ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1337
mod_vvisit_counterDün1959
mod_vvisit_counterBu Hafta14235
mod_vvisit_counterGeçen hafta19338
mod_vvisit_counterBu Ay3296
mod_vvisit_counterGeçen Ay67493
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar19011526

IP'niz: 3.215.79.68
Bugün: 02 Tem 2022

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 13040019

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

Sn. Numan Kurtulmuş, HELSİNKİ SENEDİ BATININ SAHTEKÂRLIĞIDIR,

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

ADİL DÜZEN İSE HAKKA DAYANIR VE İNSANLIĞIN HAYRINADIR


Milli Görüş'ün başarısını, sadece kendi halkımızın değil, tüm insanlığımızın kurtuluş şansı gördüğümüzden, Saadet Partisine haklı ve hayırlı çizgisinde hizmet veren ve sorumluluk yüklenen her seviyedeki gayret ehline duacıyız ve destek çıkarız. Ama yanlış ve yararsız bulduklarımızı ve kuşku duyduklarımızı da, yine sadece dava hatırına ve Allah rızasına, hatırlatmaktan asla geri durmayız.

"Ey iman edenler, içinizden kim dininden (ve hak dava çizgisinden) dönerse; (bunların yerine) Allah, kendisinin onları sevdiği, onların da kendisini sevdiği, mü'minlere karşı mütevazi, kâfirlere karşı ise izzetli ve haysiyetli, Allah yolunda (samimiyet ve sadakatle) cihad eden (ve gerçekleri savunmak hususunda hiçbir) kınayıcının kınamasından (ve aleyhlerine dedikodu yapmasından) korkup çekinmeyen bir topluluk getirir. Bu Allah'ın bir fazlı ve ihsanıdır onu dilediğine verir."[1]

Ancak, "Saadet Partisinin başarısını istiyoruz" derken, asli amaçları ve insani programları doğrultusundaki başarısını kastediyoruz.

Yoksa AKP gibi, çok oy almasını ve malum merkezlerin gizli hizmetçisi olarak iktidara taşınmasını asla tasvip etmiyoruz. Çünkü bu bir başarı değil, aslında baş belasıdır.

SP Genel Başkanı Sn. Numan Kurtulmuş Bey'in, Fatih'teki evinde ailesiyle birlikte konuk ettiği Milliyet gazetesi muhabiri Devrim Sevimay'a söyledikleri

  • Acaba Siyonist merkezleri mi aldatmaya ve oyalamaya çalışıyor?
  • Yoksa, Milli Görüşçüleri mi, avutup uyutuyor?

Sorularına kapı aralıyordu. (Bak Milliyet 8 Aralık 2008)

Sn. Kurtulmuş:

"Adil Düzen devam edecek mi?" sorusuna

"Tüm insanlığı, 1975 tarihli Helsinki Nihai sözleşmesine davet ediyorum" şeklinde yanıtlıyordu.

Ardından da "AB'nin çözülebileceğini, gelecek ve güven vaat etmediğini ve aslında, AB'nin bir medeniyet projesinden ziyade ekonomik bir girişim olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunuyordu.

Böylece hem Milli Görüş gerçeği ile hem de kendi kendisiyle çelişkiye düşüyordu.

Şöyle ki:

a) Helsinki sözleşmesi, o tenkit ettiği AB sürecinin bir parçası olma özelliğini taşıyordu. Hem AB'ye atıp tutması, hem de Helsinki sözleşmesine sahip çıkması, kafaları karıştırıyordu.

b) AB'nin, sinsi ve Siyonist bir siyasi birliktelik amaçladığını Sn. Kurtulmuş bilmiyor muydu? Erbakan Hoca'nın, Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit gibi, ırkçı emperyalizmin sağ ve sol figüranlarının "Ortak Pazar sadece ekonomik bir işbirliğidir", yalanlarına karşılık yıllarca: "Hayır, bunlara aldanmayın. Bu oluşumun gerçek hedefi, siyasi bir bütünleşme ve tüm Avrupa'yı gizli Yahudi sermayesinin güdümüne verme tuzağıdır" diye haykırdığını ve haklı çıktığını nasıl unutuyordu?

Ve hele, Adil Düzen projelerini Helsinki sözleşmesine benzetmek, hatta Helsinki sözleşmesini daha ileri, temel ve genel bir olgu gibi göstermek; acaba bilgi noksanlığından mı, yoksa stratejik bir manevrayla, hedeflerini gizleme amacından mı kaynaklanıyordu?

Çünkü bu Helsinki sözleşmesi Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı neticesinde imzalanan ve çeşitli konularda bir dizi anlaşmadan meydana gelen Nihai Senettir. Bu Sened'i Arnavutluk dışında Türkiye de dâhil olmak üzere bütün Avrupa devletleri ile ABD ve Kanada imza vermiştir. Anlaşmaya imza koyan 35 ülke, İkinci Dünya Savaşı sonrasında belirlenen sınırların korunmasını, insan haklarına ve temel hürriyetlere saygı duyulmasını, ekonomik, ilmi, insani konularda ve başka sahalarda işbirliği yapılmasını garanti etmiştir.

Hukuki açıdan milletlerarası sözleşme özelliği ve bağlayıcı bir değer taşımayan Helsinki Anlaşmalarıyla ilgili görüşmeler: Kasım 1972'de başladığı, Haziran 1973'te Helsinki'de dışişleri bakanlarının bir araya gelmesinden sonra bir anlaşma taslağı hazırlamak üzere Cenevre'de komitelerin toplandığı bilinmektedir. Eylül 1973'ten Haziran 1975'e kadar süren görüşmeler neticesinde hazırlanan Nihai Senet, 1 Ağustos 1975'te imzalandı. "Helsinki Sonuç Belgesi" veya "Helsinki Nihai Sözleşmesi" gibi isimlerle de bilinen Senet, imzacı devletler arasındaki münasebetleri düzenleyen on ilkenin esasını, askerî alanda güvenlik tedbirleri alınmasını, her türlü alışverişi kolaylaştırmak ve kişiler arasında haberleşmeyi geliştirmek gayesiyle yapılacak işbirliğinin şartlarını belirlemiştir.

Görünüşte insan haklarını, temel hak ve hürriyet kurallarını korumak, milletlerarası güvenliği sağlamak, devletlerin sınırlarının ihlâl edilmemesi ve iç işlerine karışılmasına engel olmak gibi gayelerle imzalanan Helsinki Nihai Sened'i, bu Sened'e imza koyan devletlerin diğer devletlere karşı çifte standart uygulamaları sebebiyle beklenen neticeyi vermemiştir. Bilhassa Müslümanların ekseriyette bulunduğu ülkelere karşı girişilen hareketler Helsinki Nihai Senedinin açıkça ihlâl edilmesi olduğu halde hiçbir tepki verilmemiştir.

Evet, Helsinki sözleşmesi, aynen BM senedi gibi, Haçlı ve Siyonist Batının barbarlıklarına geçirilmiş jelatinli kılıflar gibidir.

1975'te imzalanan Helsinki Nihai (Sonuç) Senedindeki imza altına alınan maddeler şunlardır:

1- İşletme kurma ve ekonomik faaliyetlere ilişkin karalarda bağımsızlık sağlanması,

2- Bireylerin ekonomik faaliyete katılmasına özgürlük tanınması,

3- Kamu ve özel sektör işletmelerine rekabet edebilmeleri için eşit muamele yapılması.

4- Üretim araçlarına ulaşmada, hammadde temininde ve personele ilişkin kararları almada serbest olunması.

Bu makro önlemlere ek olarak finans ve hukuk alanlarında aşağıdaki düzenlemeler teklif edildi.

5- Modern bankacılık sisteminin geliştirilip yaygınlaştırılması,

6- Çifte vergilendirme sistemini engellemek için karşılıklı vergi anlaşmaları yapılması ve amortisman konusunda ortak uygulamanın başlatılması,

7- Piyasa ekonomisi modeline uygun şirketler hukukunun düzenlenip yeniden yapılandırılması,

8- İş hukukunun gözden geçirilmesi ve küresel şartlara bağlanması,

9- İşletmeler arası anlaşmazlıklar olduğu takdirde uluslararası hakemlik sistemine başvurulması,

10- Üye ülkelerdeki ulusal hukuk sistemlerinin, küresel mahkeme kararlarına uymasını sağlayacak tedbirlerin alınması.

Bütün bu maddelerin, Siyonist sermaye hâkimiyetini, Batının haksızlık ve ahlaksızlık medeniyetini, tüm dünyaya dayatma amaçlı hazırlandığını anlamak için profesör olmaya gerek yoktur. Ve zaten Helsinki sözleşmesini imzalayan ülkelerin, Bosna'da, Balkanlarda, Kafkaslarda, Kıbrıs'ta, Irak'ta ve Afganistan'daki vahşet ve cinayetleri ortadadır. Bütün bu gerçeklere rağmen Sn. Kurtulmuş'un:

"Helsinki sözleşmesi de, bu anlamda tüm insanlığın kabul edebileceği çok ileri bir metindir"  sözleri nasıl hayra yorulacaktır?

Peki ya Milliyet'teki bu röportajı alıntılayan Milli Gazete'nin Sn. Numan Kurtulmuş Bey'in, Adil Düzen yerine Helsinki senedini öven ve öğütleyen sözlerini kesip çıkarması nasıl izah olunacaktır.

  • Ya bunlar, okuduklarını anlama, algılama ve önem sırasına koyma noktasında özürlü kimselerdir.
  • Veya okurlarını aldatma, gerçekleri saklama ve bazılarını aklama hesabı güdülmektedir.

Bizim görevimiz Helsinki anlaşmasını savunmak değil Haim Nahum planını bozmaktır

Emperyalizmin ve Siyonizm'in temel hedefi Türkiye'yi zayıf düşürüp ele geçirmektir. Ama biliyorlar ki; "Anadolu'da Müslümanları temsil eden bir devlet olduğu müddetçe, İsrail'in güvenliğini sağlamak, Büyük İsrail'i kurma hedefine ulaşmak mümkün gözükmemektedir."

Bu hedefe ulaşmak için yıllardır Türkiye üzerinde ciddi oyunlar oynanmakta, birçok plan devreye sokulmaktadır. Türkiye'de uygulanan ve adına "Haim Nahum Doktorini" dediğimiz bu planın ana hatları şöyledir:

Açlık ve sefaletin kucağına atmak: Türkiye'de nüfusun yaklaşık yüzde otuzu açlık sınırında yaşamaktadır. Yine, nüfusun yüzde kırkı yoksulluk sınırında bulunuyor. Bu rakamlar ürkütücüdür ve tehlikenin büyüklüğünü ortaya koymaktadır.

İşsiz ve gelirsiz bırakmak: İşsizlerin sayısı her geçen gün çığ gibi büyümektedir. Son açıklanan rakamlara göre, işsizlerin sayısı on beş milyonu aşmıştır. Son çıkan küresel kriz dolayısıyla kapanan fabrikalar mevcut işsizlere yenilerini eklemektedir. Gittikçe de toplumsal bir travmaya dönüşmektedir.

Borca esir edip boğmak: Ülkemiz, işbirlikçi yönetimler yüzünden son elli yıldır inanılmaz boyutlarda dışarıya borçlanmaktadır. Yabancı güçler, Osmanlı'yı yıkan Duyun-i Umumiye'nin günümüzdeki versiyonu olan IMF ve Dünya Bankası ile Türkiye'yi tehdit etmektedir. IMF ve Dünya Bankası'na bağımlı olarak sürdürülen ekonomik politikalar neticesinde ülkenin dış borcu beş yüz milyar dolara dayanmıştır. Bu borç yetmezmiş gibi, hiç akıllanmadan, ABD'nin bilinçli olarak çıkardığı ekonomik kriz bahane edilerek tekrar IMF'nin kapısı çalınmakta ve borç para dilenilmektedir. IMF'den alınan her kuruş bize kötü bir şekilde yansımakta; bankalar, milli kuruluşlar birer ikişer yabancıların eline geçmektedir. Bize ait ne varsa, hepsi elimizden çıkmaktadır.

Dininden uzaklaştırmak: Türk milletinin ana unsuru olan, birliğimizi ve dirliğimizi sağlayan dini inancımız, ahlak ve maneviyatımız zayıflıyor. Ortaya, dininden habersiz ve materyalist kafaya sahip bir nesil çıkıyor. Toplumdaki manevi erozyon neticesinde her türlü ahlaksızlık hızla artıyor. Bu tahribatı artırmak görevini televizyonlar ve gazeteler üstlenmiş durumda. Televizyonlar yirmi dört saat gayri ahlaki yayınlar yaparak, milletin iradesini zayıflatıp dininden uzaklaşmasını sağlıyorlar. Devleti idare edenler tedbir alacak yerde, bu duruma seyirci kalıyor.

Bölüp birbirine kışkırtmak: Türkiye'de yıllardır sahneye konulan ve gittikçe derinleşen Türk-Kürt ayrımı, Sünni-Alevi tartışması planlanan bölünmenin ana unsurudur. Yine, ülkemizde son yıllarda onlarca cemaat, grup ortaya çıkmış ve bu gruplar arasında düşmanlığa varacak derecede anlaşmazsızlıklar oluşmuştur. Özellikle Türkiye'nin ve İslam Dünyası'nın kurtuluş hareketi olan Milli Görüş üzerinde kırk yıldır akla hayale gelmeyecek oyunlar oynanıyor. Bu hareketi bölüp parçalamak için bugüne kadar ne varsa yapıldı, yapılmaya da devam ediliyor. Hafızası canlı olanlar bunun ne manaya geldiğini çok iyi bilirler.

Yumuşak lokma haline getirip avucuna almak: Bugün Türkiye her yönüyle emperyalizmin ve Siyonizm'in iştahını kabartacak derecede kötü idare edilmektedir. Ekonomik olarak Türkiye'yi ayakta tutan Milli kuruluşlarımız artık yok. Tarım ve hayvancılığımız can çekişiyor. "Önce ahlak ve maneviyat" diyerek işe sarılan bir nesil gitmiş, yerine "önce batı değerleri" diyen bir nesil gelmiştir. Her kesim birbiriyle kavgalı, kurumlar arasında birlik görüntüsü yok. Devlet-millet kaynaşması zayıflamış durumda. Kısacası, yaklaşık bir asır uygulanan "Haim Nahum Planı" çok iyi işletilmiş.

Haim Nahum'un oyununu bozacak, Türkiye'yi ve İslam dünyasını ayağa kaldıracak tek hareket Milli Görüş'tür. Bu oyunların bozulabilmesi için "yeni bir dünya"nın kurulması gerekir. Bugünkü sömürü düzeninin içinde kalarak bunu gerçekleştirmenin imkânı yoktur. Saadet Partisi'nden başka da, "yeni bir dünya" kurmaktan bahseden parti bulunmamaktadır. Bu nedenle, bütün dünyanın kurtuluşu Türkiye'ye bağlı olduğuna göre, Milli Görüşçüler için ibadet aşkıyla çalışmak bir vecibe haline gelmiştir. Çünkü Milli Görüş, "cihadın müezzinidir."[2]

İsrail artık AB'nin resmen stratejik ortağı oluyor

AB, İsrail ile olan ilişkilerini iyileştirmenin ötesinde güçlendirmeyi ve İsrail'i stratejik ortak olarak gördüklerinin ilanı olan bir anlaşmayı kabul etmiştir.

AB Dışişleri Bakanları 9 Aralık günü, "Council Conclusions Strengthening of the EU bilateral relations with its Mediterranean partners - upgrade with Israel" başlıklı bir metni gündeme getirmiştir. Belge, Akdeniz ülkeleriyle olan karşılıklı ilişkilere gönderme yapmakla birlikte aslında İsrail ile olan ilişkilerini iyileştirmenin ötesinde güçlendirmeyi ve İsrail'i stratejik ortak olarak gördüklerinin ilanı mahiyetindedir.

Metinde sırasıyla Fas, Tunus, Ürdün, Cezayir, Libya, Mısır ve Suriye'ye birer paragraf ayrılsa da, asıl 9. paragraf ve ekte yer alan belge, AB'nin İsrail ile olan ilişkilerinde yeni bir dönemin başladığının göstergesidir. İsmini zikrettiğimiz diğer devletlerin belgede yer alması ise sadece göz boyamaya yöneliktir.

Alınan önemli kararlar, kafa karıştırıyor

Metnin kabul edildiği gün BM adına Filistin'de görev yapan Richard Falk, Gazze'de yaşanan durumdan dolayı insanlık suçu işlenip işlenmediğinin araştırılması ve kuşatmanın sorumlularının uluslararası ceza hukukuna göre yargılanması gerektiğinin altını çiziyordu.

Kabul edilen karara göre:

1- AB Devlet ve Hükümet Başkanları ile İsrail arasında düzenli olarak zirvelerin yapılması.

İlki Çek Cumhuriyeti'nin 1 Ocak 2009 tarihinden itibaren başlayacak dönem başkanlığı içinde yapılacak. Bu durum düne kadar sadece bir kaç büyük devlet için geçerliydi (Çin, Hindistan, Rusya...).

2- Düzenli olarak en az yılda üç defa Dışişleri bakanı düzeyinde toplantıların tertip olunması.

3- Birliğin siyaset ve güvenlik komitesine düzenli olarak İsrail dışişlerinden yetkililerin davet edilmesi. Sürekli olarak barış süreci, insan hakları, terörizm'e karşı mücadele konularında İsrailli uzmanların çağırılması.

4- Gayri resmi olarak stratejik sorunlar üzerine görüşmelerin yapılması.

5- Birliğin dış politika ve güvenlik siyasetlerine İsrail'in de dahil edilmesinin sağlanması.

6- AB'nin ortak savunma ve güvenlik politikası çerçevesinde İsrail ile işbirliğinin artırılması.

Buna maddeye göre İsrail AB'nin barış gücü çerçevesi içinde veya doğrudan BM adına güvenliği sağlamakla sorumlu olduğu bölgelere (ör. Afrika-Balkanlar) İsrailli uzamanlar da çağrılacak.

7- Önemli konularda bilgi alış verişinde bulunulması -İnsan hakları ve antisemitizm (Yahudi karşıtlığı) konularında-

Bu noktada İslamofobi de zikrediliyor ve Haçlılarla Siyonistler İslam'a karşı birleşiyor.

8- BM'de Asya grubuna katılamayan İsrail'in Western European and other groups (WEOG)'a dahil edilmesi için AB'nin çabalarını hızlandırması.

Böylece İsrail'in Güvenlik Konseyi ve BM'nin diğer önemli organlarına seçilmesinin önü açılmış olacak.

9- Avrupa Parlamentosu ile İsrail Parlamentosu arasında ilişkilerin yoğunlaştırılması.

Bu karara ilk tepki Mısır ve Filistin'den geldi. Tepki anlaşılır çünkü alınan karar İsrail'i AB nezdinde güçlü bir partner yapmakla birlikte stratejik ortak konumuna yükseltiyor. Daha sıkı bir çalışmanın yanı sıra güvenlik ve savunma politikalarına da dahil ediyor İsrail'i.[3]

Dünya Adil Düzen'i ararken bizim Helsinki senediyle oyalanmamız en azından ayıptır ve kayıptır.

Bankaları hatta vatandaşın oturduğu evleri ve apartmanları bile kamulaştıran ABD son bir kararla faizi de sıfırlamış bulunuyor. Piyasa ekonomisi de, faiz sitemi de çökmüş görünüyor. Necmettin Erbakan Hoca'nın Adil Düzen'le vaad ettiklerini şimdi ABD yapmaya mecbur kalıyor.

Bu başlık kışkırtıcı ve abartılı gelebilir, ama gerçekler ve gelişmeler bunu doğruluyor. ABD Merkez Bankası (FED) aldığı bir kararla dünya piyasalarına yön veren kısa vadeli faiz oranlarını resmi olarak sıfırladığını açıklıyor. ABD'de kısa vadeli faiz oranları yüzde 0-0.25 aralığına çekildi. FED belki de resmi olarak ‘Faiz sıfır'dır diyemediği için böyle bir sistem değişikliğine gidiyor. Ve daha önceki uygulamalarının aksine tek bir faiz oranı vermek yerine gösterge faiz oranlarını alt sınırı sıfır olan bir bant sistemine sokuyor. Böylece modern kapitalizmin daha önce hiç görmediği bir döneme giriliyor. Burada Japonya'nın 1990'da girdiği krizin ardından faizi sıfıra düşürdüğü hatırlanıyor. Ancak Japonya'da Merkez Bankası hiçbir zaman faizi sıfıra düşürmedi. En düşük oran yüzde 0.15 oldu. Bu da FED'in önceki günkü kararını benzersiz kılıyor.

Bankalara mevduat yatıranlar üste para ödemek zorunda kalıyor!

FED'in kararı piyasalar açısından pratikte çok önemli değişiklik yapacak bir eylem gibi gözükmese de faizci sistemin iflası olarak değerlendiriliyor. Zaten ABD'de kısa vadeli faiz oranları ortalaması yüzde 0.2'de seyrediyordu. Hatta üç aylık bonoların faiz oranı yüzde 0.01'e kadar indi ve getiri eğrisi terse döndü. Bu bonolardan alan yatırımcılar faiz getirisi elde etmek yerine bir miktar faiz ödemek zorunda kaldı. FED'in son kararının ardından ABD'de kısa vadeli dolar faiz oranları yüzde 0.15 ortalamayla işlem gördü. Yani aslında FED attığı bu adımla pratikte olan bir durumu resmiyete döktü. Burada bankalar dahil yatırımcılara verilmek istenilen mesaj: ‘Paranızı artık orta vadede kár getirecek işlere yatırmaya başlayın, reel sektöre akıtın. Faizden size gelir yok."

Faizsiz sisteme doğru gidiliyor

FED'in son kararı ve bu noktaya gelinceye kadar atılan bir dizi adım bize yıllar önce Necmettin Erbakan'ın bahsettiği ‘Adil Düzen Ekonomisi'nin temel unsurlarını anımsatıyordu. Örneğin Adil Düzen Ekonomisi'nde de şimdi ABD ekonomisinde olduğu gibi faizsiz bir sistemden bahsediliyordu. Diğer taraftan Erbakan'ın açıklamalarıyla dile getirilen Milli Görüş'ün ekonomi anlayışı piyasa kapitalizmine karşı bir modellemeyi savunuyordu. Gelinen noktada ABD'nin de böyle bir sisteme mecbur kaldığı gözleniyordu. ABD'de sadece son altı ay içinde bilinen tüm büyük bankalara devlet ortak oldu. Şimdi sanayi şirketlerine ortak olması tartışılıyor. Diğer taraftan sıradan ABD vatandaşlarının oturduğu konutların finansörü Freddie Mac ve Fannie Mae de devlet malı oldu. Bu iki şirket de şu anda borçlulara bir Adil Düzen şefkatiyle yaklaşıyor. Mortgage taksitini ödeyemeyenlere kolaylık sağlıyor vb. Ayrıca kısa süre önce FED 800 milyar dolarlık yeni bir paket açıklayarak öğrenci kredileri, kredi kartları ve tüketici kredilerine kadar her alanda yeni bir kurtarma planını harekete geçirdiğini duyuruyordu. Sonuç olarak faizli sistem çöktü. Artık Adil Düzen kaçınılmaz oluyor.





[1] Maide: 54

[2] Müslim Coşkun / Milli Gazete/16 Aralık 2008

[3] Sinan Özdemir-Dünya Bülteni

Ufuk EFE -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

Rahmetli Erbakan Hoca yıllar önce katıldığı bir TV liderler toplantısında: “Ülkemizdeki...
Devami
  Bush: "Pakistan'a da gireriz, İran'ı da vururuz" diyor! Bush...
Devami
İran ile yeniden diplomatik ilişki kurulması çağrısında bulunan Carter: Bush politikalarını...
Devami
Son zamanlarda kuru-sıkı İslamcılar arasında Sn. Erdoğan’la Abdülhamit Han’ı kıyaslayanlar...
Devami
  Bugün 28 Şubat’ı cesaretle(!) eleştiren ve tabi AKP’ye “Helal olsun...
Devami
“Trump'ın gelişiyle dünyanın pek çok yerinde sancılar başlamıştı. Oysa seçilerek...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 2068

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR