Reklam
Reklam
Reklam

AKP İKTİDARI, İSRAİL'İN SUÇ ORTAĞIDIR!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

Siyonist Bakan: Gazze bombalanırken ‘Zil takıp oynadım' diyor!

İsrailli sivil savunma yetkilisi Ofer Shmerling, El Cezire ekranlarına yansıyan sözlerinde şöyle diyordu:" "I will play music and celebrate what the Israeli air force is doing." Bu sözleri şu anlama geliyordu: İsrail uçakları Gazze'yi bombalarken, ben zil takıp oynadım.!." İşte burası sözün bittiği noktadır. Nitekim bu sözleri duyan Ali Abunimah:" We Have No Words Left / Sözün bittiği noktadayız" diyordu. Sözün bittiği yerde Arapların sükûtu başlıyordu. Eskiler "sükût ikrardan gelir" derlerdi. İsrail mezalimi ve vahşeti karşısında sükût da aynı şekilde ikrar anlamı taşıyordu. Nitekim Ummu'l Fahm belediyesi eski Başkanı Raid Salah gibiler bu sükûtu sorguluyor ve bunun ödlek bir sükût olduğunu ve zımni olarak bir muvazaa ve işbirliği anlamına geldiğini ifade ediyordu.


Saldırı, Recep T. Erdoğan'a önceden mi bildiriliyor!?

Gazze saldırısından 3 gün önce Türkiye'ye gelerek Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan ile görüşen İsrail Başbakanı Ehut Olmert'in, şu ana kadar 1400 Filistinlinin şehit, 6000'e yakın yaralının bulunduğu askeri operasyon konusunda Ankara'ya önceden bilgi verdiği ortaya çıktı. Şok iddiayı ortaya atan ise İsrail Ankara Büyükelçisi Gabby Levy olmaktaydı. Levy, Olmert'in 5 saatlik görüşmede Erdoğan'a, "Hem cumhurbaşkanına hem başbakana en kısa zamanda; Hamas'ın yaptığı bu saldırıları durdurmak üzere, gerçekten büyük baskı altında olduğunu, başka yapabilecek bir şey olmadığını söyledi" açıklamasını yapmıştı.

Özel bir televizyon kanalına konuşan İsrail Ankara Büyükelçisi Gabby Levy, Olmert'in Ankara ziyaretinde ve kanlı operasyon öncesinde, "saldırı olacağı yönünde ipuçları verdiğini" vurgulamıştı.

İsrail Başbakanı Ehud Olmert ile beş saat görüştükten birkaç gün sonra, İsrail ordusunun Gazze soykırımına "Bu bize karşı da yapılmış saygısızlıktır. Biz, şu veya bu ülke değiliz" tepkisini veren Başbakan Erdoğan'ın, yapılan saygısızlığa karşı şu veya bu ülke olmadıklarını gösterecek hiçbir eylemi olmamıştır. Yeri gelmişken hatırlatalım: İsrail'in Ankara Büyükelçisi Gabby Levy, Olmert'in Başbakan Erdoğan'a yaklaşık 1400 kişinin şehit edildiği terör eylemi öncesinde, saldırı olacağı yönünde bilgi verdiğini söylemiş. Levy'nin sözleri bununla da kalmıyor: "Başbakan Olmert, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile de dertleşti ve şunu söyledi: "En kısa zamanda Hamas'ın yaptığı bu saldırıları durdurmak üzere, gerçekten büyük bir baskı altında olduğunu belirtti." Başka yapabilecek bir şey olmadığını hem Cumhurbaşkanına hem Başbakana iletti." Anlaşılan ortada gerçekten büyük bir saygısızlık vardı: Türk milletine karşı yapılmış bir saygısızlık! Ve bu saygısızlığın sorumluları Türk milletinin en üst düzeydeki temsilcileri, yani AKP yöneticileri ve destekleyicileri konumundaydı. Ve hele Recep T. Erdoğan'ın teşkilatının havasını almak ve halkımıza yaranmak için İsrail'e atıp tuttuktan sonra, kendisine yakışan pişkinlikle bir ildeki provakatif ve çirkin bir pankartı bahane ederek; "ama bu tepkilerin anti semitizme ve Yahudi nefretine dönüşmemesi gerektiğini uyarıyorum, Yahudi ve Ermenileri rencide eden gösterileri kınıyorum" şeklindeki İsrail vampirlerine ve Yahudi lobilerine selam cinsinden sözleri, bunların karanlık özlerini ve münafık yüzlerini ortaya koymakta ve vicdanlarımızı yaralamaktaydı. " Beyanı lisan, aynıyla insan"dı. Bu tavır yüz binlerin katılımı ve Erbakan Hoca'nın canlı bağlanmasıyla gerçekleşen Çağlayan mitingi başta olmak üzere ülke çapındaki şuurlu ve coşkulu protestolardan, İsrail hesabına duyulan rahatsızlığı yansıtmaktaydı. Bu sahte İslamcılar, İsrail büyükelçiliğini sınır dışı eden ve solcu bir Hıristiyan olan Venezüella devlet başkanı Hugo Chavez kadar olsun cesur ve onurlu davranamamıştırlar. Ali Babacanın T.C. dış işleri bakanı değil de sanki bir ABD diplomatı ağzıyla "Amerika kırmızı ışık yakmadan, İsrail saldırılarını durdurmak imkânsızdır" sözleri de Amerikan taparlığın, milli güç ve sorumluluğumuzu inkârın açığa vurulmasıydı.  Bu arada, şu Türkiyeli Yahudi vatandaşlarımızın ve özellikle koyu laik ve Kemalist takılanların İsrail'in soykırım vahşeti karşısındaki umursamazlıkları ise ayıptı ve anlamlıydı.

Gazze işgali, doğalgaz rezervleri için yapılıyor

İsrail'in Gazze'ye yönelik kanlı katliamları nedeniyle, işgalin dehşet verici bir ayrıntısı daha ortaya çıktı. 1400'den fazla sivilin ölümü ve 6 binden fazla insanın yaralanmasının nedeninin Gazze'nin karasularındaki milyarlarca dolarlık "doğal gaz rezervi" olduğu anlaşıldı. Global Research'te yazan Michel Chossudovsky'nin raporunun ayrıntıları çarpıcıydı.

Michel Chossudovsky Rus asıllı Kanadalı bir iktisatçıdır. Kendisi Ottowa Üniversitesinde İktisat Profesörü olarak çalışmaktadır. İşte saptamaları:

Gazze Şeridi'nin İsrail kuvvetleri tarafından işgalinin stratejik offshore gaz rezervleriyle doğrudan ilişkisi vardır.

Bu bir zapt ve gasp savaşıdır. Gazze sahilinde 2000'de geniş doğal gaz yatakları olduğu anlaşılmıştır.

British Gas (BG Grup) ve ortağı Atina merkezli Lübnanlı Sabbagh ve Koury ailelerine ait Consolidated Contractors International Company (CCC)'ye Filistin Yönetimi tarafından 25 yıllık arama izni çıkarılmıştır.

Offshore gazın hakları: yüzde 60 British Gas, yüzde 30 GCC ve yüzde 10 Filistin Yönetimi (PA) (Haaretz, 21 Kasım 2007)

PA-BG-CCC anlaşması aynı zamanda saha yatırımı ve gaz boru hattını da kapsıyor. (5 Ocak 2001 Middle East Economic Digest)

BG lisansı tüm Gazze offshore deniz sahasını kapsıyor, birçok İsrail offshore gaz tesisine yakındır. Gazze-İsrail sahili boyunca Akdeniz'deki gaz rezervlerinin yüzde 60'ı Filistin'e ait bulunmaktadır.

BG Grup 2000'de iki kuyu kazmıştır: BG'ye göre gaz rezervlerinin yaklaşık değeri 4 milyar dolardır. Bu rakamlar British Gas'a aittir. Filistin gaz rezervleri çok daha büyük olabilir.

Gaz sahaları için, İsrail Gazze'ye göz dikmiştir!

Gazze gaz sahalarının kime ait olduğu konusu çok önemlidir. Yasal olarak gaz rezervleri Filistin'e aittir.

Yaser Arafat'ın öldürülmesi, Hamas hükümetinin seçimi ve Filistin Yönetimi'nin acizliği; İsrail'in Gazze'nin gaz rezervlerinin üzerinde hak iddia etmesine cesaret verdi.

2001'de Başbakan Ariel Sharon'un seçilmesi önemli dönüm noktalarından. Offshore gaz sahalarının mülkiyeti İsrail Anayasa Mahkemesi'nden görüşüldü. Sharon, açık şekilde "İsrail asla Filistin'den gaz almayacak" diyerek, Gazze'nin Akdeniz'deki gaz rezervlerinin İsrail'e ait olduğunu söyledi.

2003'te Ariel Sharon, British Gas'ın Gazze offshore kuyularından İsrail'e gaz satışına dair ilk anlaşmayı veto etti. (19 Ağustos 2003 The Independent)

Hamas'ın 2006'daki seçim zaferi, Mahmut Abbas'ın kukla rejimiyle Batı Şeria'ya sıkışan Filistin yönetiminin irtihali anlamına geliyordu.

2006'da British Gaz, "Mısır'a gaz satışıyla ilgili bir anlaşma yapmak üzereydi". (23 Mayıs 2007 Times) Raporlara göre, İngiliz Başbakanı Tony Blair, İsrail lehine araya girerek Mısır'la anlaşmayı engelledi.

Bir sonraki yıl Mayıs 2007'de İsrail Kabinesi, Ehud Olmert'in "Filistin Yönetimi'nden gaz alımına" dair önerisini kabul etti. Önerilen anlaşmanın bedeli 4 milyar dolardı. 2 milyar dolarlık kârın 1 milyar doları Filistinlilere verilecekti.

Ancak Tel Aviv, bu kazancı Filistin'le paylaşmak istemedi. BG Grup'la anlaşmayı çöpe atıp Hamas ve Filisin Yönetimi'ni aradan çıkaracak bir plan geliştirdi.

"İsrail savunma yetkilileri Filistinlilere ödemenin malzeme ve servis olarak yapılmasını ve paranın hiçbir şekilde Hamas yönetimindeki hükümete ulaşmamasını istemektedir". (Ibid)

Amaç BG Grup ve Yaser Arafat başkanlığındaki Filistin Yönetimi'yle yapılan 1999'daki anlaşmayı geçersiz hale getirmekti.

2007'de BG ile önerilen anlaşmaya göre, Gazze offshore kuyularından çıkarılan gaz deniz altından İsrail limanı Aşkelon'a ulaştırılacaktı. Yani doğal gazın satış kontrolü İsrail'e bırakılacaktı.

Hamas öneriyi kabul etmeyince görüşmeler askıya alındı:

"Mossad Şefi Meir Dagan ise, güvenlik bölgelerindeki gazın çıkarılmasına; kazancın terörü fonlayacağı gerekçesiyle karşı çıktı." (Knesset Arşivleri Kasım 2007)

İsrail'in niyeti Filistinlileri bu haktan mahrum bırakmaktı. Kasım 2007'de BG Grup, İsrail'le tüm görüşmelerinden çekildi ve Ocak 2008'de İsrail'deki ofislerini kapattı. (BG web sitesi)

İşgal planı masadaydı

İsrail askeri kaynaklarına göre, "Dökme Demir Operasyonu" adı altındaki Gazze'nin işgal planı 2008 Haziran'ında yapılmıştı:

"Kaynaklar Savunma Bakanı Ehud Barak'ın 6 ay önce İsrail Savunma Güçleri'ne operasyon emri verdiğini ortaya çıkardı." (27 Kasım 2008 Haaretz)

Aynı ay içerisinde, İsrail yetkilileri British Gas ile iletişime geçerek, Gazze'nin doğal gazının alımı için görüşmeleri yeniden başlama çağrısı yaptı.

"Maliye Bakanlığı Direktörü Yarom Ariav ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı Direktörü General Hezi Kugler, BG'ye İsrail'in görüşmelere yeniden başlama isteğini iletmiştir."

British Gas'la görüşmelerin hızlandırılması kararıyla Gazze'nin işgal planın yapılması kronolojik olarak aynı tarihe Haziran'a denk gelmiştir. İsrail'in BG Grup'la işgal öncesinde bir anlaşmaya varmaya oldukça hevesli olduğu görülmektedir.

Daha da ilginci British Gas'la Ehud Barak hükümeti arasındaki bu görüşmelerin, askeri işgal planlarının masada olduğu halde gerçekleştirilmesidir.

Kasım 2008'de İsrail Maliye Bakanlığı ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı İsrail Elektrik İdaresi'ne (IEC) British Gas'la, Gazze'deki BG offshore imtiyazından gelen doğal gaz için görüşmelere girmesini emretmiştir. (Globes, 13 Kasım 2008)

Sonuç: Gazze ve Enerji Jeopolitiği

Gaz sahalarının mülkiyetinin İsrail'e bırakılması amacıyla yapılan Gazze'nin askeri işgali uluslararası kanunlara aykırıdır, ama Siyonizm hak-hukuk tanımamaktadır.

İsrail, yeni bir bölgesel anlaşmayla, Gazze'ye "barış gücünün" yerleştirilmesine izin vererek, doğalgaz rezervlerini kontrolüne almaya çalışmaktadır.

Filistin gaz sahalarının açıkça kamulaştırılması ve Gazze'nin karasularında İsrail'in egemenliğinin tek taraflı tanınması amaçlanmaktadır.

Eğer hedef bunlarsa, Gazze gaz sahaları yanı başındaki İsrail'in offshore tesislerine katılacaktır.

Bu offshore tesisleri aynı zamanda İsrail'in enerji transport koridoruna bağlıdır. Petrol hattı terminali olan Eilat limanından, Kızıl Deniz deniz-limanı boru hattı terminali Aşkelon, oradan kuzeye Hayfa'ya ve oradan da İsrail-Türkiye boru hattıyla Ceyhan'a ulaşacaktır.

Ceyhan, Bakü-Tiflis Trans Kafkas boru hattı (BTC) terminali İsrail kontrolüne alınacaktır. "Burada planlanan BTC'yi Trans İsrail Eilat-Aşkelon'a bağlamaktır. (23 Haziran 2006 Global Resarch Michel Chossudovsky)

İşte, İsrail'e karşı "sert adam şovları" yapan Recep T. Erdoğan, aslında bu şeytani projeye taşeronluk yapmaktadır.

Ceyhan ara depo oluyor, İsrail Aşkelon terminal yapılıyor:

Hala, Recep T. Erdoğan, İsrail'i enerji üssü yapmaya uğraşıyor!

Türkiye-İsrail-Hindistan arasında bir enerji köprüsü kurmaya soyunan AKP iktidarı, Doğu Akdeniz'de Aşkelon'u dünyanın sayılı enerji terminallerinden biri haline getiriyor. Proje tamamlanırsa, bölgenin bir numaralı nükleer gücü olan İsrail, enerjide de (petrolde) bölgenin bir numaralı gücü haline geliyor.

Bu konuda üstlenilen rol ise, BOP Eşbaşkanlığı ile üstlenilmiş görevler kapsamında yürütülüyor.

Adeta bir petrol gölü olan Orta Asya'da Çin, Rusya ve ABD arasında amansız bir petrol savaşı yaşanmaktadır. Bakû-Tiflis-Ceyhan ham petrol boru hattı ekseninde oluşturulmaya çalışılan doğu-batı enerji koridoru ve Trans-Afgan boru hattı ekseninde oluşturulmaya çalışılan kuzey-güney enerji koridoruna yönelik petrol boru hatları savaşıdır.

Ceyhan'da birleşecek ham petrol boru hatları

Savaşın uygulama projesi, Büyük Orta Asya Projesi (BOAP) ve onun ayrılmaz parçası olan Büyük Ortadoğu Projesi'dir (BOP). BOP'un kısa ve orta dönemli petrol boru hatları stratejisinin gereği olarak devreye sokulacak petrol boru hatları şunlardır.

1.  Bakû-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı (BTC)

BTC petrol boru hattından ilk Azerbaycan petrolü 28 Mayıs 2006'da Ceyhan terminaline ulaşmıştır. BTC'nin açılışı Saakaşvili'nin de aralarında bulunduğu yaklaşık 30 başbakan, 50'ye yakın enerji ve dışişleri bakanının iştirakiyle Ceyhan'da yapılmıştır.

2.  Kaşagan-Aktau-Bakû BorııHattı (KAB)

Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev uzun süren görüşmelerden sonra Baku-Tiflis-Ceyhan boru hattına katılım anlaşmasını 15 Haziran 2006'da İlham Aliyev ile Almaatı'da imzalamıştır. Anlaşmaya göre Kazakistan, Kaşagan sahasından; üreteceği petrol, Kaşagan-Aktau arasında inşa edeceği 800 km'lik boru hattı ile Hazar kıyısına ve buradan da Bakü'ye getirilecek ve Bakû-Tiflis-Ceyhan boru hattına bağlanacaktır. Boru hattı inşasına 2009'da başlanacak ev 2010'da tamamlanacaktır.

3. Kaşagan-Bakû Boru Hattı (KB)

Kazakistan, Kaşagan Bakû boru hattından Bakû'ye getirdiği ve uzun süredir Bakû-Tiflis-Ceyhan boru hattına vermekte odluğu petrolü aşamalı olarak arttırarak 2-3 yıl zarfında üç katına çıkaracaktır.

4. Samsun-Ceyhan Boru Hattı (SC)

Kazakistan ve Rusya petrollerini Ceyhan terminaline taşıyacak Samsun-Ceyhan boru hattı ihalesi 12 Mayıs 2006'da Cumhurbaşkanı Sezer tarafından onaylanmıştır. 550 km uzunluğundaki hattın inşasına 2007'de başlanacak ve 2010'da tamamlanacaktır. Petrol tankerleri ile Samsun'a getirilecek olan petrol Samsun-Ceyhan boru hattıyla Ceyhan'a taşınacaktır.

5. Kerkük-Yumurtalık (Ceyhan) Boru Hattı (KY)

579 km'si Irak sınırları içinden geçen 1876 km uzunluğundaki Kerkük-Yumurtalık boru hattından gelen petrol Ceyhan terminalinde depolanacak. Hat faal vaziyette.

Hattan ilk aşamada Zaho'daki Tawki ve Erbil'in güneyindeki Taq Taq petrol sahasından 2009 başında günde l00 bin, 2009 sonuna kadar da günde 2 bin 500 varil petrol, Ceyhan petrol terminaline getirilecek. Daha sonraki aşamalarda Musul ve Kerkük petrolünün de bu hatla Ceyhan'a taşınacağına şüphe yok!

Türkiye kırmızı çizgilerini kaldırmış oluyor

Irak Yönetimi'nin Petrol Bakanı Hüseyni Şehristani, Irak'ın kuzeyindeki Bölgesel Kürt Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani ve Doğal Kaynaklar bakanı Aşti Havrami 24 Kasım 2008'de Erbil'de bir araya gelerek bu konuda karar aldılar. Böylesine bir karar alınması iki yıla varan bir süreyi gerektirdi.

Türkiye böyle bir karara üç temel gerekçe ile karşı çıkmaktaydı.

Irak'ın kuzeyindeki Bölgesel Kürt Yönetimi'nin, Irak'taki petrol sahalarının büyük bölümünü barındıran Musul ve Kerkük'ü Kürt şehirlerine dönüştürmesi.

Bölgeden petrol ihracatının Irak'ın kuzeyindeki Bölgesel Kürt Yönetimi'nin tanınması anlamına gelmesi.

Bölgesel Kürt Yönetimi'nin petrol gelirlerini silahlanma için kullanması.

Bu ararla Türkiye üç maddeden oluşan kırmızı çizgilerini ortadan kaldırmış oluyor.

Kızıldeniz'de (Elat Limanı) birleşecek ham petrol boru hatları:

•1. Ceyhan-Aşkelon boru hattı (CA)

Bakû-Tiflis-Ceyhan, Samsun-Ceyhan ve Kerkük-Yumurtalık boru hatlarından Ceyhan'a getirilecek petrol, deniz altından geçirilecek boru hattı veya petrol tankerleriyle İsrail'in güneyindeki Aşkelon Limanı'na ulaştırılacak.

2. Aşkelon-Elat Boru Hattı (AE)

Aşkelon'a getirilen petrol, Aşkelon-Elat Boru Hattı ile İsrail'in Kızıldeniz'deki çok stratejik bir liman olan Elat'a taşınacak.

Bu hat; İran petrolünü İsrail'in Elat limanına buradan da Aşkelon limanına taşımak için çok önceleri İran tarafından inşa edilmişti. Uzun süre devre dışı kaldı. Daha sonra hattın yönü İsrail tarafından Aşkelon'a çevirerek Aşkelon-Elat hattına dönüştürüldü. Hat, 2006'da faal duruma getirildi.

3. Suudi Arabistan-Hayfa Boru Hattı (SAH)

Suudi petrolünü Golan tepeleri ve Lübnan üzerinden Hayfa'ya taşıyan ve uzun süre kullanım dışı olan boru hattı Irak yönetimi tarafından onarılmaya başlandı. Onlarımın tamamlanması için büyük çaba harcanıyor.

Irak yönetimi bu hattın kapasitesini, Rumeyla petrol sahasından ekleyeceği bir hat inşasıyla üç kata yakın artıracak.

Hayfa'ya getirilen petrol, Hayfa'dan inşa edilecek yeni bir boru hattı ile Aşkelon'a oradan da Elat'a taşınacak.

Petrol, buradan tankerlerle Hindistan, Malezya, Japonya ve Çin'e taşınacak. Elat'tan bu ülkelere sadece petrol taşınmayacak: yanı sıra doğalgaz ve su da taşınacaktır. Böylece Ceyhan-Kızıldeniz (Elat) projesi hayata geçirilmiş olacaktır.

Ceyhan-Kızıldeniz (Elat) projesi'nin gelişim aşamaları şöyle gelişiyor:

Ceyhan-Kızıldeniz (Elat) projesinin hayata geçirilmesine yönelik karar; Türkiye-İsrail-Hindistan arasında gerçekleştirilen yoğun işbirliği sonucu alındı. Türkiye, başlangıcından itibaren karşı çıkan Rusya'nın projede yer almasını ve işbirliğinde bulunmasını talep ediyor. ABD ve İsrail tarafından dayatılan projeye Türkiye kendi inisiyatifiyle hayata geçirilecek bir proje olarak sahip çıkıyor.

Projenin hayata geçirilmesi için yapılan temaslar özetle şöyledir.

İsrail Enerji ve Altyapı Bakanı Ben Elizer, Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve diğer yetkililerle 7 Haziran 2006'da BTC boru hattı ile Ceyhan'a taşınan Azerbaycan petrolünün İsrail üzerinden Asya ülkelerine taşınması konusunu görüştüler. Başbakan Erdoğan ile temasların sürdüğünü belirten Elizer, Akdeniz ile Kızıldeniz'i birleştiren Hayfa-Aşkelon-Elat hattının ekonomik bir güzergâh olduğunu savundu.

7 Haziran 2006 tarihinde İsrail Cumhurbaşkanı Katsav ile görüşen Cumhurbaşkanı Sezer, "İsrail ile işbirliğini enerji alanında genişletme yolunda birlikte çalışmaya başladığımızı vurgulamak isterim. Türkiye ile İsrail arasında çoklu enerji ve su ileti hatları tasarısının yapılabilirliği konusunda araştırma çalışmaları gündemdedir" yolunda açıklamada bulunmuştu.

İlk yazılı belgeyi 2005'te Türkiye-İsrail imzalıyor

Enerji Dergisi'nin Kasım 2005 tarihli haberlerine göre; Türkiye ile İsrail, Rusya petrolünün Samsun-Ceyhan hattı üzerinden İsrail'in güneyindeki Aşkelon-Elat hattına bağlanıp, Uzakdoğu'ya ulaştırılması konusunda anlaştılar.

Enerji Dergisinin Şubat 2006 tarihli sayısında Jeoloji Mühendisleri Odası Bilim Kurulu Üyesi Tufan Erdoğan, Ceyhan'a ulaşan petrolün Ceyhan-Aşkelon hattı veya tankerlerle taşınması konusunda Türkiye-İsrail işbirliğinin ilk yazılı belgesinin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı tarafından imzalandığını ve 11 Ekim 2005'de Türk-İsrail Enerji Bakanlıları tarafından açıklandığını yazdı.

Erdoğan Hindistan'a niçin yollanıyor?

Başbakan Erdoğan'ın Kasım 2008 sonunda gerçekleştirdiği dört günlük Hindistan ziyaretinde birçok konuda anlaşma sağlandı. Türkiye ile Hindistan'ı daha da yakınlaştıracak olan Ceyhan terminali-İsrail-Hindistan arasında petrol hattı kurulması ve bunun için de üç ülkenin Enerji Bakanları'nın Kasım 2008 içinde bir araya gelerek fizibilite hazırlıklarına başlaması kararlaştırıldı. Başbakan Erdoğan Rusya'dan tankerlerle Karadeniz'i aşarak gelen petrolün boru hattı ile ulaştırılmasının, taşıma süresini 39 günden 16 güne düşüreceğini belirterek, "Bunun navlun (gemi nakil bedeli) fiyatında meydana getireceği olumlu tesiri herhalde kimse, hiçbir uyanık yönetim, iktidar elinin tersiyle itmez" dedi. Başbakan'ın heyetinde yer alan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler de boru hattı projesinin iki ülke arasındaki işbirliği konularının en önemlisi olduğunu söyledi. Güler, projenin getirilerine ilişkin şu bilgileri verdi: "Hindistan'a Boğazlar aracılığıyla ancak 130 bin tonluk gemilerle petrol taşınabiliyor. Bu projeyle 400 bin tonluk gemilerle taşınacak. Ceyhan'dan Aşkelon-Elat boru hattına gemilerle ulaştırılacak oradan da Kızıldeniz'e geçecek. Fizibilite tamamlandıktan sonra truput garantisiyle kredi anlaşmaları yapılacak."

Hindistan ziyaretinden döndükten sora Kasım 2008'de Ankara'da yaptığı basın açıklamasında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, Türkiye-İsrail-Hindistan işbirliği ile kurulması planlanan Ceyhan-Kızıldeniz petrol boru hattının maliyetinin 5-6 milyar doları bulacağını, Ceyhan'ı enerji merkezi haline getirmek için çalıştıklarını, bu noktada Hindistan'ın da bir partner olacağını söyledi. Hem Irak, hem Hazar, hem de Orta Asya olmak üzere üç ayrı özellikteki petrolün Ceyhan'da karıştırılacağını belirten Güler, "Yeni bir karışımda yeni petroller ortaya çıkarmak için buranın ayrı bir avantajı var" dedi. Petrol konusunda İsrail'de Bakan ile ayrıca bir görüşme yaptıklarını belirten Güler, Ceyhan projesiyle İstanbul ve Çanakkale'yi by-pass edeceklerini, petrolün Kızıldeniz'den geçeceğini, orandan da tankerlerle Hindistan'a, Malezya'ya Japonya'ya ve Çin'e taşınacağını açıkladı. Güler, projenin fizibilite çalışmaları aşamasında olduğunu, teknik olarak ön çalışmalar yapıldığını, sadece petrol değil, doğalgaz, su, elektrik ve fiberoptik kablolar da taşınacağını ifade etti. Güler, Rusya'nın da bu projede yer almasını istediklerini belirterek projenin önemli bir noktaya geldiğini açıkladı.

Ceyhan yerine Aşkelon!

Türkiye, Doğu Akdeniz'de Ceyhan'ı dünyanın sayılı enerji terminallerinden biri haline getirmeyi, böylece büyük bir ekonomik, dış politik ve stratejik güç elde etmeyi hedefliyordu, ABD ve İsrail'in dayatmalarına boyun eğilerek, Türkiye'nin Ceyhan hedefinin üzerine bir çizgi çekilmiş oldu. Açık olarak görülen odur ki, Türkiye-İsrail-Hindistan arasında bir enerji köprüsü kurmaya soyunan AKP iktidarı, Doğu Akdeniz'de Aşkelon'u dünyanın sayılı enerji terminallerinden biri haline getiriyor. Proje tamamlanırsa, bölgenin bir numaralı nükleer gücü olan İsrail, enerjide de (petrolde) bölgenin bir numaralı gücü haline gelecek...

Bu konuda üstlenilen rol ise, BOP Eşbaşkanlığı ile üstlenilmiş görevler kapsamında.[1]

AB'den Türkiye'ye: "Geçiş ücretini al, kararlara karışma!" baskısı geliyor

Nabucco Boru Hattı Projesi'nde gerilim tırmanıyor.

Erdoğan'ın, Türkiye'yi "enerji arz merkezi" olmaktan çıkarıp "enerji koridoru yapma politikası, Türkiye'yi diplomatik arenada da çıkmaza sokuyor. Enerjiye sıkışan AB, Nabucco Projesi'nin karar mekanizmalarında Türkiye'nin yer alması için Hükümet'e baskı yapıyor. ABD ise projeye tamamen karşı çıkıyor.

Azeri ve İran doğalgazının Türkiye üzerinden AB ülkelerine sevkini öngören Nabucco Boru Hattı Projesi, Avrupa Birliği'nin yanı sıra, ABD ile Türkiye arasında da gerilim oluşturuyor. Avrupa Birliği, boru hattında Türkiye'yi "etkisiz eleman" yapmaya çalışıyor. ABD ise, projeyle enerji hatlarının kendi denetimi dışına çıkacağını düşünerek, projeye karşı çıkıyor.

Avrupa ile Orta Asya ülkeleri arasında oluşacak yeni bir işbirliği zemininin; ABD'nin bölgedeki otoritesini tamamen ortadan kaldıracağı düşünülüyor. Dolayısıyla, kavganın içinde Amerika'da yerini alıyor.

Gazeteci Yiğit Bulut, 2 Aralık'ta Vatan gazetesindeki köşesinde Avrupa'nın Türkiye'yi "gaz geçişi" konusunda tehdit ettiğini yazdı. Avrupa Birliği yetkililerinin, Nabucco Projesi başta olmak üzere, bütün potansiyel gaz taşıma projelerinde doğrudan Hükümet'e ve Enerji Bakanlığı'na "karar mekanizmalarında yer almayacaksınız. Sadece geçiş ücreti ile yetinin" şeklinde baskı yaptıkları bilgisini aktardı. Bulut, bu bilgiyi üst düzey bir Enerji Bakanlığı bürokratının verdiğini belirtiyordu.

Ancak, gaz projeleriyle ilgili iddialar bununla da sınırlı değil. Hükümet, Türkiye'yi devre dışı bırakacak, Rusya ve Orta Asya doğalgazını İsrail üzerinden Hindistan'a taşıyacak başka bir boru hattı projesine de sıcak bakıyor. Yazısında bu projeden de söz eden Yiğit Bulut şöyle yazdı: "Peki bu projede Türkiye'ye ne öneriliyor? Yine sadece geçiş... Türk toprakları "kirlenecek, insanlarımız bu işin riskini ve pisliğini çekecek ama Türkiye proje başına yılda 30 ila 200 milyon dolar arası 'bir ücrete razı' olacak".

Ceyhan'ın konumu İsrail'e devrediliyor!

Yıllarca Ceyhan'ı enerji alanında bir merkez yapmaya çalışan Türkiye, AKP iktidarı döneminde Ceyhan'ı adeta sırtından vurdu. Yiğit Bulut, yazısında bu konuyla ilgili şu ifadeleri kullandı: "Ceyhan'a rakip olmasın diye 'hayır' dediğimiz İsrail üstünden 'taşıma' detayını neden bir anda 'kabul ettiğimiz' de ayrı bir anlaşılmaz durum... 'Aslansın, büyüksün, enerji merkezisin, vana sende' gibi söylemler altında 'pisliğini halkımızın çektiği', parasını yabancı petrol şirketlerinin cebe koyduğu yeni bir oyun tezgâhlanıyor... Bu da yetmezmiş gibi Ceyhan'ın 'konumunu', İsrail'e 'devretmek' üzere adımlar atıyoruz ve bütün bunlar Türk kamuoyundan saklanıyor."

Proje için ilk somut adım 17 Temmuz'da atılmıştı. Ankara'da bir araya gelen Türk ve İsrailli yetkililer boru hattı projesi için anlaşmışlardı. Aydınlık, projedeki Çalık parmağını ortaya çıkarmıştı.

Daha sonra da Çalık yetkililerinin Fransa'da Cumhurbaşkanı Sarkozy'nin danışmanı Alain Le Roy ile görüştüğü, Erdoğan'ın da bu görüşmeye aracılık ettiği ortaya çıkmıştı. Görüşmede, proje için gerekli olan paranın Akdeniz Birliği adına oluşturulacak fondan Çalık'a verilmesi önerisi iletilmişti.

2005 yılından beri proje üzerinde çalışan Erdoğan-Çalık ikilisinin, İsrailli yetkililerle de defalarca bir araya geldiği tespit edilmişti.[2]

Filistin sorununu tartışan Rus uzmanlar: "Türkiye'de hedefte" diye uyarıyor

İsrail'in Gazze'ye yönelik askeri operasyonları ve bölgede tırmanan gerginliği yakından izleyen Rusya'da uzmanlar, Ortadoğu sorununa çözüm yollarını tartıştı.  Rusya geleneksel olarak Filistin'in yanında yer almasına rağmen resmi beyanlarında tamamen İsrail'e karşı cephe almamaya özen gösterirken, Rusya Stratejik ve Politik Araştırmalar Merkezi Başkanı Vitaliy Naumkin ve Filistin ile Dostluk ve İşbirliği Derneği Başkanı Vyaçeslav Matuzov, RİA Novosti Haber Ajansı'nda düzenlenen "Ortadoğu sorununa Rus uzmanların yaklaşımı" konulu basın toplantısında Filistin sorununa yönelik görüşlerini aktardı. Gazze'de yaşanan trajik olaylar nedeniyle İsrail'i kınayan Naumkin, uluslararası camianın Hamas'a yönelik tutumunun yanlış olduğunu savunarak, "Hamas'tan kabul edilmesi imkânsız şeyler talep edildi. Örneğin İsrail'in tanınması konusu üzerinde çok duruldu. Halbuki İsrail'i tanımayan bir tek Hamas değil. Böyle baskılar sonucunda Hamas'tan farklı bir adım atması düşünülemezdi" gerçeği vurgulandı.

İsrail'in askeri operasyonunun arkasında yaklaşmakta olan ülke içi seçimlerin de önemli rol oynadığını söyleyen Naumkin, "Askeri operasyonlarla Ortadoğu'da hiçbir sorun çözülemez. Bunu herkes bildiği halde maalesef sivil insanlar katlediliyor. Bu duruma acil çözüm için Filistin halkının ve ayrıca tüm Arap dünyasının ortak siyasi platformda birleşmesi gerekiyor" diye uyardı.

Türkiye de ABD'nin hedefinde bulunuyor

İsrail-Filistin gerginliğinin Rusya'nın çıkarlarına değil ABD'nin çıkarına uyduğunu kaydeden Filistin'le Dostluk ve İşbirliği Derneği Başkanı Matuzov, "Eski SSCB'nin çöküşünden sonra ABD'nin düşman olarak bir tek hedefi var; o da İslam dünyasıdır. ABD'nin yeni Ortadoğu projesinin hedefi de İslam ülkelerini ezmektir. Türkiye de bu hedefler arasındadır" diyerek çok önemli bir gerçeği hatırlattı.

Dünyadaki ekonomik kriz döneminde Arap ülkelerinin sahip oldukları finansal kaynakların tüm dünyayı krizden kurtaracak düzeyde olduğuna da dikkat çeken Matuzov, "Zaten ABD, AB ve IMF, Arap ülkelerinden kredi almak için yarışmaktadır. Bu durumda Arap ülkelerinin de kendi çıkarlarını Batı'ya dikte etmesi gerekirken, bu şanslarını kullanmamaları çok üzücü" ifadelerini kullandı.





[1] Erol Bilbilig / Aydınlık

[2] Levent Ak


Bu yazarin diger makaleleri

İşte İsrail'in Arz-ı Mev'ud macerası: 1948 savaşı Filistinliler için bir dönüm...
Devami
Bugünkü Barbar Batı ülkeleri ve onların batıl ve zalim sistemleri;...
Devami
  Bir ülkede kişi başına gelir düzeyinin belirli bir aşamadan öteye...
Devami
  İSLAM; EDEBİYAT DEĞİL, İCRAATTIR Kuru Heves ve Heyecan “Macerası” Değil, Hikmet ve...
Devami
  AKP'nin ilahiyatçı milletvekili Resul Tosun, Erkan Mumcu'nun istifasıyla ilgili...
Devami
(Ahmet Akgül Hocamızın Gebze’deki Dostlar sohbetinin kayıt çözümleridir) Hz. YUŞA Nebi’nin...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1733

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR