Reklam
Reklam
Reklam

YARATILIŞTA EVRİM VE KUR'ANI HEKİM *

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 5
ZayıfMükemmel 

 

Tıp bilgisinin kesin tespitine göre döllenmiş bir yumurta ikiye ayrılır. Birbirlerine bitişik kalır. Allah'ın iradesi ve kudretiyle aralarında işbölümü yapılır. Biri vücudun hareketli hücrelerini üretmeyi yüklenir, diğeri ise sabit yapı hücrelerini yüklenir. Sonra bunlar yine bölünürler. Hareketli hücrelerden biri üreme hücrelerini, cinsel hücreleri üretir, yeni nesli meydana getirir. Diğeri ise kan hücrelerini oluşturur. Sabit yapı hücresi de ikiye ayrılır. Biri vücudun içyapısının dokularını oluşturur. Diğeri dış yapı hücrelerini oluşturur.

 

A) Hareketli Hücreler

1) Üreme Hücreleri

a) Cinsel hücreler. Bunlar erkek ve dişiden oluşur. Bunların birleşmesinden başa dönülür. Yeni hayat başlar.

b) Hormonları oluşturan doku hücreleri. Bunlar yaşamak ve üremek için gerekli hormonları salan bezleri üretir. Hormon demek, vücuda salınan cansız özel maddelerdir. Bununla hücrelere gerekli maddeler sağlanır veya haberleşme temin edilir. Cinsi ilişkide erkekteki menide bulunan hormonlar ve spermler kadında hormon olur ve onun bedenini o erkekten gelen milyonlarca spermden birinin yaşayabilmesi şartlarını hazırlar. Bundan dolayı hormon dokusu da cinsel hücrelere kardeş yapılmıştır.

2) Kan Hücreleri

a) Alyuvarlar. Bunlar dışardan aldıkları oksijeni hücrelere dağıtırlar, hücrelerden aldıkları karbondioksiti, yakıt dumanını vücudun dışına atarlar. Ayrıca bazı maddelerin taşınmasına ve depolanmasına hizmet ederler.

b) Akyuvarlar. Bunlar vücudun askerleridir, güvenlik kuvvetleridir. Dışarıdan gelen veya içeride üreyen yabancı ve zararlı hücreleri veya maddeleri etkisiz hâle getirirler veya dışarıya atarlar.

B) Sabit Hücreler

1) İç Yapı Hücreleri

a) Kemik hücreleri. Vücudun betonarmesini, iskeletini oluştururlar. Kıkırdak dokular da bunlardandır. Kol ve bacakta 128 kemik vardır.

b) Et hücreleri. Bunlar kaslardır. Motor görevini görürler.

2) Dış Yapı Hücreleri

a) İç ve dış deri hücreleri. Dış deri hava almamıza ve terlememize, iç deri hücreleri ise sindirim işleri ile görevlidirler.

b) Sinir sistemi; haber alma, haber ulaştırma ve beyindeki bilgisayar işlemlerini yürütmektedir.

Bölünmeler devam ederek bütün vücudu oluşturmaktadır. Bunu DNA denen özel moleküllerin dizilmesi ile oluşan genler yapmaktadır. Bu arada kromozom dedikleri zincirde, yani "salsal"da bazı olaylar yaşanmaktadır.

a) Çift olan "salsal"lar eşleşerek parçaları dönüştürebilir. Buna değiştirme denir. Böylece yeni kromozomlar şekillenir.

b) Değişme: bazen aynı genleri içerdikleri halde kromozomda sıra değişir.

c) Kopma: bazen kromozomdan kopma olabilir. Kromozom daha küçük hale gelir.

d) Çoğu zaman kopan parçalar kaybolmaz, başka kromozom parçalarına eklenir.

Bir başka olay da;

a)   Gen etkisiz halde iken etkin hâle gelebilir. Yahut etkin iken etkisini kaybedebilir. Hepsi Yüce Yaratıcının takdir ve tanzimi ile gerçekleşir.

b)   Genler birlikte çalışır ve tek gen gibi olur. Yahut ayrılarak iki bağımsız gene dönüşebilir.

c)   Gen bozularak atılabilir.

d)   Gende başkalaşım olur. Mavi renk geni, yeşil renk genine dönüşebilir.

Genlerdeki bu değişme yine genlerce yönetilir, böylece evrim ve gelişim gerçekleşir.

İşte, bir canlı böyle oluştuğu gibi, canlılık âlemi de böyle oluşmuştur. İlk hücre dejenere oldu, bakteriler oluştu. Kromozomlar dışarıya atıldı ve virüsler oluştu. Sonra ikiye çeşitlendi, bitki ve hayvanlar âlemi meydana geldi, evrimleşerek bugünkü canlılar âlemi oluştu. (En başından, bitkilerin genlerindeki kromozomlar tek, hayvanların kromozomları iki, insanların kromozomları ise üç boğumlu yaratıldı. Prof. Dr. Necmettin Erbakan)

Bunu niçin anlattım?

Canlıdaki DNA'ların yerine Kur'andaki harfler alınmıştır. Genlerin yerine de ayetlerdeki kelimeler alınmış, bunlar çoğaltılarak Kur'an oluşturulmuştur. Kur'an'ın oluşması tamamen canlıların oluşmasına analogdur.

Önce "H" harfi vardı. Bu Allah'ın ismidir. Sonra "H"den değişerek "L" var oldu. Bu moleküldür. Allah dışında her şeydir. "LeHu" her şey O'nundur demektir. "H" yeniden değişerek bölündü, "B" oldu. "B" sebepler âlemi demektir "Lam" değişmeden bölünerek "iki L" ortaya çıktı; "Billah" oldu. Yani, her şey O'ndandır demektir. Bölünmelere ve değişmelere devam ederek "Billahi er-Rahm" oldu. Son olarak "Bismi ellahi er-Ramhâni er-Rahîmi" olur. Bunlar Fatiha Sûresi'nde anlatılmıştır.

Kur'an'da "Besmele" çoğalarak "Yedi Besmele" ile "Fatiha" oluştu. Kendisi Kur'an'ın başında kaldı. Sonra ikinci defa çoğalarak "Büyük Kur'an"ı oluşturdu. Büyük Kur'an, Fatiha'nın açıklamasından ibarettir.

Büyük Kur'an'da 112 Besmele vardır. 112=7x16'dan ibarettir. Yani, Fatiha'nın harfleri sayısı kadardır. Sûreler canlılar gibi bölünerek oluşmuştur. İlk sûreler 64, orta sûreler 32 ve son kısa sûreler 16 kadardır.


Burada Kur'an'ın oluşum şeklini anlatmak gerekmektedir.

1-   Allah'ın kelamı olan Kur'an mahlûk değildir. Allah'ın ilmi olarak her zaman vardır. Allah'ın kelamı Kitap yalnız yeryüzünün değil, bütün göklerin, galaksilerin, cinlerin ve hatta meleklerin ve ruhların kitabıdır. Kur'an bütün melekûtun bilgisayara geçirilmiş şeklidir. Diğer bütün kitaplar onun içindedir.

2-   Allah kendi kelamını yeryüzündeki insanların anlayabilmesi için Cebrail ve yakını olan melekleri Arapçaya tercüme etmeleri için görevlendirdi. Onlar uzun çalışmalardan sonra Allah'ın kelamını Kur'an olarak Arapçaya tercüme ettiler. Allah'a arz ettiler, Allah tercümelerini tasdik etti. Allah Arapçayı da meleklerden daha iyi bildiği için bu tercüme ilahi kelama tam muvafık hale gelmiştir.

3-   Sonra Allah Cebrail'in bu Kur'an'ı zaman içinde Hazreti Muhammed aleyhisselâma öğretmesini emretti. O da Hazreti Muhammed'e gelerek Kur'an'ı okudu. İnsanda meleklerle konuşacak genler vardır. Ancak bu genler peygamberler dışındakiler için etkisiz hâle getirilmiştir. Kur'an'dan sonra vahiy olmadığı için şimdi aramızda onlarla konuşabilecek kimse yoktur. (Haberlere göre Hz. Mehdi'ye bu konuda özel yetenekler verilmiştir. A.A)

4-   Kur'an nâzil olduğu zaman Hazreti Muhammed aleyhisselâm okuma yazma bilmiyordu. Bugünkü kâğıt ve kalem yoktu. Kömürden elde edilen mürekkeple kamıştan yapılan kalemi kullanarak, değişik araçlar üzerinde yazılar yazarlardı. Daha çok ticari kayıtlar tutulurdu. 600 satırlık cahiliye şiirlerinden başka herhangi yazılı bir kitap yoktu. Mekke'de 17 kişinin okuma yazmayı bildiği rivayet olunmaktadır.

Kur'an âyet âyet veya sûreler olarak iniyordu. Vahyi mü'minlerin okuryazar olanları değişik parçalar üzerinde yazıyorlardı. İnen âyet veya sûrenin büyüklüğüne göre deri, taş, tahta, her ne bulurlarsa veya Mısır'dan gelen parşömen üzerinde yazıyorlar, raflara yerleştiriyorlardı. Ayet veya sûre, hangi âyet veya sûreden sonra gelecekse, o âyet veya sûrenin sonundaki kelime yeni yazılacak âyet veya sûrenin başına yazılır, böylece metnin sırası oluşturulurdu. Eğer sûre ayrı ise aralarına Besmele yazılıyordu. (Kur'an böyle dizilmiştir. Bu vahyin ve ilahi tanzimin gereğidir.)

5-   Kur'an'ın yarısından fazlası Mekke'de inmişti. Medine'ye gelindiğinde aynı sistem devam etti. Ancak bu sefer Suffe Ashabı oluşturuldu, Kur'an bir okul hâlinde yazıldı ve okundu. Buradakiler maaş almıyorlardı. Ancak yemek yiyorlar, isteyenler orada yatıyorlardı. Cebrail her yıl Ramazan ayında gelir ve ondan önce inmiş olan sûre ve âyetleri iniş sırasına göre değil, elimizdeki kitap sırasına göre okurdu. Hazreti Peygamber aleyhisselâm da arkadaşlarına okurdu. Önemli husus, artık Kur'an uygulanarak anlamları öğretiliyordu. Kur'an'ın okunup yazılması ve uygulanması hususunda bazı prensipler gözetilmiştir.


a)   Hazreti Muhammed aleyhisselâm sadece duyduklarını aktaracak, arkadaşlarının doğru okuyup okumadığını kontrol etmeyecek.

b)   Yazdıklarına da kendisi karışmayacak, arkadaşları kendi içtihatlarına göre yazıya geçirecekler.

c)   Kur'an'ın anlaşılması için arkadaşları soru sormayacaklar. Ne anlıyorlarsa onunla yetinecekler.

d)   Hazreti Muhammed aleyhisselâm yorumlar yapmayacak, sadece uygulayarak gösterecek.

e)   Kur'an'ı bir tek Mushaf hâline getirip kitaplaştırma yoluna gidilmeyecek. Bu yasaklar Kur'an'da bildirilmiş, ondan okuma ve açıklama işini Allah ‘Biz yapacağız' demiştir.

6-   Hazreti Muhammed aleyhisselâm hayatta iken, Kur'an'ı uygularken içtihat yapıyordu. Yanlış yaparsa Cebrail gelip düzeltiyordu. Sünnet böyle oluşmuştu. Kur'an'ın ilk açıklaması Kur'an'ın mütercimi Cebrail'in yardımı ile Sünnet yoluyla yapılmıştır. Hazreti Muhammed aleyhisselâmın ölümünden sonra artık melek görünmedi. Onun yerine Halifeler on civarında şûra oluşturdular. Onlara danışır ve uygulamayı öyle yaparlardı. Vahyin yerini istişare almıştı. Kur'an'da bu öğretilmişti. Birçok uygulamada peygamber de istişareye başvurmuştu. İşte Kur'an bu dönemde kitap hâline getirildi.

a)   İlk nüsha Hazreti Ebu Bekir tarafından kendisi için kitap hâline getirildi. Bu kitap bugünkü Kur'an'ın aynı idi. Kişiler kendileri için Kur'an'ı kitap hâline getirmiştir. Gerek yazıda, gerek okumada farklar belirlenmeye gayret edildi.

b)   Hazreti Osman altı tane hafız yazarı altı nüsha Kur'an'ın yazılması için görevlendirdi.

c)   Onlara şu talimatı verdi. Hazreti Ebu Bekir'in nüshası esas alınacaktır. Bütün kurralar dinlenecektir. Nüshalar değerlendirilecektir. İhtilaflı olan hususlar Kur'an'da yer verilmeyecektir. Böylece bunlar 6 nüsha meydana getirmiştir.

d)   Arapça yazı eksikti. Mesela, ‘Fe' ile ‘Kaf' harflerini ayıracak noktalama işaretleri yoktu. Ayrıca esre ve üstün gibi harekeler de yoktu. Böylece değişik kıraatler okunacak şekilde Kur'an yazıldı. Yazısı değişik olan kelimeler altı nüshada yer almadı. Bir örnek olarak şunu verelim. Tevbe'nin ayrı sûre mi, yoksa Enfâl'in devamı mı olduğunda ihtilaf etmişlerdir. Sonunda aralarında boşluk bırakılması ama Besmele'nin yazılmaması üzerinde anlaştılar. Bundan dolayı Büyük Kur'an'da 112 Besmele vardır. Sûre olarak 113 sûre vardır. Fatiha ile 114 etmektedir. Bu da 6x19'a tekabül etmektedir.

7-  Altı ana nüsha değişik bölgelere gönderilmiş, ayrıca oralara kıraat muallimleri görevlendirilmiştir. Buna ihtiyaç vardı. Çünkü yazı tam değildi. Yazının doğru okunabilmesi için ayrıca okunması gerekirdi. Böylece yazının yanında ayrıca kıraat ilmi ortaya çıktı. Zamanla kıraatlerde de ihtilaflar olmaya başladı. Yine kurralar bir araya gelerek geçerli kıraatleri icma ile tesbit ettiler. Yedi kıraat üzerinde tam ittifak hâsıl olmuştur. Ayrıca üç kıraatin kıraat olarak kabul edilmesinin caiz olduğuna karar verdiler. Bunların dışındaki bütün kıraatleri icma ile reddettiler. Böylece Kur'an'ın yazısı dışında kıraati üzerinde de icma ve ittifak kesinleşmiştir.

8-  İcma ile kıraat kesinleşince, noktalama ve harekeleme işaretleri ile de yazı ile kıraat arasında uyum sağlandı. Şu var ki, değişik kıraatler için değişik mushaflar meydana geldi. Bunlar icma ile ortaya çıktığı için Hazreti Peygamber zamanında yapılmış seviyede geçerlidir.

9-  Kur'an'ın yazılması üzerindeki bir başka ilerleme de Kur'an'ın sayfa ve satırları üzerinde olmuştur. Ramazan ayı içinde Kur'an'ın baştan sonuna kadar hatmedilmesi sünneti müekkede olmuştur. Müslümanlar bu sünneti bugüne kadar sürdürmüşlerdir. Bunun için Kur'an otuz cüze ayrılmış, her gün bir cüz oluşturulmuştur. Bu bölmeler tahminen yapılmış ve cüz, nısfı cüz gibi işaretler uygun satırların hizasına konmuştur. Osmanlılara kadar böyle yazılmıştır. Cüzler sahifelere uymuyordu. Osmanlı hattatları Kur'an'ı cüzlere göre yazdılar ve 15 satırı bir sayfa yaptılar. Bir cüz 20 sahife oldu. Burada Kur'an'ın bir mucizesi daha ortaya çıktı. Bütün âyetler sayfa sonunda bitti. Kur'an'ı açıp bakarsanız, bütün sayfaların sonu âyetlerin de sonudur. Sayfa ile birlikte, ayetler de bitmektedir.

10- Kur'an'ın yazılmasının son merhalesi Cumhuriyet döneminde Risale-i Nur şakirtleri tarafından yapılmıştır. Bu da sahifelerde "Allah" sözünün aynı sütunda yer alması, "Allah" kelimesinin üzerinden Kur'an kitabı iğne ile delinse birçok Allah kelimesi üst üste gelir. Buna mucizeli Kur'an demektedirler.

İşte Kur'an böylece icmalarla oluşa oluşa bugünkü hâle gelmiştir. Belki bir asra varmaz, sadece mucizeli basılacak hale gelir.

Kur'an'ın iniş sırası bilinmemektedir. Bu hususta kesin hadis ne de tarih kitaplarda herhangi bilgi gelmemiştir. Kur'an'ı bozmak amacıyla uydurma sıralama yapılmıştır. Sadece sûrelerin Mekke veya Medine'de nâzil olduğu hususunda kitaplarda cümlelerin yazıldığı başlıklarda yer almıştır. Gerek ses üslubu gerekse konuları ile kesinliğe yakın olarak sûrelerin iniş sırasını gösteren bilgi ve belgeler mevcut değildir.

Ayrıca Kur'an'da bazı sûrelerin başlarında harfler vardır. Bunlar sûrelerin gruplanmalarına işaret etmektedir. Harflerin mahreçlerine göre çok hikmetli biçimde dizilmiş, Kur'an kompütürünün kod harfleri ve şifreleri gibidir (A.A.)

1-   Harfler 29 sûrenin başına gelmiştir. Harfi medleri ayrı birer harf sayarsak, Arapça'da 29 ses vardır.

2-   14 kameriye harflerinden 7'si zikredilmiş, 7'si edilmemiştir

3-   14 şemsiyeden 7'si zikredilmiş 7'si edilmemiştir

4-   Sert süreklilerden yarı sürekliler zikredilmiştir. R,L,N,M, W,J,Z,Ü,V (Y'nin yarı süreklisi yoktur.)

Kazi Beyzavi tefsirinde bu hususu daha teferruatlı anlatmaktadır.

Bütün bunlardan Kur'anı vahyeden Allah'u Taala Hz.lerinin, her türlü ilmin bütün inceliklerini bildiği gibi, Resulüllah Efendimizin de fonetik ilmine de tamamen vakıf olduğu sabit olmaktadır. Oysa o tarihlerde fonetik ilmi dünyada dahi bilinmiyordu.

Şimdi sûreleri tasnif edelim.

Bakara, ilk iki sûre "ELM" ile başlamaktadır. Medenî sûrelerdir.

Birinci sûre İbrani uygarlığından, ikinci sûre Ali-İmran ise Hıristiyanlıktan bahsetmektedir.

Ondan sonra gelen iki sûre de Medenîdir.

Üçüncü sûre (Nisa) tüm insanlığa hitap etmektedir. Dördüncü süre ise (Maide) mü'minlere hitap ederek başlamaktadır.

Bunlardan sonra iki Mekkî sûre gelmiştir.

En'am "el-Hamd" ile, Araf ise "ELMS" olarak başlamaktadır.

İlk dört sûre İslâm şeriatını anlatmaktadır.

Bu iki sûre ise (En'am ve Araf) İslâmiyet'in tebliğini öğretmektedir. Altıncı sûre âhiret ile inzâr etmektedir.

Bunlardan sonraki iki (Enfal ve Tevbe) sûre ise savaş hukukunu anlatmaktadır.

Besmelesiz son devlet sûresi savaştan sonraki hükümleri düzenlemektedir. Bu iki sûre Medenîdir.

Demek ki, ilk sekiz sûre (2+2)+(2+2) olarak bölümlenmiştir. Son iki sûre arasında Besmele çıkarılarak sekizlik sûre yedilik yapılmıştır. Böyle düzenlemeler doğada da vardır. Atomlar 7'lik olmak üzere düzenlenmiştir. Buna benzer olarak 15, 31, 63 de seçkin sayılardır.

Bu 8 sûreden sonra 16'lık sûreler gelmektedir. Bu sûrelerin ilk 12'si üçer üçer kümelenmiştir. Hepsi Mekkîdir. Son dört sûre ise Medenî, Mekkî, Medenî, Mekkî şeklinde yer alır. Böylece 15+1 şeklinde sınıflanmış olabilir. Bu 12 sûrenin 6'sı (Elif-Lam-Ra) ile başlamaktadır. Sadece ikinci üçlü grubun başına "ELR" değil de (Elif-Lam-Mim-Ra) getirilmiştir. Böylece "ELMR" ve (Elif-Lam-Mim-Sad) sûre grupları arasına irtibat kurulmuştur. Bundan sonra gelen 6 sûrenin son üçünün başına (Kaf-Ha-Ayın-Gaf) ile başlayan Meryem ve sonra (Ha-Mim) harfleri getirilmektedir. Böylece üçlü grup oluşturulur. Bu sûreler daha çok Mezopotamya ve İbrani peygamberlerini anlatmaktadır.

Bu üçlü grup sûrelerinden sonra 3+4 şeklinde 7'li gruplar gelmektedir. İlk 3 sûre (Ta-Sin), (Ta-Sin-Mim) ve (Ta-Sin) başlıklarını, sonraki 4 sûre "ELM" başlıklarını taşımaktadır. Bundan sonra Medine sûresi ile başlayan, Mekkî sûrelerle devam eden üçlü grup, ondan sonra "YS" ile başlayan dörtlü grup vardır. Bundan sonra (Ya-Sin) ile başlayıp "Ö" ve "Tenzil" ile biten 4'lü sûre vardır. Bundan sonra 7 (Ha-Mim) sûreleri gelir. Üçüncü sûrenin sonu "XMGSQ" şeklindedir. Sonra 3 Medenî sûre gelmektedir. Sonra "Gaf" ile başlayan 7 sûre vardır. Böylece 7'li sûreler tamamlanmaktadır.

        (2+2+2+2)  + ( 3+ 3+ 3 + 3) +  1+1+1+1 + 3+  {4 + 3] +4 + (3+[4) + 3 + 7}+10

             4x2         +     4x3            +               7                         4x7                     +10

Önce 2'li 4 sûre kümesi var; 8 eder. Sonra 3'lü 4 sûre vardır; 12 eder. Sonra 7'li 4 sûre kümesi var; 28 eder. Sonra 10'lu Medenî sûreler gelmektedir. Bunların toplamı 58 etmektedir. Arada 7'li bir küme var. Toplam 65 eder. Tevbeyi çıkarırsanız 64 eder. Demek ki Tevbe hem ayrı sûredir, böylece sekizli grup oluşmaktadır, hem de ayrı sûre değildir, böylece bu sûreler 64'e tamamlanmaktadır. 1 1 1 1 sıralanan sûrelerden ilk üçü ele alınırsa, 5x3=15 eder, 1 eklenirse 16 eder. Bu 7'lere 3 eklenirse 31 eder. Birlerin son sûresi 7'lere eklenirse 32 eder. Dördü de eklenirse 5x7=35 eder. Burada bir sûre 7'lerde ve 3'lerde geçmekte veya geçmemektedir.

O halde bu sûrelerin sıralanması sûrelerin başlarına harf ve Medenî olup olmaması ile tamamen seçkin sayılarla sıralanmış bulunmaktadır. Sûrelerden birinin yerini değiştiremezsiniz. Böylece ilk 4x16=64'lük sûre oluşturulmuştur. Bundan sonra 32'lik, ondan sora 16 sûre kümeleri gelmektedir. (8+16+32+10+32+16) olarak bir dizi oluşturulmuştur.

Kur'an'daki sûrelerin bu şekilde seçkin sayılara göre dizildiğini ancak şimdi bilebiliyoruz. Seçkin sayılar yani norm sayılar sistemi XX. yüzyılın ikinci yarısında keşfedilip sanayide buna göre ölçülendirme başlamıştır. Demek ki Kur'an'da sûrelerin sıralanışı ilahidir. Kimse onu iniş sırasına göre sıralama gücüne sahip değildir.

Fatiha'nın kitabın başında 112 sûreyi temsil etmek üzere 112 harften oluşmuş olarak gelmesi kadar doğal bir şey düşünülemez. Fatiha zaten Kur'an'ı Büyük Kur'an'dan ayırmaktadır. Küçük sûreler sonlara doğru yer aldığı halde, Fatiha başa konmuştur. Onun Kur'an'daki yerini kim değiştirebilir? Oysa Fatiha'nın ilk sûre olmadığında ittifak vardır. Fatiha'da Allah ve insan tanımlanmaktadır. İnsan Allah'a "Bize müstakîm sıratı hidayet et" diye dua etmektedir. Çünkü Kur'an'la bu duasını Allah kabul etmekte ve hidayet olan Kur'an inzâl olunmaktadır. Adeta o duanın cevabı olarak ‘işte size hidayet' denmektedir. Bu sûre bu yerden başka yani Büyük Kur'an'ın, ilk Kur'an'ın ikinci sûresi olmanın dışında nerede yerleştirilebilir.

Burada çok önemli bir husus daha vardır. İlk iki sûre "ELM" olarak başlamaktadır. Birincisinde insanlara yolu gösteren Kitabı tanıtmaktadır. Yani, yazar değil, yazı anlatılmaktadır. Çünkü insanların her söze kulak vermeleri ve bu sözlerin en iyisine uymaları gerekir. Kimin söylediği önemli değildir. Söylenen önemlidir. Bundan dolayıdır ki burada önce kitaptan bahsedilmekte, sonra Allah lafzı geçmektedir. Oysa "ELM" sûresinde ise önce Allah lafzı söyleniyor, sonra onun indirdiği kitap anlatılıyor. Bu iki sûre ne kadar birbirini tamamlıyor. Bu iki sûrenin başlarda olması dışında bir yer bulmak mümkün değildir. İki sûrenin başında aynı harflerin konması da aynı derecede önemli bir hususu bize öğretmektedir.

Kelamcılar, önce Allah'ın varlığını akıl yoluyla ispat ettikten sonra Kur'an'ın ilahi Kitap olduğunu istidlal etmektedirler. Oysa Kur'an aksini yapmakta, Kur'an'ın mucize kitap olduğu anlatıldıktan sonra, işte bunu indiren Allah diyerek Allah'ın varlığını Kur'an'la göstermektedir. Kur'an sadece peygamberin peygamberliğini ispatlayan bir kitap değildir. Kur'an Allah'ın varlığını da ispatlayan bir kitaptır.


Böylece sûre başlarındaki harflerden yararlanarak Kur'an sûrelerinin sıralanışları açıklanmış ve Kur'an sûrelerinin sıralanışının ilahi olduğu gösterilmiştir. Kur'an uygulanırken ve açıklanırken istediğimiz sırayı takip edebiliriz. Nitekim biz de tefsirleri ona göre yapıyoruz. "Kur'an iniş sırasına göre sıralanmalıdır" diyenler sapıklıktadır.

(Zalike el kitabu)  "O Kitap"

Arapçada da Türkçede olduğu gibi üç çeşit işaret ismi vardır. "Zâ" derseniz, "bu" demektir. "ZâKe" dersek, "şu" demektir. "ZâLiKe" dersek, "o" demektir. Birincisi yakın olana, ikincisi uzak olana işaret eder. Üçüncüsü ise çok uzakta olana veya görünmeyene işaret eder.

Burada işaret edilen kitabın lafzı değil, manâsı olduğu için bu denmiyor da o deniyor. "Bu yazılan veya okunan sözlerin manâsı olan kitap" denmek isteniyor. Konuşmalarda manâsına işaret ediliyorsa "ZâLiKe" denir.

Burada işaret edilen bütün Büyük Kur'an'dır. Fatiha onun fihristi olduğu için içine dahildir. Kur'an'da sûrenin başında böyle ‘bu kitap' işaretiyle başlayan başka bir sûre yoktur. Öyleyse bu sûrenin kitabın başına gelmesi zorunludur. Bu sûreyi başka bir yerde yerleştiremezsiniz. Kitap kitabın başında tanıtılır.

Demek ki sûrelerin sıralanışı ilâhîdir ve son derece uygun bir şekilde yerlerini almışlardır. Kur'an'da neye itiraz ederlerse biz onun cevabını veririz denmektedir. Nüzul sırasına göre sıralayanlara bu kitap sözü ile susturucu darbeyi vurmuş olmalıdır. Kâfirler küfürlerine devam etseler de, mü'minlere şeytan yanaşamayacaktır.

"Kitap" kelimesi de mucizedir. Kur'an sûreler ve âyetler şeklinde iniyordu. Kağıtlara değil de, kemik ve deri parçalarına yazılıyordu. Ama bu bir bütün kitap olarak haber verilmiştir. "Ketbetmek" demek, deriden çıkarılan sırımla iki deriyi birbirine dikmek demektir. Su geçirmeyecek şekilde çift dikiş yapmaktır. Yazının satırları bu dikişe benzediği için satır veya sütun hâlinde yazılan parçalara kitap dendiği gibi, ciltlenmiş ve mushaf hâline getirilmiş esere de kitap denir. Kitabın mushaftan farkı vardır. Roman bir kitap değildir, çünkü hükümleri içermez. Kitap bir hüküm içermelidir. "Nasılsın, iyi misin?" veya bir haberi bildirmek için gönderdiğin yazıya risale denmektedir. Ama bir öneri yazısına mektup denir. Eğer bu kuralları içeren ciltlenmiş ve mushaf olmuşsa, kitap olur. Kur'an'ın şeriat kitabı olduğu ve kitap hâline geleceği daha önce bildirilmiş oluyor. Suhufu mükerreme olduğu söylenmektedir. Yani, mucizeli Kur'an, Kur'an'da bildirilmiş oluyor. Mucizeli değil de kerametli Kur'an dememiz gerekmektedir. Eğer sûrelerin yerini değiştirirsek, bugün elimizde olan Osmanlı hattı, keremli Mushaf olmamış olur. Şaşkınlara başka bir tokat da budur.


Demek ki, şeriat, kurallar demektir. Bu yasa demektir. İnsanın yaşaması için kişi olarak ne yapması gerektiğini "Bu Kitap" iğneden ipliğe kadar her şeyi içermektedir. Bu bakımdan bu bir takva kitabıdır. Ayrıca bir topluluk için gerekli olan kuralları da eksiksiz olarak bildirmektedir. Dolayısıyla bu bir hidayet kitabıdır.

İşte Büyük Kur'an'ın başında bu hususa işaret etmektedir. Bu kitabın içeriği, mahiyeti burada anlatılmaktadır. "Bu Kitab içinde reyb olmayandır." şeklinde tercüme edilebildiği gibi; "Kitap budur", yani "başka kitap yoktur" şeklinde de tercüme edilebilir. Gerçekten yeryüzünde içinde reyb olmayan başka bir kitap yoktur. Tevrat ve İncil'in ilâhi kitap olduğunda şüphe olmamakla beraber, tahrif edilmiş olduklarından dolayı içlerinde reyb vardır. Ancak Kur'an'ın tahrif edilmesi söz konusu olmadığından reybsiz tek kitap Kur'an'dır.

Demek ki, daha Büyük Kur'an'ın başında bu kitabın tahrif edilemeyeceği bildirilmiş olmaktadır.

1400 yıl sonra bu tahrifin olmadığı kesin olarak belirlenmiştir, bundan sonra ise gelişmiş kayıt araçları nedeniyle artık kimse onu tahrif edemeyecektir. Bu da ilmen sabit olmaktadır.

Sadece bu ifade ve 1400 senenin şehadeti Kur'an'ın ilahi kitap olduğunu ispat etmeye yeterli olmalıdır.

(Lâ Rayba Fîhi)  "İçinde rayb yoktur."

"RiYBe" bulanıklık demektir. Suya tortu karışınca bulanır ve şeffaflığını kaybeder. Suda bozulma olmaz ama su kullanılamaz olur. Rayb var, şek var, şüphe var, zan var. Doğruluğu fazlaca muhtemel olan bilgidir. Yanlışlığı daha çok muhtemel olan raybdır. Şek, ikisi arasındadır. Şüphe ise benzer doğruluğu benzetme ile bilinen kesin bilinmeyen bilgidir. İçinde reyb yoktur deniyor. Asla yoktur deniyor.

"Lâ" nefyi cins içindir. Yani, Kur'an'ın içine beşer sözü girmemiştir, saftır. İlahi sözün Arapça tercümesidir. Tercümesi Allah tarafından onaylanmıştır.

Bu ifade Kur'an'da mevcut olan müteşabihlere ters düşer gibi görünürse de, teşabüh Kur'an'da değil, bizim onu anlamamızdadır. Bizim gözümüz, bizim kulağımız, bizim beynimiz onu algılarken parazitli almaktadır, bir kısmını hiç almamaktadır. Eksiklik yayında değil, alıcıdadır. Yapacağımız iş anladığımız kadar uygulamak, anlayamadıklarımızı anlamaya zorlasak bile uygulamaya kalkışmamaktır.

Rayb delilin kendisinde, zan ise delili anlamada eksikliktir.

"Lâ Rayba Fîhi" bu kitabın haberi olabileceği gibi; "bu kitaptır, içinde rayb" yoktur şeklinde ikinci haberi de olabilir. Kur'an Arapçadır ve bir harfi bile değişmemiştir, artmamıştır, eksilmemiştir. Tercümeleri Kur'an değildir. Kur'an'ın birer görüntüsüdür. Bundan dolayıdır ki Kur'an'ı yorumlarken Arapçası üzerinden yorumlamak zorundayız. Tercümelerinden yorum yapılamaz. Yorum ise Kur'an'ın bizim tarafımızdan görülen kısımlarını aktarır. Dolayısıyla kendi dilimizle yapmaya çalışırız. "Bi Lisanihim" diyor. Yani Kur'an'ın yorumunu her ulus kendi dili ile yapacak, ama yorum metni Arapça olacaktır.

(Huden Li el Muttakin)  "Muttakiler için hidayettir."

Haberden sonra ikinci veya üçüncü haberdir. Kitap hüdadır. Fatiha'da talep ettiğimiz müstakim sıratı gösteren ve ona götüren hidayet işte bu büyük Kur'an'dır. Fatiha'daki duaya icabettir. Allah'a dua ettik, Allah da bize Kur'an'ın manâsına hidayet etti. Yani Kur'an'ın doğru manâsını bize öğretecektir.

Kur'an'ı doğru anlayacağız. Bir koyun sürüsü yol alırken başkanları ortalarda durur. Herkesin gözü başkandadır. Ama başkan kararı öncü ve artçı kılavuzlara göre alır. Onlar gördükleri şeylere bakarak sağa sola sapar, durur veya ilerlerler. Başkan da onlara bakar, gerekli kararı alır ve bir tarafa yönelir, koşar veya durur. Sürü başkanın hareketine göre hareket eder. Bir yere atladı mı, onun ardından hepsi atlar. İşte bu öncü kılavuza "Hedy" denir. Kurbanlık olarak önceden Harem'e gönderilen küçükbaş hayvanlara da "Hedy" denmektedir.

Başkanlar başka toplulukları ziyaret etmeden evvel iyi niyetlerle geldiğini anlatmak için gitmeden önce bazı bağışlar gönderir. Buna da "hediye" denir. "Hâdi" kılavuz demektir. Bir üstünlüğü olmayan, emretmeyen ama bilgili olduğu için yönlendirme yetkilerine sahip kimselere "Hüda" denmektedir. Kur'an bir hüdadır. Zorlamaz, arkasında askeri güç yoktur, ama yol göstericidir. Yola gitmek ise kişiye, okuyucuya bırakılmıştır.

"Muttakilere yol göstericidir."

"Vıka" kulübe demektir. Sandık gibi katı çeperli kaptır. "Via" ise torba gibi yumuşak kaptır.

Çobanlar dağlarda, yollarda taştan kulübeler yaparlar. Üstünü otlarla ve dallarla kapatırlar. Yağmurlarda ve fırtınalarda buraya sığınılıp korunur, canavarlara karşı buraya girilir ve sopalarla savunulurdu.

"İttika etmek" demek, bu kulübeye, bu sığınağa girmek demektir. Kendisini korumak isteyen kimselere yol göstericidir, hattâ götürücüdür.

Kitap baştan takdim edilirken insanları iki gruba ayırıyor. Peşin fikirliler vardır. Kendileri ne yapacaklarını bildiklerini sanmaktadırlar. Onlar bir kitabı okumaya başladıkları zaman kendilerine uygun delil ararlar. Bunlar gerçeklere ulaşamazlar. Muttakiler ise şöyle başlarlar. "Hak ve hayır, doğru ve onurlu ne ise ben onun peşindeyim. Yüce Yaratıcıyı ve yasalarını öğreneyim, haramları ve yasakları bileyim. Öldükten sonraki hayatı düşüneyim, Ondan sonra ne yapmam gerekiyorsa, kurtulmam için ne isteniyorsa ona göre hareket edeyim." İşte Kur'an'ı bu inanç ve amaçla okumaya, anlamaya ve uygulamaya girişilir. Kişi olarak kurtuluşu isteyenlere, kurtuluş yolu topluluk ve teşkilat içinde gösterilir. Onun için muttakiler kurallı erkek çoğul gelmiştir. Kişi kendisi hayırlı topluluğa katılmakla, kurtuluş yoluna erişir. Katılma çabası ittikadır. Katıldığında bu haklı cemaet ve hayırlı hareket içinde elde edilen selâmet ise hidayettir.

Bu derece lâik, demokratik ve pozitif düşünce takdimi hangi kitapta görülebilir?

İşte Kur'an böyle takdim edilmektedir.

Bundan sonra muttakiler anlatılmaktadır.

Kur'an muttaki olmayanlara, yani inkârcılara, fasıklara ve münafıklara da yol gösterir, ama onlar için Kitab'ın bir etkisi olmamaktadır.

Bununla beraber, Kur'an bütün insanlara hitap etmektedir.


* Süleyman Karagülle 339. Seminer
Abdullah AKGÜL -

Karşılaştırmalı İslam ve Batı Hukuku araştırmacısı.

El-Ezher Üniversitesi Usuliddin Fakültesi Mezunu.

Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Mezunu

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

  Akıl ile Nakil’in (Vahyin) İmtizacından UYGARLIKLAR DOĞMAKTAYDI      Rahmetli Erbakan Hoca’ya göre...
Devami
  Sabancı Üniversitesinde Tarih hocası ve KARAR yazarı Sn. Hakan Erdem,...
Devami
ALLAH NASIL VE NİÇİN, HİLE YAPMAKTADIR? Ve Bu referandumla, Kader AKP’nin yularını...
Devami
  Kur’an’da Allah-Devlet İrtibatı ve BİR AYET’TEN ELLİ PRENSİP ÇIKARILMASI        Kur’an-ı Kerim Besmele...
Devami
Giriş: Şirkin tarifi a) Müşrikler Allah’ın varlığını değil, sıfatlarını ve hükümranlığını...
Devami
Prof.Dr. Yümni Sezen’in “Dinler arası Diyalog ihaneti”[1] adlı kitabı: a-    Diyalog...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 3910

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR