Reklam
Reklam
Reklam

ZAMAN GAZETESİ PKK’NIN YAYIN ORGANI MI?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

Yok, “Demokratik çözüm programı,” yok, “Kürt açılımı planı!” Son günlerde bu kelimeler daha sık duyulmaya ve daha çok okunmaya başlandı.

Önce Öcalan'ın konuyla ilgili bir hazırlık içinde olduğu haberleri yayıldı.

Ardından Hükümetin önceliği O'na kaptırmamak için Kürt açılımı planını açıklayacağı kulaklara fısıldandı!

İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın Kürt açılımı planı ile ilgili olarak turlara başladı.

Bakan Bey Kürt açılımı ile ilgili hazırlıkların devam ettiğini söyledi ama bu hazırlıkların ne olduğuna hiç dokunmadı.

"Bu sürece herkes gelsin katılsın" diye bir çağrılar yaptı.

Bir de esas açıklamayı Başbakan Erdoğan'ın yapacağını tekrarladı.

Amma velakin kimse katılması istenen bu sürecin neyi kapsadığı hakkında bilgi sahibi olamadı!

İpucu olarak sayılabilecek şeyler ise "Çözüm sürecinin yönü demokratikleşme olacaktır" cümlesinde saklıydı. Yani Güneydoğu Federasyonlaşacak, PKK siyasallaşacak, bölücülük yasallaşacaktı!..

Polis Akademisi’ndeki “Kürt Çalıştayı” TSK’ya baş kaldırıydı!..

Fetullahcıların güdümündeki Polis Akademisi, ''Kürt Meselesi'nin Çözümü: Türkiye Modeline Doğru Çalıştayı'' düzenlemişti.

Polis Akademisi Başkanı Prof. Dr. Zühtü Arslan, yaptığı yazılı açıklamada, Polis Akademisinin bilimsel özerkliğe sahip bir yüksek öğretim kurumu olduğunu kaydetmişti.

Akademinin yasal görevlerinden birinin de güvenlikle ilgili konularda ulusal ve uluslararası düzeyde bilimsel araştırmalar ve çalışmalar yapmak olduğunu ifade eden Arslan, Akademinin bu yolla güvenlik konusundaki bilimsel birikime ve güven toplumunun inşasına katkıda bulunmayı hedeflediğini belirtmişti.

Polis Akademisi bünyesinde faaliyet gösteren araştırma merkezlerinin 21 Temmuz 2009'da ''Terörün Yeni Trendleriyle Mücadele'' konulu uluslararası bir çalıştay düzenlediğini hatırlatan Arslan, bu çalıştaylar serisi kapsamında son dönemde yoğun şekilde tartışılan demokratik açılımlar konusunu ele almak amacıyla Polis Akademisinin ev sahipliğinde 1 Ağustos 2009'da ''Kürt Meselesi'nin Çözümü: Türkiye Modeline Doğru'' başlıklı bir çalıştay düzenleneceğini bildirmişti.

DTP ile PKK ayrıymış!

Başbakan Erdoğan, PKK’ya “Terörist Örgüt” demedikleri için 2 yıldır görmezden geldiği DTP ile Kürt Açılımı için bir araya gelmişti. “DTP’yi PKK ile aynı kefede değerlendirmiyorum.” Diyen Erdoğan, Kürt Açılımı konusunda MHP ile görüşmeye ise gerek görmemişti.

Demokratik Toplum Partisi (DTP) randevu talebini uzun süre yanıtsız bırakan Başbakan Erdoğan, Kürt Açılımı çevresinde DTP lideri Ahmet Türk’le bir araya gelmişti.

Erdoğan daha önce DTP’nin randevu talebi için, “dtp, pkk’yı terör örgütü olarak ilan etmedikçe kendileriyle Türkiye Cumhuriyeti Başbakan’ı olarak görüşemem” demişti. Erdoğan Haziran’da da Ahmet Türk’e randevu vermeyi düşündüğünü ancak şehitler nedeniyle vermediğini söylemişti. Erdoğan görüşmeyle ilgili olarak, Ben DTP’yi PKK ile aynı kefede değerlendirmiyorum, değerlendirmek istemiyorum. Eylemleri, şu bu ayrı konular. Parlamentoda olması sebebiyle olayı böyle değerlendirmek durumundayım” demişti. Erdoğan MHP ile görüşüp görüşmeyeceği konusunda ise şu yanıtı verdi: “Bu konuyla ilgili MHP kapıları kapattı. MHP böyle bir görüşmeye gerek görmediği gibi, bu başlatılan çalışmayı “Vatan’a İhanet” olarak vasıflandırıyor. Şimdi içinden ne çıkacak onu bile bilmeden olaya böyle yaklaşan bir zihniyetle neyi görüşeceksiniz?

Ruşen Çakır  “Kürt sorununu çözmek” bahanesiyle Türkiye’nin çözülmesine arka çıkmıştı.

"Kürt sorunu sadece Türkiye'nin sorunu değil; Irak, İran ve Suriye'de de Kürtler yaşıyor ve bunların her birinin değişik boyut ve ağırlıkta kendi Kürt sorunları var. Öte yandan "Pan-Kürtçülük" olarak tanımlayabileceğimiz tüm Kürtleri tek bir devlet çatısı altında toplama fikri yakın bir zamana kadar çok güçlü olduğu için farklı ülkelerdeki Kürt hareketlerinin birbirleriyle şu ya da bu şekilde ilişkileri mevcut.

Herhangi bir ülkenin kendi Kürt sorununu kendi içine kapanarak çözebilmesi mümkün değil. Örneğin Türkiye, PKK'lıların yerleşmelerini ve sınırdan sızmalarını engelleyebilmek için Irak ve İran'la belli bir ilişki kurmak zorunda. Diyelim ki PKK'nın silahsızlanması noktasına gelindi; yaşanması zorunlu olan "geçiş süreci"nde yine başta Irak olmak üzere komşu ülkelerin, hatta belki de bazı uluslararası kuruluşların yardım ve katkılarına ihtiyaç olacaktır.

Kısacası, şu günlerde açıklanması beklenen "Kürt açılımı"nın çok ciddi bölgesel, uluslararası ve diplomatik boyutları olacağı muhakkak. Kısmen bu olgu nedeniyle, kısmen tescilli bazı Amerikancılarımızın Kürt sorunun çözümüne "herkesten çok angaje" oldukları şeklindeki aldatıcı görüntü yüzünden ve nihayet "komplocu" yaklaşımların da etkisiyle bazıları söz konusu açılımı, başta ABD olmak üzere bazı dış güçlerin "siparişi", "dayatması" ve hatta "ürünü" olarak görüyorlar. Doğru olduğunu düşünmüyorum. Nitekim Kürt açılımının en başındaki kişi olduğu her geçen gün daha fazla belirginleşen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Kayseri'de bu tür yorumlardan duyduğu rahatsızlığı şöyle dile getirdi: "Mesele Türkiye'nin kendi sıkıntılarını, kendi problemlerini kendisinin çözme iradesidir. Türkiye'nin birçok meselesi vardır. Bu meseleleri çözmek de bizim kendi inisiyatifimizle ne kadar çok gerçekleşirse, o kadar çok doğru olur."

Kürt sorununun, ülkemizin bir numaralı ve en çetrefil sorunu olması, bunun çözümünün imkansız olduğu anlamına gelmeyebilir. Türkiye toplumu pekala bu sorunu çözebilir ve eğer bunu başarabilirse diğer dertlerinden çok daha kolay bir şekilde kurtulma şansına sahip olur. Evet biz kendi başımıza bu sorunu çözebiliriz ve galiba çözüme de adım adım yaklaşıyoruz."

Ankara'nın göbeğinde Kandil Dağı mı var? diye soran Fatih Altaylı bile isyan ediyordu:

Günlerdir bekliyorum, büyük medyadan birisi bile sesini çıkarmıyordu.

Tıs yoktu. Çıt yoktu

Bırakın medyayı, yargıdan da ses çıkmıyordu. Türkiye'yi yönetenler ise kör sağır ve lal davranıyordu

Ankara’da yapılan DTP Kongresi tam bir PKK kongresiydi. Kandil dağında yapılsaydı, bundan farklı, bundan öte yapılamazdı. Abdullah Öcalan ve Murat Karayılan'ın kardeşleri kongre salonunda kendilerine ayrılan özel bir bölümde oturdular. Parti liderliğini temsilen.

Dört bir yanda Öcalan posterleri, PKK'nın askeri ve siyasi kanatlarının afişleri vardı. 20 bin kişi Öcalan'a özürlük diye bağırdı. Ve daha vahimi, DTP Kongresi boyunca çalınan, salondakilerin coşturan, bir dakika bile susmayan bir "Türküydü" İşte bu türkü kanımızı donduruyordu.

Türkünün adı "Oramar türküsü". Yeni uydurulmuştu. Türküyü yazan kim biliyor musunuz? Dağlıca Baskınını düzenleyen teröristler. DTP kongresi boyunca çalınan bu türkü Dağlıca baskınını anlatıyordu. Gerilla dedikleri teröristlerin Dağlıca'ya nasıl geldiğini, Türk askerini nasıl vurduğunu, silahların nasıl konuştuğunu, askerlerimizin nasıl çaresiz kaldığını anlatan ve Dağlıca Baskını'nı yapan teröristlerin övüldüğü, Dağlıca Baskınını kutsayan bir türkü. Ve bu "Terör türküsü" DTP Kongresi boyunca fon müziği olarak durmaksızın çalınıyordu.

Ama hiç, kimseden ses seda çıkmıyordu. Bırakın gazeteleri, savcılarımız bile suskundu. Sadece basın savcılığı, basın suçları açısından bir inceleme başlatıyordu. Teröre methiye düzülüyor, Dağlıca Baskınını yapan teröristler övülüyor, TSK ve şehitlerimize hakaret ediliyor ve kimsenin kılı kıpırdamıyordu!

Ve hala "DTP legal bir parti" sayılıyordu. Legal partilerin PKK’yı övme, TSK’yı sövme hakkı bulunuyordu!?

Ve bütün bunlar Ankara'nın göbeğinde oluyordu. Ankara'da bir spor salonu Kandil Dağına çevriliyordu. Terör türküleri, Öcalan posterleri Ankara'nın göbeğinde dalgalanıyordu. Öcalan'ı Türkiye'ye getiren Albay ve İmralı'nın bağlı olduğu orgeneral ise (Ergenekon Sanığı olarak) hapiste bulunuyordu.

Hatta Ilımlı İslamcı ve Fetullahın Zaman Gazetesi, sanki PKK ve DTP’nin sözcüsü gibi şu başlıkları atmakta ve “Kürt Açılımı”nı kutsal bir proje gibi savunmaktaydı.

Bir zamanlar, Erbakan Hoca’nın Ecevit CHP’siyle koalisyon kurup, tarihi ve talihli hizmetler yapmasını bile büyük bir suç sayan Nurcu-Fetullahcı kafalar şimdi dinsiz ve cani PKK Militanlarının hepsinin affını ve Demokratik Kürdistan’ın kurulmasını alkışlamaktaydı.

Zaman Gazetesi, Kürt açılımında kimlerin kazığını yağlamaktaydı?

'Haçlı seferleri utancımızdır' diyordu, XVI. Benedickt Anderson, ardından Müslüman dünyadan özür diliyordu... Papa, Müslüman dünyadan özürle kalmadı bir de Yahudi soykırımı nedeniyle Yahudilerden özür diledi. (Asıl amaç Yahudilere yaranmaktı, Haçlı özrü araçtı.)

Psikolojik engellerin aşılmasındaki etkileri bir tarafa, tertemiz bir sayfa açmakla da ilişkisi vardır özrün. Özrün, kendine güvenen, gelecek projeksiyonu için birlikte karar vermeyi de öneren bir tarafı vardır. Bazıları için özrün değeri, özrün gereklerini yerine getirmekle anlamlı bulunsa da, kelebek etkisi kadar da olsa, yılların biriktirdiği tortuları başka türlü yerinden oynatmak mümkün değildir.

Özür, samimiyet taşıdığı sürece, siyasetin dar alanlarına hapsedilen çetrefil sorunlara çözüm üreten üst bir dildir. Özrün ehemmiyetini ve gücünü artıran şey, hem kim tarafından söylendiği hem de zamanlamasıdır. Sözgelimi sürekli çizgi ve makas değiştiren bir siyaset adamından herhangi bir konuda gelebilecek 'özür' bir anlam taşımayabilir, bunun içindir ki Gandhi haklı olarak, medeniyetimizin temelindeki en büyük hastalığı tutarlı olmaya bağlamış; söz-inanç-eylem birlikteliğini bu nedenle temel şart olarak koşmuştu.

Evrensel yasaların dili gönül dilidir, çıplak insan gerçeğine uygundur, ne taktik ne de stratejik amaçlar taşırlar... Doğrudan insanı ve mutluluğunu merkeze alırlar, Demirel'in büyük bir pervasızlıkla ifade ettiği "Devlet, politikaları gereğince adam öldürebilir."de saklı olan katliam ve vahşeti de toptan reddederler.            (Yıllarca Nurcular ibadet aşkıyla S. Demirel’e hizmeti şeref saymışlardı. Fetullahcıların o çok övündükleri dış ülkelerdeki CIA merkezi mekteplerini bu Demirel’in desteği ile açmışlardı.) Bir insanın ölümü ile tüm alemin ölümü arasında ilişki (o zaman Fetullah Filistin ve Irak katliamlarının suç ortağıdır) kuran güçlü bir medeniyetin aksları arasında bulunmak, yahut insanı yaşat ki devlet yaşasın düsturuna yazıtlarında yer veren bu kültürün evlatları, daha ne zamana kadar katliamları devlet politikasının bir gereği olarak görmek zorunda?

Diyarbakır hapishanelerinde Kürtlere yapılan işkenceler, ırza tecavüzler, adam öldürmeler, kin, nefret duygularının doğrudan devlete yönelmesine neden olmamış mıydı? (Çarpıtma ve PKK terörünü masumlaştırma)

Kürt sorunu ile yüzleşme bu nedenle sadece bir ırka mensup insanlara dönük günah çıkarmakla üstesinden gelinebilecek bir mesele değil. Bu her şeyden önce, yüzyılların bilgeliğine kan bulaştıran zihniyetle de gerçek bir hesaplaşma olmalıdır. Başlangıcı bunun içindir ki bir özürle açılmalıdır. Ancak zihni kodlarımızda, Kürt sorununu katmerleştiren, bu kültürün cellatlarına karşı gerçek bir hesaplaşma zarurettir, bunun için gerçeğin tecellisine imkân veren çelikten bir irade ortaya koymak şarttır. Ergenekon, bu hesaplaşmanın adresi olmalıdır. Kürt sorununun çözümünü Ergenekon'a bağlarken, söylemeye çalıştığımız şey, bu sürecin bizi demokratik bir devlet paradigmasına götüreceğine duyulan inançtır. "Despot bir devlet, bir parstan daha tehlikelidir ve yırtıcıdır"

Öcalan'ın inisiyatifi hükümete kaptırmamak için tahterevallinin öte ucunda pozisyon kaptığı bir alanda, polemiğe girmeyerek, doğru işler yapan AK Parti'nin sürecin yönetimi ile ilgili söz sahibi olduğunu göstermesi, olabildiğince güvenlik politikalarının dışında özel bir söylem geliştirmesine bağlıdır. (Yani Apo’nun projesini uygulamalıdır.)

Bunun için küçük bir özür... Devlet olarak, bugüne kadar Kürtlere yapılan zulmü ve şiddet politikalarını tel'in etmek, ardından devlet adına zulme uğrayan hakları elinden alınmış Kürtlerden özür dilemek... Özür, iktidara ve devlete zarar vermeyecektir, tersine devletin Kürt evlatlarına sarılmasına, onları kucaklamasına yönelik güçlü bir mesaj verecektir.

Öldürülen ailelerin çocuklarına yapılacak bir-iki ziyaret, çok mu yanlış olur yani? İnsanî açıdan, terör zanlısı da olsa, onları kin nefrete değil, barışa sevk etmek neden yanlış olsun ki... Erdoğan, karizmatik gücünü kullanmayı eğer bir süreden beri saklıyorsa, bunu açığa çıkarmanın tam zamanı. Böylece taktik düzeyde AK Parti'nin etkisini kesmeye çalışan Öcalan ve siyasetteki uzantılarının da beklemediği etkiyi ortaya çıkarabilir... Ardından genel af gelebilir, sivil yeni bir anayasada Kürtlerin anayasal vatandaşlığı konusu da tatlıya bağlanabilir. PKK kaynaklarını yakından izleyenler, genel bir af beklentisinin ne denli yüksek bir beklenti haline geldiğini satır aralarında okuyabilir... Kin ve nefret tohumlarının sona ermesi için kanı kanla temizlemek doğru değil. Devlet kuşatıcı bir genel af ilan edebilirse, kan yerine barışın egemen olduğu bir zemine doğru yol alamaz mıyız?

Elbette ki, Öcalan'ın sorunun çözümünde katkısı olabilir, ancak bu Öcalan'ın çizdiği sınırlar arasında değil, özgürlüklerin bütün vatandaşlara hiçbir kimlik ve aidiyet farkı gözetmeksizin tanınması ile sağlanabilir.

Orgeneral Başbuğ Diyarbakır toplantısında, açılım yapmak isterken, toplumun bütün kesimlerinden temsilcileri çağırmamak suretiyle, doğru ve güzel bir açılımı zaaflarla malul hale getirmişti... Erdoğan, şimdi daha iyisini yapabilir, Diyarbakır'da bütün toplum kesimlerini hiçbir ayırım yapmaksızın mümkünse de pozitif ayrımcılık yaparak, devletin babalığını gösterebilir, hem böylece muhatabın kim olduğu gösterilmiş olur... (Türkleri ve on binlerce şehidi ve ailesini değil, PKK teröristlerini ve DTP’lileri demek istiyor)

Sayın Erdoğan'ın önünde, Türkiye'nin umutlarını tazeleyen önemli bir süreç bulunmaktadır. Cumhurbaşkanı Gül gibi, kendisini demokrasiye ve kronik sorunların çözümüne adamış demokrat bir Cumhurbaşkanı ile sorunun askerî yöntemlerle çözülemeyeceğine inanan bir Genelkurmay Başkanı Orgeneral Sayın İlker Başbuğ'un varlığı, samimi adımların atılmasının ne denli gerekli ve zorunlu olduğunu göstermiyor mu? Şimdi, Öcalan'ın ön almak ve hataya sürüklemek suretiyle inisiyatifi belirlemek istediği Kürt sorununa, Kürtlerin dramına son verecek”[1] (diyordu Zaman Gazetesi. Yani Öcalanın planlarını ondan önce davranıp biz uygulamalıyız ve İsrail’den” aferini” Apo’ya kaptırmamalıyız diye öğüt veriyordu.)

 



[1] Zaman / 28 07 2009 / Ahmet Turan Ayhan


Bu yazarin diger makaleleri

Afganistan’da CIA'ya Ölümcül Darbeler indirilmekteydi Afganistan'ın Host vilayetindeki bir askeri üsse...
Devami
  Atatürk; Müslüman Laiktir!.. Atatürk Maturidi Meşrebdi ve Nakil ile Aklı...
Devami
  Hz. Musa'ya gelen kitabın, aslından ve amacından saptırılmış ve yozlaştırılmış...
Devami
  Genel sömürge valisi gibi davranan ABD Ankara büyükelçisi Ross...
Devami
    Enerjisiz Türkiye Türkiye, enerji tercihlerini yaparken dışa bağımlılığı o...
Devami
HERKES KENDİ AYARINDA!          Nice insan, dünyasına tapınır Putu yitse, günler ahu...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1469

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR