Reklam
Reklam
Reklam

RÜYA GERÇEĞİ VE HİKMETLERİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

Siyasi Bir Rüya Örneği

 

Rüyalar hayatımızın ve imtihanımızın bir parçasıdır. Rahmani ve şeytani olarak sınıflandırılan bütün rüyaların halıkı da, her şeyi yaratan Allah’tır. Çünkü “Hayrihi ve şerrihi minellahi taala”- Hayır ve şer, her şeyi Allah’tan bilmek imanımızın bir esasıdır. Şeytanın Allah’ın iradesi ve izni dışında kendiliğinden bir şey başarması imkânsızdır. Bu nedenle şeytanın varlığı gibi, ona verilen imkânlar da Rabbani bir hikmete dayanır ve elbette imtihanımızın bir icabıdır.

Bazı ayet ve hadislerin hatırlatılmasıyla, yahut hala yaşayan veya vefat etmiş bulunan, itimat ve itibar ettiğimiz şahsiyetler diliyle; rüyada müjdelendiğimiz, eğitildiğimiz ve ikaz edildiğimiz; hatta yaptığımız kötülük ve zulümler yüzünden korkunç cezalar çektirildiğimiz; ama iyilik ve ibadetler nedeniyle de sevindirilip ödüllendirdiğimiz; hemen herkesin yaşadığı bir hakikattir. Bazı rüyalarımızın, ya aynı gecenin sabahında, ya da bir zaman sonra aynen çıktığı da yine inkâr edilmez bir vakıadır. Bu nedenle rüyalar aynı zamanda “kader programının gerçekliğinin ve Allah’ın sonsuz kudretinin” de bir ispatıdır. Çünkü özellikle Salih ve sadık rüyalar, ilahi kader projelerinin ve filmlerinin kayıtlı olduğu “Levh-i Mahfuz”daki bir kısım görüntülerin, önceden ruh ekranımıza yansıtılmasıdır ki, bunların çoğu kader programının kaza vakti gelince, aynen zahir olmakta ve yaşanmaktadır.

Büyük İslam âlimi ve eski Diyanet İşleri Reisi Merhum Ömer Nasuhi Bilmen Hoca’ya göre rüya’nın hakikati:

Rüya, uyku halindeki görüşler veya görülen şeyler demektir. Rüya, nasıl meydana gelir, kaç çeşittir? Bu bir nevi idrak midir? Yoksa hayalat ve evhamdan ibaret midir? Bu konuda kelam ilminde ve psikolojide birçok tezler ileri sürülmektedir. Bunların özeti şöyledir:

Rüyalar, İbn-i Mâce'nin Avf ibni Malik'ten rivayet ettiği bir hadisi şerife nazaran üç kısımdır:

1- İnsanları üzmek, ürkütmek, endişe ve şüphelere sevk etmek için şeytan tarafından gösterilen kâbuslar ve korkunç rüyalardır. Yüksek bir yerden aşağı atılmak, köpek tarafından ısırılmak, yılanların ve canavarların hücumuna uğramak gibi... Bunlar korku filmleri gibi, asılsız şeytan senaryolarıdır. İnsan böyle bir rüya görünce (derhal) Cenabı Hakk'a sığınmalı ve bunu başkalarına anlatmamalıdır.

2- İnsanın uyanıkken sürekli kafa yorduğu ve kalben meşgul olduğu şeylere ait gördüğü rüyalardır. Bunlar da birer kuruntu veya mizaç yansıması neticesi olduğundan, üzerinde durulmamalıdır.

3- Nübüvvetin kırk altı cüz'ünden bir cüz'ü sayılan rüyalardır. Bunlar taraf-ı ilâhîden birer beşaret veya işaret mahiyetinde olup, bir kısım meleklerin “ümmül kitap”tan (Levh-i Mahfuzdan) öğrendikleri hakikatleri; çeşitli suret ve şekiller halinde, uyuyanların ruhlarına ilham ettiği ibret ve hikmet levhalarıdır. (Bak: Camius-sağir şerhleri)

Birinci ve ikinci kısım rüyalar, asılsız ve batıldır. Bunlara din lisanında "hulüm" denir, çoğulu; Ahlamdır. Bunlar karma karışık şeyler olduğundan Kur’an’a göre; "Adğasi ahlam"dır. Adğas, yaşı kurusuna karışmış ve çöpe atılmış ot yığınları anlamındadır.

Üçüncü kısım rüyalara ise, "rüyayı sadıka"dır. Bu sadık rüyalar genellikle; doğru sözlü, temiz ve dürüst özlü, iyilik, ibadet ve istikamet ehli kimselere nasip olmaktadır.

Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz'e 23 sene vahyi ilâhi nazil olmuş ve ilk altı ay zarfında “rüyayı saliha” suretiyle tecelli etmiştir. İşte bu yüzden, bu kabil rüyalar birer hakikate tercüman olarak ilmi nübüvvetin 46 cüz'ünden bir cüz sayılmıştır.

Acaba insan, kendisince henüz meçhul olan bir hadiseden veya gelecekte yaşanacak bir meseleden böyle rüya vasıtasıyla nasıl haberdar olabiliyor?..

Bu durum insanın özüyle ve ruh gerçeği ile ilgilidir, Çünkü insan sadece bu beş duyudan ibaret değildir. Belki insan asıl "nefsi natıka" denilen ulvî bir ruhtan ibarettir. Bu ruh, kader programının tamamının resmedildiği âlemi melekûtla manevî bir münasebet halindedir. Ruh, uyku halinde beden ile alakasız kalınca bu melekût âlemine teveccüh eder, bir radar misali melekût âlemindeki hâdisat suretlerinden bazılarını yakalayabilir.

Ruh böylece kendisine akseden suretleri, müşterek hislerimize (duyu merkezlerimize) aktarır. Algılama güçlerimiz, bu suretleri, ya olduğu halde aynen bırakır, yada ona münasip veya zıt bir şekil verir. İnsan uykudan uyanınca, o sureti ya olduğu gibi açık bir biçimde veya bir nevi rumuzat ve işarat şeklinde hatırlamaktadır. Ve böyle başka bir şekil alan rüyalar; tabire, neye delâlet ettiğini tahmin ve tayine muhtaç kalır.

Bu ikinci kısım rüyalar, “rüyayı sahiha”dır. Bunlar birer, idrak ve ilhamdan ibaret algılardır. Bu kabil rüyaların sıhhati, sayısız tecrübelerle kesinlik kazanmıştır.

Bu çeşit rüyalar, Peygamber-i Zişan hakkında birer vahyi ilâhîdir ki, hepsi aynen çıkmıştır.

Salih ve sadık Müslümanlar için ise ilhamat ve mübeşşirat sayılır. Nitekim bir hadisi şerif:

"Nübüvvet sona erdi; artık benden sonra nübüvvet yoktur. Ancak mübeşşirat vardır ki, o da rüyayı salihadır. Bu rüyayı; ya bir insan kendi hakkında bizzat görür veya bu onun hakkında başkası tarafından görülür" anlamındadır.

Şunu da ilave edelim ki: Bir insan, gördüğü böyle bir rüyayı, ilmü irfanı var ise kendisi yorumlamalıdır, başka birine tabir ettirecek ise o zat; salih, hikmet ve basiret sahibi, haset ve hıyanetten hali, insanların ve zamanın ahvaline vâkıf güzel niyete sahip olmalıdır. Çünkü rüyalar zamana ve şahıslara göre değişir ve çok kere tabir edildiği şekilde zuhura gelir. Bu cihetleri nazarı dikkate almak lâzımdır. Nitekim bir hadisi şerifte:

"Rüyada istikrar yoktur. O tabir edilmedikçe bir uçar (kuşun)  ayakları üstünde gibidir. Fakat tabir edilince zuhura gelir" buyrulmuştur.

O halde rüyayı öyle herkese söylememelidir. Onu ya dosta veya tabire ehil ve emin bulunan bir zata hikâye etmelidir.

 

Siyasi Bir Rüya ve İşaretleri

İşte Halil Altuntaş kardeşimizin şu rüyası çok önemli bir hakikatin hikmetli bir ifadesi ve beklenen tarihi büyük devrimin yakınlığının işareti ve müjdesidir: (Not: Kendi el yazması faksının aslı bizdedir) Telefonla aktardıkları şu mealdedir;

Sabah namazından sora gördüğüm rüyada, salon gibi büyük bir odada, çok uzunca bir masanın en başında siz, muhterem ağabeyimiz oturuyor. Masanın sol tarafında, bütün Milli Çözüm ekibi ve Milli Görüşün sadıkları sıralanıyor. Sağ yanında ise ; N.K., Ş.K., O.A., R.Bey , Recep T. Erdoğan, Süleyman Demirel, Mesut Yılmaz, İtalya Başbakanı Berlisconi ve ABD eski Başkanı George W. Bush  bulunuyor ve bir sürü kalabalık ta onlara destek veriyor.

Bunların hepsi birlikte ve aynı gaye ve gayretle, ağabeyimize ve Milli Çözüm ekibine saldırıp susturmayı ve etkisiz bırakmayı düşünüyor, ama açığa vuramadıkları ve çok çekinip korktukları bir nedenle buna cesaret edilemiyor ve başarılamıyor.

Masanın sağ yanında ve en başta oturan N.K.; Ağabeyimize hitaben ve Aziz Hocamızı kastederek:

“Artık çok yaşlandığından, kendi köşesine çekilmesi gerekir. Ondan gençlerin önünü açması beklenir. Liderlik davası ve koltuk sevdasıyla zarar vermektedir!..” diye kin kusuyor ve sağ tarafta bulunanların hepsi de onu haklı görüp arka veriyor…

Ağabeyimiz onlara:

“Liderlik için yaşın ilerlemesinin bir eksiklik değil, bir fazilet sayıldığını; çünkü hayat deneyiminin, engin bilgi ve birikimin liderlik görevine katkı sağladığını; pek çok Nebi’nin, Hulefa-i Raşidinin seksen’den yukarı yaşlarda en olgun hizmetler yaptığını; bugün 90’nına yaklaşan İsrail Cumhurbaşkanını neden kimsenin ağzına almadığını ve yaşını sorgulamadığını, Milli Görüş’te Liderlik değil, sadık ve sağlam “er”lik sorunu yaşandığını; bütün Siyonist merkezlerin ve şeytani çevrelerin Erbakan Hoca’yı safdışı etmek için neden kırk yıldır uğraştıklarını ve İtalyan Yahudisi Haham Emanuel Karosso ile birlikte Sultan Abdulhamit Han’ı düşürmeye çalışanlarla, şimdi sinsi bir hıyanetle Yahudi destekli Berlisconiler ve George Bush’larla birlikte Erbakan Hoca’yı saf dışı etmeye uğraşanların da aynı ruh sefaletine düçar olduklarını” anlatıp onları susturuyor.

Bunun üzerine hepsi birden: “Siz, Erbakan Hoca’nın manevi yetki ve görevleri bulunduğunu, Hz. Peygamberin geleceğini ve zulüm dünyasını değiştireceğini haber verdiği şahsiyet olduğunu söyleyip, insanları kandırıyorsunuz!

Oysa Erbakan’ın böyle bir marifeti ve meziyeti yoktur. Mevcut Dünya Düzeni gereklidir ve devam edecektir. Bunu değiştirmeye hiç kimsenin gücü yetmeyecektir,”diye bağrışıp hırçınlaşınca kendilerine:

“Herkes aklının yattığı, inancının ve vicdanının hoş karşıladığı şeyleri konuşup savunuyor ve kendi tapındığı Tanrısının Dinine ve sistemine sahip çıkıyor!

Bugünkü zulüm ve zillet düzenini savunmanız, sizlerin şeytani ayarınızı ve amacınızı ortaya koyuyor!” cevabı verilip susturuluyor.

Tam o sırada herkesin dikkatini ve hayretini çeken olağanüstü bir şekilde, gökten çok antika ve parlak bir çerçeve içinde nurdan yazılmış Arapça bir levha iniyor ve altında Türkçe şu anlamı yazıyor:

“Kafirler, müşrikler ve münafık nankörler istemese de, Allah nurunu mutlaka tamamlayacaktır. MÜCAHİD NECMETTİN ERBAKAN bununla görevli kılınmıştır. Zafer inananlarındır ve zafer çok yakındır. Dünya ve insanlık bu esaret ve sefaletten kurtulacaktır!”

Bunun üzerine oradaki sadıkları manevi bir huzur ve hayranlık; sapık saldırganları ise müthiş bir yıkım ve şaşkınlık kaplıyor. O vaziyette uyanıyorum.”

Kimin ne zaman ve nasıl rüyalar göreceği, asla kendi elinde ve iradesinde olmayan bir hadisedir. Rüyalar, herkesi bağlayıcı bir delil ve senet de değildir. Ama Salih ve halis kimselerin, hikmetli ve ibretli rüyaları elbette önemlidir, bunların manevi bir müjde ve işaret olduğunu, bizzat Kur’anı Kerim ve Hz. Peygamberimiz haber vermektedir.

Evet;

Rüyalar, Ya Rahmani, Ya Şeytani veya Nefsanîdir.

1-   Rahmani Rüyalar: Ayet ve hadislerle ve büyük zatların diliyle, insanı manen terbiye ve tedavi edip eğiten; ibret ve hikmet öğütleri veren; önemli gelişmelere işaret ve beşaret eden müjde ve mesajlar içerir.

2-   Şeytani Rüyalar: Boş ve kof kuruntular, nahoş korkular ve kâbuslar, kalbi ve kafayı karıştıran, gurur ve umutsuzluk aşılayan vesvese ve görüntülerdir ve İblisin filimleridir.

3-   Nefsanî Rüyalar ise; Şuur altında saklanıp yığılan olaylar, şehvani ve hayvani duygular, hayali saplantı ve senaryolar şeklindedir.

 

Rüyanın Hikmet ve Müjdeleri:

Şüphesiz sözlerin en haklısı ve hayırlısı ve en doğrusu Allah Teâlâ'nın kelâmıdır. Sonra Resulüllahın hadisleri ve buyruklarıdır. Ve daha sonra da Allah dostlarının (evliullahın) uyarılarıdır. Bu nedenle rüyada ayet ve hadis okunması ve büyük zatların konuşması oldukça önemlidir ve dikkate alınmalıdır.

Rüya vardır, korkunç sanılır, fakat onun arkasında müjdeler saklıdır. Rüya vardır, hoş ve güzel görünür, ama manası ve mesajı tehlikeli sayılır. Bütün bunları anlamak feraset, hikmet, ilim ve irfan gerektirdiği açıktır.    

Hayatta ne rüya görmek, ne de görmemek, kimsenin kendi elinde bulunmamaktadır. Çünkü insana rüyayı bir gösteren, bir hazırlayan vardır.

Rüyayı gören kadar, tabir eden de önemli sayılmıştır. Her rüya, mutlaka gerçek olacak diye bir beklenti de yanlıştır. Rüyanın gerçeğe ayna tutması, rüya sahibinin iman ve ameline, sıdk ve ihlâsına bağlıdır.

Rüya tabir edenlerin de şahıs ve zamanı hesaba katmaları lazımdır. Şahıs, zaman ve hal gözetilmeden rüyayı tabir etmek yanıltıcı olacaktır.

İnsandaki günah ve kusurlar, yüce menzillere ulaşmaya mani olduğu gibi, rüyalara da etki yapmaktadır. Günahkâr ve isyankâr bir kimsenin gördüğü rüyalar bulanık ve batıldır.

Gün boyu bin bir türlü kötülüklere ve manevi kirlere bulaşan insanın gece olunca berrak rüyalar görmesi imkânsızdır. Onun gördükleri, gündüz boğuşup durduğu işlerin gece ruhuna aksettiği manasız manzaralardır.

Hem hayatımız hem de rüyamız için haramlardan ve haksızlıktan uzak kalmak, ibadetlere devamlı olmak ve Kur'ân ikliminde yaşamak lâzımdır.

Lağım çukurunda ve bataklıkta gül açıp, bülbül yaşamadığı gibi, günah karanlığına boğulan kalplerde de hikmet ve marifet nurları doğmayacaktır. Ve cahilin canı ilâhî zevkten ve Rabbani neşeden nasip alamayacaktır.

Buna mukabil sâlih bir mümine, doğru ve duru bir gönül sahibine, hakikat ve hizmet ehline, ariflere ve velilere rüya ile nice hayal edilmez işler anlatılmıştır. Onların rüyası "düş" olmaktan çıkıp gerçeklere kapı açmıştır. Bunun âlemde nice misalleri vardır. Pek çok bilimsel sırların dahi, rüyalarda öğretildiği bir hakikattir.

İnsanlar çok kere rüyaların dış görünüşüne bakıp, hüküm vermeye kalkışır. Bilmez ki o rüyanın içinde ne hikmetler, ne sırlar saklıdır.

Nasıl görülürse görülsün, rüyalar kötüye yorumlanmamalıdır. Çünkü çoğu zaman rüya, yorumuna göre çıkar. Ve düşler herkese de anlatılmamalıdır. Ehli bulununca sorulmalıdır.

Hazreti İbrahim (a.s.) efendimiz de rüyada göz nuru oğlunu kurban ettiğini gördü ve bunu ona açıkça ifade ederek:

"Yavrucuğum, dedi, ben rüyamda seni kestiğimi görüyorum. Artık bak, sen ne diyeceksin?"[1]

Allah Teâlâ'nın yüzünü keremlendirdiği o güzel çocuk derhal babasının emrine baş kesti ve teslimiyet abidesi olarak insanlığa bir numune-i imtisal oldu.

İnsanoğlu çok defa rüyaların billur saraylarında yaşar. Kâh bir ülkeye şah olur, kâh padişah olur, kâh tahtından kara toprağa düşer. Kâh bir nazlı dilberin elinden bade içer. Kâh gökte bulutların üstünde mekân tutar, kâh yerin tâ dibine batar. Bütün bunlar bir anlık uyku hâlinde olup biter. En uzun rüyalar bile üç dört dakikayı geçmez. Fakat bu kısa zaman diliminde insana nice bin gaipler gösterilebilir ve nice gizli haller aşikâr olur.

Hiç kimse ben istediğim zaman rüya görür, istediğim zaman görmem ve ben dilediğimi görürüm de diyemez. Çünkü rüyanın mahiyeti henüz keşfedilmemiştir ve Ruh, Rabbin emrindedir. Allahu Teâlâ, dilemeyince kim ne yapabilir ki?

Keremi sonsuz Rabbimiz dilediği kuluna rüya âleminde bazı sırları ve gaipleri bildirmeye de kadirdir. Ve gaybın anahtarı onun kudret elindedir. O bildirmedikçe de hiç kimse gaybı bilmez.

Tarihte hakikat olmuş çok rüyalar vardır, ama ille de rüya ile amel etmek diye bir mecburiyet yoktur.

Efendimiz: "Her kim beni rüyasında görürse mutlaka beni görmüş olur. Çünkü şeytan bana temessül edemez"[2] buyurmuşlardır.

Tabii ki, Allah'ın Resulü'nü rüyada, görenin O’nun mübarek şemalini de bilmesi ve tanıması lâzımdır. Allah'ın sevgilisi bütün beşeriyetin son ve mükemmel hidayet rehberi konumundadır. O’nun mukaddes vücudu, bir mücessem nur-i ilâhi olmaktadır. O’nun zatının nuruna canlar pervane olup, hasret ve muhabbetiyle yanıp tutuşmaktadır. O’nun mübarek ve muhterem siması mutlak hakikatin aynasıdır. Ve âlemler O’nun için yaratılmıştır.. Şeytan ise ebedî olarak lanete uğramış bir fesat ve fitne kaynağıdır. Artık böyle olunca Resûl-i Alişanın o Rabbani, o nûrânî varlığına nasıl bürünebilir?

Demek ki, kâinatın efendisinin görüldüğü rüyaya şeytanın müdahale yetenek ve yetkisi bulunmamaktadır. Ama şeytan başka bir kılıkla ve saptırmak amacıyla “Hz. Peygamber görüntüsüyle” mü’minleri aldatmaya, münafıkları azdırmaya çalışacağı da hesaba katılmalıdır. Çünkü Şeytan Zamanın kutbu ve Allah dostu görünerek, kötü niyetli ve bozuk tiyniyetli kimseleri azdırmak için, onları rüyalarda olmaz kuruntularla aldatmaktadır.

 

Konya’dan Yazarımız Fatma Betül Erişkin Kardeşimizin Rüyası:

Karanlıkta gece vakti, bir caddede yavaş yavaş koştuğumu görüyorum. Yanımda oğlum Yahya bulunuyor ve elinden tutuyorum. Sağ elimi kaldırmış, “Mücahit Erbakan!” diye bağırıyorum. O sırada solumda birden Hocam’ı buluyorum. Herhalde hayal gördüm diye düşünüyorum. Bir sokağa dalıp, soluma duvarı alıp namazımı kılıyorum. Bu arada dört beş kişini çay içtiklerini fark ediyorum. Hocam da yanlarına oturuyor. Ona da çay dolduruluyor. Bir yandan namazı kılarken, elimi çantama uzatıp yiyecek şeyler çıkartıp önlerine koyuyorum.

Hocam yanımda yürürken sivil kıyafetliydi, ama otururken bir an ordunun en üst düzey rütbeli mareşal kıyafetli oluyor. Namazı bitirip selam verirken solumdaki duvarın yerinde, uçsuz bucaksız bir deniz olduğunu görüyorum. Yavaş yavaş gün ışıyor.

Denize doğru oturuyorum. Hocam da yanımızda oluyor. Üzerimizden devasa uçaklar geçmeye başlıyor. Yüzlerce ve rengârenk şeffaf uçaklar başımızın hemen üzerinden gürültüyle uçuyor. Sonra pilotlarını merak ediyorum. Her birini hocamızın kullandığını görüp hayretler içinde kalıyorum. Hocamız bana şunları müjdeliyor: Bunlar bizim projelerimizdi, hepsi yapıldı. Planımızda hiçbir şey eksik kalmadı. Hamdolsun başarıyla tamamlandı.

Konuşmaya devam ediyor ve Hocam diyor ki:

“Sultan Baba’ya yazılı vermiştik. Bize 90 yılında bir liste verildi. O listeye noktayı koymaya hazırlanıyoruz. Birçoğunun listede de olduğundan kendi haberi bile yok” diyor gülerek, ardından sancılanıyorum. Çocuğu doğurmamı söylüyor. Doğururken ismini ne koyduğunu sorsam diye içimden geçirirken; “daha söyleriz, yeniden” diyor. Hocam bana kucağında kundağa sarılı bir çocuk veriyor. Kulağına ezan okuyup adını söylüyor, ama duyamıyorum. Bana: “Adil Düzeni biz kuracağız, bunlar sürdürecek, isimleri orada” diyor. Derken, bir at arabasında oluyoruz, dağ gibi eşya yığılı. Zor duruyoruz üzerinde. Kucağımda Yahya ve bebek varken, Hocam elime Türk bayrağı veriyor ve dalgalandırmamı istiyor. At arabası metro hızıyla gidiyor, herhalde az sonra düşeriz derken Hocam elini uzatıyor. Şeffaf bir telle bizi sıkı sıkı bağladığını, ucunun da kendine bağlı olduğunu görüyorum.

 

İkinci Rüyası:

 

Sabah namazı vakti, ezanlar okunuyor. Deniz kenarında bir teknenin içindeyim. Oğlum Yahya da var yanımda. Ezanı dinlemek için güverteye çıkıyorum.

Eşim, kısık bir sesle istiğfar getiriyor. Bölmemek için güvertenin diğer kısmına geçip gökyüzüne bakıyorum. Gözüm yıldızlara ilişiyor. Durdukları yerde büyüyor yıldızlar. Işıkları da artıp ortalığı aydınlatıyor. Sanki gündüz oluyor.

Yıldızın biri, adının “Zühre” olduğunu söyleyerek benimle konuşmaya başlıyor. “Büyüğümüz olan yıldız, teknenize inmemizi istiyor” diyor. “Ama çok büyüksünüz, zarar vermez misiniz” diyorum. “Rahmet için inerken zarar vermeyiz” diyor. Havai fişekler gibi rengârenk parçalanıp ufalan her yıldız, yanımıza inerken yakuttan taşlar olup güverteyi dolduruyor, her inen önce bizi kucaklıyor, sonra mücevhere dönüşüyor. Yıldızların en büyüğü ise ateş topu gibi büyümeye devam ederek yaklaşıyor. Yanımıza geliyor, derken suya düşüyor ve denizi aydınlatıyor, öyle ki dibine kadar görünüyor. Yıldızın denizin altına ulaşmasını seyrediyoruz. Dibe varınca yanması geçiyor,  suda aydınlık kalıyor. Sonra bu yıldızın Hocam olduğunu görüyoruz. Gözü kapalı, ağlayarak Muhammed suresini okuyor. Yanına inmek için uğraşıyoruz. Gözünü açıp, elini uzatıyor. Kolu bize kadar uzayıveriyor. Huzuruna varınca doğruluyor, kucaklıyor bizi ve yine Muhammed suresiyle sabah namazını kıldırıyor.  Namaz bitiyor. Sırtı bize dönük şekilde duaya başlıyor. Etrafımız midyelerle doluyor, içlerinden siyah ve beyaz inciler çıkıyor. Yine etrafı binlerce irili ufaklı balıklar kaplıyor. Hepsi önce secde edip, sonra Hocamın sırtından girip yakasından çıkıyor. Sıra bize geliyor. Yaklaşırken biri önümüze geçiyor. O zat, MİKAİL AS’mış. Hocamın gömleğini sıyırıp sırtını öpüyor. Sıra bize gelince hepimiz öpüyoruz. Sonra onlarca balık, hepimizi sırtlayıp yukarı çıkarıyor ve yakutlarla dolu güverteye bırakıyor.

 

Ruh gerçeği ve rüyaların mahiyeti:

Aydınlık ortamda ve gün ışığında gözümüzle geniş bir âlemi görüp duruyoruz. Gördüklerimiz belli, görmemizi sağlayan gözümüz bellidir. Peki karanlık bir odada uyurken, rüya âleminde gördüğümüz, -gün ışığında gördüklerimize oranla kat kat daha geniş ve renkli âlemi- acaba ne ile görüyoruz? Karanlıkta gören gözümüz hangisidir? Evet, rüya, başlı başına bir âlemdir ve ayıkta da, rüyada da, her şeyi gören ve hisseden RUH gerçeğidir. Ne görülmesi ne de görülmesinin engellenmesi elimizdedir. Ne teknolojiye sığar ne de maddi şeylerle izah edilir. Rüya sırdır, ibrettir, hikmettir, müjdedir, misaldir… Evet, rüyanın varlığı bir gerçektir ve en az, gün ortasında görebildiklerimiz kadar bize aitlerden biridir. Sırlarını idrak edemeyişimiz onu reddetmemizi gerektirmiyor.

Yüce Kitabımız Kur'an, rüya ile nübüvveti birbirine bağlarken; bize kabullenmek ve teslimiyet göstermekten başka bir seçenek kalmıyor.

Rüya gerçeğinin, dini ve kati kurallarla tarif ve tasnif edilmemiş bulunması, Müslüman olarak, rüyayı önemsiz saymamıza ve hafife almamıza gerekçe yapılmamalıdır. Kur'an-ı Kerime ve hadisi şeriflere konu olmuş bir meselede kesinlikle Müslüman'ı ilgilendiren hükümler ve tavsiyeler de vardır. Rüyalar, insanla iç içe bir mesele olarak bilindiği için Resulullah (sav)'ın ashabıyla yaşadığı gündemde de yer almıştır. Farklı zamanlarda Mescidi Nebi'de rüya üzerine bilgiler verilmiş, rüyalar dinlenmiş ve yorumlanmıştır. Çünkü rüya insan hayatının parçasıdır; Mescidi Nebi de hayatın yaşandığı mekândır. Rüya hakikatini ve ayrıntılarını bilmiyor olsak dahi, hayatımızda gerekli olduğu için yaratılmaktadır. Rüyanın üzerimizdeki etkilerini hissediyoruz, ama ifade edemiyoruz. Manevi hayatımıza, beşeri ilişkilerimize, moral yapımıza, düşünme ve kavrama yeteneğimize etkisi ve katkısı olduğu muhakkaktır.

Kur'an-ı Kerim, rüyadan, rüyayı yorumlamaktan sıkça söz etmektedir. Enfal suresinde Bedir'de müminlerin rüya ile nasıl güç kazandıklarını anlatmaktadır. Yusuf aleyhisselamın nübüvvete açılan yolu da bir rüya ile başlamaktadır. Mekke'nin fethinde de rüyaya yer vardır. İbrahim aleyhisselamın rüyası da önemli ve ibretli bir olaydır.

Bizzat Kur’an-ı Kerimin ve Peygamber Efendimizin önemsediği ve örnek verdiği rüyaları ve yorumlarını gereksiz ve geçersiz görmek, en azından Allah’a ve Resulüllaha karşı saygısızlıktır.

 

     RÜ’YA İLHAMDIR!

 

Ruh ekranına, yansıyan gölgeler

Levh-i Mahfuzdan, basiret rüyalar!

Akıl ayağına, yasak bölgeler

Sır dünyasından, işaret rüyalar!

 

Akisler geliyor, kader filminden

Nasipler iniyor, ezel ilminden

Saniyeler gibi, zaman dilminden

Aylar, yıllar süren, hikmet rüyalar!

 

Fasık, facir; Hak feyzine eremez

Zalim, hain; nefsi yere seremez

Kirli ayna, saf görüntü veremez

Furkan nurundan, feraset rüyalar!

 

Şeytani rüyalar; sinsi, kirlidir

Şehvet şirret dolu, çetrefillidir

Rahmani rüyalar, has fikirlidir

Uyarı, mesaj; nasihat rüyalar!

 

Yalancının rüyası da sahtedir

Münafık, zalimle; aynı saftadır

Tüm insanlık, bugün ruhen hastadır

Ahir zamanda, beşaret rüyalar!

 

Rüyayı, hülyadan ibaret sanma

Manevi bir derstir, nasipsiz kalma

Kırk hoca anlatır, kâr etmez amma

Hakka döndürür, hidayet rüyalar!

 

İman itikat ehline hitabım

Rüya ikliminde, hikmet mehtabım

Ayet ayet, haber verir Kitabım

Kur’anımızda bir ibret rüyalar!

 

Şer’i delil değil, amma sünnettir

İstihare; tatmin, kalbe ziynettir

Sadık rüya, sahibine senettir

İlahi ilham, hakikat rüyalar!

 

 

 

 



[1] Saffat Suresi: 102

[2] 500 Hadis, Ö. Nasuhi Bilmen, 257.


Bu yazarin diger makaleleri

  Evrensel hukuk kurallarına ve temel insan haklarına saygı duyan, gerçek...
Devami
Hz. Mehdi (a.s.), Müslümanların ve mazlumların; maalesef Darwinist, komünist ve...
Devami
  Hep başkalarının hareketlerinden anlamlar çıkartmaya çalışıyoruz. Ama hakikat aynasında...
Devami
54.TC. Hükümeti Başbakanı ve Milli Görüş Lideri Erbakan Hoca'nın yıllardır:...
Devami
 Başbuğ TSK’ya kurulan kumpası tek tek anlatıyor, ama nedense Cemaatin...
Devami
  Bangladeş'te hükümet tarafından kurulan uyduruk “savaş suçları mahkemesinde” yargılanan muhalefetteki...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 2715

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR