Reklam
Reklam
Reklam

ÖZGÜRLÜK ANAYASA İLE DEĞİL,SİLAHLA KORUNUR!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 7
ZayıfMükemmel 

 

Tarihin her döneminde olduğu gibi, bugün de, her ülkenin özgürlük ve üstünlüğü: sadece kağıt üzerinde kalacak; nimeti kodamanlara, külfeti garibanlara uygulanacak, göstermelik anayasalarla değil: Milletin ve adaletin hizmetindeki "güçlü ordu ve silahla" sağlanır. İşte Amerika.. Ekonomide Almanya'nın, teknolojide Japonya'nın çok gerisinde kalmasına rağmen hakimiyetini elindeki silahla korumaktadır.

 

Ekonomik, teknolojik, politik ve psikolojik bağımsızlığa kavuşmuş Milli ve güçlü bir orduya ve caydırıcı silah varlığına sahip olamamış ülkelerin; ne kendi halkının hakkını, ne de bölge ve dünya barışına katkıda bulunma fırsatı tanınmayacaktır.

Erbakan Hoca'nın kırk yıldır, "Önce ahlak ve maneviyat, sonra mutlaka ağır sanayi ve yaygın kalkınma" programları içinde Milli Harp sanayine ve silah teknolojisine çok özel bir önem vermesi ve Siyonist-emperyalist cephenin bütün güçlerini ve güvencelerini etkisiz bırakacak çözüm ve çareler üretmesi, elbette bu gerçeğin bilincinde olmasıdır.

Şimdi Türkiye'de ve AKP'nin seçim zaferi(!) sarhoşluğu içerisinde:

  • Kopenhag kriterleri bahanesiyle ordumuzu her yönden zayıflatmaya
  • Demokratikleşme demagojileriyle, üniter yapımızı ve Milli birliğimizi parçalamaya
  • Ve küreselleşme (Dünya ile bütünleşme) hevesiyle, Milli egemenlik ve güvenliğimizi aşındırmaya zemin hazırlayıcı yeni bir anayasa tartışmaları başlatılmıştır.

Yapılacak şey: Anayasa mı? Aşure çorbası mı? 

 AKP'den milletvekili seçilen Profesör Sayın Zafer Üskül, derhal harekete geçti ve yeni Anayasa yapma konusunda hararetli bir tartışmayı ateşlenmişti.

Henüz Meclis açılmamış, milletvekilleri yemin etmemişti.

TBMM başkanı seçilmemiş, siyasi partilerin grup başkanvekilleri ve grup idare heyetleri belirlenmemiş.

Yeni hükümet kurulmamış, yeni hükümetin yeni anayasa değişikliğinin karakteri henüz tespit edilmemiş.

Ve yeni Cumhurbaşkanı bile seçilmemiş iken  bu tartışma acaba neyi hedeflemişti?.

Tabii basın ve medya hemen olayın üzerine atladı, tartışmayı kızıştırdı. Her kafadan bir ses çıkmaya başladı. Köşe yazarları derken konuya ilgi duyan karşı görüşteki profesörler bu kampanyaya karıştı.

Ve şu günlerde bu tartışmalar neredeyse bir kaos ve kavgaya dönüşmeye başladı.

Oysa, Aşure çorbası pişirmenin bile bir metodu vardır. Taşıdığı inceliklere uyulması lazımdır. Çünkü çorbaya katılacak her maddenin kendine mahsus bir pişme süresi hesaba katılmalıdır. Bu sürelere uygun davranılmaz ise çorba ağza alınamayacak derecede tatsız yararsız olacaktır.

Şimdi: Yapılmak istenilen yeni anayasanın temel esasları ne olacaktır?

Türkiye'ye başkanlık sistemi mi getirilecektir? Parlamenter sistemde mi karar kılınacaktır? Ya da Fransa'da olduğu gibi yarı başkanlık benzeri bir model mi seçilecektir?

Bu ve buna benzer sayısız soruların cevapları henüz bilinmiyor.

Ama hararetli tartışmalar ayyuka çıkıyor, rejim tartışmaları başlatılıyor, karşılıklı kamplaşmalar, atışmalar, gerilimler baş gösteriyor.

Aziz milletimiz de böyle bir başlangıçtan ülkemizi rahatlatacak yeni modern, insan haklarına değer veren, gelişmiş demokratik ülkelerde olduğu gibi toplumsal barışı, devlet millet kaynaşmasını sağlayacak ince ayar düzenlenmiş bir anayasa tertip edileceğini ümit ediyor.

Bütün bunları niçin yazıyoruz? En azından böyle bir işe, işin önemine uygun, nasıl bir yaklaşımla başlanması gerektiğinin, metodunu ve modelini ortaya koymak gerekir.

Geçmişte yapılmış olan çalışmalardan ve tecrübelerden ders çıkararak hatta günün şartlarına uygun, uzlaşmayı zorlaştıracak değil, kolaylaştıracak yeni çözümler ortaya konularak, bu önemli ve tarihî görev başarılabilir.

Sivil toplum kuruluşlarının, medyanın ve bütün ilgi duyan kesimlerin teklif, görüş ve çözümlerine açık olan yaklaşımlar sergilenebilir.

Görüşmeler ve tartışmalarda duygusallıktan uzak, ilim adamı toleransıyla, en aykırı itiraza tatminkâr cevaplar verilerek serinkanlılıkla girift ve erişilmesi güç olan bu iş hayırlı ve yararlı sonuçlar doğurabilir.

Şayet gereken titizlik, itidal, iyi niyet ve sabır gösterilmez ise bu girişim akamete uğrar, başlamadan bitilir."[1]


Mahir Kaynak silahın gücünü ve belirleyici rolünü çok iyi bilen bir uzmandı. Tek eksiği, bu konuda Türkiye'nin gücünün farkında olmamasıydı. Şunları söylüyordu:

"Benzerine çok rastlanan bir Amerikan filminde kumarbazlar poker oynamaktadır. Oyunculardan kovboy olanı sürekli kaybederken diğerlerinin önündeki dolarlar bir kuleye dönüşür. Oyunun sonuna doğru kovboy silahını önüne koyar ve ben kazandım diyerek tüm paraları toplar. Silah çekmek oyunun kurallarına aykırıdır ama büyük oyunun kuralları pokerden farklıdır ve güçlü olan kazanır.

Soğuk Savaşın sona ermesiyle dünyadaki güç mücadelesi bir poker oyununa dönüştü ve ekonominin kuralları tek belirleyici olarak algılandı. Genel kanı herkesin bu kurallara uyacağı, kimsenin silahına davranmayacağı biçimindeydi. Paraya hükmedenler sürekli kazanıyor diğerleri önemsizleşiyordu. Zaten silah kullananlar da bir avuç teröristten ibaretti ve onların kazanımları oluşmakta olan dengeleri etkilemiyordu. Benim gözüm kovboyların ellerindeydi ve ne zaman silahlarına davranacak diye bekliyordum.

Mesela AB ve Japonya'yı hep saf oyuncular olarak gördüm. ABD ve Rusya, masanın bir yanında, pokere dalmış görünüyor ve silahlardan hiç söz etmiyordu. Ancak eğer bunlar silahına davranırsa AB, Japonya ve benzerleri ellerini havaya kaldırıp teslim olmaktan başka bir şey yapamazlardı. Bazıları ekonomisiz bir silahın anlamı olmayacağını, ekonomideki başarısızlığın silahsızlık sonucunu doğuracağını düşünüyordu. Oysa para ve ekonomik kurallar bir kurguydu ama silahlar gerçekti.

Türkiye ekonomi oyununu çok sevdi ve ekonomiyi paradan ibaret saydı. Ve tabi aldandı. Mesela AB'ne hep acıyarak baktım. Güçlü bir ekonomileri olmasına rağmen temel girdi olan enerji kaynaklarını ve pazarlarını siyasi açıdan kontrol edemiyordu. Rus doğal gazıyla ısınıyor, ABD'nin kontrolündeki bölgelerden petrol sağlıyordu. Bunlarla bir ihtilafa düşerse donmuş ve durmuş bir AB ile karşılaşabilirdik. Herkes pokerin kurallarına göre oynanacağını ve kimsenin silahına davranmayacağını düşünüyordu. Kimse tüm dünyadaki savunma harcamalarının yarısını yapan ABD'nin bunu neden yaptığını sorgulamadı. Herkes kaynaklarını refahı için kullanırken ABD ve Rusya'nın neden silah geliştirmek için bu kadar fedakarlığa katlandığının sebebini merak etmedi. Böyle bir sorunun karşılığı haydut devletlerin olası saldırılarına karşı hazırlıklı olmak gerektiği biçimindeydi. İntihar bombacılarına, geri teknoloji ürünü silahlara karşı en modern teknolojinin ürünü silahlar üretiliyordu ve bunu kimse anlamsız bulmuyordu.

Türkiye demokrasi, özgürlükler gibi önemli konularla uğraştığı için bunlara zaman ayırmadı. Uğraşanlar PKK'nın çizdiği sınırların dışına çıkamadı. Bu konuları önemsiz saydığımı zannetmeyin. Sadece bunların yanında başka sorunlar olduğunu ve bunun asıl belirleyici olduğunu söylemek istiyorum. Ayrıca analizlerimi tek bir ülke ölçeğinde değil bloklar ve cepheler düzeyinde yapıyorum.

Şunları soruyorum: Birilerinin masaya silahı sürmeye hazırlandığını seziyorum."[2]

Aydın Menderes ise şunları söylüyordu:

Anayasa tartışmaları (çoğu zaman yasalar da) hızla somut bir zeminden soyut bir zemine kaymış, ülke, onun meseleleri ve gerçeklerinin yerini gereksiz bir şekilde hukukun nazari tartışmaları almıştır. Bir taraftan ülkenin gerçekten iyi yetişmiş beyinleri böyle bir soyut alanda sönükleşirken, ülkenin yönetici kadroları da toplumun özlem ve şikâyetlerine yabancılaşmıştır. Yabancılaşma sadece tek taraflı olarak ortaya çıkmamış, giderek halk da kendisi için somut olarak ne anlama geldiğini çözemediği bu tartışmalara karşı sırtını çevirmiş ve o da ülkenin yönetimine yabancılaşmıştır. Bu tartışmalardan tedirgin olmakla birlikte, diğer taraftan Türkiye'nin demokratikleşmesi için yeni bir anayasayı da kaçınılmaz olarak görüyorum. Burada ise karşımıza tamamen başka bir çelişki veya engel çıkmaktadır.


1924, 1961 ve 1982 anayasaları

Milli egemenlik, 1924 Anayasası'nın adeta her satırında buram buram tütmektedir. Bunun zorunlu bir sonucu olarak da yasamayı devletin piramidinin en üstüne yerleştirmiştir. Bu üç anayasa ile ilgili en ciddi değerlendirmeleri epey bir zamandır pek sesi çıkmayan ve anayasa tartışmalarına katılmayan Taha Parla (Türkiye'de Anayasalar, İletişim Yayınları) yapmıştır. Biraz önce ifade ettiğimiz tespitten hareket eden Parla, anayasaları değerlendirirken 1961 Anayasası'nı yargıyı yasamanın (milli egemenlik) üzerine yerleştirdiği için eleştirmektedir. Ona göre 1961 Anayasası, demokratik, sosyal hak ve hürriyetlerde ileri hükümler taşısa da bu sebepten dolayı demokrasiyi tökezletmiştir. 12 Eylül Anayasası'nı ise yürütmeyi en üste, yasamayı en alta ve yargıyı ise bunların ortasına yerleştirmiş bir anayasa olarak tanımlar.

Demokrasi ve AB çelişkisi

Bir gün yeni bir anayasa yapılması Türkiye'nin gündemine gelirse bunun gerekçesi demokratikleşmeyi sürdürüp, genişletmek olacaktır. Türkiye'nin demokratikleşmesinin olmazsa olmaz şartı devletin kuvvetleri arasındaki sıralamanın 1924 Anayasası'ndakine dönüştürülmesidir.

Biz, AB'ye üyeliğin Türkiye'nin demokratikleşmesi için bir çelişki oluşturduğunu söylersek buna hemen hemen herkes itiraz edebilecektir. Zira Türkiye'de genel kanı bunun tam tersi olup Türkiye'yi ancak AB'ye üyeliğin demokratikleştirebileceği yolundadır. Bu ise iki bakımdan yanlıştır: AB'ye üye olan her ülke kendi milli egemenliğinin bir bölümünü bir üst birlik olan AB'ye devretmektedir. Çelişki de bu noktada ortaya çıkmaktadır. Bizde egemenliğin kayıtsız, şartsız millete ait oluşu her şeyden önce devletin iki kurucu öğesinden bir tanesidir. Aynı zamanda bu ilke Türkiye'de demokrasinin meşruiyetinin en güçlü kaynağı olup, demokrasiyi Türkiye için vazgeçilemez kılmaktadır. Bu temel gerçekleri gözden kaçıran çevreler gerek demokratikleşmeyi, gerekse AB'ye üyeliği çağdaşlaşmanın bir gereği olarak meşrulaştırmak istemişlerdir. Ancak unutulmamalıdır ki bağımsızlık ve milli egemenlik amaç, çağdaşlaşma ise bunun temini için bir araçtır.

İkinci çelişki ise şudur: AB'ye endeksli bir demokratikleşme Türkiye'nin demokratikleşmesini milli iradeye bağlı bir süreç olmaktan çıkartmaktadır. Bunun için de ne milletçe bir mutabakat, ne de bu konuda milli bir heyecan ve destek ortaya çıkmaktadır. Çağdaşlaşmak için demokratikleşmek taklitçiliktir. Millete terstir. Bizde demokratikleşme egemenlik milletindir ilkesini mesnet alarak başladığı için millet tarafından taklitçilik olarak görülmemiş, hızla özümsenmiştir.


AKP'nin Yeni Anayasa Girişimleri Neyi Hedefliyor?

AKP, cumhuriyeti temelden sarsacak değişikliklere gidiyor. "Sivil Anayasa" paketi Türk vatandaşlığının yeniden tanımlanması, HSYK ve YAŞ kararlarına yargı yolunun açılması, MGK'nın Anayasal bir organ olmaktan çıkarılması, YÖK'ün kaldırılması ve Cumhurbaşkanı'nın yetkilerinin daraltılmasını içeriyor.

AKP, cumhurbaşkanlığı seçiminden hemen sonra, "sivil anayasa" adını verdiği Anayasa değişiklik paketini gündeme getirecek. Başında Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ergun Özbudun'un bulunduğu heyet, taslak anayasa paketini hazırladı. Pakette, Cumhuriyet düzenini temelden değiştirecek hükümler yer alıyor. Değişiklikle Anayasanın Türk vatandaşlığını düzenleyen maddesi yeniden düzenlenecek. Mevcut Anayasanın 66'ncı maddesinde yer alan, "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür" ifadesi, yeni taslakla değiştiriliyor.

Değişikliği AKP'ye sunduklarını söyleyen Ergun Özbudun, Türk vatandaşlığı konusunda birkaç alternatif yazım şekli oluşturduklarını kaydetti.

Türk vatandaşlığı, Tayyip Erdoğan'ın alt kimlik-üst kimlik kavramını ortaya atmasından sonra ifade edilen "Türkiyelilik" kavramı doğrultusunda yeniden şekillendirilmek isteniyor. Değişiklikle, Türk vatandaşlığı, "Türkiyelilik" kavramı adı altında etnik gruplar ve mezhepler temelinde genişletilerek ele alınacak.

Özbudun, Arınç ve DTP'den Üskül'e Destek

Anayasa değişikliğinin sinyallerini veren ilk açıklama, AKP Mersin Milletvekili Zafer Üskül'den geldi. Üskül, Anayasa maddelerinden "Atatürk ilke ve inkılapları", "Atatürk milliyetçiliği" kavramlarının çıkartılması gerektiğini ileri sürdü. Atatürkçülükle ilgili konuların Anayasa'dan çıkartılması gerektiğini savunan Üskül'e "Sivil Anayasa "yı hazırlayan Ergun Özbudun, TBMM eski Başkanı Bülent Arınç ve DTP'den destek mesajları geldi. Özbudun, Üskül'ün söylediklerinde bilimsel doğrular olduğunu iddia ederek, Anayasanın belli bir ideolojik yapısı olmaması gerektiğini savundu. Bülent Arınç, Üskül'ün söylediklerine saygı gösterilmesi gerektiğini ileri sürdü ve "bizim yapacağımız şey, açıklamalarını sabırla, sükûnetle ve anlayışla takip etmek, dinlemektir" diye konuştu.

DTP Genel Başkanı Ahmet Türk de Üskül'e destek verenlerdendi: "Kemalist ideolojinin Anayasa'da yer alması doğru değil. Bir ideolojiyi savunan mantık Anayasa'da yer alamaz."

TSK Hedef Alınıyor

Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantılarında irtica başta olmak üzere TSK ile ilişiği kesilen subaylarla ilgili dosyalara "şerh" koyan AKP, yapılacak Anayasa değişikliğiyle YAŞ kararlarına yargı yolunun açılmasını planlıyor. Buna göre kişiler, kamu haklarından mahrum kaldığı gerekçesiyle dava açabilecekler. Anayasa değişiklik paketinde, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) kararlarına da yargı yolunun açılması öngörülüyor.

AKP, Anayasa değişikliğiyle YÖK ve üniversiteleri de hedef almayı sürdürüyor. "Sivil Anayasa "yla YÖK kaldırılacak. Üniversitelerarası Kurul'un yetkilerini artırmayı planlayan AKP, rektör seçimlerinin Cumhurbaşkanı onayı olmaksızın üniversite bünyesinde yapılmasını sağlamak istiyor. Ayrıca vali ve büyükelçiler dışında bürokrat atamaları, Bakanlar Kurulu tarafından yapılacak. Böylece Cumhurbaşkanı'nın yetkileri de daraltılmış oluyor.

Burhan Kuzu Benzer Bir Anayasa Hazırlamıştı

Meclis Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu, 2005 yılında benzer bir Anayasa değişiklik paketi hazırlamış, ancak TSK, disiplinin zedeleneceği gerekçesiyle değişikliğe karşı çıkmıştı. Aydınlık'a konuşan Burhan Kuzu, "Sivil Anayasa" paketini hazırlayan ekibe, kendi hazırladığı 52 maddelik Anayasa paketini, değişiklikte yararlanmaları için sunduğunu söyledi. Kuzu'nun hazırladığı paket, yeni taslakla benzerlikler taşıyor. Kuzu'nun hazırladığı taslakta şu değişiklikler öngörülüyordu:

-  Cumhurbaşkanı'nın yüksek yargı organlarına üye atamalarının kaldırılarak yetkilerinin daraltılması,

- BM kararları dışında da yurt dışına asker gönderme ve yabancı askerleri ülke topraklarına kabul etme yetkisinin hükümete verilmesi,

- Yüksek Askeri Şura ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararlarına yargı yolunun açılması...

"Sivil Anayasa"ya Cemil Çiçek'in başında bulunduğu ve Mehmet Ali Şahin, Zafer Üskül, Burhan Kuzu'nun aralarında bulunduğu AKP milletvekilleri tarafından son şekil verilecek. Aydınlık'a konuşan AKP eski Grup Başkanvekili ve Ordu milletvekili Eyüp Fatsa, seçimden önce ilan ettikleri Anayasa değişikliğinde kararlı olduklarını söyledi. Fatsa, değişiklik için herhangi bir zaman veremeyeceklerini kaydetti.

Atatürkçülük ders kitaplarından çıkarılıyor

Milli Eğitim Bakanlığı, ders kitaplarından, Atatürkçülükle ilgili konuları çıkarıyor. Talim ve Terbiye Kurulu, Atatürkçülük konularının ne kadar azaltıldığını incelemek için komisyon oluşturdu. Müfredat değişikliği adı altında cumhuriyet devrimini anlatan konular birer birer ders kitaplarından çıkarıldı.

2004 yılında müfredat değişikliğine giden AKP, İlköğretim 4 ve 5'inci sınıfların Sosyal Bilgiler dersinde yer alan Kurtuluş Savaşı, Atatürkçü Düşünce Sistemi, Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk, Türk İnkılabı konularını ders kitaplarından çıkarmıştı. 5'inci sınıf sosyal bilgiler dersinde yer alan "Vatan ve Millet" ünitesinin yerine "birey ve kimlik", "Cumhuriyete nasıl kavuştuk" ünitesi yerine de "kültür ve miras" üniteleri getirilmişti. Müfredat değişikliklerinde Tarih ve Sosyal Bilgiler Bölümlerinin başında bulunan Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Safran, Aydınlık'a yaptığı açıklamada, Atatürk'ü anlatan konularda değişikliğe gideceklerini söylemişti. Safran "Atatürk çok vatanseverdi, kahramandı' deniliyor. Soyut bir şekilde düz bir metinle anlatılıyor. Hatıralarla anlatmak daha etkili oluyor" demişti.[3]

ABD, K.Irak'ta Kürdistan planında ısrarlı:

"Ya özerklik, ya savaş"

ABD'de Demokrat Parti'nin en önemli senatörlerinden Joe Biden, Irak'ta yarı özerk bir Kürt bölgesi kurulması gerektiğini, aksi takdirde Kürtlerin bağımsızlık ilan edeceğini, bunun da savaşa neden olacağını iddia etti.

ABD'de Demokrat Parti'nin en önemli senatörlerinden Joe Biden, "Irak'ta yarı özerk bir Kürt bölgesi kurulmasının, Türkiye için bağımsız bir Kürt devletinin ilanından daha iyi olacağını" söyledi.

Senato Dış İlişkiler Komitesi başkanı ve gelecek yılki ABD başkanlık seçiminin Demokrat adaylarından Biden, Ulusal Basın Kulübü'nde yaptığı konuşmada, Irak'ın, ülke tamamen bölünmeden üç yarı özerk bölgeye ayrılması yönündeki önerisini yineleyerek, "bunun Türkiye için de alternatiflerden daha iyi olduğunu" savundu.

Biden, "ABD'nin Irak'tan çekilmesinden sonra en fazla korktuğu şeyin, ülkenin üç parçaya ayrılması değil, mezhep ve aşiret farklılıklarına göre birçok parçaya bölünmesi olduğunu" belirtti.

"Irak'ın paramparça olması durumunda da Kürtlerin bağımsız devlet kuracağını" kaydeden Biden, "Türkiye'nin ihtiyacı olduğu en son şey, Kürtlerin, artık parçası oldukları bir ülkenin bulunmadığı gerekçesiyle bağımsızlık ilan etmesi. Türkler de bunun farkında. Türkiye için birleşik bir Irak içinde yarı özerk bir Kürt bölgesinin olması, 'bağımsız' bir Kürt devletinin ortaya çıkmasından çok daha iyi" görüşünü dile getirdi.

Biden: "Savaş çıkabilir"

Biden, "Kürtler bağımsızlık ilan ederse savaş olacak. Türkiye harekete geçecek. İran da harekete geçecek. Orada bir kaosun çıktığını ve iç savaşın bölgeye yayıldığını göreceksiniz" diye konuştu.

Senatör Biden, "Irak'ın resmen parçalanmadan üç yarı özerk bölgeye bölünmesi yönündeki önerisini eski ABD Dışişleri Bakanları Henry Kissinger ve Madeleine Albright'ın da desteklediğini" söyledi.

ABD silah yarışı istiyor

Arap müttefikleri ve İsrail'e silah satmayı planlayan ABD, demokrasi yaymak istediğine dair şüpheleri pekiştirdi.

ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, bu haftaki Ortadoğu gezisine çıkmadan kısa süre önce, Amerikan hükümetinin 'ılımlı' Arap müttefikleriyle İsrail'e birkaç milyar dolarlık askeri yardım yapmayı planladığını teyit etti. Rice'ın açıklaması, ABD'nin bölgedeki tutarsız dış politikasındaki son değişikliğe işaret ediyordu.

Irak savaşı sonrasında ABD küresel bir demokrasi savunucusu olarak ortaya çıkarak, Ortadoğu'da özgürlüğü ve hukukun üstünlüğünü yayma sözü verdi... Rice'ın silah anlaşmalarını açıklamasıyla birlikte, ABD'nin demokrasi gündemini hemen hemen tümüyle gözden çıkardığı artık kesinleşti.

Demokrasiyi rafa kaldıran ABD, bunun yerine dünyayı 'ılımlı' güçlerle 'aşırılık yanlısı' güçler arasında savaş alanı gibi gösteren, düzmece bir hikâyenin etrafına kurulmuş siyaseti tercih ediyor. Bu hikâye Araplar ve Müslümanların, İsrail'e ve Amerikalı destekçisine duyduğu öfkenin kaynağında bulunan, sivillerin öldürülmesi, evlerin yıkılması, insanların kent ve köylerinden zorla çıkarılması, toprak ilhakı ve ayrımcı bir sistemin sistematik olarak dayatılması gibi gerçek olayları görmezden geliyor.

ABD bölgeyi ordulara boğmak ve Amerikan malı silahlarla katledilmiş sivillere yenilerinin eklenmesine yol açmak yerine, kaynaklarını İsrail ve Araplar için özgürlük ve adalete dayalı bir barış sürecinin izlenmesine yönlendirse iyi eder.[4]

İşgalci ABD, terörü himaye ederken, Avrupa'dan da teröristlere teçhizat aktarılıyor

ABD koruyor AB donatıyor

Amerika'nın kontrolündeki Irak'ta yuvalanan PKK terörü, saldırılarını artırıp her gün bir yuvaya daha ateş düşürürken, Avrupa'dan da teröristlere silâh ve merminin yanısıra telsiz ve tıbbi malzeme desteği sağlanıyor.

Avrupa'dan PKK'ya bir tır dolusu malzeme

Mersin'de ise Avrupa'dan terör örgütünün dağ kadrosuna teknoloji harikası telsizler, vücut ısıtıcısı ve sağlık malzemesi götüren 1 kişi yakalandı. Bir TIR'da yapılan aramada çok sayıda telsiz, vücut ısıtıcıları ve sağlık malzemeleri ele geçirildi. Mersin Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ekipleri, H.H. isimli şüphelinin sürücüsü olduğu çekici ve dorse içerisinde kırsal alandaki teröristlere aktarılmak üzere bir Avrupa ülkesinden lojistik ve sağlık malzemeleri getirdiği ihbarını aldı. Malzemeleri taşıyan dorse ile çekicisinde yapılan aramada, 6 büyük sırt telsizi ve aksesuarları, 6 el telsizi ve aksesuarları, 60 vücut ısıtıcısı ve bol miktarda sağlık malzemesi elde edildi. Ele geçirilen malzemeler ile ilgili TIR'ın sürücü H.H. gözaltına alınırken, TIR'a mahkeme kararı ile el konuldu. Yakalanan H.H sorgusunun ardından adliyeye sevk edildi.

PKK 2007'de, 1 tondan fazla patlayıcı kullandı

Türk askeri ile çatışmaya girmekten çekinen PKK üyeleri, daha çok uzaktan kumandalı patlayıcılar ile saldırı düzenlemeyi tercih ediyor. Bu nedenle de PKK'ya yönelik operasyonlarını aralıksız sürdüren güvenlik güçleri en çok kaybı, çatışmalarda değil, örgütün arazi ve yol kenarlarına döşediği mayınlar yüzünden veriyor. 2007 yılında PKK'nın 97 patlayıcı destekli saldırı düzenlemesi sonrasında 41 güvenlik görevlisi hayatını kaybetti. Askeri birlikler tarafından patlama gerçekleşmeden etkisiz hale getirilen 147 olayda ele geçirilen patlayıcı madde cins ve miktarları ise şöyle: TNT 50.7 kilogram; A-4 Plastik Patlayıcı Madde 110 kilogram; C-4 Plastik Patlayıcı Madde 65.3 kilogram; C-3 Plastik Patlayıcı Madde 2.5 kilogram; Amonyum / Potasyum Nitrat 674.5 kilogram. Ayrıca teröristler eylemlerinde, 39 adet anti personel mayını; 3 adet tuzaklanmış anti tank mayını; 94 adet de tuzaklanmış mühimmat (Muhtelif) kullandı. Genelkurmay Başkanlığı'nın verilerine göre terör örgütü 2007 yılının 7 aylık döneminde eylemler için toplam 1 ton 253 kilo patlayıcı kullandı.




[1] 05.08.2007 / Süleyman Arif Emre Milli Gazete

[2] 05.08.2007 / Star

[3] 5 Ağustos 2007 / Aydınlı / Umut Albayrak

[4] 02.08.2007 / The Daily Star / Vatan


Bu yazarin diger makaleleri

Borsada yabancıların payı yüzde 70'i geçiyor İMKB'deki hisse senedi pazarlarında yabancılar;...
Devami
ABD büyükelçisi Ros Wilson DTP dışındaki partilerdeki ve AKP'deki, Kürt...
Devami
  Müzakere Tarihi Kopardık Diye Kimse Övünmesin Avrupa'yı Fethetmiyor, Teslim Oluyorsunuz!.. Girmek...
Devami
  (Erbakan Hoca'nın Askon Sohbeti.)   Doğru bir tedavi için, önce doğru teşhis...
Devami
  En sonunda sebataistliğini ve kirli mahiyetini itiraf eden Yalçın...
Devami
  İçinde bulunduğumuz dünyadaki çarpıklıklar, mevcut global sömürü sisteminin iflas...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 3791

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR