ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün436
mod_vvisit_counterDün2791
mod_vvisit_counterBu Hafta5588
mod_vvisit_counterGeçen hafta20243
mod_vvisit_counterBu Ay110218
mod_vvisit_counterGeçen Ay118886
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar18327205

IP'niz: 34.239.177.24
Bugün: 22 Eyl 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12768292

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

TALAT PAŞA ŞEHİT'İSE APO'DA GAZİDİR!...

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfMükemmel 

 

Ulusalcı girişimin Berlin buluşmasına Talat Paşa adı yakışmıyor!

 

İsrail'in kurulması ve siyonizmin dünya hâkimiyeti hayalinin gerçek olması için Osmanlının yıkılması gerekliydi. Osmanlıyı içten çökertme görevi, ittihatçı, mason ev dönme şu üç kişiye verildi. Talat, Enver ve Cemal..

1- Talat paşa: (1874 Edirne-1921 Berlin)

Hocasını dövüp askeri ortaokuldan ayrıldı. Selanik'te bir Yahudi kursunda Fransızca öğrenmeye çalıştı. Babasının dostları sayesinde posta kâtip yardımcısı ve posta dağıtıcısı olarak atandı. Yahudi okullarında öğretmenlik yaptı. İttihat ve terakkiyi kurdu ve yaydı. Meşrutiyetle Selanik Millet Vekili olarak İstanbul'a yollandı. Babıâli baskınından sonra Posta Nazırı, derken Sadrazam oldu. 31 Mart'ın karanlık plânlayıcısı, 33. nolu mason ve Bektaşî ve Sabataisttir.

 

2- Enver Paşa: (1881 İstanbul -1922 Tacikistan-Belh)

M. Kemal'den 2 yıl önce harbiyeyi bitirdi. İttihat Terakkiye girdi.1908 meşrutiyette Hürriyet kahramanı ilân edildi. Albaylık yapmadan 32 yaşında Generallik rütbesi verildi. Sultan Reşat'ın yeğeni Naciye sultanla evlendi. Osmanlıyı diktatör gibi yönetti. Hiç yere Osmanlı'yı Almanya'nın safında 1. Dünya Savaşına sürükledi. Türk ordusunu Alman Paşalarının emrine verdi. Sarıkamış'ta 90 bin askerimizi dondurarak telef etti. Sonra da kaçıp gitti. Çok istediyse de Atatürk ülkeye dönüp Milli Mücadeleye katılmasına izin vermemiştir.

3- Cemal Paşa: (1872 Midilli-1922 Tiflis)

Gizli İttihat Terakki sayesinde sivrildi. 2. Meşrutiyet'te sabataist masonların marifetiyle Adana ve Bağdat valiliklerine getirildi. Balkan savaşının ardından, Albay yapılıp İstanbul merkez komutanlığına tayin edildi. Babı Ali ihtilâlinden sonra Bayındırlık ve Bahriye Nazırlığına yerleşti. Enver-Talat ve Cemal üçlüsü Osmanlı'yı parçalayıp bitirdi. Abdulmecit Han'ın en küçük oğlu olan Sultan Vahdettin, ağabeyleri Sultan Abdulhamit ve Sultan Reşat'tan sonra, 1918'de padişah olduğunda 1. Dünya Savaşının son aylarıydı.

Yalancı ve yalakacı tarihçiler, Vahdettin'den 4 sene önce ittihatçı 3'lü çetenin sebep olduğu savaşın bütün günahını Vahdettin'e yüklemeyi başardı.

Enver, Talat ve Cemal Paşaların Siyonist İsrail'in kurulmasının ilk adımı olarak Osmanlı'nın yıkılmasındaki hıyanet görevlerinin arkasından; yurt dışına kaçtıktan sonra Türkistan ve Kafkasya'daki maceraları da, sanıldığı gibi Türk Milliyetçiliği ve İslam Ümmetçiliği kılıfıyla, Büyük İsrail'e vatan hazırlama mücadelesidir.

Hatta Enver'in okul arkadaşı ve İttihat Terakki sırdaşı Kazım Karabekir'in 1. Dünya Savaşı sonlarında bütün Ermenistan'ı, Kafkasya ve İran Azerbeycanı'nı işgali de Büyük İsrail hedefi ile ilgilidir.

Çünkü daha önce bu üç ülkeyi fetheden (!) Kazım Karabekir'in, Atatürk'ün gerçek niyetini anladıktan ve Türkiye'yi siyon devleti yapma hayalleri yıkıldıktan sonra, Mustafa Kemal'in Misakı Milli sınırlarımızdaki Musul ve Kerkük'ü alma planını reddedip, askerlikten ayrılarak, İzmir Suikastçısı, ittihat terakki ve Teşkilatı Mahsusa kalıntılarıyla "Terakki Perver Cumhuriyet Partisini" kurup meclise girmesi, bu kanaatimizin açık bir delilidir.

Ama yalancı tarihçilerin gayreti ve yalakacı takipçilerin gafletiyle bu paşalar "Dindar, vatanperver birer kahraman" gibi gösterilmişlerdir.

Anadolu'yu işgal eden İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan güçleri, Anadolu'ya kendileri için değil, İsrail adına girmişlerdir.

Filistin'i Siyonistlere İttihatçı Dönmeler satmıştır:

Yahudilerin Filistin'deki tapulu mülkiyetleri ile ilgili olarak farklı oranlar olmasına rağmen en yüksek oran olarak % 8'dir. Filistin'in yüz ölçümü yaklaşık olarak 27 milyon dönüm. Bunun % 8'i yaklaşık olarak 2 milyon dönüm. Yahudiler bu kadar toprağa bakın nasıl sahip olmuşlar: 1900 yılların başlarında 850 bin Müslüman ve Hıristiyan'a karşın Filistin'de yaşayan Yahudi sayısı yaklaşık olarak 30 bin civarındaydı. Bunlar o toprakların insanlarıydı. Bunların sahip oldukları toprak yaklaşık olarak 200 bin dönümdü. İttihatçıların 1911 darbesiyle işbaşına gelmelerinden sonra İstanbul hükümeti Şam ve Filistin'e Mason ve Sebataycı valiler ve görevliler gönderdi. Bu görevliler 1911-1917 yıllarında Filistin'deki Yahudilere sahip çıkarak onlara devletin topraklarından yaklaşık olarak 400 bin dönüm arazi sattılar. Bunların belgeleri Osmanlı arşivinde var. İngiliz komutan Allenbi ile birlikte Aralık 1917'de Kudüs'e giren Yahudi çeteler, Osmanlı ordularının çekilmesi ile bazı stratejik bölgeleri ele geçirdiler. Bunun üzerine; İngiliz sömürge valisi ilk iş olarak ve yardımlarının karşılığında Siyonist Yahudi Ajansı'na 300 bin dönüm arazinin tapusunu hibe olarak verir. Bununla yetinmeyen Vali aynı ajansa sembolik fiyatlarla 100 bin dönüm araziyi satar. Daha sonra da Vali Hole ve Bisan bölgesindeki Sultan Abdülhamit'e ait 150 bin dönüm araziyi Yahudi vakfına hibe olarak verir. Ancak bu toprağı satanlar Filistinliler değil, tersine Suriye'li ve Lübnanlı Hıristiyanlardı.[1]

Evet, Filistin'i; Yahudi dönmesi ittihatçılar satmıştı. Şimdi Kıbrıs'ı ve Kuzey Irak'ı da Milli Görüş'ün dönekleri AKP'liler saltığa çıkardı... Ama sonları ittihatçılardan beter olacaktır.

Dönmeler 31 Mart'la Hedefine Erişti!..

Bazılarınca iddia budur ama, gerçek odur ki, 31 Mart'ta Abdülhamid Hân'ın parmağı yoktur. 31 Mart olayı bize göre: düşman şer kuvvetlerce, Necip Fazıl Kısakürek rahmetlinin ifadesiyle "tam otuzüç sene bir ölüyü ensesinden tutup ayakta durdurmuş, İslâm-Türk tamamlığını yabancı kozmopolit tesirlere karşı muhafaza etmekten başka gaye edinmemiş ve bu tesirlerin ajanları tarafından eli kolu bağlanmış bir hükümdarı büsbütün kudretsiz kılıp tahttan indirmek üzere tertiplenmiş"dir.

Rumî takvimle 31 Mart 1325 günkü vak'a/olay, şimdi kullanılan Milâdî takvime göre 13 Nisan 1909 Salı günü patlak vermiştir. Nedir bu yaklaşık bir asır evvelki olayın içyüzü?.. O günden bugünlere dek fırsat düştükçe (!) tekrarlanan lâflara bakılırsa olayın tertip ve teşvikçisi Sultan İkinci Abdülhamid Hân'dır!.. Nasıl 93 Savaşını (1877) bahane ederek ilk Meclis-i Meb'ûsân'ı kapatıp yıllar boyu istibdâdını (!) sürdürdüyse, bu kere de 1908 Meşrutiyeti'ne paydos deyip eski keyfî idaresine (!) devam azmiyle bu olayı/31 Mart'ı tertiplemiş (!), âsileri tahrik ve teşvikle (!) onları el altından beslemiş (!), ama muvaffak olamamış (!)... Yetişen "Hareket Ordusu" Meşrutiyete sahip çıkarak (!) Pâdişahı tahtından indirip Selânik'e sürmüştür!..

31 Mart olayı bize düşman şer kuvvetlerce, Necip Fazıl Kısakürek rahmetlinin ifadesiyle "tam otuzüç sene batmakta olan bir gemiyi su üstünde tutmayı başarmış, İslâm-Türk varlığını yabancı kozmopolit tesirlere karşı muhafaza etmekten başka gaye taşımamış ve bu tesirlerin ajanları tarafından eli kolu bağlanmış bir hükümdarı; büsbütün kudretsiz kılıp tahttan indirmek üzere tertiplenmiş"dir. Gizli ve hain güçler, 31 Mart'ı bahane ederek ve olayı Sultan Hamid'e mal ederek (!!!) pâdişahı tahtından indirmiştir sahipsiz kalan Osmanlı'yı ittihatçıların hıyanetiyle yıkıma sürüklemişlerdir.

Yukarıda kaydettiğimiz gibi 31 Mart olayında Abdülhamid Hân'ın parmağı yoktur. Bu mevzuda yerli yabancı pek çok şahâdet vardır. Çeşitli vesileyle bazılarını naklettiğimiz bu şahadetlerden birini, hem de pek ibrete değer birini yine kaydedelim. Kendi ifadesiyle: "31 Mart'ı yaşamış ve ona bir şekilde karışmış biri" olan Burhan Felek: "Sultan Hamid devrini görmüş, yaşamış biz yaştaki kimseler, bu pâdişah hakkında doğruya yakın hükümler vermek imkânına herkesten ziyade sahibiz. Onun için ben sırası geldikçe bu pâdişaha yorulan birtakım yalan yanlış işleri düzeltmeye çalışırım. Nitekim 31 Mart Vak'asında umumî kanaat hilâfına, Sultan Hamid'in eli yoktur ve bu tarihen de sabittir." "Aksini iddia etmek, tarih bahsinde çok lüzumlu olan tarafsızlığa ve gerçeklere sadakat prensibine ve nihayet münevver haysiyyetine aykırı olur" diyerek, yabancı tarihi tekzip etmiştir.

31 Mart'ta Ermenilerin Adana'daki vahşeti!..

Bugünlerde pek çok konuşan Ermenilerin Anadolu'daki vahşeti, 31 Mart'ta da görülmüş, İstanbul'da olayın hemen ertesi günü, 14 Nisan 1909'da Adana'da Ermeni Piskoposu Muşeğ idaresinde ayaklanarak Çukurova'yı kana boyamışlardır!.. Ellerinde o günlerin en mükemmel silah ve bombaları olduğu halde Müslüman mahallelerine saldİran ve kundaktaki çocuktan, yatalak hastalara kadar herkesi öldüren Ermeniler bu kanlı tecavüzü kısa zamanda Tarsus, Erzin, Misis ve Dörtyol'a sıçramış, dört gün dört gece devam eden bu vahşiyâne tecavüz, bütün o havaliyi kan ve ateş içinde bırakmıştır!..

Zabıtanın önleyemediği bu Ermeni tecavüzüne nihayet halk karşı koymuş, ırzını, malını, canını müdafaa için ayaklanıp Ermenilere mukabeleye mecbur kalmıştır. Ermenileri en modern silâhlarla donatarak Adana isyanını hazırlayan Piskopos Muşeğ, bizim mukabelemiz başlayınca kaçıp İskenderiye'ye gitmiş ve orada yaptığı yayınla Türklerin, ma'sûm Ermenileri (!!!) öldürdüklerini yazmaya başlamıştır. Her Ermeni isyanında olduğu gibi bu kere de Piskopos'un bu hezeyanları Avrupa ve Amerika gazetelerinde geniş yer almış (!) ve medenî dünya (!) bizim barbarlığımızdan şikayetle (!), zavallı Ermenilerin (!) haklarını müdafaaya koyulmuşlardır!..

Yabancı basının bu yayınından ürken daha doğrusu, sanki böyle bir bahane bekleyen, Mason Talat Paşa'nın başını çektiği İttihatçılar hemen Cemal Bey'i (Paşa) Adana Valisi yapmışlar ve içlerinde Babikyan adında bir Ermeni milletvekilinin de bulunduğu Meclis-i Mebusan heyetini tahkikat için Çukurova'ya yollanmışlardır!.. Yeni Adana Valisi Cemal Bey/Paşa, icraata başlarken mütecaviz Ermenileri cezalandıracağı yerde, kurduğu Divan-ı Harb-i Örfi'ye hep Müslümanları sevketmiş ve "Hatıralar"ında Adana şehrinde otuz, Erzin'de onyedi Müslüman'ı idâm ettirdiğini, bu idâm edilenlerin hep köklü ailelere mensup olduklarını, bilhassa Bahçe Müftüsü'nün o havalide çok sevildiğini yazmaktan çekinmemiş, Talât Paşa ise Ermenilere değil de, meşru müdafaa halindeki Müslümanlara verilen cezaların hükûmetçe acele tasdikini ben te'min ettim diyerek övünmekten utanmamıştır!..

"Ecnebî devletlere yaranmak için beni asıyorlar!..

Bu konuya başlık yaptığımız feryat, Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey'e aittir! Birinci Cihan Savaşı'nda "Sevkiyat Kanunu" gereğince savaş bölgesinden çıkarılan ve şimdilerde de "Ermeni tehciri" diye yabancılarca da istismara kalkışılan "göç" dolayısıyla ittihatçı kuklası Sadrazam Dâmâd Ferid Paşa pek çok ma'sumu Divan-ı Harp huzuruna çıkarmış ve bu mahkemede (!) gûya yargılananlardan birçok vatanperver devlet adamı türlü Ermeni tertipleri ve bu tertiplere maalesef göz yuman ittihatçı dönmelerin marifetiyle idâm edilmişlerdir! Bu ma'sumlardan biri de Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey olup 1991 yılının 8 Nisan Salı günü Beyazıd meydanında idâm edilmiştir!.. Yazımızın başlığı işte o gün, şimdiki İstanbul Üniversitesi'nin âbidemsi kapısı önündeki darağacı altında söylemiştir.

Kemal Bey'in yakalanması, yargılanması, idâm ve cenaze merasimi mevzuunda yazacaklarımızı şimdilik "Dünden Bugüne Ermeni Dosyası"na bırakarak geçelim bu ma'shum idare adamının yazıp bıraktığı vasiyyetnâmeye... Şudur 30 Mart 1335 tarihli ve Boğazlıyan Kaymakam-sabıkı Kemal imzalı vasiyetnâme; "Merhum sevgili oğlum Adnan'ın medfun bulunduğu Kadıköy Kuşdili çayırındaki kabristanda yavrumun yanında gömülmemi diliyorum. Teyzem ve kardeşim Kadıköy'ünde sakindirler. Teyzemin adresi: Mühürdar Caddesi'nde 67 numaralı hanedir, adı İsmet Hanım'dır. Defin masrafı teyzeme tevdi buyurulmalıdır. Kabir taşım, hamiyyetli Türk ve Müslüman kardeşlerim tarafından dikilmeli ve üstüne şöyle yazılmalıdır "Millet ve memleket uğruna şehid olan Boğazlıyan Kaymakamı Kemal'in ruhuna Fâtiha" Perişan zevcem Hatice'ye, yavrularım Müzehher ve Müşerref'e muavenet edilmesini, yavrularımın tahsil ve terbiyesine ihtimam buyurulmasını vatandaşlarımdan beklerim. Babam Karamürsel aşar memur-u sabıkı Arif Bey de acizdir. Kardeşim Münir de kimsesizdir, bunlara da yardımcı olunursa memnun olurum. Türk Milleti ebediyyen yaşayacak, Müslümanlık asla zeval bulmayacaktır. Allah millet ve memlekete zeval vermesin, ferdler ölür, millet yaşar..."

Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey'in yine bu Ermeni meselesinden dolayı ittihatçılar eliyle idâmı da Kemal Bey'inkine benzer..." [2]

Şimdi bu Talat Paşa denen adamı şehit ve kahraman gibi göstermek, ne tarihi hakikatlere ne de ülke çıkarlarına asla uygun düşmemektedir.

Eğer Talat Paşa şehit ise, APO'da gazidir (!) Çünkü Talat, İsrail'in kurulması için Osmanlının yıkılması hıyanetinde görev almıştır. APO ise, küçük İsrail olacak Kürdistanın kurulması için Türkiye'nin parçalanması projesinde hizmet yapmıştır(!.)

Böylesi Milli tavır ve duyarlılıklar, acaba Baş mason Talat gibi şaibeli şahısların aklanmasına ve kahramanlaştırılmasına alet mi ediliyor? İthamlarına fırsat verilmemelidir. Ulusalcı girişimin Berlin buluşmasına: "Besle kargayı oysun gözünü" atasözümüze uygun olarak bir dönem kendilerinin kışkırtıp dolaylı destek sağladığı Ermeni Taşnak militanlarınca katledilen orta mektep kaçkını, posta dağıtıcısı, sabataist ve mason ittihatçı Talat'ın isminin verilmesi, hangi istişareler sonucu ve ne maksatla kararlaştırılmış bilemiyoruz. Ama bizce yanlıştır, kafa karıştırıcıdır, bu nedenle değiştirilmesi ve düzeltilmesi gerekir.

Saygılarımızla....



[1] 27.Aralık.2004 / Yenişafak / Hüsnü Mahalli

[2] 08.04.2005 / Milli gazete / Mustafa Müftüoğlu


Bu yazarin diger makaleleri

YOK OLMADAN VAR OLUNMAZ (ŞİİR)
  YOK OLMADAN VAR OLUNMAZ          Allah Rasul ve Kur’an’a, tam inanıp...
Devami
FETULLAH GÜLEN'İN KURTULUŞ YOLU!
  Ali Ünal, zaman Gazetesinde (03.07.2006) "Gayz, kin ve düşmanlık,...
Devami
NEYE YARAR!
  Yalan gözaçıklık, rüşvet hediye Haram, hilekârlık, faiz; rantiye Ahiret servetini yükler...
Devami
"BEN MÜSLÜMAN DEĞİL MİYİM?"
  Önce gazete ve TV haberlerini hatırlayalım: Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in...
Devami
SEZAİ KARAKOÇ'UN ÖDÜLÜ VE ÖDÜNÜ
  Kültür ve Turizm Bakanlığı'nca her yıl verilen "Kültür ve...
Devami
AHMET ALTAN'IN DARBE TELAŞI VE BATI AJANLIĞI
  Ahmet Altan denen, aslı ve ayarı malum kişi   ...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 5531

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR