Reklam
Reklam
Reklam

54. HÜKÜMETİN BAŞBAKANI ERBAKAN HOCA'NIN,LONDRA ŞARK EL AWSAT GAZETESİNE AÇIKLAMALARI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

Londra'da Arapça olarak yayınlanmakta olan Al Şark al Awsat gazetesi Milli Görüş lideri 54. Hükümetin Başbakanı Necmeddin Erbakan ile bir röportaj yaparak, Türkiye'deki son seçimler, İslam dünyası, siyonizm, İran ve diğer konular üzerinde görüşlerini aldı. Gazete şunları yazmıştı:


"54. Hükümetin Başbakanı Necmeddin Erbakan Türkiye'nin ilk İslami düşünceli ve evrensel projeli Başbakanıdır. Makina Mühendisi, akademisyen ve kıdemli bir siyasetçi olan Erbakan 1996 ve 1997 yılları arasında başbakanlık yapmıştır. 54. Hükümetin Başbakanı Erbakan'ın taraftarlarına göre, o politik bir liderden daha öte dini-manevi bir lider konumundadır. Örneğin, avukatları bile Onu selamlayarak önünde eğilip, üç kere ellerini öperek saygıda bulunmaktadır.

Yaşı 81 olan bu olgun insan, bir destek olmaksızın kolaylıkla oturup kalkamıyor ama, keskin zekasıyla sizinle saatlerce sistematik bir şekilde konuşabilip dikkatli değerlendirmeler yapmaktadır.

Erbakan Milli Görüş hareketine ve kendisi tarafından kurulan Saadet Partisi'ne önderlik ediyor.

El Şark el Awsat gazetesinin bu ünlü siyasetçi ile Türkiye'deki son seçimleri, İslam dünyası ve siyonizm konusundaki görüşleri, İran ve diğer bölge problemleri üzerinde yaptığı röportaj da  ülke ve bölge sorunlarına ve çözüm yollarına parmak basılıyor.

El Şark el Awsat

Soru: Sizce, Adalet ve Kalkınma Partisi bu denli büyük bir seçim başarısına nasıl ulaşabildi?

54. Hükümetin Başbakanı Erbakan: Türkiye 75 milyon nüfusuyla büyük bir ülkedir; aynı zamanda dünya çapında stratejik bir öneme haizdir. Büyük çapta gayri safi yurt içi hasılaya sahiptir. Seçim sonuçları yalnızca Türkiye'ye bağlı değildir. Daha çok bütün dünyaya hakim ve zalim zihniyetle ilgilidir.

Bundan dolayı bu seçimler ve sonuçları çok önemliydi. Sonuçlar ve tablo ortada, biliniyor. Şimdi önemli olan bu tablonun ardında yatan temel sebepler nelerdir, gerçek nedir? Hakikat şu ki, Türkiye'de seçmen fırtınalı bir ortamda sandığa gitmiştir.

Bu fırtına 5 etkenle özetlenebilir:

Birincisi: Eski Cumhurbaşkanı Ahmed Necdet Sezer'in durumuydu. O başörtüsü konusunda olumsuz bir tavır takınıyordu, kamusal alanda başörtüsü ile bulunmaya karşı çıkıyordu. Halbuki Laikliğin gerçek tanımıyla hareket edecek olursak bu durum söz konusu olmazdı. Eski Cumhurbaşkanının laiklik anlayışı, insan haklarının bir ihlali durumundaydı. Bu durum Türk halkını büyük ölçüde etkiledi, ve bu konuda parlamento seçimleri sırasında sandıklarda patladı.

İkincisi: Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde, bazı gruplar Cumhurbaşkanı olacak birisinin hanımının başörtülü olamayacağını savunmaya başladı. Bu durum Türk halkı arasında büyük bir infiale yol açtı. Seçimlerde ortaya çıkan tablonun bir sebebi de, bu duruma gösterilen tepkiydi.

Üçüncüsü: Türk Silahlı Kuvvetleri 27 Nisan'da internette bir açıklama yayınladı, gerçekten bu, doğrudan hükümete yönelik bir uyarı gibi algılandı. Bu da Türk halkı arasında büyük rahatsızlığa yol açtı. Burada önemli bir nokta vardı: Kıbrıs Avrupa Birliği'ne bağlandı, ancak o zaman Türk Silahlı Kuvvetleri bu konuda bir açıklamada bulunmamıştı. Buna ek olarak Ortadoğu'da, Türkiye'yi doğrudan tehdit eden Irak'ın işgali ve bölünmesi gibi önemli gelişmeler vardı. Hakeza Türk Silahlı Kuvvetleri bu konularda da açıklama ve uyarı yapmamıştı.

Aynı zamanda Türkiye'de sivil insanların öldürülmesinden sorumlu olan PKK ve benzeri terör örgütlerinin varlığı söz konusuydu. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bu konularda da muhtırası olmamıştı. Ancak Türk Silahlı Kuvvetleri 27 Nisan'da, Türkiye'de laikliğin tehlike altında olduğunu ileri sürerek Peygamberimizin doğum yıldönümü kutlamaları çerçevesinde düzenlenen programları buna örnek olarak gösterdi. Bu programların birinde başörtülü küçük kızlar ilahiler söylemişti. Türk Silahlı Kuvvetleri de bu çocukların bu halde programlara katılışını, laikliğe karşı kasıtlı ve kışkırtıcı bir girişim olarak yorumladı. Ama halkımız bunu dine karşı bir tavır şeklinde algıladı.

Dördüncüsü: Yüksek Öğretim Kurumunun imam hatip kökenli öğrencilere üniversite kapılarının  dolaylı biçimde kapatılması kararı vardı. YÖK'ün bu kararı da kamuyounda büyük bir infialin ortaya çıkmasına yol açtı.

Beşincisi: Ana Muhalefet Partisi CHP ve başkanı Deniz Baykal'ın laiklik konusunda AKP'ye karşı ağır bir kampanyası söz konusu idi. AKP'yi sürekli olarak laiklik karşıtı İslam bağlantılı bir parti olarak suçluyordu. Bu da halkın hükümet partisine daha çok sempati göstermesine yol açtı. Halk arasında şöyle bir kanaat oluştu: Eğer CHP hükümete gelecek olursa, dindar halkın üzerindeki baskılarını artıracaktı.

Tüm bu nedenler halk arasında saatli bir bombanın oluşmasına yol açtı. Seçimler öncesinde muhalefet partisi milyonlarca kişinin katılımlarıyla, laikliğin tehdit altında olduğu iddiasıyla mitingler düzenlenmesine ön ayak oldu. Öyle ki, bu mitinge katılanların bazıları "kahrolsun şeriat" diye slogan atıyordu. Türk halkının büyük bir kısmı AKP'ye yönelik bu gösterilerin İslam'a ve müslümanlara karşı bir tusunamiye yol açacağını düşündü. Türk halkı da muhalefet partisinin öncülük ettiği bu kampanyalara karşı, İslam'ı savunma kaygısıyla AKP'ye yöneldi. Türk halkının ekseriyeti bu kampanyalara karşıydı. Az bir kesim ise, ülkenin borç yükü, işsizlik, yoksulluk, iç ve dış politikada yanlış yönetim, özellikle de İsrail ile olan ilişkilerden dolayı önceki hükümet partilerine oy vermedi.

Görülüyor ki: bu seçimler olağan koşullar içinde gerçekleşmedi. Daha çok muhalefet partisinin öncülüğünde hükümet partisine yönelik sürdürülen tusunami ortamında geçti. Türk halkının bu tehdide karşı durması için başka seçeneği neydi? Saadet Partisi'nin içinde olduğu zayıf bir seçenek söz konusuydu. Saadet Partisi'nin son seçimlerde aldığı oy da % 3 kadardı. Bundan dolayı Saadet Partisi seçimlerde gerçek gücünü ortaya çıkaramadı. Sonuçta AKP oyların büyük bir kısmını almış oldu. Bu sonuç, AKP'nin program ve politikalarından ziyade seçim öncesi süreçte ülkede otaya çıkan istisnai durum ve koşulların etkisiyle oluştu.

Normalde Saadet Partisi'nin seçmeni olan vatandaşlarımız, oylarının zayi olacağı endişesini taşıyarak Saadet yerine AKP'ye verdi. Milletimizin büyük bir çoğunluğu Laiklik adı altında oluşturulan tusunami dalgasını İslam'a bir tehdit olarak algılayarak, AKP'ye oy vermeyi tercih etti. Son seçimlerin tahlili ve özeti budur...

Soru: İnsanların AKP'ye oy verme kararı alırken zorlandıklarına inanıyor musunuz?

Erbakan: Oy verenlerin yarısı AKP'ye oy vermede haklıydılar, çünkü başka seçenekleri kalmamıştı, diğer yarısı ise haksız idiler. Halk kendisini o Tsunami Dalgasına karşı güvence altına almak için oy verdi, fakat AKP'nin bizzat o dalganın müsebbibi olduğu gerçeğini gözardı ederek yaptı bunu. AKP iktidara geldiğinde, Milli Görüş gömleğini atmıştı ve kurucuları da bunu inkar etmiyorlardı, kendileri kamuoyuna ilan ettiler bu durumu. İmam hatipleri ve Kuran kurslarını kapattıktan başka AB normlarına uyum sağlamak için zinayı suç sayan kanunları da kaldırmışlardı. Üstelik okullardaki müfredatta olan bazı ayetleri bile çıkarmışlardı. Yahudi ve Hıristiyanları kızdırmamak için Fatiha'nın son ayetlerini de çevirmediler. "Bizi Sırat-ı Mustakim'e ulaştır; gazaba uğrayanların ve dalalete düşenlerin yoluna değil" bu ayetleri müfredattan çıkardılar, niçin? Çünkü burada Hıristiyanlar ve Yahudiler kastediliyor.

AKP Avrupa ve Amerika'yla kurduğu ilişkilere çok önem veriyor, İslami bir birliğin kurulmasının imkansız olduğunu ve Türkiye'nin Avrupa'ya daha yakın olduğunu söylüyor. AKP bu teoriği 5 yıldır tekrar ediyor.Yeni nesil nasıl yetişiyor? Medya kamuoyunu zehirliyor... Kısacası AKP'ye verilen oylar bu parti çok sevildiği için verilmiş oylar değil, laikçi aşırılığa duyulan nefretin bir sonucu ve yansımasıdır.

Soru: AKP'nin bu seçimi kendi başarısıyla değil tepkisel oyları toplayarak kazandığını söylediniz. Peki ya sizin partiniz? Saadet partisi niçin sadece yüzde iki buçuk oranında oy alabildi? Acaba partinizin politik söylemi ve ideolojisi sokaktaki vatandaş tarafından anlaşılmaz bulunmuş olabilir mi, mesela sürekli olarak IMF''nin ve Dünya Bankası'nın ülke ekonomisi aleyhindeki etkilerinden söz ediyordunuz?

Erbakan: Partimizin söyleminin öyle anlaşılmaz ve karmaşık olduğuna inanmıyorum, aksine halkın söylemimizi ve hedeflerimizi çok iyi anlayıp bildiğini ve politik programımızın en iyisi olduğunu temsil ettiğini sanıyorum. Ama bahsettiğim gibi o Siyasi Tsunami dalgası çok etkili oldu ve halkın AKP'den başka bir seçim şansı da kalmamıştı. Bu durum CHP'nin büyüyor gözükmesinden kaynaklandı. Ve Türk halkının bu mantığı kullanarak seçime gitmesinin ilk örneği de değildi bu. Bundan otuz yıl önce, 1980 darbesi öncesi, sağcı bir parti olan AP'nin politikalarının ülke aleyhinde olduğunu MNP (Milli Nizam Partisi) olarak söylediğimizde de aynı durumla karşılaştık, halkımız parti politikalarımızı benimsemesine rağmen aşırı soldan korktuğu için AP'ye oy verdi. O zaman biz sol komünist partiyle sağcı parti arasındaki farkın: Solcuların anestezi yapmadan ameliyat etmesinde, sağınsa uyuşturarak kesmesinde yattığını söylüyorduk. Uyandığınızdaysa sağcı kapitalistlerin komünistlerden daha çok kestiğini göreceksiniz. MNP seçimi kaybetti ama, umudunu yitirmediğinden 1997'deki seçimleri kazanıp hükümeti kurma başarısını gösterebildi.

Soru: Erdoğan sizin partinizin üyesiydi ve Abdullah Gül'le birlikte partiyi terk ederek AKP'yi kurdu. Erdoğan'ın okulunuzdan kaçtığı duygusuna kapıldınız mı hiç? Sizce sınıfını geçti mi yoksa kaldı mı?

Erbakan: Evet Erdoğan sınıfta kalmıştır ve okulun arka kapısından kaçmıştır. Okula yazılmış, ama dersleri dinlememiş hiç anlamamıştır. Din derslerine girmiş olmasına rağmen davranışları bunun aksi yönündedir. Müslüman uygarlığının Batı uygarlığıyla yarışamayacağı iddiasındadır, ama Efendimiz (sav) İslam'ın en yüce olduğunu buyurmaktadır. Bilgili bir insanın söyleyebileceği bir söz mü bu? Erdoğan AB'nin her talebine boyun eğiyor ve İslam Birliğinin tesisini imkansız buluyor. Bu akli bir şey midir? Biz İslam'a mı yoksa siyonizme mi hizmet edeceğiz?

Yeri gelmişken, Şark-el Evsat gazetesi çok etkili ve büyük bir gazete olduğundan, sizin vesilenizle gazetenize bir mesajım olacak, gazetenizin de AKP'yi desteklediği görünüyor.

(Gazetenin buna cevabı "Hiçbir partiye eğilimli değiliz, üstelik Erdoğan'ın İsrail yanlısı politikalarını eleştiren Türk vatandaşlarının da görüşlerini sayfalarımıza yansıttık ve okuyucularımız arasında sizi seven ve başbakanlığınız süresince uyguladığınız siyasetleri takdir edenler de bulunuyor." şeklinde oldu. Bunun üzerine Erbakan gülerek "Desenize gazeteniz de Türk halkı gibi; beni seviyor, ama AKP'ye oy veriyor!" diyor.)

Arap ve İslam dünyasının bütün entelektüelleri ve akademisyenleri gazetenizi yakından takip ediyorlar ama maalesef ben gazetenizi okuduğumda, Saadet Partisi'yle AKP arasındaki farkın hala farkında olmadığınızı görüyorum. Şark-el Evsat'taki kardeşlerimiz doğruyla yanlışı karıştırmamalıdır.

Soru: Sizin Erdoğan'la ilişkiniz ve iki parti arasındaki farklılıklar hakkında genelde bir bilgi eksikliğinin olduğu doğru. Son zamanlara dek yaygın anlayış Erdoğan'ın hükümet tecrübesinin, sizin 97'deki iktidarınızın bir uzantısı olduğu şeklindeydi.

Erbakan: AKP bizim adımlarımızı takip etmiyor, tam tersini yapıyor. Aslında işin gerçeği, daha neyin olup bittiğini de algılamış değiller. Peygamber (sav): "Müminin ferasetinden korkun, çünkü o Allah'ın nuruyla bakar." diye buyurmuş. AKP'nin ihtiyaç duyduğu şey de bu feraset yokluğudur. İslam dogmatik ve dayatmacı bir din değil, akla, anlamaya ve farkındalığa dayanan bir dindir. İslam'dan korkulmasının nedeni de burada gizlidir. İslam her türlü zulüm ve sömürü anlayışına, baskı ve barbarlığa karşı bir inanç sistemi ve dinamizmdir. Günümüzün ilahiyat okullarında da iki şey eksiktir: İslam'ın günümüz sorunlarına verdiği cevapları çıkar sayacak bir de İslam'ın doğru anlaşılmasını sağlayacak fakültelerin kurulmamış olmasıdır. Bir Müslüman uyanık ve İslam hakkında doğru kavrayış sahibi olmalıdır. Yahudi ve Hıristiyanları Müslümanların velisi, yöneticisi olarak görmek büyük bir sapıtmadır. Gerçek bir Müslüman Siyonist ve saldırgan Yahudilere güvenip dayanır mı? Bu bilinç eksikliği problemine bütün İslam dünyasında tanık oluyoruz.

Soru: Erdoğan'ı Refah Partisi'nden ayrılıp yeni ve rakip bir parti kurmaya sevk eden etkenlerden bahsedebilir misiniz bize?

Erbakan: Hepimiz İsrail'in kurucusu Theodor Hertzl'i, Yahudi düşünür ve eylemci Haim Naum'u ve Amerika'nın milli güvenlik danışmanı olan Zbigniew Brezinski'yi biliriz. Brezinski ne dedi? "İslam dünyasına baktığımızda iki tip insanla karşılaşıyoruz: Ehl-i dünya olanlar ile gerçekten dindar olanlar. Bizler din ehlini zayıflatmak, diğerleriyle dünya düşkünleriyle de işbirliği yapmak istiyoruz!" Siz Erdoğan'ın bizden niçin ayrılıp yeni bir parti kurduğunu soruyorsunuz. Size cevabım Brezinski'nin sözleridir. Tayyip bu partiyi kendi başına kurmadı, aldığı emirlerle kurdu. Peki Erdoğan niçin bu projenin kuklası olmayı kabul etti? Çünkü makama, paraya ve liderliğe karşı zaafı vardı.

Soru: Peki şimdi Erdoğan'la ilişkileriniz ne düzeyde? Kişisel temasınız var mı örneğin?

Erbakan: Tayyib, sağlığımı sormak için arar bazen, ama bunun hiç bir anlamı yoktur. "Nasılsın?", "Ne yapıyorsun?"un değil "gerçek İslami şuurun geri gelmesi"nin önemi var asıl.

Soru: Erdoğan'ın politikalarından rahatsız olduğunuzu mu söylüyorsunuz?

Erbakan: Eylemlerinden ve gittiği yönden elbette rahatsızım. Kendisinden şikâyetçiyiz, çünkü Türk halkını ve İslam dünyasını büyük problemlere doğru sürüklüyor. Siyonistlere olan sadakatından ve bazı yerlerde onlarla işbirliği yapmasından asla razı değiliz. Tayyip Türk askerlerini BM çatısı altında Lübnan'a niçin gönderdi? Hizbullah'ı silahsızlandırmak için. Bundan rahatsızlık duyulmaz mı?

Soru: Erdoğan'la farklarınızı niçin oturup tartışmıyorsunuz? Sonuçta herhangi bir zararı bütün Türkiye Müslümanları hep birlikte paylaşacak.

Erbakan: "Allah'ın dilediği olur." denmiştir. Defalarca tavsiyelerde bulunduk, ama maalesef fayda etmedi. Nefsi ve dünyevi arzularına ve Siyonist odaklara kötü kapılmışlar...


Soru: Refah hükümetinin devrilmesinden bu yana on yıl oldu; geçmişi değerlendirdiğinizde sizce ordunun partinize karşı darbe yapmasının arkasındaki neden neydi?

54. Hükümetin Başbakanı Erbakan: Nedeni çok açık: Refah-Yol hükümetinin yıkılmasının arkasında Laik Siyonist odaklar vardı. Yahudilerin Nil'den Fırat'a kadar uzanan büyük İsrail ülkesini kurma hayalleri vardı. Siyonist güçler bu büyük İsrail devletini kurmak için İstanbul'u ele geçirmek istiyorlardı. Eğer İstanbul'u ele geçirebilselerdi, Büyük İsrail devleti de kurulmuş olacaktı. Ama ne oldu? 600 gemi ve 600.000 askerle geldiler ve başaramadılar. Bununla birlikte Nil ve Fırat arasında bir devlet kurmak Yahudilerin en temel inançlarındandır ve bu inançlarından asla vazgeçmeyecek görünüyorlar.

80 yılı aşkın bir süredir Siyonistler, ekonomik kuşatmaya ek olarak Türkleri dinlerinden uzaklaştırmaya çalışıyorlar. 1990'da ne oldu? Komünizm çöktü ve Amerika tek süper güç olarak kaldı, fakat bu ülke Yahudilerin kontrolü altındadır. Sovyetlerin yokluğunda, Yahudi düşü olan büyük İsrail projesi tekrar canlandı. Peki ne yaptılar? NATO'nun 1990'daki toplantılarının birinde Margaret Thatcher "Biz NATO'yu Sovyet tehdidine karşı kurduk. Artık Sovyetler yok, peki şimdi NATO'yu lağv mı edeceğiz? Düşmanı olmayan ideolojiler yaşayamazlar, Sovyetler yerine başka bir düşman bulmamız lazım ve o düşman mevcut: İslam!" demişti.

İşte bu koşullar altında Türkiye, Refah Partisinin hükümetine tanık oldu. Benim tam da söylemek üzere olduğum şeyi Brezinski söylemiş: "Refah Partisi Türkiye'de iktidar olduğu müddetçe amaçlarımıza ulaşamayız. Peki, Refah hükümetinden nasıl kurtulacağız? Amerikan Dışişleri Bakanlığı ordunun kontrolü ele alıp seçilmiş bir hükümeti açıktan devirmesini istemiyor." O zaman ne yaptılar? İktidar ortağımız olan Çiller önderliğindeki DYP'ye yöneldiler ve bu partiden 50 milletvekilini, "Refah hükümetini desteklemeye devam etmeniz halinde tıpkı 80'deki Evren darbesi gibi bir hareketle karşılaşacaksınız" diye tehdit ettiler. Hükümetteki ortağımız Çiller bana geldi ve "Partimin 50 milletvekili sizinle koalisyonu sürdürmeme itiraz ediyorlar, şu an ciddi bir kriz geçiriyoruz, yeniden seçimlere girelim, seçimlerden sonra yeniden bir koalisyon hükümeti kurarız" dedi.

Çiller'le yaptığımız prensip anlaşmasında kriz yüzünden seçimlere gitmemiz durumunda başbakanı değiştireceğimizi -yani başbakanlığı bırakıp görevi kendisine bırakacağımı ima etmiş oldum böylece- söyledim. Mecliste çoğunluğun oylarıyla birlikte üç ay içerisinde erken seçime gitme kararı aldık. Bundan sonra olanlar demokrasinin kurallarının ihlalinden ibarettir tam anlamıyla. Arkamızda bizi destekleyen 291 milletvekilinin oyu vardı, ama maalesef kriz esnasında cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından meclisteki azınlığı teşkil eden Mesut Yılmaz'ın partisine hükümeti kurma sözü verilmişti. (Yani oyunu dış mihraklar ve masonik odaklar tezgahlamıştı, ama bütün suç ordumuzun üstüne yıkılmaya çalışılmıştı.)


Soru: Sizce Siyonist çevreler sizden niçin rahatsızlık duydular? Benimsedikleri politikalar hangileri ve hangilerinden rahatsız oldular?

Erbakan: İktidarımız süresince üç şeyi gerçekleştirdik biz. İlk olarak IMF'yi terk ettik ve bu kurumun ekonomik programına artık bağlı olmayacağımızı açıkladık. İkinci olarak devletin bütçesinde gelir gider denkliği, cumhuriyet tarihinde ilk olmak üzere, sağladık. Üçüncü olarak D-8'i kurduk, yeni ve adil bir dünyanın temellerini attık. 8 gelişmekte olan İslam ülkesi arasında (Türkiye, Pakistan, Endonezya, Mısır, Nijerya, Malezya, Bangladeş ve İran) Amacımız İslam dünyası içinde gür bir ses oluşturmak ve daha adil bir uluslararası toplum teşkil etmekti. Ama bu uluslararası güçlerin ve Yahudi mahfillerin hoşuna gitmedi. Yahudiler D-8'in potansiyel tehlikesini görebildiler, ama maalesef bizdeki İslami çevreler böyle bir ittifakın nasıl bir muazzam potansiyel gücü haiz olduğunu fark edemediler.

Soru: İktidardan indirildikten sonra ne hissettiniz? Üzüntüye kapılıp ihanete uğradığınızı hissettiniz mi, özellikle bazı Türk işadamlarının hükümetinize karşı çıktığını gördükten sonra?

Erbakan: Tabii ki üzüldüm ve ihanete uğradığımı hissettim ama, uğruna mücadele ettiğimiz şeyin önemine ve yüceliğine emindim. Bazı işadamları bizden rahatsız oluyorlar idi, çünkü biz bütçeyi devletin maslahatlarını ve milletin menfaatlerini gözeterek hazırlamıştık, adil bir bütçe hazırlamıştık. İşadamları paralarını bankalara yatırıp yüksek rantlar elde ediyorlardı ve bir sürü de muafiyet tanınıyordu... Tüm bunlar bize 10 milyar dolara mal olmuştu. Bizim bütçe planımızda o para alınıp yoksul sınıfın ihtiyaçlarına harcanıyordu ve bu durum da pek çoklarının rahatsızlığına yol açıyordu.

Soru: İslam dünyasının geleceğine dönük endişelerinizden söz ettiniz. Sizce ABD İran'a saldırır mı?

Erbakan: Şüphesiz İran ciddi bir tehlikeyle karşı karşıyadır. Bush, İslam'ı düşman olarak gören dindar ve kindar bir muhafazakardır. İran ona göre büyük tehlike sayılmaktadır. Zaten Bush'un gözünde İslami olan her şey tehlikeli, İran, Türkiye ve diğerleri...

Soru: Türkiye'de tehdit altında mı?

Erbakan: Sadece tehdit altında değil, en büyük tehlikeyle yüz yüzedir. ABD'ye göre Türkiye bölgedeki en önemli ülkedir. Eğer bu ülke İslam dünyasıyla ittifak kurma yoluna giderse, ABD her şeyini kaybetmiş olacağını bilmektedir. İşte bu yüzden ABD ve Siyonist Yahudiler İslami eğilimleri sindirmek ve tarihten sildirmek peşindedir; ve tam da bu yüzden İslam dünyası arasındaki bağlar ve işbirliği mutlaka pekiştirilmelidir.

Soru: Bazıları Türk ordusunun yüzde kırk altı gibi bir oy almış olan AKP'den daha zayıf olduğunu iddia ediyorlar, buna katılıyor musunuz?

Erbakan: Hayır ordunun zayıfladığına kesinlikle inanmıyorum, Ordu hala Türkiye'nin en güçlü ve en güvenilir kurumudur. Milli şuur ve sorumluluk bakımından da, en sağlam kalan ordumuzdur.

Soru: Arap dünyasındaki İslami hareketlerin deneyimleri hakkındaki görüşünüz nedir?

Erbakan: Her tecrübenin kendine has özellikleri var. Bu hizmet ve hareketler üzerimizdeki kapitalist ve komünist hegemonyayı yani Siyonist ve emperyalist kuşatmayı yıkmayı hedefleyen hareketlerdir ve bu, gereklidir.

Soru: Bununla birlikte bazı demokratik olmayan totaliter İslami örnekler de var. Onlar hakkındaki değerlendirmeniz nedir?

Erbakan: Totaliter İslami hükümet diye bir şey yoktur, çünkü İslam totaliter değildir...

Soru: Ama örneğin seçimlere gidilmemesi, bu anti-demokratik değil mi?

Erbakan: Herhangi bir hükümet meşruiyetini halkından ve hukuktan alır. Seçimleri iptal edip halkın görüşünü ve tercihini önemsememek zaten İslami bir tavır değildir.

Soru: Son olarak "Türkiye'deki siyasal İslam'ın babası" ünvanı sizi memnun ediyor mu?

Erbakan: Allah korusun! Ben ünvanlara aldırış etmiyorum. Ben bütün Müslümanlar ve bütün insanlar için adalet, haysiyet ve hürriyet istiyorum. Çünkü İslam sevgi ve merhamet dinidir. Amacımız yeryüzündeki altı milyar insanın mutluluğudur, sadece Müslümanların değil. Gayemiz inancımıza ve insanlığa hizmettir.54



54 http://www.velfecr.com/ 17.12.2007 Kemal Selman çevirisinden Abdullah Akgül düzeltmesiyle



Bu yazarin diger makaleleri

Ülkemizin geleceği, devletimizin dirlik ve düzeni ve milletimizin güvenliği kaygısıyla;...
Devami
Elazığ’daki ve ardından Gaziantep’teki korkunç saldırılar, artık büyük ve köklü...
Devami
  AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, Barzani’ye biat sunmaya ve...
Devami
Türkiye Akdeniz’den ve Karadeniz’den kuşatılmaktaydı! Kore Yarımadası'nda gerginlik devam ederken, Güney...
Devami
Ey ehl-i vatan uyanın; namus günüdür Bu gafletle, bil ki yarın;...
Devami
v Allah’ın taksimine, yani hayır ve şerden kısmetine razı ol ki,...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4203

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR