Reklam
Reklam
Reklam

İSRAİL-İRAN-ABD İLİŞKİLERİ VE ÇELİŞKİLERİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

İran ile yeniden diplomatik ilişki kurulması çağrısında bulunan Carter:

Bush politikalarını niye eleştiriyor!?

Eski ABD başkanlarından Jimmy Carter'ın Guardian gazetesinin düzenlediği edebiyat festivalindeki konuşması İngiliz gazetelerinde önemli yer buluyor.

 

Guardian yer alan habere göre, Carter, Avrupa hükümetlerini, Hamas'ın denetimindeki Gazze'ye uygulanan uluslararası ablukayı kınamaya çağırıyor.

Carter, 2006'da ABD, AB, BM ve Rusya tarafından uygulanmaya başlanan ambargoyu "Yeryüzündeki en büyük insanlık suçlarından biri" olarak tanımlıyor.

Independent gazetesi ise Carter'ın Washington'a İran'la ilgili çağrısını öne çıkarıyor.  Jimmy Carter, "İran'la 25 yıl önce kestiğimiz ticari ilişkimizi yeniden başlatmalıyız. Buradaki herkes gibi İranlılar da mantıklı insanlar. İntihar mı etmek istiyorlar. Sanmıyorum. İran'a dost olduğumuzu göstermek için nükleer enerjide teknolojik yardım sağlayabiliriz" diyor.

Carter'ın başkanlığı döneminde Tahran'da 52 Amerikalı diplomat bir yıldan uzun süre rehin alınmıştı. Rehineler, 1981'de Carter'ın başkanlığının son gününde serbest bırakılmıştı. Aynı Carter Başkan seçimlerinde Bush ekibine karşı birlik çağrısı yapıyor.

Rus Yahudilerden İran'a Destek Geliyor!                                 

Rusya'daki Yahudiler bir açıklama yaparak İran'ın nükleer çalışma programını desteklediklerini duyurdu.

Rusya Yahudi toplumu lideri Vyacheslav Moshe Kantor, yaptığı açıklamada, İran'ın uluslararası düzeyde nükleer güç olarak tanınmasını isteyerek bunun, İran krizini önleyeceğini de savundu.

Rus Yahudi Kongresi başkanı olan ve Rusya'da milyarder işadamı olarak tanınan Vyacheslav Moshe Kantor, açıklamasında, "İran'ın uluslararası nükleer yükümlülüklerini yerine getirmesi için, nükleer güç olarak tanınmasının zamanı gelmişti" derken, bu statünün farklı bir "önleyici mekanizma" işlevi göreceğini de iddia ediyordu.[1]

Amerika ve İran arasında satranç oynanıyor!

ABD'nin istek ve söylemleri:       

Oya Akgönenç'in dediği gibi:

Bugün ABD bütün dikkatini İran'ın izolasyonuna vermiş durumdadır. Uzun bir süre İran'ın nükleer bir tehdit olarak bütün dünyayı, ama daha çok Orta Doğu'yu ve özellikle de İsrail'i tehdit ettiğini savunmuştur. Uluslararası Atom Enerjisi Komisyonu, tüm nükleer çalışmalar yapan ülkeleri kontrol ettikleri gibi, tesislerini onlara her zaman açan ve üyeleri olan İran'ı da denetlemiş ve İran'ın şu aşamada sadece enerji ihtiyacını karşılamak üzere çalışmalar yaptığını ve bomba üretimi teknolojisinden uzak olduğunu bildirmiştir. Yani İran hakkında "temiz raporu" vermiştir. Hem de bir defa değil, son yıllarda istek üzerine yapılan kontrollerle birçok defa bunu vermiştir.

İlk defa dünya ve özellikle Avrupa devletlerini İran'a karşı cephe almaya zorlayan ABD, bu raporlara rağmen ısrarından vazgeçmemiş ve bu sefer de İran'ın Irak'taki çatışmalara müdahale ettiğini, başta Şii gruplara, daha sonra da bütün direniş guruplarına yardım ettiğini ileri sürerek, bu devletin derhal durdurulması ve nükleer çalışmalarının da bir şekilde yok edilmesi gerektiğinde ısrarcı olmuştur.

İsrail de, İran konusunda gerekirse harekete geçeceklerini açıklamıştır. Irak tesislerini vurdukları gibi, burada da ABD yardımı ile gerekeni yapacaklarını söylemişlerdir.

İran konusu, Amerikan seçimlerine de malzeme olmuş, gerek Cumhuriyetçi McCain ve gerekse Demokratların her iki adayı Barak Obama ve Hillary Clinton, bu konuda daha kararlı ve korkutucu konuşmalar yapabilmek için adeta birbirleri ile yarışmışlardır. Bu arada, Hilary Clinton, "şayet İran İsrail'e saldırırsa, İran'ı "yok" ederiz" diyerek hepsinden öne geçmiştir.

İşin en enteresan yönü de ABD ile taraf tutan Avrupa ülkelerinin sanayi ürünleri veya yarı işlenmiş malzemeleri olmasa, İran'ın şu andaki düşük kapasiteye bile ulaşmasının imkânsız olmasıdır. Sonuçta bu bir teknoloji birikimi olup, bu konuda deneyimli AB ülkelerinin yardımı ve malları ile gelişim sağlanmaktadır. İran'ın tehlikeli bir şey yapmayıp, sadece enerji ürettiğine inanan bu Avrupa devletleri, İran'la işbirliğine devam etmektedirler. Yani, AB ülkeleri de oyunu enteresan bir çifte strateji içinde yürütmekte ve bur arada da İran'a mal satabilmek için birbirleri ile yarışmaktadırlar.

ABD'nin Asya girişimleri:

ABD, Asya'daki gelişimlerden oldukça rahatsızdır:

·  Afganistan'da 6 yıldır istediği sonucu alamadığı gibi, bugün kendi adamları olarak bilinen Cumhurbaşkanı Karzai'ye bir suikast düzenlenmiş olup, hayatını zor kurtarmıştır.

·  Pakistan ve Hindistan'ın, İran ile geniş bir petrol-doğalgaz ilişkisine girmesini istemeyen ABD, bunu defalarca her iki ülkeye de bildirmiş olup, onların enerji ihtiyaçları için başka yollar bulmalarını istemiştir. Her ikisinden de aldığı cevap olumsuzdur. Yani hem Pakistan ve hem de Hindistan İran'la işbirliğine devam edeceklerini bildirmiş ve gerekli diplomatik faaliyetlere yoğunluk vermişlerdir.

·  ABD'yi mutsuz eden diğer bir durum Asya ve dünyada Çin'in ekonomik ve dolayısı ile siyasi gücünün artmasıdır. Çin sadece bununla da kalmayıp, teknik yardım projeleri ile teknik gücünü ve kabiliyetini ispat etmiştir. Bugün İran ve Pakistan arasında yapılmakta olan Guadar serbest ticaret bölgesi ki, petrolün geleceği liman da burasıdır, Çinliler tarafından inşaa edilmektedir.

Çin'i bu bölgeden uzak tutmaya çalışan ABD, bunda da başarılı olamamıştır.

Pakistan hudut eyaletlerini pilotsuz uçaklarla bombalaması, eski müteffiki olan Pakistan'a haddinden fazla baskı yapmaya kalkması, adeta Pakistan-Çin ve Pakistan- İran işbirliğini hızlandırmış bulunmaktadır.

§  Hindistan'a da İran konusunda uyarı yapmaya kalkan ABD, burada da büyük bir sürprizle karşılaşmış ve "bağımsız bir devlet isek, bize kiminle iş yapacağımızı söylemeye veya dikte etmeye kalkışmayınız" kabilinden bir cevap almıştır.

Kısacası, İran'ı yalnız bırakayım derken, ABD kendisi gittikçe yalnızlığa doğru itilmiş bulunmaktadır.

Olayları kontrol edeyim derken,  olaylar tümü ile kontrolden çıkmaya başlamıştır.

Yani siyasi ve askeri alanda adeta tam bir satranç oyunu cereyan etmektedir ve hamleler gittikçe sertleşmektedir. Asya'dan gelen cevap, beklenmedik manevraların ustaca uygulanması şeklindedir.

İran, hem Pakistan ve Hindistan'la işbirliği ve ekonomik çalışmaları garantiye almıştır; hem de ABD'ye NATO genişleme projesinde karşı çıkan Rusya ile bir anlaşma yapmayı becermiştir.

İran, Avrupa devletleri ile de el altından her türlü alışverişi yürütmekte olup, nükleer çalışmalarını da sürdürmektedir.

Afganistan'da ABD safına katılmak isteyenlerin sayısı büyük ölçüde azalmış olup, İngiltere ve Fransa dışında ilave asker göndermeye pek gönüllü çıkmamıştır.

ABD, Türkmen gazını ve petrolünü Afganistan üstünden Pakistan ve Hindistan yolu ile Hint Okyanusu'na indirmek istemekte olup, bu konuda ikna turlarına çıkmıştır. Ama buna karşın, her iki ülke de bu Amerikan projesini, hem daha pahalı, hem de daha tehlikeli bulmakta olup, İran'la çalışmayı tercih etmektedirler.

ABD, Irak'ta belli bir başarıyı da gerçekleştirememiştir. Durum böyle iken, ve dünya kamuoyu her geçen gün İran düşmanlığından uzaklaşırken, ABD'nin İran'a saldırma planlarını konuşması, veya İran'ı nasıl ve ne şekilde vuracağını bu konuda kimlerin kendisine yardımcı olacağını, medyada ilan etmesinin de kime ve neye yararı olacağını anlamak hayli zordur.

Asya'da oynanan tam bir satranç oyunudur ve şu anda "şah"ın kim olduğu ve kimin tarafından "mat" edileceği büyük bir merak konusudur.

ABD-İran Gizli Görüşmeleri

"Belki, takvimlerin Kasım 2007 başını gösterdiği günlerde İstanbul'da gerçekleştirilen Irak'a Komşu Ülkeler Toplantısı'nda, ABD Dışişleri Bakanı Rice ile İranlı meslektaşı Mottaki yüzyüze bir görüşme gerçekleştirmemişlerdi ama, bu toplantıdan günümüze yaşanılanlar, Amerikan-İran diplomasi koridorlarında çok ciddi 'buluşmalar' yaşandığını ortaya koyuyordu.

Ortadoğu'da 'görünenlerin perde arkasını iyi izleyebilen' gözler, zaten, Amerikan-İran ilişkilerinin Irak zemininde giderek bir 'kendiliğinden barış havasına' dönüştüğünü, özellikle İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad'ın Bağdat ziyareti ile bu durumun gün yüzüne çıktığını da görüyordu.

Ama, İran'ın son olarak, Irak'taki Amerikan varlığının merkezini oluşturan 'Yeşil Bölge' ye dönük havan topu saldırılarını 'Irak'ın istikrarına ağır tehdit' diye niteleyerek kınaması...

Tahran'dan yapılan bütün açıklamalarda, Basra'daki Şii lider Mukteda el-Sadr'ın Mehdi Ordusu'na dönük operasyonların 'normal' karşılandığının vurgulanması...

Özellikle, İsrail'in Lübnan-Suriye sınırında tarihinin en büyük askeri tatbikatını yaptığı bir dönemde Hizbullah'ın muhtemel tepkilerini net bir şekilde durdurması kafa karıştırıyordu...

Tahran'dan İsrail'e önemli mesaj...

Ama bu noktada son derece 'kritik' bir gelişmeyi aktarmakta büyük yarar var:

İran'ın FARS Haberajansı, esas olarak İran Devrim Muhafızları Teşkilatı'na bağlı bir yarı-resmi yayın organı olarak tanınır. Bu ajansın geçtiğimiz aylar verdiği bir haberde, 12 Şubat günü Şam'da öldürülen Lübnan'daki Hizbullah örgütünün önde gelen komutanlarından İmad Mugniyeh'in, İsrail değil, Suudi Arabistan tarafından 'ortadan kaldırıldığını' açıklaması dikkat çekiciydi. FARS Suriye'deki 'iyi haber alan kaynaklara' dayandırdığı haberinde, Mugniyeh'in, Suudi Arabistan'ın Dahran kenti yakınlarındaki Abdülaziz Hava Üssü' ne karşı 1996 yılında düzenlettiği bombalı saldırıya misilleme olarak, bu ülkenin Washington eski Büyükelçisi Prens Bandar el-Sultan'ın hazırlattığı bir komplo ile öldürtüldüğünü vurguladı. FARS'ın, haberinde bu gerçeğin ortaya çıkarılmasında İsrail Gizli Servisi MOSSAD'ın da çok önemli bir rolü olduğunu vurgulaması da önemliydi. Haber, Lübnan'daki Hizbullah örgütünün İsrail askeri hedeflerine dönük misilleme saldırılarının da önünü kesmiş oldu...

Bütün bu gelişmelerin devamında, Irak'ın Şii kanadında Amerikan-İngiliz ittifakının yakın adamı olarak tanımlanan İbrahim Caferi' nin geçtiğimiz günlerde Tahran'ı ziyaret edip, alışılmışın ötesinde üst düzeyde ve iyi karşılanması da Amerikan-İran 'perde arkası' görüşmelerinin yolunda olduğunu bir kez daha gösteriyordu..."[2]

İsrail'in, İran Düşmanlığı Siyaset mi?

İngiliz The Guardian gazetesinde Richard Silverstein imzasıyla yayımlanan makalede, tartışmalı nükleer programı nedeniyle ABD'nin askeri operasyon tehdidi altındaki İran ile İsrail arasındaki gizli ilişkiler ortaya konuldu.

İran'ı bir devlet olarak varoluşuna yönelik en ciddi tehdit sayan ve Tahran'a sıkı yaptırımlar için diplomatik temaslarını sürdüren İsrail'in, İran petrolünün başlıca müşterisi olduğunu yazan Silverstein, Tel Aviv'in bu tutumunun, kelimenin tam anlamıyla 'ikiyüzlülük' olduğunu belirtiyordu.

Geçen ay İran'a giden İsviçre Dışişleri Bakanı'nın, gelecek 25 yılı içerecek şekilde İran'la milyarlarca dolarlık petrol ve gaz anlaşması imzaladığını hatırlatan yazar, anlaşmanın ABD, İsrail ve dünya genelindeki Yahudi örgütleri tarafından tepkiyle karşılandığı belirtti. İran'ı başlıca tehdit olarak değerlendiren ABD ve İsrail'in bu tepkilerinin tahmin edilebilir olduğunu kaydeden yazar, bununla beraber 30 Mart'ta bir İsviçre gazetesinde yer alan haberin, İsrail'in nasıl ikiyüzlü bir politika izlediğini gösterdiğine işaret ediyordu.

Sonntag'da çıkan habere göre İsrail, Tahran'ın uluslararası alandan tecrid edilmesine yönelik bütün çabalarına karşın, yıllardır İran petrolü satın alıyor! Haberde, 'İran ürünlerinin ihracının ve bu ülkeyle temasların resmen yasak olmasına karşın İsrail, İran'dan büyük çapta petrol ithal ediyor. Ambargonun 'etrafından dolaşan' İsrail, petrolü Avrupa üzerinden alıyordu...' 

İsrail'de enerji sektöründe yayın yapan EnergiaNews adlı gazetede 18 Mart'ta çıkan habere de atıfta bulunan Sonntang, İran ham petrolünün, yüksek kalitesi sebebiyle İsrail'de en çok tercih edilen ürün olduğunu da yazıyordu.

Rotterdam Üzerinden İran'a

EnergiaNews'in editörü Moşe Şalev, İran petrolünün başta Rotterdam olmak üzere çeşitli Avrupa limanlarına geldiğini, gereken resmi belgelerin tedarik edilmesinin ardından bu petrolün İsrail tarafından satın alındığını yazıp, daha sonra petrolün İsrail'in Hayfa limanına nakledildiğini yazan Şalev, ithalatçı firmanın da, petrol kaynaklarını gizli tutan Eilat-Ashkelon Pipeline Co (EAPC) adlı şirket olduğunu vurguluyordu. 

EAPC, İran petrolünün Avrupa'ya ihracı amacıyla 1968'de İran-İsrail ortak girişimiyle kuruldu. Ancak İran'da Şahın devrilmesinin ardından Tahran, projede aktif rol oynamaktan vazgeçiyor ve taraflar arasında şirketle ilgili hukuki ihtilaflar da tam olarak çözülemiyordu.

İsrail Devleti Haberdar

Sonntag, İran'ın ihraç ettiği petrolün İsrail tarafından satın alındığına dair bilgisi olup olmadığının bilinmediğini ancak İsrail hükümetinin bu alışverişten kesinlikle haberdar olduğunu söylüyor, gazeteye konuşan İsrailli bir enerji uzmanı da EnergiaNews'in haberini doğruluyordu.

Guardian yazarı Silverstein, ortaya çıkan bilgilerin İsrail hükümetinin ikiyüzlü tutumunu açıkça ortaya koyduğunu savunarak, 'Eğer İran İsrail için hayati bir tehdit oluşturuyorsa, İsrail hükümeti niçin bu ticarete izin veriyor' sorusunu yöneltiyordu!..

İran'a ambargoların sıkılaştırılması için başta ABD olmak üzere Batı ülkelerinde sürekli temaslarda bulunan İsrail'in, uygulanan ambargoyu bizzat ihlal ettiğini belirten yazar, 'İsrail kendi boykotunu ihlal ediyorsa, dünya ülkeleri İsrail'in Hamas ve Gazze boykotuna niçin itibar etsin? İsrail'in bile riayet etmediği bir boykota ABD Kongre üyeleri niçin oy veriyor?' sorusu hala yanıt bekliyordu.

İran 'Resmen' Düşman Değil

İsrail'in İran'ı resmen 'düşman ülke' olarak tanımlamadığı yönündeki ilginç ayrıntıyı da hatırlatan Silverstein, Tel Aviv'in, aynı ikiyüzlü tutumun devamı olarak, İran'la bağlantısını kesmediği gerekçesiyle Suriye ile barış görüşmelerine başlamayı önce reddettiğini"[3] sonra da Türkiye aracılığıyla ilişkiye geçtiğini, bir sahtekârlık örneği olarak anlatıyordu.

İran, Karabağ'ı Ermenistan'da Gösteriyor!?

Bu arada Ermenistan'la enerji, yatırım ve ulaşım alanında iyi ilişkiler geliştiren İran, Bakü'yü şok eden bir anlaşma yaptı.

İran telefon operatörü İran Kish Telekom şirketi Ermenistan'ın işgal ettiği Yukarı Karabağ'da faaliyet gösteren Karabağ Telekom'la roaming anlaşması imzaladı.

Azerbaycan haber ajansı APA İran telekomünikasyon şirketinin web sayfasında da Yukarı Karabağ'ın Ermenistan toprağı gibi gösterildiğini açıkladı. Litvanya mobil telefon operatörü GeMobile'ın da benzer bir anlaşma yaptığı ve aynı şekilde Yukarı Karabağ'ı Ermenistan toprağı gösterdiği vurgulandı.

Birleşmiş Milletler Genel Kurul kararına göre Azerbaycan toprağı olarak kabul edilen Yukarı Karabağ'da Ermenistan'ın bir an önce işgali sona erdirmesi için Türkiye pek çok çağrıda bulunulmuştu.

İran'ın Bakü Büyükelçisi Mecid Feyzullahi ajansa yaptığı değerlendirmede: "İranlı şirketin özel olduğunu, bunun için devletin herhangi bir yaptırım gücünün olmadığını" ve konu ile ilgili bir araştırma yapacaklarını duyurdu. Litvanya Büyükelçisi Viliyes Samuela de anlaşma yapan şirketin özel olduğunu, eksik bilgi nedeni ile böyle bir anlaşma imzalandığını savundu.

Olaya tepki gösteren Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Hazar İbrahim ise bu iki ülke ile diplomatik ilişkileri gözden geçireceklerini duyurdu. Evet bütün bunlar kafa karıştırıyordu.

 



[1] Haber5.com / 15.04.2008

[2] Ardan Zentürk 14.04.2008 Star

[3] Star / 05.04.2008

Ufuk EFE -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

ADİL DÜZEN İSE HAKKA DAYANIR VE İNSANLIĞIN HAYRINADIR Milli Görüş'ün başarısını,...
Devami
  SON HIYANET   Aydınlık dergisi 11 Ocak 2004 sayısı 26,. Sayfasında ve...
Devami
  Yıllardır, defalarca yazdık ve hatırlattık: Batı (ABD, İsrail ve AB)...
Devami
  ACABA!? Refah gerçeği kitabını okurken bir konu kafama takıldı... Bu arada,...
Devami
  Bay Recep T. Erdoğan, Milli Görüş gömleğini çıkarıp, kirli...
Devami
Tarihini unutan toplumlar divaneye dönüyordu! Tarih, bir toplumun milli bilinç ve...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 2816

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR