Reklam
Reklam
Reklam

ÇEVREMİZDE NELER OLUYOR?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 8
ZayıfMükemmel 

 

1- ABD Düşman üretip, silah satıyor!

ABD'nin eski Irak Büyükelçisi Zalmay Halilzad, önceki gün açıkça Suudi Arabistan'ı Irak'ı istikrara kavuşturma çabalarına balta vurmakla suçladı. İstikrarsızlığın kaynağı olarak şimdiye kadar sürekli İran ve Suriye'yi gösteren Amerikalı yetkililer, şimdi listeye Suudi Arabistan'ı da ekliyor.  

Amerikan istihbarat kaynaklarına atıfla, her ay Irak'a giren 60-80 kişilik yabancı savaşçının en az yarısının Suudi Arabistan'dan geldiği bilgisi yayılıyor. Üst düzey Amerikalı yetkililer, Suudi yönetiminin Sünni gruplara mali destek sağladığını söylüyor. Şimdiye kadar bu bilgilerin, Suudi Arabistan'ı daha uzağa itmemek için saklandığı ifade ediliyor. Yazılıp çizilenlerden, Filistin'de iç savaşı önleyen Suudi girişiminin de Washington'da pek olumlu karşılanmadığı anlaşılıyor. Kral Abdullah'ın bu girişiminin, Filistin ve İsrail arasında ABD Dışişleri Bakanı Rice'ın da katılacağı üst düzey bir görüşmeyi sabote ettiği kaydediliyor.

Aslında Suud yönetimi de ABD'nin bölge politikalarından ve Irak'ta yaşananlardan rahatsızlığını gizlemiyor. Bağdat'ta iplerin Şiilerin eline geçmesinden rahatsız olan Riyad, İran ajanı olarak nitelediği Başbakan Maliki'ye büyük antipati duyuyor. Hatta Suud'un, Maliki'nin İran'la gizli işbirliğini ortaya koyan bazı belgeleri Amerikalı yetkililere ilettiği biliniyor. Bir süredir Suud yönetimi, duyduğu rahatsızlığı açıkça dile getiriyor. Nisan ayında Riyad'daki Arap Birliği toplantısında konuşan Kral Abdullah, 'yasadışı yabancı işgali' diye nitelediği Irak savaşını kınamıştı.

Bu noktada, Amerikan savunma ve dışişleri bakanlarının birlikte bu ülkeye yapacağı ziyaret önem taşıyor. Ama gündemde 20 milyar dolarlık silah ticaretinin öne çıkması, bölgedeki akıllanma emarelerinin geçici olduğu şüphesini doğuruyor. Ne de olsa "Düşman yarat, silah sat", değişmesi çok zor bir Ortadoğu klasiğidir.[1]

ABD, Irak'ta Sünnilere karşı Şiileri destekleyip sonra hepsini birbirine kırdırırken, bölgede de Şii İran'ı bir gün Sünni devletlere kırdırmanın, en azından vuruşturmanın hesabını yapıyor.

Hemen söyleyeyim. Suudi Arabistan'dır. Bölgede bir de "esas oğlan" İsrail var ama, zaten zurnanın zort ettiği yer, Suudi Arabistan.

Biliyorsunuz işte... 11 Eylül'ü gerçekleştirdiği açıklanan isimlerin çoğu Suudi, Bin Ladin Suudi olduğu halde, ABD Irak'ı işgal etmişti. Ortaya şu manzara çıktı: ABD, Irak'ta Şiileri (çoğunluk) ön plana, yönetime çıkardı. Direnişçiler ile "has teröristler" ise genellikle Sünnilerden oluştu. Fakat Şiiler, derece derece, İran'la yakın. Sünnilerin bir bölümü ise Suudi Arabistan'a. Oysa İran ABD'nin düşmanı; Suudi Arabistan Krallığı ise dostu, müttefiki, üs yatağı, petrol kuyusu, silah ve bilumum mal, lüks tüketim müşterisi, ABD Hazinesi'nin, fonlarının süt annesi. Üstelik ABD, mahcup ifadelerle olsa da, "Suudi Arabistan'ın meşru Irak hükümetini dinamitlemesinden rahatsız."

Lakin, ABD'nin "Şark kurnazlığı" o ki; Irak'ta Sünnilere karşı Şiileri destekleyip sonra hepsini birbirine kırdırırken, bölgede de Şii İran'ı bir gün Sünni devletlere kırdırmanın, en azından vuruşturmanın hesabını yapıyor. ABD yönetimi işte o Suudilere 20 milyar dolarlık yeni silah satacak. (Bizim de milyarlarca dolarlık savaş uçağı alımımız gündemde.) İran'a karşı!

Aman şarlamasın, Kongre'de lobi bobi olmasın diye, İsrail'e 10 yıl için 30.4 milyar dolarlık silahlanma paketi sunuldu. Son 10 yıla göre yüzde 40 daha fazla buyruldu. Suudilere verilecek silahların, İsrail'i menzile sokmayacak yerlere konuşlandırılması şartı da yolda. "Bölgenin demokratikleşmesi" böyle bir şey işte!

Zaten kabaca emme basma tulumba: ABD Suudiler'den petrol alıyor, dolar ödüyor. Suudiler bu dolarlarla ABD'den mal alıyor; ama bakiyenin çoğunu hanedanın, zenginlerin tasarrufu olarak yeniden ABD'ye yolluyor, oraya yatırıyor. Bir kısmı ise El Kaide filan besliyor.

ABD, bu tasarrufları da kullanıp daha çok silah üretiyor, daha çok savaş finanse ediyor, bir de El Kaide ile mücadele etmek için harcıyor! Ürettiği silahları da, misal Suudilere (bize de) satıyor.

En ufak tehditte dahi, o silahları kullanamayan Suudileri korumak üzere "Kutsal topraklar"a yerleşiyor, masrafları alıyor.

ABD oraya yerleştiği için daha fazla Arap genç El Kaide safına katılıyor. Daha fazlası Irak'a gidiyor, öldürüyor, ölüyor.

ABD onlara karşı Şiileri destekliyor. Şiiler güçlenince de İran nüfuzu artıyor diye Suudiler'e daha çok silah satıyor.

Peki biz neyiz? "PKK yemi"ne takılmış, kendi halkından ürken, birbirine düşmanlıkta salınan, ABD PKK'yı halletsin diye kim bilir ne sözler veren, neredeyse yarısı Suriyeli, İranlı Kürtler'den oluşan PKK'yı ABD'nin en azından bu iki devlete karşı sepete attığını düşünmeyen, tabii PKK gölgesinde siyaset yapanı da bu emperyalist tezgahı dert etmeyen...

ABD senaryosunun en müthiş sahnesine, Şii-Sünni, "İran ve diğerleri" hesaplaşmasına itilmesi düşünülen, bunun için belki Irak'a çekilecek, hem İsrail'le hem Suud hanedanıyla aynı safta istenen Türkiye'yiz.[2]


Ortadoğu'da yeni bir ‘Soğuk Savaş' hazırlığı yapılıyor!

İran'ı 'dizginlemek' için Sünni Araplara silah satmak isteyen Bush yönetimi, yeni bir Soğuk Savaş'a girmiş gibi görünüyor. ABD Ortadoğu'yu silaha boğmaya hazırlanıyor. Fakat dünya da Soğuk Savaş'tan bu yana değişti. ABD bu raundu kazanacağına güvenemez.

Silahların hızlı üretimi ve satışı hayatın değerini de ucuzlatır. ABD Ortadoğu'yu silaha boğmaya hazırlanıyor; o silahlar 'iyi' insanlar tarafından 'kötü' insanlara karşı kullanılacak. Geçenlerde sunulan yasayla birlikte Başkan Bush, 10 yıl içinde Ortadoğu'daki müttefiklerine 63 milyar dolarlık silah satılmasını ve bağışlanmasını öngören bir planın fitilini ateşledi. Bunun 30 milyarı İsrail'e askeri yardım olarak gidecek; Mısır da 13 milyar dolarlık askeri yardım alacak. Suudi Arabistan ve sekiz Körfez ülkesi daha, Kongre onaylarsa, 20 milyar dolarlık silah alma imkânına sahip olacak.

Kongre, İsrail'e 30 milyar dolarlık yardımı, ki bu son 10 yıllık döneme nazaran yüzde 25'lik bir artışa tekabül ediyor, kolayca onaylayacaktır. Kongre için İsrail güvenilir bir müttefik ve daha çok silah göz çıkarmaz...

Yeni bir Soğuk Savaş'ın unsurları mı var karşımızda? Geçmişin komünizm tehdidinin yerini radikal İslam tehdidi aldı. İran Sovyetler'e benzer kılınıyor. Vietnam'ın yerine Irak geçiyor. ABD'yle Sovyetler arasındaki eski husumetle ABD-İran düşmanlığı arasındaki benzerlikler çarpıcı, ancak farklılıklar da önemli. Geçmişe dayalı güvenilir tahminler yapmak açısından da önemli farklılıklar bunlar.

Soğuk Savaş paradigması bir ticaret modelini izler. Bundan önceki Soğuk Savaş düzeni, iki süper gücün 'maşa devletler' yaratmasına dayanıyordu. Maşa devlet dış yardım karşılığında, dayatılan dış politikaya iştirak ediyor ve egemenliğinden taviz veriyordu. ABD dünyanın sağcı maşa devletleriyle, Sovyetler'se solcu devletlerle ittifak halindeydi. Her iki süper güç de açık veya örtülü bir biçimde rejim değişiklikleri tezgâhlıyordu...

Fakat dünya da Soğuk Savaş'tan bu yana değişti. ABD bu raundu kazanacağına güvenemez. ABD Ortadoğu'da, Sovyetler'in Afganistan'da davrandığı gibi davranıyor. Sovyetler nasıl 1980'lerde Afganistan'da hezimete uğradıysa, ABD de bugün Ortadoğu savaşlarına battı. Müslüman dünyada 1.5 milyar insan yaşıyor; dünyadaki her dört kişiden biri Müslüman. Müslüman toplumunun sabrı ve derinliği etkileyici...

Batı Müslüman dünyaya bir numaralı düşman gözüyle baktıkça İslami bilinç ve direniş savunma ruhu olarak büyüyecektir. ABD'nin Ortadoğu'daki maşalarına silah satma çabası da hiçbir işe yaramayacaktır.


ABD, PKK'nın ev sahipliğini yapıyor

Amerika'nın PKK konusundaki tutumuna vurulacak kalite damgası şudur: Yüz karası! Kendisini vuran terörü cezalandırmak için doğru bir hedef tespiti bile yapmadan okyanusları aşıp yüz binlerce günahsız insanı öldüren Amerika, şu anda Irak'ta yarım asırlık müttefiki Türkiye'yi tehdit eden PKK'ya fiili olarak ev sahipliği yapıyor.

Çünkü kendisini vuran terörü cezalandırmak için doğru bir hedef tespiti bile yapmadan okyanusları aşıp yüz binlerce günahsız insanı öldüren, kurtaracağını söylediği ülkeleri terör örgütlerinin av sahası haline getiren Amerika, şu anda Irak'ta yarım asırlık müttefiki Türkiye'yi tehdit eden PKK'ya fiili olarak ev sahipliği yapıyor... Bölücü katiller Kuzey Irak'ta besleniyor. Dolaylı veya dolaysız Amerikan silâhları ile destekleniyor. Amerika ve Barzani yönetimi tarafından korunuyor. Galiba Türk Milleti'nin ulusal onurunu sınamaya kalkışmak anlamına gelecek kadar zıvanadan çıkmış bu destek ve ahlâki iflâs noktasına gelmiş iki yüzlülük Washington'a bir şeyler yapmak mecburiyeti duyurdu.

Dünkü The Washington Post gazetesinde yayınlanan bir makalede verilen haber bu mecburiyetin ürünü olmalıdır. Gazete Bush yönetiminin Ankara ile PKK'ya karşı gizli bir ortak operasyon planladığını, eski ABD Ankara Büyükelçisi Edelman'ın bu operasyon konusunda Kongre üyelerini bilgilendirdiğini yazıyor. Senatörler operasyon deşifre olursa büyük risk doğacağını söyleyince Edelman şu sözlerle yüreklere su serpiyor: "İş gizli kalacak. Açığa çıkması ihtimali karşısında Amerika'nın rolü inkâr edilecek!"

Uyutma taktiği mi? Bu ayrıntılar Amerika'nın, savunuyor göründüğü değerlere ne kadar sahte bir bağlılık içinde olduğunu kanıtlıyor. ABD'nin amacı, örgüt elebaşılarının yakalanarak PKK'nın başsız bırakılmasını ve böylelikle Türk ordusunun Irak'a girme ihtiyacının ortadan kaldırılmasını sağlamaktır... Ankara hükümeti bu bile bile lâdes oyununa boyun eğebilir. Ama operasyonun Washington Post'a kasten sızdırıldığı şüphesini Türk halkının zihninden kimse silemez.[3]

ABD, PKK'yı ‘terörle savaş'a dahil etmiyor

ABD'nin PKK'ya karşı tutumu ayrıca, Bush yönetiminin bölgede faaliyet gösteren ve Amerikalı yetkililerin 'terörist örgüt' diye sınıflandırdığı bazı başka örgütlere yönelik tavrından ayrı tutuluyor. Zira ABD teröre karşı savaşın, dış politikasının mutlak önceliği olduğuna sürekli vurgu yapıyor. Bu yönetim, Bush ve Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın çeşitli açıklamalarında da dile getirdiği gibi, bu savaşı Irak işgalinin çıkış noktası olarak görüyor.

Bush yönetimi, Lübnan'da Hizbullah ve Filistin'de Hamas'la Filistin Kurtuluş Örgütü'nün birçok grubuna yönelik politikasını da terörle savaşa dayandırıyor. ABD'nin bu bağlamda, İsrail'in bir yıl önce Lübnan ve Hizbullah'a karşı açtığı savaşı desteklediği, Lübnan direnişinin ortadan kaldırılacağını umarak İsraillilere savaşı birkaç hafta sürdürmeleri için diplomatik güvence verdiği herkesçe biliniyor!

ABD'nin PKK'yı sözde terörist, uyuşturucu taciri ve Marksist-Leninist bir örgüt olarak gördüğünü söylüyor ama terör örgütleriyle savaş kapsamına almıyor!

Zaten birçok rapor, bazı ABD organlarıyla PKK arasındaki işbirliğinin İran ve Suriye Kürtlerini de kapsadığından dem vurmuyor mu?


Afganistan'da TSK'ya NATO Tuzağı Kuruluyor!

Afganistan işgalinden bu yana neredeyse 6 yıl geçti. Bu süre zarfında Türkiye teröre karşı mücadele adı altındaki işgale askeri destek verdi. İki dönem İSAF denilen NATO gücünün komutasını yürüttü. Kabil'in komutası Türkiye'de. Bir yıldır Vardak vilayetindeki imar ve kalkınma faaliyetlerini Türkiye yürütüyor.

Afganistan'da durum 2001'deki işgalden bu yana en kötü döneminde. Taliban giderek güçleniyor. Güney Koreli misyonerlerin kaçırılması Taliban'ın gücünü ne kadar artırdığının kanıtı.

Türk Askeri İlk Kez Doğrudan Hedef Seçiliyor

Ülkedeki NATO askerlerine yönelik saldırılar son dönemde artış gösterdi. Hedef seçilen güçler arasında Türk birlikleri de var. Vardak'ta Türk imar timine yönelik 18 Temmuz'da düzenlenen intihar saldırısı, ilk kez Türk birliklerinin doğrudan hedef seçildiği olay olarak kayıtlara geçti.

Afganistan'da artan şiddetin Türk askerini de içine alacak şekilde genişlemesinden endişe ediliyor. 2005'te Afganistan'ın kontrolünü BM'den tamamen devralan NATO ise o tarihten bu yana sürekli asker takviyesi istiyor. Üye ülkeler buna pek de istekli değil.

TSK-ABD Arasında Görüş Ayrılığı Derinleşiyor

ABD, Türkiye'den Afganistan'a ek asker göndermesi için baskısını artırdı. Bu konudaki ısrar son dönemde artış gösterdi.

Genelkurmay, Afganistan'a ek asker gönderilmesine şiddetle karşı çıkıyor. Bunu en açık şekilde Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt ifade etmiş, "tek bir asker bile göndermeyeceğiz" diyerek noktayı koymuştu.

ABD, bir ucu Çin'e ve Hindistan'a diğer ucu Rusya ve İran'a uzanan Afganistan'da başarılı olmak istiyor. Aksi halde akıbetinin Sovyetler Birliği gibi olacağını biliyor.

Washington, Türkiye'nin itirazlarını NATO'yu kullanarak aşmayı planlıyor. İşte bu noktada NATO'ya bağlı Acil Mukabele Gücü'nü araç olarak kullanıyor.

2003 yılında kara birliklerinin Komutası ilk olarak Türkiye'ye verilen Acil Mukabele Gücü, 2006'da operasyonel hale geldi. Kuruluş amacı, dünyanın herhangi bir bölgesinde çıkacak krizler karşısında kısa süre içinde savaş durumu alarak esas birlikler gelene kadar orayı kontrol etmekti. ABD, Mukabele Gücü'nün esas birlikler gelene kadar kontrol sağlamayla sınırlı konseptini operasyonlarda kullanılan bir şekle dönüştürmek istiyor.

Org. Büyükanıt, bu durumun Türkiye'yi endişeye sevk ettiğini 16 Mart'ta Harp Akademileri'ndeki konuşmasında açıkladı. Endişenin kaynağı Mukabele Gücü'nün Afganistan'a savaşmaya gönderilmesi. Bu durumda Türk birliği de ABD ile birlikte Afganistan'da çatışmalara girecek.

Yetkililer ABD'nin ısrarının sürdüğünü belirtti. Pentagon'un Afganistan'ı bölgelere ayırarak her bölge için ayrı birlik tesis etmek istediği hatırlatılıyor. Bu birlikler kendi bölgelerinde terörle mücadele adı altında çatışmalara girecek. Türkiye ve Almanya gibi ülkelerin imar timlerinin bulundukları bölgelerde çatışmalara katılmak zorunda kalacakları bir düzenlemeye karşı çıktığı belirtiliyor.[4]


Sözde terörle savaşta sadece Bush ve ABD'nin yenildiğini gafiller görmüyor

Bush'un terörle savaşta başarı kaydedildiğini savunması gerçekdışı. Irak savaşının Kaide'yi iyice güçlendirdiğini neredeyse herkes kabul ediyor... Elle tutulur tüm kanıtlar tersine işaret ederken, ABD Başkanı'nın 'terörle savaş'ta ilerleme kaydedildiğinde ısrar etmesinde gerçekdışı veya siyasi olarak çarpık bir şeyler var. Bush 11 Eylül saldırılarından kaynaklanan siyasi sermayeyi ve kitlesel öfkeyi yaklaşık beş yıldır kötüye kullanıyor. Fakat, onun fantezi dünyası, geçtiğimiz aylarda hızla darmadağın oldu. Son birkaç yıldır dünya çapında da yaşandığı gibi, Bush'un siyasetine yönelik destek hem kendi halkı arasında, hem de partisi içinde azalıyor.

En kesin delil, Bush'un kendi istihbarat örgütünden geldi; geçen hafta sızan bir CIA raporuna göre, Kaide'nin gücü 11 Eylül'den bu yana en yüksek seviyede. Ve asıl soru şu:

El-Kaide niye İsrail'e zarar vermemektedir?

Kaide'nin savaştığını savunduğu İsrail'de tek bir terör eylemi düzenlememesi ve Yahudilerin kendilerinin hedef alınmayacaklarından emin görünmesi şüphe uyandırıyor. Dünyadaki terör eylemlerinin çoğunu üstlenen Kaide, medya söylemlerinde İsrail'le savaştığını ifade ediyor. Gerçekten öyleyse, o zaman örgüt neden şu ana kadar İsrail'e karşı tek bir terör eylemi yapmamıştır? Bu soru tuhaf görünebilir, ancak mantıklıdır. Zira Kaide, Arap ve İslam ülkelerinde bugüne dek düzenlediği terör eylemlerini, bu rejimlerin İsrail'le ilişkilerini ve İbrani devletiyle barış yolunda ilerlemeyi kabul etmelerini gerekçe göstererek 'meşrulaştırıyor'. Bu durumda Kaide neden doğrudan gidip İsrail'i vurmuyor?.. Gerçekten de, önde gelen İsrail gazetelerinin içeriğini, araştırmalarını ve yayımladıkları makaleleri inceleyenler, iktidar çevreleriyle bağlantılı İsrail kaynaklarının, 'ülkelerinin Kaide'nin hedef halkası içinde bulunmadığını güvenle' ifade ettiğini açıkça görür. Bu durum, İsraillilerin Kaide'nin kendilerini hedef almayacağına bu kadar güvenmelerinin kaynağı hakkında birçok soru işareti oluşturuyor."[5]

Türkiye savaşın eşiğindedir ve şu iddialara cevap verilmelidir!

Tıpkı İsrail'in Kuzey Irak'taki askeri varlığına ilişkin ilk iddiaların ispatlandığı gibi, ABD-PKK ilişkileri, örgüte yapılan silah temini, siyasi desteği ve El-Kaide'nin etkili bir bahane olarak gündeme getirdiği de ortaya çıkacaktır.

"PKK'ya verilen Amerikan silahları", seçim sonrasında çok sıcak bir tartışmaya konu olacaktır. Durum; seçim sonrasında PKK ve Kuzey Irak konusunda hem Türkiye'nin ve hem de ABD'nin gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalacağını, oyalama ve erteleme taktiklerinin artık sona yaklaştığını, Türk-Amerikan ilişkileri açısından dönüm noktası olabilecek bir kavşağa doğru ilerlediğimizi çağrıştırmaktadır.

ABD ve İsrail silahları, füzeleri Türkiye sınırlarına yerleştiriliyor. Bölgedeki füze ve silah depoları, İsrail'den yapılan sevkıyatlar hiç kimsenin dikkatini çekmiyor! Sevkıyat bugün hala devam ediyor, depolar genişletiliyor, Türk birliklerinin bulunduğu yerlerin koordinatları İsrail tarafından peşmergelere bildiriliyor. Bölgede çatışmalar oluyor, ölenler oluyor.

Ve yine aynı çevrelerin Türkiye içlerine sevk ettikleri silah ve patlayıcılar zaten biliniyor. Temmuzun ikinci haftasında nasıl bir sevkıyat vardı? Yetkililer susuyor.

Bu iddialar yakında ispatlanırsa, ABD ve İsrail Türkiye'ye ne diyecek? Türk-Amerikan ilişkileri hangi çıkmaza girecek?

PKK'nın silahları ABD'den geliyor

Emniyet Genel Müdürlüğü, Türkiye'ye sokulan silahların çoğunun ABD'nin Irak güvenlik güçlerine hibesi olduğunu belirliyor.

ABD hava kuvvetlerinden emekli Albay Sam Gardner de geçen yıl yayınladığı -istihbarata dayalı- yazısında şöyle dedi: "İran'ın Kürt bölgesindeki çatışmalarda ABD'nin parmağı var. PJAK eylemlerini ABD'nin teşviki ve desteğiyle yapıyor" diyerek İran'la aramızı bozmaya çalışıyor.

4 itirafçının sözünü ettikleri "Amerikalılar'ın Kandil Dağı'na götürdükleri silahlar"ın teslim adresi PKK değil PJAK'tı. Zaten bölgeden gelen haberlerde de, PJAK'ın son dönemde çok daha güçlü silahlarla donatıldığı söyleniyor!

Kampları iç içe olan iki örgüt gelen silahları herhalde "Kardeşçe" paylaştılar. Amerikalıların bunu itiraf etmeleri mümkün mü?"[6]

ABD: Irak'tan hemen çekilmek felaket olur

İşgalci ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı John Negroponte, Irak'tan alelacele çekilmenin "çok kötü" sonuçlar doğurabileceğini söyledi. Filipinlerde bir TV kanalına demeç veren Negroponte, "Irak'taki askeri varlığımız, büyük bir yardım anlamı taşıyor ve o ülkede istikrar sağlayıcı rol oynuyor" dedi. Bakan yardımcısı, "Bu yüzdendir ki, vakitsiz şekilde alelacele çekilirsek çok kötü sonuçlar ortaya çıkabilir" diye konuştu.

Mesut Barzani'den Kerkük tehdidi: İç savaş çıkabilir

Barzani haddini aşıyor

Irak'ın kuzeyindeki illegal yönetimin başkanı Mesut Barzani, Irak hükümetinin Kerkük'te referandumun yapılmasını sürüncemede bıraktığını öne sürerek, "bu sorun tamamıyla çözümlenmeli, aksi halde, bütün ihtimaller açıktır" dedi. Amerikalıların finanse ettiği Alhurra televizyonuna konuşan Barzani, "ihtimaller" ile ilgili ifadelerine kısmen açıklık getirerek, "Anayasanın referandum öngören 140'ıncı maddesi uygulanmazsa, gerçek bir iç savaş başlayacak" dedi.

Barzani, "ancak hükümet, referandumu sürüncemede bırakıyor. Eğer bu sorun çözülmezse, belirttiğim gibi, bütün ihtimaller açıktır" diye konuştu. "Irak hükümetinin Kerkük ve 140'ıncı madde politikasının" kendisini çok rahatsız ettiğini savunan Barzani, "kısa süre içerisinde Bağdat'a giderek konuyu hükümetle tartışacağını" söyledi.

Barzani, hukuki yollarla amaçlarına ulaşamamaları halinde, "başka yollara başvurma haklarının bulunduğunu" öne sürdü. Barzani açıklamasında, "Kürtler Kerkük'ten asla vazgeçmezler, Kerkük'ü asla pazarlık konusu etmezler" dedi. Kerkük'ü geri almanın yöntemi olarak" anayasal ve hukuki yöntemleri benimsediklerini ifade eden Barzani, "Ama bu yöntemlerin uygulanması sürecinde umutsuzluğa düşersek, bu durumda, diğer yöntemlere başvurma hakkımız var" dedi.

En büyük sünni blok hükümetten çekiliyor

Irak'taki en büyük Sünni siyasi bloku Uyum Cephesi, açıkladığı taleplerinin yerine getirilmediği gerekçesiyle, Başbakan Nuri El Maliki liderliğindeki işbirlikçi hükümetinden çekildiğini bildirdi. Kabinede 6 bakanla temsil edilen Uyum Cephesi'nin önde gelen üyelerinden Refaa El İsavi, gazetecilere yaptığı açıklamada, ''Irak Uyum Cephesi, Nuri El Maliki hükümetinden çekildiğini ilan eder'' dedi. İsavi, bakanlar kurulunda yer alan 6 Sünni bakanın istifasını açıklamıştı. Irak Uyum Cephesi, Maliki liderliğindeki Şiilerin ağırlıkta olduğu işgal hükümetini, ana konularda danışmalarda bulunmamakla suçlamış ve güvenlik konularında daha fazla söz hakkı istediğini belirterek hükümetteki çalışmalarını askıya almıştı. En büyük Sünni siyasi blokunun hükümetten çekilmesinin, Maliki'nin rakip mezhep grupları arasında uzlaşma arayışlarına zarar vereceği yorumları yapılıyor. Ülkedeki direnişin ve mezhep ayrılığına dayalı şiddetin önüne geçmek için azınlıktaki Sünni Arapların siyasi sürece dahil edilmesi ABD tarafından da önemli görülüyor. 

Filistin uçurumun eşiğinde bulunuyor

Filistin Yönetimi'ni, bağımsız bir ülkeyi kesinlikle reddeden Amerika-İsrail ortaklığının işbirlikçisi bir rejim haline getirmeye yönelik Amerika-İsrail ortak programı göz önüne alındığında, bu kaos Filistinliler için külliyen talihsiz bir gelişme de olmayabilir.

Gazze'deki olaylar, gelişen bir bağlamda cereyan etti. ABD ve İsrail'in, ibreyi favorileri olan Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve lideri olduğu El Fetih'ten yana çevirme çabalarına rağmen, Ocak 2006'da Filistinliler, çok sıkı denetlenen bir seçimde oy kullandı ve bu seçim, uluslararası gözlemciler tarafından 'özgür ve adil' olarak nitelendirildi. Ancak seçimleri sürpriz bir şekilde Hamas kazandı.

Filistinlilerin, oylarını 'yanlış' yönde kullanmasının cezası çok ağır oldu. ABD'nin desteğiyle İsrail Gazze'de uyguladığı şiddeti artırdı, hukuken Filistin Yönetimi'ne havale etmesi gereken fonları bloke etti, kuşatmasını sıkılaştırdı ve Gazze'ye su akışını durdurdu.

Sözde güçlerin, istenmeyen hükümetleri devirmek için standart bir operasyon prosedürü vardır: Darbe için orduyu güçlendirirler... İsrail ve müttefiki ABD, seçim sandığında kaybettiğini, güç kullanarak kazanmak için El Fetih'in silahlanmasına ve eğitilmesine yardımcı oldu. Washington ayrıca Abbas'ı, bütün gücü kendi elinde toplamaya teşvik etti. Bu, Bush yönetimi içindeki 'başkanlık diktatörlüğü' savunucularına göre en uygun hareketti...

Ortada çok büyük bir ikiyüzlülük var. ABD ve İsrail bariz bir biçimde ne Filistin'i tanıyor ne de şiddetten vazgeçiyor. Ayrıca geçmiş anlaşmaları da kabul etmiyorlar. İsrail Yol Haritası'nı resmen tanıdı ama bunun içini boşaltan 14 çekinceyi de plana koymayı ihmal etmedi. Sadece ilkini ele alacak olursak, İsrail, sürecin başlayıp devam etmesi için, Filistinlilerin sükûneti sağlamasını, barışa yönelik eğitim vermesini, tahrikleri durdurmasını, Hamas ve diğer örgütleri dağıtmasını istiyor. Tabi bunun yanında başka koşullar da var. Dahası, Filistinliler neredeyse imkânsız olan bu talepleri yerine getirse bile İsrail kabinesi, "Yol Haritası, İsrail'in Filistinlilere karşı şiddet ve kışkırtma faaliyetlerini durdurması gerektiğini söyleyemez" demiştir. İsrail'in, ABD desteğiyle Yol Haritası'nı reddetmesi, Batı'nın kendi imajı açısından kabul edilemez olduğu için, plan hasıraltı edilmiştir.

Şu an Gazze'yi ezme pozisyonunda olan İsrail, ABD'nin desteğiyle Batı Şeria'daki planlarını da uygulamaya koyma yolunda ilerleyebilir.[7]

Gazze'de yaşananların arka planı

Gazze'deki mini iç savaşın kökenleri başka yerlerde yatıyor. Gazze'nin yakın tarihi, 60 yıldır süren tahliye, işgal ve mahkûmiyet, böylesi kötü koşulların ürettiği diğer olumsuzluklar gibi, bugün tanıklık ettiğimiz kaçınılmaz iç çatışmaya yol açmıştır. Aslında, özellikle de iç çatışmaya İsrail'in son altmış yıldır uyguladığı soykırım politikalarının yarattığı ekonomik ve sosyal koşulların neden olduğu dikkate alındığında, şiddetin kaçınılmaz olduğunu söylemek yerinde olacaktır...

Fakat bir alternatif sunamadığınız taktirde araçları kınayamazsınız. Gazze'yi boğazlayarak öldürmeyi, Batı Şeria'nın yerli nüfusunu transferle tasfiye etmeyi ve -İsrail içindekilerle Batı Şeria'nın diğer yerlerinde yaşayan- geri kalan tüm Filistinlileri tehdit etmeyi hedefleyen Amerikan-İsrail vizyonunun karşısında hareketsiz kalmak bir seçenek değildir. Bu Nazi katliamına ses çıkartmayan "hoşgörülü" insanlarla aynı tavrı göstermek demek olacaktır.

Filistin'in yıkılmasına karşı çıkarken 21. yüzyıldaki alternatiften söz etmekten bıkmamalıyız: Acil bir önlem olarak İsrail'e karşı Boykot, Mahrumiyet ve Yaptırımların uygulanması. Bu, çok daha az şiddet içerdiği halde çok daha etkilidir. Aynı zamanda bir barış coğrafyası yaratmak konusunda açıkça, ikna edici ve etkili bir biçimde konuşmalıyız. Böylece, ülkenin küçük bir bölmesinin hapse mahkûm edilmesi gibi anormal bir olgunun yer aldığı bir coğrafya ortadan kalkacaktır. Bundan böyle, duygusuz bir cezaevi müdürünün kışkırtmasıyla kolayca kavgaya tutuşan mahkûmların yaşadığı Gazze adı verilen cezaevi kampı olmayacaktır.[8]

"Rusya, Hamas'ı davet etti"

Rusya'nın Hamas'ı Moskova'ya davet ettiği bildirildi. Filistin Devlet Başkanı Abbas'ın Rusya'ya yaptığı ziyaretin ardından, Hamaslı milletvekili Halel el Haya, Rus hükümetinin, Halid Meşal başkanlığındaki bir heyete resmi davette bulunduğunu söyledi. Ziyaretin ne zaman yapılacağı konusunda tarih vermeyen El Haya, "önümüzdeki günlerde" demekle yetindi. Ancak Rusya Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, Hamas yetkililerinin ziyareti konusunda bilgileri bulunmadığını söylediler. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ziyareti sırasında Abbas'a destek çıkarak, "kendisinin Filistin halkının meşru lideri olduğunu" söylemişti.

Türk askeri Filistin ve Irak'a gidecek mi?

Türkiye ile ABD arasında, PKK'ya karşı gizli operasyon, PKK liderlerini paketleyip Türkiye'ye teslim etme konusunda yapıldığı iddia edilen gizli anlaşma, The Washington Post üzerinden duyuruluyor. Yani birileri böyle bir anlaşmayı sızdırıyor. Tıpkı Hudson senaryosunun sızdırılması gibi. Hudson tartışmasını sızdıranlar, TSK'ya suçüstü yapmıştı! Acaba bu anlaşmayı sızdıranlar, deşifre edenler neyi amaçladı? PKK konusunu güvenlik sorunu olarak mı yoksa bir siyasi sorun olarak mı görüleceğine bizler değil, başkaları karar veriyor. Bize ise sadece kapışmak, çatışmak, düşmanlık, kavga etmek kalıyor.

Bugünlerde bölgeye, tarihin en büyük silah sevkiyatı yapılıyor. ABD, S.Arabistan'a 20 milyar dolarlık silah veriyor. İsrail'e 30 milyar, Mısır'a 13 milyar dolar askeri yardım verecek. Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, "Müttefiklerimizi güçlendiriyoruz" diyor. Kime karşı? Elbette İran ve Suriye'ye karşı? İran ise son yıllardaki yoğun silahlanmasına ciddi katkı sağlayacak şekilde Rusya'dan 250 savaş uçağı alarak büyük bir savaşa hazırlanıyor.

Kızıldeniz'den Pakistan'a kadar bütün ülkeler krize sürükleniyor. Daha doğrusu bu coğrafya büyük bir savaşa doğru ilerliyor. Bu bölgesel bir savaş olacak. Bunu göremiyor muyuz?

Tel Aviv, şimdi Batı Şeria'ya Ürdün askeri istiyor. BM gücü istiyor. Türk askeri istiyor... Türk askeri sadece Filistin'e gitmekle kalmayacak. Belki Irak'a da gidecek. Öyle operasyon için değil. Bir büyük proje için. Bu proje o kadar büyük ki, yakın çevremizde derin bir yırtılma, iki şiddetli cephe oluşturuyor.[9]












[1] 01.08.2007 / Abdülhamit Bilici / Zaman

[2] 01.08.2007 / Umur Talu / Sabah

[3] 31.07.2007 / Güngör Mengi / Vatan

[4] 5 Ağustos 2007 / Aydınlık / Özer Çetinkaya

[5] 18.07.2007 / Mersa Atallah / El Ahram-Mısır / Radikal

[6] 19.07.2007 / Erdal Şafak / Sabah

[7] 22.07.2007 / Noam Chomsky / Birgün

[8] 22.07.2007 / İlan Pappe / Birgün

[9] 01.08.2007 / İbrahim Karagül / Yeni Şafak

Necati AKGÜL -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

Daha önce yıllarca ve ısrarla, AKP'nin haklı ve hayırlı bir...
Devami
  Ankara'daki bomba ve PKK! 1 kg. 13 katlı bir...
Devami
  Rusya’dan İran’a büyük ihanet ve İsrail yandaşlığı! Adı açıklanmayan bir İran...
Devami
Üst Akıl: Genellikle sadece yöresel, ülkesel ve bölgesel değil; küresel...
Devami
  Bugün uluslar arası ilişkilerde ABD'nin ve İsrail'in isteklerini yerine...
Devami
  Alevilik; Varis-i Nebi Hz. Ali Efendimizin; tertemiz ve seçkin...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4504

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR