Reklam
Reklam
Reklam

PKK’YA SAYGI, TSK’YA SALDIRI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

Bazı teğmenler, “Deniz kuvvetlerindeki üst düzey komutanlara yönelik suikast hazırlıkları yaptığı” gerekçesiyle tutuklanmıştı.

Bunların evlerinde yapılan aramalarda, konuyla ilgili eylem planları, suikast silahları ve uyuşturucu hapları bulunduğu açıklanmıştı.

Bu teğmenler Ergenekoncu ise, ordu komutanlarına niye suikast yapsındı? Yoksa provokatör olarak mı orduya sokulmuşlardı?

Bizimkiler ikide bir “TSK’da asker sayısı azaltılsın, savunma harcamaları kısıtlansın ve hatta IMF talimatıyla bedelli askerlik çıkarılsın” diye yırtınırken, ABD savunma Bakanı Robert Gates: Amerikan ordusunun 20-50 bin arası artırılacağını vurgulamıştı.

Bu bir Asimetrik Savaştı.

Taraf"ta yayınlanan ve yalan olduğu anlaşılan “Sahte Belge" etrafında kopan fırtınaya Genelkurmay Başkanı Org. Başbuğ'un haklı tepkisi hainleri telaşlandırmıştı. Çünkü Org. Başbuğ bu belgeye ilişkin olarak yapılan yorumları "TSK'ya karşı medya üzerinden asimetrik bir psikolojik harekât" biçiminde değerlendirdiklerini açıklamıştı. "Asimetrik" kavramının askeri içerikle kullanılmasına ilk kez ABD'yi hedef alan 11 Eylül 2001'deki El Kaide terörist saldırısı sonrasında rastlanmıştı. Amerika bunu bir "Asimetrik savaş" olarak algılamıştı.

Org. Başbuğ veya Türk Genelkurmayı bu sahte Belge etrafındaki gelişmeleri "TSK'ya karşı asimetrik bir psikolojik harekât" biçiminde değerlendirdiklerine göre, bundan sonra birtakım karşı harekâtın planlandığını görmemek imkânsızdı. Bu durumda örtülü asimetrik savaşın taraflarını ve dış bağlantılarını saptamak, yapılması gereken en doğru iş olacaktı.

Çünkü açıklanan son AB komisyonu raporunda TSK yargıya müdahale etmekle suçlanmış ve açıkça AKP’ye arka çıkılmıştı. Şimdi kafalara takılan soru şuydu: Acaba Avrupa mı İslamlaşmıştı, yoksa AKP mi gavurlaşmıştı.

AKP “YAŞ” tahtaya basmıştı.

Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantısında terfilere müdahale amaçlı yayınlar ve AKP Hükümeti'nin TSK'yı hedef alan uygulamaları aylar önce başlamıştı. Ancak, hesapları tutmadı, kararlar çabalarını boşa çıkardı.

Hedef gösterilenler, Rütbe almıştı.

1- 31 Temmuz-4 Ağustos günleri arasında toplanan YAŞ'ta İbrahim Şahin'in söylediği iddia edilen ifadeler üzerinden Ergenekon soruşturmasına dahil edilmeye çalışılan 7'nci Kolordu Komutanı Bekir Kalyoncu da Orgeneralliğe terfi etti. Org. Kalyoncu, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanlığı'na getirildi. TSK içindeki F tipi yapılanmaya karşı verdiği hukuki mücadele nedeniyle F tipi medyanın hedefi haline gelen Kayseri Garnizon Komutanı Tümgeneral Rıdvan Ulugüler Korgeneralliğe terfi etti.

2- Kayseri’de gözaltına alınan üç astsubay, Fetullah Gülen yapılanması içinde olduklarını ve Tümgeneral Rıdvan Ulugüler adına iki sahte emir hazırladıklarını itiraf etmişlerdi.

3- Ergenekon tertibi içine çekilmeye çalışılan ve Albay Dursun Çiçek'le birlikte Ergenekon savcıları tarafından sorgulanan Deniz Kurmay Albay Levent Görgeç de Tuğamiralliğe yükseldi.

4- F tipi medyanın "darbeci" ve sağlık durumu bozuk" şeklinde yalan haberlerle hedef aldığı Tuğgeneral Ahmet Bertan Nogaylıoğlu, Tümgeneral rütbesine terfi etti.

5- F tipi medyada, Yeditepe Üniversitesi kurucusu Bedrettin Dalan'a gözaltına alınacağı bilgisini verdiği haber yapılan ve Ergenekon soruşturmasının içine çekilmeye çalışılan Tuğgeneral Metin Işık da Tümgeneralliğe terfi etti.

Yandaşların İsyanı

YAŞ kararları F tipi medyada hoşnutsuzluğa yol açmıştı. Star Gazetesi Ankara Temsilcisi Şamil Tayyar, 5 Ağustos'ta 'YAŞ tahtaya bastılar' başlığıyla kaleme aldığı yazıda "TSK, Ergenekoncuları nasıl fark etmiyor, biri anlatmalı. Onlar YAŞ tahtaya basıp zoru tercih ettiler" diyerek TSK'ya saldırmıştı. Yandaş medyanın kalemşörlerinden Mehmet Altan da aynı gün Star Gazetesi'ndeki köşesinde 'YAŞ patates' başlığı ile TSK'ya kinini kusmaktaydı.

Ordu varlığımızın sigortasıydı!

"1946 devalüasyonu sonrası sıkça tekrarlanan cümle; “Türk subayı rahatsız!”

1997 ve 2001 sonrası değişerek gündeme gelen yine aynı cümle; “genç subaylar rahatsız!”

Peki "subayımız" neden rahatsızdı ve en önemlisi bu rahatsızlığı yaratan etkenler niye açıklanmazdı?

Ekim 1875. Sadrazam Mahmud Nedim Paşa, Osmanlı'nın kurtuluş yolunda en önemli adımı olan 'faizde tenzilat' kararını açıkladı. Yabancıların tuzağına düşmüş Osmanlı Devleti faiz borçlarının beş yıl süreyle ancak yarısını ödeyeceğini ve ödeyemediği kısım için yüzde 5 faizli tahviller vereceğini açıkladı. O yıl bütçe toplamı 25 milyon, iç ve dış faiz ödemesi 30 milyon liraydı...

Mart 1876. Osmanlı Devleti, borç ödemelerinin tamamını durdurduğunu açıkladı. "Ödemekle bitmeyen faiz-borç sarmalında" alınmış en doğru karardı...

Mayıs 1876. Borç ödememe kararı ilk sonuçlarını vermeye başladı. "Başkaldıran boyunduruk altındaki Osmanlı"ya ilk isyan kışkırtmalar sonucu Balkanlar'da başladı. Bulgarlar ve Sırplar isyan etti. Aynı günlerde İstanbul'da medrese öğrencileri ayaklandı ve borç ödememe kararını alan Sadrazam Nedim Paşa azledildi. Ayaklanma Harbiye öğrencileri arasında da yayıldı, Dolmabahçe Sarayı sarılarak Sultan Abdülaziz tahttan indirildi... Sonuç: 1878-1881 Osmanlı Hazinesi Düyun-u Umumiye'ye teslim oldu...

1950-1970: Emperyal güçler Türk ekonomisini hatta Kore Savaşı-NATO üyeliği çizgisinde Türkiye'yi "esir etme" planını harekete geçirdi. 1960 öncesi Rusya kartı ile bu oyuna karşı "hamle yapan" siyasi otorite, Sadrazam Nedim Paşa'nın kaderinden kurtulamadı! "İrtica" diye ayağa fırladık, emperyal güçlerin "kucağına düştük"!

1978-1980: Türkiye'de halen de süren hâkim politikaların temeli, 1978'in Temmuz ayında, Dünya Bankası'nca hazırlanan raporla atıldı.

Raporun imzalayıcıları sabataist Kemal Derviş ve Siyonist Sherman Robinson idi. Hükümetler bu rapora uymayı kabullenmezken, 1980 darbesiyle uygulamaya konulan bu raporla, Türkiye'nin 1978'e kadar başarıyla süren kalkınmacı, bireysel ve küçük ölçekli sermaye birikimlerine dayalı yapısı, büyük ölçekli çokuluslu sermaye ilişkilerinin kontrolünde serbestleşmeyi savunan bir dinamiğe dönüştü. Ekonomide bu yanlış programın izlenmesiyle verilen yüksek faiz, sıcak para girişi gibi ödünler Türkiye'nin varlıklarının yurt dışına kaçmasına sebep oldu.

1977 yılında düşünülen Erbakan’ca öncülük edilen kalkınma hamlesi böylece engellenmiş ve "Cumhuriyet ile yırtılan borç gömleği" yeniden Türkiye'ye giydirilmiş oldu...

1980-2007: 1980'de yok denecek kadar az olan borç stokumuz, her yıl bütçenin yüzde 40-50'sini vermemize rağmen 300 milyar doların üzerine çıktı.

Türkiye, 70 milyonu ile çalışıp 3-5 bin gerçek-tüzel (iç-dış) kişiye gelirinin yüzde 50'sini aktarır hale geldi. 2001 yılında borsa ve kurdaki hareket sonrası, Türkiye IMF tarafından atanan "1978 raporu yazarına" teslim edildi ve dünya üzerinde görülmemiş bir dolar faizini tefecilere aktarmaya başlarken, IMF'ye en borçlu üç ülkeden biri oldu...

Sevgili Türk Subayım,

Mason İttihatçılardan beri oynanan "oyunun" adı değişti, amacı asla değişmemişti...

Bazen "bölücü isyanları" teşvik ettiler, bazen de "irtica diye" hepimizi ayağa dikmişlerdi...

Sonuçta hep onlar kazandılar... İçerideki yandaşları ve yurtdışı uzantıları "her zaman amaçlarına erişmişlerdi…" Diyen Yiğit Bulut, bazı doğruları, yanlış amaçlar için, istismar ediyor, TSK’yı PKK’yla anlaşmaya ve AKP’nin Kürt Açılımına yanaşmaya çağırıyordu.

 

TSK’da; küreselci, yani ABD, AB ve İsrailci kafalarla, Erbakancılar mı yarışıyor?

Sabah’tan Emre Aköz:

“Askere iki farklı bakış: Demokratlar  ve Erbakancılar” başlıklı yazısında şunları aktarmıştı:

“Tartışıyorduk: Necmettin Erbakan (Milli Görüş) zihniyetinin asker tasavvuru ile demokratların asker tasavvuru arasında nasıl bir fark vardır?

Demokratlar askeri kışlasında görmek ister. Tam anlamıyla profesyonelleşmiş, sadece yurt savunması ile ilgilenen bir askeriyeyi arzu ederler.

Örneğin: 'Türk halkı' mı, yoksa 'Türkiye halkı' mı? Bu sorunun cevabını aramak askerin işi değildir. Onu siviller, medyada ve üniversitede (hatta kahvelerde) tartışır.

Erbakancılık ise askeri camide görmek ister. Mesela GK Başkanı 'cuma'ya gelsin, en önde saf tutsun; ramazanda hükümet üyeleriyle kuvvet komutanları birlikte oruç bozsun.

"İkisi birden olmaz mı" diyen muhafazakârlar çıkacaktır. Hayır, olmaz! Çünkü bu iki tasavvur hem teoride, hem de pratikte birbiriyle çelişir.

Teoride Çelişir: Demokratlar, toplumu ve siyaseti sivilleştirmeye çalışır. Bunun için öncelikle askeri, siyasetin dışına itmek isterler.

Erbakan'ın hayali gerçekleştiğinde ise toplum ister istemez militarize olurken, askeri disiplin sulanacaktır.

Pratikte Çelişir: 'Seküler' dünya görüşü askeriyede çok güçlüdür. Yakın ve orta gelecekte değişmez.

Ayrıca Avrupa Birliği'ne üyelik bir devlet politikasıdır. Askeriye konusunda, AB normları demokratların yanındadır, Erbakan'a uymaz.

Zaten Milli Görüşçülerin AB'ye karşı çıkması da tesadüf değildir, eşyanın tabiatı icabıdır.

Tam bu noktada askeriye ikilem içindedir. Ortada bir ' ne yardan, ne serden' durumu vardır:

Türkiye'nin muasır medeniyetler seviyesine çıkmasını arzulayan, yüzü Batı'ya dönük, modern ve seküler askeriye demokrat tasavvura yakındır.

Ancak bu tasavvur, kurum çıkarlarıyla çelişir. Çünkü Batı demokrasisi, bazı maddi ve manevi avantajlarını askeriyenin elinden alacaktır. Bu açıdan, kendisini ululayan Erbakancı zihniyete de sırtını dönemez.

'AB'ye girelim ama onurumuzla girelim' söylemini, işte bu sıkışıklığın dile getirilmesi olarak da okuyabiliriz.”[1]

Eski pornocu, yeni ispiyoncu Emre Aköz bazı gerçekleri kavramaya başlamış veya masonik mahfillerce kulağına çıtlatılmış… Ama kendi aklı ve ayarınca, olayı çarpıtmaya ve kafaları karıştırmaya çalışmış

Ordu içinde, AKP paralelinde, ABD ve AB peşinde, küreselleşme hevesiyle Siyonist sömürü hakimiyetine girip köleleşme hedefindeki milli haysiyet ve hamiyetten nasipsiz kafaları; yani mason ve sabataist takımını, “DEMOKRATLAR” olarak tanıtmış…

“Erbakan’ın hayali..” diye küçümseyip kötülemeye yeltendiği; ülkemizin tam bağımsızlık ve bekasına sahip çıkacak sorumlu ve onurlu, Milli ve manevi değerlerimize bağlı kalarak, yerli imkanlarla çok yönlü kalkınma şuurlu olanları da “ERBAKANCILAR” diye tanıtmış.

Ve zavallı zırto, böylece hem dış güçlere ve siyonist merkezlere: “ordu içindeki Milli ve haysiyetli düşünce sahiplerini (ki çoğunluk böyledir) ispiyonlamaya çalışmış… Hem de, AKP’nin “demokratikleşme” kılıfı altında siyonist ve emperyalist merkezlere hizmet ve ülkeye hıyanet içinde olduğunu dolaylı itiraf etmek durumunda kalmış…

Gazi Üsteğmen Av. Serdar Öztürk’ün: ‘ABD, Cemaati ajanlaştırarak TSK'ya saldırtıyor' uyarıları!

Ergenekon tertibi kapsamında tutuklu bulunan emekli Albay Mustafa Levent Göktaş'ın avukatı Av. Serdar Öztürk, 7 Temmuz'da İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekilliği'ne, tertibi adeta gözler önüne seren bir tahliye dilekçesi verdi.

Soruşturmayı yürüten unsurların işlediği suçlara ilişkin kanıtların elinde olduğunu, savcıların lehte olan delilleri toplamadığını ve tarafsız bir soruşturma yürütmediğini anlatan Öztürk, "Ben bunları yargılama aşamasında mahkemeye sunmayı beklerken tutuklandım" dedi.

Mehmet Eymür’e hangi rol veriliyor?

Ümraniye soruşturması operasyonlarından önce ve sonra Cemaatin gözde müritlerinden Mutlu EKİZOĞLU ve Ali Fuat YILMAZER ile Princess otelde yapılan toplantıların verimliliği ortada...

Şu anda yabancı bir gizli servis tarafından angaje edilen bir cemaat, başta emniyet ve yargı olmak üzere resmi bazı kurumlar içerisine illegal olarak sızdırdığı müritleri ile Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ne açıkça saldırmaktadır.

2006 yılında, Gülen cemaatinin kurumlar içindeki hücre yapılanmasında, Emniyet İstihbarat Dairesi içindeki ŞURA BAŞKANI olan Recep GÜVEN adlı Emniyet Müdürü tarafından "Efendim TSK içinde ERGENEKON diye bir yapılanma var. Bunun hakkında projeli bir çalışma yapmak istiyoruz" denilerek konu İstihbarat Daire Başkanı’nın önüne getirilmiş, İstihbarat Daire Başkanı tarafından "İyi evladım o zaman projeli çalışmanı yap getir. Bizzat ben Başbakana kendim imzalatıp Genelkurmay Başkanı’na gereğini yapması için götüreceğim" demiştir. Ancak Recep GÜVEN adlı, Emniyet İstihbarattaki Gülen Cemaati Şurası Başkanı olan şahıs tarafından "Efendim asker kendi içini temizlemez, o zaman yapmayalım" diye cevap verilmesi üzerine, "Ne yani sen şimdi Genelkurmay Başkanı’na da mı itimat etmiyorsun? Sen polissin temizsin. Ben polisim temizim. Biz polis olarak temiziz. Aynı kaynaktan aynı halktan gelen bu ülkenin askeri pis öyle mi? Sen böyle mi düşünüyorsun? Biz kurumsal olarak TSK'yı mı takip edeceğiz şimdi işi gücü bırakıp? Bak evladım, bir kurumun işini gücünü bırakıp kurumsal olarak, bir başka devlet kurumunu takip etmesi orospuluktur. Ben burada görev yaptığım sürece böyle bir orospuluğa müsaade etmem. Şimdi defol buradan" diyerek Recep Güven'i odasından kovmuştur.

Yasa dışı dinlemeleri kim yönetiyor?

Emniyet içindeki Cemaat kadrolaşmasının önünü açan iki unsur bulunmaktadır. Bunlardan biri, Cemaatin en güçlü olarak Bilgi İşlem Şube Müdürlüklerinde kadrolaşması ve Emniyet'in teknik alt yapısını ele geçirmesi, diğeri de 2003 yılında ilk defa alınan ve emniyete SİNYAL İSTİHBARATI yapma kapasitesi sağlayan "INTERCEPTOR" araçlarının alımıdır. Bu araçların alımında emniyet, "GPS konumlandırması olması, ELEKTRONİK İMZA ÖZELLİĞİ BULUNMASI ve elektronik zaman damgası" özelliklerini illegal dinleme yapılabilmesinin önünün açılması bakımından şartnameden çıkarttırmıştır.

Bu süreçte, 2003-2006 yılları arasında belli bir hazırlık yapılmış, Genelkurmay Başkanlığı, Kuvvet Komutanlıkları, Yargıtay üyeleri ve bunların çocukları, önemli soruşturmaları yürüten savcılar ile önemli bazı davalara bakan hakimlerin özel ilişkileri takip edilerek bir bilgi deposu oluşturulmuştur. Daha sonra bu bilgi deposundaki veriler zaman zaman servis edilerek, zaman zaman YOU TUBE gibi paylaşım sitelerine verilerek tepkiler ölçülmeye çalışılmıştır.

Fetullahçı Emniyetciler TSK’yı rakip mi görüyor!

Ergenekon adı altındaki TSK'ya karşı yürütülen CEMAAT OPERASYONUNU, Sabri UZUN döneminde başlatamayan, ancak verileri toplayıp Genelkurmay Başkanlığının tepkilerini ölçme denemeleri yapan Recep GÜVEN ve ekibi, Sabri UZUN'un görevden alınması ile hareket geçmiş ve sahte oluşturulmuş deliller ile 2003-2006 yılları arasında elde edilen verilerle CEMAAT OPERASYONU başlatılmıştır. Ancak Sabri UZUN görevden alınmadan önce 2005 yılında diğer birimleri ele geçiren Cemaatçiler, Emniyet içinde "TSK dine düşmandır, ordu dinsizdir. Subaylar ateisttir ve dinsizdir. Dinsiz bir orduyu yok etmek caizdir" şeklinde propagandaya başlamışlar ve bu şekilde Emniyet içinde bir ordu düşmanlığı bilinçli olarak yaratılmıştır.

Eskiden emniyette TSK'ya saygı duyulurdu. Hatta eskiden emniyette TSK’ne yakın olan görevliler yükselirdi. Ancak TSK Emniyeti 2005 yılında kaybetti. Cemaatçiler önce bilişim şube müdürlüklerini ele geçirdiler.

Recep Güven hangi senaryoları hazırlıyor?

Savcılık sorgusundan önce polislerin Mustafa Levent GÖKTAŞ'ı sohbet için çağırdıkları, 7 saat süreyle sohbet ettikleri, bu sohbet esnasında TSK aleyhine delil olacak bilgi için "Komutanım bize bir olay yeri, zamanı bir general adı verin buradan çıkın gidin diye" adeta Levent Albay’a yalvardıklarını öğrendim. Bu nedenle ilgili polisler hakkında Fatih Cumhuriyet Başsavcılığına TSK'yı alenen aşağılamaktan suç duyurusunda bulundum.

Daha sonra müvekkilim Avukat Mustafa Levent GÖKTAŞ'a savcılık sorgusu esnasında sorulan DİNK ŞEMASI adlı belgeye, hiçbir ilgisi olmamasına rağmen müvekkilin adının kim tarafından ve ne maksatla yerleştirildiğini araştırdım. RECEP GÜVEN'nin talimatı ile hazırlandığını ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürü Ali Fuat YILMAZER tarafından gazetecilere dağıtıldığını öğrendim.

Savcı parmak izi almamak için izne çıkarılıyor!

Yine benim ofisime mermi ve gizli belgelerin konulması ile ilgili yapmış olduğumuz suç duyurusu aynı savcımıza verildi. Ofisime mermi koyan şahısların, mermi kutusunu masamda unutmaları sonucu, bu çok önemli delili, parmak izi incelemesi yapılması maksadıyla sayın savcıya derhal ulaştırdık. Ancak soruşturmanın en önemli aşamasında savcı Adalet Bakanlığı'na çağrılmış ve akabinde "mermi kutusundan parmak izi dahi almadan" bir ay izine çıkmıştı ya da çıkarılmıştı. Bana hiç kimse böyle önemli bir soruşturmada bunun normal bir senelik izin olduğunu açıklayamaz. Adalet Bakanlığı'nda savcıyı kimin çağırdığı ve ne konuştuğu, bu kişinin Cemaatçi olup olmadığı mutlaka ortaya çıkarılmalıdır. Planlayıcılar maalesef operasyonu fiilen uygulayanları doğru seçememişlerdi. Çünkü ofisime bir gece önce girerek mermi ve gizli belgeleri bırakan salaklar, 32 kalibrelik mermilerin büyük kutusunu masamda unutmuşlardı. Ofisime 300 adet mermi bırakılmıştır. Bunun 250 tanesi 32 kalibreliktir. Kalan 50 tanesi 50 kalibreliktir. İlginç olan husus şudur, masamda unutulan 32 kalibrelik büyük mermi kutusunun üzerinde, içinde 400 adet mermi bulunduğu yazmaktadır. Bunun anlamı şudur. Kalan 150 adet mermi ortada yoktur.

Mermileri koyan kişiler ile belgeleri koyan kişiler aynı ekiptendir. Dolayısıyla bir devlet isterse 24 saatte bu mermilerin menşeinden kime satıldığına ve dolayısı ile bu saçma sapan belgeyi (İrtica İle Mücadele Eylem Planı) kimin oluşturduğuna ulaşabilir. Yeter ki istesin.

ASRIN DAVASI diye yaygara mahiyetinde yayın yapılan bu dava ve soruşturma, Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı askeri casusluk faaliyetinin örtüsüdür. Bu konuda Ümraniye soruşturmasını yürüten savcılar hariç Cemaatçi olmadığını kanıtlayacak, korkmadan her şeyin üzerine gidebilecek niteliklere sahip her Cumhuriyet savcısına ve askeri savcıya ifade vermeye ve elimdeki kanıtı sunmaya hazırım.

İkinci bir işbirlikçi cemaat hazırlanıyor!

ABD'nin PKK'ya yardım ettiğini biliyorum. Çünkü başkasından duymadım, kendi gözlerimle gördüm. Şimdi bu durumda TSK'da görev yapan subayların ABD'yi sevmesi mümkün müdür? Dolayısıyla TSK'daki çoğu Subay Amerikalıları sevmez, ancak görev gereği asgari nezaketi de elbette maalesef göstermek durumundadır. Sonuç olarak ABD, TSK'yı kaybettiği için bugün bir Cemaati ajanlaştırarak ona saldırtmaktadır. Aynı oyunda bugüne kadar ortaya çıkmayan ikinci bir Cemaat daha vardır. Ancak onlar ortada dolaşmayı tercih etmiyorlar.

ABD'nin müttefik bir ülkede örtülü operasyon yapmasına engel olmayanlar, olamayanlar utanmalıdırlar... Devletin onurunu yerle bir edenler, bunun hesabını elbette tarih önünde ve yargı önünde vereceklerdir.

 



[1] 19 Nisan 2009

Abdullah AKGÜL -

Karşılaştırmalı İslam ve Batı Hukuku araştırmacısı.

El-Ezher Üniversitesi Usuliddin Fakültesi Mezunu.

Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Mezunu

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

    Çevremizdeki, ülkemizdeki ve bölgemizdeki olaylara ve sebep olanlara bakıyor da...
Devami
Bazı Siyonistler, Mustafa Kemali "Yahudi asılı" göstermeye uğraşırken, Yaşar Nuri...
Devami
  İslami kaynaklarda Miraç şöyle anlatılır: Bir gece, Cebrail geldi,...
Devami
Bediüzzaman’ın Ordu tarafgirliği Bediüzzaman Hazretleri, bazı icraatları yüzünden Atatürk’e itiraz ettiğini...
Devami
 AKP Bakanları Kur’an’la alay ediyordu! Piyasaya servis edilen iki ayrı kasette...
Devami
AKP iktidarının bu millete yaptığı en büyük kötülük; ekonomik, sosyal...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 2352

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR