ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün468
mod_vvisit_counterDün2791
mod_vvisit_counterBu Hafta5620
mod_vvisit_counterGeçen hafta20243
mod_vvisit_counterBu Ay110250
mod_vvisit_counterGeçen Ay118886
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar18327237

IP'niz: 34.239.177.24
Bugün: 22 Eyl 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12768304

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

HİLAL HAÇLI SAVAŞI VE ILIMLI İSLAMCILARIN SAFI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 5
ZayıfMükemmel 

 

ABD Başkan Yardımcısı Siyonist Dick Cheney: Irak'ı İslam Birliği'ni önlemek için işgal ettik! Diyor.

Bu itiraf: "28 Şubat darbesiyle, Erbakan Hükümeti'ni de, D-8'leri kurduğu için devirdik!" anlamını taşıyor.

ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney, Amerika'nın nasıl bir amaçla Irak'ı işgal ettiğini dile getirdi. Irak'a İslam Birliği'ni önlemek için saldırdıklarını söyleyen Cheney, Amerikan askerlerinin Irak'ta, "çok elzem Amerikan çıkarlarına"(!) hizmet ettiğini belirtti.

 

 

Bush yönetiminin birinci döneminden bu yana daha çok perde arkasında kalmayı tercih eden ve kamuoyu önünde çok az konuşan Cheney, Irak'tan hemen asker çekilmesi yönündeki tartışmaların özellikle ABD kongresinde tartışıldığı bir dönemde, yönetime yakın, muhafazakar düşünce kuruluşu American Enterprise Institute'de (AEI) katılımcıların sorularını yanıtlamadan bir konuşma yaptı.

Cheney, Demokrat Partili Pennsylvania Milletvekili John Murtha'nın, Amerikan askerlerinin bir an önce Irak'tan çekilmesi çağrısında bulunan tasarıyla kongrede başlattığı tartışmalara da değindi ve "Murtha'nın görüşlerine katılmıyorum. Ancak o çok iyi bir adam, eski bir deniz piyadesi ve bir vatansever. Kimse bu konuları tartışmayalım, ya da kongrede Irak Savaşı'na destek yönünde oy kullananların kararını yeniden gözden geçirmeyelim demiyor. Biz Amerikalıyız ve bunları tartışırız. Eleştirmek yanlış değil" dedi.

‘İslam İmparatorluğu Engellenmeli'

Revizyonist yaklaşımların Amerikan Senatosu'nda yeri olmadığını belirten Cheney, ABD'nin Irak'taki operasyonlarının "haklı, adil ve gerekli" olduğunu ileri sürerek, "zafer elde edilinceye kadar süreceğini" söyledi.

Amerikan askerlerinin Irak'ta, "çok elzem Amerikan çıkarlarına"(!) hizmet ettiğini belirten Cheney, direnişçilerin Ortadoğu'da Amerikan ve batı etkisine son verme amacını taşıdığını kaydetti.

Cheney, "teröristlerin" ABD Başkanı Bush'un da bir konuşmasında dile getirdiği "İslam İmparatorluğu" amacını taşıdığını söyledi ve bu imparatorluğun sınırlarının İspanya'dan Endonezya'ya, Kuzey Afrika'dan Ortadoğu'ya uzanmasının hesaplandığını ifade etti. Güçlenmiş böyle bir imparatorluğun, İsrail'i de haritadan silmeyi amaçladığını söyleyen Cheney, "Irak, İslamcı teröristlerin daha büyük planının bir parçası" dedi.

"Irak Halkı Bizi İstemiyor"

Demokrat Parti Pennsylvania Milletvekili John Murtha'nın, Irak'tan Amerikan askerlerinin çekilmesi yönünde bir tasarıyı ABD Temsilciler Meclisi'nin gündemine getirmesiyle başlayan tartışmalara ilişkin değerlendirmede bulunan Rumsfeld, "Savaşlar hakkında daima tartışmalar olur. Özgür bir ülkede yaşıyoruz ve halkın bu konularda soru sorması, görüş belirtmesi doğaldır, adildir. İkinci Dünya Savaşı'nda da, Kore'de, Vietnam sırasında da böyle oldu. Ancak sözlerimizin yarattığı etkiyi iyi anlamalıyız. Bunlar teröristlerin işine yarıyor" dedi.

Yolsuzlukları ortaya çıkınca istifa eden "Karanlıklar Prensi" olarak da adlandırılan Pentagon'un eski savunma danışma kurulu başkanı ve ABD'nin eski Savunma Bakan yardımcılarından Siyonist Richard Perle de, CNN televizyonunda katıldığı programda Rumsfeld'in görüşlerine destek verdi ve Irak'tan hemen asker çekilmesi yönündeki tartışmaların, El Kaide'nin ekmeğine yağ süreceğini söyledi. NBC televizyonunda bir programa katılan Milletvekili Murtha ise, Temsilciler Meclisi'nde reddedilmiş olmasına karşın, Irak'tan asker çekme çağrısını yineledi ve tasarının, en azından ABD Başkanı George W. Bush yönetimine, Irak'ta izlediği yolu değiştirme yönünde bir fırsat tanıyacağına inandığını söyledi. Murtha, "Irak'ta hiçbir ilerleme olmuyor. Iraklılar bu işin içinden kendileri çıkmalı. Biz orada düşman olduk, Irak halkının yüzde 80'i bizim oradan çıkmamızı istiyor, yüzde 45'i Amerikalılar'a saldırmayı haklı görüyor. Artık yön değiştirme zamanı'' dedi.

CNN'den Cheney'in Suratına "X"   

Amerikan CNN televizyon kanalı Dick Cheney'nin canlı konuşması sırasında yüzünü ''X'' işaretiyle kapadı. ABD'nin izlenme oranı en yüksek haber kanallarından CNN, yönetime yakın muhafazakar düşünce kuruluşu American Enterprise Institute'deki (AEI) konuşması sırasında Cheney'nin görüntüsüne zaman zaman ''X'' işareti yerleştirdi.

CNN'nin protestosunun nedeni açıkça anlaşılmazken, Drudge Report adlı internet dergisinin sorusunu yanıtlayan üst düzey bir Beyaz Saray yetkilisi, haber kanalının yayınıyla ilgili endişesini dile getirirdi ve ''CNN'nin merkezi Atlanta'da birileri bize bir şey mi anlatmak istiyor?'' diye konuştu. Amerikan haber kanalının yetkilileri ise basın mensuplarının telefonlarına yanıt vermedi.

ABD Politikasına Siyonizm Egemen

Şam'a giden ABD'li politikacı David Dok ise, ABD dış politikasına Siyonizm'in egemen olduğunu söyledi. ABD Kongresi eski üyelerinden David Dok, Suriye'ye yönelik ABD baskısına karşı çıkmak ve Suriye'ye destek için bu ülkeyi ziyaret etti.

Başkent Şam'da basın toplantısı düzenleyen David Dok, Amerikan halkının 3'te 2'sinin Irak savaşına karşı olduğunu belirterek, "ABD dış politikasına Siyonizm egemendir" dedi. Irak'ta 2 bini aşkın ABD askerinin öldüğünü ve 30 bininin de yaralandığını hatırlatan Dok, Irak savaşında sadece Irak halkının değil Amerikalıların da öldüğünü söyledi.

"Siyonizmin Çıkarları İçin Savaşıyorlar"

ABD'nin Irak savaşına 300 milyar dolar harcadığını ve bu paranın Amerikan halkının cebinden çıktığını belirten Dok, "Irak savaşında ABD'nin değil, İsrail'in çıkarları korunduğunu belirtti.

ABD ve İsrail siyasetinde "Şam yolu Bağdat'tan geçer" anlayışının hakim olduğunu ifade eden Dok şunları söyledi: "Siyonizm'e endeksli ABD, sadece Irak savaşı ile yetinmeyecek, Siyonizm'in çıkarları için Suriye ve İran ile de savaş çıkarmak isteyecektir"

Bu yüzden vicdan sahibi her insanın ABD'nin savaş politikasına karşı çıkması gerektiğini vurgulayan Dok, kendisinin bu yüzden Suriye'ye geldiğini söyledi.

"Ortadoğu'da Asıl Terör Kaynağı İsrail"!

Filistin, Afganistan ve Irak'ta olup bitenlerin tamamından Amerikan halkının haberdar olmadığını belirten David Dok, "ABD'deki Siyonist medya gerçekleri çarpıtıyor. Halk doğruları öğrenemiyor. Nasıl İsrail Suriye'ye ait Golan Tepeleri'ni işgal etmişse, Siyonizm de ABD medyasını işgal etmiştir" dedi.

Ortadoğu'daki hiçbir ülkenin ABD'ye karşı terör eylemi gerçekleştirmediğini ifade eden Dok, Ortadoğu'da İsrail'in terörün kaynağı olduğunu özellikle dile getirdi.

Siyaset bilimciler Yahudi Dick Cheney'in İslam İmparatorluğu kurulacak ve İsrail ortadan kaldırılacak!" sözleriyle, El Kaide'yi değil, Erbakan Hoca'nın kurduğu D-8'ler hareketini kastettiğini söylemektedir. Ancak Erbakan Hareketinin ve Milli Görüş Projelerinin Siyonist Merkezleri ne denli ürküttüğünü sezdirmemek ve antisiyonist kesimleri Erbakan'a yönlendirmemek için El Kaide gibi aslında kendi kontrollerindeki hayali bir adresi hedef göstermektedir. Halbuki El Kaide'nin yeni bir İslam Birliğine öncülük yapacak bilgi, birikim, proje ve liderden mahrum bulunduğunu herkes bilmektedir. ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney bu sözleriyle Refah-Yol'un yıkılması ve Erbakan Hoca'nın yasaklanmasıyla sonuçlanan 28 Şubat darbesinin ne maksatla ve kimlerin kışkırtmasıyla yapıldığının da ipuçlarını vermektedir.

Aynı Siyonist Dick Cheney ve ekibinin Fetullah Gülen'i niçin desteklediği ve sahiplenip reklam ettiği de kafaları karıştİran önemli bir soru işaretidir.

Şimdi Washington'da uzun süre görev yapan Türk gazeteci, TRT, Anadolu Ajansı Tercüman Gazetesi Washington temsilcisi ve üç kez Ankara gazeteciler cemiyeti "Yılın Gazetecisi" ödülü sahibi Yılmaz Polat'ın "Washington'da Akrobasi" kitabından konumuzla ilgili ve ilginç notlarını aktarmak istiyorum:[1]

Ilımlı İslam

Bush Yönetimi, Irak savaşının başlangıcından beri Türkiye'nin sürekli ‘Ilımlı İslam'la yönetilen bir cumhuriyet olduğunu vurguluyordu.

İslam ve demokrasi kavramları bir araya getirilerek, öteki Müslüman ülkelere Türkiye örnek gösteriliyordu. Irak'ta güvenliği sağlayamayan Bush Yönetimi, donmamış çocuğa don biçiyordu.

Bu tipik bir Amerikan taktiğiydi. Amerikalılar, işleri düştüğü zaman hükümetlerin eğilimine göre, açıklamalar yapardı. Daha önce ‘laik' bir cumhuriyet olarak Türkiye'yi örnek gösteren Amerika, durum değişince bu kez de ‘Ilımlı İslam' kavramını ortaya atıyordu. Hatta daha da ileri giderek, Türkiye'yi İslam Cumhuriyeti olarak tanımlıyordu.

Amerikalılar, 1980'li yılların başından beri Türkiye'deki İslamcı faaliyetleri yakından izliyordu.

1989 yılında Tercüman Gazetesi'nin Washington temsilciliğini yaparken, RAND Corporation adlı düşünce kuruluşunun "The Prospects For İslamic Fundamentalizm in Turkey" "Türkiye'de İslam Köktenciliğinin geleceği" başlıklı bir rapor ele geçirmiştim. Yazı dizisi yapılan rapor daha sonra kitap haline getirildi. Rapor hala Washington'un Türkiye'deki İslama bakışını anlamak açısından iyi bir yol gösterici.

80 sayfalık raporu, CIA'nın eski Türkiye bölge sorumlusu Graham Fuller başkanlığında bir ekip Pentagon için hazırlamıştı.  Raporu hazırlayanlar arasında ilginç bir isim vardı.  Profesör Sabri Sayarı, sonraları Rand'den ayrıldı, Washington'da Türk Araştırmaları Enstitüsü'nün başına getirildi.

Raporun, Amerikan çıkarlarını iyi şekilde koruyacak politik seçeneklerin yer aldığı bölümünde, "ABD politikalarını çizerken, Türkiye'nin laik hükümet biçimini desteklemekle İslamcı güçlerle açıkça yüzleşmekten kaçınmak arasındaki ince yolda yürümelidir" cümlesi hala ilgimi çeker.

Aradan geçen yıllar içinde Amerikalılar bu görüşü ne kadar uyguladı tartışılır. Ancak Türkiye'deki İslamın rolü konusunda Amerikalılar uzmanlık seviyesinde araştırmalar yaptı. Rapordaki tavsiyeye uyarak, Türkiye'deki İslami hareketin üyeleriyle resmi ya da resmi olmayan temaslarda bulundular. Örneğin Fetullah Gülen'le yakın temas kurdular.

Amerikalı politikacıların Türkiye'deki uzmanlık alanlarından biri de İslam oldu.

Dışişleri Bakanı Colin Powell, Alman ZDF Televizyonuna yaptığı açıklamada, Türkiye'yi İslam Cumhuriyeti olarak Pakistan'la aynı kategoride değerlendirdi. Powell, Irak'ın demokratik bir İslam devleti olmasını beklediklerini söyledi. Powell, "İslamın demokrasi ile bir arada olamayacağını gösteren bir neden yok. Bu, bizim benimsemediğimiz bir yargı. Neden Türkiye gibi bir İslam ülkesi, Türkiye'deki gibi bir demokrasi olmasın" dedi.

Powell'in sözlerine AKP Hükümeti'nden bir tepki gelmedi. Birkaç gün sonra Washington'da Amerikan-Türk Konseyi'nin yıllık toplantısı yapıldı. Toplantıda, Türkiye'nin Washington Büyükelçisi Faruk Loğoğlu, Amerikalıların Türkiye'ye ılımlı İslam yakıştırmasına sert tepki gösterdi. Büyükelçinin tavrı sahteydi.

Türkiye'nin ılımlı İslam olduğunu savunan sadece Powell değildi. Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu da Amerikalılarla aynı görüşteydi. Bardakoğlu, Utah Üniversitesi'nde bir panel için Amerika'ya geldi. Burada bir konuşma yaptıktan sonra Washington'a geçti. Diyanet İşleri Başkanı, Beyaz Saray ve Dışişleri Bakanlığı'nda görüşmeler yaptığını söyledi.

Ali Bardakoğlu'na göre, Amerikalılar, ılımlı İslam projesi için kendisinden yardım istedi. Bardakoğlu da destek vermeye hazır olduğunu söyledi. Diyanet İşleri Başkanı, Diyanetin somut projeler üreteceğini de söyledi.  Böylece Amerikalılar da Türkiye'nin ‘Ilımlı İslam' örneğini İslam Dünyasına pazarlayacaktı.

Peki Bush Yönetimi neden Türkiye'de laik kesimi değil de ılımlı İslamcıları kendisine ittifak olarak seçti?

Powell'in gaf yapması mümkün mü? Aslında değil. Amerikan Dışişleri Bakanı son derece dikkatli biridir. Genel Kurmay Başkanlığı görevinden bu yana Türkiye'yle yakın işbirliği içinde olmuştur. Dolayısıyla Türkiye'nin nasıl yönetildiğini iyi bilir. O halde geriye bir olasılık kalıyor. O da Washington'un ekonomik modelden sonra Türkiye'yi bölgede İslami model olarak da seçmesi.

Amerikalıların İslam Dünyasıyla ilgili çok sayıda çalışması var. Bunların çoğu gizli değil. Hatta CIA bile çalışmalarının bir bölümünü kamuoyuna açıklıyor. Bir çoğunu internet sayfalarında görmek mümkün. CIA'nın son çıkan raporlarından birinde İslam Dünyası 4 başlıkta inceleniyor.

-Köktendinciler,

-Tutucular,

-Ilımlılar,

-Laikler,

Bu sıralamada Bush Yönetimi öncelikle ‘Ilımlı İslamcıları' destekliyor. Eğer ülkedeki durum farklıysa kökten-dincilere karşı tutuculardan yana karşı tavır koyuyor. Laikler ise duruma göre destekleniyor.

CIA' göre, Türkiye'de E Kaide e Kaplancılar gibi köktendinciler de var. Kemalistler laik kesimi oluşturuyor ama onlarda Amerika'ya çok yakın değiller. Bu durumda en iyi ittifak ılımlı İslamcılarla yapılabilir. AKP Hükümeti, buna en güzel örnek. İktidarın desteklenmesi gerekiyor.

Bush Yönetiminin Türkiye'deki İslama bakışı özetle böyleydi.

Bush Yönetimi, 11 Eylül trajedisinden sonra ülkedeki din liderlerinin çoğunu ya sorguya çekti ya da gözaltına aldı. Amerikalıların hiç de dokunmadığı dini liderlerden biri de Fethullah Gülen oldu. Hakkında "Türkiye'ye iade ediliyor" gibi bir çok dedikodu çıkartıldı, ama hiç birisi doğrulanmadı.

Amerikalılar istedikleri anda sınır dışı edebilecekleri Fethullah Gülen'e hiç dokunmadı. Gülen'in de Amerikalılardan bir şikayeti duyulmadı.

Fethullah Gülen'in onursal başkanlığını yaptığı ‘Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı' 19-20 Nisan 2004 tarihinde Washington'da bir konferans düzenledi. Abant Platformu başlıklı konferansa Türkiye'den Bakanlar, Milletvekilleri, bilim adamları ve gazeteciler katıldı.

Konferansı düzenleyenlerin on binlerce dolar harcadığı hemen belli oluyordu.

Fethullah Gülen, toplantıya bir mesaj gönderdi ve sağlık sorunu nedeniyle katılamadığını bildirirken şöyle dedi:

"Uluslararası camiayla daha fazla entegre olmuş, komşularıyla barışık, Avrupa Birliği'yle bütünleşmiş, ABD ile dostluğunu pekiştirmiş, NATO'da yerini muhkemleştirmiş, demokrasi, laiklik ve İslam'ın en güzel yorumlarıyla taçlanmış bir Türkiye medeniyetler arasında köprü kurmaya daha iyi namzet teşkil edecektir."

Bu arada, Washington-Ankara arasında İran'la ilgili görüşmeler devam ediyordu. Bush yönetimi, İran'ı bir süredir izliyordu. Washington, AKP ile tahran arasındaki yakınlaşmadan rahatsızdı.

İran konusu da ikili ilişkileri etkileyecek gibi görünüyordu.

Bush Yönetimi, Patrikhanenin statüsünü de krize dönüştürdü. "Fener Rum Patriği ekümenik mi, değil mi? Sorusu Ankara-Washington arasında önemli bir tartışma yarattı.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Boucher, Ankara Büyükelçisi Edelman'ın Rum Ortodoks liderine verdiği resepsiyonun Türk Hükümeti tarafından boykot edilmesini ‘Not ettiklerini' söyledi. Sözcü, Patriği Ekümenik olarak tanımadıklarını kaydetti.

Başbakan Erdoğan'ın oğlu Bilal, Washington'a yerleşti. Dünya Bankası'nda üç aylık staja başladı. Stajın bitiminde bankanın kadrolu elemanı oldu.

Kısa adı CSIS olan Stratejik ve Uluslar arası Araştırma merkezi'nde Bülent Ali Rıza, Nixon Center'de Zeyno Baran, Brookings Enstitüsü'nde Ömer Taşpınar ve Washington Enstitüsü'nde Soner Çağaptay Türkiye uzmanı olarak çalışır..

Bu kervana Rum asıllı iki Amerikalı da katıldı. Andrew Apostoluo, Western Policy Center'de analiz yapıyordu. Apostoluo, hemen her Türk toplantısında görünmeye başladı. Özellikle Apostoluo'un Zeyno Baran ve gazeteci Aslı Aydıntaşbaş'la yakınlığı dikkat çekti. Apostoluo da bölge uzmanı oldu. Alanını İslam uzmanlığına kadar kaydırdı.

Öteki Rum asıllı Türkiye Uzmanı da Jhon Stilides.

Türkiye'nin iç ve dış politikaları Türkiye uzmanı olduğu iddiasıyla ortaya çıkan Rum uzmanlarca sürekli istismar edildi.

Andrew Apostoluo, Zeyno Baran'la Zaman Gazetesi'nde ortak imzalı yazılar yazdı.

Zeyno, Washington'da ilk işine Dünya Bankası'nda Kemal Derviş'in yanında stajla başladı. Daha sonra CSIS'de gerekli deneyimi kazandıktan iki yıl sonra Nixon Center'a Uluslar arası Güvenlik ve Enerji Programları Direktörü oldu.

Zeyno'nun Nixon Center'a girişi buradaki Rusya uzmanlarını rahatsız etti. Zeyno'nun tepeden inme geldiği öne sürüldü. Zeyno tepeden nasıl inmişti?

Aslında iyi bir eğitim almıştı. Stanford Üniversitesi'nde siyasi bilim ve ekonomi dallarında öğrenim gördü. Başarılı bir öğrenciydi. Gerçi deneyimi Washington'daki uzmanlarla kıyaslandığında direktör olacağı yoktu ve direktörlüğü için çok erkendi, ama Zeyno direktör olmayı başardı.

Think-tank'lerdeki Türkiye uzmanları arasında kıyasıya bir mücadele vardı. Hiç biri birbirinden hoşlanmıyordu. Aralarındaki rekabet, birbirleri hakkındaki yaptıkları dedikodular Washington kulislerinde konuşuldu. Anlaşmazlık hala devam ediyor.

Üretilen dedikodulardan bir kaçı şöyle:

Zeyno'nun arkasında Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Ege, Kafkasya ve Orta Asya Direktörü Matthew Bryza vardı. Zeyno'nun yakın arkadaşı olan Bryza, birçok kapının açılmasında Zeyno'ya destek verdi.

Zeyno'ya bu konuyu sorduğumda, böyle bir şey olmadığını, tüm başarının kendisine ait olduğunu söyledi. Zeyno Baran, Gürcistan Devlet Başkanının da yakın arkadaşı olduğu örneğini verdi.

Aslı Aydıntaşbaş ise, Wall Street Journal gazetesinde çalışan Amerikalı bir erkek gazeteci arkadaşının desteğiyle ve Stilides'in katkısıyla hem gazetecilik, hem de çalıştığı Fleishman Hillard lobi şirketinde yer edindi.

Ömer Taşpınar'da iyi bir Fethullahçıydı. Hocasının desteğiyle ayakta duruyordu."

Dedikodular, "Şu eşcinsel, bu bilmem ne" diyecek kadar kötü platformlara kadar taşındı.

Think_tank'çıların her biri kendine yakın bir gazeteci seçti. Onları kullanarak hem birbirlerini yıpratmaya, hem de Türk politikacılarına ulaşmaya çalıştılar.

Washington'da yedincisi yapılan Abant Platform'unda en ilginç konuşmacılardan biri de Kemal Derviş idi. CHP İstanbul Milletvekili Derviş, Jhons Hpokins Üniversitesi İleri Uluslar arası Etütler Merkezindeki toplantının ikinci gününde yaptığı konuşmada, Washington'da başka bir iş için bulunduğu sırada gelen davet üzerine bu toplantılara katıldığını söyledi. Bu açıklama çok gerçekçi değildi. Çünkü, toplantılar aylar öncesi organize edilmişti.  Program 3-5 günde yapılacak gibi değildi. Toplantılara geniş katılım vardı. Dolayısıyla, "Derviş de Washington'daymış onu da davet edelim" gibi bir varsayım doğru değildi.

Kemal Derviş, Irak savaşından sonra Washington'daki şahin dostlarıyla arası açılmıştı. Dünya Bankası'ndan ayrılıp Ecevit Hükümetine giderken Washington'un desteğini arkasına alan Derviş, bu kez eski dostlarını eleştirdi. Derviş neocon yeni-muhafazakarların Türkiye'nin AB üyeliğine ihtiyacı olmadığı, Amerika'yla ilişkilerini daha fazla geliştirmesi gerektiği yönündeki görüşe karşı çıktı. Bu görüşün sahibi eski Savunma Bakan yardımcılarından Richard Perle idi. Derviş, Amerikan tarafının bu isteksizliğini açığa kavuşturmasını istedi, "ABD kısa vadeli taktik yaklaşımlar izlememeli" dedi.

Derviş, şunları söyledi: "AB dışında kalmış bir Türkiye, kendi kendine Ortadoğu'ya mesaj olamaz. Türkiye, AB çerçevesi içinde olmalı. Bunu, Amerikalı dostlarımızın da anlaması lazım. Biz hem Türk, hem Müslüman olarak Avrupa'da olmak istiyoruz."

Kemal Derviş, eski dostlarına Büyük Ortadoğu Projesine de sıcak bakmadığı mesajını verdi.

Fener Rum Patriği Bartholomeos da bir mesaj gönderdi. Patrik, İstanbul'daki terörist saldırılardan sonra Başbakan Erdoğan'ın İslam ile terörizmin aynı cümlede anılmasına dayanamadığı yolundaki sözlerinin, son dönemde Avrupa ve Türkiye'de İslam konusunda meydana gelen derin değişiklikleri yansıttığını söyledi.

Bartholomeos, Türkiye'nin geleneksel Türk Müslüman değeri ve laiklik arasında uyum sağlayan eşsiz bir örnek olduğunu anlattı, Türk modelinin İslam ve modern dünyanın birleştirilmesine duyulan ihtiyacı gösterdiğini kaydetti. Bartholomeos, Fethullah Gülen'e övgüler yağdırdı, Gülen'in 10 yıldan fazla zamandır kendisine inananları, İslam ve bütün diğer dinler arasında diyalogun gerekliliği konusunda eğittiğini söyledi.

Fener Patriği de "Türk tipi İslam modeli" tanımlamasını kullanarak, Türk modelinin Avrupa Birliğine entegrasyonunun Batı ve İslam dünyası arasındaki işbirliği için güçlü sembolik bir örnek teşkil ettiğini anlattı, şöyle dedi:

"Bu gün önümüzde büyük bir zorluk var. Doğu ile batı, Müslüman ile Hıristiyan, bütün dinler, bütün medeniyetler, bütün kültürler arasındaki duvarı gerçek anlamda yıkmak, köprü kurmak ve insanlığımızı, ortak değerlerimizi tanımak. Bu, Tanrı'nın dünya modelidir. Belirlenen zamanda Tanrı'nın krallığına ulaşmak için, bu yolculuğa birlikte, doğu ve batı, kuzey ve güney olarak devam etmeliyiz."

Fener Patriği, Abant Platformu'na gönderdiği mesajını Patrikhane'nin ‘Ekümenik' başlıklı resmi antetli kağıdına yazdı. Bartholomeos'un 4 sayfalık mesajı İstanbul'dan Washington'a fakslandı. Fener Patriği Gülen ve çevresinden Ekümenik destek aldığı için memnundu.

Washington'daki iki günlük Abant Platformuna katılanlar arasında, Zeki Sarıtoprak adında ilginç bir İslam profesörü vardı. Sarıtoprak'ın, hakkındaki davalar nedeniyle Türkiye'ye giremediği söyleniyordu.

Sarıtoprak'ın tanıtıldığı broşürde John Carroll Üniversitesinde İslam dersi verdiği yazıyordu.

Ohio'da bulunan üniversite, Katolik papazlara aitti. Sarıtoprak'ın Washington'da başka anıları da vardı.

Washington'da bir Mevlevi gösterisinde, şimşekleri üzerine çekmesiyle tanındı. Zeki Sarıtoprak,  dervişlerin gösterisi başlamadan sahneye çıktı. Herkes göstericileri tanıtacağını umarken Sarıtoprak, Fethullah Gülen'i Mevlana'ya benzeten bir konuşma yaptı. Sarıtoprak'ın Gülen'i modern Mevlana gibi takdim etmesi salonda homurtulara yol açtı ve seyirciler Sarıtoprak'tan sahneyi terk etmesini istedi.

Abant Platformunun Washington'daki sekizinci toplantısına, Türkiye'den Şahin Alpay, Ruşen Çakır, Hüseyin Gülerce, Cengiz Çandar, Fehmi Koru ve Cüneyt Ülsever gibi gazeteciler katıldı. Konferansa Amerika medyası ilgi göstermedi.

Amerikalılar, Irak'ta koalisyon güçlerine karşı Türkiye'den giden militanların da savaştığını uygun kanallardan AKP hükümetine bildirdi. Washington'a göre, Irak'ta Milli Görüş sahibi Türk militanlar Türk Kamyon şoförlerini öldürüyordu.

Buna rağmen, Amerikan aleyhtarlığı neden artıyor? Neden hükümet bunu düzeltmek için gayret göstermiyordu?

Bush Yönetimi bu sorulara yanıt arıyordu.

Amerikalılar, bir süre bekledi, Hükümetten ses çıkmayınca Türk basınındaki Amerikan aleyhtarlığını azaltmak için harekete geçti.

Dışişleri Bakanlığı Irak Sorumlusu Ron Schlicher, Washington'da bakanlıkta Türk gazetecilere bir brifing verdi.

Irak savaşından beri ilk kez sadece Türk Basını için özel bir toplantı yapıldı. Daha önce Kıbrıs konusunda da buna benzer bir toplantı yapılmıştı ama toplantıya Türk ve Yunan gazeteciler ortak davet edilmişti. Başkan Clinton döneminde yapılan Kıbrıs brifinginde Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü James Rubin, basın toplantılarında soru sormadan önce kendi bürosuna soruların yazdırılmasını istemişti.

Irak Sorumlusu Ron Schlicher'in buna benzer bir isteği olmadı. Schlicher, Türk gazetecilerin sorularını da yanıtladı. Dışişleri Bakanlığı Irak sorumlusuna göre Felluce gerçeği saptırıldı. Amerikan güçlerine yapılan eleştiriler haksızdı. Schlicher, bu konuda gazetelerde çıkan haberlerden rahatsız olduklarını da açık bir şekilde ifade etti.

Schlicher'in satır aralarındaki fırçaları da dikkatlerden kaçmadı.

AKP'li milletvekilleri ve Bakanlar sırayla Washington'a gelmeye başladı. Kervana Meclis Başkanı Bülent Arınç da eklendi.

Amaç Tayip Erdoğan'a Başkan Bush'la bir randevu koparmaktı.

Mart 2005'te Washington'a ziyaretler akmaya başladı. TBMM Türk Demokrasisi Komitesi'nden 8 kişilik bir parlamento heyeti National Demecratic Institute adlı kuruluşun davetlisi olarak çeşitli kuruluşlarda temaslar yaptı. Heyete bir fotoğrafla çok önemli temasları olmuş gibi bir hava verildi. Aslında havayı basanlar kendileriydi.

Milletvekillerine göre, son dönemde ilişkileri etkileyen bir dizi pürüze rağmen Türk-Amerikan diyalogunun önemini ve samimi havasını koruduğu Washington'da gerçekleşen sürpriz bir buluşmayla kanıtlandı.

Milletvekilleri fotoğrafı da kendileri çekmiş, haberi de kendileri yazmıştı. Geziyi önemli göstermek için yaptıkları atraksiyon şöyleydi:

‘Heyet Pentagon'da Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz ile görüşürken, birden kapı açıldı ve Savunma Bakanı Donald Rumsfeld içeri girdi.'

Milletvekilleri, Rumsfeld'in hareketini önemli bir jest olarak değerlendirdi. Milletvekilleri Rumsfeld'i görmekten mutlu olduklarını saklamadı.

Heyette şu milletvekilleri vardı: ‘AKP: Agah Kafkas, Faruk Çelik, Nevzat Doğan, Nimet Çubukçu, Orhan Erdem. CHP: Zeynep Damla Gürel, Muzaffer Remzi Kurtulmuşoğlu, Selami Yiğit.'

CHP'li milletvekillerinin Deniz Baykal'dan fazla hoşlanmadıkları, yaptıkları açıklamalardan kolayca anlaşılıyordu. Dala Gürel, Kemal Derviş'in kadrosunda milletvekili olmuştu. İki CHP'li susmayı tercih ederken, Ankara milletvekili Kurtulmuşoğlu'nun uluslar arası Stratejik Etüdler Merkezi'nde yaptığı konuşma bomba gibi düştü. Kurtulmuşoğlu, Deniz Bakal'ın "Amerika bize komplo kurdu" şeklindeki çıkışlarının "halüsinasyondan ibaret"  olduğunu söyledi, "Akşam yattı, sabah teori üretti" dedi. CHP milletvekili Kurtulmuşoğlu, "Amerikalı dostlarımız merak etmesinler. Baykal'ı indirip biz geleceğiz" demeyi de ihmal etmedi.

MICHAEL RUBİN AKP'ye Dolaylı Destek

Mart 2005 başına gelindiğinde AKP'yi eleştiren yazılar arka arkaya yayınlandı.

Önce Middle East Quarterly ardından New York Times ve Washington Post Gazeteleri Tayip Erdoğan'a veryansın etti.

Washington'daki American Enterprise Enstitüsü Ortadoğu uzmanı Michael Rubin, Middle East Quarterly Dergisi'ndeki yazısıyla Ankara'yı ikinci kez şaşkına çevirdi.

Rubin'in yazdıkları da Bush Yönetimi'nin görüşlerini yansıtması açısından önem taşıyor.

Rubin, "Yeşil Sermaye ve Türkiye'de İslamcı Politika" başlıklı yazısında AKP'nin mali yapısını karanlık ve kaygı verici olduğunu öne sürdü. Rubin'e göre, Türkiye'ye akan yeşil sermaye Türk iç ve dış politikasını etkiliyor diyordu.

Türkiye'ye kaynağı belli olmayan bir para akışı başladığını kaydeden yazar "Türkiye genelinde İslamcı işletmelerin yardımlaşmasıyla AKP'nin iktidara gelmesi arasında karmaşık bir bağlantı bulunuyor. Örneğin Konya ve Kayseri gibi illerde, halk bu sermayenin Kombassan gibi şirketlerden kaynaklandığını düşünüyor. Ancak bu gibi şirketler kendilerine karşı açılan soruşturmalar yüzünden yıllardır ekonomiye girdi sağlamıyor.  Bir çok ekonomistin tahminine göre, 11 Eylül terör saldırılarından sonra Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerindeki yatırımcılar, ABD'deki 40 milyar dolar civarındaki yatırımlarını çekti.Türk istatistiklerine bakacak olursak, bu paranın belki de 7-8 milyar doları, Türkiye'ye transfer edilmiş olabilir. Belki bu para, AKP'ye mi gitti, yoksa başka çevrelere mi aktarıldı? İşte esas sorunda bu. Çünkü saydamlık yok. Eğer bu parti yolsuzluğa karışmamışsa, mali kaynaklarını açıklamaktan tereddüt etmemelidir. Parasını nereden alıyor, bütçesi nedir, kampanyalarını kim finanse ediyor?"



[1] Bak: Ulus Dağı Yayınları Ankara:2005 1. Basım


Bu yazarin diger makaleleri

YERYÜZÜNDE HİKÂYELER, GÖKLERDE İSE HAKİKATLER KONUŞULUR!
Mescidi Aksa’nın çevresi sinagoglarla kuşatılıyor! İşgal altında bulunan Kudüs'teki Filistinli kaynaklar,...
Devami
ÖFKENİN DİZGİNİ VE BEYİN DİSİPLİNİ
Öfke, ya haklı nedenlerle ve ayarlı ölçülerde verilen bir tersleme...
Devami
YAHUDİ TARİHÇİLERİN ATATÜRK NEFRETİ VE ALLİANCA (Alyans) OKULLARININ HIYANETİ
“İlericilik, eşitlik ve kardeşlik” gibi yaldızlı sloganların arkasına sığınarak ve...
Devami
HAÇLILARIN İTİRAFIYLA OSMANLI ORDULARI
1672’de Osmanlı Ordusunun Edirne’den Polonya’ya Doğru Hareket Etmesini Fransız diplomat...
Devami
ERMENİ AÇILIMI, AZERİ SATILIMI!
Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev: “Bizi askeri müdahaleye mecbur bırakmasınlar” Azerbaycan Devlet...
Devami
FEHMİ KORU: BİLDERBERG "VAAZ" CISI MI YAPILDI?
  Amerika'nın gizli derin devleti olan Yahudi lobilerine: "AKP'yi ve...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 5284

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR