Reklam
Reklam
Reklam

AKP'LİLER İÇİN, SERVET VE ETİKET Mİ ÖNEMLİ, YOKSA İNSANİ HAYSİYET VE MİLLİ HASSASİYET Mİ ?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

 

AKP'nin kapatılma süreci Recep T. Erdoğan ve ekibini şaşkınlığa ve hırçınlığa itmişti. Bu panik ve tedirginlik, zannedildiği gibi: "Hayırlı ve başarılı (!) hizmetlerimizin önü kesilecek, halkımın demokratik tercihleri tersine çevrilecek" diye değildi. Tam aksine: "Bir zamanlar hayal bile edemediğimiz, ama ülke çıkarlarımıza, kutsallarımıza ve Erbakan Hoca'ya hıyanet karşılığı ele geçirdiğimiz şahsi ikbal, imkân ve iktidarımız sona eriyor!" endişesiyleydi. Kendilerine ve yakın çevrelerine sağladıkları haksız ve hayırsız dünya saltanatının çökmesi tehlikesi, bunları derinden üzmekte ve bunalıma sürüklemekteydi...

 

            Hatırlayınız 54.Hükümetin Başbakanı Prof .Dr. Erbakan Hoca iktidarının yıkılması ve partilerinin kapatılması sürecinde, ülke çıkarlarına ve toplum huzuruna zarar verecek eylem ve söylemlere asla tenezzül etmemiş, gayet vakur, onurlu ve sorumlu bir tavır sergilemişti.

            Çünkü O'nun için insani haysiyet ve milli hassasiyet, dış güçlerin himaye ve hizmetindeki hükümetten çok daha önemli ve önceliklidir. Bu aynı zamanda inancımızdan kaynaklanan bir erdem ve edeptir. Erbakan Hoca, hükümetini kaybetse de, hürmet ve hizmetinin, insani ve İslami dinamiklerinin devam edeceğinin bilincindeydi.

            Ama Recep T. Erdoğan ve ekibinin, iktidarı yitirdikten sonra sahip olacakları ve saygı duyulacakları hiçbir "değer"leri kalmayacak gibidir. Maalesef makam ve menfaat hırsları, pek çok insanı, her türlü arsızlık ve hayırsızlığa yöneltmiş ve bu yüzden vicdanları kayıp gitmiştir.

            Evet, liderlik başka, figüranlık başkadır.

            Yüksek hedefleri doğrultusunda, başkalarını da kurgulayıp hizmete koşanlar lider; ama kendisini başkalarına kiralayıp kullandıranlar ise heder olmaktadır.

            Her şeyden önce olgunlaşmanın ve vicdani bağımsızlığa ulaşmanın ilk şartı; insanın yetenek ve dürtülerini kontrol altına alıp; kendi kendisini hayırda ve millet yolunda kullanmayı başarmasıdır.

            İnsanlar:

            1- Nefsine esir olanlar

            2- Nefsine hakîm olanlar diye iki sınıfa ayrılır.

            İstanbul'da Türkiye Yahudi cemaatinin çıkardığı haftalık Şalom gazetesindeki şu tespitler yüz kızartıcıdır:34

            Ankara - Kudüs - Şam hattı

            "İsrail ile Suriye arasındaki gizli temaslar Başbakan Tayyip Erdoğan'ın aracılığı ile 2007 yılı Şubat ayında karşılıklı mesajlarla başladı. Her iki ülkeden temsilciler, geçen ay İstanbul'da Madrid Barış Anlaşması'nın ilkeleri ve Birleşmiş Milletlerin 242 ve 338 sayılı kararları doğrultusunda barışa ulaşmak için görüşmeleri sürdürme kararı aldılar.

            Türkiye'nin bir yıldan beri sürdürdüğü bu gizli temaslardan üç farklı beklentisi var; Suriye'nin elini güçlendirmek, Ortadoğu'da İran'ın etkisini frenlemek ve bu yoldan İsrail-Filistin barışına katkıda bulunmak.

            Türkiye'nin bu girişimini ABD ile uyum içinde gerçekleştirdiği söylenemez, bu adımlar atılırken Türkiye, ABD'nin karşı çıkmasına rağmen hem Suriye, hem de Hamas ile görüştü. Ancak Türk yetkililer; "ABD'nin menfaatleri ile Türkiye'ninkiler her zaman örtüşmeyebilir" demek suretiyle bağımsız bir dış politik çizgi izlediğinin altını çizmekteler.

İlginç olan: İsrail-Suriye barış görüşmelerinde üç kilit ismin sıkıntılı günler geçirmekte oldukları; Olmert yolsuzlukla suçlanırken, Esad, Refik Harriri cinayetinden sorumlu tutulma baskısından, Tayyip Erdoğan ise açılan parti kapatma davasından tedirgin.

            Başlatılacak görüşmeler her üç lidere de rahat bir nefes aldırabilir; Olmert, belli bir süre soruşturmaların ağırdan alınmasını sağlayabilir, Esad uluslararası alandaki baskıyı azaltabilir, Erdoğan ise bölgede Türkiye'yi yeniden lider durumuna getirerek konumunu güçlendirebilir.

            Gerçek şu ki, Olmert de, Esad da çok cesur kararlar alabilecek niteliklere sahip devlet adamlarıdır. Olmert 2. Lübnan Savaşı'na girerek ve Suriye'deki nükleer santrali imha ederek bu yetisini kanıtladı, Esad da Hizbullah ile işbirliğine girişirken gözü kara olduğunu ortaya çıkarmıştı"

            Deniyor, Ama Recep T. Erdoğan'dan "cesur ve nitelikli devlet adamı" olarak hiç bahsetmiyordu. Oysa cesaret madalyasını Recep T. Erdağan'a kendileri takıyordu.. Demek ki "takiyye" yapılıyordu!..

            Ve işte Recep T. Erdoğan, bu Siyonist ve emperyalist kafaların  figüranıdır, asistanı (pardon "eşbaşkanı")dır.. Böyleleri lider olamaz, eş başkan olup heder olurlar!

            Sürekli kullanılan, makam ve menfaat karşılığı karizmasını başkalarına kiralayan adamlardan; lider kişilik değil, "vitrin mankenliği" beklenir. Bu tiyniyetteki tiplerden, başkan görünümlü uşaklar üretilir.

            Haksız servet, şeref kazandırır mı?

            Şam'dan gelen yüklü ticaret kervanlarının basılacağını haber alan Mekke Müşrikleri, Müslümanlara ders vermek ve def etmek üzere Bedir'e doğru yola çıkmışlardı. Bu olayı daha önceden sezen Ebu Süfyan, kervanını farklı bir yoldan kaçırmayı başarmıştı. Yolda karşılaştığı müşrikler, "haydi, sen de bize katıl da Muhammed belasından kökten kurtulalım!" teklifini yapınca: "Siz gidin, ben çok yorgunum!" diyen, Mekke Reisi Ebu Süfyan'a: "Yahu sen hiç şeref ve haysiyetini düşünmez misin? Dediklerinde ise:

            "Benim şerefim, develerimin sırtındadır. Onları da kurtardığıma göre, sizinle gelip savaşmama gerek kalmamıştır!" yanıtını alıp şaşırmışlardır.

            Şimdi AKP'lilerin şeref ve haysiyetleri, hükümetlerinin sırtındadır.. O da giderse neleri kalacaktır?

            Bu arada; AKP'nin yamukluklarını bahane ederek, bu milletin inancına saldıranlar ise, AKP'nin velinimeti sayılmaktadır. Çünkü onların inadına oy almışlardır ve hala onların sayesinde mağdur rolünü oynamaktadır.

            Ve tabi, "mücahit"likten "mütahit"liğe sıçrayanlar ve Milli Görüş gömleğini çıkarıp, kirli ve çürümüş "Tayyo 2" pelerini kuşananlar; aslında haysiyet ölümlerinin kefen bezini giydiklerini anladıklarında, iş işten geçmiş olacaktır.

            Rüşvet nedir? Hangi tür kazanç helal değildir ve millete iade edilmelidir?

            AKP kurmayları: "Bizim, aile fertlerimizin, dünürlerimizin, yeğenlerimizin ve yakın çevremizin, iktidarımız döneminde kazandığımız katrilyonlar; vurgun ve soygun değildir, içerideki ve dışarıdaki sermayedar dostlarımızın sağladığı imkân ve fırsatlar neticesinde  elde edilmiştir!.." diyebilirler..

            Onlara Asrı Saadetten bir örnek hatırlatalım..

            Vergi toplamakla görevli bir yetkili, hasılatı getirip devlet hazinesine teslim ederken, bayağı servet sayılacak miktardaki bazı malları bir kenara ayırmıştı. Hz. Resulüllah: "Bunlar nedir?" diye sorunca da:

            "Efendim, bunlar bazı zenginlerin kendi rızalarıyla bana verdikleri hediyelerdir.."

            Bunun üzerine Peygamber Efendimiz:

            "Peki, sen vergi toplayan yetkili bir memur olmasaydın, bu adamlar, şu hediye dediklerini getirip sana verecekler miydi?..." diyerek, onların tamamını hazineye katmıştı. Ve bu tür imkân ve ikramların aslında rüşvet sayıldığını ve karşılığında mutlaka bazı çıkarlar sağlandığını vurgulamıştı.

            Şimdi ey AKP'liler!. İçerideki ve dışarıdaki dostlarınıza, millet ve devlet kesesinden ve tüyü bitmemiş yetimlerin hissesinden, milyarlarca YTL'lik haksız kazançlar sağlamasaydınız, onlar size rüşvet cinsinden bu milyonlarca YTL'lik imkânları sunarlar mıydı? Ama unutmayınız, Kasalarınıza sakladığınız kul haklarını mutlaka kusacaksınız!

            Özden Örnek'in Erdoğan ve Çalık'la İlginç İlişkileri ve Çelişkileri

            Ergenekon soruşturması, hepimizin artık öğrendiği üzere Oramiral Özden Örnek'in Nokta dergisinde yayınlanan günlüklerindeki iddialar temel alınarak yürütülüyor. Ve Oramiral Özden Örnekle ilgili çok ilginç bazı bulgulara ulaşılıyor.

            Biliyorsunuz, Oramiral Özden Örnek'in kamuoyunca tanınan bir oğlu bulunuyor.

            Yönetmen-yapımcı Tolga Örnek.

            Oramiral Özden Örnek'in oğlu Tolga'nın çektiği Hititler filminin sponsorları arasında İMKB, Çalık Holding, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, THY, İstikbal ve Nur İnşaat gibi kuruluşlar yer alıyor.

            Amiral'in oğlu Tolga Örnek'in diğer filmi Gelibolu'nun sponsorları arasında şunlar dikkat çekiyor:

            Çalık Holding ve İstikbal!?

            Şimdi diyeceksiniz ki, "Ne var canım bunda. O filmlerin başka sponsorları da vardı."

            Doğru.

            Bu yüzden soruşturma biraz daha derinleştiriliyor.

            Ve çok ilginç başka bir bulguya rastlanıyor:

            Çalık Holding yani kamu bankalarının parasıyla Sabah ve ATV'yi alıp iktidarın emrine tahsis eden grup, 2004 yılının Mayıs ayında Çalgaz Doğalgaz Dağıtım Pazarlama Taşımacılık Sanayi ve Ticaret A.Ş. adında bir şirket kuruyor.

            Şirketin ortakları arasında Çalık Enerji, Ahmet Çalık, yine Çalık'a ait Altındağ Yatırım, Aksel Goldenberg, Ruben Goldenberg ve Aşer Goldenberg göze çarpıyor.

            Büyük bölümü ve yönetimi Çalık Grubuna ait Çalgaz A.Ş., 20 Haziran 2005'te adını değiştirip Naturelgaz Sanayi ve Ticaret A.Ş. oluyor.

            Ve sıkı durun şirketin yönetim kurulu üyeliğine Çalık Enerji'yi temsilen Oramiral Özden Örnek'in diğer oğlu, Burak Örnek getiriliyor. Böylece ilginç bir buluşma ve dayanışma örneği yaşanıyor!

            İlginçlik bu kadarla da sınırlı kalmıyor.

            Aynı şirkette Başbakan'ın damadı Berat Albayrak 1. derece imza yetkisiyle danışmanlık yapıyor.

            Nokta Dergisi'nin eline nasıl geçtiği hala anlaşılamayan "Darbe günlükleri"nin yazarı Oramiral Özden Örnek'in oğulları, iktidar tarafından medya sahibi yapılan ve bu dönemde rafineri lisansı almayı başaran Çalık Grubu'nun şirketleriyle son derece içli dışlı bulunuyor.

            Tabii başka tesadüfler de mide bulandırıyor.

            Mesela Başbakan Erdoğan'ın oğlu Burak Erdoğan Kasımpaşa Deniz Hastanesi'nden askerliğe elverişli değildir raporu aldığı sırada Oramiral Özden Örnek bu Hastane'nin bağlı olduğu Donanma Komutanlığını yapıyor!

            Ve yine Başbakan'ın oğlu, Tolga Örnek'in Kalendar Orduevi'nde yapılan düğününün davetlileri arasında yer alıyor. (Bu bilgi o dönem basına da yansımıştı)

            Değerli okurlar Türkiye'de böyle garip ve acayip şeyler oluyor.35

            Ama Milli Çözüm gibi mahiyeti de gayreti de herkesce bilinen bir ekip, bu şebekelere bulaştırılarak bazıları aklanmaya ve saklanmaya çalışıyor. Ama ilahi adalet ve yargımızdaki dirayet ve feraset bunları rezil ediyor.Bakalım, "Kapatılmayıp, rehin alınan AKP'nin bu sevinci de, uzun sürmeyeceğe benziyor!.

            Teşekkürler, tebrikler Murat Dağdeviren!..

            Fiyaskoyla sonuçlanan ve tamamı serbest bırakılan Milli Çözüm operasyonu ile ilgili şunları yazmıştı.

            "Yaşadığımız 'buhranlı dönemlerden' geçerken, insanların nasıl bir panik havası içinde olduğu malum bir gelişme. Sokakta yürüyen vatandaş bile kendini 'Ergenekon denen şeyin bir parçası' sanıyor.

            Galiba doğru da...

            Hepimiz Ergenekon'un bir parçasını teşkil ediyoruz(!)  Benden söylemesi...

            Dalga dalga yayılan operasyon önce 'Dilovası kod adlı gizli tanığın' ifadeleriyle Kocaeli, ardından Gebze sınırlarına ulaştı.

            'Adana Savcılığı talimatlı, Konya Emniyet Müdürlüğü uygulamalı' operasyon ise ta Gebze'nin içine kadar girdi.

            Henüz Ergenekon'la tam ilişkilendirilemeyen; fakat iddia makamının söylediği suçlarla 'Ergenekon arasında benzerlik taşıyan operasyonun' merkezi ise; Mili Çözüm Dergisi oldu.

            Bir 'şafak baskınıyla' Gebze'deki evlerinden alınan Milli Çözüm ekibi, Konya'ya oradaki soruşturmadan sonra da Adana'ya sevk edilecek.

            Basın bu soruşturmaya 'Ergenekon'un 7. dalgası' diyor. Lakin henüz kaç dalgayla karşılaşacağımız da belli değil!!!

Bu operasyon kapsamında gözaltına alınan ve hala Konya'da bululanlar arasında yer alan Ali Çağıl'la bir arkadaşlığım bulunuyor. Kendisi bir şafak baskınıyla apar topar gözaltına alınmadan iki gün öncede uzunca oturup sohbet ettik.

            Ali Çağıl, benim ve yakın dostlarımın iyi bildiği biri. Milli Görüşlü olduğunu 'her yerde söyleyen', bazılarının ise 'aşırı dinci diye tabir edeceği' bir yapıya sahip. Türkiye ve Gebze meselelerini yakından takip ederdi.

            Ali'ye tanıştığım gündem itibaren kendisinin birilerine karşı her hangi bir 'yanlış hareketini' görmedim. Dünya görüşlerimizin farklılığından dolayı sık sık tartışmaya girer, çay masalarında ülkeyi kurtarmaya çalışırdık.

            Ama Ali bu sohbetlerin en hareketli yerlerinde bile üslubunu sertleştirmezdi. Dünyaya 'iki farklı pencereden' bakmamıza ve 'zıt kutuplarda' bulunmamıza rağmen tartışmalarımız karşılıklı saygı çerçevesinde kalırdı.

            Gözaltı süresinden iki gün öncede böyle bir tartışma içine girdik. Dört beş kişilik bir ortamda yine Ergenekon operasyonunu tartışmıştık. Daha öncede benzer tartışmalar içinde sohbet ederken Ali'ye şaka olarak, 'Bak bizi de gözaltına alırlar. Böyle ulu orta tartışmayalım. Hele bunları telefonda hiç konuşma' der takılırdım.

            Zaten bu sohbetlerin hiç birinde de Ali'nin öyle devlet bölge, kaos ortamı oluşturma, çete gibi söylemlerini de duymadım. Sıradan kahvehane sohbetlerinin biraz üstüne çıkardık. Sohbetlerin sonu ise toplumun genelinde olduğu gibi 'Ergenekon şakalarıyla' biterdi.

            Ali ise 'Dinlesinler telefonu, neyimiz var ki?' derdi...

            Meğer adamın telefonu hakikaten dinleniyormuş(!) Hem de bir buçuk yıldır. Hele birde ortam dinlemesi varsa; sormayın gitsin. Kaç hararetli tartışmaların içinde kendimi kaybederek yaptığım konuşmaları hatırlamıyorum bile!..

            Tıpkı toplumun geneli gibi yaşadığımız 'dinleme fobisi' meğer boş yere değilmiş. Günde en az üç / beş kez karşılaştığım Ali şimdi Adana Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 'Türkiye Cumhuriyeti Devleti hükümetini yıkmak, ülke genelinde kaos ortamı oluşturmak, halkı silahlı isyana teşvik, devletin bazı resmi kurumlarını ele geçirmek, devlet organlarını aşağılamak" iddialarıyla yargılanacak.

            Valla diğerlerini bilmem; ama üç gün önce Gakkoş Kebap'ta kebap yediğim Ali, bu ülkede nasıl kaos ortamı oluşturacak anlamış değilim... İşlerinin kötü olmasından dolayı iş yerini kapatıp, bir aydır kiracı arayan bizim Ali, bu ülkeyi nasıl ele geçirecekmiş, bilemiyorum.

            İkili tartışmalarla köşe başındaki dükkân sahibini bile ikna edemeyen Ali, silahlı isyana teşvik konusunda nasıl bir yol izleyecekti, ciddi anlamda merak ettim.

            Vesselam Ali bana, ben Ali'ye söylemiştim. Bizi biri dinler diye(!)

            Bak korktuğumuz şey başımıza geldi Ali..."36

Evet, hala şerefli ve gerçekçi insanlarımız da vardı.


34 28.05.2008

35 www.ekoavrinti.com / 04.07.2008

36 http://www.kocaelihaberler.com


Bu yazarin diger makaleleri

  Kur’an-ı Kerim sadece Arapça lafzını okumak için değil, O’nu anlamak,...
Devami
  KUSURA BAKMA      Faniden acizden, ilah olur mu Sübhan1 Rabbi ara, küsura2...
Devami
PKK'nın: önce Güneydoğumuzda federatif-özerk Kürdistan hedefine erişmek, ardından Irak ve...
Devami
“Yalancının mumu, yatsıya kadar” Sonra rezil olur, çirkefe batar Üç doğruya beş...
Devami
  “Fareleri kedileştirme sistemi” uygulanıyor! Adamın evine fareler dadanmış. Aklı evvel bir...
Devami
Ey gaflet hıyanet, rezalet yurdu Şeytan takımına, pazarsın dünya! Hatta boğdurursun,  tilkiye...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 2652

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR