ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün628
mod_vvisit_counterDün1835
mod_vvisit_counterBu Hafta2463
mod_vvisit_counterGeçen hafta16507
mod_vvisit_counterBu Ay14370
mod_vvisit_counterGeçen Ay85276
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar18589631

IP'niz: 18.212.120.195
Bugün: 07 Ara 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12866954

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

Şecere-i Hürriyet'ten Ahmet Hakan'a: KAHPELİK VAR, KAHPELİKTEN İÇERİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

Kur'an bize:

"Kitap ehliyle (Hıristiyan ve Yahudilerle) -içlerinden zulmedenleri hariç olmak üzere- en güzel tavrın (Ahsen) dışında, mücadele etmeyin"[1] buyurmaktadır.

Yine Kur'an'a göre: "Onların hepsini bir tutmak yanlıştır."[2]



[1] Ankebut: 46

[2] Ali İmran:113

 

Ve zaten insanları Yahudi, Hıristiyan, Putperest... bir aileye mensup oldukları için dışlamak ve düşmanlık yapmak, hem İslam'a, hem de insanlığa aykırıdır. İyi niyetli ve insaniyetli Yahudilerle imkânlarımızı, ortamımızı, vatanımızı ve dünyamızı paylaşmak milletimizin güzel ahlakıdır.

Ancak Yahudi ve Hıristiyanların genel inanç ve ahlak yapısını ve sapkınlıklarını anlatan ve sakınmamız konusunda uyaran Kur'an ayetlerini, hadisi şerifleri ve binlerce kere tecrübe ve tespit edilmiş tarihi gerçekleri göz ardı etmek de ahmaklıktır.

"Ehli kitabın içinden iman edenler de vardır, ama çoğunluğu fıska sapanlardır"[1] Bu yüzden:

·       Onları dost edinmenin yasaklandığını[2]

·       Onların bizim hayrımızı asla arzulamadıklarını[3]

·       Kıskançlıktan dolayı bizleri imandan küfre saptırmaya çalıştıklarını[4]

·       Onların dinlerine (ve kirli emellerine) tabi olmadıkça, asla bizden razı olmayacaklarını[5]

·       Hakkı Batıl ile karıştırıp gerçekleri sakladıklarını[6]

·       İçimizdeki münafıklarla Ehli Kitap kafirlerinin gizli ittifaklar ve irtibatlar kurduklarını[7]

Kabul etmeyenler, ya inançsızdır veya kasıtlı bir münafıktır.

Ve hele "yemin olsun ki, insanlar içinde müminlere en şiddetli ve en tehlikeli düşman olarak Yahudileri ve (Müslüman geçinen) müşrikleri bulursun."[8] ayetleri dikkate almamak, saflıktan öte bir sapıklıktır.

Şimdi ey Ahmet Hakan..

Önce sana niye "Şecerei Hürriyet" dediğimizi açıklayalım.

Vakitçilerin ve AKP'cilerin birtakım kahpeliklerini deşifre etme görüntüsüyle;

"Her taşın altında Yahudi ve mason aramak ve böylece kendi başarısızlıklarına bahane uydurmak" iftirasıyla Milli Görüş'ü suçlayıp saçmalarken, bu "Yahudi'yi gizleme" görev ve gayretiniz bize şu hadisi şerifi hatırlattı.

"(Siz ahir zamanda) Kesinlikle Yahudilerle savaşacak ve onları (yenip) hezimete uğratacaksınız.

Hatta öyle ki (gizlendikleri her) taş ve kaya parçası bile: "Ey Müslüman işte, arkamda bir Yahudi (saklanmıştır)!.. Gel (fitne ve fesadını önlemek için) onu öldür!.. diyecektir".[9]

Bunun devamında ise:

"Ancak "ğarkad" ağacı müstesnadır. Çünkü o Yahudi ağacındandır."[10] denilmektedir.

Hadiste geçen taş ve kayalar, "kalbi katılaşmış ve kasavet bağlamış" insanların bile azgın Yahudilerin zulümlerinden dolayı onlara sahip çıkmayacaklarını hatırlatır.

Asıl dikkatimizi çeken, bu hadiste geçen "Yahudileri gizleyen ğarkad, Yahudi ağacındandır" ifadesidir.

Şecer, Arapça'da, ağaç anlamına geldiği gibi, "şecere"nin; mensubiyet silsilesi, yani soy ağacı olduğunu da herkes bilmektedir.

Yani Resulullah menfaat karşılığı Yahudilerce kullanılmaya müsait ahlakı ve ayarı bozuk bazı tiyniyetsiz tiplerin:

"Her şeyin altında Yahudi parmağı aramayın.. Benim arkamda da Yahudiler yoktur" diyeceklerini teşbihen haber vermektedir.

Ayrıca  "Şecer"den türetilen "isticar": ağaç gibi birbirlerine girip muhalefet etmek; niza çıkarıp haklı bir cemaatten ayrılıp gitmek; zalimleri hak ehline takdim ve tercih eylemek anlamlarını içermekte ve sanki Ahmet Hakan tarif edilmektedir.

"Şeceretül fem" ise, binek hayvanlarını durdurmak için dişleri ve dudakları arasına takılan özel demir düzeneği çekmek, yani ağzını gemlemek; ileri giden muhaliflerini ürkütüp frenlemek ve kendine hizmet eder hale getirmek, anlamındadır ki buda Ahmet Hakan'ın hayat hikayesini haber verir gibidir.[11]

İşte bu Ahmet Hakan'ın, vakitçileri ve AKP'cileri yerip, yerden yere sermesi hatırımıza şu ayeti getirmiştir:

"Yahudiler dediler ki: "Hıristiyanlar bir şey (herhangi bir hakikat ve hayır) üzerinde değillerdir."

Hıristiyanlar da; Yahudiler bir şey (herhangi bir hakikat ve hayır) üzerinde değillerdir" dediler."[12]

Oysa her iki tarafta doğru söylemektedir, çünkü ikisi de batıl üzerindedir.

Bunun gibi Ahmet Hakan'ın kahpe dedikleri de, kendisi de aynı tiyniyettedir.

Ahmet Hakan'ın 16.06.2008-Hürriyet'teki "Kahpelik" yazısının:

"Bir "karanlık odak", müstakbel Genelkurmay Başkanı'nın, İsrail'de "Ağlama Duvarı" önünde çektirdiği turistik fotoğrafı, zarflayıp pullayarak medyaya servis etmiş...

Ve bu "karanlık odak"ın akılsız ve ebleh taşeronu gazete, servis edilen malzemeyi biraz ürkek, biraz da hinoğluhin bir yöntemle sekiz sütuna dev gibi bir manşet yapmış...

Hem o "karanlık odak", hem de "ebleh taşeron", el birliğiyle demek istiyorlar ki:

"Bu işte bir Yahudi parmağı var."

"Olayları analiz etme kapasiteleri bu kadar olan adamlar, "Ağlama Duvarı" önünde çektirilmiş bir fotoğrafı, tabii ki "en kestirme mesaj" ya da "en sağlam kanıt" olarak görüp kullanırlar.

Kurnazlıkta üstlerine yoktur bu hinoğluhinlerin...

Mesela...

Şu türden bir kurnazlık:

"Ağlama Duvarı" gibi dini ve tarihi özelliği olan bir yerde turistik fotoğraf çektirmeyi kahpece bir imanın ve bir kara propagandanın malzemesi yaptıkları halde...

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın, Yahudi örgütlerinin en kralından "Cesaret" ödülü almasını parmaklarına sarmazlar.

Bu olayı karartırlar...

Çünkü...

Kendilerini "Tayipçilik" ekolünün "yaramaz çocukları" olarak konumlandırmışlardır..."

Bölümünde Vakit ve AKP ile ilgili doğruları söylemektedir. Çünkü kahpeler ve dönekler biribirini çok iyi bilmektedir. Bütün gayretleri, masonik merkezlere: "Ben size daha iyi hizmet ederim" mesajını vermektir.

Aynı yazının:

"Bunlar böyledir...

Yıllardır hiç bıkıp usanmadan her olayın arkasında "Yahudi parmağı", "Mason komplosu", "Farmason dümeni" ararlar...

Hayatları boyunca bir dakikacık bile, "Başıma gelen belalar acaba benim yaptığım eblehlikler yüzünden mi?" diye düşünmezler...

Kendilerine çekidüzen vermek akıllarından bile geçmez...

Başlarına gelen felaketlerin kendi beyinsizlikleri yüzünden olduğunu asla kabul etmezler...

Varsa yoksa "Yahudi parmağı", varsa yoksa "Mason komplosu"...

Bu "parmak arama" işi, ta İkinci Abdülhamid'in tahttan indirilişinden başlar, 28 Şubat darbesine kadar gelir...

Tarihi "Yahudi komplosu" olarak okumaya yatkın bir zihin yapısına sahiptirler.

Yahudiliği dünyadaki bütün kötülüklerin anası olarak görürler...

Zihinleri buna kodlanmıştır...

Adam gibi politik mücadele yapmak yerine, bu kodlama üzerinden muarızlarına yüklenirler...

Mertçe bir yüklenme, mertçe bir karşı duruş değildir bunların yaptıkları...

Kahpece bir imadır...

Yahudi ile en küçük bir temas, bunların kahpece imalarına hedef olmak için yeter de artar bile..."

İlkesiz cinliklerinin, riyakâr kurnazlıklarının, aşağılık çifte standartlarının gerekçesi budur..."

Bu bölümü ise, konuyla hiçbir ilgisi ve gereği yokken, Milli Görüşü ima ederek, Siyonizm gerçeğini deşifre ve sinsi projelerini dejenere eden Erbakan Hoca'ya gönderme edepsizliğidir. Şimdi sen:

60 yıldır Filistin'deki cinayetlerin ve canavarları bile tiksindiren rezaletlerin arkasında Yahudi mi var?!

Şu İsrail'le aynı günde doğan, İslami haysiyet ve hassasiyet düşmanı Hürriyet Gazetesi'nin kuruluşunda ve yayın kurgusunda Yahudi mi var?!

Abdulhamit'e komplo hazırlayan ittihatçıların ve Haham Emanuel Karosso'ların arkasında Yahudi mi var?

Amerikan gizli ve kirli derin devleti Yahudi Lobilerinin, Federal Rezervi (Merkez Bankasını) ele geçirip yönetenlerin ve Siyonist sömürü sermayesinin arkasında Yahudi mi var?

"İnananlara en şiddetli ve tehlikeli düşman olarak Yahudileri bulacaksınız" diyen Kur'an ayeti mi var? Diye sorabilir misin?

Ey Vakit'in ve AKP'nin kahpeliklerini, kendi kahpeliğine kılıf yapan kahpecik!.

O, yenilmez ve asla baş edilmez zannedip tapındığın, şöhret, servet ve etiket hırsıyla, ve her bahane ile Milli Görüşe hırlamak şartıyla kapılarına bağlandığın... Ve böyle davranmakla gözlerine girmeye çalıştığın, hep o aklamaya ve saklamaya çalıştığın Yahudilerin Mel'un takımı değil mi?

Ahmet Hakan'ın kahpelik ettiğini söyledikleriyle kendisinin farkı ne?!.

Onlar kaşarlanmış köhne kahpe, kendisi ise, yavşaklaşmış körpe kahpe.

Yani kahpecik!

Daha derin ve daha gizli karakter!

Bu arada Erbakan Hoca'ya yönelik kayıp trilyon teranesinin kitabını yazan ve "bayram geçtikten sonra, kınayı koltuk altına yakmasını"; "Bu güne kadar efendiliğimizden sustuk" şeklinde açıklayan kişi:

"Erbakan'ın siyasi liderliğine bu şekilde son verilmiş olmasından dolayı bu dünyada değilse bile, öbür dünyada hesap sorulacaktır"[13] diyerek, sözde üzüntülerini belirtmek bahanesiyle, hem Siyonist ve masonik odaklara hem de Milli Görüş'ün siyasi mirasını paylaşmayı bekleyen münafıklara, açıkça:

"Bu dava ve mahkûmiyet kararıyla Erbakan'ın siyasi hayatının ve etkinlik sahasının bitirildiğini" müjdeler gibiydi... Halbuki, SP İstanbul İl Yönetiminde bulunan Mehmet Belen Bey'in (Hoca'nın eski koruma görevlilerinden) bu konuyla ilgili bir toplantıda ve tüm katılımcıların huzurunda:

"Bu sorun, ta başında 350 milyar TL yatırılmak suretiyle kapatılacaktı. Ama Genel Merkezdeki malum birkaç yetkili: "Bundan bir şey çıkmaz, ne gerek var" diyerek engel olmuşlardı ve davanın bu noktaya taşınmasına yol açmışlardı" diye işaret ettiği kimseler, kendileriydi..

Ama bu sinsi sevinçleri kursaklarında düğümlenecekti. Çünkü Hz. Yusuf'ta, suçsuz olduğu bilinmesine rağmen hapsedilmişti! 

"Yusuf dedi ki: "Rabbim, zindan, bunların beni kendisine çağırdıkları şeyden (Ahlaksız tekliflerden ve dinsizlik düzenlerine teslimiyetten) bana daha sevimlidir... Böylece Rabbi, duasını kabul etti ve onların hileli düzenlerini kendisinden uzaklaştırdı... Sonra onlar da (Yusuf'un iffetine ilişkin) delilleri görmelerinin ardından, mutlaka onu belli bir vakte kadar zindana atmak (görüşü) ağır bastı."[14] Ayetlerde Hz. Yusuf'un hiçbir suçunun olmadığına herkesin şahit olduğu, fakat buna rağmen hapse atma kararının ağır bastığı bildirilmektedir. Hz. Yusuf'un suçsuzluğunu bilmelerine ve buna ait deliller bulunmasına rağmen, onu hapisle cezalandırmalarının nedeni aslında, onun Allah'a olan imanı ve gönülden bağlılığıdır. Hz. Yusuf, imanından ve güzel ahlâkından dolayı bulunduğu çevredeki bazı kimselerin de aynı sebeplerle düşmanlığını kazanmıştır. Bu kişiler bir şer ittifakı oluşturmuşlar ve Hz. Yusuf'a iftirada bulunmuşlardır. Tüm bu haksız suçlamaların, iftiraların, cezalandırmaların karşısında Hz. Yusuf'un gösterdiği üstün ahlâk, tevekkül ve kararlılık bu ayetlerde dile getirilmektedir.

Tarih boyunca Allah yolunda olup da, haksız iftiralar sonucunda hapse atılan veya çeşitli zorluklarla karşılaşan müminler daima Hz. Yusuf'un bu güzel tavrını örnek alarak, üstün ahlâklarından asla taviz vermeyeceklerini göstermişlerdir. İnkârcıların bir eziyet ve ceza olarak gördükleri hapisleri, salih müminler vakar ve tevekkülle karşılamışlardır. Allah'ın rızasını kazanmak için çaba gösterirken karşılaştıkları tüm zorluklar, sıkıntı ve ezalar onların şevklerini ve heyecanlarını artırmıştır.

Yusuf kıssasında günümüz Müslümanları için ibretler vardır. Her mümin bu konu ile ilgili ayetleri okurken, ayetlerin hikmetlerini fark edebilmeli ve bu ayetlerden sonuç çıkarmalıdır. Örneğin kardeşleri, Hz. Yakup'un Hz. Yusuf'a olan sevgisini kıskanıp çekememekte ve hatta bu kıskançlıkları kardeşlerini öldürmeyi düşünebilecek kadar ileri gitmektedir. Ayrıca dikkat edilirse, Hz. Yusuf'un kardeşleri salih bir mümin aleyhinde tuzak kurmak için bir "şer ittifakı" oluşturmakta ve güçlerini birleştirmektedir. Tuzaklarının amacı ise müminleri, yani Hz. Yusuf ile Hz. Yakup'u ayırmak ve kendisinde bazı üstün özellikler bulunduğunu anladıkları kardeşlerini saf dışı etmektedir. İnkâr edenlerin salih müminler aleyhinde bir araya gelerek yaptıkları işbirliği tarih boyunca sıkça görülmektedir. Her dönemde kötü olanlar birleşerek, iyilere zarar vermek, onların hayır üzere yaptıkları çalışmalarını engellemek, onları yurtlarından çıkarmak ve hatta öldürmek için ittifaklar kurmuşlardır. Ancak Allah her defasında onların tuzaklarını bozmuş, ittifaklarını da darmadağın etmiştir. Kur'an'da Allah'ın müminlere kurulan tuzakları mutlaka bozacağı ve müminlerin haklılığını ortaya çıkaracağı şöyle bildirilmektedir: "Ey iman edenler, Musa'ya eziyet edenler gibi olmayın; ki sonunda Allah onu (iftiracıların), demekte olduklarından temize çıkardı. O, Allah Katında vecihti."[15]

Hz. Yusuf önce zorluk ve sıkıntılarla, ihanet ve iftiralarla karşılaşmış, ardından bir nevi "medrese" olan hapishanede derin bir manevi eğitimden geçmiştir. Sonunda da Allah'ın vaadiyle karşılaşmış ve Allah onu tüm iftiralardan temizlemiş, yeryüzünde yerleşik kılmış, malca ve ilimce güçlendirmiştir. Hz. Yusuf'un sadece hapishaneye atılması değil, aleyhinde kurulan her tuzak, onun lehinde bir hayırla sonuçlanmıştır. Mahkûm Yusuf, Mısır'da hakim konuma taşınmıştır.

Hangi dönemde yaşarsa yaşasın, salih olan bir müminin karalanmaya çalışılacağı ve türlü iftiralarla karşılaşacağı açıktır. Çünkü bir mümini etkisiz hale getirme konusunda, halkın ikna edilmesi ve yapılması hedeflenen uygulamanın kitlelerden destek bulması için bir kılıf hazırlanması gerekmektedir. Bu kılıf iftiradır.

Bir insanın iftira sonucu hapse girmesi, olayların hayır ve hikmetleri göremeyen kişiler tarafından büyük bir şanssızlık ve bela olarak nitelendirilebilir. Oysa Hz. Yusuf'un hayatında yaşadığı bu olaylar vesilesiyle tüm şehir halkı onun güzel ahlâkına, namusuna, Allah'ın haram kıldıklarına karşı ne derece titiz olduğuna, imanına, dine olan sadakatine, hak yoldan asla dönmemesine şahit olmuşlardır.

Çünkü, imanın (inanmanın) iki temeli vardır:

1- Allah'ın rahmet ve inayetini ummak, ona güvenip dayanmak ve sığınmak.

2- Ondan korkmak, emrine karşı gelmekten sakınmak.

Yani insanın, umduğu ve korktuğu kim ise, asıl Rabbi tapındığı O'dur.

"Allah vardır, Kur'an Haktır; ancak hayalci de olmamalıdır. Kurulu ve Hakkın düzenin kuralları ve dünyadaki güç odakları da hesaba katılmalı böylece, ne realist (gerçekçi) davranmalıdır" diyenler, aslında "Hakk"a değil "Batıl"a inanmaktadır.

 

 

 



[1] Ali İmran:110

[2] Maide: 51

[3] Bakara:105

[4] Bakara:109

[5] Bakara:120

[6] Ali İmran:71

[7] Haşr:11

[8] Maide: 82

[9] Buhari cihat: 94

[10] Müslim Fiten: 79-82

[11] Bak: Kamusu Okyanus. c.1 sh. 910. orijinal baskı

[12] Bakara: 113

[13] Bak. www.habervitrini.com 20 Haziran 2008 Devlet Arık

[14] Yusuf; 33-35

[15] Ahzap; 69


Bu yazarin diger makaleleri

Aşağıdaki tespit ve tahlillerimizi herkes aklına, vicdanına ve Kur’anına göre...
Devami
Basına yansıyan bilgilere göre Saadet Partisindeki ‘ak saçlılar’ yani eski...
Devami
Milli Gazetedeki bazı yazılarını zevkle ve istifade ederek okuduğumuz sevgili...
Devami
CNN Türk’te 32.Gün programına çıkarılan ve Sabataist zihniyetli Mehmet Ali...
Devami
Atatürk’ün şüpheli ölümünün ardından İsmet İnönü’yü başa getiren ve devrimin...
Devami
Bir ülkenin dış politikası, onun uluslar arası ağırlığını, saygınlığını ve...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 2254

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR