Reklam
Reklam
Reklam

ERMENİ TERÖRİSTLER, "ÖZÜRCÜ"LERDEN DAHA ŞEREFLİDİR

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

Aydın yaftalı ama karanlık kafalı ve kiralık vicdanlı bir güruhun, 1915'te yaşanan olaylar nedeniyle Ermenilerden özür dileme kampanyası, tam bir sahtekârlıktır. Genel Kurmay Başkanlığının "Bunlar hem yanlıştır, hem de yaralayıcı ve zararlı sonuçlar doğuracaktır" şeklindeki açıklamaları, duyarlı ve tutarlı milli bir tavrı yansıtmaktadır. AKP iktidarının ve Cumhurbaşkanlığı makamının maslahatçı ve çifte standartlı yaklaşımı ise maalesef mide bulandırıcıdır.


CHP'li Canan Arıtman'ın tavrı ve perde arkası

Bir grup aydının sözde Ermeni soykırımı nedeniyle Ermenilerden özür diliyoruz kampanyası başlatması, Meclis'te tartışılmıştı. TBMM Dışişleri Komisyonu'nun ilgili toplantısının ana gündeminde aydınların "özür diliyoruz" adlı kampanyası yer almıştı. CHP'li ve MHP'li vekiller, kampanyaya destek veren isimlerin kınanması için bir bildiri hazırlanmasını isterken, DTP'liler bu fikre karşı çıkmıştı. Sonunda milletvekillerinin bireysel olarak bir imza kampanyası başlatarak, aydınları kınayan bir bildirgenin hazırlanması kararı alınmıştı.

Komisyonda söz alan CHP İzmir Milletvekili Canan Arıtman, aydınların, özürle ilgili metnini hatırlatarak, komisyonun bunu kınayan bir bildiri yayınlamasını savunanlardandı.

"Bu vatan hainliğidir!" kışkırtması

Arıtman, "Buna imza atan ve kendisini sözde aydın sanan isimler, Türkiye'den özür dilemelidir. Bu aymazlık değilse, vatan hainliğidir. Biz de bir bildiri yayınlayarak bunu kınayalım" çağrısı yapmıştı.

Komisyon Başkanı, AKP'li Murat Mercan ve MHP'li Deniz Bölükbaşı da buna destek verenler arasındaydı. Toplantının ardından konuşan CHP İzmir Milletvekili Canan Arıtman, aydınların Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Ermenistan ziyaretinden cesaret aldıklarını belirterek:

Cumhurbaşkanı'nın bu kampanyayı desteklediği görülüyor. Abdullah Gül, cumhurun, yani Türk milletinin cumhurbaşkanlığını yapsın, etnik kökeninin değil. Cumhurbaşkanı'nın anne tarafından etnik kökenini araştırın görürsünüz" sözleri şaşkınlık yaratmıştı.

Sabataistler ve masonik kesimler, ırkçılık perdesi altında kışkırtıcılık mı yapmaktaydı?

Geçtiğimiz aylarda CHP'li Canan Arıtman'ın eşi Yetkin Arıtman, Türk ve Yunan masonları bir araya getiren büyük Rodos toplantısını planlamıştı. Bu Masonlar arasında Türkiye&Yunanistan bölgesinde ortak hareketin temelini atan çok kritik bir toplantıydı. Toplantı için Rodos'taki kadim tapınağın bakımının yapılmasında da Arıtman'ın emeği vardı.

Türk ve Yunan biraderlerin Rodos adasındaki Tapınak Şövalyeleri'nin mabedinde ilk kez bir araya geldiği tarihi ayinin organizesini CHP'li Canan Arıtman'ın eşi Yetkin Arıtman yapmıştı. Yetkin Arıtman, üst düzey yöneticileri arasında bulunduğu 'İzmir Vadisi' ayin için gerekli izni vermeyince, buluşmaya karşı çıkan 'biraderleri'ni ikna etmeyi başarmıştı.

Yetkin Arıtman, İzmir Vadisi'nde 4 yıl Üstad-ı Muhteremlik (İzmir ve bölgesinin başkanı) görevinde bulunmuş bir insandı. Eşi Canan Arıtman milletvekili olunca, "üstadı muhteremlik" görevini bırakarak, Loca'da karar alma komisyonlarında üst düzey görevler almaya başlamıştı.

'Bodrum Locası', Rodos adasındaki Kleoveolos Locası'ndan aldığı davet teklifini, 2007 Nisan ayında bağlı bulunduğu İzmir Vadisi'ne bildirmiş. 'İzmir Vadisi' ise davete sıcak bakmamıştı. Özellikle Türk Mason localarının farklı ritinlere (İngiliz-İskoç) bağlı olduğu için aynı mabette ayin yapamayacaklarını savunan mason yöneticiler gerekli izni vermekten kaçınmıştı.

Büyük buluşma için izin sorun olunca Masonlar arasında yenilikçi fikirleriyle bilinen Yetkin Arıtman devreye girerek diğer yöneticileri ikna etmişti. Türk masonların "Yunanlı biraderleri" ile buluşması için Bodrum Locası'na gerekli iznin verilmesinden sonra 21 masonla birlikte 22 Nisan 2007 günü Marmaris'ten Rodos adasına geçilmişti. 22 Nisanı 23 Nisana bağlayan gece, Tapınak Şövalyeleri'nden kalma büyük mabette Yunan masonlarla Türk masonlar ilk kez bir araya gelerek, tarihi ayini gerçekleştirmişti.

Yunanlı masonlarla yapılan toplu ayini 'Yunanistan Büyük Üstadı' yönetmişti. İzmir'de doktorluk yapan Jinekolog Op. Dr. Yetkin Arıtman'la aynı kanaat ve karakterdeki eşi Canan Arıtman'ın, Ermenilerden Özür dileme kampanyası başlatan sözde aydınlara karşı, bu sert tavrı acaba neyin nesiydi? Yoksa sabataist ve masonların o sıkça başvurdukları "kışkırtma ve kavga kızıştırma" taktiği miydi?

Geçtiğimiz aylarda "Meclis'te türbanlı kadın kuaförü açılıyor" diyerek kuaföre baskın düzenleyen CHP'li Canan Arıtman'ın eşi Yetkin Arıtman, Türkiye Büyük Mason Locası'nın "İzmir Vadisi Üstad-ı Muhteremi" olduğu dönemde, masonluğun kapalı kapılar ardından kurtulması gerektiğini savunmuştu ve halen bu fikri savunan grupla ortak hareket ediyordu. Arıtman, kadınların da mason olabileceği fikrini de destekleyen nadir masonlar arasında bulunuyordu. Arıtman ayrıca mason localarının yaşlı ve karamsar yapılarından sıyrılıp gençlerle daha yakın diyaloglar kurulmasını savunanlara verdiği destekle biliniyor. Yetkin Arıtman, bu görüşlerini 'İzmir Vadisi'nde zaman zaman pratiğe de geçiriyordu. Arıtman, 12 Ocak 2003 günü bir gurup genci İzmir Vadievi'nin C Mabedinde ağırlıyor ve burada gençlerin masonluk hakkındaki sorularını bizzat cevaplandırıyordu.

Türk-Ermeni gerilimini körükleyen gizli güç: Sabataistler ve Masonlardı

Türkiye ve Ermenistan arasındaki gerilimin sürekli olarak Türkiye dışı faktörlerden ve özellikle de Mason localarından körüklendiği biliniyordu. İki ülkenin yakınlaşmasını Mason Locaları sakıncalı bulurken, aynı yöntemin Türkiye ve Yunanistan'ın yakınlaşmaması için de kullanıldığı belirtiliyordu.

Bireysel özellikler açısından birbirine çok yakın olan Türkiye ve Yunanistan halkları arasında sorun yokken tepede böyle sorunlar olması da Türkiye ve Yunanistan'da çok güçlü olan "Selanikliler" faktörüne bağlanıyordu.

Özellikle Medya dünyasında, Ermenistan ve Yunanistan'la ilişkilerde aşırı sert söylemlere sahip isimlerin Mason Locaları'na üye oldukları dikkat çekiyordu. Yani bu mason ve sabataist takımı, bazı doğruları yanlış ve yıkıcı amaçları için istismar ediyordu.

Elbette Cumhurbaşkanı Sn. Gül'ün, Ermeni kardeşlerinden özür dileyen aydın yaftalı ayarsızların bu girişimini "fikir özgürlüğü" kapsamında değerlendiren açıklamaları, milli duyarlılıklarımızla ve cumhurun onuruyla bağdaşır bir yaklaşım değildi. Hatta bu "özür dileme" densizliğini Yüce Meclis kürsüsünden dillendiren, PKK temsilcisi DTP şövenistleriyle ve yine AB'nin Haçlı şövalyeleriyle, Sn. Gül'ün aynı dili konuşmaları dikkat çekici, hayret verici ve milli gururumuzu derinden inciticiydi..

Kocası; Atatürk'ün, "kökü dışarıda fesat ve hıyanet şebekesi" olduğu gerekçesiyle kapattığı, Mason Localarının İzmir bölgesindeki en etkin şövalyelerinden olan, ama hiç sıkılmadan hala "Kemalist" olduğunu vurgulayan CHP milletvekili Canan Arıtman'ın, Cumhurbaşkanına yönelik bu tehdit içerikli sözleri, acaba "cahil cesur olur" cinsinden midiydi, yoksa: "kesin bilgi insan için en büyük kuvvettir" gerçeğinin mi neticesiydi? "Bazı bilgi, belge ve tanık ifadelerinin mahkeme tutanaklarıyla devletin arşivlerine geçmesinden üzüntü duyarım" ifadeleriyle ne demek istenmişti?

Mehmet Şevket Eygi'nin, Milli Gazetede sıkça dile getirdiği:

"Türkiye'de saf Oğuz Türklerinin ve samimi Müslüman kökenlilerin Cumhurbaşkanı ve başbakan gibi yüksek makamlara ve stratejik koltuklara gelmesini engelleyen gizli yasalar bulunduğu" şeklindeki tespitleri, hala yürürlükte miydi?

Bir soru daha:

Acaba Canan Arıtman'la Sn. Abdullah Gül; aslında aynı cephede, ama farklı rollerde mi görevliydi?

Şu Canan Hanım, Ermeni kökenlileri soruşturuyor, hatta DNA testi istiyor da, Yahudi kökenlileri ve sabataist şebekeyi niye hiç diline almıyor ve gündeme taşımıyordu!?

Ermeni özürcüleri, Filistin vahşetine niye susmaktaydı?

İsrail'in Gazze'de uyguladığı zulmün birçoğumuzu derinden üzdüğü halde aramızda hiç oralı olmayanlar da vardı!

Oysa biz onları "Duyarlı insanlar" olarak tanımıştık!

Ermeni gazeteci Hrant'ın alçakça katledilmesi karşısında sessiz kalmayışlarını hayranlıkla karşılamıştık!

Daha sonra bu hassas insanların Ermeni meselesini sahiplenişler bu defa "Hepimiz Ermeni'yiz" diye pankart açmışlardı!

Devlet olarak Ermenilerden özür dilenmesini talep ediyorlar bunu başaramadıkları için de bireysel olarak özür dileme kampanyaları başlatıyorlardı!

İşte bu duyarlı insanların İsrail'in Gazze'de Filistinlilere uyguladığı zulüm karşısında aynı isyankâr tavır içine gireceklerini sanmıştık.

Ama hepsi birer sağır duvar kesildiler!

Çıt çıkmıyordu bu hassas insanlardan!

Evet, yakın geçmişte Ermenilerden özür kampanyası açan ve gazeteci Hrant'a sahip çıkan bu duyarlı insanların yerinde şimdi yeller esiyor!

İsrail'e karşı en ufak bir tepki ortaya koymuyorlar!

Acaba zulme uğrayanlar Filistinliler değil de İsrail vatandaşları olsaydı, yine böyle sessiz mi kalırlardı, yoksa mangalda kül mü bırakmazlardı?

Sanki burnumuzun hemen dibinde hiçbir şey olmamış gibi davranmaları, bunların ayarsızlığını ve sahtekârlığını ortaya koymaktaydı.

Haklı olarak, Sadi Somuncuoğlu şunları sormaktaydı:

Emperyalistlerin devlet kurdurma vaadiyle ayaklanan Hınçak ve Taşnak komitacıları:

1- Ta 1905'te Osmanlı Padişahı Sultan Abdülhamit'e suikast düzenleyip, birçok masum insanı katletmedi mi?

2- 1914 Birinci Dünya Savaşı öncesinden başlayıp, 24 Mayıs 1915 tehcir olayına kadar; Kayseri, Zeytun, Van, Bitlis, Muş, Diyarbakır, Elazığ, Samsun, Erzurum, Sivas, Trabzon, Ankara, Adana, Urfa, İzmit, Adapazarı, Bursa, Musa Dağı, İzmir, İstanbul, Maraş, Antep, Halep ve pek çok yerde yüz binlerce Müslüman'a, zulüm, işkence ve katliam yapmadı mı? Sadece Van'da nüfusun dörtte üçünü tüyler ürpertecek şekildeki öldürmedi mi?

3- Bu vatanda bin yıldır kardeşçe ve Hak'ça yaşamalarını sağlayan Osmanlı Devleti'ne isyan edip ordularımızı arkadan hançerlemedi mi?

4- 200 bin silahlı militan düşmanlarla bir olup, kendi devletine, vatanına ve milletine karşı tetik çekmedi mi?

5- Savaş sonrasında tehcirden dönerek, korunmasız, bitkin vaziyetteki pek çok masum Müslüman Türk'ü köyde-şehirde-her yerde, kitleler halinde ve hunharca toplu mezarlara gömmedi mi?

6- Yakın zamanda, 1973-84 yıllarında ASALA teröristleri, 40'tan fazla suçsuz Türk diplomatını, Avrupa ve ABD'de güpegündüz şehit etmedi mi?

7- Daha dün, 1992'de Karabağ Hocalı kentinde Azerbaycan Türklerinin gözlerini oyarak, organlarını keserek, kadın, çocuk, yaşlı demeden süngüleyerek vahşice öldürmedi mi? AGİK'in MİNSK grubu raporunda,  "Burada soykırıma benzer feci bir durum var" demedi mi? Toprakları işgal edilen 1 milyon Türk halen, yurdundan uzakta zor şartlarda yaşama mücadelesi verdiği, niye hiç gündeme getirilmezdi?

Facia anlatmakla bitmez. Hemen belirtelim ki, bu katliamların tek gerekçesi var, o da mağdurların Müslüman Türk milletine mensup olmalarıdır.  Bunun uluslararası hukuktaki adı soykırımdır.

Şimdi bir çağrıda bulunalım. Çağrımız, bu açık gerçekleri görmek istemeyen sözde aydınlaradır.

Anlaşılıyor ki, siz 24 Nisan  "soykırım"  iftirası için önümüzdeki günlerde başlatılacak kampanyada görev almışsınız. Tamam da, biraz durup düşünün.

Size soruyoruz; gerçekleri tersyüz edip, acı olaylara Ermeni ağzıyla, "Ermenilerin maruz kaldığı 'Büyük Felaket"  demeyi vicdanınız nasıl kabul ediyor? Sadece olayların şu kronolojik seyrine bakıp, tarihte bir emsali daha olmayan bu katliam ve ihanetlerin gerçeği karşısında vicdanınız sızlamıyor mu? Türk kardeşlerinizin duygu ve acılarını paylaşmayı ne zaman düşüneceksiniz?

Size insanlık vicdanı önünde tavsiye ediyoruz; Ermenistan, diaspora ve emperyalistlerin resmi görüşlerini savunmaktan vazgeçin. Zira bu yolla sağlayacağınız şöhret ve makamlar, gündelik aldatmacadan ibaret kalacaktır. Tarihte kendi milletine iftira edenlerin, nasıl anıldığını ve çocuklarına nasıl bir miras bıraktığını bilmiyor musunuz?

Gelin çocuklarınızın da bu vatanda yaşayacağını düşünerek, soykırım suçu kadar ağır böyle bir hatadan dönün.

Sonra da Türk milletinden özür dileyin."

Onurlu iki davranış!

Önce, İstanbul Üniversitesi Rektörü Mesut Parlak'ın, İsrail'in Türkiye Büyükelçisi Gabi Levi ile İstanbul Başkonsolosu Mordehai Amihai'ye verdiği dersi hatırlatalım.

İsrailli iki diplomat, görüşmek için randevu aldıkları Prof. Dr. Mesut Parlak'ın makam odasına silahlı korumalarıyla birlikte girmek için ısrar etmişlerdi.

Bunun üzerine Mesut Bey haklı olarak "Görüşme talebi sizden geldi. Bize güvenmiyorsanız niçin beni ziyarete geliyorsunuz? Görüşme burada bitmiştir. Geldiğiniz için teşekkür ediyorum. Burası Türkiye Cumhuriyeti. Güle güle baylar" diyerek saygısız diplomatlara kapıyı göstermişti. Bu olay bana 96 yıl önceki başka bir onurlu davranışı hatırlattı.

Osmanlı'nın Washington büyükelçisi Ahmet Rüstem Bey'in, 24 Haziran 1914'te görevine başlar başlamaz göz attığı Amerikan gazeteleri, Müslüman Türklerin Hıristiyan Ermenileri kılıçtan geçirdiğini söylüyor, Türklere ağır sövgüler yağdırıyor, Amerika Başkanı'ndan "Türkiye'ye Amerikan savaş gemileri göndermesini" istiyorlardı.

Ahmet Rüstem Bey, 8 Eylül 1914 günlü "Evening Star" gazetesinde yayımlanan demecinde; "İngiltere ve Fransa'nın Türkiye'de Hıristiyanlara katliam yapıldığı yalanını bahane ederek, Türk limanlarına Amerikan savaş gemileri gönderilmesini istediklerini" hatırlatarak; "Ermenilerin Hıristiyan oldukları için değil, isyan ve katliama kalkıştıkları için, Fransa, İngiltere ve Rusya'nın desteğiyle ayaklanıp, Osmanlı devletini arkadan vurdukları için cezalandırıldığını belirtiyordu.

"Böyle silahlı bir ayaklanma karşısında Fransa ve İngiltere acaba nasıl davranırdı? Ülkelerinin özgürlüğü için dövüşen Cezayirlileri zindanlara tıkıp dumanla boğmuş olan Fransa, 'Sipahi isyanı' nedeniyle yakaladığı Hintlileri top namlularının ağzına bağlayıp sonra o topları ateşleyen İngiltere, aynı tahrikler karşısında kalsalardı acaba ne yaparlardı?" diyor, Amerikalıların Filipinleri işgal ederken yerli halka uyguladıkları işkenceleri ve Amerika'da her gün işlenen "zencileri linç etme" suçlarını anımsatarak, "Varsayalım ki, Amerika'daki zencilerin, ABD'nin işgali için Japonlarla gizlice anlaşmış oldukları ortaya çıkarıldı. Acaba o zencilerin kaçı hayatta bırakılırdı?" diye soruyordu.

Ahmet Rüstem Bey'in bu demeçlerine öfkelenen Amerikan Başkanı Wilson, 10 Eylül 1914 günü "Türk Büyükelçisi sınırı aşmıştır" diyor, sözlerini geri alıp özür dilememesi durumunda Amerika'dan çıkartılması gerektiğini bildiriyordu.

Ahmet Rüstem Bey ise cevap yazısında sözlerini kesinlikle geri almayacağını belirtiyordu.

1914'te Amerikan basınında: "Ermeni soykırımcılığıyla suçlanan Türklerin böyle bir suç işlemediklerini haykırdığı" için ölüm tehditleri altında Amerika'dan ayrılan Osmanlı'nın Washington Büyükelçisi Ahmet Rüstem Bey, ilk adı Alfred de Bilinski olan bir Polonyalı idi. 1918'de Bern'de Fransızca yayınladığı "Cihan Harbi ve Türk-Ermeni Meselesi" adlı kitabının önsözünde:

"Ermeni meselesinde dünya kamuoyuna karşı Türkiye'yi savunmayı amaçlayan bu kitabı yazarken; doğduğum, pek çok iyiliğini ve nimetlerini gördüğüm bu ülkeye bağlılık duygularımı sürdürmeyi düşündüm. Bu ülkenin ve Türk halkının onurunu korumak için iki kez düello bile yaptım. Beni harekete geçiren itici güç ülkeme olan sevgimdir" diyordu.

Bugün "Canım Batılılar öyle söylüyorsa doğrudur, demek ki Ermeni soykırımı olmuştur. Ne var bunda, özür dileyelim olsun bitsin" diyen "mankafa"ların çoğaldığını gördükçe, Polonya kökenli Ahmet Rüstem Bey'in mezarında doğrulup "Bre namussuzlar! Siz ne biçim Türksünüz?" diye haykırdığını düşlüyorum![1]






[1] Rahmi Turan


Bu yazarin diger makaleleri

  Türkiye’de bütün Milli müesseselerin, bunları temsil eden şahsiyetlerin ve tüm...
Devami
 Türkiye'de bir süredir güvenlik konusunda birtakım çalışmalar yürütülüyor, yeni uluslararası...
Devami
Euzübillahi-mineşŞeytanir-Racim Bismillah’ir-Rahman’ir-Rahim. Elhamdülillahi Rabbil Alemin. Vesselatü Vesselamü Ala Seyyidina Muhammedin...
Devami
Temel Karamollaoğlu’nun: “Saadet Partisi kadroları Meclis’te bulunmadan faydalı çalışmaların çıkması...
Devami
19 Ocak (2017) Perşembe akşamı Kanal-A'da, Tarih ve İrfan programına...
Devami
Arzı Mev’ud (Doğu Akdeniz havzası) merkezli güya Yahudilere vaad edilen...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1739

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR