Reklam
Reklam
Reklam

İSLAM HAREKETLERİN GELİŞME SEYRİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

 

Başta Efendimiz, tarih boyunca tevhit mücadelesi veren bütün peygamberler olsun... Yeni bir değişim ve düzelme hareketini gerçekleştiren bütün ilim adamları olsun. Zulüm ve sömürü sistemlerini yıkıp Hakka dayalı adil düzenleri yerleştiren siyaset ve cihat önderlerinin tamamı olsun... Bunlar, mutlaka mevcut rejimlerin çeşitli kurum ve kesimlerinden gelen dışlanmak, horlanmak, sövülmek. Dövülmek, kovulmak, kınanmak, sürülmek ve öldürülmek gibi, sıkıntı ve saldırılara katlanmak zorunda kalmışlardır. 

 

Şer güçlerin ve küfür cephelerinin, iman davasına ve İslam davetine karşı tepkileri genelde şu merhaleleri içerir:

1- Gizleme, ilgilenmeme ve yayılmasını önleme "Sansür" dönemi 

2- Alay etme, küçük düşürme ve "psikolojik sindirme" dönemi 

3- Hakaret, işkence, zulüm, "yıldırma ve caydırma" dönemi 

4- Uzlaşma perdesi altında "hedef saptırma ve yozlaştırma" dönemi 

5- İftira, çamur atma ve kafaları karıştırma dönemi 

6- Darbe ve suikastlarla  "liderleri ortadan kaldırma" girişimi 

7- Nifak çıkarma, müslüman görünüp "içten yıkma ve yıpratma" denemesi

8- Silahlı saldırı. Zorla imha ve "hareketi boğma"  dönemi 

9- İslami hareketin gücünü kabullenip "anlaşmaya mecbur kalma" dönemi 

10- Fetih ve teslimiyet dönemi. 

Özellikle Aleyhissalatü vesselam Efendimizin hayatı ve Asr-ı Saadet incelendiği zaman bu dönemler ve denemeler, çok daha net olarak görülecektir.

Hazreti Resul'ün  (sav) selamet çağrısına, müşrik reislerinin ilk tepkisi,  ilgilenmemek, önemsememek ve bu gerçeğin duyulmasını ve yayılmasını önlemek ve gizlemek şeklinde ortaya çıktı... Hatta Mekke'de bir peygamberin zuhurunu duyarak merak edip gelenlere Ebu Cehil gibileri, "Hayır, yanlış duymuşsunuz, öyle bir kimse yok!" diyerek geri çeviriyorlardı. Çünkü Hakk'ın duyulmasından ve yayılmasından korkuyorlardı. 

Ama buna rağmen Müslümanların çoğaldığını gören zalimler, bu sefer inanan insanlarla alay etmeye, onları küçük düşürmeye ve rencide etmeye başladılar ve böylece insanların "alay edilmek endişesiyle" Hak dine girmelerini önlemeye çalıştılar.

Bu tavırları da İslamın yayılmasını önlemede etkili olmayınca bu sefer, Müslümanlara ve özellikle sahipsiz ve çaresiz bulunanlara, açıkça hakaret ve haksızlık etmeye başladılar.  Giderek şiddetlenen ve en acımasız işkencelerle vahşete dönüşen bu zulümler de Müslümanları yıldırmayınca, bunun üzerine şeytanın uşakları özellikle Peygamberimiz hakkında "şair, mecnun, sihirbaz" gibi çeşitli iftira ve isnatlar uydurmaya ve İslam'dan uzaklaştırmaya çalıştılar. Hatta daha ileri giderek, Efendimiz  (sav)'in mübarek hanımlarını ve ailesini hedef aldılar.

Bunlarla da başarılı olmayınca, islamın nurunu söndürmek ve Müslümanları sindirmek için, Hazreti peygamberimiz (sav)'i öldürmeye karar verdiler. Cenab-ı Hakk'ın hicret emriyle bu planları da boşa çıkan müşrikler, daha sonra düzenli ve güçlü ordularla defalarca Müslümanlara saldırdılar ve savaş açtılar. Ama hiç birinde umduklarını bulamadılar ve netice alamadılar. 

Arkasından, Medine'de zuhur eden münafıkların eliyle İslamı içinden yıpratmak ve yıkmak faaliyetleri de sadece Müslümanların bilenmesinden ve bilinçlenmesinden başka bir işe yaramayınca, giderek güçlenen ve artık gücünden ürkülen Müslümanlarla çaresiz anlaşmaya oturmaya ve Hudeybiyede uzlaşmaya mecbur kaldılar.

Hudeybiye'de manen ve moralman çözülen küfür cephesi nihayet Mekke'nin fethiyle tamamen çökertiliyor ve teslime mecbur ediliyordu ve artık insanlar dalga dalga İslama giriyor, kabileler, kavimler ve kıtalar kurtuluşu bekliyordu. 

Ve bugün milli Görüş hareketinin de aynı safhalardan geçerek geldiğini ve gelişip güçlenerek hedefine doğru ilerlediğini ibretle görüyoruz.

Bu davanın bilhassa başlangıç dönemlerinde batıl güçlerin emrindeki basın ve televizyonun bir tek kelime olsun bahsetmeyerek, kendi insanımızdan gizlediğine şahit olduk. Ama bu kabuğu kırıp çıkan ve filizlenen hakikat davası, giderek taraftar bulmaya başlayınca, bu sefer özellikle muhterem liderini takkesiyle, takunyasıyla alay konusu yapmaya ve uydurma fıkra ve karikatürlerle hafife almaya uğraştılar. Bu da yetmeyince, inananlara hakaret ve işkence etmeye başladılar. En basit bahanelerle karakollara, mahkemelere ve cezaevlerini gönderdiler. İşlerinden attılar, sürgün ettiler... Bu da tutmayınca ve şartlar da mecbur bırakınca Milli Görüşle uzlaşmak ve koalisyon kurmak durumunda kaldılar. İstemeyerek de olsa Hak davanın gelişmesine ve yerleşmesine zemin hazırladılar. Ve nihayet son çare olarak ihtilaller ve olağan üstü mahkemelerle Milli Görüş'ten tamamen kurtulmak ve liderini ortadan kaldırmak hesaplarını yaptılar. Ama bu da iman hareketinin ve aziz liderinin iftira ve isnat kirlerinden aklanmasına ve daha iyi anlaşılmasına yarayan bir nevi reklâm olmaktan başka bir şeye yaramadı.

Siyonist güdümlü dış ve iç güçlerin bütün bu girişimleri de başarılı olmayınca bu sefer, bu hareket ve cemaat sayesinde meşhur olmuş bazı kimseleri makam ve menfaat hırsıyla ve liderlik hevesiyle ayartarak, hak davayı içinden yıkmak ve yıpratmak heves ve hesapları da sadece safların saflaşmasıyla sonuçlanacaktır. 

Bu noktada şu gerçeği de hatırlatmakta fayda görüyorum:

Tarih boyunca bütün iman inkılâpları, öyle kısa bir dönemde çığ gibi büyümek ve sarmaşık misali gelişmek yerine, uzun bir zaman diliminde ve engelleri adım adım aşarak ve mensupları da pişerek ve yetişerek hedefine ulaşmıştır. 

Örneğin, Efendimiz Mekke'de 13 yıl boyunca bütün gayret ve davetinin neticesi Müslüman olanların sayısı yüz kadar insandır. 

Hicretten sonra, Bedir Harbi'ne 300 neferle,  ardından Uhut Savaşı'na 900 askerle ki 300 kadarı da münafık olup ayrılacaktır- çıkmıştır. Hendek savunmasına 1500-2000 sahabi katılmış ve nübüvvetin üzerinden 17-18 sene geçmesine rağmen Hudeybiye Seferi'ne birkaç bin kişi katılmıştır. Ve nihayet aradan yirmi bir yıl geçmesine rağmen Mekke fethi için hazırlanana ordunun tamamı sadece 7-8 bin kişi kadardır ki, bu sayı o günkü sıradan bir Arap kabilesinden bile azdır.

Ve Mekke fethi asker çokluğu ve silah üstünlüğüyle değil, nübüvvet siyaseti ve harp hilesiyle kazanılmıştır.

Zira bir hak dava öyle kısa bir zamanda ve kolayca hemen çokça taraftar bulur, imkân ve iktidar sahibi olursa,  sadık insanlarla sahte kahramanlar seçilemez. Böyle çile çekmeden, sıkıntı ve zorluklarla tam pişmeden toplanan çürük insanların eliyle de büyük inkılâplar gerçekleşemez, gerçekleşse de yürütülemez.

İnsanların demokrasi diye arayıpta bulamadıkları, laiklik diye arzulayıp ta ulaşamadıkları... Temel insan haklarına ve evrensel hukuk kurallarına kavuşacakları... Aynı kökenden, farklı düşünceden ama herkesin barış ve bereket için de yaşayacakları... Her yönden kalkınmışı ve saygınlık kazanmış bir Türkiye'nin onurlu ve huzurlu vatandaşı olmaktan mutluluk duyacakları yeni bir Kur'an Medeniyetinde buluşmak ve kucaklaşmak ümidiyle...


Bu yazarin diger makaleleri

  (Erbakan Hoca'nın Askon Sohbeti.)   Doğru bir tedavi için, önce doğru teşhis...
Devami
  ATATÜRK'Ü sağ ya da sol ekonomik ideolojilere kapılmış, ya...
Devami
  Amerikalı cani maskesini çıkardı Irak'a ve Afganistan'a özgürlük götürdüğünü...
Devami
  Bilmem dikkatinizi çekiyor mu? Bu ülkenin yerli olduğunu iddia...
Devami
  En sonunda sebataistliğini ve kirli mahiyetini itiraf eden Yalçın...
Devami
  Türkiyede'ki Kuvay-ı Milliye dirilişini, Erbakan'ın D-8 ler girişimini, Rusya...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 5140

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR