. Bunu bize gelen çok kıymetli emekli askeri zevat açıkça söylüyor.[1]

Daha sonra kanal B'de Fikret Bila'nın sorusu üzerine

"Bizim Silahlı Kuvvetlerimiz, Milli görüşü en iyi koruyan ve kollayan (muhafaza eden) kurumdur. Ve "Milli Görüş" anlayışımızda bir farklılık yoktur. Diyen Erbakan Hoca, Laiklik Konusunda ise:

"Müslümanlığın bizatihi kendisi "laik"tir. (çünkü İslam farklı din ve düşünceden bütün insanların temel haklarına sahip ve saygın yaşama biçimini geliştirmiştir) yaklaşımını ortaya koymuştur.


Savaş Süzal sızlanıyor

"CNNTürk'te ihanet cephesini seyrediyorum. Ne diyeyim, insanın bunlar gibi dostu olunca düşmana ihtiyacı olmaz. Konuşmacılar, Cengiz Çandar, Yasemin Çongar ve Henri Barkey, TÜSİAD temsilcisi Abdullah Akyüz. Konuları, askerin darbe yapıp yapmayacağı ve Washington'un bu konuda ne düşündüğü. Aslında tam bir deli zırvası.

Bu kişilerin kim olduğunu biliyorsunuz ama bir kere daha hatırlatayım. Barkey, PKK sempatizanı, APO hayranı, Hudson haberini Yasemin Çongar'a sızdıran adam, askerden nefret eder. Cengiz Çandar, Özal ile Iraklı Kürt liderler Barzani ve Talabani'nin temasını sağlayan, İlnur Çevik'in Talabani'den Kuzey Irak ihalelerini almasında yardımcı olan, Filistin'de devrimcilik eğitimi görüp sonradan Humeynici olan, askerden nefret eden bir kişi.

Üçüncüsü ise bence dikkat çekici ve şimdiye kadar pek deşifre olmadı. Abdullah Akyüz, TÜSİAD'ın Washington temsilcisi. Bu kişinin Washington'daki bazı temaslarını şahsı adına mı, yoksa temsil ettiği kurum için mi yaptığını anlamak mümkün değil. Ben kendisini uzunca bir süre önce Maryland eyaletindeki bir lokantada birkaç kişiyle birlikte PKK temsilcisi Kani Gulam ile yemek yerken görmüştüm. Demek ki TÜSİAD'ın da politikaları değişti.

Dediğim gibi konuşmaları tam bir deli zırvası. Ancak önemli nokta kendilerine yemek veren eli ısırmaları. Çandar, yıllar önce Groosman tarafından düzenlenen gizli bir toplantıda hem Türkiye'yi hem de kendisine maaş veren gazeteyi çekiştirmişti. Barkey, bir zamanlar yaşadığı Türkiye'ye düşman. Milliyet muhabiri için bir şey yazmayacağım. Ama demek TÜSİAD da söylemlerinin tersine eyyamlar içinde.

Bunların konuşmaları deli zırvası olabilir ama beni üzen nokta, askere duydukları düşmanlık. Biliyorsunuz ABD Ordusu Irak ve Afganistan'da. Savaş sırasında orada insanlık dışı birçok olay meydana geldi. Bu olaylar nedeniyle herkes ABD Başkanı Bush'a kızdı. Yalnız altını çizerim Amerika'da hiç kimse kendi ordusunu bu olaylar nedeniyle yerden yere vurmadı. Tam tersine siyasetçiler ve konuşmacılar, sözlerine askerini överek başlar.

Amerikan ordusunun Irak'tan çıkmasını isteyen muhalefetteki Demokratlar bile, kendi askerinden söz ederken onları incitmez. Hem de askerliğin zorunlu değil, gönüllü olduğu bir ülkede. Peki, o zaman bana açıklayabilir misiniz zorunlu askerlik yapan ve her gün halkın güven içinde yaşamını sağlamak için canını veren Türk askerine bu düşmanlık neden?

Aynı grubun ortak özelliklerinden biri de yalnız askere değil, ülkeye Demokrasiyi ve Cumhuriyeti getiren, işgalden kurtaran, Türkiye'yi batılılaştıran Atatürk'e de düşman olmaları. Batıllaşarak AB'ye üye olma isteklerini de samimi bulmuyorum. Atatürk düşmanlığı ile AB'ye girme talebi nasıl örtüşür. Demek ki AB'ye girişte asıl maksat başka" diyor ve doğru söylüyor.

Ama "Öte yandan gün boyunca haberleri siyasi parti liderlerinin seçim meydanlarından yaptıkları konuşmaları dinledim. Vaatler aynı bir zamanlar siyasetten silinen siyasi parti liderlerinin verdikleri söze benziyor. Partilerin seçim programlarına bakıyorum, anlamak mümkün değil. Ağdalı ve anlaşılmaz sanki halk anlayamasın diye yazılmış.

Seçim konuşmaları bugüne kadar dinlediğim en heyecandan yoksun, halkı ikna etmekten uzak konuşmalar. Allah sonumuzu hayır etsin; ben şu anda bir ışık göremiyorum"[2] diyerek ve Milli Görüş partilerini ve hizmetlerini ve Erbakan gerçeğini yokluğa mahkum ederek, yine karanlık adaklara dolaylı destek sağlıyor.

Köstebek  aranıyor, Siyonistler sırıtıyor

Türkiye'yi haftalarca uğraştıran ‘Hudson hayali senaryolarını' Türk kamuoyuna, AKP'ye ve de gazeteci dostlarına sızdıran zat; Henri Barkey ki; Bay Barkey de toplantıda bulunduğunu hatta daha ötesini de kabul ediyor. Henri Barkey'in sicilini biliyorsunuz, ancaak bu yoğun gündemde Barkey'in geçtiğimiz aylarda Neşe Düzel ile yaptığı bir röportajı gözden kaçırmış olabilirsiniz, şimdi, o röportajın ardından Güler Kömürcü'nün  yazdıklarını bir defa daha gözden geçirelim, ulusal güvenliğimiz adına tehdit algılarının ne kadar çeşitlendiğine sizler karar veriniz.


"Henri Barkey İstanbul doğumlu, ailesi -Yahudi vatandaşlarımızdan-olan Bay Barkey uzun yıllardır Washington'da yaşıyor. Karısı yıllarca CIA için çalışmış, kendisi de ABD Dışişleri İstihbarat Teşkilatı adına... Henri Barkey, Başbakan Erdoğan'ı, belediye başkanlığı döneminden itibaren tanıyor, hatta Erdoğan'ın Washington'daki güç merkezleriyle irtibatına ön ayak olanların başındadır.

Barkey'in evinin kapıları Erdoğan'a (ve de Cüneyd ZAPSU'ya) her zaman açık olmuş, Erdoğanın başbakanlık süreci öncesinde evinde bizimkiler için çoook özel partiler vermiş, kısacası AKP'nin iktidara yükselişine bizzat -yakın dostluğuyla- (!) destek vermiş bir isim. Bay Barkey'in (Radikal'deki) röportajını okuyunca Washington'da birilerinin Türk kamuoyuna neyi dayattıklarını, Kuzey Irak-sözde Kürdistan planlarını açıkça görüyorsunuz. Buyrun Bay Barkey'in (ve de arkasındakilerin) Türkiye'ye tehdit dolu göndermelerine bakınız, diyor ki Barkey;

"Türkiye, Kerkük'ün, Kürt federe devletine katılmasını istemiyor. Ve millet Kerkük'e askeri operasyondan bahsediyor. Irak bölündüğünde Kerkük, Kuzey Irak Kürt bölgesinin sınırları içinde yer alacak, yeni bulunacak enerji kaynakları ve petrol de artık Kürtlere - Kuzey Irak'a ait olacak. Kürtler Kerkük'ü alabilir mi? Alabilirler. Kerkük'ün Kürt bölgesinde kaldığı bir Irak, Türkiye'nin de yararınadır. Türkiyenin hamisi olduğu bir Kürt oluşumu hem Türkiye'deki tansiyonu düşürür hem Türkiye için laik bir tampon bölge olur hem de Türkiye'ye büyük bir ekonomik kazanç sağlar." (Okuduklarınızı kayda geçin ey milli okur, işte malum lobinin dayatması; "Türkiye, Kuzey Irak'ta Barzani'nin Kürt devleti kurmasına razı olmalı, Kerkük peşmergenin olacak, gelin gönlünüzle razı olun, size bunun karşılığında üç-beş kuruş veririz" diyorlar.)

Ve Barkey, Türkiye'yi daha da sertleşerek tehdit ediyor; "Türkiye, Kuzey Irak'a asker sokarsa Amerika'yla da, Kürtlerle de büyük problem olur. Eğer Türkiye böyle bir operasyonu, Amerika ve Kürtlere rağmen Kerkük problemini çözmek ya da Kürtlerin özerkliğini, bağımsızlığını önlemek için yaparsa bu, Avrupa'yla da iplerin kopması demektir. Ama Kuzey Irak'a büyük sayıda asker sokmadan, PKK'ya yapılan bir operasyonu herkes anlayacaktır. Helikopterlerle asker indirilir falan, ona anlayış gösteririz. (Helikopterle asker indirmek mi? Küçümsemeye bakın. G.K) 1995'te Türkiye Kuzey Irak'a 35 bin asker, 200 küsur da zırhlı araç geçirdi. Türkiye böyle bir operasyonu artık yapamaz. Kürtlerin izin vermediği bir operasyonda çıngar çıkar ve bu Türkiye'nin yapabileceği en büyük hatadır. Türkiye'ye bunun faturası muazzam büyük olur."

Washington'daki malum lobi belli ki; Barkey'in ağzıyla konuşup, Türkiye Cumhuriyeti'nin bütün bireylerine tehdit yolluyor, açıkça; "Türkiye, PKK'ı yok etmek için sınır ötesi operasyon yapmaya kalkarsa size ağır fatura çıkarırız, Kerkük de Kürtlerin olacak. Siz gelin Kürt devletinin himayenizde kurulmasına razı olun" diyorlar.

Ancaaak şurası da mutlak ki; Washington'daki karar vericilerin bir başka önemli bölümü de artık Barkey gibi düşünmüyor, Türkiye'ye rağmen Ortadoğu'da var olamayacaklarını, Barzani'nin haddini aştığını kabul ediyorlar. Ki bu geldiğimiz noktada Türkiye'nin kimseden onay almaya ihtiyacı da yoktur.

Kısacası; Barkey "Washington'un tamamının sesi değil, sadece Washington'daki ‘bir lobinin' sesidir" ve bu malum lobinin işbirlikçilerini de hepimiz biliyoruz. Değil mi?![3]


Genelkurmay Başkanı ne diyor, Coşkun Ulusoy ne yapıyor?

Yiğit Bulut, Oyakbank'ın şaibeli satışına haklı olarak karşı çıkıyordu:

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa bir Genelkurmay Başkanı'nın ekonomik konsept ile ilgili çok önemli ifadeler ortaya koyduğunu daha önce belirtmiştik.

Tekrar etmek istiyorum: Bugüne kadar laiklik kavramı dışında devletin ekonomik dinamiklerine karışmayan, hatta seçilmişlerin yaptıklarına bazı kavramlara dokunmadıkları sürece ses çıkarmayan kurumların, 1923-1946 sonrası dönemde ilk defa "sistemin tümü sorgulanmaz ise güvende olamayız" mesajı vermeleri çok önemli.

1946 sonrası ortaya çıkan soru çok net: Türk ekonomisinin ana unsuru ne? Üretim mi? Yoksa sıcak para akışı ile belli bir süre genleşen ve bir süre sonra kendi üstüne kapanıp halkın varlıklarını transfer eden yapı mı?

Sonuç 1: Yukarıda aktardığım dinamikler ve bazı kavramlara dokunulmadığı sürece devletin kurumlarının reflekssiz kalması durumu Genelkurmay'ın son açıklamaları ile 1946'dan bugüne ilk defa değişti. Bazı kavramlara dokunulmadıkça ortaya çıkmayan devletin bir bölümü ilk defa Genelkurmay Başkanı'nın son iki konuşmasında değindiği ekonomik güvenlik ve yabancı unsurların ekonomik manipülasyonları gibi kavramlar ile konseptin değiştiğini çok net ortaya koydular.

Sonuç 2: Bu değişimin anlamı çok açık. Askerin de müdahil olacağı bir ortamda Türkiye 1946'dan beri içine düştüğü temel ekonomik model çelişkisinde yeni bir arama-tarama eşiğine doğru itilecek. Bu noktada aklınıza şu soru gelebilir: Sorgulamanın başlaması yapının değişeceği anlamına gelir mi? Haklısınız, çok kısa vadede gelmez fakat sadece bazı kavramlara odaklanan ve devletin ana reflekslerini temsil eden kurumlardan biri olan Silahlı Kuvvetler'in ekonomik güvenlik kavramını ortaya atması büyük bir değişime veya en azından büyük bir değişime yol açabilecek sorgulamaya doğru itileceğimizi gösteriyor.

Ekonomik model değişmeli

Son söz: 2003 yılının ilk 6 ayı içinde dolar kuru 1.7 YTL seviyesini ve üstünü test etti. 2007 yılın ilk 6 ayı içindeyiz ve kur 1.3 YTL seviyesine doğru geriliyor. Bu süre içinde geçen 4 yıllık süreçte Türkiye dünyanın en yüksek faizini veren Hazine bonolarının neredeyse tamamını sıcak para arz edenlere sattı. Doların yüzde 20-25 arasında değer kaybettiği bu yapıya, YTL bazında kazanılan faizi de ekleyin ve lütfen şu soruya cevap verin: Sıcakçıların kâr ettiği aradaki fark nereden karşılandı? Cevap çok açık: Bizim olması gerekenlerin başkalarının cebine girmesiyle. Umarım, yıllardır anlatmaya çalıştığım kavramlar Genelkurmay'ın ekonomik güvenlik kavramının da ivmesiyle daha fazla yayılır ve varlıklarımızı transfer eden var olan sıcak para tabanlı modelden bir an önce kurtulabiliriz."

Bir dinamik yıkılıyor

Değerli dostlar, bu yazıyı yazdığım saatten bugüne gelinen nokta: Oyakbank'ın tamamı yabancılara satıldı. Son 48 saattir telefonum susmuyor. Tasfiye edilen Türkiye fikrinden korkan ve sarılacak elde kalan son dal olarak Türk Silahlı Kuvvetleri'ni gören birçok Türk vatandaşı, hayatını hiçe sayarak savaşan personel, yakınlarını şehit veren cesur insanlarımız sürekli arayarak hayal kırıklıklarını belirtiyorlar. Söyledikleri çok açık: Hepimiz şoktayız, hepimizin canı yanıyor, daha da acısı bizim canımız yanarken ulusalcı söylemleri her zaman varmak istedikleri nokta için tehlike görenler, yaşananlar üzerine şimdi zil takıp oynuyorlar.

Sonuç 1: Güngör Uras iki gündür Milliyet gazetesinde net olarak ortaya koyuyor: Oyak bu satışa, Coşkun Ulusoy'un yaptığı hatalar sonucu geldi. Yola kırmızı-beyaz tişörtler giyip çıkan, ihale sürecinde salondakilere slogan attırmaya kadar işi vardıran Ulusoy'un hesap bilmezliği yüzünden Türk kamuoyu, tarihinin en büyük psikolojik darbesini aldı. Sorun sadece bankanın satılması değil. Türk insanı inandığı, güvendiği, geleceğinin garantisi olarak gördüğü bir dinamiğin, bir şahsın hataları sonucu yıkılmasını, yok olmasını seyrediyor. Türk insanına karşı yürütülen psikolojik harekâtta kazanılan bu safhayı inanın kimse beceremezdi. Ulusoy'u kutlamak gerekli.

Sonuç 2: Dünden beri telefonlarım susmuyor. Özellikle bu ülke uğruna savaşırken şehit düşmüş canlarımızın aileleri, akrabaları arıyorlar. O insanların içinde bulundukları durumu, yıkılmışlıklarını duymanız, görmeniz gerekli.

Satmayın, halka açın

Son söz: Buradan Oyak yönetimine sesleniyorum. Oyakbank'ın satışı gibi Türk halkının psikolojik dinamiklerini etkileyecek bir olay sadece para ile değerlendirilemez. Bu hareket tamamlanırsa Türk halkına karşı yıllardır yürütülen psikolojik harekâtın dahi veremediği bir zarar ortaya çıkacak. Sizlere net bir tavsiyem var: Türk halkının bankalarda ve sistem dışında bugün itibariyle 80 milyar doların üzerinde birikimi var. Satışı iptal edin, Ulusoy'u görevden alın ve gelin bankanın tamamını yabancılara satılan fiyat üzerinden halka açalım. Aynı maddi giriş sağlanacağı gibi değeri milyarlarca dolarla ölçülemeyecek bir adım Türkiye adına atılmış olur. [4]


Yunanistan'dan tarihe geçecek itiraflar geliyor!

"ABD, güçlü Türk ordusunu yenemez" Yanlış okumadınız, Komşu böyle yazdı.

Yunanistan'da yayımlanan Pontiki dergisi "ABD, gelişen bir sanayi ve teknolojiye sahip süper güçlü Türk ordusunu yenemez" dedi..

Washington'daki Hudson Enstitüsü'nde konuşulan senaryo hala tartışılırken bir senaryo da Yunanistan'dan geldi. Yunanistan'da haftalık yayımlanan ve tirajı 20 bin civarında olan Pontiki dergisinde K. Irak'ta Türkiye ile ABD'nin çatışma olasılığına yer verildi ve Türk ordusu övülerek şu ifadeler kullanıldı:

  • ABD Türk Ordusundan korkar: Amerikalıların süper güçlü Türk ordusunu yenme olasılığı çok az. Amerikan ordusu artık Irak'ta daha fazla dayanamayacak ve güçlü Türk ordusuyla karşı karşıya gelemeyecek durumda. Türkiye ne Irak ne de Afganistan'dır. Dünyanın en çağdaş ve güçlü ordularından birisine sahiptir.
  • Kayıp verir ve yenilgiye uğrar : Amerika, bütün askeri gücünü harekete geçirirse Türkiye'ye üstünlük kurabilir ancak çok büyük kayıplara da uğrar. Amerikan toplumu, çıkarları açısından belirsiz bir neden için bu kadar güçlü bir ülkeyle, geniş bir bölgede savaşa karışmasını zor kabul eder.
  • Türkiye'nin alternatifleri var: Türkiye'nin her geçen gün daha da gelişen güçlü bir sanayi ve teknoloji temeli var ve muhtemel bir Amerikan ambargosu karşısında, bugün değilse de, önümüzdeki yıllarda Amerikan imalatı sistemlerini, örneğin F-16 savaş uçaklarını desteklemek durumunda olacak. Ayrıca Türkiye, son yıllarda silah sistemlerinde ortak üretim yapılması bağlamında sınırsız teknik ve bilim ithalini şart koşuyor.
  • Türkiye öncülüğünde yeni bir dünya doğar: Aşırı da sayılsa, Türkiye'nin ABD ile çatışmadan korkmaması bir yana, sembolik düzeyde de olsa ABD ile bir çatışmayı istemesi olasılığını da düşünmeliyiz. Böylece "imparatorluk" ve bölgenin "doğal lideri" imajı iyice yerleşecektir. Böylesi bir gelişme, Kemalistlerle İslamcılar arasındaki sürtüşme nedeniyle tehlikede olan ulusal birliği sağlayacaktır ve ülke içindeki rekabette asker sınıfına kritik önem de verecektir.

PKK'lı teröristin şok itirafları şaşırtıyor

PKK'nın İran kolu olan PJAK'tan gündemi sarsacak şok itiraflar geldi. Adres nedense şaşırtmadı...

Terör örgütü PKK'nın İran kolu olarak bilinen PJAK'ın kampına giren Alman devlet televizyonu ARD, Amerikalı generallerin, teröristlerin eğitim gördüğü kampları ziyaret ettiğini öne sürdü.

ABD'den büyük destek almaktayız

ARD televizyonundaki Monitör adlı programda yer alan görüntülerde, örgütün Almanya'da yaşayan lideri Abdülrahman Hacı Ahmedi ile yapılan röportaja da yer verildi.

Kanal Ahmedi'nin sözlerine dayanarak verdiği bilgilerde, PJAK'ın ABD gibi büyük ülkelerden destek gördüğünü, kampların Amerikalı generaller tarafından ziyaret edildiği ve Amerikalı askerlerin militanlara toleranslı davrandığı gibi iddialara yer verdi.

ABD için büyük avantaj sağlamaktayız

Ahmedi de verdiği röportajda, "Bizim Irak'ta olmamız Amerika için avantaj. Azerbaycan'ın güneyindeki bölgeler bizim kontrolümüzde. Biz buralara hakim olmasak, İslam hakim olacak" diye konuştu.

PJAK'ın PKK'ya olan bağlılığına vurgu yapılan programda yayınlanan görüntülerde, kamplardaki Abdullah Öcalan resimleri de dikkat çekti. Programda örgütün Almanya'daki faaliyetlerine de geniş yer verildi.

PKK  Amerika'ya hizmet ediyor 

Bir Amerikan dergisine konuşan PKK bağlantılı Demokratik Çözüm Partisi yetkilileri "PKK, Marksist ideolojiden uzaklaştı, şimdi sağlam Amerikancı oldu" dedi. Dergideki yazıda son dönemde Kuzey Irak'la Türkiye arasında yaşanan gerginliğin bölgede PKK'nın popülaritesini artırdığı iddia edildi.

THE Washington Report on Middle East Affairs Dergisi'nde, Kuzey Irak'taki PKK varlığı ile kurdurduğu Demokratik Çözüm Partisi (KDÇP) ve yan örgütü PJAK ile ilgili son gelişmeler anlatıldı.

KDÇP yetkilileri, ABD, Avrupa Birliği ve Türkiye'nin bir terör örgütü olarak tanımladığı PKK'nın paravan kuruluşu olduklarını kabul etmemekle birlikte, "İdeolojimiz ortak" dedi. Dergi, KDÇP sözcülerinin, "PKK, Marksist devrimci ideolojisinden uzaklaştı. Şimdi, sağlam bir Amerikancı" dediklerini yazdı. KDÇP Başkanı Dr. Fayık Muhammed Golpi, "Marksist bir örgüttük. SSCB çöktükten sonra Marksizmi yeniden değerlendirdik. Abdullah Öcalan bu konuda kitap yazdı. Küreselleşme çağında gerçekleri görmezlikten gelemezsiniz. Demokrasi ve federalizmi seçtik. Bu bir taktik hareket değildir" diye konuştu.

ABD ile temas Dergideki yazıda, PKK'yı terörist olarak gören güçlerin Irak'ı işgaline rağmen, örgütün Kuzey Irak'ta çok sayıda kampının bulunduğu belirtildi. İran'da eylem düzenleyen PJAK'ın PKK tarafından kurulduğu ve ABD askeri yetkilileri ile bu grup arasında bir görüşme yapıldığının bölgedeki gazetelere yansıdığı ifade edildi.

PKK'ya yaradı Yazıda, Ankara ile Kuzey Irak'ın bölge liderleri arasında yaşanan gerginlik ve tırmanan gerilim de yer aldı. Mesud Barzani'nin kışkırtıcı açıklamaları hatırlatıldı ve bu gelişmelerin, Kuzey Irak'ta PKK'yı daha popüler hale getirdiği iddia edildi. Erbil'de üniversite öğretim üyesi olan Denise Natali, "Tartışmalar Türkiye'ye yaramadı. Halkın PKK'ya sempatisi artıyor" diye konuştu. Yazıda Türkiye'nin Habur Kapısı'nı kapatarak K.Irak'ı "nefessiz" bırakabileceği de kaydedildi.


Barzani AKP ile oynuyor

Irak merkezi yönetimi ile Kürt bölgesel yönetimi arasında Irak petrollerinden elde edilecek gelirin dağılımı konusunda anlaşmaya varılınca, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetim Başkanı Mesud Barzani, Kerkük'te referandumun ertelenebileceği sinyalini verdi.

Ankara'ya ulaşan bilgilere göre, aynı zamanda Kürdistan Demokrat Partisi'nin (IKDP) lideri olan Barzani, bölgedeki il teşkilatlarına Kerkük'te bu yılın sonbaharında yapılması planlanan referandumun teknik nedenlerle ertelenme ihtimalinin ağır bastığı mesajını gönderdi. Barzani mesajında, Kürt Yerel Parlamentosu'nun erteleme yönünde karar alabileceğini bildirirken, "Ancak erteleme kesinlikle siyasi baskılardan değil, teknik nedenlerden dolayı olabilir" dedi.

Diplomatik gözlemciler ise Kerkük konusunda hem Türkiye, hem de ABD baskısıyla karşılaşan Barzani'nin, petrol gelirinin dağılımından yüzde 17 oranında pay alması kesinleşince, referandumun rafa kaldırılmasına sıcak baktığı görüşündeler. Ankara, IKDP'nin Kerkük'ün demografik yapısını bozması nedeniyle kentin Kürt bölgesine dahil edilmesi halinde, Irak'taki durumun daha endişe verici boyutlara ulaşacağı uyarısında bulunarak, referandumun ertelenmesi için ABD'den ciddi şekilde devreye girmesini istemişti.

Genelkurmay Başkanı: dış desteği olmayan terör örgütlerinin yaşama şansı bulunmadığını haykırıyor!

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, terörle mücadelenin, terörün diğer boyutları ile de silahlı mücadeledeki kararlılığa eşdeğer bir mücadeleyi gerektirdiğini vurgulayarak, ''Terörle mücadeleyi sadece silahlı mücadeleye indirgediğimiz zaman, bu mücadeleden çok başarılı olmamızın beklenmemesi lazım'' dedi.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt, Genelkurmay Başkanlığı'nın, Eğirdir Dağ Komando Okulu ve Merkez Komutanlığı'nın tanıtımı amacıyla Isparta Eğirdir'de tertip edilen basın turu kapsamında bir basın toplantısı düzenledi.


''Bugün buraya gelme sebebim özellikle terör konusunda bazı düşüncelerimizi sizlerle paylaşmaktır. Bir hususu önemle vurgulamak isterim. Terör çok boyutlu bir olay. Terörle mücadelenin silahlı mücadele aşaması olduğu gibi, terörle mücadelenin diğer boyutları ile de aynı zamanda silahlı mücadeledeki kararlılığa eşdeğer bir mücadelenin verilmesi kaçınılmazdır'' diyen Orgeneral Büyükanıt, şunları kaydetti:

"Genel kabul görmüş teorik bir kıyaslama var. Bir teröristin dağda gezebilmesi için en az aşağıda on tane insana ihtiyaç vardır. Biz bunlara işbirlikçi diyoruz. Hatta şunu bile diyebiliyoruz, terörde başarıya ulaşmaya engel olan en önemli faktör işbirlikçilerdir. Bir köyün muhtarı, bir köyün imamı köyde yaşıyor, gidip patlayıcı yerleştiriyorsa terörle nasıl mücadele edeceksiniz? Bunlar olan olaylardır. Varsaydığımız olaylar fiilen olan olaylardır.

Terörist ne yiyecek ne içecek, diğer destek malzemelerini nasıl alacak? Bunları besleyen unsurlar teröre destek veren işbirlikçilerdir. Bu işbirlikçiler genellikle yerleşim yerlerindedir. Köyde olduğu gibi şehirde de var. Teröre vurulacak en önemli darbelerden bir tanesi bu işbirlikçilerin mümkün olduğu kadar tesirsiz hale getirilmesidir. Bunu burada açıkça ifade etmekte yarar mütalaa ediyorum. Bir işbirlikçi olayı varsa, bu önlenemezse terörle mücadelemizi çok olumsuz yönde etkiler''

Terör örgütünün dış destek gördüğüne de vurgu yapan ve müttefikler içinde dahi terör örgütü PKK'ya dolaylı ya da doğrudan destek veren ülkeler olduğunu belirten Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt, şunları söyledi:

''Çeşitli konuşmalarımda dile getirdim, bir kere daha söyleyeyim. Dış desteği olmayan terör örgütlerinin asla yaşama şansı yoktur. Bugün PKK terör örgütünün dış desteği vardır hem de büyük boyutlarda vardır. Bu yalnız maddi yardım şeklinde değil, bunun politik yönü de vardır. Bunu üzülerek ifade ediyorum. 12 Nisan'daki basın toplantısında da ifade etmiştim. Müttefiklerimiz içinde dahi PKK'ya dolaylı ya da doğrudan destek veren ülkeler de vardır. Bu yadsınmaz bir gerçektir. Böyle bir ortaklık tabii ki bizim mücadelemizi de menfi yönde, olumsuz yönde etkileyebilmektedir''

Geçtiğimiz yıllarda Batman bölgesinde yapılan bir operasyonu anlatarak, bu operasyonda yakalanan bir kişinin çok fazla ülkeyle irtibatı bulunduğunu ve bu irtibatların kendisini ürküttüğünü ifade eden Orgeneral Büyükanıt, ''Dış desteğin kesilmesi tabii ki politiktir. Askerin yapabileceği bir iş değildir. Bunun üzerinde hassasiyetle durulması gerektiğine inanıyorum'' dedi.[5]


Karayılan ve Bayık'ı paketleyip Türkiye'ye teslim edecektik, AKP'ye oy kazandırmak için!?...

Türkiye'nin terörist PKK'nın iki lideri Cemil Bayık ve Murat Karayılan'ı yakalamak için yapmayı planladığı operasyonun yarım kaldığı bildirildi. Geçen ay Kuzey Irak'ta KYB tarafından el konulan TIR'daki helikopter parçalarının da bu operasyonun bir parçası olduğu iddia edildi.

Kurdish Aspect adlı Kürt haber sitesinin haberine göre, Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani'nin başkanlığını yaptığı Kürdistan Yurtseverler Birliği'nin (KYB) Türk istihbaratı ile ortak bir plan hazırlayarak PKK'nın üst düzey iki ismi Cemil Bayık ve Murat Karayılan'ı "paketleme" için girişimde bulundu.

Haberde, KYB'nin MİT ile ortak operasyon için planları bile hazırladığı ileri sürüldü. Buna göre, KYB, yeniden barış görüşmeleri adı altında PKK'nın bu iki ismini Kuzey Irak'ta görüşmeye davet edecekti. Bu plan MİT'in de bilgisi dahilinde gerçekleşecekti.

Barzani karşı çıktı

Bayık ve Karayılan görüşme yerine geldikten sonra Türk istihbarat subayları daha önce kendilerine yeri bilinen bölgeyi basarak PKK'lı teröristleri kaçıracaktı. Hatta bunun için KYB'nin de yardımlarıyla Türkiye'den K. Irak'a bir de helikopter sokulması ve teröristlerin bu helikopterle Türkiye'ye götürülmesi kararlaştırıldı.

"Helikopterin Irak radarlarına yakalanıp uluslararası bir kriz yaratmaması nedeniyle helikopteri Türkiye'den Kuzey Irak'a indirmek yerine parçalara ayırıp karayoluyla Türkiye'ye sokma planı yapıldı. Barzani'nin KDP'sine yakın yayın organları Talabani'nin Türklerle işbirliği içine girdiğini yazan sert yazılar yayınlayıp PKK planını da ifşa edince plan boşa çıktı. Helikopter parçaları da Türkiye'ye geri yollandı" yazılmıştı. Oysa öyle anlaşılıyor ki, daha önce Ecevit ve Bahçeliyi kahramanlaştırmak için Apo'yu teslim ettikleri gibi, şimdi de AKP'ye oy kazandırılmak istendiğini fark eden Milli güçler buna fırsat tanımamıştı.

Sakık da helikopterle alınmıştı

PKK'nın iki numaralı ismi Şemdin Sakık da 13 Nisan 1998 günü Kuzey Irak'ın Dohuk kentinde yapılan bir operasyonda yakalanıp Türkiye'ye getirilmişti. ‘Yarasa Operasyonu' Barzani'nin karşı çıkmasına rağmen yapıldı. Türk Ordusunun "elit birliği" 30 kişilik özel eğitimli bir kuvvet katıldı. Helikoptere bindirilen tam teçhizatlı birlik, K.Irak'ın 73 kilometre içine girerek, Sakıklar'ın kaldığı evi kontrol altına aldılar. Timler 3.5 dakika süren operasyonda Sakık ve kardeşi Hasan'ı alıp helikoptere götürdü. Dohuk'u terk eden timler, Sakık kardeşleri Diyarbakır'a getirdi.
















[1] 03.07.2007 / Milliyet

[2] 27.06.2007 / Yeniçağ

[3] 26.06.2007 /Akşam

[4] 22.06.2007 / Referans

[5] (aa)

Necati AKGÜL -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

  1862 yılında, o dönemde Elazığ'a bağlı Çemişgezek'te doğan, yakın dostu...
Devami
  AB üyeliği, sadece ekonomik ve ticari bir işbirliği değil,...
Devami
Aslında, dünya dengeleriyle oynayabilecek kadar güçlü ve büyük akıllı milli bir...
Devami
  Prof.luk yaftasının sahte olarak alınıp kullanıldığı, bizzat mahkeme talebiyle YÖK...
Devami
  EY DOST, LÜTFUNA ŞÜKÜR        Afvu setr eyledin, günah isyanım Ben nice...
Devami
Maalesef Allah’ın Dinini, kendi nefsi heves ve hedeflerine alet etmek,...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4571

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR