Reklam
Reklam
Reklam

AYIN AYNASI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

 

ŞEYTAN RAKİBİNİ TANIYOR

1940'lı yılların önemli dergilerinden "Çınaraltı" 7 Ağustos 1943 tarihli, 94 üncü sayısında Türkçülük'e dair bir anket yapıyor ve henüz 16-17 yaşındaki Necmettin ERBAKAN'a sorular yöneltiyor!.. Ve 60 sene sonra bunlar yeniden gündeme taşınıyor?!..

Bu Erbakan ne önemli birisiymiş ki... Ve dünyaya hükmeden sinsi ve şeytani beyinler, kendi saltanatlarını yıkacak şahsiyetin kim olduğunu nasıl ve nereden sezmiş ki, daha henüz lise talebesiyken bile Onun görüşlerine başvuruyor... Bazı konularla ilgili bakış açıları ve amaçları anlaşılmaya çalışılıyor!

 

"Cherokee"ler, F-16'lara karşı...

"Gazetelerde bir küçük haber olarak çıktı ve geçip gitti. Buna göre Mısır'a 46 tane F-16 savaş uçağı verip, karşılığında 630 tane Cherokee Jeep almışız.

Herhalde karlı bir ticaret bu. Bu değiş-tokuşu yapanlar mutlaka uzman kişilerdir. Cherokee jeepten de, F16'lardan da anlıyorlardır.

Ancak trafikte dolaşan bir sürücü olarak, her gün sık sık rastladığım Cherokeeler'in, bir savaş aracı olmadığını biliyorum Bunlar ancak trafik canavarlarının elinde, birer öldürücü silah haline gelebilir.

Olsa olsa, bunlar birer makam aracı olabilir barış zamanında.

Acaba bu amaçla mı, 46 tane F- 16 verilip, bunlardan 630 tane alındı?

Bizimkisi sadece merak. Yoksa kamudaki alış verişlerin hesabını sormak, elbet bizlere düşmez.

Bunu olsa olsa IMF sorar. " ( 9.8.2004/ MEHMET BARLAS / SABAH))

            Sn. Mehmet Barlas'ın asıl tedirgin eden konu: Kendi ürettiğimiz ve Siyonist ABD'nin yasağına rağmen, Milli Derin Devletin sayesinde istediğimiz ülkeye satabildiğimiz, F-16 savaş uçaklarımızdan 46 tane Mısıra göndermemiz İsrail'in güvenliğini tehdit etmesi olmasın !?..

BU DA ÇOOOK ÖNEMLİ BİR DOSYA

 "Devletin derinliklerindeki malum derin kavga gündemimizi işgal ederken... Önceki gün Washington'dan bir haber geldi, bakalım;

  • 'Adı Susurluk dosyalarında MİT muhbiri Tarık Ümit'in ortağı olarak geçen, Rusya'daki Yahudi sermayesine kara para aklama servisi verdiği iddia edilen Hakkı Yaman Namlı'ya ait, KKTC'deki First Merchant Bank'ı, ABD Hazine Bakanlığı 'karapara aklayan finansal kurumlar' listesine aldı.
  • Son derece ciddi bir suç dosyası bu... ABD Hazine Bakanlığı'ndan, Ankara ve İstanbul'a uzanıp, çoook önemli taşları yerinden oynatabilecek skandal bir dosya... Kayda geçin ey okur... Ve... Şimdi, geriye dönük hatırlatma yapayım size;
  • Son 8 yıldır Türkiye'de birçok derin skandal dosyasının göbeğinde adı geçen First Merchant Bank, ilk olarak, öldürülen MİT muhbiri Tarık Ümit'in bankaya ortak olduğunun ortaya çıkmasıyla anılmıştı. Ayrıca, şu an bir partimizin genel başkanı olan ismin şoförünün de bu bankanın kurucu ortakları arasında olması, malum siyasinin de gizli ortak olabileceği iddialarına neden olmuştu.( Not: Mehmet AĞAR'a sormak lazım ne de olsa eski bir emniyetçi.)
  • Bankanın Yönetim Kurulu, Hakkı Yaman Namlı, Ahmet Cemal Namlı, Quisar Mahmut Butt ve Cenk Ermiya'dan oluşuyordu. Diğer hissedarlar da, 1500 hisseyle Tarık Ümit, Gül Şeyma Seçer, Valeri Koubarev, Elena Tolstaia, Nur İnuğur, Standart Finance Ltd., Türkan Namlı, Ömür Özçelik ve Şirin Berk'ti. Malum siyasinin şoförlüğünü yapan da bankanın 2 bin 495 hissesine sahipti.
  • Tam bu noktada bir iddia daha; denildi ki, ''First Merchant Bank, faaliyetin görünen yüzüydü. Esas önemli olan İrlanda'daki Standart Finance Ltd. Acaba Standart Finance Ltd.'deki ortaklar kimdir'' Bunlar hiç bilinmedi...
  • BU DA BİR BAŞKA SKANDAL İLİŞKİ AĞI- Bu arada.. ABD Hazine Bakanlığı tarafından kara para aklama listesine alınan, organize suçlarla bağlantısı olduğu açıklanan KKTC'deki malum bankanın bir başka gizli ortağının da Merkez Bankası eski Başkanı Rüşdü Saracoğlu (Saracoğlu, Murat Demirel' e de danışmanlık yapmıştı) olduğu iddia edilmişti.. Bu iddianın doğmasının nedenine gelince; 1994 yılında Saracoğlu Merkez Bankası başkanı iken, kalkıp T.C Merkez Bankası olarak First Mercant'a ''resmi garantör'' oldu... Yani, 'organize suç örgütleriyle ilişkili olmak-kara para aklamak suçuyla sistemden atılan bankanın 10 yıl önce garantörü T.C Merkez Bankası'ydı. Bitmedi, malum bankanın gizli ortakları arasında ayrıca ÇAKICIZEDE olan birkaç ünlü ismin de adı geçti.
  • Malum bankanın sahibi Hakkı Namlı, hakkındaki suçlamalardan dolayı METRİS'te 2 yıl hapis yatıp, 2002'de hapisten çıktı ve yurtdışına gitti.
  • Evet, derin arka planlı bir fotoğraf bu ve resmin içinde saklı 'asıl büyük' resmi de siz bulun ey okur?! ( 27.8.2004 / Güler KÖMÜRCÜ / AKŞAM) "

 

Masonik sistemin sır çıbanları deşiliyor! Gizli ve kirli icraatlarının cerehatları ortalığa pis kokular saçsa a, devlet bünyesinin, sağlığına kavuşturacak gelişmeler yaşanıyor. Türkçesi, bu deşilmeler, değişime zemin hazırlıyor!...

 

MGK'DAN BÜYÜK MİLLET VAR          

" Yeni eğitim yılı başlamak üzere. 1998, hatta 1997 yılında başlatılan ve dış mihraklı bir proje olan Türkiye'yi kuşatıp çökertme harekâtı her geçen gün çember daraltılarak yürütülüyor. Bu menfi ve yıkıcı proje her alanda olduğu gibi eğitim alanında da Türkiye'ye çok büyük darbeler vurdu. Ve şimdi, en belirgin zaferlerini, Ruhban Okulu'nu yeni eğitim dönemine yetiştirerek ilan etmek istiyorlar.

Uygulanan projenin dış mihraklı bir proje olduğu başlarda bazılarının ileri sürdüğüne göre sadece bizim bir iddiamızdı. Bize göre ise bu, bir iddia değil, sadece bizler tarafından görülüp açıklanan esaslı bir gerçekti. Bunun yalın, çıplak bir gerçek olduğunu projenin mimarları nasıl biliyorlarsa, bizler de bu projenin içyüzünü bütün açıklığıyla biliyorduk. Nitekim milletimize gerçeği söylemekten, uyarmaktan hiçbir zaman ve hiçbir şartta vazgeçmedik.

Bizim söylediklerimizin gerçek olduğu, zaman içinde Türkiye'yi çökertmek için uygulanan projeler bir bir gün yüzüne çıktığında bütün millet tarafından görüldü. Ve hatta, dış güçlerin bu menfur projesine destek olan ve onu onlar adına uygulamayı kabul eden taşeronlar bile zaman içinde bunun bir dış mihraklı proje olduğunu itiraf etmekten geri durmadılar.

Dış güçlerin yerli işbirlikçiler eliyle Türkiye'ye dayattığı proje sadece ekonomik anlamda çökertilmemizi öngörmüyordu. Bu proje öncelikle sosyal alanda bir çöküşü gerçekleştirmeye ayarlanmıştı. Bizim ekonomik anlamda çökertilmemiz sadece bir ayrıntıydı; esas sosyal çöküntünün önünü açmak için kullanılabilecek bir ayrıntı.

 Gerçek hedef, manevi alanı tahrip ederek sosyal yapıyı bozmak; dini ve milli duyguları örselenen, tahrip edilen insanların kafasında vatan ve millet kavramlarının zedelenmesini sağlamaktı. Nitekim bizlerin "Kıbrıs gidiyor" diye bağırdığımız zaman karşılaştığımız "Kıbrıs babanızın malı mı?" şeklindeki kaygısız duyarsızlıklar bu tespitimizi doğrulamıştır. Ve eminiz ki, bu kafa, yarın BİP'e merkez seçilen kentimiz için "Diyarbakır gidiyor" diye feryat etmeye kalkışırsak bizlere aynı karşılığı verecek: "Diyarbakır babanızın malı mı?" Bilmiyorlar ki, evet, Diyarbakır babamızın malı. Hem en az Kıbrıs kadar babamızın malı.

Bu "Kıbrıs babanızın malı mı?" diye itiraz edip menfur projenin yürütülmesine uşaklık edenler bir şeyi anlamamakta ısrar ettiler: Refahyol iktidarı bu menfur projenin yürütülmesi için çalışamaz duruma düşürülmüştü. Refah Partisi'nin, hatta peşinden gelen Fazilet Partisi'nin kapatılması, bir kısım insanların üzerlerindeki Milli Görüş gömleğinin çıkartılıp teslim olmuş taşeronlar haline getirilmesi bu projenin selameti içindi. Kur'an Kursları'nın kapatılması, İmam Hatip Okullarının tırpanlanması, bu okul mezunlarının dışlanması, üniversitelerdeki kanun dışı kılık kıyafet zorbalıklarının sokaklara kadar taşırılması da..

Şimdi bu projenin medya ayağını oluşturan taşeron grubu bir yandan vaktiyle kullandığı yargı kurumlarının posasını çıkartmaya çalışırken, bir yandan da kendi arzularını, gizli yapılan MGK toplantılarının içeriğine yerleştirerek kamuoyuna pompalamaya çalışıyorlar.

Şimdi Türkiye'yi tartışmaya zorladıkları mesele Ruhban Okulu. MGK toplantısında bu okulun durumu ele alındı mı, alınmadı mı?

Bu taşeron medyanın iddiasına göre toplantının sunumunda konu ele alındı. Ama ele alınan konu bu okulun açılıp açılmamasının tartışılması değil, nasıl açılacağı! İddialarına göre "Kurulda bir tavsiye kararı alınmadı. Sadece okulun ne şekilde açılabileceği konusunda bilgi alış-verişinde bulunuldu!"

Taşeron medya haberi "güvenilir kaynaklardan" aldığını belirtiyor. Ama nasıl oluyorsa bu "güvenilir kaynaklar" konudan "Tamamen emin olmamakla birlikte yine de toplantının sunumunda ele alındığını" belirtiyorlar.

Türkiye, öncelikle bu işbirlikçi, taşeron medyanın, en önemli kurumlardan biri olan MGK'ya sızan "güvenilir kaynaklar"ını bulup deşifre etmelidir.

Ve bu işbirlikçilere şu da söylenmelidir: Sizin temenni ettiğiniz bu konular MGK'yı da aşar. MGK bu milletin bir parçasıdır. Vatanın birlik ve bütünlüğü söz konusu olduğunda milletin kendisi devreye girer.

Şahitlik mi istiyorsunuz; işte, şanlı Kurtuluş Savaşımız. ( 27.8.2004 / Milli Gazete / Baş Yazı) "

Evet, MGK'dan üstün, Millet Var! Millete rağmen, MGK ne yazar !

            Bu Millet, Kuvay-ı Milliye ruhuyla ve iman şuuruyla " Gaflet, dalalet hatta hıyanet " için tezgâhlanan bütün oyunları bozar !

 

BİRAZDA MASONLAR KORKSUN !

"Üç yıl, iki gün önce, tam olarak 25 Ağustos 2001'de, işadamı Üzeyir Garih, Eyüp Mezarlığı'nda bıçaklanarak öldürüldü. Cinayet, gerek görsel gerek yazılı basında günlerce, hatta aylarca yer aldı, ama yetkili kurumlar tarafından aydınlatılamadı. Hatta kimileri tarafından saptırılmaya çalışılırken, kimilerince düpedüz 'karartıldı': Önce erişkin bir adamı 11 yerinden bıçaklayarak öldürmesi fizyolojik anlamda olanaksız, kimsesizliğinden ötürü kendisini savunamayacağı düşünülen yoksul bir çocuk 'pazarlandı' suçlu adayı olarak. Sonra, gerçek bir 'pazarlık' sonucu, Yener Yermez tutulup atıldı arenaya. Dövüş, öylesine danışıklıydı ki, suç aleti bıçakta parmak izleri BULUNAMAYAN Yener Yermez, cinayet zanlısı olarak yargılandı ve ceza aldı. Yermez'in, mahkeme sürecindeki sözlerinden biri: "Bu cinayet böyle muamma olarak gidecek. Son sözüm bu..." oldu.

Üç yıl sonra, cinayet tarihinin meşum yıldönümüne 12 gün kala, 13 Ağustos 2004'te, medya mutfaklarına düşen bir haber, sanki Yermez'in sözünü ettiği 'muamma'yı noktalıyor, görsel basında tümüyle görmezden gelinirken, yazılı basında 'küçük' görülüyor; ama bence kamufle edilmiş bomba niteliği gizlenemiyordu: Üzeyir Garih cinayetinin TEK tanığı, ifadesiyle pek çok kişinin gözaltına alınmasını sağlayan otoparkçı Ayhan Yıldız, bir arkadaşının otomobilinde silahla vurularak öldürülmüştü...

Acaba Üzeyir Garih, Hizbullah tarafından öldürülmüş ve ardından tetikçiler de Hizbullah tarafından 'bir araba içinde' infaz edilmiş, derken sıra İLK cinayetin tanığı Ayhan Yıldız'ın 'bir araba içinde' infazına gelmiş olabilir mi?

Hizbullah nedir ve kimler tarafından örgütlenip kullanılmıştır? Bugün Çakıcı'yı kullandıkları için kurtardıkları ve yurtdışına kaçmasını sağladıkları anlaşılanların, Hizbullah katilleri arasında da kullandıkları olamaz mı? Sakın aynı 'kullanıcılar', pişmanlık yasasından yararlanıp çıkan Hizbullah itirafçılarını, tıpkı hapse girip girip çıkan Çatlı ve Çakıcı gibi 'memleket meselelerinde' tetikçi sınıfından istihdam etmiş ve ediyor olmasınlar?

Dün Radikal'de AVNİ ÖZGÜREL, 'Alaattin Çakıcı sadece mafya mı?' sorusuna cevap aradığı aydınlatıcı makalesinde, İsrail'in, dolayısıyla MOSSAD'ın Ermeni ASALA örgütüne dair Türkiye ve MİT'e verdiği istihbarat, ardından ASALA kamplarının İsrail tarafından Türkiye'ye bir jest olarak bombalamasını konu ediyordu.
Dün ASALA sorununda Türkiye'ye 'el veren' İsrail ve MOSSAD, bugün Türkiye'nin hiç işine gelmeyen bir etkinlik içinde: Kuzey Irak'taki Kürtleri, kendisine düşman Araplara karşı örgütlüyor ve PKK'lı 'tetikçi' kullanma olasılığı yüksek.

Hizbullah, PKK'ya karşı yaratılan 'din' canavarı değil midir? Üzeyir Garip cinayetinin işlendiği mezarlıkta bulunan kanlı çuvalın üzerinde

Arapça 'Allah' yazısı, neyin işaretidir?

Üzeyir Garih'in cinayet zanlısı Yener Yermez'in tutuklandığı 4 Eylül günü, hemen aynı saatlerde Türkiye sınırına çok yakın Bulgar kenti Svilengrad'da bir Rus gazeteci öldürüldü: Dimitar Rigudin. Rigudin, Türkiye'de Ahmet Furkan adıyla tanınan ve ülkemizde 20 yıl süreyle iş tutan, MOSSAD'dan sorumlu KGB ajanıydı. Garih cinayetinden üç gün sonra Rusya'da çıkan Trud gazetesinde yayımladığı makalede, cinayeti MOSSAD'la ilişkilendirmişti.

Üzeyir Garih cinayeti, bence çoktan aydınlandı. Ancak, iki dost/düşman ülkenin 'tetikçi' aracılığıyla bu hesaplaşmasında, ışığa kapılmak ölümcül, ışığı göstermek tehlikeli.

AKP iktidarının ağzını da bu yüzden bıçaklar açmıyor, ampulü yanmıyor."

(27.8.2004/MİNE G. KIRIKKANAT / RADİKAL )

 

Öyle ya, hep Müslümanlar ve mazlumlar eziklik, çaresizlik ve panik içinde kıvranacak değil ya !..

Biraz da masonlar böyle şaşkınlık ve perişanlık içinde bocalasınlar !.

Birazda " şeytanlıktan dönmez " hainler " faili meçhule " kurban gitme korkusuyla kıvransınlar !

 

AB NE DEMEK ?

Türkiye'nin en büyük 13 şirketinin piyasa değeri toplamı > bir internet sitesinin piyasa değeri toplamı.'
Açıklayamadınız mı? O zaman kelimeleri değiştirerek bir kez daha sorayım; AB kapısında içeri adım atmak için hazır bekleyen, kimilerinin iddia ettiğine göre; 'var olan kötü yazılımı' değişecek olan Türkiye'nin en değerli 13 şirketinin piyasa değeri nasıl oluyor da bir internet sitesi veya bir kablolu yayın altyapısı kadar olamıyor? AB beklentisi iddia edildiği gibi bu topraklar için yazılmış yeni bir versiyon ise, bu şirketler 'doğacak yeni dünya eşiğinde' bu fiyatlarda nasıl kaldılar? Her zaman 'Beklenti satın alınır, gerçek satılır' diyenler, ben dahil, bu tepkisizliği nasıl açıklayacaklar?

Türk yazılı-görsel entelektüel hayatında öne çıkmış, ama gerçek aydın olmaktan çok uzak, bazılarına göre; ülke tam olarak AB senaryosuna endekslenmeli ve bu süre içinde çatlak sesler bile susturulmalı. Ne güzel demokrasi inancı! Demokratikleşme amacıyla AB senaryosunu savun, o yolda ilerlerken önündeki demokratikleşme kurallarını ihlal et. Uzun lafın kısası; ister piyasa, ister ekonomi, ister siyaset için olsun sorgulanmayan ve toplumun bilinci tarafından kabul görmeyen, bilinçaltına işlemeyen senaryolar ancak bu kadar satın alınabilir.

Sonuç: 'Bütçesinin yüzde 50'sini faiz adı altında 3-5 bin gerçek-tüzel kişiye kaptıran, bu çarkı çevirmek için devamlı borçlanan, piyasanın sopası denilen dinamiğin siyasi hayatı üzerine ipotek koyduğu, '70 milyon'u TV'lerde gördüğü 1000 kişinin hayatına özenen, halkının bilinci-bilinçaltı T.C, AB vatandaşı olma ile 'ümmetin parçasına' özlem şeklinde dağılan, kutuplaşan dünya düzeninde yalnız kalma riski olan' Türkiye'nin çıkış tezi ne? Belki AB, belki Rusya ile işbirliği, belki İsrail ile büyük Ortadoğu, belki de Orta Asya birliği. Kısacası tartışmaya açık, tartışamaya açık olmayan ise tezi hiç tartışmadığımız ve bilinç-bilinçaltı düzeyinde sorgulamadan AB tezinin enjekte edilmesine seyirci kalmamız. Sevgili dostlar, yukarıdaki tezlere karşı veya taraf değilim Karşı olduğum kısa vadede birilerine daha çok menfaat sağlayacak diye koskoca ülkenin tartışmadan AB tezi üstüne çökertilmesi. Üzüldüğüm ise ve belki de elinden bir şey gelmeyerek özellikle gerçek Türk aydın sınıfının da buna tepkisiz kalması.

Son söz: Rus yazar Soljenitsin diyor ki; 'Bir ulusun gücü ya da güçsüzlüğü sanayileşme seviyesinden çok, manevi yaşamının seviyesine bağlıdır. İnsan yaşamının nihai hedefi, ne serbest piyasa ekonomisi, ne de genel refah seviyesinin artmasıdır. Bir ulusun manevi enerjisi tükenmişse, o ulus çökmekten kurtulamaz.'
Son soru: Türk insanının nihai hedefi ne? AB kapısında beklemek mi? Türk ulusuna manevi enerji verecek tez hangisi? Zorlama AB üyelik süreci mi ? ( 27.8.2004 / YİĞİT BULUT / RADİKAL)

 

Hayır beyim ! Avrupa Birliği, Türkiye'nin derbederliğidir.

Çünkü AB, bir Siyonist ve emperyalist derebeyidir!..

AB'ye aşık olan aslı bozuklar: D-8 lerle koşmak isteyen Türkiye'yi, gavur kapısında debelendirmek isteyenlerdir.

 

ŞEYTANİ PAZARLAMA !

            ABD Başkanı Bush, dünyanın gözünün Atina Olimpiyatlarına çevrilmesi üzerine yeni başlattığı reklâm kampanyasında, Iraklı ve Afganistan 'lı yüzücülerin görüntülerini kullanarak, onları nasıl "özgürleştirdiğini" anlatıyor. Bu iki ülkenin işgal edilmesi ile en azından " iki teröristin " eksildiğini anlatan reklâmda, " Bu olimpiyatlarda iki özgür ulus var" deniliyor. ABD yönetimi, CIA' da yetiştirdiği ve Irak'ta işbaşına getirdiği yöneticiler gibi, birçok Irak ve Afganistan asıllı ABD vatandaşı sporcuyu da reklâm malzemesi olarak kullanmak için Atina'ya göndererek, "pazarlama" işini sıkı tutuyor... ( GAZETELER)

 

            Siyonist Amerika, Afganistan ve ırak uyruğuna geçirdiği sporcuları dünyaya gösterip " Bakınız, terörist ve çapulcu olacak Müslümanları birer centilmen sporcu yaptık " reklâmı yerine... ABD, İsrail ve İngiliz siyonistler, kendi karılarını ve kızlarını Afgan ve Irak vatandaşlığına geçirip, Bağdat ve Kabil de açacakları modern genelevlerine sermaye ve "Karanlık kafalardan, böyle aydınlık kadınlar çıkardık" diye reklâm yapsalar; yine de vahşet ve rezaletlerini gizleyip örtemezler, kin ve intikam hırsımızı törpüleyemezler !...

 

BİR "KULİS ANKARA " KLASİĞİ

Yok Böyle Bir Hoşgörü

Onca telefon, onca mail, onca faks mesajının arasında tek-tük de olsa zaman zaman, bazı okurlarımızdan AKP ile ilgili yazılarımız nedeniyle tepki alıyoruz. İyi niyetinden şüphe etmemeye çalıştığımız bu tepkilerin, bizi ‘tetikçilikle suçlayacak boyutlara varması üzerine bu açıklamayı yapma zorunluluğu duyduk.

Garip olan durum, bizi eleştiren arkadaşların, bizden "AKP" konusunda daha "Hoşgörülü" olmamızı istemeleri.

O zaman bir bakalım, Onlar yenilikçiyken ne demişler, şimdi biz ne demişiz? Kim haklı kim haksız siz karar verin.

Onlar daha yenilikçiyken:

Erbakan Hoca'nın Libya gezisi hataydı, başımıza bela açıldı, demişler.

Biz şimdi onlara?

Neredeyse her ay Amerika'ya niye gittiklerini ve Davos zirvelerinde ne aradıklarını sormuşuz.

Onlar:

Bakanı oldukları Refah-yol döneminde Din alimlerine verilen yemeği eleştirmişler,

Biz şimdi onlara:

ABD Büyükelçiliği'nde, Wolfovitz, Grossman ve Kemal Derviş'le yedikleri yemeğin anlamını sormuşuz.

Onlar:

28 Şubat'ta Partiyi ilkeli duramamakla suçlamışlar.

Biz şimdi onlara:

28 Şubat'ın dindar avcısı, Takip Kurulu kurucusu Yazıcıoğlu'nun AKP'den milletvekili adaylığını kabul ederken hangi ilkeli duruşu aldıklarını sormuşuz.

Onlar;

FP'de Erbakan'ın parmağı var diye ortalığı ayağa kaldırmışlar.

Biz şimdi onlara;

İsim isim sayarak, partilerinde masonların, lionsların parmağının ne aradığını sormuşuz.

Yapmayın beyler. Etmeyin.

Libya gezisi eleştirilirken, ömrünü davasına adamış insanlar ilkesizlikle suçlanırken "Hoşgörülü" olacağız, ama bunları diyenlerin Davos zirvelerini yazınca "Tetikçi" sayılacağız.

Yok öyle şey!

Yok böyle bir hoşgörü.

 

Erbakan'ın akla ve ahlaka uygun davranışlarını bile tersinden göreceksiniz, itiraz edeceksiniz... Ama R.T.Erdoğan'ın davranışlarına Siyonist madalyalarını hoş görecek, hikmet uydurmaya girişeceksiniz...

Erbakan'ın en kısa zamanda ve en kısıtlı imkânlarıyla ve bütün iç ve dış düşmanlara rağmen kazandığı başarıları küçümseyecek, hatta gündeme bile getirmeyeceksiniz...

Ama Recep T. Erdoğan'ın Irak ve Kıbrıs kahramanlıklarına (!) bile ayet ve hadislerle kılıflar geçireceksiniz !.. Şimdi Söyleyin:

Sizinki; "İslamcılık" mı, "insafsızlık " mı yoksa münafıklık mı ?

 

 

FEHMİ KORU, ERTUĞRUL ÖZKÖK NİYE GOCUNUYORLAR?

Konuya sığ bir bakışla yaklaşıp çiğ ifadeler kullanmak da mümkün; ama o zaman olayın özünü kaçırabiliriz. Olayın özü şu soruda: "Türkiye'de bütün kurumlar basın özgürlüğünden yana mı?"

Soruyu önyargılı bulacakları veya kastın aşıldığını sanacakları en baştan uyarmakta yarar var: TSK'nın 28 Şubat'ın kendine özel şartları içerisinde başlattığı ‘basına akreditasyon' uygulaması giderek Türkiye'de basın özgürlüğünün varlığını kuşku altında bırakır bir hal aldı; eğer uygulama değişikliğine gidilmezse, bütün hak ve özgürlüklerin kullanımı açısından en merkezî role sahip ‘basın özgürlüğü', ülkemizde şâibe altında bulunmaktan kurtulamayacak...

Son örneği Hürriyet'te Ertuğrul Özkök yazdı. Jandarma Genel Komutanlığında yapılan devir-teslim törenine yalnızca dört gazeteci davetliymiş: Fikret Bila (Milliyet), Mehmet Ali Kışlalı (Radikal), Mustafa Balbay (Cumhuriyet) ve Hulki Cevizoğlu (Yeniçağ)... Kara Kuvvetleri Komutalığındaki törende davetli gazeteci grubu biraz daha geniş tutulmuş: Fikret Bila, Mustafa Balbay, Sedat Ergin (Hürriyet), Aslı Aydıntaşbaş (Sabah), Bilal Çetin (Vatan), Metin Özer (Star) ve Ercan Çitlioğlu (Referans)... Hepsi bu kadar... "Acaba komutanlar şahsi akreditasyon mu uyguluyor?" diye soran Ertuğrul Özkök, uygulamanın gazeteciden daha çok uygulayan kuruma zarar verdiğini de not olarak düşmüş...  ( 29.8.2004 / FEHMİ KORU / YENİ ŞAFAK )

 

Sn. Fehmi Koru ve Sn. Ertuğrul Özkök gibileri, acaba, TSK nın basın ayrımcılığına mı, yoksa Jandarma ve Kara Kuvvetleri komutanlıklarındaki devir teslim törenlerine sadece Milli ve haysiyetli tavırlarıyla tanınan... AB'ci ve ABD'ci olmayan gazetecilerin çağrılıp kayrılmasına mı gocunuyor ?

KARAMANIN KOYUNU SONRA ÇIKAR OYUNU

Hayrettin Karaman 29.8.2004 tarihli Yeni Şafak gazetesindeki yazısında:

Açıklanan öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS) sonuçlarına göre İmam Hatip mezunlarının uğradığı haksızlık vicdanları sızlatacak boyutlara varmış durumda. Sınava başvuran 71 bin 689 İmam Hatip mezununun sadece % 2.9'u, 4 yıllık lisans programına girebildi. % 28.3'ü ise ancak Açık Öğretim'e yerleştirildi. Ayrıca, % 5'i, 2 yıllık önlisans programına kabul edildi. Bu başarısızlığın(!) sebebi, İmam Hatip Lisesi mezunlarına uygulanan 0.3'lük katsayı.

Asıl maksatları İmam Hatiplilerin önlerini kesmek, onları toplumdan tecrit ederek belli bir alanda hapsetmek olan "dindarlaşma karşıtları" sık sık şunu söylüyorlardı: "Onlar da kendi meslek branşlarında eğitimlerini sürdürsünler, İlâhiyat Fakültelerine girsinler"

Din Eğitimi Genel Müdürlüğü'nün verdiği bilgiden anlaşıldığına göre İlâhiyat Fakültelerinin kontenjanlarını YÖK sürekli düşürüyor. 1999- 2000 ders yılında (benim de fakültede son yılım idi), İlâhiyat Fakültelerine 2 bin 69 talebe kabul edilirken, bir sonraki ders yılı bu rakam bin 706'ya, daha sonraki sene ise bin 339'a indiriliyor. 2002-2003 ders yılında sadece 955 olan İlâhiyat Fakülteleri kontenjan sayısı, bu yıl 445'te kaldı.

Bir yandan katsayı ile gençlerin önü kesiliyor, mazeret olarak da "Onlara kendi dallarında eğitim imkânı veriyoruz" deniyor, bir yandan da, İlâhiyat Fakülteleri kontenjanı sürekli düşürülüyor; bu kararın ve uygulamanın açıklanandan başka bir sebebinin olduğu açık değil mi?

Daha önce de yazdım ve bu vesile ile bir daha tekrarlıyorum: Türkiye'deki din karşıtlarının asıl maksadı "dindarlaşmanın önünü kesmektir".

Bay bilgiç Hayrettin Karaman Bey, çok sırıtan bir din istismarı ve İmam Hatip mağdurlarına sahip çıkma numarası yapıyor!

Çünkü Milli Görüş'ü parçalayıp, milleti kandırıp iktidara taşıdığı... Ve şimdi hala sızlandıkları bütün bu sorunları aşacak diye reklâmını yaptıkları şu AKP'ye niye yüklenmiyorsunuz? Niye hedef saptırmaya ve dindar toplumun havasını almaya çalışıyorsunuz?..  Ama çırpının... Çünkü çırpındıkça batıyorsunuz!..

PENTAGON'UN KÖSTEBEKLERİ, TAYYİB'İN GÖZBEBEKLERİ

ORTADOĞU'YU DELEN KÖSTEBEK

Başbakan Erdoğan'ın ilişkileri düzeltmekle görevlendirdiği danışmanları Ömer Çelik, Egemen Bağış ve Şaban Dişli'nin İsrail gezisi arefesinde, ABD'de bir saatli bombanın tik-tak'ları duyulmaya başlandı. Federal Soruşturma Bürosu (FBI), Pentagon'da çok gizli belgeleri İsrail'e sızdıran bir köstebek belirledi. FBI, Müsteşar Douglas J. Feith'e bağlı "analiz uzmanı" olduğunu belirttiği köstebeğin adını vermedi ama ABD basını kimliğini saptadı: Larry Franklin. Bu ismin önemini anlatmak için Savunma Bakanı Donald Rumsfeld ve yardımcısı Paul Wolfowitz ile bir "yeminli grup" oluşturduklarını söylememiz herhalde yeterli olur. Bir adım daha gidelim: ABD'nin Irak politikalarını Rumsfeld-Wolfowitz-Feith üçlüsü oluşturdu.

Onları da Franklin'in değerlendirmeleri, yorumları yönlendirdi. Olay ilk bakışta iki "dost" ülke arasında sürtüşme gibi görünüyor ama o kadar basit değil. Köstebekle birlikte Neo-Con diye bilinen Şahinler'in, Türkiye dahil tüm bölgede yeni depremlere yol açabilecek planı ortaya çıktı.

Korkmayan taş olur

Casusluk romanlarının büyük yazarı John Le Carre'yi kıskandıracak entrikalarla dolu skandalın boyutlarını göstermek için sırasıyla gidelim. Franklin, İran'la ilgili çok gizli belgeleri Amerikan-İsrail Halkla İlişkiler Komitesi'ne (AIPAC) veriyordu. O da İsrail'e ulaştırıyordu. AIPAC, Washington'daki en güçlü İsrail lobi kuruluşlarından. Öyle etkin ki, örneğin son kongresine Senato'nun 100 üyesinden 50'si, Temsilciler Meclisi'nin 90 üyesi, Bush yönetiminin bir düzine bakanı katıldı. AIPAC'ın bir de WINNEP (Washington Institute for Near East Policy) adlı think-tank kuruluşu var.

"Karanlıklar Prensi" Richard Perle'ü yetiştiren WINNEP, Dışişleri ve Savunma bakanlıklarında birçok köşe başını ele geçirdi. Türkiye de AIPAC'ın çok yakın ilgi alanında. Hemen her yıl bir ekibi Ankara'yı ziyaret ediyor. Erdoğan dahil tüm Türk başbakanları da ABD gezilerinde mutlaka onunla görüşüyor.

İran-Kontra hortladı

Gelelim Franklin'e. 2001 sonuna doğru Pentagon'dan iki yetkili Roma'da gizli bir görüşme yaptı. Yetkililer, İran ve Irak uzmanı Harold Rhode ile Larry Franklin'di. Görüştükleri ise Manuçer Gorbanifar. Konu: İran'daki gelişmeler. Bu kişiyi anlatmak için de biraz gerilere gitmemiz gerekiyor: 1987'de ABD'de İran-Kontra skandalı patlak verdi. Kongre'nin ambargo koyduğu İran'a 508 adet füze satıldığı ortaya çıktı. Füzeler İsrail'den sağlanmıştı. İran'dan alınan para da yine Kongre'nin yardım yasağı koyduğu Nikaragua'daki Kontra gerillalarına aktarılıyordu. Bu işte arabuluculuk yapan ise silah tüccarı Gorbanifar'dı.

İlişkiler öylesine eski ve derin. İşte bu Franklin, temasları sonrası Neo-Con yoldaşlarıyla birlikte oluşturduğu ve başkanlık seçimlerinden sonra -kazanırsa- Bush'a yeni dönemde dayatmaya hazırlandıkları İran'a saldırı planlarını İsrail'e aktarmakla suçlanıyor. ABD basını da bir dizi vahim soruya yanıt arıyor: İsrail, ABD'nin karar zincirine mi sızdı İran'a karşı tutumun sertleşmesinde İsrail'in etkisi ne? En önemlisi, Irak savaşı, İsrail ve adamlarının Bush yönetimini bilinçli yanıltmasının sonucu mu? Görüyorsunuz; Türkiye dahil koskoca Ortadoğu'nun kaderi ABD'nin zirvelerine sızmış iki-üç kişinin elinde... (29.08.2004 / SABAH / Erdal ŞAFAK)

ABD'nin ve Pentagon'un elindeki (Türkiye dahil, bütün NATO ülkelerinin) gizli ve stratejik sırları, İsrail'e sızdıran ve üst düzey siyonist Amerika'lıların parmağı olan "casusluk olayı" ortalığı karıştırmaya devam ediyor!

Ama AKP yetkilileri ve Recep Tayyib Erdoğan hükümeti daha sağlam bir yol tutuyor...

Önemli bilgileri İslam ve insanlık düşmanı siyonistlere ulaştırmak üzere, NATO ve PENTAGON'u bile devreden çıkarı Ömer ÇELİ Egemen BAĞIŞ ve Şaban DİŞLİ gibi ajanlarını (pardon adamlarını) İsrail'e bizzat gönderiyor!

Anlayana sivri sinek saz

Ahmaklara Milli Çözüm de, az!

BUSH SİYONİST SERMAYE KRALLARINI MI KASTEDİYOR?!

Bush'tan TIME Dergisine İlginç Demeç!

"Terörizmle savaş uzun sürecek, ideolojik bir mücadele, ben tarihçi değilim tarih yapan adamım."

"Washington, özel çıkarlar tarafından yönetilen, benim tahmin ettiğimden çok daha acı ve çirkin bir yer."

1-Acaba Bush: "Washington (yani Amerika) özel çıkarlar tarafından yönetilen çok çirkin ve acı bir yer" derken Siyonist Yahudilerin gizli diktatörlüğüne mi dikkat çekiyor?

2-Geçen seçimleri de, Yahudi lobilerine rağmen kazanan Bush, şimdi onları deşifre etme cesareti mi gösteriyor?

3- Siyonist sömürü saltanatına karşı yeni bir cephe mi oluşuyor?

4-Bush'un bu "ima"sı, Onun sinsi Siyonist canavarı fark ettiğini ve Onunla mücadele edilip alt edilebileceğine bir işaret mi veriyor?

5-Bu arada Newyork'ta yüz bin aşkın kalabalığın "işgalci Bush'a hayır! Bush Amerika'nın baş belasıdır!" diye sokaklara taşması... Ve de Yahudi lobilerince beslenen sivil toplum örgütlerince kışkırtılması, acaba bizim sorularımızı haklı mı çıkarıyor?!

 

"ZİNANIN SUÇ SAYILMASI TURİZMİ DİBE VURDURUR"MUŞ!

Yeni TCK'da tartışma konusu haline gelen zina, turizmciler arasında endişeye yol açtı. Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Başkanı Başaran Ulusoy, turizmde AB normları dışında bir uygulamanın kabul edilemeyeceğini belirtti.

TÜRSAB Başkanı Başaran Ulusoy "Turizm statüsünde işletme yapan otellerimizde AB ülkelerinde olduğu gibi evlilik cüzdanı istenmiyor. Biz, Avrupa Birliği'ne girme yolunda ilerlerken buna ters düşecek bir uygulamanın yapılacağına inanmıyorum. Şu anda çıkacak kanunun içeriğini tam olarak bilmiyorum, ama hapishanelerimiz boş mu ki doldurulmaya çalışılsın. Biz turizmciler AB normları neyi gerektiriyorsa onu istiyoruz" diye konuştu.

"Komik ve Saçma Olur"muş!?

Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği (TUROB) Başkanı Timur Bayındır ise müşterilerden evlilik cüzdanı istenmesi durumunda turizmin dibe vuracağını söyledi. Bayındır "Eğer otellerde evlilik cüzdanı istenirse bu bütün müşteriyi kapı dışına koyma anlamına gelir. Çünkü turistlerin çoğu evli değil, evli olanların evlilik cüzdanı yanında olmaz, soyadları da bizde olduğu gibi her zaman aynı değildir. Bu çok saçma bir uygulama olur" dedi.

Türkiye Turizm Yatırımcıları Derneği (TYD) Genel Sekreteri ve Dünya Turizmi Örgütü (WTO) İş Konseyi Başkan Yardımcısı Nedret Koruyan, zinanın yeniden suç teşkil etmesinin turizme çok fazla etkisi olacağını düşünmediğini, fakat insanlık açısından çok komik ve yanlış olduğunu söyledi.

İşte size; kapitalist insan tipi...

İşte size; maneviyatsız materyalist zihniyeti...

İşte size; Bencil Batı Sistemi...

İşte size; Faiz ve fuhuş medeniyeti...

Faiz ve fuhuş... Biri maddi öteki ahlaki sömürünün vazgeçilmez aracıdır.

Faiz ve fuhuş olmazsa; batı medeniyeti yaşayamayacaktır...

Bu yüzden "zinanın yasak olması" AB'ye girmeye hazırlanan Türkiye için büyük bir ayıptır ve trilyonlarca kayıptır(!?)...

GIDA TARIM VE SAĞLIK BAKANLARI CEVAP VERSİN

  "Tüketicilerin dikkatine" başlığıyla, Hacettepe Üniversitesi doğal gıdalar üzerindeki araştırma sonuçlarından bir bölümünü internet sitelerinde yayınladılar. Sitedeki açıklamaların sonunda bir not düşülmüş. Deniyor ki:

 

"Tüm kolalı içeceklerde kullanılan katkı maddelerinin tespiti için analiz yapılmasına izin verilmemiştir. Bilgilerinize sunulur..." Doç. Dr. Mustafa Türkmen.

Sizin böyle bir açıklamadan ne anladığınızı bilemem. Ben bu açıklamadan bahsi geçen içeceklerin en tehlikeli kanserojen katkılar içerdiği ima ediliyor sonucunu çıkardık.

Piyasada satılan hazır gıda maddeleri ülkemizde insan sağlığını ciddi biçimde etkileyecek derecede katkı maddeleri içermektedir. Ancak bu maddeler, tüm çabalara rağmen medya aracılığıyla ilân edilememektedir. Günümüzde gıda sektörü büyük bir tröst halini almıştır. Örneğin hiçbir yayın organında Cola'nın zararlı olduğunu göremezsiniz. Ancak biz tüketiciler, aile fertlerimizi, çevremizdeki arkadaşlarımızı, haberdar ederek bilinçlendirebiliriz. Son yıllarda kanser vakalarının neden devamlı artış gösterdiğini hiç düşündünüz mü?

Siz çocuğunuzun kanserojen madde içeren gıda almasını ister misiniz? Peki, niye ketçap alıyorsunuz?

Sizlere aşağıda sunduğumuz tablo alacağınız hazır gıda maddelerindeki katkılarla ilgili bilgi vermektedir.

Verilen bilgiler 5 grupta mütalaa ediliyor:

1- Zararlı katkılar:

E 100, 103, 104, 105, 111, 121, 122, 126, 130, 132, 140, 151, 152, 160, 161, 162, 163, 170, 174, 175, 180, 181, 200, 201, 202, 203, 236, 237, 238, 260, 261, 262, 263, 270, 280, 281, 282, 290, 300, 301, 303, 304, 305, 306, 307, 308, 309, 322, 325, 326, 327, 331, 332, 333, 334, 336, 337, 382, 400, 401, 402, 403, 404, 405, 406, 408, 410, 411, 420, 421, 422, 440, 471, 472, 473, 474, 475, 480.

2- Şüpheli katkılar:

E 125, 141, 150, 153, 171, 172, 173, 240, 241, 477, 605

E 220, 221, 222, 223, 224, 338, 339, 340, 341, 407, 460, 461, 466. Bu katkı maddeleri mide ve bağırsak hastalıklarına sebep oluyor. Neticede kanser oluşuyor.

E 200. Bu katkı maddesi vücuttaki B 12'yi yok ediyor.

E 231, 232, 233 cilt hastalıkları, alerjiler, egzamalar yapıyor.

E 250, 251, 320, 321. Bu katkı maddeleri kalp hastalıklarına, damar sertliği ve tıkanıklarına sebep oluyor. 

3- Tehlikeli katkılar:

E 102, 120, E 311, 312. Bu katkı maddeleri de nörolojik hastalıklar oluşturuyor.

4-Kanserojen katkılar:

E 102, 110, 123, 124, 131, 142, 210, 211, 213, 214, 215, 216, 217. Örneğin E 211 (sodyum benzoat) ketçaplarda bulunmaktadır.

E 110, 123. İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya, Japonya ve daha birçok ülkede yasaklanmıştır. Fakat ülkemizde renkli draje çikolatalarda ve kaymaklı bisküvilerde kullanılmaktadır.

5- En tehlikeli kanserojen katkı:

E 330. Maalesef birçok hazır gıdada kullanılmaktadır.

Bazı hazır gıdalarda tespit edilen katkı maddeleri E 330.

(Bu katkı maddelerinin bulunduğu gıdaları yazmaya benim gücüm yetmez. Ülkede Sağlık Bakanlığı diye bir Bakanlık ve bu kurumun başında da bir Bakan var. Sizin de vatandaşlık haklarınız var. Lütfen ona sorun, öğrenin.)

Bunlardan isim vermeden bir iki tanesine işaret edeyim:

* Hazır çorbalar,

* Teneke konserveler,

* Teneke turşular.

E 250. Sosis ve salamlarda bu katkı maddesi var.

E 300 (İsim yazamam),

E 320 (İsim yazamam)

E 323 (Zinhar isim yazamam)

E 322 (Zinhar isim yazamam)

İşte görüyorsunuz: Bu millete peynir diye zehir... Katkım diye zıkkım yediriliyor...

Çoğu İsrail'den veya Avrupa ve Amerika'daki Siyonistlerden milyonlarca dolar ödenerek alınan, yiyecek ve içecek katkı maddeleri, hastalık saçıyor!..

Konserve diye kanser yediriliyor... Kola diye bela içiriliyor!..

AKP'nin Gıda ve Tarım Bakanı, Sağlık Bakanı acaba ne iş yapıyor?..

AKP İKTİDAR! CHP İLE UZLAŞMA ADINA ZULME FIRSAT VE RUHSAT YOLUNU AÇTI:

Yeni TCK' ya dikkat!..

AKP ile CHP arasında bir süredir devam eden Türk Ceza Kanunu tartışmalarından asıl düğümü 222'nci madde oluşturuyor.

Türk Ceza Kanunu'nun giyilmesi yasak kisveleri düzenleyen 222'nci maddesi Devrim Kanun'larına aykırı hareket edenlere 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası getiriyor. Son mutabakat arayışlarından çıkan uzlaşmaya göre bu madde teknik çalışmalar sonrası iki parti arasında uzlaşma sağlanamazsa tasarıda olduğu şekliyle yasalaştırılacak. Madde bu haliyle yasalaştığı takdirde ise, "Cenaze namazından dönen bir imam", "Sokakta yürüyen şalvarlı bir dede" bile devrim kanunlarına aykırı kisveye bürünmekten hapse atılabilecek. Mevcut tasarıya göre başörtülülerin hapis cezası ile cezalandırılması ise kaçınılmaz görünüyor.

Yasal dayanak hazırlanıyor.

 Birçok hukukçuya göre söz konusu düzenleme bundan önce yasal dayanağı olmayan ve gayri meşru olarak dayatmayla uygulanan başörtüsü yasağı yasal zemin oluşturmuş olacak. Yasal dayanak olmadığı halde bu güne kadar gerçekleştirilen baskıcı uygulamalar ve dayatmalar dikkate alındığında tasarı yasalaştığı zaman bu kanuna atıfta bulunularak yapılacak dayatmaların boyutunu tahmin etmek ise oldukça zor. Bundan önce sadece eğitim ve öğretim hakları engellenen ve kamu kurumlarına girmelerine izin verilmeyen başörtülüler bundan sonra bir üstüne hapis cezası ile cezalandırılabilecekler. Başörtülü bir bayan TCK'nın giyilmesi yasak kisveleri düzenleyen 222'nci maddesinde yer alan "Devrim yasalarına uymayanlara 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası verilir" hükmü gereğince hapse atılabilecek.

Bartholemeos'a uygulanacak mı?

Tasarı'nın 219'ncu maddesi de din adamlarına getirilen yasağı düzenliyor. Bu maddeye göre; imam, vaiz, rahip, haham gibi din hizmeti veren kişiler, görevini yerine getirirken devlet idaresini ve kanunlarını veya hükümet icraatını kötüleyenlere, 6 aydan 2 yıla kadar hapisle cezalandırılacak. Bu fiillerin, görev sırasında olmasa bile, bu sıfattan yararlanılarak ve alenen işlenmesi halinde de aynı cezaya hükmolunacak.

Bu durumda uzmanlarca keyfi uygulamalara neden olabilecek bir düzenleme olarak değerlendiriliyor. Mesela Türkiye'yi Amerika'ya şikâyet eden Bartholemeos'a uygulanabilecek mi? Yoksa bu da diğer keyfi düzenlemeler gibi sadece Cami İmamlarını, Kur'an Kursu öğretmenlerini mi kapsayacak?

İŞTE O MADDE:

Şapka, Türk harfleri ve giyilmesi yasak kisveler.

-(1) 25/11/1925 tarihli ve 671 sayılı şapka iktisası hakkında kanunun veya 1/11/1928 tarihli ve 1353 sayılı Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanunun veya 3/12/1934 tarihli ve 2596 sayılı Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanunun koyduğu yasaklara veya yükümlülüklere aykırı hareket edenlere üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir.

Madde gerekçesi:

 Madde metninde, sayılan Devrim Kanunlarına aykırı davranış, suç olarak tanımlanmıştır.

AKP'ye oy veren, başörtülü bacılar!

Ey muhterem Hocalar, ey mübarek hacılar!

Ey şalvarlı dedeler, ey cübbeli dervişler!

Amel defterinize yazılır bu acılar!..

Avrupa, Amerika, Hakka düşman değil mi?

Mümin isen hedefin, Onu aşman değil mi?

AKP'ye oy veren, hâlâ pişman değil mi?

Öyleyse müstahaktır, bu çekilen sancılar!..

El Yaver'e Kürt Gelin

Irak Devlet Başkanı, Mesud Barzani'nin aşiretinden Kürt Bakan Bervari ile evlendi.

Irak'ta Kürtler ve Araplar'ın kabine ortaklığı, akrabalık bağı ile güçlendi. Gazi El Yaver ve Bayındırlık Bakanı Nesrin Bervari'nin Erbil'deki sade düğününe sınırlı sayıda politikacı katıldı. 3'üncü evliliği yapan Yaver'in Bervari'yi IKDP Lideri Mesud Barzani'den istediği ileri sürüldü.

İşin aslı, Arap zannedilen Yahudi dönmesi El Yaver İle, Kürt zannedilen Barzaniden Yahudi dönmesi Nesrin Bervari evleniyor! Yani iki Yahudi dönmesi birleşiyor! Irak'a özgürlük, demokrasi ve Batı uygarlığı getireceğini söyleyen Amerikalılar ve bizdeki kabak kafalı kuklalar, iki eşi bulunan El Yaver'in 3. kez evlenmesi sadece bir "magazin haber" havasıyla veriyor!.. El Yaver aşiretinin yarısı Sunni, yarısı Şii, bazısı Hrıstiyan... Nasıl oluyorsa!?

Hem niye olmasın...

Bugün kü İsrail Genel Kurmay Başkanı Diyarbakır doğumlu olan ve hala asker kaçağı diye aranan Türk nüfusuna kayıtlı bir Kürt Yahudi dönmesi olduğuna göre...

Ve yine başka bir kürt yahudisi Hikmet Çetin NATO ve Amerika'nın, Afganistan genel Vali'si olduğuna göre!?..

Ufuk EFE -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

Devlet; milletin binlerce yıllık ortak beyni; birikimi ve bilincidir. Bazı odaklarca...
Devami
  Ilımlı İslamcılar cihat ruhunu söndürmeye çalışıyordu! Fetullahçı Zaman yazarı Mustafa Armağan...
Devami
Barış ve Huzur İstiyorsan; SAVAŞA HAZIR OLMALISIN!        “Daim cenge hazır...
Devami
Doğu Perinçek, Atatürk’ün ölümünden sonra, hatta hayatında, ama Atatürk’e rağmen...
Devami
  KURTLAR VADİSİ'NDEKİ BARON'LA ATATÜRK'ÜN KADER BENZERLİĞİ! 10-Şubat Akşamı Kurtlar...
Devami
  ORDU OYUN OYNAMAZ! Cüneyt Arcayürek; "İlker Başbuğ ; "Gerektiğinde" sınır ötesi...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4926

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR